İç – dış Yahudi çekişmesi

Kemalizm ve Siyonizm

Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

Birbiriyle hiç ilgisi yokmuş gibi görünen bu iki kavram aslında birçok yönden yakın bir ilişki ve bağlantı içindedir. Türkiye ile İsrail devletlerinin aynı bölgede iki yakın komşu olarak yer almaları nedeniyle bu iki kavramın gerçek yönlerinin olduğu gibi kamuoyuna yansımasını engellemiş ve bu nedenle Türk kamuoyunda bir bilgi eksikliği ortaya çık­mıştır. Soğuk savaş döneminde,  dünya dengeleri farklı bir çizgide olduğu için bu bölgenin gerçek durumu belirginlik kazanamamış, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra ortaya çıkan şaşkınlık ortamında gerçekçi bir değerlendirme yapılamamış, aradan yıllar geçtikten sonra geleceğe dönük gerçekler yavaş yavaş gün yüzüne çıkmağa başlamıştır. Birbiri ardı sıra gündeme gelen olaylar, bunların yansımaları ve birbirini etkilemeleri karşısında dünya kamuoyu ile birlikte, Türk dünyası da işin görünmeyen yönlerini görmeğe başlamış ve bu doğrultuda geleceğe yönelik olarak daha gerçekçi değerlendirmeler yapılabilme aşamasına gelinmiştir. Bu yazı; yeni dönemin verileri ışığında hazırlanmış olan bir reel politik değerlendirme olarak hazırlanmıştır.

Kemalizm”, Türk ulusunun var olma ideolojisinin adıdır. Türkler on bin yıllık bir halk topluluğudur. Fransız Devrimi sonrasında başlayan uluslaşma sürecinde, çok uluslu bir imparatorluk olan Osmanlı İmparatorluğu’nun, Birinci Dünya Savaşı sonrasında yıkılışını izleyenUlusal Kurtuluş Savaşı sayesinde Türkler,çağdaş anlamıyla bir ulus olarak ve ulus devlet bütünlüğü içinde tarih sahnesine çıkabilmişlerdir. Batının önde gelen emperyalist devletlerinin Anadolu işgaline karşı Mustafa Kemal Paşa’nın öncülüğünde bir ulusal direniş sergileyen Türkler, savaş sürecinde çağdaş anlamda bir ulusal varlık ortaya koyabildikten sonra, devletlerini kurmuşlar ve günümüze kadar bu Türk ulus devleti Türkiye Cumhuriyeti olarak varlığını sürdürmüştür. Üç kıtanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Türk asıllı kavimler ve topluluklar yaşamlarını sürdürürlerken, dünyanın jeopolitik merkezindeki çok uluslu Türk imparatorluğunun yıkılması üzerine, Anadolu ve Rumeli halkı çağdaş anlamda ulus devletlerini, Osmanlının merkez ülkesi olan Anadolu’da, “Misak-ı Milli” sınırları içerisinde tarih sahnesine çıkarabilmişlerdir. Ulus devletler çağı Avrupa’dan başlayarak bütün dünyaya yayıldığı süreçte, Türkler Orta Asya gibi tarih sahnesine çıktıkları bölgede değil ama daha sonraki gelişmeler çerçevesinde dünyanın merkezi bölgesi olan Ön Asya’da kendi ulus devletlerini oluşturarak, modernizemin insanlığa armağanı olan uluslaşma sürecini tamamlamışlardır. Kemalizm, bu süreçte Türklerin uluslaşması ve ulus devlet kurma olgusunun düşünce yapısıdır.

Türkiye’de; Atatürk, Atatürkçülük ve Kemalizm üzerine fazlasıyla kitap yayınlandığı için, emperyalizmin güdümünde, dış güçlerin yönlendirmesi altında olmayan, ulusal eğitim süzgecinden geçerek ulusal olma onurun taşıyan, özgür düşünce ortamında yaşama olanağı bulan Türkler, hem ulusal önderleri Atatürk’ü çok iyi bilmektedirler hem de Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ideolojisi olan Kemalizm’iyakından tanımaktadırlar. Ne var ki, aynı durum İsrail ve Siyonizm’i için Türkiye’de söz konusu olmamıştır. Çünkü bu yeni küçük devlet ile onu yaratan tarihsel ideoloji üzerinde yayın yapılması, bu düşünceyi savunan kesimler tarafından engellenmiştir. Buna rağmen, günümüze kadar Türk dilinde yüzlerce kitap, İsrail Siyonizm ve Yahudiler üzerine yayınlanmıştır. Bugün gelinen aşamadan bu konuları din ve ırk düşmanlığının dışında ele alarak inceleyebilecek derecede yayın, Türkçeye kazandırılmıştır. Cumhuriyet tarihi boyunca İsrail, Siyonizm ve Yahudiler ile ilgili olarak Türkçede bin den fazla kitap yayınlanmıştır. Ayrıca dergi ve gazetelerde sürekli olarak bu konularda yayınlar yapıldığı için konu, Türk kamuoyunda da açıklığa kavuşmuş ve bu doğrultudan, bilimsel araştırmalar ve yayınlar, tıpkı diğer konularda olduğu gibi bir normalleşme süreci içerisinde birbiri ardı sıra yapılabilmiştir. Bugün gerek İnternet üzerinden, gerekse kütüphane kataloglarına dayanarak, İsrail Siyonizm ve Yahudilik konuları artık bilimsel araştırma alanında normal bir çizgide ele alınarak çeşitli çalışmalara konu yapılabilmektedir. Ben de bir bilim adamı olarak,  vatandaşı olduğum Türk Devletinin ortaya çıkış ve varlık düşüncesini yansıtan Kemalizm ile bu coğrafyada bir ırk ve din devleti olarak ortaya çıkan İsrail Devletinin var oluş ve yaşam düşüncesini yansıtan Siyonizm’i, karşılaştırmalı metodoloji çerçevesinde ele alarak bir değerlendirme yapmayı denemeye çalışacağım.

Çok uluslu imparatorluklardan ulus devletlere geçilirken, Avrupa kıtasında Hıristiyanlarla birlikte yüzyıllarca çeşitli ülkelerde yaşamlarını sürdüren Yahudiler, dışlanmağa başlanmış ve Yahudiler de, bir ulus devlete sahip olma arayışı içine girmişlerdir. Roma İmparatorluğu döneminde başlayan ortak yaşam, Orta Çağ’da çekişmeye dönüşünce, karanlık çağlarda birbirini yok etme girişimleri yaşanmış, bu girişimlerden sonuç alınamayınca, Rönesans ve Reform ile dünyaya açılma başlamış ve Avrupa merkezli sömürge imparatorlukları sayesinde insanlık bütün dünyaya yayılmış, Fransız Devrimi sonrasında Avrupa’da ulus devlet modeline geçilmesiyle birlikte, Avrupa kıtasında Hıristiyan devletler birbiri ardı sıra uluslaşma sürecine girmişlerdir. Bu aşamadan, Yahudiler yine dışlanmağa başlanmış, Rus milliyetçiliğinin katı tutumu Yahudileri hedef alınca istenmeyen olaylar yaşanmıştır. Rusya’da hızla gelişen Yahudi karşıtlığı yeniden Avrupa ülkelerine sıçrayınca,Batıdan yaşayan Yahudiler, yıkılmakta olan Osmanlı İmparatorluğuna gelerek, kendileri için kutsal ilân edilen topraklarda bir Yahudi devleti kurmak istemişler, ancak II. Abdülhamit’in buna izin vermemesi üzerine, Birinci Dünya Savaşında Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasına giden sürece katkıda bulunmuşlardır.

Çanakkale ve Suriye bölgelerinde Osmanlı ordularına karşı Yahudi birliklerinin savaştığını ve imparatorluğun yıkılmasından sonra Nil ve Fırat nehirleri arasındaki kutsal bölgede bir Yahudi devleti kurmak için mücadele ettikleri tarihsel kaynaklarla kanıtlanmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere ve Fransa devletleri İsrail devletinin, kurulmasına sıcak bakmayınca, Batı ülkelerinde yaşayan zengin Yahudi lobileri, Amerika Birleşik Devletlerine göç etmişler ve ABD’nin gücünü kullanarak, Siyonist ideolojinin temel noktası olan İsrail’in kurulması için çaba göstermişlerdir. Bu aşamada savaş sırasında Rusya’da meydana gelen sosyalist devrim dünyayı iki ayrı kutba bölmüş, Yahudiler bu durumdan yararlanarak göçe devam etmişler, hızla Filistin’deki Yahudi nüfusu artırmağa çalışmışlardır.

