2. Dünya Savaşında Türk Lejyonları

Öncesini okumak için lütfen tıklayın: BARBAROSSA HAREKATI

Türk esirlerle ilgilenmeler başlıyor

Savaşı Almanya kazanırsa yıllardır komünist zulmü altında inleyen Orta Asya Türkleri de kurtulabilecekti. Bu ve 1. Dünya savaşında müttefik oluşu Türkiye’de Alman sempatisini körüklüyordu. Bu sempati çerçevesindeki politikalar Almanlar ile Türklerin gayrı resmi yakınlaşmalarına da sebebiyet verdi.

O zamanki Cumhurbaşkanı İnönü’nün savaşta tarafsız kalma siyaseti nedeniyle Türkiye ve Almanya arasında doğrudan temas olmadı ama zamanın Başbakanı Refik Saydam ‘söz konusu denge politikası’ gereği ne Almanları, ne İngilizleri, ne de Rusları rahatsız etmeden 200 bin Türkün kurtulmasına önayak oldu, hastalar hastaneye yatırıldı ve daha iyi şartlardaki kamplara gönderildiler.

Almanya’da olan Türkistanlı Veli Kayyum Han ve Paris’te olan Kokand ve Alaş-Orda Muhtar Cumhuriyeti’nin önderlerinden ve Başbakan’ı Mustafa Çokayoğlu da Alman esir kamplarında yaşayan ırkdaşları ile ilgilendiler. Mustafa Çokayoğlu (Çokay) esir kamplarındaki bulaşıcı tifo hastalığına yakalanarak 27 Aralık 1941 yılında Berlin’de hastanede vefat etti. Bazı söylentilere göre Çokay Almanların arka plandaki emperyalist niyetlerini anladığı, Türk Cumhuriyetlerine bağımsızlık vermeyeceklerini öğrendiği için öldürüldü. Bundan sonra Veli Kayyum Han, Türkistanlı esirleri kamplardan kurtarmak için çalıştı.

1943’ten sonra Gürcü İrtibat Heyeti başkanı olacak olan ve o sıralarda Münih’te Şark İşleri Bakanlığı’nda tercümanlık yapan Georg Magalov, aynı tarihlerde Münih’te bulunan Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa’nın (Killigil) Almanlarla temasını sağladı. Nuri Paşa 1918’de Azerbaycan’ı kurtaran Osmanlı ordusunun komutanı olması sebebiyle Kafkasyalılar ve Türkistanlılar üzerinde büyük etki sahibi idi. Aynı ordu komutanlarından Ali İhsan Sabis ve Mürsel Bakü paşalar da Almanlarla irtibat kuranların başında geliyorlardı. Ali İhsan Sabis o zaman Almanların Türkiye’de yayınladığı La Turchi adlı gazetenin yayın müdürlüğünü yapmaktaydı. Nuri (Killigil) Paşa 1. Dünya Savaşı sırasında ahbap olduğu Almanya’nın Moskova eski Büyükelçisi Kont Schulenburg, paşa arkadaşları, Azerbaycan İrtibat Heyeti Üyesi, ilk bağımsız Azerbaycan Hükümeti Maliye Nazırı Abdül Ali Emircan’ın oğlu savaş sonunda Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği Basın Ataşeliği’ne gelecek olan Fuat Emircan ile beraber Almanya yetkililerini harekete geçirmeyi başardılar.

Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Franz Von Papen esir Türkleri silahlandırıp Rusya’ya karşı kullanmak taraftarı olan gruptandı. Aynı zamanda Türkiye’nin Almanya saflarında savaşa girmesi için de diplomatik faaliyet göstermekteydi. Bu amaçla Alman ekolünden Yıldız Harp Akademisi Eski Komutanı Ali Fuat Erden ile Emekli General Hüsnü Emir Erkilet paşalar için Almanya’ya gezi düzenledi. Türk paşalar Hitler ile görüştüler ve Doğu Cephesi’ni ziyaret ettiler. Alman kaynaklara göre bu ziyarette Türk paşalar ‘milli lejyonlar’ fikrini desteklediler. Her iki paşa da Alman orduları hakkındaki izlenimlerini hem ilgili devlet birimlerine bildirdiler, hem de Cumhuriyet ve Tasvir gazetelerinde değerlendirmelerini kaleme aldılar. General Hüseyin Hüsnü Emir Erkilet, Tatar kökenliydi. Sovyet Türklerinin Almanya ile birleşip merkezi Rusya’da olan bir konfederasyon kurmalarını önerdi.

Bu konuda girişimlerde bulunan başkaları da vardı. Başkurt Zeki Velidi Togan, Kırımlı Cafer Seyidahmet Kırımer, Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Hüsrev Gerede, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucularından ve eski Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade, Şeyh Şamil’in torunu Dağıstanlı-Avar Said Şamil Türkiye’den, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti eski Dışişleri Bakanı Dağıstan’lı Haydar Bammat Paris’ten gelerek görüşmelere katıldılar. 1942 Nisanında Berlin’de“Adloniade” otelinde başlayan toplantılar aylarca sürdü.

Almanlarla yapılacak işbirliği sonunda, savaş esiri Türklerin ülkelerine kavuşacakları ve kendi bağımsız devletlerini kuracakları varsayılmıştı. Ancak Almanların özellikle Slavlar dışında kalan “Sovyet Doğu Halkları”nı ikinci sınıf insan olarak görmeyi sürdürmesi ve görüşmelere katılanlara bağımsızlık sözü vermemesi yanında Türk ve Müslümanlara ancak manda yönetimini layık görmesini, gözünü Kafkasya’nın petrol ve madenlerine dikmesini farkeden Nuri Paşa, Sait Şamil, Mehmet Emin Resulzade, Haydar Bammat gibi önderler görüşmeleri kesip Almanya’dan ayrıldılar.

Nuri Paşa Almanya’daki temasları hakkında Türkiye’deki Türkçü fikir hareketinin önde gelen ismi Reha Oğuz Türkkan’a şunları anlatıyordu: “Almanlar bana Gönüllü Türk Birlikleri’nin başına geçmem için teklifte bulundular. Ben Almanlara bir ön şart koştum, o da şu idi; ‘Almanlar, Sovyet işgali altındaki Türk memleketlerine savaşı kazandıkları takdirde bağımsızlık vereceklerini bütün dünyaya deklare etsinler’. Almanlar bunda mütereddit kaldıkları için ben bu teklifi reddettim.

