Amerika’nın Kürt ve AKP oluşumları

ABD, Orta Doğu’da geliştirmeyi tasarladığı politikalarının gereği olarak salt işbirlikçi bir siyasal güce değil, üzerinde her türlü tasarruf hakkına sahip olduğu, toprağını da gücünü de istediği biçimde değerlendirebileceği ve gerektiğinde cephe gerisi olarak kullanabileceği bir ülkeye ihtiyaç duyarken Ortadoğu’da bu tarzda bir işlevi sürdürebilecek bir ülke bulamadı. Özellikle Irak saldırısından sonra Arap ülkeleri içersinde ABD’nin, gerek ülke yönetimleri gerekse halk nezdinde eski imajı/saygınlığı çok azaldı. Bu koşullarda, Ortadoğu’da var olan ülkelerin hiçbirisine, sözü edilen türde bir işbirliğini kabul ettirmek mümkün görünmedi. ABD’ye yakınlığı ile bilinen Suudi yönetimini bile, örneğin ülkesinin bütün Ortadoğu’ya yönelik bir saldırının üssü olarak kullanılmasına ikna etmek zor.

ABD gördü ki bu boyuttaki işbirliği beklentilerini ancak başından beri bu amaçla kurulmuş/biçimlendirilmiş bir devlet karşılayabilir. Bu nedenle, ABD’nin Ortadoğu’daki çıkarlarını İsrail’in yanında bir Kürt varlığına dayalı olarak sürdürme eğilimi ağır bastı. Kaldı ki İsrail’in böyle bir çaba içersinde olduğu, en azından 20 yıldan beri Kuzey Irak’taki İsrail gizli ajanlarının gerek KDP’nin gerek KYB’nin en üst düzeydeki yöneticileriyle çok yakın diyaloglar içersinde olduğu, askeri düzeyin ötesinde örgütleyici tarzda siyasal işbirliğinin de sürdüğü biliniyor. Hatırlanacak olursa, 1. Körfez Savaşı sonrasında Kuzey Irak’tan 5 binden fazla ABD işbirlikçisi, uçaklarla Türkiye üzerinden Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia Üssü‘ne götürülmüş, orda tekrar yeni bir eğitimden geçirilip aileleri ile beraber barındırılmıştı. Yani ABD’nin Kürt ilişkisi, Kürtler üzerindeki tercihleri, sadece Ortadoğu’da Türkiye’nin duruşuyla veya Türkiye’de Amerikan karşıtlığının uç noktaya varmasıyla ortaya çıkan yeni bir olgu değildir. Ama bu boyuttaki bir işbirliği artık giderek su yüzüne çıkmaya başladı.

ABD, yedekleyeceği Kürt varlığını, İran’a yönelik politikalarında da kullanmayı planlamıştı. Irak Kürdistanı’nın İran’la geniş bir sınır oluşturması ve Kürtlerin İran’daki varlığı nedeniyle, söz konusu oluşumun, ABD’nin İran’a yönelik politikalarında bir kaldıraç görevi üstlenebileceği düşünülmüştü.

Dünya egemenliği hesaplarıyla hareket eden ABD, bunun, İran üzerinde bir egemenlik kurmadan mümkün olamayacağını iyi biliyordu. Dünyadaki keşfedilmemiş petrol yatakları içinde İran’ın önemli bir yeri var. İran topraklarının önemli bir bölümü, ileri düzeyde petrol aramasına kapalı durumda. Şah döneminde ne yapılabilmişse, hangi teknoloji getirilebilmişse bugün salt ona sahipler. Halbuki İran, muhtemel rezervler hariç, dünya petrol rezervlerinde dünyada üçüncü, doğal gaz rezervlerinde ikinci durumdadır. Buna ek olarak, Basra Körfezi’ndeki havzaların oluşturduğu potansiyel de düşünülürse, ABD’nin İran’dan neden vazgeçemeyeceği ve dolayısıyla İran üzerinde bir hegemonya arayışının neden gündemde olacağı görülür. Mevcut veriler, böyle bir hegemonya ve ilişkilenme sürecinin bölgede ABD için ihtiyaç haline getirdiği işbirlikçilik için en uygun adayın Kürt örgütlülüğü olduğunu gösteriyor. ABD “Kürt örgütlülüğü” derken bunun Irak Kürdistanı ile sınırlı olmadığını düşünüyordu. Kuzey Irak’ın ilgi odağı haline gelmesinin nedeni, sorunun siyasal bir söylem halini aldığı ve devletleşme noktasına geldiği yer olmasıdır.

Irak işgalinden hemen sonra telaffuz edilen Irak’a dair ABD projelerinin hemen tümünde Kuzeyde bir Kürt devleti olasılığı yer almış ve bu olasılık, Türkiye coğrafyası dahil, bölgedeki Kürt örgütlenmelerinin beklentilerini şu veya bu oranda işgal güçlerine yedeklemiştir. K.Irak’taki Kürtler sahip olduğu tercihlere razı oldular, dolayısıyla bu politikaya araç edilmeye yatkınlıklarını açıktan dillendirdiler.

Kürtler açısından bakıldığında, halkının kaderini/geleceğini, iktidar (devlet) olmak uğruna ABD eline teslim eden örgütlülükler söz konusu. Halkın beklentilerine cevap verebilecek bir programı sunabilmekten yoksun olan bu yapılanmalar için önderlik tanımı da artık denk/doğru düşmüyor. Gerek güneydeki gerekse kuzeydeki Kürt siyasal odaklar, demokratikleşme mücadelesinden bütünüyle uzaklaşmış ve beklentilerini kukla da olsa bir devlet kurma sınırlılığına dek düşürmüştür.

