Basmacılar Hareketi

Sovyet yönetimine karşı Orta Asya’da 1917’de başlayan ve aralıklı olarak 1931’e değin süren ayaklanma hareketi. Ruslar Basmak ve Baskın kelimesinden yola çıkarak ayaklanmaları Basmacı Ayaklanması olarak nitelendirdiler. Ancak, bu hareket Türkistan’ın genelinde Korbaşılar Hareketi olarak milli bir direniş hareketi olarak kabul edilir.

Çarlık döneminde Türkmenistan, Başkurdistan ve Kırım’da Rus kolonizatörlere karşı saldırılar, soygunlar düzenleyen çeteler yaygındı. Bu çetelere Başkurtlar Ayyar, Türkmenler Basmacı adını veriyordu. Basmacılar halka dokunmazlar, sadece Rus memurları soyar, hazine mallarını yağmalar ve aldıkları ganimetleri fakirlere dağıtırlardı. 1917 Sovyet Devrimi’nden sonra Türkmenistan’da, Fergana Vadisinde Ruslara başkaldıran siyasal amaçlı örgütlere de Basmacı adı yakıştırıldı.  Sebebi, bu örgütlerin başına geçenlerin bir kısmının ihtilalden önceki yıllarda da Basmacılık yapmış olmalarıdır. Özbek ve Kazak basınında bu anlamda, Cezayir Basmacıları, Hind Basmacıları gibi, sömürge yönetimine başkaldıran, özgürlük yanlısı direnişçiler için de kullanıldı.

1917 Sovyet Devrimi sırasında Fergana’da Mehmet Emin Bey, Hokand’da Kiçkine Irgeş önderliğinde bağımsızlık yanlısı Basmacı çeteleri örgütlendi. Bolşevikler Şubat 1918’de Hokand’ı ele geçirip Hokand Milli Hükümeti’ne son verince Mehmet Emin Bey Margilan’a çekilip direnişini sürdürdü.

Basmacılar 1921’de Buhara’da da örgütlendiler. Lakay aşireti reislerinden İbrahim Bey gibi Buhara emirine bağlı tutucu Basmacılar yenilik yanlısı Cedidcileri de düşmanları sayıyorlardı. Enver Paşa, Hacı Sami ve arkadaşları Türkmenistan’ı Sovyetler’e karşı ayaklandırmak için Ekim 1921’de Buhara’ya gittiklerinde İbrahim Bey, Jön Türk hareketinin önderi olarak Osmanlı padişahlarının otoritesini sarstığı ve II. Abdülhamid’in devrilmesini sağladığı gerekçesiyle Enver Paşa’yı tutsak etti. Basmacıları ikna etmeyi başaran Enver Paşa Türkistan’daki milli mücadelelerin başkumandanı oldu, aşiret reislerinden Devletmend’in desteğiyle örgütlediği Basmacılarla Ruslara önemli kayıplar verdiediler ve Ruslar 19 Nisan 1922’de barış istemek zorunda kaldılar. Fakat Enver Paşa, “Barış antlaşmasının ancak Türkistan topraklarındaki Sovyet askerlerinin çekilmesinden sonra söz konusu olabileceğini belirterek” bu teklifi reddetti. Bu sıralarda Semerkant şehrinde Türkistan Türk Müstakil Islam Cumhuriyeti kurulmuştu. Yıllardır bütün Türkistan’ı ele geçirmek için savaşan ve Türkistan’dan çekilmek niyetinde olmayan Sovyetler daha şiddetli saldırılara başladılar. Enver Paşa Ağustos 1922’de Belcivan’a (bugün Tacikistan) çekilmek zorunda kaldı ve orada Kızılordu’yla girdiği çatışmada öldürüldü. Orta Asya Türklerini bir Turan bayrağı altında birleştirme ülküsünü gerçekleştiremedi.