Yine de bütün bu temaslar ve ayrıca Türk soyluların Rus boyunduruğundan kurtulma arzusu Almanların 1942 yılından itibaren savaş esirlerinden asker olarak yararlanmalarını nihayet akla uygun bulmalarını sağladı. Almanlar Türkleri ayrıca silah üretiminde de kullanabileceklerini düşündüler. Onların Sovyetlere karşı büyük nefretinden yararlandılar. Üstüne üstlük Almanlar Rusların kapatmış olduğu kiliselerin camiler açılacağı halklara bağımsızlık verileceğini vaadediyorlardı. Sovyet adı altında zaten Rus işgaline uğramış ve Stalin zulmünde yaşamış bir çok halk Almanları başlarda ehveni şer olarak gördüler. Bazıları Sovyetlerin terkettiği yönetim boşluğunu kendi devletlerini kurarak gidermeye çalışmışlardı.

Milli Komiteler

1941 yılının sonlarında esir kamplarında çok ağır şartlar altında bulunan savaş esiri soydaşlarına yardımcı olmak amacıyla “Milli Komiteler” adıyla bir nevi sürgün hükümeti şeklinde çalışan harp esirleri komisyonları kurulmasına karar verildi.
Milli Komitelerde Mustafa Çokayoğlu, Veli Kayum Han, Kızılordu’da tank yüzbaşısı olarak görev yapan Baymirza Hayıt, Ahmet Temir, Abdurrahman Şafi Almas, Kuzey Kafkasyalı Alihan Kantemir, Azeri Binbaşı Abdurrahman Fetelibeyli Düdanginski, Albay Magomed Nabioğlu İsrafilov (Ahmet Nabi Magoma İsrafil bey) v.b. yer aldılar.

Berlin’in Adlon Oteli’nin büyük salonunda biraraya gelen Azerbaycan gönüllüleri, Azerbaycan dışında bulunan sivillerle birlikte kurultay hazırlıklarını başlattı. Cephelerden davet edilen gönüllü askerlerle birlikte Azerbaycan Kurultayı yapıldı ve sürgün hükümeti olarak Milli Komite kuruldu. Başkanlığına da oybirliği ile Abdurrahman Fetelibeyli getirildi. Komite üyeliğine ise Fuat Emircan, Mecit Musazade, Cebbar Mehmetzade, Enver Gazi ve Ali İslam seçildiler.

Azerbaycan Kurultayı’ndan sonra Türkistan ve Kuzey Kafkasya Türk ve Kafkas kabilelerinin kurultayları yapıldı. Onlar da kendi millî komitelerini seçtiler.

Türkistan Millî Komitesi’nin başkanlığına Veli Kayyumhan adlı bir Özbek Türkü, Askeri Bölüm Başkanlığı’na da Kızılordu’da tank yüzbaşısı olarak görev yapan Baymirza Hayit getirildi.

Kuzey Kafkasya Milli Komitesinin başkanlığına Berlin’de ikamet eden Ahmet Nabi Müslüm Magoma, sekreterliğine Ali Han Kandemir getirildi. Komitede, Said Şamil, Barasbi Baytugan, Aytek Namitok, General Sultan Kılıç Girey ve Tausultan Şakman vb. de görev almışlardır.

Milli Komite üyeleri diplomat kabul edildiler ve kendilerine diplomat muamelesi yapıldı.

Dağıstanlı Sait Şamil, Almanların kendi duruşlarından hiçbir şekilde taviz vermemesi ve bağımsız Kuzey Kafkasya planını kabul etmemesi üzerine, daha fazla dayanamayıp 1942 sonbaharında komiteden istifa etti, Almanya’dan ayrılarak Türkiye’ye döndü.

Kırım Tatarları Milli Komitesi haftada iki kere olmak üzere Azat Kırım adlı bir gazete çıkarılmaya başladı. Berlin’deki Azerbaycan Ulusal Komitesi’nin kültürel işlerden sorumluluğunu Cabbar Ertürk yürütüyordu.

Milli Komiteler tarafından Türk/Müslüman esirlere gönüllü olarak Alman ordusuna katılmaları teklif edildi. Gönüllü olmasalar sanki başka alternatifleri varmış gibi. Ancak Cenevre konvansiyonuna göre vatandaşı oldukları ülkeye karşı savaşmak için mutlaka gönüllü olmak ve bunu yazılı olarak beyan etmek zorundaydılar. Zaten bu teklifi kabul etmeseler mutlaka öleceklerdi. Etseler en azından daha iyi şartlara kavuşacaklardı. Böylece Milli Komiteler kamplardan Türk soydaşlarını toplanmaya başladılar. Bu şekilde 280 bin esirin Almanlarla işbirliği yapma karşılığında hayatlarının “o zaman için” kurtulmasının yolu açıldı.

Tanıklar anlatıyor

Ergeş Sermet Bulakbaşı – Türkistan’lı: “Savaş cephesinde Almanlar tarafına geçen veya esir olarak düşen vatandaşların sayısı dört yüz bini teşkil eder. Almanlar tarafından açlık ve hastalıklar neticesinde veya Yahudi, Moğol ve Komünist gibi bahanelerle 90 ile 100 bine yakın kişilerimiz esir kamplarında helak oldular. 400 binden 100 bine yakın kişilerimizi kamplardan kurtararak silahlandırdık. Onlar, Doğu Cephesi’nde Kızıl Ordu’ya karşı savaştılar“.

Aşir MelekKırım Türkü:Sizin anlayacağınız ben size şunu söyleyeyim. Biz kaldık iki taşın arasında. Ne komünizm bize bir şey yaptı ne faşizm. Şimdi hangisine hizmet edeceğiz. Affedersin yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal veyahut kabahat bizde.

Rolph Keller – Alman Araştırmacı: “Sovyetler Birliği’nde bulunan pek çok farklı millet Sovyet yönetiminden zarar görmüş, çoğu yerinden yurdundan edilmişti… Bu da Almanlarla ortak olan bir yönleriydi. Dolayısıyla Almanlarla işbirliğini kabul ettiler. Aslında çoğu, Nazilerin prensiplerini benimsememişlerdi. Onlar sadece, savaştan sonra özgür ve bağımsız bir ülkeye dönmeyi umuyorlardı.”