Rusya’daki sosyalist devrime tepki olarak Avrupa ülkelerinde faşizm tırmanışa geçmiş, Mussolini ile başlayan süreç daha sonraları Siyonist örgütlerin desteği ile Hitler sayesinde Yahudi karşıtlığına dönüştürülmüştür. Bu süreçte Balkanlar’daki yoksul Yahudi kitleleri, Avrupa’dan kovularak Filistin’e zorunlu göçe yönlendirilmişlerdir. Hitler, bir anlamda Yahudileri Avrupa’dan kovarak, Orta Doğu’da Filistin topraklarında bir Yahudi devletinin kurulmasına yardımcı olmuştur. Tarihsel süreç içerisinde, Hitler ve İkinci Dünya Savaşı olmasaydı,Yahudilerin Filistin’de devlet kuracak güce ve potansiyele erişmeleri mümkün olmayabilirdi. Savaş sonrasında dünya barışı için kurulan Birleşmiş Milletler örgütünün ilk kararı ile Filistin’de halk oylaması yapılmadan,dünya tarihinde ilk kez bir uluslararası kuruluş kararı yeni bir devlet kurulmuştur. Bu özel durumu yaratan güç, Siyonist lobilerin dünya ekonomisi ve siyasetindeki son derece etkili konumunun bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Takvime göre dünya bugün iki binli yılların başlarını yaşamaktadır. Yahudi takvimini göre ise beş binli yılların ikinci yarısı yaşanmaktadır. Kendi takvimlerini,dünya takviminden daha eskilere götüren bu tutum, altı bin yıla yakın bir süredir bir ayrı varlık olarak dünya tarihinde yer aldıkları inancını göstermektedir. Mezopotamya döneminde dünya tarihine yerleşen bu var oluş olgusu, daha sonraki dönemlerde de devam etmiş ve gerek dinler arası çekişmelerde gerekse daha sonra da uluslararası gelişmelerde her dönemde etkin bir unsur olarak dünya tarihinde belirleyici olmuştur. Roma İmparatorluğu sonrası dönemde, tarihsel olayların doğuşu ve gelişmesinde her zaman Yahudi toplumları ayrı bir unsur olarak devrede olmuşlar ve dünya tarihinin belirlenmesinde etkili güçlerden birisi olarak yönlendirici bir etkiyi her zaman için devrede tutmuşlardır. Bugün de dünyanın en büyük ülkesi olan Amerika Birleşik Devletleri’nde en etkili lobinin Yahudi lobisi olduğu görülmektedir. Ne var ki, örgütlenme düzeyinde bu derece güçlü olmalarına rağmen kendi aralarında çıkan ihtilaflar nedeniyle farklı Yahudi lobileri arasında gündeme gelen ayrılıklar da Yahudilerin gücünü kırmıştır.

Orta çağ Avrupa’sında Hıristiyanlar, Yahudileri ezmeğe çalışırken, Müslüman yönetimindeki Endülüs devletinde Yahudiler, varlıklarını sürdürmüşler hem uygarlığa katkıda bulunmuşlar hem de dünyanın merkez denizi olan Akdeniz üzerinden ticaret ve ekonomideki etkinliklerini sürdürmüşlerdir. Hıristiyanların birliği tarafından 1492’de Endülüs’ün yıkılmasından sonra, Endülüs döneminde İspanya’da yaşayan Yahudiler ikiye ayrılmışlardır. Bir kısmı gemilerle Osmanlı İmparatorluğuna gelerek yerleşmiş, diğer kısmı da dünya kıtalarını keşfeden kâşiflerin ardından okyanuslara açılarak yeni kıtalara yerleşmişlerdir. Böylece dünyanın hem merkezine gelmişler ve Osmanlı ülkesinde yaşam düzeni kurmuşlar hem de, Batı Avrupa’nın sömürge imparatorluklarının çatısı altında bütün dünyaya yayılarak, dünya ticaretini ve ekonomiyi ele geçirmişlerdir. 0 dönemin merkezi devleti Osmanlı imparatorluğu olduğu için, İspanya dönemi sonrasında Yahudiler, bu devletin vatandaşı olarak merkezi coğrafyanın geleceğinde etkinlik sağlamağa çalışmışlardır. Sömürge imparatorlukları ile dünyaya açılan Yahudiler ise ekonomi ve ticareti ele geçirince, güçlü lobiler oluşturmuşlar ve dünyanın gidişini para gücü ile kendi çıkarları doğrultusunda etkilemişlerdir.

Vestfalya Antlaşması (1648) ile birlikte Avrupa kıtasındaki krallıkların giderek ulusal sınırlar içinde ulus devletlere dönüşme süreci başlayınca, Batıda Yahudi kimliği, yeniden sorun olmaya başlamıştır. Avrupa’daki gelişmeler, Rusya’da pogromlara (kıyımlara)  dönüşünce, Yahudi göçleri hızlanmış ve yavaş yavaş kutsal topraklar olarak kabul edilen Filistin bölgesinde bir Yahudi devleti kurma düşü gelişmeğe başlamıştır. Bu bölgenin önemli yerlerinde olan Sion Tepesi bu düşüncenin simgesi haline gelmiş ve daha sonraki dönemlerde bu düşünce “Siyonizm” olarak hızla yayılmış ve bütün Yahudi kitlelerini etkilemiştir. Sion Tepesini dünyanın merkezi yapma düşüncesi ve bu tepenin üzerinde kurulacak bir dünya krallığı düzeni, yeryüzünün çeşitli ülkelerinde baskı ve tepkilerle karşılaşan Yahudi topluluklarının bir yaşam umudu olmuştur. On yedinci yüzyılın Pogromları bu düşüncenin hızla gelişmesine, bütün Yahudi toplumlarını etkisi altına almasına yol açmıştır. Sömürge imparatorluklarında zenginleşen Yahudi lobileri daha sonraları üst düzeyde Siyonist bir örgütlenmeye giderek, dağılmakta olan Osmanlı İmparatorluğundan iki kez resmi heyetler aracılığı ile Filistin bölgesini İsrail devletini kurmak için talep etmişlerdir. Osmanlı döneminde dünyaya yayılmış olan dış Yahudiler bir gün kutsal topraklarda bir araya gelme umudu doğrultusunda Siyonizm’e kayarken, Endülüs’ün yıkılması üzerine Osmanlı ülkesine gelen üçyüz bin Yahudi nüfus da, Osmanlı toprakları üzerinde Seferad topluluğunu kurarak, bu merkezi devletin geleceği ile yakından ilgilenmeğe başlamışlardır.