643px-Türkistan_1900-tr.svgEnver Paşa’nın ölümünden sonra arkadaşları Hacı Sami’nin önderliğinde Basmacıları yeniden örgütlediler. Lakay reisi İbrahim Bey’i de yardıma zorlayan Hacı Sami, sayı ve donanım bakımından üstün Kızıl Ordu birliklerine karşı Haziran 1923’e kadar savaştıktan sonra Türkiye’den gelen arkadaşlarının tümünü yitirdi; Afganistan’a geçti. Kızıl Ordu Türkmenistan’ı ele geçirince yakaladığı Basmacı önderlerini idam etti. Bu kez Hive Hanı Cüneyd Bey, yönetimindeki Basmacılarla 1924’te Hive’yi yeniden ele geçirdi, 1927’ye değin mücadeleyi sürdürdü. 1873’ten beri Ruslara karşı direnen ve Rus uyrukluğuna geçmeyi kabul etmeyen Cüneyd Bey, 1927’de Ruslarla barış yaptı ama onların Basmacıları tutukladığını, kendisini de ele geçirmek istediklerini görünce çete savaşını 1929’a değin sürdürdü; bütün Karakum Türkmenleri ayaklandırdı. Sonra İran’a, oradan da Afganistan’a geçti. Ruslar Buhara’da Şerefeddinof adlı Kazanlı bir komünist yönetiminde özel yetkili bir mahkeme kurarak her Basmacı için bütün kabilesinin sorumlu tutulacağını bildirdiler ve bu kararlarını uygulamaya koydular. 1931’de Lakaylı Ali Bey’in yakalanmasıyla Basmacı direnişi sona erdi.

Basmacı Ayaklanması Türkistan ulusal dernekleri, partileri; Başkurdistan, Buhara ve Hive hükümetleri üyeleri, Kırgız ve Kazak aydınları, Türkiye’den gelen subaylar, Afganlı ve Kaşgarlıların desteğiyle sürdürülmüştü. 16. yüzyıldan sonra Türkistan ve Orta Asya’da böylesine farklı grupları kapsayan ve bu denli uzun süren başka bir halk hareketi gerçekleşmemişti.

Basmacı harekatının başarıya ulaşamamasının başlıca sebepleri arasında korbaşı denen Türkistanlı liderlerin kendi aralarında düzenli bir birlik ve merkezi bir kumandanlık kuramamaları, savaşlarda tank, uçak, top ve zehirli gaz gibi silahlar kullanan Ruslar’a karşı mücahidlerin makineli tüfeklerinin bile olmayışı ve nihayet dışarıdan yardım alamamaları zikredilebilir.
Ruslar Basmacılar’a karşı kazandıkları başarıları tarihlerinin kahramanlık sayfaları olarak kabul ederler. Dışarıya karşı haydutluk olarak tanıttıkları bu hareketlerin birçok Sovyet kumandanı ve aydını tarafından bir milli mücadele olduğu itiraf edilmiştir. Nitekim Sovyet ordularının Türkistan cephesi kumandanı olan Frunze Basmacılığın çetecilik olmadığını, eğer böyle olsaydı onların daha önceden ortadan kaldırılabileceğini ifade ederken Sovyet Rusya komiseri olarak savaşlara katılan Skalov, “Basmacılık Türkistan halkının yabancı hakimiyeti aleyhindeki milli isyanıdır” demektedir. Türkistan’da Sovyet hakimiyetini kuran Valeriy Kuybesev ise bu hareketi sadece bir haydutluk kabul etmenin yanlış olacağını, onun siyasi bir inkılap olduğunu” söyler. Ginzburg ve Vasilewskiy adlı Sovyet komiserleri de, “Basmacılığın gayesi, Türkistan’ı Rusya’dan kurtarmak ve zulümsüz bir Türkistan kurmaktan ibarettir” derler. Sovyet edibi Boris Pilnyak ise, “Basmacılar isim ve şeref sahibidirler” demiştir.

