Azerbaycan’da Fethullah

Kaymak sevenler…

Sohbet yoğurt ve süt ürünleri üzerine değil. Önceden söyleyeyim ki, bu yazıyı yazarken ne araştırma vereceğim, ne istatistiki rakamlar, ne de samballı saydığınız adamların üstü görüşlerine başvurarak sizi iknaya çalışacağım. Kendi deneyimlerim ve yontulmamış, rendelenmemiş fikirlerim bunlar.

Konu Nurcular ve onların çok insanın umurunda olmadığı Azerbaycan’daki kurbanlarıdır. Bu Nurcular o mübareklerdir ki, ben onların nur ve ışığına karşı çoktan siyah gözlük takmaya başladım. Ben onların deyimi ile, dersek bu o tısbağayam (tosbağa/kaplumbağa B.Pakman) ki, çanaklarından çıktım ve onların derinden, yavaş ama sağlam basarak devam ettikleri hareketi beğenmedim.

Bundan hiç çekinmiyorum ve utanmıyorum çünkü ben de o kurbanlar gibi o camianın ağlarına düştüğümde, sadece 12 yaşındaydım. Bir çok şeyi ben değil, bilgisi olmayan ailem seçti.

98 yılı idi. Ücra bir bölgede ücra bir köyde 6’ncı sınıfta okuyordum. Okulda derslerim iyi babam da okul müdürüydü. Bir gün geldi eve, bir sınav defterini masaya koyarak dedi, çalışsan daha iyi yerde okuyacaksın. Neyse ben bu kılavuzda sorularla tanıştım. Bir süre sonra ise sınava girdim. Kötü geçmemişti. Sonradan belli oldu ki sınavı kazanmışım.

Bir siyah Volga ile okuldan temsilciler bize gelmişlerdi. Üye geldiğinde masa etrafında oturmaya alışık biri idim. Bu nedenle beni sonradan çağırdılar. Renkli kravatlı, ince bıyıklı Türklerle görüştüm ama onlarla oturan amcamı ve tanıdığım komşuyu ise saymadım. Bunun üstüne bu Türkler bir espiri de patlattılar. Semaver çayı ve reçel galiba onların hoşuna gitmişti. Kısacası, babamın “evet” ini aldılar ve ben o taraftaki bu Türk okuluna çok hevesle kayıt oldum.

Bu yeni okulda dersler çok mükemmel hazırlanmıştı Özellikle İngilizce dersi. Bir süre sonra, sınıf rehberimize ek “abi” dedikleri terbiyeciyi bize tanıştırdılar. Sonradan anladım ki, onun fonksiyonları terbiyecilikten daha geniştir. O konuya önce ana, vatan, bayrak, marş vb-bu gibi konularla başlamıştı. Daha sonra ise konuşmalarda verdiği örnekler dini konularda olmaya başladı. Sohbetlerindeki bu dini türden hikayelere rivayetler de dahil olmaya başlamıştı. Bu meclislerde yer almak öğrencileri bir çok şekilde cezbediyordu çünkü gün içinde normal koşullarda verilmeyen çay, bisküvi ve meyve ikram ediliyordu. Geceyarısı ise daha ilginç olanlara lezzetli yemekler. Peygamberin hayatı, örnek sahabiler hakkında hikayeler dinlemekle meşgul olduktan sonra, sonda bu yaşıtlarının “kaymağı” olan çocuklara namaz kılmak ve Fethullah’ın “kırılgan” konuşmalarını dinletilmeye başlandı. Her toplantı sonunda söylenen ise “tedbirli” olmaya çağrı ve uyarı idi.

Dersten ötedeki en önemli faaliyet-futbol, basketbol veya masa tenisi idi. Okul sınırlarından izinsiz kontrolsüz dışarıya çıkılamazdı. Anlayacağınız kapalı bir atmosfer yaratıp, bu yıllar içinde yapabildikleri kadar çok öğrencisi beynini yıkadılar ve bu işi çok incelikle götürdüler. Bölgelerdeki okullarda bu işi daha sert şekilde yapıyorlardı. Sebep ise tahmin ettiğiniz gibi daha ağır olan ekonomik durum, bilgisizlik ve tahsilsizlik idi.