Bu dönemde dış Yahudiler Siyonizm’e yönelirken, Pogromların Polonya ve benzeri Doğu Avrupa bölgelerinde yayılmasından korkan Osmanlı Yahudileri, bir kurtarıcı Mesih beklemeğe başlamışlar ve bunun sonucu da Osmanlı’nın Ege bölgesinden bir Hahambaşı kendisini kurtarıcı Mesih olarak ilân etmiştir. Bu din adamını önder kabul eden Osmanlı Yahudileri, bir anlamda iç Yahudiler olarak bu kişinin isminden gelen bir çizgide Sabetayizm’i kendileri için bir yaşam felsefesi olarak seçmişlerdir. Pogromlara tepki olarak dış Yahudilerde Siyonizm bir ideoloji olarak öne çıkarken, Osmanlı İmparatorluğunun merkezi topraklarında yaşayan Yahudiler içeride Sabetayizm’i hem bir din hem de bir var oluş ideolojisi olarak benimsemişlerdir. Osmanlı’nın Ege bölgesinde başlayan bu akım daha sonraları hızla Balkan bölgelerinde yayılmış ve Doğu Avrupa ülkelerini de etkilemiştir. Böylece Osmanlı İmparatorluğu döneminde Musevi toplulukları; iç ve dış Yahudiler olarak ikiye ayrılmış, dışarıdakiler Siyonizm’i bir ideoloji ve inanç sistemi olarak benimserken, Osmanlı İmparatorluğunun topraklarında yaşayan iç Yahudiler de Sabetayizmi, bir inanç ve düşünce sistemi olarak kabul etmişlerdir. On yedinci yüzyılda ortaya çıkan bu durum daha sonraki yüzyıllarda gelişerek bir kemikleşmeğe neden olmuş ve Yirminci yüzyılın başlarına gelindiğinde, Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki dünya yapılanmasında ciddi bir Siyonist ve Sabetayist çekişme gündeme gelmiştir. Siyonistler, Osmanlı sonrası dönemde, İngiltere ve Fransa gibi sömürge İmparatorluklar aracılığı ile Osmanlı ülkesine girmeğe çalışırlarken, Osmanlı vatandaşı olan Sabetayistler ise önce Balkan Savaşında kurdukları çetelerle, Balkan bölgesini anayurtları olarak kurtarmak istemişler, ama bunda başarılı olamamışlardır. Vatikan’ın öncülüğünde Avrupa’nın Hıristiyan ülkeleri Osmanlı devletini, Avrupa kıtasından kovmak üzere, Balkan Savaşlarını kışkırtmış ve bunun sonucundan da Sabetay kitleler, Osmanlı’nın ana ülkesi olan Balkanlar’dan kovularak, arka ülkesi olan Anadolu’ya gelmişler ve Balkanlar’da başaramadıkları kurtuluş savaşını Anadolu’daki Türk Ulusal kurtuluş Savaşı’na katkı sağlayarak tamamlamak istemişlerdir. Osmanlı sonrası dönemde Siyonizm, İngiltere ve Fransa aracılığı ile Orta Doğu’ya dış Yahudilerin gelişini örgütlemeğe çalışırken, iç Yahudiler olan Sabetaylar ise Atatürk‘ün önderliğinde gerçekleştirilen Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı içinde yer alarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş bir ulus devlet olmasına katkıda bulunmağa çalışmışlardır. Siyonizm ve Sabetayizm, Osmanlı sonrasında merkezi coğrafyada yeni bir düzen kurulması konusunda anlaşamamışlardır. İngiltere, Siyonistlerin projesine karşı çıkarken, Sabetaylarla işbirliği yapmağa çalışmış Siyonistler ise göçler yoluyla gittikleri Amerika Birleşik Devletlerini kullanarak, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Hitlerin de katkıları ile bir Yahudi devleti olarak İsrail’i, Orta Doğu’da Birleşmiş Milletler kararı ile kurmuşlardır. Böylece Siyonizm esas hedefine ulaşmıştır ama karşısında Kemalizm’in yarattığı bir Türkiye Cumhuriyeti olgusu ile karşılaşmışlardır. Siyonistler ile Sabetayistler arasındaki çekişme nedeniyle, Osmanlı sonrasında bir Büyük İsrail devleti Orta Doğu’da kurulamamıştır.

Siyonizm; bir ideoloji olarak Yahudilerin kutsal topraklarına dönmelerini Nil’den Fırat’a kadar olan merkezi ülkede bir Yahudi devletinin kurulmasını, Kudüs’ün önce İsrail’in, sonra Büyük İsrail Devleti aracılığı ile merkezi coğrafyanın daha sonra da, Yahudilerin ekonomik üstünlükleri aracılığı ile bütün dünyanın, başkenti olmasını, Siyon tepesinde de bir Yahudi krallığının tahtının oluşturulmasını böylece, Siyon tepesinin dünyanın merkezi olarak bütün dünyaya kabul ettirilmesini savunmaktır.

Bir ulusal ve ırksal hedef koyan Yahudilik, Musevi dini aracılığı ile doğuştan Yahudi olmayan kesimlerden de taraftar bulabilmektedir. Hazar döneminden kalan Musevi Tatarlar ile ABD’de hızla yayılan Siyonizm’in ideallerine inanan Hıristiyan kitleleri çatısı altında toplayan Evanjelik tarikatın da, Siyonizm doğrultusunda katı Yahudi lobilerine yardımcı oldukları görülmektedir.

Özelilikle, Türkiye’ye gelen Kırım asıllı Karaimlerin içinde de Siyonizm’in genel hedefleri doğrultusunda hareket eden kesimlere rastlanılmaktadır. Musevi dinini kabul etmiş olan Hazar devletinden kalma Tatarlara ek olarak, günümüzde bir de, Barzani önderliğinde kurulmak istenen Kürdistan devleti nedeniyle Yahudi Kürtler olgusu da gündeme gelmiştir.

Tıpkı, Evanjelikler ya da Karaimler gibi Yahudi Kürtlerin de Siyonizm doğrultusunda hareket ettikleri görülmektedir. İsrail devleti’nin bütün Orta Doğu’nun merkezi olması doğrultusunda, Kürdistan ikinci bir İsrail olarak kurulmakta ve İsrail’in Hazar bölgesine ulaşan kolu olarak Yahudi kimliği içinde Kürt Yahudileri aracılığı ile yer almaktadır. Bir anlamda, Yahudi örgütü olan Siyonizm’in ürünü olarak ortaya çıkan Kürdistan, Yahudi dönmesi olan Sabetaycıların desteklediği Kemalizm’in kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni, yıkılışa götürecek bir tehdit olarak gündeme getirilmektedir.

Yirminci yüzyılın ortalarında Üçüncü Dünya Savaşı’nın çıkacağı, bölge olarak ilân edilen Kuzey Irak’ta bugün Sabetayların desteklediği, Kemalizm’in ürünü olan Türkiye Cumhuriyeti ile Siyonistlerin desteklediği Yahudi Kürdistan Projesi karşı karşıya gelmiştir. On yedinci yüzyılda başlamış olan ve yirminci yüzyılda Osmanlı sonrasında iyice yolları ayrılan Siyonizm ve Sabetayizm çekişmesinin günümüzde Kuzey Irak üzerinde düğümlendiği anlaşılmaktadır. İç Yahudilerin destelediği Kemalist Türkiye Cumhuriyeti, günümüzde dış Yahudilerin desteklediği Siyonist Projenin ikinci adımı olan; Yahudi Kürdistan Projesi ile ortadan kaldırılmak istenmektedir.

Bir anlamda; iç ve dış Yahudiler arasında bu çekişme nedeniyle, Türkler ve Kürtler karşı karşıya gelmekte ve bir Türk-Kürt savaşı ile üçüncü dünya savaşı başlatılmak istenmektedir. Aklı başındaki, Türk ve Kürt kesimlerinin uzak durduğu bu çekişme; günümüzde Siyonizm’in dünya imparatorluğu hedefi doğrultusunda kışkırtılmaktadır. Türkler bu yüzden dünyanın merkezindeki ulus devletlerini yitirme tehlikesi ile karşı karşıyadırlar. Kürtler ise;  yeniden bir savaş sürecinde ezilme tehdidiyle yüz yüzedirler.

ABD öncülüğünde yeni bir dünya düzeni oluşturma projesi, Kuzey Irak topraklarında ikinci bir İsrail olarak Yahudi Kürdistan devletininkurulmasını gündeme getirmiştir, Tevrat ve diğer kutsal kitaplardaki ilkeler doğrultusunda sürdürülen küreselleşme ve bunun uzantısı olan Büyük Orta Doğu Projesi, dünyanın merkezi alanında yer alan bütün İslam coğrafya sının yeniden düzenlenmesini istemekte ve bu doğrultudaki yenilikleri bölge ülkelerine zorla dayatmaktadır. Irak ve Afganistan gibi batı sistemine uzak olan ülkelere asker ve ordu zoru ile değişim dayatılmakta, Türkiye gibi batıya yakın ülkelere ise bu değişim Avrupa Birliği üzerinden demokrasi ve insan hakları gibi kutsal kavramların emperyalist amaçlı kul­lanımıyla baskıyla yaptırılmağa çalıştırılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti önce Büyük Millet Meclisi açılarak yasama yolu ile kurulmuş olan bir hukuk devletidir. Şimdi ise Avrupa Birliği ve küreselleşme gibi süreçler içinde Büyük Orta Doğu gibi projeler aracılığı ile yine demokrasi içinde yasama yolu ile tasfiye edilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelen bütün yasalar Batı emperyalizminin gündeme getirdiği plân ve projeler doğrultusunda Türk devletini ortadan kaldıran yeni yasaları demokrasi içinde çıkartılmaktadır. Her çıkan yeni yasadan sonra, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir parçası daha ortadan kaldırılmış olmaktadır. Avrupa Birliği, Küreselleşme ve Büyük Orta Doğu gibi plân ve projeler Siyonist lobilerin denetiminde Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olan Kemalist Cumhuriyeti ortadan kaldırmaktadır. Bir anlamda; günümüz koşullarında küresel emperyalizm üzerinden Siyonizm ve Kemalizm karşı karşıya gelmiş bulunmaktadır.