Anadolu’ya bilgi

O sıralarda Mustafa Kemal önderliğinde Anadolu’da verilmekte olan Milli Mücadele’ye Basmacılar Hareketi ile ilgili iki rapor gönderilmiştir. Raporlardan ilki, 28 Haziran 1922 tarihinde Sabık Buhara Mekteb-i Harbiye Müdürü Hayri imzasıyla Batum’da yazılmıştır. Hayri Bey, Buhara Cumhuriyeti’ne subay yetiştirmek üzere 1920 yılında açılan Mekteb-i Harbiye’nin kurucularından olup, 1922 Martı’nda tutuklanıncaya kadar bu görevi sürdürmüştür. Buhara Cumhuriyeti’nin kuruluşu sırasında, nazırlara danışmanlık yapan onlarca subaydan birisidir.
İkinci rapor ise, tıpkı Hayri Bey gibi, Buhara Cumhuriyeti’nin kuruluşu sırasında çok önemli görevler üstlenmiş olan beş Türk subayına aittir. Raporun üzerindeki imzalarda, Buhara Maârif Nezâreti Mekâtip Şubesi Müdürü İhtiyat Zabiti Vekili İsmail, Buhara Emniyet-i Umumiye Suvari Kıtaatı Darulmuallimin Muallimlerinden İhtiyat Mülâzım-ı sâni Ali, Buhara Emniyet-i Umumiye Müdürü ve Darulmuallimin Tabiiyyât Muallimi İhtiyat Mülâzım-ı sâni Mehmet, Buhara Kale Kumandanı Makineli Tüfenk Tüfenkçisi Arif Hikmet ve Buhara Mektebi Müdürü ve Muallimi Vekil-i İhtiyat Mehmet İsmail adları görülmektedir. Fakat biricisinin aksine bu raporda tarih yoktur. Her iki rapor da, bir üst yazı ile, Erkan-ı Harbiye Reisi (Genel Kurmay Başkanı) Fevzi Paşa tarafından Büyük Taarruz öncesi Akşehir’de bulunan Başkumandan Mustafa Kemal Paşa’ya sunulmuştur.
İlk rapora göre; Rusya’da Kerenskiy Hükümetinin kurulmasından sonra Orta Asya’da milliyetçi hareketler başlamıştır. Bu cümleden olarak, “Taşkent” merkezinde bulunan Türkistan Askerî Valiliği, daha serbest bir idareye kavuşmuştur. Buhara ve Hıve Emirleri ise “Yaşlar İttifakı” yani “Gençler Cemiyeti” karşısında meşrutî bir idareyi kabul etmek zorunda kalmışlardır. Fakat kısa bir müddet sonra Orta Asya’ya kadar yayılan Komünist ihtilali, Türkistan, Buhara ve Hive’de aşağıdaki şekilleri almıştır: Bolşevikler tarafından her millete hürriyet tanınacağının vaat edilmesi üzerine, Türkistan’ın son tarihî payitahtı olan Hokant’ta bir hükümet kurulmuş ve bu hükümet Bolşeviklik ile millî emelleri sentez ederek devlet işlerini idareye başlamıştır. Fakat Bolşevikler tarafından hemen dağıtılan Hokand Hükümeti’nin önderleri tevkif edilmiş ve kendi nezaret ve himayeleri altında “Taşkent”te tam manasıyla Bolşevik bir cumhuriyet kurulmuştur. Fakat bu cumhuriyetin hükümet komiserleri arasında asıl unsuru teşkil eden Özbek, Sart, Kırgız ve Kazaklardan hiç kimse yoktur. Çoğu Moskova’dan gönderilen Yahudi asıllı kimselerdir. Bu haksızlık karşısında, Türk Milletinin en mühim şubelerinden birisi olan Özbekler, Fergana’da ayaklanarak kendilerine “Basmacı” adını vermişlerdir. Basmacı ayaklanmasının Türkistan’ın diğer bölgelerinde değil de, Fergana’da çıkmasının asıl sebebi, bölgenin arazi yapısının bu iş için uygun olması ve Hokant Hükümeti liderlerinin o tarafa firar etmiş olmasıdır. Kerenskiy döneminde Emir idaresinden firar ederek Moskova ve Taşkent’e gidenlerden Feyzullah Hoca etrafında toplananlar nasyonalist “Yaşlar Cemiyeti”ni, Mirza Abdulkadir Muhiddin etrafında toplananlar da komünist “İştirakiyün Cemiyeti”ni teşkil etmişlerdir. Bu iki cemiyet, henüz Buhara’nın başında bulunan son Emir Alim Han’ı tahtını terk edip kaçmaya mahkum etmek için, Türkfront11 teşkilatıyla ittifak yapmışlardır. Aralarında Buhara gönüllülerinin de bulunduğu Rus ordusu, Buhara üzerine yürümüş ve Emir’i Afganistan’a kaçmaya mecbur etmiştir. Rus ordusuyla birlikte, işbirlikçi olarak Buhara’ya giren “Yaşlar”, orada komünist bir hükümet kurmuşlar ve vaktiyle Çarlık tarafından kabul ettirilen himayeyi kaldırarak, Moskova yanlısı müstakil bir “Buhara Cumhuriyeti” kurmuşlardır.