Bakü’de ve diğer büyük şehirlerde de ellerinden geleni yaptılar. Reklamları, spor yarışmalarında kazanılan yüksek dereceler, yüksek okullara kabulde elde edilen yüksek başarılar idi. Bu istatistiksel olguların altında yıllar boyunca çok güzel gizlendiler ve ideolojilerini toplumdan seçtikleri “kaymak”lara empoze ettiler. Sporcu olan zeki beyinleri bu ideoloji ile kazanmaları ve özgür bırakmamaları/esir almaları ise en üzücü nokta.

Onlar her zaman her yerde kaymaklarla çalışır. Ülkemizdeki potansiyel beyinleri kendilerine çektiler ve kendilerinden biri ettiler. Ellerinin ulaşamadığı bazılarına ise Araz kurslarıyla etki göstermeye çalıştılar ve bu çocukların başarısını kendi başarıları gibi tanıttılar..

Bu belayı başımıza kim açtı? Kim izin verdi bu belanın Azerbaycan sınırlarından içeriye girmesine? Gözleri bağlamakta usta olan bu hakimiyet takımının işine geliyordu: birileri gelsin hem bunların eğitim perdesi altında kıçını kurtarsın, hem de düşünen beyinlerin zihnini uyuştursunlar bu din-önyargıları ile, onları zararsızlaştırsınlar – yani iki taraf arasında alçakça bir işlem. İyi bir İngilizce ifade aklıma geldi: there is no such thing as a free lunch.

Her meseleye bakışta bu kaymak toplayanların limitleri saptandı. Farklı düşünce, farklı yaklaşım, toplumdaki süreçlere herhangi bir ilişki onların gözardı ettiği şeylerdir. Ayrıca siyasi yükseliş ve makam.

Edebiyat deyince ise onlar kendilerinin Nurculuk kitapları ve onlarla hemfikir yazarların kitaplarından başka herşeyi çoktan kenara bırakmıştır. Yani hiç ellerine de alıp baktıkları olmamıştı. Burda genelden bahsettiğimi unutmamalı. Bu kamptan kurtulan veya nedense hala orda katlanıp yola verenleri kastetmiyorum.

Güç iktidar kimde olduysa bu topluluk onlarla işbirliği yaparak, kendilerini ise samimiyet ve tevazu içinde gösterdiler. Tüm kaymaklara da bu aşılandı.

Beni rahatsız eden en önemli meseleye geleyim; bu kaymaklar bizim bu rejimle mücadelede kıçlarını bile kıpırdatmazlar. Onları hiçbirşey dürtmez, gıdıklamaz. Onları en çok ilgilendiren mesele Türkiye’deki siyasi durumdur. Erdoğancı olmayanlar onların baş düşmanıdır. Fethullah ise onların “papası”. Azerbaycan gerçekleri, kim var ne yapar onların umurunda değil. Yeter ki bu iktidarla olan işbirlikleri bozulmasın. Dedikleri bir cümle var: Başının üstünde kim durur dursun sabır ve itaat edeceksin. Peygamber bunu ne zaman, hangi durumda söylemiş, onları zerre de ilgilendirmiyor.

Benim onlardan bir ricam var.

Aziz dostlar, kardeşler, abiler, ablalar ya bir zamanlar zekanız, aklınız ile seçildiniz. Sizi kaymak olarak topladılar, bugün ise sizleri kaymaklardan yoğurt olarak çalmaktalar. Önerim odur ki uyanabilirseniz uyanın, yağ olmak gibi seçiminiz var.

Bu ülkenin kaderi her bir bireyine, yani sizlere de bağlı. Haksızlıklara, hukuksuzluklara neden göz yumuyor? Vicdanınız neden köle gibi yaşamayı kabul ediyor? Özgür düşünme yeteneğinizi siz ne zaman kaybettiniz? Özgür müsünüz ? Düşünün bunları.

Orhan Cavadov tarafından kaleme alınan yukarıdaki makaleyi
Türkiye Türkçesine çeviren ve alıntı yapmama izin veren Nilgün Saryal’a çok teşekkürler. Makalenin orijinali Azerbaycan Türkçesi ile aşağıda yazı sonunda verilmiştir.

