Reenkarnasyon Sorular Yanıtlar FAQ

Sanal alemde yöneltilen konuyla ilgili sorular ve yanıtlar.

1. Reenkarnasyon nedir, böyle bir şey var mıdır, ispat edilmiş midir?

Kelime anlamları “enkarne olmak” doğmak “reenkarnasyon” tekrar doğuştur, bence kesinlikle vardır ve araştırmalarda kanıtlanmıştır. Bkz: https://bpakman.wordpress.com/dininanc/reenkarnasyon/

2. Tüm canlılar bu re-enkarnasyona tabi olurlar mı, yani bir kez kedi sonra kuş veya insan veya başka bir şey olarak gelinir mi?

Evet olurlar ama tabi olma tekamül – olgunlaşma içerisinde sürer. Tekamülde geriye gidilmez. Yani insan hayvan olarak, hayvan bitki olarak re-enkarne olamaz.

3. O zaman bir düzenli yaşayıp ölmeyen ruh mu var ve devamlı dünyaya gelip yaşamdaki sınavlarla tekamül ediyor.

Evet ruh dediğimiz bedensiz bir varlıktır, daha doğru bir tanımla, “enerjidir”, bizim şu anda sahip olduğumuz gibi bir maddi bedene sahip olmayan ruh yani enerji tekamül eder. Tasavvufta fenafillah/vahdet-i vücut ve doğu felsefesinde Nirvana benzeri mertebeye kadar ve/veya daha ileri başka planlara boyutlara transfer oluncaya kadar. Bu enerjinin maddi bedendeki bağlantı noktası beyindir. Enerji maddi bedene sahip olmadan da tekamül eder akıl böyle oluşmuştur ama tekamül süreci eninde sonunda bedenlenmeyi gerektirir. Modern akıl büyük olasılıkla bedenlenme sırasındaki tekamülle oluşmuştur. Eğitimde nasıl defalarca sınıfları, okulları bitirmek gerektiği gibi gidip gelmek yani bedenlenme gereklidir.

Enerjilerin birbirlerine helezonik şekilde bağlı olması sayesinde bir nizam ve basitten mükemmele doğru düzen oluşmaktadır. En basit akıl bile bir değer taşır, bu helezonik bağ sayesinde mükemmel akıl her şeyi yönetir. Bu düzende tesadüf diye bir şey söz konusu dahi edilemez.

4. Bu gelişmeyi kim ölçüyor, önce insan sonra hayvan veya bitki mi olunuyor veya tam tersi mi?

Tekamül-gelişme enerji içerisinde kayıtlanıyor yani ölçüme gerek kalmıyor, düzey zaten farklı enerji yoğunluğu ve renkleriyle yani boyutlarıyla kendini gösteriyor, yönlendirmeyi yukarıda açıklanan akıl  çerçevesinde İlahi Yönetim Mekanizması ve alt yönetimler planlıyor ama bir zaman sonra varlık kendisi de ölçebiliyor, algılayabiliyor, yani  o kadar tekamül edebildikten sonra. Sırayı soruyorsanız atom, bitki, hayvan, insan. Gidişat hep basitten mükemmele doğrudur. Cılız bir ışık ile göz kamaştıran bir ışık, monokrom ile çok renklilik arasındaki farkları düşünün.

Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum.
Bitki olarak öldüm ve hayvan oldum.
Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum.
Öyleyse ölümden korkmak niye?
Hiçbir sefer kötüye dönüştüğüm,
Ya da alçaldığım görüldü mü?
Bir gün insan olarak ölüp,
Işıktan bir yaratık,
Rüyaların meleği olacağım.
Fakat yolum devam edecek,
Allah’tan başka her şey kaybolacak.
Hiç kimsenin görüp duymadığı birşey olacağım.
Yıldızların üstünde bir yıldız olup,
Doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım.