Siyonistler, gerçek kimliklerini gizlerlerken Avrupa Birliği, Küreselleşme, Amerikancı ya da Büyük Orta Doğu Projesi doğrultusunda ılımlı İslamcı görünerek açıktan Kemalizm’e ve onun eseri olan Türkiye Cumhuriyeti ulus devletine her açıdan saldırmağa çalışmaktalar ve hiç çekinmeden, Türk devletinin geleneksel yapısını yansıtanı siyasal ve hukuki düzenim ortadan kaldırılması doğrultusundaki her türlü değişim ve yenilik önerilerine sıcak bakarak, bunların gerçekleşmesi ile Kemalist Cumhuriyetin tasfiyesini hedeflemektedirler. Yirminci yüzyılın başlarında kurulmuş olan Kemalist Cumhuriyet, bir yüzyıl sonra küresel emperyalizmi kontrolü altına alan Siyonizm’in saldırıları ile tasfiye edilme aşamasına gelmiştir. Siyonizm, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurdurmuş olduğu küçük İsrail devletini büyütebilmek için, Büyük İsrail’in kurulması doğrultusunda bütün Orta Doğu ülkelerinin küçük parçalara ve eyaletlere bölünmesini gündeme getiren emperyalist projeleri, Amerikan ordusunun ve küresel emperyalizmin desteği ile gerçekleştirmeğe çalışmaktadır. Büyük İsrail’in oluşturulması doğrultusunda Türkiye’nin küçültülmesi, devlet olarak tasfiyesi ve merkezi bölgenin Siyonizm’in tam anlamıyla denetimine geçmesi söz konusudur. Tarihsel süreç içinde emperya­lizme karşı ortaya çıkan Kemalizm, Siyonizm’in denetimindeki emperyalizm tarafından tasfiye edilmektedir.

Türk ulusu, Büyük Atatürkün önderliğinde sahip olduğu Kemalist Cumhuriyetini dünyanın merkezi coğrafyasından korumak durumundadır. Bu doğrultuda ikinci bir ulusal var olma mücadelesi gündeme gelmektedir. Siyonizm ve emperyalizmin saldırıları karşısında kalan Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan gelen Kemalist yapısını korumak durumunda kalmıştır. Bu aşamada devlet ve millet kaynaşması sağlanarak dışa karşı direnilmesi gerekirken yine Siyonizm ve emperyalizmin ortaklaşa yarattığı senaryolar doğrultusunda, Türkiye’de bir laik devlet ve Müslüman millet çatışması çıkartılmaktadır. Son elli yıldır Siyonizm ve emperyalizmin plânları ve kışkırtmaları doğrultusunda, sürekli olarak iç kavgalarla uğraşmak zorunda kalmış olan Türk devleti, Kemalist yapısını koruyamamış ve bu bölgedeki Kemalizm, Siyonizm çekişmesinde kazanan taraf sürekli olarak Siyonizm olmuştur.

Türk devletinin laik ve çağdaş yapılanmasından fazlasıyla yararlanan İsrail devleti, etkili olduğu Amerikan devletinin gücünü kullanarak, Orta Doğu’da Kemalist Türkiye’yi bütün Arap ve İslam dünyasına karşı bir koruyucu şemsiye olarak kullanmış ve küreselleşme döneminde ise yeni dönemin koşullarına uyarak, ABD desteği ile kendi gerçek Siyonist projesini uygulamaya aktarırken, Türkiye Cumhuriyetinin parçalanmasını ya da dağılmasını zorlayabilecek adımları, Kuzey Irak’taki ikinci İsrail projesi ile dost ve müttefik olduğu Türk devletine karşı atmıştır. Gelinen aşamada, Kuzey Irak’ta Siyonist İsrail ile Kemalist Türkiye karşı karşıya bir durumdadır. Artık eskisi gibi laiklik ya da Batıcı çağdaşlılık çizgisinde bir dayanışma söz konusu değil. Ama bir din devleti olan İsrail’in kendi devlet modelini bölge ülkelerine dayatması söz konusudur. Türkiye Cumhuriyeti de, bir bölge devleti olarak böylesine bir dayatmanın hedef aldığı ülkelerin en başın da gelmektedir. Bu yüzden ABD’deki Siyonist lobinin desteği ile “ılımlı İslam projesi”devreye girmiş, Avrupa üzerinden laik bir devlet kurmuş olan Türkiye’yi, Orta Doğu üzerinden İsrail’in din devleti modeline doğru değişime zorlamaktadırlar.

Siyonizm, bir din devleti olan İsrail’in genişleyebilmesi ve Müslüman coğrafyada İslam dünyasını işbirlikçi bir düzene oturtması için geliştirilen ılımlı İslam modeli,  para ile desteklenen cemaatler aracılığı ile gerçekleştirmeğe çalışmaktadır. Bu süreçte İslam cemaatleri ikiye ayrılarak, dışa açık bir çizgiden küresel işbirliğine yönelen cemaatler paraya boğulmakta ve giderek kapitalistleşen İslam cemaatleri aracılığı ile Müslüman ülkeleri uluslararası kapitalist sistemin denetimi altına alınmakta, zenginleşen cemaatler öne geçerken, ulus devletler ve onların kendi toplumlarındaki ulusal yapıları bütünüyle tasfiye edilmektedir. Dıştan para ile desteklenen projelerin tamamı ulus devletleri tasfiye eden ve kapitalistleşen cemaatler aracılığı ile İslam dünyasını Siyonizm ve küresel emperyalizmin denetimine açın girişimlerdir. Bu yoldan küçük İsrail tüm İslam dünyasını denetimi altına alarak Büyük İsrail projesinin önünü açmaktadır.

Kemalist Cumhuriyetin kurucusu. Atatürk, henüz İsrail devletinin kurulmadığı bir dönemde, Çankaya köşkündeki bir söyleşi sırasında; İsrail devletinin, merkezi coğrafyadan uzak bir yerde Avustralya’da, oluşturulması gereğini dile getirmiştir

Osmanlı İmparatorluğu sonrasında dünyanın merkezi coğrafyasında bir ulus devlet kuran Büyük Atatürk, Yahudilerin iki bin yıllık geri dönüş senaryolarını ve üç yüz yıllık Siyonizm’in tarihini iyi bildiği için, Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmasıyla birlikte, kendi kurmuş olduğu ulusal ve laik cumhuriyetin tehlikeye gireceğini görmüş ve İsrail için Avustralya kıtasını adres olarak göstermiştir.

Yahudilerin kendi ırk devletlerini kurabilmeleri için; İngilizlerin Uganda’yı, Fransızların Madagaskar’ı önermelerinin reddedildiğini iyi bilen Mustafa Kemal Atatürk, kendi geliştirdiği Kemalist model ile Siyonist devlet modellerinin karşı karşıya geleceğini ve bir çatışmanın ortaya çıkacağını, jeopolitiği iyi bilen bir askeri otorite olarak önceden görebilmiştir. Çünkü Filistin’de kurulacak küçük bir İsrail devleti, bir buçuk milyarlık İslam dünyası içinde farklı bir din devleti olarak ayakta kalamazdı. Küçük İsrail’den Büyük İsrail’e geçiş için ikinci bir atılıma gereksinme vardı.