Fethullah Gülen okulları Azerbaycan’da serbestçe eğitim veriyor. 2009 rakamlarıyla Çağ Öğretim Şirketi’ne bağlı Bakü, Sumgayıt, Mingeçevir, Şeki, Lenkeran, Guba, Nahçivan, Ağdaş gibi büyük şehirlerde 12 adet ilköğretim ve lise, Bakü ve Sumgayıt’da Araz Kursları adı altında 13 adet üniversite hazırlık dersaneleri ve Bakü’de Kafkas Üniversitesi bulunmaktadır. Azerbaycan’ın Fethullah okullarına neden bu kadar toleranslı olduğuna dair şöyle bir gerekçe öne sürülüyordu:  “Bizde 12 okulları var. 12’de sabitledik. Öyle bir ortayol bulduk onlarla. Sonuçta yanımız İran. Suudilerin faaliyetleri var. E din bir kesim için mutlaka olacak. O zaman biz de böylesi olsun, dedik

Bu arada çok sorulduğu için not: Bakü Türk İlkokulu – Bakü Türk Anadolu Lisesi Fethullah okulu değildir.MEB’e bağlıdır. http://batio.meb.k12.tr/   http://www.facebook.com/B.T.Anadolu.Liseyi?filter=2

Samanyolu TV kanalı Bakü’de kablo paketi içinde yayın yapmaktadır

Bu arada Samanyolu TV’nin Azerbaycan tarafından kapatıldığı şeklinde Türkiye’de yanlış bir kanaat var. İşin aslı şöyle. 2010 yılı Eylül ayında Azerbaycan’da karasal yayın yapan yani normal metal-çubuk antenle izlenebilen Türk ve yabancı kanallar, TRT hariç, kapatıldı. Kapatılanların arasında Rus ‘Rossiya’ ve ‘ORT’ kanallarıyla Türk ‘Samanyolu’ ve ‘Kanal D’ de vardı. Samanyolu bundan etkilenmedi çünkü önceden istihbarat alıp lokal Hazar TVyi kurmuştu. Yani Fethullah cemaati Azerbaycan’da Kablo TV nin yanında karasal yayınını da sürdürmektedir.

Son gelişme

Erdoğan’ın iktidarı boyunca palazlandırdığı Feto okulları Cemaatle aralarının bozulmasıyla birden bire tukaka oldu. Erdoğan İlham Aliyev’den Azerbaycan’daki Feto okul ve dersanelerini kapatmasını rica etmek için 5 Nisan’da Bakü’ye gelmişti. http://bit.ly/1nkbhot. Ardından Azerbaycandaki Cemaat okulları ve dersaneleri önce Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi’nden SOCAR’ın  Azerbaycan Uluslararası Eğitim Merkezine  (UEM) bağlandı 18 Haziran 2014 tarihinde de bu kuruluş tarafından kapatılmasına karar verildi. http://www.hurriyet.com.tr/dunya/26638932.asp Azerbaycan Türkçesi ile:  http://www.anspress.com/index.php?a=2&cid=1&lng=az&nid=278288

Bülent Pakman. 22 Nisan 2013. Son güncelleme Haziran 2014. İzin alınmadan, aktif link verilmeden yayımlamaz, alıntı yapılamaz.

Ayrıca okumak için lütfen tıklayın: Azerbaycan’da din

Orhan Cavadov’un yazı girişinde Türkiye Türkçesini verdiğimiz makalesinin orijinali:

Qaymaq sevənlər

Söhbət qatıq və süd məhsullarından getməyəcək. Əvvəlcədən deyim ki, bu yazını yazanda nə araşdırma aparacam, nə statistik rəqəmlər, nə də ki samballı saydığınız adamların fövqəl fikirlərinə müraciət edərək sizi inandırmağa çalışacam. Öz təcrübəm və yonulmamış, rəndələnməmiş fikirlərimdir.

Bəhsini edəcəyim mövzu nurçular və onların cox insanın vecinə olmadığı Azərbaycandakı qurbanlarıdır. Bu nurçular o mübarəklərdir ki, mən onların nur və işığına qarşı coxdan qara eynək taxmağa başlamışam. Mən onların təbirincə desək həmin o tısbağayam ki, çanaqlarından çıxdım sonra isə onların altdan-altdan, yavaş ama bərk basaraq davam etdikləri hərəkatı bəyənmədim.

Bundan heç çəkinmirəm və utanmıram çünki mən də o qurbanlar kimi o camiaya düşərkən cəmi 12 yaşım vardı. Bir çox şeyi mən deyil, məlumatı olmayan ailəm seçmişdi.

98-ci il idi. Ucqar bir rayonda ucqar bir kənddə 6-cı sinifdə oxuyurdum. Məktəbdə dərslərim yaxşı atam da direktor idi. Bir gün gəldi evə, bir imtahan kitabçasını masaya qoyaraq dedi, çalışsan daha yaxşı yerdə oxuyacaqsan. Nəysə mən həmin kitabçadakı suallarla tanış oldum. Bir müddət sonra isə imtahana girdim. Pis keçməmişdi. Sonradan məlum olmuşdu ki keçmişəm.

