Boraltan Köprüsü

Rus Bolşevikler tarafından 1920 de işgal edilen Azerbaycan 2. Dünya savaşında mecburen Rusların yanında yer aldı, Rus ordusuna asker verdi, çok sayıda Azerbaycan Türkü yok yere hayatını kaybetti, sakat kaldı veya Almanlara esir düştü. Savaştan sonra Stalin Azerbaycan’da cadı avı başlattı, bir çok Azerbaycan Türkünü, özellikle Almanlara esir düşenleri  Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle zindanlara attırdı, Sibirya’ya sürdü, kurşuna dizdirdi. Bu baskılardan kaçan doktor, hakim, mühendis ve öğretmenlerden oluşan 146 Azerbaycan Türkü aydın 1944 yılında  Aras Nehri üzerinden Boraltan Köprüsü’nü geçerek ana yurtları bildikleri Türkiye’ye sığındılar.

O tarihte Almanlar yenildi, Türkiye de tarafsızlıktan çark ederek Mihver devletlerden uzaklaşıp Müttefiklerin safına kaydı. Sovyet Komünist rejim kaçan Azerileri takip ederek yerlerini tespit etti ve Türkiye’den istedi. Bu 146 Azeriyi zamanın İsmet İnönü hükümeti hiç çekinmeden trenlere doldurtarak tekrar huduttaki Boraltan Köprüsü’ne naklettirdi. Çekingen, ihtiyatlı ve cesaretsiz olmasıyla bilinen İnönü aslında Ruslardan korkmuşsa da bunu “Misak-ı Milli hudutları dışında Türk unsuru kabul etmiyoruz” gerekçesiyle kamufle etmişti. Dönemin hükümeti, Aras Nehri’nin kenarındaki sınırdaki karakola telgraf çekti, İnönü iş başında o zaman, ve mültecilerin iade işleminin gerçekleştirilmesini istedi. Karakol komutanı gözlerine inanamadı. Emri defalarca teyit ettirdi. Ancak Ankara’dan kesin ve net emir geldi, “Azerileri teslim edin“. Durumu anlayan Azerbaycan Türkleri, Türk askerlerinin boynuna sarılıp yalvardılar, “Ne olur bizi teslim etmeyin. Bizi burada siz kurşuna dizin, kendi toprağımızda, kendi öz gardaşımızın, kendi bayrağımızın altında bizi öldürün” dediler. Ancak Ankara’dan gelen emir netti. Boraltan Köprüsü’nü geçen Azerbaycan Türkleri, köprünün hemen karşısında Türk askerlerinin, Türk subaylarının gözleri önünde elleri bağlanmış olarak infaz edildiler. Karakol komutanının bu elim manzara sonrasında intihar ederek canına kıydığı söylenir.

Azerbaycan Türkü kardeşlerimiz Kars’tan geçerken, istasyon kenarındaki evlerden bu faciaya tanıklık eden birçok Karslı olmuştu. Buralardan geçen o 146 kişi üzerlerinde ne kadar kıymetli eşya varsa trenin pencerelerinden halka attılar. Sadece üzerlerinde bir gömlek ve bir pantolon kaldı. Azeriler demişler ki “zaten biz hududu geçtiğimizde öldürüleceğiz.” Hatta bununla alakalı bir dörtlük vardır:

Bizi siz öldürün vermeyin Rus’a,
Yakışmaz bu şerefe sığmaz namusa,
Bizi siz öldürün vermeyin Rus’a

ve bunu bağıra bağıra söylediler. Ruslar teslim aldıkları Azerbaycan Türklerini safa dizip makineli tüfekle oracıkta taradılar.

Bu olay Ekim 1965’te yapılan seçim öncesinde 7 Ekim 1965 Süleyman Demirel’in Adalet Partisi ve gazetesi “Adalet” tarafından bu şekilde gündeme getirildi, imzasız başyazıda İnönü’nün 12 büyük günahı sayılırken Boraltan faciası da zikredildi.