Mevlana Celaleddin Rumi

Mevlana burada tekamülü ve renkarnasyonu o kadar güzel anlatıyor ki. Taş ölür mü? Ölür. Bakın seyredin: Tekamül sırası şöyledir: Atom, bitki,  hayvan, insan. Aynen Mevlana’nın dediği gibi. Mevlana atoma taş demiş. Onun cevabı da yukarıdaki videoda. Taşlar atomdan müteşekkil. Yıldızların da sonu gelince taş, kaya toz haline geliyor yani taş ölüyor ve ruhu bir dahaki sefere bitki olarak bedenleniyor. Bir taşın ölmesi bazen milyarlarca yıl alabilir ama evrenin hesapsız ömrü süresince bunun lafı olmaz. Bir atoma enerji aktarıldığında, yani atom uyarıldığında normalde atomun enerji kaybederek başlangıçtaki durumuna dönmesi için bir süre geçmesi gerekir. Bu süreye atomun ömrü denir. Bu varlıklar görevlerini tamamladıktan sonra nöbet devriyle yerlerini başka varlıkların alıyor olabilir. Ayrıca yüksek sistemlerde izafi bir zaman söz konusudur. Mesela bizim dünya zamanıyla elli bin yıl kozmik zaman ölçüsüyle bir güne karşılık gelmektedir. Bunu Kur’an ayeti açıklıyor:

Melekler ve Ruh, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler O’na.” (Mearic 4)

5. Bitki ve hayvanlar nasıl tekamül eder?

Bitkilerle, hayvanlarla şuur iletişimimiz olmadığından bunun cevabını sadece akıl yürüterek bulabiliriz. Tekamül evren yasası  olduğuna göre her varlık mutlaka tekamül etmektedir. Varlığın maddi alemde yaşama ortamına önce basit şekilde alışması gerekir. Bedenlenme en basitinden başlar. Bitkilerin tekamülü maddi dünyanın güç alanından sağladıkları şuur gelişmesiyle olur. Bitkiler kendi aralarında iletişim kurabilirler, etraftaki tesirlerden mesela müzikten etkilenebilirler. Bunun yanında bitkiler tohumdan çıkarak, nefes alarak, gıdasını gün ışığından ve topraktan üreterek, büyüyerek, kök vererek, kışın öz suyunu çekerek, baharda çiçek açarak, polen, meyve vererek yani yaşam mücadelesiyle de tekamül ederler. Bitki yapraklarını birbirlerini kapamayacak şekilde dizer. Bu düzen bitkinin güneş ışığını ve yağmur damlalarını eşit biçimde alabilmesi için çok önemlidir. Yapraklarda, çam kozalaklarında, kaktüslerde, ayçiçeklerinde ve diğer bitkilerde görülen bu spiral düzen matematikte ‘Fibonacci dizini’ ismi ile tanımlanır.

Hayvanlara zeka gelişimi şuura ilave olarak yüklenir. Mesela sivrisinek, insanı gözünün görmeyeceği bir yerden ısırır. Gelip de burnundan elinin, kolunun üzerinden değil, kolunun arkasından, bacağından ısırır. Isıracağı yeri önce salgısıyla uyuşturur. Bunları yapmazsa telef olur gider. Toplu iğnenin ucu büyüklüğünde bir beyin insan gözünün nereleri görmediğini nereden bilmektedir? Hadi diyelim bazı hayvanlar bir çok şeyi annelerinden görerek öğrenir. Sivrisinek öyle değildir ki, larvadan çıkar, annesini bilmeden görmeden tek başına büyür. Karga ağzına cevizi alır. Yüksek bir yerden beton, asfalt gibi sert bir yere atar, gider kırılan cevizin içini yer. Karga familyası, saksağan dahil kabile mensuplarından birine saldıran hayvan ya da insanı hiç unutmaz. Yani kuş beyni bile gayet iyi çalışmaktadır. Afrika’da yaşarken karıncaların yuvalarını taşımalarını gözlemlemiştim. Afrika’da mevsimler yağışlı, yağışsız diye ikiye ayrılır. Yağışlı mevsimde göl suları yükselir, yağışsız mevsimde alçalır. Göl kenarında yaşayan karıncalar güvenli buldukları yerlerdeki yuvalarını bu kotlara göre her iki mevsim öncesi taşımak zorundadırlar. Bu taşıma inanılmaz bir organizasyonla gerçekleştirilir. Her karıncaya görev verilir. En önemlisi insan ya da hayvanlardan gelecek ezilme ve organizasyonun bozulma tehlikesidir. Bu yüzden taşıma tam göl suyu üzerine yakın bir kottan yapılır. O kotta olmayan taşıma yolunu karıncalar set kurarak oluştururlar. Diğerleri yiyecekleri bu set üzerinden taşır. Bir de en önemlisi güvenlikçiler vardır. Onlar da yaklaşan insanların paçalarından girerek bacaklarını ısırır ve böylece oradan uzaklaşmalarını sağlarlar.