Süleyman Tekiner – Azerbaycan Türkü ile ropörtaj:
Peki bu birliklerin içindekiler gerçekten gönüllü müydü?
Yok canım, ne münasebet. Kimisi açlıktan, kimisi başka çare yok
Yani zorla?
Ölmemek için. Zorla denmez ama çünkü öyle bir şart var, şartlar öyleydi ki zorlamaya lüzum yoktu. Herkes bir lokma ekmek alabilmek için oraya giriyorlardı.

Dr. Patrik Von Zur Mühlen -Alman Araştırmacı: “Esir kampındaki pek çok esir de oluşturulan bu taburlarda yer almak için gönüllü olarak başvurdular. Onları bu askeri birliklerde yer almaya iten en önemli nedenlerden biri de, esir kamplarındaki o ağır yaşam şartlarıydı. Oralarda açlık, hastalık ve soğuk hava şartlarıyla mücadele ediyorlardı. Yüz binlerce esir beslenme yetersizliğinden, soğuktan ve tifo gibi hastalıklardan dolayı hayatını kaybetti.

Habibullah Arslan – Kırım Türkü: “Fakat bu sefer doğrudan doğruya Alman elbisesi giydirdiler. Gönüllü de değildik, nasıl gönüllü olalım? Ne için çarpıştığımızı da bilmiyorduk.

Beşir Alizade. Azerbaycan Türkü. Kırımdaki savaşlarda esir düşer. Ukrayna’da bir kaç ay esir kampında kaldıktan sonra Alman ordusunda savaşmaya razı olan Azerbaycanlı esirlerin talim gördüğü yer olan Yedlina-Polonya’ya gönderilir. Beşir Alizade anlatıyor: Güzel yemek verirdiler – günde 5 defa. Az az verirdiler. Çünkü esir kampında yemek yokluğu çekmiştik. Yedikçe doymuyorduk. Kendimize gelenden sonra bize talim gördürmeye başladılar. 1 Mart 1943de bize Alman giyimi ve silah verdiler. İyi hizmet edeceyimiz hakkında and içdik”.

Fuat Emircan. ll. Dünya Savaşı sırasında Almanya’da Azerbaycan İrtibat Heyeti Üyesi, savaş sonunda Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği Basın Ataşesi olan Fuat Emircan savaş yıllarında Almanya’da esir Azerbaycanlılar için Latin harfleriyle “Azerbaycan Gazetesi”, daha sonra “Milli Birlik” isminde dergi çıkarttı. Tasvir Gazetesi’nin savaş muhabirliği de yaptı. Fuat Emircan anlatıyor: “Harp başladığında dünyada ne kadar Azeri, Gürcü, Dağıstanlı,Türkistanlı Bolşevik rejimi muhalifi politikacı varsa Almanya’ya geldi. Onlar Rusya çökecek, biz de vatanımıza kavuşacağız diye düşünüyorlardı. Hepsi istiklal istiyorlardı. Kuzey Kafkasya’dan Haydar Mamak “Biz efendi değiştirmek için harp etmeyiz” diyordu. Rus gitsin Alman gelsin diye harp etmeyiz. Harp sonunda istiklalimizi tanıyacağınızı vaad edin savaşalım diyorlardı. Bu, Berlin’de toplanan muhalif Türk grupların ortak görüşü idi. Hitler’in adamı olalım diyen çok azdı. Alman ordusunda 380 bin Türk vardı. Özbek, Türkmen ve Azeriler gönüllü olarak savaştılar. Bunların 200 bini Türkistanlı, 60 bini Azerbaycanlı, diğerleri de Şimali Kafkaslı, Gürcü, Çerkes vb. idi. Türk esirleri arasında dolaşıyordum. Bana soruyorlardı; ‘Efendim Fuat, İsmet Paşa Alman sefirini çağırmış ve demiş ki; bizim oralarda gardaşlarımız var. Onların hepsini Türkiye’ye gönderin demiş. Bu doğru mu?’ Ne diyeceksin… Esir kamplarındaki insanların ümitlerini kırmamak için ‘İnşaallah doğrudur, gayet tabii, sizi Türkiye düşünüyor’ filan derdim. Gönüllü birlikler oluştuktan sonra Almanlar Azerbaycanlı, Dağıstanlı grupları uçaklarla Kafkasya’ya attılar. Bunların içinden Rus cephesini iki defa delip Almanya’ya tekrar gelen çocuklar vardı. Bunlarla konuştum ve korkmadınız mı diye sordum. “Böyle yaşamaktansa ölmek daha iyidir” diyorlardı ve çok inançlı idiler. Alman ordusuna giren eski Sovyet vatandaşları esir olamıyorlardı. Onun için Almanlar bazı yerlerde onları öne sürüyorlardı. Biliyorlardı ki sonuna kadar dövüşeceklerdi. Nuri Paşa Almanya’ya geldi. Babamın iyi arkadaşı idi. “Rusya’dan onbinlerce esir geliyor ve bunların içinde binlerce Türk var; fakat bunları sünnetli olmaları sebebiyle Yahudi sanıp ya kurşuna diziyorlar, yahut aç bırakarak öldürüyorlar. Çabuk ilgilenin” dedi. Ben kampları dolaştım; dedikleri maalesef doğruydu. Almanlar her sünnetliyi Yahudi sanıyordu.Türkistanlıyı, Azerbaycanlıyı aç bırakarak ölüme terk ediyorlardı. Nuri Paşa’nın üst düzeyde temasları sonunda Türkler kurtuldu. Sonra da ölümden kurtulan bu Türklerden gönüllü birlikler kuruldu. Almanlar sonra da Rus gönüllü ordusu kurdular.