Fakat gerek ihtilâl esnasında Buhara’ya giren Rus ordusunun yaptığı yağma ve mezalimler ve gerekse Rus sefiri ve Türkfront teşkilatının Buhara Hükümetine karşı takındığı tutum, hükümet üyeleri için âdeta bir ikaz olmuş ve bunlar komünizmin maskeden başka bir şey olmadığını anlamışlardır. Bunun üzerine, esasen Emir zamanında bile tam manasıyla nüfuz altına alınamayan Şarkî Buhara’da, “Fergana” hareketine benzer milli bir hareket başlatmaya karar vermişlerdir. Bu karar, önce İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Buhara şubesinde alınmış, sonra cemiyete dahil nazırlar tarafından gayri resmi olarak hükümet işlerinin tatbikatına başlanmıştır. Bunun nişanesi olmak üzere, o sırada Ruslarla sürdürülen bazı müzakerelere tesir etmek düşüncesiyle Reisicumhur Osman Hocanın ıslahat vesilesiyle Şarkî Buhara’ya gönderilmesine ve daha sonra da orada kalmasına karar verilmiştir.
Enver Paşa Buhara’ya geldiği zaman, vaktiyle Moskova’dan idare etmekte olduğu Orta Asya’daki millî hareketin liderlerinden “Fergana”da Mehmet Emin Bek ile Şarkî Buhara’daki Lâkay kabilesi reisi İbrahim Bek arasına Rusların fitne ve fesat soktuklarını görmüştür. Nihayet, “İslâm İhtilâl Cemiyeti” maske ve programı altında oralarda vücuda getirdiği milli hareketlerin yok olduğunu görmesi üzerine, bir gün ava gitmek bahanesiyle Buhara-yı şeriften ayrılarak Şarkî Buhara’ya12 ve Lakayların arasına gitmiştir.
İzini uzun müddet hissettirmeyerek Basmacılık hareketini yeniden örgütlemiş ve nihayet şubat sonlarında Ruslara karşı taarruza geçmiştir. Gerek bu taarruzlarda gösterdiği muvaffakiyet ve gerekse Enver Paşanın şahsına karşı İslâm dünyasında ibadet derecesindeki hürmet ve saygı, bu millî hareketi genel bir başkaldırıya dönüştürmüş ve bilumum Türkistan ahalisi Ruslara karşı silâha sarılmışlardır.
Enver Paşanın amacı, Orta Asya’da yaşayan on iki milyon Türk’ü bağımsız bir çatı altında birleştirmek ise de, şimdilik dört milyon kadarını kurtarabilmiştir. “Kurultay”da toplanan ahali vekilleri, Enver Paşayı Buhara Emiri ilan etmişlerdir. Kendisini “Emirbilhak” bilen Afganistan’daki mülteci Buhara Emiri Âlim Han dahi, Enver Paşa lehine terk-i esaret etmiş ve bu hal üzerine neşredilen beyannameyi “Emîr-i Buhara Dâmâd-ı Halife-i Kumandan Leşker-i İslâm Enver Han” diye imzalamıştır.
Buhara’daki askerî harekatın bir türlü başarılı olamadığını gören Moskova Hükümeti, işi sulha dökmek ister. Bugün birçok büyük Rus komutan ile Orta Asya’dan sorumlu olan “Stalin” gibi en büyük Bolşevik diplomatlar Taşkent’te toplanmışlardır. Fakat Orta Asya’daki millî harekat artık iyice güçlendiğinden, bugün elde edilen muvaffakiyetler her hangi mühim bir arıza ile kolay kolay sekteye uğratılamayacaktır.
Şurası muhakkaktır ki, Enver Paşa Asya’nın Napolyon’u olacaktır. Bu hususta kendisi için gerekli olan zemin hazırdır. Fakat bu iş için zamana ihtiyaç vardır. Eğer Ruslar, Avrupa cephesiyle fazla meşgul olurlarsa, 12 milyon Türk’ün kurtuluşu muhakkaktır. Fakat Ruslar, Avrupa cephelerinde fazla uğraşmaz ve yalnız Türkfront ile meşgul olurlar ise, Enver Paşa yalnız Buhara muvaffakiyeti ile yetinmek mecburiyetinde kalır.