Dünyada binlerce yıldır yaşayan ilkel mikroskobik bir organizma, hayvan, bitki ya da mantar olarak değerlendirilemeyen “ökaryot” bir canlı türü olan “amipimsi” bir kökbacaklı, beyni olmadığı halde kendisine zarar verebilecek ışık ve nem gibi stres kaynaklarından uzak kalırken, bir labirentte besine giden en kestirme yolu bulabiliyor, en kestirme yolu seçerek besine ulaşıyor. Çürüyen yapraklarda ortaya çıkan ve buralardaki bakterileri yiyerek beslenen bu canlının mayonez görünümündeki bazı türleri, mikroskop kullanmadan da gözlenebiliyor. 

Bitkiden hayvan boyutuna geçen varlık artık gıda üretimini kendi yapamayacak, arayıp bulmak zorunda kalacak, barınmaya ihtiyacı duyacak,  ya kendine in bulacak ya da yuvasını kendisi yapacak, içgüdüsel, duygusal ve fiziksel enerjisiyle çoğalacaktır vb. Yani maddi hayat hayvanlarda bitkilere göre çok daha fazla zorlaşmış ama ona göre imkanları da artmıştır. Zorluklar ve imkanlar varlıkları zekalarını çalıştırarak yaşam mücadelesi vermeye mecbur bırakır, bu da gittikçe tekamül etmelerine sebep olur. 

Bitki ve hayvanların madde dünyasındaki varlıkları, bir yandan varlık tekamül kademelendirmesine diğer yandan doğal dengeyi ayakta tutmaya yaramaktadır. Arının bal yaparken polen taşıması, ineğin süt, tavuğun yumurta, ağacın meyve vermesi gibi.  Kozmik yasalarda görevi yerine getirmenin mutlaka getirisi vardır. Yani bitkiler, hayvanlar bu açıdan da şuur ve enerji seviyelerini dolayısıyla tekamüllerini ayrıca artırmaktadırlar.

6. Tarihin eski devirlerinden kalma fosillerden insana geçişi anlayabiliyoruz. Günümüzde böyle bir şey olsa gözlemlememiz gerekmez miydi?

Burada varlığın maddi bedenin değil ruhunun tekamülde insan düzeyine geçişinden bahsediyoruz. Söz konusu fosillerden anladığımız dünya gezegeninde bir bedensel evrimin tamamlanmış olduğudur. Hayvan düzeyinden insan düzeyine ruhun geçişinin bedensel hazırlığı dünya gezegeninde daha önce meydana geldiği gibi  önce başka planetlerde enkarne olmakla olabilir. Belki de böyle bir hazırlığa gerek yoktur. Ruhsal geçiş ise önce madde ötesi alemde ise şuurun, mesela cin denilen bedensiz varlık formlarında hazırlık süreci geçirmesi yoluyla olabilir. Her halukarda konu gayba girmektedir. Maddi şuur düzeyimizle bunu çözmemiz mümkün görülmüyor.

7. Bu ruhun replasmanı (yeniden bedenlenmesi) nasıl ve hangi anda olur?

Öteki alem dediğimiz anti madde-madde ötesi ortamda, zamanı geldiğinde, görevlendirmelerde, madde ötesi alemde de yapılması gereken işler, görevler bittiğinde, bazen hemen ölümden sonra madde dünyasındaki birilerinin cinsel ilişkisi sırasında, bazen yıllar sonra.