ABD’nin Kürt coğrafyasına ve siyasal yapılanmalarına dair hesapları BOP kapsamındadır ve dolayısıyla yeni değildir. BOP’un hayata geçirilmesi süreci, hangi siyasal özneye ne türden misyonların yükleneceği, hangi ülkede ne türden değişimlerin gerekli hale geleceği hesaplarıyla beraber yürüdü.

ABD’nin Türkiye ile ilişkilerinin belirli oranlarda aşınması ve en azından BOP’un gerektirdiği düzeyde bir güven ve işbirliğinin zayıf düşmesi birden bire olmadı. Hatta ABD Ortadoğu’da ikinci bir İsrail için ilkin Türkiye’yi aday görmüştü. ABD böyle bir politikada Türkiye’yi İsrail’den sonraki en yakın işbirlikçi olarak belirlerken, Türkiye’deki taşları da yerlerine o doğrultuda oturtmayı hedefledi. Böyle bir sürece daha başlangıçta karşı koyabilecek özellikle iki siyasal odak, Türkiye tarihinde görülen en yoğun bunalımlarla bir biçimde safdışı edildi. Bunlardan birisi MHP’dir; geçmişe uzanan ilişkileriyle milliyetçi geleneklerden gelen kesimleri örgütlemiş ve hükümet ortağı olmuştu. Bir diğer odak da Kıbrıs harekatıyla belirli bir popülerlik kazanmış olan, o günkü hükümetin diğer ortağı  Ecevit ve DSP’dir. Anımsanacak olursa, 2002 seçimleri öncesinde, Türkiye’yi bir bütün halinde teslim almayı hedefleyecek tarzda suni bir krizin yaratıldı. İşte AKP böyle bir krizin ve hükümet odaklarına yönelik tasfiyenin sonunda örgütlendi.

AKP’yi örgütlemeye çalışan siyasal kadroların Anadolu’da hangi kesimlere dayanacakları ve kimlerle işbirliği içinde olacakları daha başlangıçta tartışarak oluşturuldu. Böyle bir süreçte siyasal islamın laik-Kemalist gelenek üzerinde oturan devletle ertelenmiş olan pek çok hesabının çözümünü ABD’nin ve AB’nin Kemalist ulus devletin parçalanması tarzındaki eğilimleri ile bütünleştirilecek tarzda yeni bir siyasal yapının örgütlemesinden bahsediliyordu. AKP belki de Türkiye’de ilk defa politikalarını, kimle neyi nasıl yapacağını aşağıdan yukarıya insanlarla tartışarak, kimlerle politika yapacağını çok iyi belirleyerek örgütlenmiş ve yaklaşık iki yıllık bir hazırlık sonucunda ortaya çıkmış bir partiydi. Yani AKP Tayyip Erdoğan’ın ABD’de kırmızı halıyla karşılandığı törenden sonra popülerleşmiş olan bir siyasal yapı değildi. Tabii böyle bir örgütleniş döneminde kendi geleceğini ABD’nin BOP’a dair hesaplarıyla ilişkilendirebilen ve ABD politikalarını kendisiyle özdeşleştirebilen bir siyasal yapı olarak ortaya çıktı ve seçimde ABD’nin gizli ve açık desteğini aldı. Yani AKP’nin başarısında kendinden önceki siyasal yapıların özellikle 2001-2002’deki ekonomik kriz nedeniyle iyice yıpranmış olmalarının yanında, ABD’nin (emperyalizmin) sağlamış olduğu desteğin de rolü büyüktü. AKP’nin seçim öncesindeki bu işbirliği seçim sonrasında da devam etti.  Ve bunun gerektirdiği desteği özellikle iki biçimde aldı. Birincisi, ekonomik sorunların çözümünden çok ertelenmesinde göze çarptı. ABD ve ABD yönlendiriciliğindeki IMF, Dünya Bankası, vb. uluslararası kurumlar, bu konuda geçici tedbirler geliştirerek rol aldı. Tabii bu konudaki destek, Türkiye’nin bağımsız politikalar üretebilmesini sağlayacak tarzda sorunlarını çözmek düzeyinde değildi. Örneğin Arjantin, Meksika, vb. ülkeler sorunlarını radikal bir şekilde ya çözdü ya da erteleyebildi. Türkiye’de ise başvurulan yöntem, ertelemenin dahi kısa süreler için yapılması ve kriz tehdidinin hemen her dönem gündemde kalmasıydı. Böylece Türkiye’de AKP iktidarı döneminde her ekonomik kriz derinleştiğinde bir biçimde Dünya Bankası, IMF, vb. kurumlar devreye girerek, taze para girişi, vb yöntemlerle bu bunalım bir biçimde ertelendi.

Bu çerçevede ABD’nin Ortadoğu politikasında öne çıkardığı Kürt kartı, AKP’nin ilgi alanına girdi ve zamanla AKP’nin siyasal manevra alanı, ABD’nin Kürt meselesinde (veya benzer bir başka konuda) atacağı adımlara yakın durarak kendine alan açma noktasına dek daraldı.

Kasım 2006 tarihli http://www.devrimcihareket.net/ulusal-sorun/68-kuert-sorununa-dar-coezuem-oenerler-ve-gercekler-.html makalenin bazı bölümlerinden “yorumsuz olarak” derlenmiştir.

Bülent Pakman. Kasım 2012. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

DİNLER ARASI DİYALOG, ILIMLI İSLAM ve TÜRKİYE ÜZERİNE OYNANAN OYUNLAR  İLE İLGİLİ SAYFALARIMIZ

Twitter Widgets Facebook Widgets

mekke 008Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s