Cengiz Dağcı – Korkunç Yıllar Roman yazarı: “Bugün, bir oğlun, sırtında Alman üniforması, göğsünde gamalı haç. Öteki dağlarda, kalpağında kızıl yıldız tepeden tırnağa milletinin kanına bulanmış Bolşeviklerle beraber… Babam, daha çok kimi düşünüyor, kime acıyor? Bana mı, Bekir’e mi, yoksa kendine mi? Bilmiyorum…”

Lejyonlar

Mezar başında dua eden Türk asıllı askerler (1945)

Mezar başında dua eden Türk asıllı askerler (1945)

Şükür ki  kafası birşeylere basmaya başlayan Alman Genelkurmayı, 1941 Aralık ayında millî lejyonların teşkili için ön çalışmaları başlatmıştı. Doğu İşleri Bakanı Rosenberg, Hitler’i ikna ederek ‘Türk Lejyonları’nın” görevlendirilmesi yolunda direktifi imzalatmayı başarmıştı. 22 Aralık 1942’de Türkistan, Ermeni, Gürcü ve Müslüman Kafkasyalı Lejyonu kurma emri Berlin’den resmen verildi. Milli Komiteler esir kamplarından Türkleri çıkarmaya başladı.

Baymirza Hayit – Milli Türkistan Askeri Bölüm Başkanı: “Esirleri kendi devletleri aleyhine silahlandırmak uluslararası kaideye tersti. Bunun için esirlerden ‘gönüllü’ olduklarına dair iki nüsha imzalı yazı alınıyordu. Bunların bir nüshası Cenevre’ye gönderiliyor, bir nüshasını da kendi arşivlerinde saklıyorlardı. Bunlarda ‘Gönüllü olarak Türkistan ordusunda Sovyetler’e karşı savaşmaya hazırım. Bunun için and içiyorum‘ diyorduk.

Doğu lejyonları (Ostlegionen)

İlk olarak Türkistanlı esirleri kamplardan kurtarmak için çalışan Veli Kayyum Han, 1942 yılının başında Alman Genel Kurmayı ile işbirliği ile “Türkistan Lejyonu”nu kurmayı başardı. 1942 Mart’ında paralel teşekküller Sovyetler Birliği’nin işgal altındaki bölgelerinde de kurulmaya başlandı.

10915195_1063955276963384_505195846849388982_n

Türkistan Birliğinden sonra II. Dünya Savaşı sırasında Sovyet ordusuna alınmış, Alman ordusuna esir düştükten sonra Nazi Almanyası esir kamplarında nasılsa ölmemiş, yine de sonu açlıktan, hastalıktan ölmek olan, bu yüzden çaresiz Alman ordusuna geçen doğu halklarından “Osttürkische Waffen-Verbände der SS” (Doğu Türkleri silahlı birlikleri) adıyla lejyonlar oluşturulmasına karar verildi. Bu teşkilat Olaf Caroe’nin verdiği bilgilere göre her biri iki taburluk dört alaydan meydana geliyordu. Bu dört alaydan biri sırf Türkistanlılardan kurulu idi. Diğerleri ise Azerbaycan, Volga— (İdil)-Ural ve Kırım Türklerinden meydana geliyordu. Bu birlik muharib bir kuvvet olmayıp propaganda ve karşı casusluk faaliyetlerinde bulunuyordu.

Milli Lejyonların. Müslüman olmayan Rus, Ukrayna, Gürcü, Ermeni lejyonları da kuruldu. Ağustos 1942 de doğu lejyonları Polonyada Türkistan, Kuzey Kafkasya, Azerbaycan, Gürcü Ermeni, İdil-Ural lejyonlarına ayrıldı. Böylece Almanlar lejyonları ayırarak birleşik güç olmalarına izin vermediler.  İlk birlikler işgal altındaki Polonya’da eğitildiler.

İlk dalga Doğu lejyonları olarak 6 Türkistan piyade taburu, 2 Azeri piyade taburu, 3 Kuzey Kafkasya Piyade taburu, 2 Gürcü taburu ve 2 Ermeni Piyade Taburu hazır oldu.

Patrik Von Zur Mühlen – Tarihçi. Bu birliklerin kesin olmayan rakamlarını anlatıyor: “1943 yılı ortasında doğu birliklerinde 300 binden fazla insan vardı. Müteakip sene sayıları iki misli, 200 bin ile 1 milyon arasındadır. Kafkasyalıların sayısı 110 bin, İdil (Volga) Tatarları 35-40 bin, Türkistanlılar 110-180 bin, Kırım Tatarları 20 bin ve Kalmuklar 5 bin civarındadır. Özel birlikler dahil edilmediğinden bu rakamlar artabilir“.

Azeri Lejyonu arması

Azeri Lejyonu arması

Lejyonların görev yaptırılan en büyük birlikleri tabur kuvvetindeydi. Tek istisnayı 162. Türk Tümeni teşkil ediyordu. Sir Olaf Caroe’nin yazdığına göre bu piyade tümeninden başka 19 müstakil tabur ve 24 piyade bölüğü vardı. Bunların hemen bütün mevcudu Türklerden ve Taciklerden oluşuyordu. Ancak subaylar karışıktı. Charles Warren Hostler’in verdiği rakamlara göre 180 bin gönüllü içinde ancak 87 Türk subayı vardı. Türk subaylarının tayin ve terfisi konusunda Almanlar kararsızdı. Bununla birlikte 1942 Aralık’ından itibaren Doğu Birlikler Generalliği ve beraberinde Gönüllü Birlikler Generalliği ihdas olundu.

Türkistan Lejyonu

Türkmen gönüllüleri

Türkmen gönüllüleri

Özbekler, Kazaklar, Kırgızlar, Türkmenler, Karakalpaklar, Balkarlar, Karaçaylar, Azeriler, Dağıstanlılar, İnguşlar, Çeçenler, Tacikler olmak üzere çoğu Türk soylu Müslüman halklardan oluşturuldu.

1942 yılının sonuna doğru altı tabur, 1943 yılının başlarında beş tabur, 1943 yılının ikinci yarısında üç tabur kuruldu. Türkistan Lejyonu ilk defa 2 Mayıs 1942 yılında Bryansk ormanlarında Kızıl Ordu’ya karşı yaptığı savaşlarda bazı başarılar elde etti. Birliğin bir savaş gücü haline dönüşmeye başlaması için kasım 1943 tarihini beklemek gerekti. Tarihçi Mühlen’e göre 1943 ortalarında sayıları 110-180 bine çıktı. Başlarda Alman asıllı yüzbaşı ve yedek subay binbaşılar tarafından idare edilen birliğin komutanlığını Ekim 1944 ile Aralık 1944 arasında sonradan Müslüman olmuş Harun El Reşid adında bir Avusturyalı yaptı.