8. Seçim ve yerleşme nasıl gerçekleşiyor?

Yerleşme döllenme sırasında oluyor. Sperm başlı başına ayrı bir varlık. Ayrı bir maddi bedeni ve ruhu var. Yumurta hücresi de öyle. Döllenme sırasında erkek spermi ve dişi yumurta hücresinden gelen kromozomlar birleşir, yeni canlının kromozomları tek hücre şeklinde “zigot” oluşur. İki maddi varlıktan bir başka ruhun maddi varlığının hayatı tam başlarken  spatyomda bekleyen bir başka ruh o döllenen bedene girer. Görevli-rehber bedensiz varlıklar gerekirse seçim ve yerleşime yardımcı olabiliyorlar, ama ölümden sonra dünya yaşamının cazibesinden kurtulamayanlar hemen tekrar dönmek isteyip bunu kendi kendilerine de gerçekleştirebilirler. Tibetliler eserlerinde  yeni ölenleri uyarıyorlar, sakın dünyadaki cinsel ilişkilerin çekimine kapılmayın diye. Demek ki içinde yaşamakta olduğumuz madde dünyasında cinsel ilişkiler bir çekim gücü oluşturuyor.

9. Farkındalık olur mu, yani eskiye gidiş ve önceki hayatı hatırlama?

Bu konudaki ayrı yazımıza bir göz atabilirsiniz:    Çocuklukta Geçmişi Hatırlama

Farkındalık bazı durumlarda olabilir, özellikle Güney Anadolu’daki Nusayriler re-enkarnasyona inandıkları için genelde çocuklarının ilk konuşmalarına (böyle konuşma olursa tabii) kulak verirler. Bkz: https://bpakman.wordpress.com/dininanc/reenkarnasyon/nusayrilerde-reenkarnasyon/ En azından deja-vu olabilir, bana Sicilya’nin Cefalu kasabasında olduğu gibi. Bunu bilmeyen toplumlarda ise çocuğun konuşmalarına inanılmaz, susturulur ya da çocuk aldıran olmayınca kendisi susar ve unutur. Ancak olması gereken geçmiş hayatı hatırlamamadır. Yoksa yeni bir sayfa hiç bir zaman açılamaz.

Çocuk abakustan toplamayı öğrenir ama yıllar sonra abakusu hatırlamaz bile. Önemli olan artık toplamayı yapabilmesidir. Onu nasıl öğrendiği mazide kalmıştır. Bu da ona benzer.