İkinci rapora göre ise; Buhara’daki hükümet şekli, bir Sovyet idaresidir. Fakat mevcut hükümet, halkın kültürünü dikkate alarak toplumsal bir inkılâp gerçekleştirememiştir. Yalnızca halk idaresi kurulmuştur Hükümet; Nazırlar Şûrası Reisi’nin başkanlığında Hariciye, Dahiliye, Hükümet Müfettişliği, İktisat, Maliye, Maarif, Sıhhiye ve İctimâi Teminat nazırlarından oluşan bir “İcrâ Kuvvetleri” ile Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında “Merkez İcrâKomitesi”nden oluşmaktadır. Merkez İcra Komitesi bir başkan ile “Heyet-i Riyaset” denilen birkaç üyeden mürekkeptir. Buhara Kanûn-ı Esâsisine göre nazırlar, bu komiteye karşı sorumludurlar. Komite hem kanun yapmaya, hem de uygulamaya yetkilidir. Fakat Merkez İcra Komitesi tek kanun koyucu olmasına rağmen, şimdiye kadar kanun yaptığı görülmemiştir. Memleket daima emirlerle idare edildiğinden, Buhara’da keyfî bir idare mevcuttur. Halbuki Türk taraftarlığı ile tanınan ve Moskova’da ikamete mecbur tutulan eski Cumhurbaşkanı Mirza Abdülkadir Muhyiddin zamanında keyfi idare bu kadar yaygın değildi.
Eski Cumhurbaşkanı Abdülkadir Muhyiddin ile Kabine reisi Feyyullah Hoca arasında zuhur eden şahsî ihtilâf ve nefret memleketi ikiye bölmüştür. Çünkü her ikisi de, arkalarında çok sayıda taraftarı olan Buhara’nın en tanınmış ve en zengin ailelerine mensup kişileridir. Halbuki bu ikisi arasında ihtilâf ortaya çıkana kadar, memleket iyi denilebilecek bir şekilde idare olunmuş ve devlet daireleri peyderpey ıslah edilmiştir. Nazırlar arasında da ihtilâftan eser yoktu. Nazırların cümlesi memleketlerine ve Türklüğe fevkalade bağlı kişilerdi.
İşte bu sırada Buhara’da bulunan Türkler, çok önemli işler görmeye muvaffak olmuşlardır. Buhara Hükümeti’nin yegâne askeri kuvveti olan ve miktarı on bini bulan milis kuvvetleri, Türkler tarafından yeniden düzenlenerek ıslah edilmiştir. Bu amaçla açılan “Harbiye Mektebi”nde seksen kadar talebe eğitim ve öğretim görmüştür. Keza Maârif idaresinde görev alan Türkler, açtıkları ibtidâiye mekteplerinde, düzenledikleri çeşitli eğitim ve öğretim kurslarında ve nihayet darülmualliminde birçok “Genç Buharalılar” üyesini eğitmişlerdir. Ayrıca sekiz ay devam eden bu müddet zarfında, Buhara Hükümeti’ni tamamen etkileri altına alan Türkler, esasen pek tahsili olmayan nazırlara da her hususta danışmanlık yapmışlardır. Özellikle Buhara’daki Türklerin reisi olan Binbaşı Osman Bey’in bu hususta pek büyük himmetleri görülmüştür.
Ancak yukarıda da kaydedildiği gibi, 1921 yyılı sonlarında Mirza Abdülkadir ile Feyzullah Hoca arasında ortaya çıkan ihtilaf, hem Buhara halkını ikiye bölmüş, hem de memleketi geriye götürmüştür. Hatta bu iki lider, gerektiğinde kendi fikirlerini silâhla savunabilmek için iki ayrı milis kuvveti eşkil etmekten çekinmemişlerdir. Aralarındaki kin ve husumeti kaldırmak için çok büyük gayret sarf edilmişse de, ikisini barıştırmak mümkün olmamıştır. Bu ihtilâf sırasında Türkler, katiyen taraf olmayıp, bîtaraflıklarını muhafaza etmişlerdir. Nihayet Mirza Abdülkadir’in teşkil ettiği kuvvetin tehditkâr bir hal aldığını gören Feyzullah Hoca, derhal Ruslara müracaat etmiş ve (Taşkent’ten) getirttiği Rus kuvvetleri ile Abdülkadir’in teşkil ettiği silâhlı kuvvetleri dağıtarak nüfuzunu arttırmıştır. Bu olay, “Muhiddin Mahdum” vak’ası namıyla tanınır. “Muhiddin Mahdum” denilen bu adam, Abdilkadir’e bağlı bir süvari kıtasının kumandanı olup, cahil bir kimsedir ve şimdi Taşkent’te tutuklu bulunmaktadır.