BiZ ALLA Bilen - Allah Bizimle - Türkistan Lejyonu Arması

BiZ ALLA Bilen – Allah Bizimle – Türkistan Lejyonu Arması

Türkistanlılar. Ekim 1943, Kuzey Fransa

Türkistanlılar. Ekim 1943, Kuzey Fransa

1944 yılının şubat ayında, beyaz Rusya’ya gönderilerek, cephe gerisinde sabotaj faaliyetlerinde bulunan Sovyet partizanlarına karşı, “anti-partizan” yöntemler ile mücadele etmek olmuştur. İlk olarak, 28 Mart 1944’de, Minsk yakınlarında, “Yuratishki” de partizanlara karşı operasyon yapmıştır. Daha sonra Haziran 1944 de Polonya’ya gönderilen birlik burada da yine partizanlar ve cephe gerisinde faaliyet gösteren, 1939’da dağılmış olan Polonya ordusu’ndan geriye kalan askerlerin oluşturduğu, ‘Polish Home Army’ isimli kuruluş ile mücadele etmiştir.

Doğu Türkistan Lejyonu eğitimde. Üniformalar Alman, silahlar ise Rus malı!

Doğu Türkistan Lejyonu eğitimde. Üniformalar Alman, silahlar ise Rus malı!

1944 yılının sonuna doğru Slovakya’ya gönderilen birlik, burada da, partizanlara karşı operasyonlarda bulunmuştur. Aynı yılın Aralık ayında “Waffen (silahlı)-Gebirgs-Brigade der SS (Tatar nr. 1)” isimli Kırım Tatarlarından oluşan başka bir birlik ile birleştirilmiştir. Kurulduğu 1944 yılı başında, 3000 kişi civarında olan personel sayısı, 1945 yılının Mayıs ayında, 8500 kişiye ulaşmıştır.

Ruzi Nazar

İkinci Dünya Savaşı’nda Özbek Türkü Ruzi Nazar’da her genç gibi trenlere yüklenip cepheye sürüldü. Kendisine verilen kursu başarıyla bitirdiği ve de yüksekokul mezunu olduğu da göz önüne alınınca Kızıl Ordu tarafından kendisine Asteğmen ünvanı verildi. Akabinde Ukrayna’daki savunma birliklerinde görevlendirildi. Ruzi Ukrayna’da Alman havan mermisinin şarapnel parçasının isabeti sonucu ağır yaralandı. Ukraynalı bir aile onu sahiplendi ve iki hafta orada misafir kaldı. İyileştiği esnada Kızıl Ordu birliklerinden Alman birliklerine geçişler başlamıştı. Ukrayna’da da Almanya’nın kontrolünde yardımcı birlikler kurulmuştu. Ruzi ev sahibesinin de yönlendirmesiyle Alman ordusu kontrolündeki Türkistan Lejyonuna katıldı. Artık sadece kendi halkı için çalışacaktı. Ruzi’ye bu birliklerin kontrolü verilmişti. Bu birlikleri denetliyor ve yaralılara sağlık hizmeti verilmesini sağlıyordu. Ruzi  Nazar’a ileriki bölümlerde tekrar döneceğiz.

Türkistan Lejyonu Arması

Türkistan Lejyonu Arması

Hayal Kırıklığı

Almanların da vermiş olduğu söz vardı. Cephede öne sürdükleri MTBK’ya (Milli Türkistan Birlik Komitesi) savaştan sonra bağımsızlık vaadini sunmuşlardır. Denize düşen yılana sarılır misali Türkistan Lejyon birlikleri kendilerini Sovyetlerin ellerinden Almanların kurtaracağını düşünüyordu. Ama çok geçmeden durumun öyle olmadığını anlamışlardı.

Muhammed Emin el-Hüseyni

1921 – 1948 yılları arasında Filistin baş müftüsü ve Filistin Ulusal Hareketi’nin kurucusuydu. 1895 veya 1897’de doğdu. Kısa sürede II. Abdülhamit hayranı oldu. Çanakkale Savaşı sırasında Osmanlı ordusu’nda topçu subayı olarak görev yapan el Hüseyni, bir süre İzmir’de yaşadı. Teşkilat-ı Mahsusa’da yükselerek Kudüs’te idaresi hızla yükseldi. Aralık 1916’da Kudüs’e döndükten sonra Arap isyanı sırasında olayları yatıştıramadı. Osmanlı idaresinden sonra Filistin topraklarından Yahudileri çıkarma çalışmalarına girişti. Antisemit gösteriler ve sabotajlar düzenledi. 1933’den itibaren Nazilerle yakınlaştı. 1936’da Filistinde çıkan büyük Arap isyanının lideri olarak, Yahudilere toprak satışını, Filistine Yahudi göçünü önlemeye çalıştı. İngilizler dini liderliğini tanımadıklarını ilan ettiler.

Emin el Hüseyni Adolf Hitler ile görüşüyor, Aralık 1941

Emin el Hüseyni Adolf Hitler ile görüşüyor, Aralık 1941

1941’de Berlin’e giderek bizzat Adolf Hitler ile görüştü. Yahudileri Filistinden atmak için destek talep etti. Hitler resmi bir taahhüt vermedi ancak söz ile, Filistin ideallerini Almanya’nın paylaştığını beyan etti. Kafkasları tamamen ele geçirince Yahudileri Filistinden atacağını da ekledi. Himmler’le yaptığı görüşmede de Balkan Müslümanları ile arasının iyi olduğunu, Almanya için silahlı bir kuvvet oluşturabileceğini söyledi. Bunun üzerine Müslüman Boşnak ve Hırvat askerlerinden 13. SS Waffen Dağ Tümeni “Handschar” adlı bir tümen oluşturuldu.