Sovyetler Birliği döneminde küçük İsrail bölgede yerleştirildikten sonra, Sovyet sonrası dönemde Büyük İsrail atılımına sıra gelmiştir. Böylesine bir büyük atılım ise küçük bir devlet olan İsrail’in gücü ile olamazdı. Dünyanın süper gücü olan Amerika Birleşik Devletleri’nin gücü bu doğrultuda kullanılması gerekiyordu. Bu doğrultuda, küreselleşme ve yenidünya düzeni açılımları yapıldıktan sonra, 11 Eylül kışkırtması (provokasyonu) ile eyleme geçildi ve bugünkü durum, Amerikanın İslam dünyasına askeri saldırısı ile proje devre­ye sokulmuş oldu.

İsrail’i ve Siyonizm’e tehdit eden en büyük ve güçlü Arap devleti olan Irak öncelikle bir askeri saldırı ile tasfiye edilmiştir. Bu devletin topraklarında yaşayan bir alt kimlikli etnik grup işbirlikçi bir çizgide örgütlene­rek, Kuzey Irak’ta bir kukla devlet Siyonizm’in ise Büyük İsrail’in çıkarları doğrultusunda Orta Doğu ülkelerine bir kukla devlet oluşumu dayatılmıştır. Büyük İsrail amacı doğrultusunda kukla devlet Büyük Kürdistan’a dönüştürülerek İran, Suriye ve Türkiye’nin parçalanması Irak’ın dağılmasından sonra gerçekleştirilmeğe çalışılmaktadır. İran gibi diğer bölge ülkelerinin parçalanmaları ve ortaya küçük eyalet devletçiklerinin çıkartılması yine Siyonizm’in savunduğu Büyük İsrail projesine uyguna düşecek adımlar olarak görünmektedir.

Böyle bir aşamada Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu sağlayan Lozan Antlaşmasını delen yasalar çıkartılmakta ve batı emperyalizminin İngiltere üzerinden bu coğrafya için önerdiği Sevr haritası yeniden güncelleştirilmektedir. Balkanlar da başlamış olan ikinci Balkanizasyon projesi Yugoslavya’nın dağılmasından sonra, tıpkı yirminci yüzyılın başlarında olduğu gibi yeniden Sevr haritalarıyla Balkanizasyon, Anadolu’ya ve Orta Doğu’ya taşınmak is­tenmektedir. Bu süreçte, Siyonizm, Batılı emperyalist devletler ile bölge ülkelerine karşı işbirliği yapmaktadır.

Beş yüz yıllık sömürge imparatorluklarının ticaret merkezlerinde ekono­miyi ele geçiren Yahudi lobileri, dünyanın merkezine yerleşerek, Büyük İsrail’in merkezinde yer alacağı bir dünya imparatorluğu kurmağa yöneldiği aşamada, sahip oldukları büyük ekonomik gücü, küresel sermaye olarak bölge­ye getirmekte ve bölgedeki her şeyi para gücü ile satın almaktadırlar. Türk devletindeki son dönemde gerçekleştirilen özelleştirmelerde hep küresel sermayenin,  Siyonist lobilerin yönlendirmesi ile hareket ettiği görülmektedir. Bir anlamda küresel sermaye aracılığı ile Yahudi lobileri Türkiye üzerinde, Orta Doğu’ya gelmekte ve her şeyi satın alarak,devletleri tasfiye ederken, halkların ve ulusların ülkelerini de para gücü ile ellerinden al­maktadırlar. Siyonizm, Amerika’daki Yahudi lobilerinin örgütlü gücü ile ABD gücünü kendi çıkarları doğrultusunda kullanmakta, en büyük Arap tehdidi olan Irak’ın tasfiyesinden sonra, büyük Şii tehdidinin merkezi olan İran’ı saldırı ve savaş yolu ile ortadan kaldırılmak istenmektedir. Bu arada Batı emperyalizminin ve Siyonizm’in bölgedeki üssü olarak kullanılan Türkiye ise demokrasi içinde yasama yolu ile tasfiye edilerek,  Büyük İsrail plânı doğrultusunda Anadolu’da gayrimüslim küçük eyalet devletlerinin önünü açacak girişimler, birbiri ardı sıra uygulama alanına getirilmektedir.

Son olarak çıkartılan Vakıflar Yasası hızla Anadolu’daki Müslüman yapıyı tasfiye ederek, eski Bizans dönemine geri dönüşü sağlayacak ve Yeni Bizans Projesinin tipik örneği olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçiril­miştir. Özelleştirme, yerelleştirme ve demokratikleştirme var olan yapıların tasfiye edilmesinde, Yeni Bizans ya da Büyük İsrail projelerinin ger­çekleştirilmesinde araç olarak kullanılan politikalar olarak sürekli bir biçimde gündemde tutulmaktadırlar.

“Siyonizm” kavramı genel anlamda dinci ya da aşırı milliyetçi kesimlerin ele aldığı bir sözcüktür. Türkiye’deki laik ve çağdaş uygarlıktan yana olan toplum kesimleri içinde Siyonist kadrolar çok örgütlü olduğu ve gayrimüslim cemaatler bu kavramları kendi çıkarları doğrultusunda kullandıkları içini, Atatürkçü ve Kemalist kadrolar, Siyonizm konusuna uzak kalmışlardır. Siyonizm’i, İslamcı ya da aşırı milliyetçi kesimlerin malzeme olarak kullanması da, Atatürkçü ve Kemalist kesimlerin Siyonizm olgusuna mesafeli davranmalarına yol açmıştır. Bu kesimlerin içinde yer alan bazı Sabetayist ya da Siyonist kadrolar da, Siyonizm kavramının Türk kamuoyundan uzak kalması için çaba göstermişlerdir. Bu çarpıklık nedeni ile haksız yere Müslüman çoğunluk sürekli olarak şeriatçı gösterilmiş,gerçek şeriatçı kesimlerle Müslüman çoğunluk karıştırılmış ve bu nedenle ortaya beklenmeyen durumlar çıkmıştır. Türk toplumunun büyük çoğunluğunu Müslüman olması gerçeği dikkate alınarak, daha dikkatli bir laiklik politikasının uygulanması gerekliliği iyi anlaşılamamış, sanki bütün Müslüman halk şeriatçıymış gibi bir durum yaratılmıştır. Böylesine bir çarpıklık­tan Siyonizm yine yararlanmasını bilmiş ve ılımlı İslam politikalarını destekleyerek, dinci politikaların laik devleti tasfiye edeceği bir iktidarın oluşumuna katkı sağlamıştır. Uluslararası kapitalist sistemin çıkarları doğrultusunda neoliberalizmi savunan gayrimüslim aydınların siyasal İslam’ı ya da ılımlı İslam’ı desteklemelerini sağlamışlara ve bu yoldan, demok­rasi içinde ulus devletin ve laik cumhuriyetin tasfiyesine giden yolu açmışlardır. Türkiye’deki İslamcılar ile neoliberallerin ulus devlete ve Atatürk’e karşı yürüttükleri ittifakın arkasında; Amerikan Siyonist lobilerinin etkisi olduğu zaman geçtikçe daha iyi anlaşılır bir noktaya gelmiştir. Antiemperyalizm çizgisinde kurulmuş olan Kemalist Cumhuriyet, Siyonizm’im Büyük İsrail hedefi doğrultusunda ılımlı İslam’ı kullanmasıyla ve liberalle ile ılımlı İslamcılar arasındaki ittifak aracılığı ile ortadan kaldırılmak istenmektedir.

İslamcılar şimdiye kadar Siyonizm’i,din kavgası çerçevesinde ele ala­rak, İslam’ın “cihat” anlayışı çerçevesinde Yahudi devletinin ortadan kaldırıl­masını savunurlardı. Şimdi ise; ılımlı İslamcılar, Siyonizm yokmuş gibi ha­reket etmekte, ABD’deki Siyonist lobilerin desteği ve katkıları ile Büyük İsrail’in gerçekleşebilmesi için Büyük Orta Doğu Projesi çerçevesinde kendilerine verilen bütün görevleri yerine getirmektedirler. Sahip oldukları medya kanalları ile bu doğrultuda kamuoyu yaratmaktalar, yine patronu oldukları şirketleri ve holdingleri, emperyalizm ve Siyonizm’in işbirliği ve ortaklığı çerçevesinde, İslam dünyasının uluslararası kapitalist sisteme monte edilmesi doğrultusunda, ABD’den gelen direktifler yönünde,   yönlendirmektedirler.