Hükümetteki bu karışıklık, Buhara İkinci Kurultayı’nın toplanmasına kadar devam etmiştir. Her iki taraf külliyetli miktarda para sarf ederek propaganda yapmış ve taraftarlarını arttırmaya çalışmışlardır. Kurultayın son oturumunda hükümet üyeleri yeniden seçilirken, bu sırada Cumhurbaşkanlığı’ndan düşürülen Mirza Abdülkadir’in yerine, Feyzullah Hoca’nın amcazadesi Osman Hoca getirilmiştir. Feyzullah Hoca ile diğer nazırlar mevkilerini muhafaza etmiş ve Feyzullah Hoca’nın diktatörlüğü bu tarihten itibaren başlamıştır.
Bu sırada İttihat ve Terakki liderlerinden Doktor Nazım Bey Buhara’ya gelmiş ve cemiyet adına hükümetten 33 kilo altın almıştır. Nazım Bey’in ayrılmasından sonra “Ali Bey” müstear adıyla gelen Enver Paşa, yanında bulunan Çerkes Hacı Sami Bey ve Muhyiddin Efendilerle birlikte Hariciye Nezareti’nde misafir edilmiştir.
Yeni hükümetin iş başına gelmesinden hiç memnun olmayan Şarkî Buhara halkı, her geçen gün seslerini biraz daha yükseltmiş ve yeni hükümete karşı hiçbir vakit ısınamamışlardır. Hatta Sovyet idaresinin tahripkâr usullerini gören halkın nefreti gittikçe artmış ve Enver Paşanın Buhara’ya gelişiyle Şarkî Buhara meselesi büsbütün alevlenmiştir. Askerî önlemlerle halkı teskin etmenin mümkün olamayacağını gören hükümet, külliyetli miktarda altın ile Cumhurbaşkanı Osman Hocanın başkanlığındaki bir “heyet-i ıslahiyeyi” Şarki Buhara’ya göndermiştir. Fakat Cumhurbaşkanı Osman Hoca, Enver Paşanın Şarkî Buhara’ya firarından sonra kendisine iltihak etmiş ve Buhara’da vatan haini ilan edilmiştir. Osman Hocanın Ruslara hizmet eden güruhtan ayrılarak Basmacılara katılması, Türkiye’deki Damat Ferit Paşadan bile daha alçak bir tıynette olan Feyyullah Hoca’nın Ruslar indinde mevkiini bir müddet zayıflatmıştır.
Enver Paşanın Buhara’ya gelir gelmez ilk işi, Fergana ve Şarkî Buhara’daki Basmacı hareketi hakkında malumat toplamak olmuştur. Zaten bu sırada İttihat ve Terakki’nin Buhara’da ve Şarkî Türkistan’da bir çok teşkilatı vardır. Enver Paşa, Buhara’da cemiyete mensup zevât ile yirmi gün kadar devam eden gizli görüşmeler neticesinde, Basmacılar hakkında yeterince malumat topladıktan sonra Şarkî Buhara’ya firar etmiştir. Enver Paşanın firar edeceğinden yalnızca Mirza Abdülkadir Muhiddin’in malumatı vardır. Feyzullah Hoca ile diğer nazırların bundan haberleri yoktur. Enver Paşa firar edeceğini kimseye bildirmemiş ve geyik avına gitmek üzere Buhara’dan çıkmıştır. Orada bulunan Türklerden Mülâzım-ı evvel Nafi Nazmi, Mülâzim-i sâni Halil Raşit, sivil İsmail Hakkı, Süvari Yüzbaşısı Hasan ve Cüz Bölük Kumandanlarından Ali Rıza Efendiyi beraberinde götürmüştür.