Boraltan Köprüsü katliamının yıllarca halktan gizlendiği anlatan Kars’ın ilk kültür ve kütüphane müdürlerinden Temraz Kesemenli’ye göre: Ruslara teslim edilen 146 Azeri sığınmacının Boraltan Köprüsü’nden geçerken yükselen feryatlarına birçok Karslı tanıklık etti, 1944’te İsmet İnönü’nün emriyle Azerileri götüren memur akli dengesini yitirdi ve akıl hastanesinde vefat etti, Boraltan faciası Türk tarihine bir kara leke olarak geçti.

Azerbaycan Türklerin kurşuna dizilmeden önce söyledikleri ağıt:

Boraltan bir köprü, aşar geçer Aras’ı,
Yuğsan Aras suyuyla, çıkmaz yüzün karası.

Karası, karası, merhamet fukarası,
Karası, karası, merhamet fukarası,

Düşman bekler karşıda, önüne kattı beni,
Can alınan çarşıda, kardeşim sattı beni.

Dönüp seslendim geri, merhametsiz birine,
Beni siz vursaydınız, şu gavurun yerine.

Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan anlatıyor:

“1944 başları idi. Rusya’dan kaçıp Türkiye’ye sığınan çoğunluğu Azeri olan Türklerin Rusya’ya iade edileceğini duyduk. Bunun üzerine ben Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Gedeleç’i aradım, babamın arkadaşı idi. Kendisine maksadımı belirtmeden İsmet Paşa ile çok tanışmak istediğimi söyledim. Elini öpmek için bir randevu verir misin dedim. Olur dedi ve bir süre sonra telefon etti. Paşa Termal’e geliyor, şu gün şu saatte orada ol; ama Paşa seninle ancak ayakta konuşacak, programı dolu dedi. Gittim orada bekliyorken Paşa merdivenlerden indi. Kemal Bey beni takdim etti. ‘Böyle bir rivayet duyduk ama tabii inanmadık Paşam?’ dedim. ‘Siz kimsiniz, ne karışıyorsunuz?’ dedi. Benim babamı da az çok tanırdı, söyledim ve ‘Eğer kardeşlerimiz teslim edilirlerse muhakkak kurşuna dizilecekler!’ dedim. Paşa ‘Siz karışmayın, biz kararımızı verdik’ dedi. Ben ‘Eğer kararınız teslim etmek yönünde ise tarih önünde çok ağır bir yükün altına gireceksiniz. Osmanlı Devleti bütün baskılara rağmen kendine sığınan Polonyalıları vermemişti. Bu davranışından dolayı İngiltere’de Osmanlı sadrazamının arabasının atlarını çözüp gençler çekmişti. O Sadrazam ne kadar şeref payesi almışsa siz de o kadar aksini alacaksınız’ dedim. Çok kızdı. Sen git dersine çalış. Ne karışıyorsun ” deyip çıktı. Daha sonra bu insanları verdiler. Müthiş sansür vardı, hiçbir haber yayınlayamadık bu konuda. Bence bana orada başlayan kinini Tabutluk işkenceleriyle aldı.” 

Azerbaycan Türkü şair  Elmas Yıldırım (Almas İldirim), bu olayı “Dönek Kardeş” adlı şiirinde dile getirmiş:

Türk denince özü, sözü mert olur,
Dost deyince ayrılmaz bir fert olur,
Kardeş deyip dara düşsem, sığınsam,
Şimden geru bu bana bir dert olur.
Ben ne diyem bu vefasız dağlara,
Öz kardaşı dönek olan ağlara!

Türk; o Altayların dünkü eri mi?
Yolunda can koydum, verdim serimi,
Düştüğü ağlardan kurtulsun diye,
Serdim ayağına doğma yerimi…
Kardaş armağanı, dökülen kanlar,
Bana mükâfat mı giden kurbanlar?

Ben diyorum, Kayıhan’dır soyumuz,
Bir kaynaktan varlığımız, boyumuz,
Dilim dili, yolum yolu, emel bir,
Bir bayrakta, yıldız’ımız, ay’ımız.
Azerî, Türk, Türkmen; var mı ayrılık,
Nerden doğdu bu imansız gayrılık?

Alnımın yazısı, karadır kara,
Karadan bir mendil yolladım yara,
Yol uzun, el uzak, yetişmez eller,
Türklüğün kanayan kalbini sara.
Felek kıymış beslenen bu dileğe,
Lânet Türk’ü hançerleyen bileğe.