Bu noktada,İslamcılar ikiye bölünmüştürMilli görüş ve devletten yana olan geleneksel İslamcılar ile Siyonizm’in ve emperyalizmim güdümündeki Büyük Orta Doğu Projesine soyunan işbirlikçi ılımlı İslamcılar, ar­tık birbirlerinden ayrı bir çizgide hareket etmektedirler.  Siyonizm ılımlı İslam aracılığı ile Orta Doğu’yu Büyük İsrail Projesine ve bölgesel bir konfederasyonun kurulmasına hazır bir hale getirmeğe uğraşmaktadır. Orta Doğu Birleşik Devletlerinin kurulabilmesi için Atlantik Emperyalizmi,  İsrail ve Siyonizm’in desteğinde hem Talabani hem de Barzani yönetimlerini kullan­maktadır. Bu iki işbirlikçi önderin güdümündeki kukla devleti ise Türkiye’ye yamayarak, Arapların ve İranlıların tehdidinden korumak istemektedirler. Bir anlamda Kemalist Türkiye; kendisini bölerek ortadan kaldıracak olan emperyalist ve Siyonist projenin, hem uygulayıcısı hem de koruyucusu konumuna getirilmek istenmektedir. Yıllarca aldatılan Türk ulusu ve bölge halkları, iyice aptal yerine konularak, kendilerini ve devletlerini yok edecek plân ve projelere alet edilmeğe çalışılmaktadır.

Bu tür oyunlara Türk ulusunun,yirminci yüzyılın başlarında Atatürk’ün önderliğinde karşı çıktığını Milletimizin, Kemalist Cumhuriyetini korumaya kararlı olduğunu artık batılı emperyalistlerin ve Siyonistlerin görmeleri gerekmektedir. Eskisi gibi soğuk savaş döneminin dehşet dengelerinden yararlanarak, aldatıcı politikaların uygulama dönemi geride kalmıştır.

Kemalizm Türkiye Cumhuriyetinin, Siyonizm ise İsrail devletinin kurucu ideolojisidir. Her iki ideoloji de tarihsel süreç içerisinde, dünyamın merkezi coğrafyasında iki ayrı bağımsız devlet meydana getirmiştir. Kemalist Türkiye Cumhuriyeti, çağdaş ve laik bir ulus devlet olmasına rağmen, Siyonist İsrail devleti bir din ve ırk devletidir.  İki bin yıl önce Orta Doğudan bütün dünyaya yayılmış olan Yahudiler, bu aşamaya kadar hiç bir yerde bir ulus devlet kurmamışlar ve bu nedenle de uluslaşmamışlardır. Ama Mezo­potamya döneminden başlayarak bir ırk olarak her zaman varlıklarını korumuşlar ve kutsal kitapları doğrultusunda da dinlerini sürdürmüşlerdir. İsrail devletinin arkasında altı bin yıla yaklaşan Yahudi tarihi vardır. Türkiye Cumhuriyetinin arkasında, ise on bin yıllık Türk tarihi bulunmaktadır. Türk­lerin ilk dünya sahnesine çıktıkları Ural Altay bölgesindeki yaşamlarından başlayarak günümüze kadar on bin yıllık bir tarih süreci geçmiştir. İsrail devletinin arkasında altı bin yıllık bir tarihsel birikim ve bilinç vardır. Türkiye Cumhuriyetinin arkasında ise Büyük Atatürk’ün tarih araştırmala­rında ortaya koyduğu gibi on bin yıllık bir Türk tarihi birikimi ve bilinci bulunmaktadır. Türk tarihi ve Türk Dil Kurumları bu doğrultuda kurulmuş, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi yine bu çizgide açılarak bilimsel çalışmalar ile yeni Türk devleti bir bilimsel temele oturtulmağa çalışılmıştır.Yaşamda tek yol gösterici olarak bilimi benimsemiş olan kurucu önder Atatürk, Türki­ye Cumhuriyetini bir bilim ve hukuk devleti olarak örgütlemiştir. Her türlü emperyalist baskıya rağmen, Türk devletinin günümüze kadar varlığını koruyabilmesinin nedeni; bilimsel ve hukuki temeller üzerine kurulmuş olmasıdır.

Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu günden bu yana bir yazılı anayasası bulunmaktadır. Ama İsrail devleti bir din devleti olduğu için Tevrat esaslarına göre yönetilmekte ve bir yazılı anayasaya sahip bulunmamaktadır. Anaya­sa konusu olan idari ve hukuki konular belirli alanlarda temel yasalar çıkartılarak düzenlenmektedir.

Siyonizm, bir ulus ya da ulus devlete değil ama bir ırka ve de bir dine dayanmakta, bu ırk ile dinin üstünlüğünü bütün dünyaya kabul ettirmek istemektedir. Siyonizm bu yönü ile doğası gereği emperyalist bir ideolojidir. Kemalizm ise emperyalist devletlere karşı savaşılarak kurulan bir ulus devletin ideolojisi olduğu için antiemperyal bir düşünce sistemidir. Atatürk bütün mazlum milletlerin uyanışı doğrultu­sunda Batılı emperyalistlere karşı savaşarak, Türkiye Cumhuriyetini antiemperyalist çizgide, tam bağımsız bir devlet olarak kurmuştur. Bu açıdan; Kemalist Cumhuriyet bütün üçüncü dünya ülkelerine örnek ve model olmuştur. Bugün de emperyalist Batıya karşı bütün güney ve doğu ülkelerine yine antiemperyalist çizgide Kemalizm ve Türkiye Cumhuriyeti yol ve yön göstermektedir. Türkiye devletini yönetenlerin bu gerçeği iyi bilmeleri gerekmektedir.

Ne var kiAtlantik emperyalizmi ve İsrail Siyonizm, Türk devletinin başına, kendilerine yakın işbirlikçi politikacıların gelebilmesi için yoğun baskı uygulayarak, Türk devletinin bağımsız politikalarının önünü kesmektedirler.

Misyonerlik örgütü ve okulları ile kültürel yönden bölgede bulunan ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Orta Doğa ya askeri güç olarak gelmesi ve İsrail devletinin kurulmasıyla birlikte, Türk devletinin iç ve dış siyaseti her zaman İsrail ağırlıklı olmuştur. ABD’deki Siyonist lobiler aracılığı ile Siyonizm’in ve İsrail’in istekleri doğrultusunda Türkiye istenilen yöne sürüklenmiştir. Yirminci yüzyılın ortalarından itibaren de, Rockafeller Eisonhower ve Fullbright burslusu politikacılar aracılığı ile Türk devleti Atlantik Emperyalizminin ve İsrail Siyonizm’inin istekleri doğrultu­sunda yönetilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, Siyonizm’in ve emperyalizmin yönlendirmesi doğrultusunda, kendi ulusal çıkarlarına tamamen ters düşen doğrultuda hareket ettirilmiş ve kuruluş ideolojisi olan Kemalizm’den saptırılarak, Siyonizm’in ve emper­yalizmin merkezi coğrafyadaki işbirlikçi ülkesi konumuna sürüklenmiştir.

Cezayir gibi bir üçüncü dünya ülkesinin antiemperyalist ulusal kurtuluş mücadelesini desteklemesi gereken Kemalist Türkiye Cumhuriyet’i, Atatürk’ün ölümünden sonra Batı emperyalizminin güdümüne girerek, emperyalist güç olan Fransa’dan yana tavır almak durumunda kalmış ve böylece; bütün Asya ve Afrika ülkelerinin Batı emperyalizmine karşı desteğini yitirmiştir. ABD’yi, İsrail’in çıkarla­rı doğrultusunda yönlendirene Siyonist lobiler, ABD’ye bağımlı olan Türkiye’yi de Amerika üzerinden Siyonizm’in istekleri ve çıkarları doğrultusunda siyasal laboratuar ülke konumuna sürüklemiştir.