Dr. Bedir Hatem “Sevgi ve Umut” adlı kitabında bunu şöyle açıklıyor: ”Sebebi: geçmiş yaşantılarımızı hatırlasaydık bu yaşantımızda geçmişin intikamlarını almaya kalkar dolayısıyla bu yeni yaşam eskisinin devamı olurdu ve kısır döngülerle girerdik yeni yaşamlar bulamadan eski yaşamların bunalımlarını yaşamak zorunda kalırdık. Yani aynı filin devamı arkası yarın dizilerine dönerdi. Oysa insan bir aktör gibi enkarnelerinde yaşamı boyunca devamlı olarak farklı ve değişik senaryoları olan filmle (yaşamlar) çevirmek için vardır. Örnek: katilini tanıyan bir maktul isek ve katili hatırlayıp görürsek onu öldürmeye çalışırsak. Eşini aldatan bir kadın kocası tarafından tanınırsa intikam alabilir. Dolayısıyla dizi gibi enkarneler olurdu o zaman yaratılışın amacı olan evrimler sonucunda tekamül felsefesi işlemez olurdu.” (Hatem, 2007;11).
Bizlere geçmiş hayatlarımız özellikle hatırlatılmaz. Bir taraftan ruhumuzda bunlar silinmemiştir, bütün geçmişimiz kayıtlıdır diğer taraftan beynimiz sıfırlanmış olarak yeniden dünyaya geliriz. Zira bizim düzeyimizde birisi geçmiş hayatını hatırlasaydı onun negatif etkilerinden kurtulamazdı. Beyni de tüm çer-çöpüyle kaldığı yerden devam ederdi. Yani fasit daire içinde döner dururdu. Bizim gibilere onun için beyin açısından temiz bir sayfa açılır. Ama ruhumuz aynen kaldığı yerden devam eder, ruhun hard diskinde, belleğinde hiç bir şey silinmez.
Bir başka görüşe göre ise yeniden dünyaya gelişte aslında herşey hatırlanır. Çocuk konuşmayı öğreninceye kadar bunların tamamını ya da çoğunu unutur, konuşmayı öğrenmeye başladıktan sonra ilk yapmak istediği iş olarak geçmiş hayatına ait aklında kaldıysa bir şeyleri anlatmak olur ama ya ebeveynleri saçma, sapan konuşma gibi gerekçelerle onları sustururlar, onlar da susar, ya da kimse ona aldırma, sonuçta bir süre sonra da beyinleri yeniliklerle dolmaya başlar ve herşeyi unuturlar. Bu aslında bilgisayar hard diskinden bir şey silindiği zaman ayrı, özel bir işlemle tamamen silinmedikçe onun izlerinin arka planda kalmasına benziyor.

10. Bu durumda önceki hayatında kedi olup sahibinden dayak yiyen bir ruh 2. kez geldiğinde sahibinin ne kılıkta olduğunu takip edip intikam alır mı?

Özellikle Nusayrilerde geçmişte kim olduğunu hatırlayıp eski ailesini, komşularını arayanlar gibi vakalar olmuştur. Web sayfalarımda bununla ilgili bazı vakalar var. Bkz: https://bpakman.wordpress.com/dininanc/reenkarnasyon/ornekler-2/ ve diğerleri.

11. Bu gelişmeye ters amma neticede 3. sınıf bir canlı yani, itilip kakılmış,

Daha çok cinayetten ya da kazayla ölenler böyle geçmiş hayata ilişkin arayışlar yapmışlardır. İtilip kakılmışsa bu onun karmasında olduğu içindir. Karma sebep-sonuç ilişkisine verilen addır. Yani basit ifadeyle ne ekersen onu biçersin. Birine eziyet edene bir dahaki hayatında eziyet edilen olacaktır ki eziyetin ne olduğunu anlasın. Hani deriz ya bu neden benim başıma geldi. Why me?

12. Son gelişimde mezuniyet diploması var mı, yani tamam sen öldün arkadaş şimdi başka bir boyuta görevlendirildin şeklinde bir durum olabilir mi?

İnsan ameliyle yani yaptıklarıyla kendi kaderini kendisi belirler. Dünyaya gelirken kaderi bellidir zira bunu kendi tayin etmiştir. Kendisine gösterilir o da kabul eder, etmezse istediğine yakın bir şekilde gelir ama tekamülünü geciktirir. İstediğine yakın derken her istediği verilmez. Yani zengin olacak, güzel olacak, mutlu olacak, tahsilli olacak, sağlıklı olacak, uzun ömürlü olacak vb. hepsini alması imkansızdır tekamül açısından. İnsanı acılar, başına gelenler tekamül ettirir. Yine “why me – neden ben”? olayı. Dağ başında tek başına yaşayarak nereye kadar tekamül edilebilir? Madde ötesi alemde elbette komünikasyon yoğundur. Yani görevlendirmeler, başka boyuta tranferler rehberler tarafından anlatılır. Bizim anlayışımıza göre sırası geldiğinde diploma benzeri taltifler de söz konusudur. yani oraya dönüşte karşılamalar sırasında “sana öğretilenleri yaptın, başardın” gibi.

13. İlk homosapiens’ten itibaren hep 30-40.000 yıllık bir geçmiş konuşuyoruz, o zamanki nüfus ile şimdiki nüfus arasında dağlar kadar fark var, yani eskiden belki de 10 milyon olan dünya nüfusu şimdi 6-7 milyarı buldu, bu kadar gelişecek ruh nereden ve neden geliyor?