Bir qara volqa ilə məktəbdən nümayəndələr bizə gəlmişdilər. Qonaq gələndə masa etrafında oturmağa alışmamış biri idim. Ona görə də məni sonradan çağırmalı oldular. Rəngli qalstuklu, incə bığlı türklərlə görüşdüm amma onlarla oturan əmimi və tanıdığım qonşunu isə saymadım. Bunun üstünə bu türklər bir espiri də partlatdılar. Samovar çayı və mürəbbə deyəsən onlara xoş təsir bağışlamışdı. Bir sözlə, atamın “hə”sini aldılar və mən iki rayon o tərəfdəki  bu türk məktəbinə cox həvəslə yerləşdim.

Bu yeni məktəbdə dərslər cox əla təsir bağışlamışdı. Xüsusilə ingilis dili dərsi. Zaman keçdikcə, sinif rəhbərimizdən əlavə “abi” adlandırdıqları tərbiyəçini bizə təqdim etdilər. Sonradan anladim ki, onun funksiyaları tərbiyəçilikdən də genişdir. O məsələyə ana, vətən, bayraq, himn və s- bu kimi mövzularla başlamışdı. Daha sonra isə söhbətlərdə verdiyi misallar dini çalar almağa başladı. Söhbətlərinə bu dini qəbildən olan hekayələr rəvayətlər daxil olmağa başlamışdı. Bu məclislərdə iştirak etməyə şagirdləri bir çox şey cəlb edirdi – gün ərzində normal verilməyən çay, şirniyyat, meyvə. Gecəyarısı isə daha maraqlı olanlara dadlı yemək. Peyğəmbərin həyatı, örnək səhabilər haqqında hekayə dinləmək məşğuliyyəti sonda bu yaşıdlarının qaymağı olan uşaqların namaz qılmaq və Fəthullahın “kövrək” nitqlərini dinləməklə əvəz olundu. En sonda söylənən isə “tədbirli” olmağa cağırış və xəbərdarlıq idi.

Dərsdən kənardakı maksimum fəaliyyət- futbol, basketbol ve ya stolüstü tenis idi. Məktəbin sərhədlərindən icazəsiz nəzarətsiz kənara cıxa bilməzdin. Başa düşdüyünüz kimi qapalı bir atmosfer yaradıb bu illər içində bacardıqları qədər cox şagirdi beyinyumaya məruz qoydular və bu işi cox incəliklə apardılar. Bölgələrdəki məktəblərdə bu işi daha sərt şəkildə aparırdılar. Səbəb isə təxmin etdiyiniz kimi daha ağır olan iqtisadi durum,məlumatsızliq və təhsilsizlik idi. Bakıda və digər böyük şəhərlərdə də əllərindən gələni etdilər. Bayraqları, alibiləri keçirilən olimpiadalarda tutulan yüksək yerlər, ali məktəblərə qəbulda əldə edilən yüksək nailiyyətlər idi. Bu statistik faktların altında illər boyunca çox gözəl gizləndilər və idealogiyalarını cəmiyyətdən seçdikləri qaymaqlara yeritdilər. Olimpiadçı olan zəki beyinləri bu idealogiya ilə qazanmaları və əldən buraxmamaqları isə ən üzücü noqtədir.

Onlar həmişə hər yerdə qaymaqlarla işlədilər. Bu ölkəmizdəki potensial beyinləri özlərinə çəkdilər və özlərindən biri etdilər. Əlləri çatmayan bəzilərinə isə Araz kurslarıyla təsir göstərməyə çalışdılar və həmin uşaqların uğurunu öz uğurları kimi qələmə verdilər.

Bu bəlanı başımiza kim açdı? Kim buraxdı bu bəlanı Azərbaycan hüdudlarına? Göz örtməkdə usta olan bu hakimiyyət komandasına sərf edirdi ki biriləri gəlsin həm bunların götünü qurtarsın təhsil pərdəsi altında həm də düşünən beyinlərin başını qatsınlar bu din-xürafatla, onları zərərsizlədirşinlər-yəni iki tərəf arasında alçaqca sövdələşmə. Yaxşı bir ingiliscə ifadə yadıma düşdü- there is no such thing as a free lunch.