Azeri Lejyonu

İngilizler tarafından sürgüne yollanmış olan Kudüs Müftüsü Hacı Emin (Amil) el-Hüseyini ile sohbet eden Azeri gönüllüleri (19 Aralık 1942)

İngilizler tarafından sürgüne yollanmış olan Kudüs Müftüsü Hacı Emin (Amil) el-Hüseyini ile sohbet eden Azeri gönüllüleri (19 Aralık 1942)

Sovyet ordusunda 700 000 Azerbaycanlı vardı. Bunlardan 70 bini Stab waffen -Gruppe Aserbaidschan’da (Silahlı Birlikler Azerbaycan grubu ) ve başka Alman ordusu birimlerinde çarpıştılar. Abbas Bey Atamalibekov’un da çabalarıyla 1942 yılının sonuna doğru iki Azerbaycan lejyon taburu, 1943 yılının başlarında dört tabur, 1943 yılının ikinci yarısında iki tabur kuruldu. Bu birliklerin asker sayısı 1943 yılında
100 binin üzerindedir.
Lejyonda kurmay subay olan Azerbaycan Türkü binbaşı Abdürrahman Fetelibeyli-Düdanginski geçici tabur komutanlığı yaptı. Magomed Nabioğlu İsrafilov (İsrafilbey) 314. Piyade alayı içerisindeki 162. Türk Piyade Bölüğüne komutanlık yaptı. Taburlar ilk olarak Kuzey Kafkasya’da Karaçay Türklerinin topraklarında savaştılar. 30 Aralık 1944 de Kafkasya Silahlı Birlikleri Grubuna katıldılar.

Abdurrahman Fetelibeyli Düdenginski: “1942 yılının Ekimi’nde Cortovi Vorota, Şeytan Kapısı sınırında Kızıllara karşı savaştaydık, hem de Azerbaycan’ın bağımsızlığı uğrunda savaşıyorduk. .Akşama kadar mermi altında savaşa kumandanlık eden Komutan Qolqer çok yorgundu. Hiç beklemeden bana gelerek şunları söyledi: Atatürk yaşasaydı İkinci Cihan Harbi olmazdı. Bu kelimeler benim kalbimi mutlulukla doldurdu. Atatürk’ün kudretini tüm varlığımla,tam yakından bir kez daha hissettim. Gerçekten, Atatürk öyle bir Türkiye yarattı ki, İkinci Cihan Harbi’nin gidişine ve sonuna derin tesir etti… Ben Atatürk’ün yaratıcı gücü önünde boyun eğdim. Hem de sınır bilmez sevgi ve sayqılarımla baş eğdim. İsteyerek büyük fedâkarlıklara katlanan, özgür dünyanın yıkılmaz kalesi olan Türkiye’nin önünde baş eğdim. Mutluyum ki, Azerbaycan Türkü’yüm, Türkiye’nin kardeşiyim ben.” (Azerbaycan Gazetesi – 1951 Sayı.1, Münih)

Beşir Alizade – Azerbaycan Türk Lejyoneri: “Biz onlardan insanlık gördük. Yedlinada bir defa gördük ki, Almanlar koyunlar getiribler. Koyunların üstünü kırmızı boyamışdılar. Sorduk ki, acaba bu ne? Dediler, sizin Kurban bayramınızdır. Men Kurban bayramını ilk defa orda keyd etdim, Vetanda yasak idi bayram etmek”. Almanlar taburdaki Azerbaycanlı askerlerin arasından 11 er seçip kendilerinin Fransadaki askeri okullarına da gönderirler – “okuma yazma” bildiği için Beşir Alizade’yi de seçerler. Orada 4 ay talim görür. Beşir Alizade’yi hizmet ettiği taburun yolu Ukrayna, Macaristan, Almanyadan da geçer. 817. taburun sağ kalan askerlerini savaşın sonuna yakın – 1945. yılın Martında Almanya’ya gönderirler. 817. lejyon taburunun esas işi Polonya’da demir yollarını korumaktı.  Beşir Alizade anlatıyor: “Partizanlar demir yollarının muhtelif yerlerine bomba koyurdular. Bizim işimiz böyle sabotajcıları tutmak idi. Tutup Almanlara teslim ederdik. Ormanda 20 partizan vardı.  Onların etrafını sardık. İkisi teslim oldu, kalanlarını vurduk. İçimizde Alman subayları da vardı, ne kadar söyledik, kulak asmadılar, teslim olan partizanları da kurşunladılar”.

Kuzey Kafkasya Lejyonu

Kuzey Kafkasya Lejyonu arması

Kuzey Kafkasya Lejyonu arması

1942 yılının sonuna doğru üç tabur, 1943 yılının başlarında üç tabur kuruldu. Tarihçi Mühlen’e göre 1943 ortalarında sayıları 110 bine çıkmıştır. Kuzey Kafkasya Gönüller Tugayı olarak da bilinirler. Ocak 1945 de Kuzey İtalya’daki Paluzza kampına eğitim için götürüldüler. Savaş sonu İngiliz kuvvetlerine teslim oldular.

İdil-Ural Lejyonu

Tatar askerler

Tatar askerler

Tatarlar, Çuvaşlar, Udmurtlar ve Mariler gibi Volga (İdil) çevresi halklarından oluşmuştur.
1943 yılının başlarında üç, 1943 yılının ikinci yarısında iki tabur kurulmuştur. Tarihçi Mühlen’e göre 1943 ortalarında sayıları 35-40 bine çıkmıştır.

Mavi Alay
21 Ekim 1941’de Kırım Yarımadası’nı anakaraya bağlayan Perekop kıstağında (yarımadayı karaya bağlayan, iki yanı su, dar kara parçası) Sovyet ordusu Almanlara yenildi ve Hitler orduları Kırım’ı işgal ettiler. Tatarların ‘kulak’ (orta hallinin üzerinde varlığı olan köylü) denilebilecek kesimleri, milliyetçi unsurları, Stalin döneminin baskılarından sonra, Nazileri adeta kurtarıcı olarak görmüşlerdi. Naziler de durumu fark ederek, Tatar milliyetçileriyle iyi ilişkiler kurmaya çalışmışlardı. Almanlar kendileriyle işbirliği yapan Kırım Türklerine karşı bir takım kültürel imtiyazlar sağladı. “Sizleri Türkiye’deki kardeşlerinizle birleştireceğiz” dediler. Bolşeviklerin halkın elinden aldığı toprakları geri verdiler. Kırım Türkleri ayrıca Müslüman Komitelerinin teşkili gibi siyasî bir ayrıcalık da elde ettiler. Nazi Güvenlik Servisi (SD) ve Alman Silahlı Kuvvetleri Komutanlığı (OKW) tarafından Kasım 1941’de kurulmasına izin verilen ve merkezi Akmescid’de olan bu komiteye sadece dini ve kültürel meselelerle ilgilenme yetkisi verilmişti. Böyle olmakla beraber, Komite gayr-i resmi olarak Kırım Türklerinin siyasî merkezi haline geldi. Yine bu Komite tarafından 11 Ocak 1941’de, haftada iki kere olmak üzere Azat Kırım adlı bir gazete çıkarılmaya başlandı. Bu gazetenin tirajı Alman yönetimi tarafından 10 bin adetle sınırlandırıldı.