Büyük Patlama’dan sonra evren, galaksiler genişliyorsa ki herkes öyle diyor, bu gayet normaldir.  Bakın Samanyolu Galaksisine 9 Ocak 2006 da Virgo Stellar Stream adı verilen cüce bir galaksi katılmış. Artışı ruh değil madde ve anti madde artışı olarak düşünmek gerekir. Üzerinde yaşadığımız gezegendeki nüfus artışını ise atom, bitki, hayvan, insan tekamülü (gelişimi) ile açıklayabiliriz (yukarıdaki 4. maddeye bakınız). Bilim adamları güya reenkarnasyonu çürütmek için derler ki 1800’lü yıllarda dünya üzerinde neredeyse 1 milyardan daha az sayıda insan yaşıyordu. O zaman son 200 yıl içinde ortaya çıkan “yeni” 6 milyar ruh nereden geldi? Cevap basit: Geriden gelen varlıklar yani atomlar, bitkiler, hayvanlar olduğuna göre insanların dolayısıyla insan ruhlarının çoğalması da gayet normal. Yani gezegende, evrende madde bol olduktan sonra bu gayet normaldir. Bir görüşe göre evren de evrim geçiriyor.

14. Bu dünya bu işlere çok mu uygun?

Evet aynen bu dünya tekamüle çok uygun örneğin kötülük olmasa iyiliğin ne olduğunu anlayamayız, o da, yani kötülükler, yalan, dolan bu dünyada bolca var, hastalık olmasa sağlığın kıymetini anlayamayız vb.

15. Ta o zamanlardan beri gelip giden ve bir türlü tekamülü tamamlayamayanlar var mıdır?

Uzun yıllardır madde dünyasından, kendi mekanlarından ayrılamayanlar bile vardır, bunlara hayalet deniliyor. Dediğim gibi herkes kendi kaderini kendi belirliyor, bu da uzun sürebilir. Bu konuda yapılmış çok güzel filmlerden yakın zamanda The Others – Ötekiler, Mulholland Drive eskilerden ise Reincarnation of Peter Proud gösterilebilir.

16. Bunlar özel bir seri midir, örneğin politikacı sınıfı buna örnek olabilir mi?

Genelde seri olmamalıdır, ama ille de her seferinde aynı seriden örneğin sürekli ben zengin olarak gelmek istiyorum diyen olursa ona da izin verilir ta ki parasal değil gönül zenginliğinin gerçek zenginlik olduğunu anlayana kadar. İkinci Dünya Savaşının efsanevi Amerikalı komutanı Patton daha önceki yaşamında da kıdemli bir subay olduğuna, Kartaca savaşına katıldığına ve İkinci Dünya Savaşı için özellikle görevli olarak gönderildiğine inanırdı. Bkz:https://bpakman.wordpress.com/dininanc/reenkarnasyon/general-patton/

17. Aklıma ilk on dakikada geliveren soruları saydım kusura bakma.

Rica ederim, sorularınız çok düzeyli, ben de eski günlere geri gittim. Bir zamanlar inkarcıydım, zira doğumdan hemen sonra ölen bir bebek günahsız olduğu için cennete gidecek, 70 yıl yaşayan birisi ister istemez tonla günah işlediği için cehenneme. Allah’ın adaleti böyleyse, haşa, ben Allah’a dine falan inanmıyorum derdim. Bunun yanıtını bana ailem veremedi, Allah ne isterse o olur dediler, hiçbir softa da veremedi, softaların eserleri de. İnsanın ölüp kıyamete kadar berzah denilen bir yerde bekleyeceği, kıyamette mezarından kalkacağı da bana akıl dışı geldi. Düşünün yüz yıllarca kemik toz olmuş, zerresi kalmamışsa? Elime tesadüfen (elbette ki tesadüf değil, lafın gelişi tesadüf deriz, tesadüf yoktur) geçen normalde kıçıkırık denebilecek bir dergiyi okurken dünyam değişti. Bu konuda ne bulduysam okudum ve aradığım, sorduğum çok şeyin mantıklı yanıtlarını böyle kendi kendime akıl yürüterek buldum. Ondan sonrası çorap söküğü gibi geldi. Anlamadan ezberle değil, mantıkla, akılla. Şimdi çok şükür Allah inancım tam hem de aydın bir düşünceye sahip olarak. Re-enkarnasyon inancı softa olmanıza zaten izin vermiyor. Düşünün bugün müslümanım, ama geçmişte belki yahudiydim ya da bir baska sefer yahudi olarak geleceğim. Bu durumda gel de erkeksen anti-semitist ol. Bunu bilmeyen anlayamayan hariçten gazel okur.