Hər məsələyə baxışda bu qaymaq toplayanların limitləri müəyyən olunub. Fərqli düşüncə, fərqli yanaşma, cəmiyyətdəki proseslərə hər hansı bir münasibət onların gözardı etdiyi şeylərdir. Eləcə də siyasi çıxış və mövqe.

Ədəbiyyat dedikdə isə onlar özlərinin nurçuluq kitabları və onlarla həmfikir yazarların kitablarından başqa hərşeyi çoxdan qırağa qoyublar. Yəni heç əllərinə də alıb baxdıqları olmayıb. Burda düşünülməsin ki mən umumiləşdirirəm. Bu düşərgədən qurtulan və ya hansısa səbəbdən hələ də orda dözüb yola verənləri nəzərdə tutmuram.

Güc iqtidar kimdə oldusa bu tayfa onlarla işbirliyi edib özlərini isə səmimiyyət və təvazö çətirində göstərdilər. Bütün qaymaqlara da bu aşılandı.

Məni narahat edən ən mühüm məsələyə gəlim; bu qaymaqlar bizim bu rejimlə mübarizədə götlərini belə tərpətmirlər. Onları hecnə dürtmür, qıdıqlamır. Onları maksimum maraqlandıran məsələ Türkiyədəki siyasi durumdur. Erdoğançı olmayanlar onların göz düşmənidir. Fethullah isə onların “papası”. Azərbaycan reallığında kim var neynəyir onların vecinə deyil. Yetər ki bu hakimiyyətlə olan işbirlikləri pozulmasın. Dedikləri bir cümlə var: Başının üstündə kim durur dursun səbr və itaət edəcəksən. Peyğəmbər bunu nə vaxt, hansı situasiyada deyib onları zərrə də maraqlandırmır.

Mənim onlara müraciətim var.

Əziz dostlar, qardaşlar, abilər, ablalar axı bir vaxtlar sizin intelektiniz ağıl dərrakəniz çoxluqdan seçilirdi. Sizi qaymaq olaraq yığdılar, bu gün isə siz qaymaqlardan qatıq olaraq çalırlar. Təklifim odur ki ayıla bilsəz ayılın, yağ olmaq kimi seçiminiz var.

Bu ölkənin taleyi hər bir fərddən eləcə də sizdən asılıdır. Haqsızlıqlara hüquq tapdalanmalarına niyə göz yumursuz? Vicdanınız niyə qul kimi yaşamağı qəbul edir? Azad düşünməyi axı siz hansı arada itirdiniz? Ümumiyyətlə siz azad oldunuzmu? Düşünün bunları.

Orxan Cavadov http://kultura.az/articles.php?item_id=20130414080113410&sec_id=46

AZERBAYCAN GÜNLÜKLERİ:

Bakü’ye gelmeyi düşünen Türk vatandaşlarına yardım için şahsi görüşler yanında bazı bölümleri kaynakları verilmiş yorumlu-yorumsuz alıntılarla derlenmiştir, tenkidi (eleştirel) ya da başka hiç bir amacı yoktur.  Yaşanmakta olan hızlı gelişimler sonucu çok şeyin değişmekte, güncelliğini yitirmekte olduğu da göz önüne alınmalı, burada yazılan herşeyin doğru ve aktüel olduğu düşünülmemelidir.  Kelimelerin çoklu anlamlarında ve ifadelerde tam bilgi sahibi olunmadan değerlendirmeler yapılması da yanlış anlamalara sebep olabilir.

Türkiye’de Azerbaycan Türklerine yanlışlıkla Azeri konuştukları dile de Azerice denmektedir. Azeriler İran’da yaşayan küçük bir etnik topluluktur. Doğrusu Türkiye Türklerine göre “Azerbaycan Türkleri” ve “Azerbaycan Türkçesi” olup  Azerbaycan Türklerine göre ise  “Azerbaycan Halkı” ve “Azerbaycan’ca” veya “Azerbaycan Dili”dir. Günlüklerimizde arada Azerice ve Azeri kelimelerinin kullanılmasının sebebi arama motorlarına daha çok o şekilde girilmesindendir. alternatif link

Kurtlar olur çobanların koyunu
İtten öğrenirse, kendi soyunu
“Azerilik” komunizmin oyunu
Azeri değiliz, Türk oğlu Türk’üz!

Bahtiyar VAHAPZADE

Twitter Widgets Facebook Widgets

OLYMPUS DIGITAL CAMERABülent Pakman kimdir? https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s