Kırım Türklerinden “gönüllü” asker alınmasına, Führer tarafından 2 Ocak 1942’de 11. Ordu Keşif Birliği’nde yapılan bir toplantı sonrasında karar verildi. 1942 de Kırım Tatarı öz savunma bölükleri ve 1942-44 arasında Kırım Tatarı yardımcı güvenlik polis taburları Yayla Dağları’ndaki Kızıl Ordu partizanlarına karşı bir nevi koruculuk gibi şehirleri savunmaktaydı. Bunlara ve 1944 de kurulan Almanların SS Tatar Dağ Avcı Alayı ve 1. SS Tatar Dağ Avcı Tugayı adını verdikleri askeri birliklere “Gönüllü Nefs-i Müdafaa Taburları” ve Mavi Alaylar da denilmektedir. Bu alaylarda yer alan Kırım Türklerinin bir bölümü Nikolayev ve Akmescid (Simferopol)’deki Alman esir kamplarında bulunan askerlerden oluşmuştu. Mavi Alaylarda esir kamplarından güya gönüllü adıyla toplananlar yanında gerçekten gönüllü olarak kamplar dışından gelen Kırım Türkleri de vardı. Amaçları, Alman hakimiyeti altında yaşamak değil, ne şekilde olursa olsun Rus hakimiyetinden kurtulmak ve bağımsız Kırım devletini kurmaktı. Bu hedefe ulaşabilmek için, Almanların kendilerine ne tür haklar tanıyacağını hesaba katmadan çaresiz böyle bir işbirliğine giriştiler.

Kırım Tatarları ayrıca 1944 ve 45 yıllarında SS Doğu Türk Silahlı Birliği ve 1. SS Doğu Müslüman Alayında da hizmet verdiler. Alman askeri belgelerine göre, Kırım’ın 203 yerleşim bölgesinden 5655 kişi ve 5 esir kampından 3600 kişi olmak üzere, toplanan gönüllü sayısı 9255 kişidir. Tarihçi Mühlen’e göre 1943 ortalarında Alman ordusuna katılan Kırım Türklerinin sayısının 20 bin civarında olduğu ifade edilmektedir.

Kırımlı Tatarlar sonuçta Almanlar tarafından kandırıldılar, verilen vaatlerin hiçbiri yerine getirilmedi. Çoğu kendi ülkeleri için değil Polonya’daki komünist partizanlara karşı çarpıştırıldılar. Bu yüzden Kırım Türkleri içinde Sovyet ordusunda çarpışmaya devam edenler ve Almanlara karşı partizan hareketine katılanlar da oldu. Bu mücadelede yer alan bir çok Kırım Türkü yüksek derecede Sovyet madalya ve nişanlarıyla taltif edilmiştir. Bu mükafatlardan biri, savaş sırasında 30 tane Alman uçağını düşüren ve bundan ötürü iki kere “Sovyetler Birliği Kahramanı” ünvanı alan Ahmet Han Sultan’a aittir. Kırım Türkleri Kızıl Ordu ve komünist partizan cephelerinde yetişkin nüfusunun % 26.4’ünü kaybetmişti.

Kırımlı

373329_8372097354771db0d5fd1Cengiz Dağcı’nın Korkunç Yıllar adlı romanından beyazperdeye aktarılan film. Vizyon tarihi 12 Aralık 2014.
II. Dünya Savaşı sırasında Alman esir kamplarında rehin alınan Tatarlı esirlerin yaşadıkları insanlık dramını ve çektikleri acıları konu alıyor. Kırım’da yaşayan Sadık Turan savaş başlayınca diğer Kırım Türkleri gibi askere alınır ve cepheye gider. Savaş esnasında Almanlara esir düşer ve Almanca biliyor olması nedeniyle bulunduğu esir kampında irtibat görevlisi olarak çalışmaya başlar. Kısa süre sonra Almanların, Kırım’ı Ruslardan kurtarıp özgürleştirme vaadiyle Türklerden oluşan birlik kurma planına dahil olarak Alman ordusunda görev almaya başlar. Ancak bunun bir oyun olduğunu fark eden Sadık artık gerçek Kırım kurtuluşu için harekete geçecektir.
Filmin yönetmeni Burak Arlıel. Oyuncu kadrosunda Murat Yıldırım, Selma Ergeç, Bülent Alkış, Gülçin Santırcıoğlu ve Burç Kümbetlioğlu gibi isimler yer alıyor.

Kalmuk Süvari Kolordusu

Kalmuk SS Süvari eri (1943)

Kalmuk SS Süvari eri (1943)

Kimler olduklarına daha önce değindiğimiz Kalmukların Sovyet ordusunda savaşırken Alman ordusuna esir düşenleri 1942 yılında bir lejyon oluşturdular. Sayıları 5 bin kadardı.

Kalmuk SS'leri bir eğlence sırasında

Kalmuk SS’leri bir eğlence sırasında

Gürcü ve Ermeni lejyonları

Ayrıca Türk olmayan unsurlardan lejyonlar da teşkil edildi. Gürcü Lejyonu 1942 yılının sonuna doğru iki, 1943 yılının başlarında dört, 1943 yılının ikinci yarısında iki taburdan müteşekkildi. Ermeniler ise başta Kafkaslarda olmak üzere, yaşadıkları bütün coğrafyalardan gönüllü olarak Nazi Almanyası Ordusuna katıldılar. Dro Kanayan isimli bir Ermeni, bu gruplara öncülük etti. Yaklaşık 22 tabur, yani 20.000 den fazla Ermeni, gönüllü olarak Nazi Ordusuna katıldı. Nazi Almanyasına katılan çeşit çeşit halklardan daha farklı olarak, bu gönüllüler saf Aryan Irkı fikrini benimsemekten ötürü böyle bir akıma dahil olmuşlardı.