Bir suç mu düşmana göğüs gerdiğim?
Günah mı Türklüğe gönül verdiğim?
Rusların açtığı yaradan derin,
Anayurtta öz kardaştan gördüğüm.
Seslenseydim, ses çıkardı her taştan,
Ne beklersin sağırlaşan bir baştan.
Kaçtır, eli kanlı çıktı oyundan,

Ne bilem, kahpelik varmış soyunda,
Girdiğim öz yurttan döndürülürken,
Kanımın aktığı sınır boyunda
Açan lâlelerden bir çelenk örsem,
Türklük dünyasına armağan versem.

Elmas Yıldırım bir başka yazımızda anlatılmıştır. OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

Olayın bir başka şahidi gazeteci, yazar ve eski Konya Milletvekili Ziyad Ebuzziya:

Berlin’den gelen Türk öğrencileri arasında Ruslarla savaşmış iki Azeri genç de vardı; edebiyat öğretmeni Enver ve çocuklarımın annesinin yakın akrabası petrol mühendisi Adem. Bunlar Türkiye’ye gelir gelmez hürriyete kavuştuk diye vapurdan inerken asıl kimliklerini açıkladılar. O gece kayınvalidem Saltanat Hanım’ın evinde kaldılar. Bunu duyan İstanbul’daki bütün Azerbaycanlılar eve doluştu. Ertesi sabah daha kahvaltı edilmeden eve polis geldi. Bunları alıp 1. Şube’ye götürdüler. Günlerce orada tuttular. Ben o zaman Tasvir Gazetesi’ni çıkartıyorum. Ara sıra haber gönderiyorlar ‘Aman, bizi verecekler’ diye. Yine bir bir küçük tezkere; ‘Veriliyormuşuz’ diyor. Atlayıp Ankara’ya gittim. Başvekil Saraçoğlu, Hariciye Vekili Numan Menemencioğlu. Saraçoğlu’na gittim: ‘Ziyad, ben buradayken imkan var mı? Tek Türk verilebilir mi?” dedi. Aradan on beş gün geçti. Gazeteye biri geldi. Masanın üstüne bir mendil bıraktı ve gitti. Mendili açtım içinden bir altın saat, bir yüzük ve bir de mektup çıktı. Mektup Enver’dendi, huduttan yazıyordu.”

Türkiye’den Rusya’ya İnönü’nün emriyle teslim edilen Azerbaycan Türkleri’nden Enver Aşar’ın Rusya hududunda teslimattan hemen önce akrabası Ziyad Ebuzziya ‘ya gönderdiği mektupta yazdıkları:

Sevgili Kardeşim Ziyad Bey;

Sarıkamış’tan Kars’a gelinceye kadar neler çektik Allah bilir… İntihara da bir türlü muvaffak olamadık. Şimdi Kars’tan hududa doğru hareketteyiz. İki üç saat sonra hayatımızın sonudur. Komiser muavini Ali Rıza Bey, amcamızı iyi tanıyormuş. Çok yazık ki onunla son saatlerde tanıştık. Bir çare yapamadı. Azizim, Ali Rıza Bey ile bir saat ve bir yüzük gönderiyorum. Bir de benim Almanya’dan senin unvanına gönderdiğim paranın kağıtlarını. Eğer bu paraları almağa muvaffak olursan o zaman Kılıç’a olan 50 lira borcumuzu vermeni rica ederim. Elveda, elveda, elveda kardeşim. Amcamın, teyzemin, Valiya Hanımın gözlerinden öperim. Son selamımızı onlara söyle…Dünyada herkesten, anamdan, kardeşimden, kendimden ziyade sevdiğim bacım, kardeşim Meryem Hanım’ı ve kardeşim Fuat’ı benim ağzımdan öpmeni tekrar tekrar rica ederim. Elveda kardeşim, gözlerinden tekrar tekrar öperim.”