Siyonizm ve Atlantik emperyalizminin işbirliği, Türkiye Cumhuriyetini sürekli olarak kuruluş ideolojisi olan Kemalizm’in genel ilkelerinden uzaklaştırmakta, İsrail merkezli Siyonizm sahip olduğu uluslararası lobiler aracılığı ile Orta Doğuda kendi politikalarını yürütmekte ve Türkiye merkezi Kemalizm’in bölgede etkin olmasını önlemektedir. Bağımlı siyasalı kadro­ların işbirlikçiliğinde Kemalist Cumhuriyet, teslimiyetçi bir yapıya tutsak edilmekte, Türkiye’nin jeopolitiğinden gelen üstünlüklerini kullanmasına ve toparlanmalarına izin verilmemektedir. Sürekli saldırgan bir emperyalist yaklaşımla, Türkiye’nin gündemi meşgul edilmekte,Türk kamuoyunun serbest kalmasına izin verilmemekte, Türk ulusunun kendine gelip, dünyadaki gelişmeleri yorumlaması, gelişmeler karşısında kendisine ulusal bir yön çizmesi önlenmektedir. Çünkü ABD ve İsrail’,Türkiye Cumhuriyetinin kendi toparlayarak, eski Osmanlı hinterlandı ile Türk dünyasında etkin bir önderliğe kalkışmasından korkmaktadırlar.

Siyonist lobiler,  Kemalizm’in gerekli kıldığı böylesine bir bölgesel önderliği Türkiye’nin yapmaması için her türlü engeli çıkartmakta ve kendi yetiştirdikleri işbirlikçi politik kadrolar ile Kemalist Türkiye Cumhuriyetini Siyonist ve emperyalizmin çıkarları doğrultusundan uydu politikalara tutsak etmektedir­ler. Siyonizm emperyalizm üzerinden, Kemalizm’in önünü kapatırken,   Büyük Orta Doğu Projesi üzerinden,  İsrail merkezli bir büyük siyasal yapılanmayı hazırlamaktadır.

Siyonizm’in, Büyük İsrail Projesini bir İsrail diplomatı olan Oded Yinon, Amerika’da yayınlanan Siyonist lobilerin dergisi olan Kivinum isimli yayın organında 1982 yılında yayınladığı “Orta Doğu İçin Siyonist Plân” isimli makalesinde, dünya kamuoyuna açıklamıştır.   Türkiye’de de yayınlana bu makale, Siyonizm’in Orta Doğu ürerinden dünya hegemonya plânını açıkça ortaya koymaktadır. Soğuk savaşın geride kaldığı bu aşamada, artık bütün plân ve projeler açıkça yayınlandığına göre,Türk kamuoyu da Türk devleti ve ulusunun geleceği ile ilgili bütün uluslararası görüşleri ve plânlara öğrenmek ve tartışarak kendi yolunu bulmak durumundadır. İsrael Shahak isimli Musevi yazarın bu konudaki makalesi Umran Dergisinin Nisan–2006 sayısında Türkçe olarak yayınlanmıştır. Oded Yinon tarafından açıklanan; Siyonizm’in Orta Doğu plânı,  bölge devletlerinin küçük eyaletlere bölünerek,  Kudüs’ün başkent olacağı Büyük İsraile bağlanmasını öngörmektedir.

Kuzey Irak’taki Kürt devleti bu doğrultuda bölgedeki dört devletin parçala­narak eyaletlerinin Orta Doğu Birleşik devletleri adı altında bir araya gelmelerinin önünü açacak bir siyasal kart olarak, Siyonizm ve Atlantik em­peryalizmi tarafından kullanılmaktadır.  Amerikan devletinin merkezini işgal eden Yeni Muhafazakâr kadro, Cumhuriyetçi Parti iktidarını bu doğrultuda yönlendirmekte, Amerikan Evanjelik Kilisesi de bu doğrultuda Büyük İsrail’in kurulması için çalışmaktadır.

Kuzey Irak’taki kukla devlet Küçük İsrail’den, Büyük İsrail’e geçiş için bir köprü olarak kullanılmakta, Kürt kartı ile Türkiye’nin de içinde yer aldığı dört büyük bölge devleti parçalanarak, eyaletler halinde İsrail ve Siyonizm’in denetime altına girmektedir. Kemalizm açısından hiç bir biçimde kabul edilemeyecek olan bu yeni durum, Siyonizm’in var olması ve yoluna devam edebilmesi açısından zorunlu görünmektedir. Bu açıdan, İsrail’in var olma ideolojisi olarak Siyonizm ile Türkiye Cumhuriyetinin varlık ideolojisi olan Kemalizm karşı karşıya gelmiştir. Siyonizm yoluna devam edebilmek için;liberal kanatlarla ılımlı İslamcıları bir araya getirmekte, yeni ekonomik ve siyasal politikalarla ulus devletin ve Atatürk’ün laik ve çağdaş cumhuriyetinin ortadan kalkmasına giden yollar açılmağa çalışılmaktadır.

Bu aşamada; Türk vatandaşı olan iç Yahudileri temsil eden Sabetaycılar arasında bir bölünmenin meydana geldiği, İsrail’in 1967 yılında Kudüs’ü işgal etmesinden sonra bazı Sabetay kesim­lerin Türk üst kimliğinden vazgeçerek, yeniden ırksal kimlikleri olanı Yahudiliğe geri dönerek,  Siyonist lobilerle beraber ortak hareket ettikleri görülmektedir. Özellikle medya ve basında yer alan Sabetaycı kadrolar içinde Sabetyizm’den, Siyonizme geçiş çok hızlı olmuş ve Türk kamuoyundaki dengeler, Siyonizm lehine değişmiştir. Bu nedenle; gayrimüslim liberallerin ulus devlet ve Atatürk karşıtlığında ılımlı İslamcılarla kutsal bir Siyonist ittifaka yöneldikleri açıkça ortaya çıkmıştır.

Siyonizm, bir ırk ve dini esas alan, hegemonya projesidir. Kemalizm ise bir ulusu ve laik düzeni esas alan, kendini koruma ve çağdaş yaşam düzeni kurma projesidir. Siyonizm, bir hegemonya arayışı içinde olduğu için emperyalisttir, Kemalizm ise saldırgan Batı emperyalizmine karşı bir direnişin ve ulusal var olmanın, dik durmanın ideolojisi olduğu için, antiemperyalisttir.

Batı emperyalizmine karşı, mazlum Doğu uluslarının uyanışını hedefleyen bir direnişin ideolojisi olarak Kemalizm, bütün yirminci yüzyıl boyunca dünyanın çeşitli ülkelerindeki antiemperyalist, ulusal kurtuluş savaşlarına öncülük etmiş ve yön göstermiştir. Kemalizm bir ulus olarak Türklere yol gösterdiği gibi, emperyalizmin baskısı altındaki tüm diğer uluslara da tam bağımsızlık yönünü göstermektedir. Siyonizm ise Yahudi ırkının üstünlüğü düşüncesinden hareket ederek, küresel sermayeyi denetimi altına alan Yahudi lobilerinin dünyaya ekonomik ve siyasal açıdan egemen olmasını istemektedir. Kemalizm her türlü ırkçı ve dinci düşünceyi dışlarken, vicdan ve din özgürlüğü çerçevesinde herkesin dini inancına saygı göstermiştir.  Laik ve çağdaş bir devlet düzeni içerisinde herkesin din ve vicdan özgürlüğü çağdaş bir anayasal düzen çerçevesinde güvence altına alınmıştır. Tevrat’ın anayasa yerine geçerli olduğu İsrail devletinde ise sadece Yahudi ırkından olanlara vatandaş olma hakkı tanınmakta, İsrail sınırları içinde yaşayan Araplara ve Müslümanlara ise eşit bir vatandaşlık hakkı verilmemek­tedir. Çağdışı bir tutumu yansıtan böylesine bir model, İsrail üzerin­den bütün bölgeye örnek gösterilirken,  Mustafa Kemal Atatürk’ün bütün din­lere eşit mesafede yaklaşan laik devlet düzeni göz ardı edilmek istenmektedir.

Kemalizm ve Siyonizm kavramları genellikle aşarı dinci kesimlerin beraberce ele alarak saldırdıkları konuların başında gelmektedir. İki ayrı devletin ve düzenin ortaya çıkışının düşünce sistemleri olan bu kavramlarım birbirleriyle karıştırılması son derece tehlikeli sonuçlar yaratmakta ve sanki Kemalizm din düşmanıymış gibi gösterilerek, Siyonistlerin Müslüman katliamlarından yararlanılarak, böylesine olumsuz sonuçlara ulaşılmağa ça­lışılmaktadır. Bu makalede ele alındığı üzere; Kemalizm ve Siyonizm, birbirinden çok farklı ve hatta birbirine karşıt iki ayrı kavramdır. Berabere ele alınmaları ve karıştırılmalarının önlenmesi gerekmektedir.