13. Waffen SS Dağ Tümeni – Handschar

13. Waffen SS Dağ Tümeni (Hançer Tümeni)

13. Waffen SS Dağ Tümeni (Hançer Tümeni)

Waffen SS’e bağlı 38 tümenden biri. Tümenin ismi olan Handschar (hançer), tümenin amblemiydi. Çoğunluğu Bosnalı müslümanlardan ve bir miktar da Katolik Hırvatlardan oluşuyordu.  Almanya’dan kaçan yahudilerin ortadoğuda bir devlet kurmasından çekinen ve bu sebeple Nazilere sempati duyan Kudüs Baş Müftüsü Emin el-Hüseyni’nin girişimi ile Balkanlardaki komünist Partizanlara karşı savaşmaları amacıyla kuruldu. Tümenin kurulmasında Himmler’in müslümanlığa dair romantik görüşlerinin etkisi vardı. İslam inancından kişisel olarak etkilenen Himmler, müslümanlığın korkusuz askerler yarattığına inanıyordu. Tümen eğitim için önce Fransaya gönderildi.

Nerelerde savaştılar?

Doğu Türklerinin orduları ile gösterdikleri başarı göz kamaştırıyordu. Gösterdikleri kahramalıklar üzerine Türk taburlarının birine ‘arslan taburu’, bir diğerine ‘kaplan taburu’ isimleri verilmişti. Türk gönüllüleri 1942 senesinden itibaren hep doğu cephesinde savaşa sokuldu.

Cebbar Ertürk -Azerbaycan Millî Komitesi Üyesi:  “Leningrad muharebesinde, Slolensk, Stalingrad, Kafkas ve Kırım cephelerinde ateş hattında bulunanların azımsanmayacak miktarı Türk gönüllüleriydi. Bunların tabur kumandanları hep Alman asıllı subaylardı. Bölük ve takım kumandanları ise Alman subay okullarında eğitim görmüş Türk asıllı subaylardı.”

13. Waffen Boşnak Tümeni Sirmiya bölgesinde Partizanlara karşı savaştı ve Sava, Bosna, Drina ve Spreça nehirleri arasında kalan bölgeyi işgal etti.

Türk gönüllüler Ukrayna, Kırım ve Kafkaslar’a kadar olan geniş coğrafyada yapılan bütün muharebelere iştirak ettiler. Stalingrad savaşlarında üç Türk taburu son ferdine kadar dövüştü. Altı Türk taburu Rusların Berlin’e doğru ilerleyişlerini bir süre durdurmaya muvaffak oldu. Türk birlikleri 90 – 100 bin şehit ve 12 bin harp malulü verdi.

Irkçı-faşist Naziler esir kamplarındaki Türklerin varlığını daha önce farketseler ve onlardan yararlanmayı daha önce akıl etseler Türk lejyonları bir kaç kat daha güçlü olacak belki de savaşın kaderi değişecekti.

İnönü sansürcülüğü

Almanya’dan Kafkaslara kadar bütün Doğu Avrupa’da 1940- 45 yılları arasında 200 bin ila 1 milyon Müslüman Türk’ün fiilen katıldığı savaşa ilgisiz kalan Türkiye, Sovyetler Birliği içindeki milyonlarca Türkün kaderine karşı duyarsızdı. Türkiye’deki Türkçü ve Turancı entelektüeller takip altında bulundurulurken, bu yöndeki yayınlara da şiddetle karşı çıkılmaktaydı.

Almanya’nın ‘Gönüllü Türk Kıtaları’ yerine Rus gönüllüler Türkiye’de haber konusu olabiliyordu: “Bolşevizm ile savaş için Almanya’da alınan Rus esirlerinden bir kurtuluş ordusu kuruldu...” şeklinde verilen haberde devamla şöyle deniyordu: “Berlin 25, AA: Alman işgali altında bulunan doğu topraklarında bir Rus kurtuluş ordusunun kurulması hususundaki hazırlıklar çok ilerlemiştir. Bu ordunun teşkili ile bilhassa General Vlasof meşgul olmaktadır.(…) General ve ordusu, Rusya’da Bolşevik tahakkümüne son vermeyi başlıca gaye edinmiş bulunuyorlar...(Ulus 26.5.1943)”

Türkiye’de Millî Şef Dönemi isimli kitabın yazarı Cemil Koçak 1200 sayfayı aşkın çalışmasında ancak 2 sayfada bu konuya temas ediyor. Cemil Koçak konuyla ilgili ayrı bir başlık açmayı dahi gerekli görmeyip ‘Almanya ve Turancı akım’ bölümü altında bir şeyler karalamış.

2. Dünya savaşının sonuna yaklaşılmakta olduğu 1943’ten sonra İnönü’nün Milli Şef dönemi, Alman cephesinde hızla ilerleyen Rusların tepkisini çekeceği ve kızdıracağı korkusuyla Türkçü-Turancı çevreleri yakından izlemeye ve baskı yapmaya başlamıştı. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Türkçülere karşı çok sertti ve Türkiye dışında Türklerin varlığından ve kültürel birliğini gözetmeye çalışan Türkçülere korkunç tabutluk işkencesini reva gördü. Bu konudaki ayrıntılı yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Devamını okumak için lütfen tıklayın: RUSLARDAN KAÇIŞ

KAYNAKLAR YAZI DİZİSİNİN SONUNDA VERİLMİŞTİR.

Bülent Pakman. Nisan 2015. Güncelleme Ekim 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz, yayımlanamaz.

Twitter Widgets

WP_000151Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

 

Bülent Pakman’ın video arşivi:

Bülent Pakman youtube video kanalı 1

Bülent Pakman youtube video kanalı 2

Bülent Pakman dailymotion video kanalı

2. Dünya Savaşında Türk Lejyonları için 3 cevap

  1. Yigit dedi ki:

    Elinize saglik hocam

  2. Geri bildirim: 2. Dünya Savaşındaki Türkler | Pakman World

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s