Stalin zamanında Özbekistan’dan Afganistan’a göç etmeye mecbur kalan Özbek bir ailenin çocuğu olan ve orada dünyaya gelen Ahat Andican’ın “Osmanlı’dan Günümüze Türkiye ve Orta Asya” kitabında Türkiye’ye sığınmış Sovyet vatandaşı Türklerin İkinci Dünya Savaşı senelerinde iadeleri ve bir kısmının hemen sınırda kurşuna dizilmeleri konusunun ayrıntıları verilmiş.

Andican’a göre mültecilerin iadesi isteği, Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov’un 1945 Haziran’ında Kars ve Ardahan’ın yanısıra Boğazlar’da Türkiye ile ortak üsler kurma talebinden hemen sonra gelmiş. Türk Hükümeti, bir kısmı Yozgat’taki mülteci kampında, bir kısmı da diğer kamplarda yahut Anadolu’nun değişik bölgelerindeki akrabalarının yanında yaşayan mültecileri toplamış ve 1945 Ağustos’unda Sovyetler’e iade etmiş. İade edilenler 195 kişi olup; bir kısmı hemen sınırda, Türk yetkililerin gözleri önünde kurşuna dizilmiş, canlarına o anda ilişilmeyenler ise meçhul bir âkıbete götürülmüşler. Konu altı yıl sonra, 1951 Temmuz’unda Ankara’da Meclis’in gündemine gelmiş ve İsmet Paşa rejiminin günah keçisi olan kurbanların iadesi konusunda sert tartışmalar yaşanmış.

Andican ailesiyle Türkiye’ye göç ettikten sonra Tıp fakültesini bitirmiş, üniversitede kalmış, profesör olmuş, bir ara politikaya girerek, Mesut Yılmaz Hükümeti’nde Devlet Bakanlığı yapmış, sonra yeniden eski mesleğine, cerrahi profesörü olarak üniversiteye dönmüştür.

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Azerbaycan kökenli Ali Özgündüz 09.10.2012 tarihinde Meclis’te yaptığı konuşmada: “…Türkiye’yle Sovyetler Birliği arasında yapılan anlaşma gereği ve o süreçte… Stalin Boğazlar üzerinde hak iddia etmesi, Kars’ı, Ardahan’ı istemesi sebebiyle ilişkiler gergin olduğu bir zamanda Türkiye’ye savaş bahanesi olarak, bu Türkiye’ye iltica eden Azerbaycan kökenli yurttaşları geri istiyor. O zamanki…  Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti yani Türkiye Cumhuriyeti devleti bu kararı vermiştir… 1918’de kurulup 1920’de Sovyetler tarafından sona erdirilen Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucusu, Mehmet Emin Resulzâde ve diğer bütün kadrolar Türkiye’ye sığındılar ve rahmetli Mehmet Emin Resulzâde 1952’ye kadar Türkiye’de yaşadı ve burada vefat etti, şu anda da mezarı Ankara’dadır. Bu kişileri Rusya – SSCB yönetimi – ısrarla istemesine rağmen on binlercesini Türkiye Cumhuriyeti devleti iade etmemiştir yani …o zaman diğer açıdan da takdir etmek gerekiyor.” diyerek Stalin’den korkulduğu için bu kararın verildiğini itiraf etmiştir.

Olayın aslı

2. Dünya Savaşı sonunda Stalin, Türkiye ile olan saldırmazlık paktını tek taraflı iptal eti ve Türkiye’den toprak talebinde bulundu. Kars ve Ardahan’ın yanısıra Boğazlar’da  üs istedi. Gergin günler yaşanmaktaydı. Gazetelerde Rusya aleyhine hiçbir habere müsaade edilmemekteydi. Basın Yayın Umum Müdürü Selim Sarper ile görüşen Sovyetler Birliği’nin Ankara Büyükelçisi Vinagradof, Stalin’in saldırmazlık anlaşmasını yenileyeceği haberini verdi. Selim Sarper derhal İsmet Paşa’ya haber vermek istedi. Sovyet Elçisi  “İsmet Paşa’ya haber verirken siz de Sovyetler Birliği’ne bir jest yapın” dedi. Selim Sarper “ne yapalım”  sorusunu Elçi “Sizdeki Sovyet vatandaşı vatan hainlerini bize verin” şeklinde cevapladı. Selim Sarper’in cevabı “Biz de sizden bizim vatan hainlerini isteriz” oldu.  Sarper’in bahsettiği Sovyetler Birliği’nde savaş boyunca Bizim Radyo’dan Türkiye aleyhine yayında bulunmuş 15 kadar aşırı komünist Türk vatandaşı gençti. Böylece karşılıklı iade anlaşmasına varılmış oldu.