Enver Paşa Şarkî Buhara’da öteden beri isyan halinde bulunan “Lakay” kabilesi reisi İbrahim Bekin yanına firar etmiş ve kuvvetlerinin ilk çekirdeğini İbrahim Bekin otuz bin kişilik kabile efradı teşkil etmiştir. Lakaylar fevkalâde cesur, dindar ve mutaassıptırlar. Halihazırda Enver Paşanın kuvvetinin yekûnu, Fergana mücahitleri hariç olmak üzere iki yüz bin kişi tahmin edilmektedir. Fergana ile de irtibatı vardır. Buhara halkı, sadece Şûra Reisi Feyzullah Hoca’nın değil, bütün Sovyet idaresinin aleyhtarı olup, Enver taraftarıdır. Üç buçuk milyon tahmin edilen Buhara nüfusunun iki buçuk milyonu, Enver Paşanın hakim olduğu mıntıkalar dahilindedir. Buhara dokuz vilâyete taksim edilmiştir. Her vilâyet “Tümen” tabir olunan dört kazadan ve her tümen “Kent” denilen dört nahiyeden ve köylerden müteşekkildir. Her tümen ve kentlerde bulunan İcra Komiteleri buraları yönetir. Her yerde “Çeka“ teşkilâtı vardır. Buhara, Çarçuy, Karşı ve Kirmene vilâyetleri şimendifer güzergâhındadır.
Daha içerde bulunan Şehrisebz, Şirâbâd (Tirmiz), Düşenbe, Garim ve Hisar vilâyetlerine ise şimendifer ulaşmaz. Şu an Rusların ve Buhara Hükümeti’nin kontrolünde olan vilâyetler, yalnız şimendifer güzergâhında olan vilâyetlerdir. Diğerleri ise tamamen Enver Paşanın kontrolü altındadır. “Basmacı” tabir olunan asiler, Buhara vilayetinden dört verst uzakta “Gicdvan” kasabasına kadar ilerlemişlerdir.
Buhara’nın bağımsızlığına hiçbir vakit riâyet etmeyen Ruslar, bölgede daimi surette şehrin muhtelif mahallerinde otuz beş bin kişilik kuvvet bulundurmuşlardır. Harbiye Nezareti tamamen ve İktisat Nezareti de kısman Rusların elindedir. Türkistan ve Buhara’nın istiklali kâğıt üzerinde kalmıştır. Türkistan mıntıkasında Rusların takip ettikleri yegâne siyaset, Türk kavimleri arasına nifak sokmak ve bu kavimleri daima birbiriyle kavga ettirerek birleşmelerini önlemektir. Taşkent’te ve Buhara’da Türkmenler, Tatarlar, Özbekler ve Kazaklar arasında büyük bir nefret mevcuttur. Ruslar oralarda “Çağataycılık“ nâmıyla bir lisan meselesi çıkararak Türkistan ve Buhara’nın münevverlerini birbirine düşürmüşlerdir. Fakat bugün hakikati anlayan gençler, Rusların propagandalarına kulak asmamaktadırlar.Buhara toprakları fevkalâde mümbit ve mahsuldardır. Ticaretin esasını buğday, pamuk ve kuzu derisi teşkil etmektedir. Rusların Alim Han’ın devrilmesi sırasında ele geçirdikleri altın ve gümüşten başka, halihazır Buhara hazinesinde sikke ve külçe halinde 80 milyon altın ve yüklü miktarda mücevherât mevcuttur

Bülent Pakman. Kasım 2014. Güncelleme Mart 2015. İzin alınmadan, aktif link verilmeden yayımlanamaz, alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets Facebook Widgets

kara 2Bülent Pakman kimdir  https://bpakman.wordpress.com/pakman/

.

Basmacılar Hareketi için 3 cevap

  1. Geri bildirim: 2. Dünya Savaşındaki Türkler | Pakman World

  2. Geri bildirim: Kurtuluş Savaşına Sovyetler ne katkıda bulundu, Taksim Anıtında Rus Generaller mi var? | Pakman World

  3. Geri bildirim: STALİN ve RUSYA TÜRKLERİ VIII | kafkasyildizi (Bilgi DENİZİ)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s