Türk dünyası ile Yahudi dünyasının gerçekleri birbirinden çok farklıdır. Ayrıca, iki ideolojinin kurucuları olan İsrail devleti ile Türkiye Cumhuriyeti’nin koşulları ve modelleri de birbirinden oldukça farklıdır. İslam karşıt­lığında iki ideolojiyi bir araya getirmek oldukça yanlıştır. Ancak bu yanlışlık; Siyonizm’in, Türkiye’yi kullanması doğrultusunda İsrail’in işine yaradığı için sürekli körüklenmektedir. Ulusumuz, Siyonist kışkırtmalara ya da emperyalist oyanlara alet yapılarak, bir Laik-Müslüman çatışmasına sürüklenmemelidir. Türk devletinin milletiyle kaynaşarak yoluna devam etmesi için, Türk ulusu bu durumun farkına varması gereklidir.

Neoliberaller ve işbirlikçi İslamcılar aracılığı Atatürk ve Kemalizm bir tabu olmaktan çıkartılarak her yönü ile Türkiye’de eleştirilmektedir. O zaman İsrail ve Siyonizmde bir tabu olmaktan çıkartılarak tarihsel gerçekler doğrultusunda ele alınarak eleştirilebilmelidir. Kemalizm ve Siyonizm arasındaki farklılıklar, kamuoyundan gizlenmemelidir. Kemalizm bir saptırma ile Siyonizm ile birlikte ele alınarak, Türk toplumunun Müslüman yapısına karşıymış gibi gösterilmemelidir. Gerçekleri çarptırıcı emperyalist provakosyonlar ve saptırmalar, medyada yer alan Siyonist kadrolar öncülüğünde, emperyalist güçlerin istekleri ve amaçları doğrultusunda, Türkiye de yeni iç çatışmalara ve karışıklıklara meydan vermemelidir.

Kemalizm nasıl her yönü ile tartışılıyorsa, Atlantik emperyalizmi ve İsrail Siyonizm’i de, her yönü ile tarihsel gerçekler dikkate alınarak kamuoyu önünde tartışılabilmelidir.0 zaman Türk devletinin bitmediği, Türkiye Cumhuriyetinin çok büyük jeopolitik üstünlüklere sahip olduğu, Kemalizm’in günümüzde de geçerli olduğu ve Siyonizm ile taban tabana zıt olduğu için örtüşmesinin mümkün olmadığı anlaşılacaktır.

Kemalizm ve Siyonizm, aşırı dincilere ve keskin milliyetçilere bırakılamayacak derecede önemli kavramlardır.  Bu nedenle;  her iki kavramın bütün boyutları ile gündeme getirilmesi ve her yönü ile tartışılmasında Türkiye Cumhuriyetinin,İsrail devletinin ve bütün Orta Doğunun geleceği açısından sayısız yararlar bulunmaktadır. En azından bölgede kalıcı bir barış düzenine geçilmesinde, Siyonizm ve Büyük İsrail projelerinin savaş isteyen yaklaşımlarının açıklığa kavuşturulması açısından daha geniş boyutlu tartışmalara gereksinme vardır.

Türkler ve Yahudiler bu coğrafyada Araplar ve diğer halklarla barış içinde birlikte yaşayacaklarsa; bütün gerçeklerin ortaya dökülmesi gerekmektedir. 0 zaman görülecektir ki; bölgenin geleceği için sadece ılımlı İslam projesi değil ama aynı zamanda Kemalist projede yol ve yön göstermektedir. Gerçekçi bir laik düzen her zaman için ılımlı İslam projesinden daha fazla bölgenin diş dünya ile bütün­leşmesine yardımcı olacaktır.

Kemalizm’in, Türkiye’de yaratmış olduğu çağdaş laik üniter ve ulusal devlet modeli, bütün bölge ülkeleri için yaşamsal önemde bir örnektir. Bu dikkate alınmadan, Atlantik ötesinden Orta Doğu’nun gelece­ği ile ilgili plân ve projeler uygulama alanına konulamaz.

Siyonizm, artık Kemalizm’i tasfiye ederek bir yere gidemeyeceğini görebilmeli ve Kemalizm’in hem bölge düzenine, hem de dünya barışına olan katkılarını kabul ederek, hakkını teslim etmelidir.

Kemalist Türkiye’nin ayakta kalması bölge barışına hizmet edeceği için, tüm Orta Doğu ülkeleri ile İsrail’in de yararına olacaktır.

___________________________________

KAYNAKÇA

I- Türkkaya Ataöv, Siyonizm ve Irkçılık.

2- Ralph Schoenman, Siyonizmin Gizli Tarihi.

3- İlan Greilsammer, Siyonizm.

4- M.Kemal Öke, II. Abdülhamit, Siyonistler, Filistin.

5- François Georgeon, Kemalizm ve İslam Dünyası.

6- Moshe Sevilla Sharon, Türkiye Yahudileri.

7- Tekin Alp, Kemalizm.

8- Anıl Çeçen,  Kemalizm.

9- Anıl Çeçen, Türkiye’nin B Plânı.

10-Anıl Çeçen, Türkiye Cumhuriyeti Ulus Devleti.

Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Dergisi Haziran 2008, Sayı: 117” dan yorumsuz alıntıdır. Bülent Pakman. Ocak 2013.

Facebook Widgets

Bakü Ofis 2011Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

2 Responses to İç – dış Yahudi çekişmesi

  1. Osman dedi ki:

    Kemalizmin getirmiş olduğu yeni Türkiye düzeni sizinde dediyiniz 10000 yıllık Türk tarihini ikiye bulmuştur. 9900 yıllık Türk tarihinde Türkler ilk kez dünyada dönen bu entrikalara bu kadar uzak bırakılmıştır. Devlet kendine has bir.dusunce yapısından uzak tüm emperyalizme ve Siyonizme karşı olan silahlarını kendi eli ile batı ve Yahudi alemine teslim etmiştir. İslam dusuncesi devlet yapısından çıkarılmış halifelik kaldırılmış emperyalizmin ve Siyonizmin önündeki en büyük engeller Kemalizmin eli ile Türk devletinden sokulmustur. Sizin de dediyiniz gibi sultan 2. Abdülhamid kesinlikle.yahudi devletine karşı çıkmıştır. O kadar yanlı yazilmis bir makale ki sultan 2, absulhitin şiddetle karşı çıktığı ortadoğuda ki İsrail devletinin tehlikeleri.dusuncesini Mustafa kemal paşaya atfetmissiniz. Unutmayın Türk devleti yorgun ve yeni bir devlet gardi dusmus savaşacak halı yok. Ne hilafeti ne de padişahın İslamcı ruhumu taşıyabilecek.gucu kalmış. Çünkü hilafet ve saltanat emperyalizmin o zamanları en büyük düşmanı ve islamin iki büyük silahı şimdi siz Atatürkün ben her dine her anlayısi felsefesi ile bi silah olusturdugunuzuu soyluyorsunuz. Ve bunu salt altı boş sözlerle desteklemeye çalışıyorsunuz. Ama farkında olmadığınız şey şu ki İslam zaten yönetim anlayışı çerçevesinde her dine anlayışa eşit mesafede. Genel.itibari ile.yaziniz heyecan vericiydi kaleminize sağlık.

    • bpakman dedi ki:

      10000 yıllık Türk tarihini Sevr ile sona etmekteyken Mustafa Kemal Atatürk kurtarmıştır. Atatürk’ten önce zaten Türk dünyası Türk’ün ne olduğunu bilmiyordu. Türk’e Türk diyen sadece gavurlardı. İçi boş olan hilafetti. Arap’lar halifeye isyan ettiler Halife ordusunu arkadan vurdular. Hintli müslümanlar Halife ordusuna karşı çarpıştılar. Birinci dünya savaşında Halife’nin fetva ile yardıma çağırdığı hiçbir müslüman Halife’yi takmadı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.