Selim Sarper Çankaya Köşkü’nde durumu Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye anlattı. İnönü, “teslimat işini Başbakanlığa yahut Hariciye’ye haber verirsek bürokratik işlemler işi uzatabilir” diyerek doğrudan mülteci kamplarına ‘hazırlanın’ emri verdirdi. Sınıra en yakın kamp Yozgat Kampı olduğu için kamptaki Türkler Iğdır’dan Rusya’ya geçiş noktası olan Boraltan Köprüsü’nde Ruslara teslim edildiler. Teslim edilenler Rus sınırından adım atar atmaz Türkiye tarafından görülecek şekilde kurşuna dizildiler.

Bu katliamdan hükümetin ve Dış İşleri’nin sonradan haberi oldu. Sansürün, İnönü faşizminin hükmettiği tek partili yıllar gereği olay basına yansımadı.

Türk soydaşlarımızın Ruslara teslim edildiği günlerde San Fransisco’da İnsan Hakları Beyannamesi imzalanmaktaydı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Feridun Cemal Erkin’e ‘Türkler teslim edildi’ mesajı iletildi. Erkin hadiseye müdahale ettiğinde Yozgat Kampı’ndaki Türkler teslim edilmiş, sıra Manisa’daki Ruslara gelmişti. Erkin ancak Rusların teslimine mani olabildi.

Bu olay Avni Özgürel’in 11.6.2003 de Radikal Gazetesinde anlattığı Drau’daki Türk soydaşlarımızın Türkiye üzerinden Ruslara teslimatı bölümü ile benzerlik göstermektedir. Kimilerine göre aynı olaydır.

Geçmişteki hatalar sadece bu değildi. Aynı İsmet İnönü hükümeti Çin zulmünden kaçıp Türkiye’ye sığınmak isteyen Doğu Türkistanlıları kabul etmemiş, onlar da hac yapmak bahanesiyle Suudi Arabistan’a gitmişler ve orada kalıp Cidde kentine yerleşmişler. Bunları bana kendileri Cidde’de 1982 yılında anlatmışlardı. Doğu Türkistanlıların Türkiye’ye kabul edilmeye başlanması ancak 1950 den sonra Adnan Menderes hükumetleri döneminde mümkün olabilmiştir. Ancak aynı Menderes, Amerika’nın isteğini yerine getirerek Birleşmiş Milletlerde Müslüman Cezayir’in bağımsızlığı aleyhine oy da verebilmiştir.

Bakü’de yaşayan dinci bir Azerbaycanlı Boraltan olayından Atatürk’ü sorumlu tutunca tepem attı, dedim ki: “Behey cahil, o sırada Atatürk öleli 6 yıl olmuştu. O sırada Türkiye’yi İnönü yönetiyordu“. Ne dese beğenirsiniz? “Olsun İnönü Atatürk’ün arkadaşı değil miydi?”. Tepem iyice attı, cevap verdim: “Senin gibi bir cahilin Atatürk’ün ölmeden 1 yıl önce İsmet İnönü’yü Başbakanlık görevinden aldığını ve Heybeliada’ya gönderdiğini yerine Celal Bayar’ı atadığını da bilmemesi gayet normal“.

KAYNAKLAR:

http://www.sabah.com.tr/Gundem/2012/09/08/yillarca-halktan-gizlenen-katliam

http://www.zaman.com.tr/mustafa-armagan/boraltan-faciasi-tek-degil-ki_1345925.html

Yrd. Doç. Dr. İrfan Murat Yıldırım – Bakü Stratejik Araştırmalar Merkezi http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8268

Facebook. Ali Özgündüz https://www.facebook.com/notes/ali-özgündüz/ali-özg%ündüzden-başbakana-yanit-azeri-türkleri-sözlerinizden-rahatsiz/367617453319395

Savaşın faturasını ödeyen Türkler. M. Ali Eren. Aksiyon Dergisi. 31 Mayıs 1997 http://www.aksiyon.com.tr/kapak/savasin-faturasini-odeyen-turkler_502639

İsmet Paşa’nın kurşuna dizilen günah keçileri. Murat Bardakçı. Habertürk. 16 Kasım 2009 http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/223112-ismet-pasanin-kursuna-dizilen-gunah-kecileri

v.b.

Şeref ve şanla dolu Türk tarihinde yaşanan bu acı ve onursuz olaydan  dolayı Azerbaycan Türklerine özür borçluyuz. Bülent Pakman. Mayıs 2013.  Son güncelleme Mart 2015. İzin alınmadan, aktif link verilmeden yayımlamaz, alıntı yapılamaz.

Azerbaycan’da Kimlik ve Dil

YANLIŞ: Türkiye’de Azerbaycan Türklerine “Azeri” konuştukları dile de “Azerice” denmektedir.  Azerbaycan resmi politikasında bu tanımlar  “Azerbaycan Halkı”, “Azerbaycanlı” ve “Azerbaycan’ca”, “Azerbaycan Dili” şeklindedir. Bunlar külliyen yanlıştır.

Bir: Azerbaycan bir coğrafya ismidir, millet değil, Ayrıca soyu bilinen, kendine has dili olan halklar coğrafi adlarla kimliklendirilemezler. 
İki: Azeriler İran’da yaşayan küçük bir etnik topluluktur. Azeri sözcüğü, ilk defa olarak, tarihin en azılı Türk düşmanı Stalin, daha sonra ise hasta beyinli İran-Fars şovenistleri tarafından, Azerbaycanlıların Türklük şuurunu yok etmek, unutturmak için uydurulan sahte bir kimliktir. Eğer Ruslar, Çarlık ve Sovyet dönemlerinde Allah korusun Anadolu ya hakim olsalardı, orada da benzeri şekilde Egeli, Karadenizli ve İzmirli diye uyduruk milletler ve kimlikle yaratmaya çalışırlardı.

DOĞRU:  “Azerbaycan Türkleri” ve “Azerbaycan Türkçesi”.

Kurtlar olur çobanların koyunu
İtten öğrenirse, kendi soyunu
“Azerilik” komunizmin oyunu
Azeri değiliz, Türk oğlu Türk’üz!

Bahtiyar VAHAPZADE

Günlüklerimizde arada Azerice ve Azeri kelimelerinin kullanılmasının sebebi arama motorlarında daha çok o şekilde bulunabilmesindendir.

AZERBAYCAN GÜNLÜKLERİ:

Bakü’ye gelmeyi düşünen “özellikle beyaz yakalı” Türk vatandaşlarına yardım için şahsi görüşler yanında bazı bölümleri kaynakları verilmiş yorumlu-yorumsuz alıntılarla derlenmiştir, tenkidi (eleştirel) ya da başka hiç bir amacı yoktur.  Yaşanmakta olan hızlı gelişimler sonucu çok şeyin değişmekte, güncelliğini yitirmekte olduğu da göz önüne alınmalı, burada yazılan her şeyin doğru ve aktüel olduğu düşünülmemelidir.  Kelimelerin çoklu anlamlarında ve ifadelerde tam bilgi sahibi olunmadan değerlendirmeler yapılması da yanlış anlamalara sebep olabilir. 

Başka yerlerde bana ait olarak gösterilen yazılarla ilgim yoktur. Özellikle fotolar eklenmiş, orası-burası, fotoları, alıntıları, linkleri silinmiş olanlarla. Özgün yazılarım sadece buradadır.

Twitter Widgets

 Şahdağ Azerbaycan 2013

Şahdağ Azerbaycan 2013

Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Boraltan Köprüsü için 2 cevap

  1. Geri bildirim: Kurtuluş Savaşına Sovyetler ne katkıda bulundu, Taksim Anıtında Rus Generaller mi var? | Pakman World

  2. Geri bildirim: 2. Dünya Savaşındaki Türkler | Pakman World

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s