18. Madem her seferinde farklı dinlerle gelebiliyoruz. O zaman hangisine göre yargılanacağız öbür tarafta?

Yanıtı Kur’an’da:
Şu bir gerçektir ki, iman edenler, Yahudiler,  Sabiiler ve Hıristiyanlardan Allah’a ve ahiret gününe inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapanlar için korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar.(Maide 69)
Madde dünyasından ayrılıp bedenini madde dünyasında bırakanlar, yani ölüp geldikleri aleme geri dönenler,  hangi dinden, hangi inançdan olursa olsun, isterse inançsız olsun artık kendi vicdanlarıyla karşı karşıya kalacaklardır.  Onun geçmiş yasam muhasebesini önce kendisi sonra Allah’ın iradesiyle İlahi Yönetim Mekanizma görevlileri yürütecektir. Gerekirse dediğiniz gibi yargılanacak ya da güler yüzlerle karşılanacaktır. Orada artık din yoktur, sadece amel vardır. Yani oraya madde dünyasında yaptıklarımızı götürürüz, iyiliklerimizi, kötülüklerimizi, bunlar geleceğimizi belirler.
Bu arada cennet-cehennem sembolik kavramlardır. Oraya kötülüklerini götürenleri gerçekten cehennem gibi bir ortam, iyiliklerini götürenleri de cennet gibi bir boyut beklemektedir. Varlıklar kendi tekamül düzeyleri neyse onun ileri boyutlarına geçemezler. Geçmek istiyorlarsa okula yani bedenlenmeye bıraktıkları yerden devam etmek zorundadırlar.

19. Müslümanlar dışındakiler namaz kılmıyorlar, bir dahaki sefere müslüman gelmeyenler hesaplarını nasıl verecek?”

Namaz ibadetttir. Yani madde dünyasında Allah’a şükretmek elbette ki gereklidir. Ama öteki alemde ille de iyi bir boyutta olmak için şart değildir. Bu, Kur’an’da namaz kılmamanın müeyyidesinin olmamasından anlaşılır. Bu konudaki ayrıntılı yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN. Yoksa bütün gayri müslimler ve ibadet etmeyen müslümanlar cehenneme gider dememiz gerekir ki madde ötesi alemde böyle birşey söz konusu değildir. Madde dünyasında yapılan ibadet iyi bir insan olmamıza, tekamül etmemize yardımcı olmuşsa, ki olması gerekir amacı odur,  madde ötesi alemde zaten işimize çok yarayacaktır.

20. O yanıt dünyanın tümünü kapsamıyor, dünyanın yarısı iman edenler, Yahudiler,  Sabiiler ve Hıristiyanlardan Allah’a ve ahiret gününe inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapanlar dışındaki insanlardan oluşuyor. “Tesadüfen” cehenneme gitmek ihtimali çok kuvvetli. Yaklaşık yüzde elli gibi bir oranla tanım dışında bir yerlerde dünyaya dönebiliriz.

Hayır tümünü kapsıyor. iman edenler yani kısaca iyi insanlar dine inanmasına inanmamasına bakılmaksızın kötülerden ayrılıyor.

Bundan başka Kur’an’da tümünü kapsayan daha belirgin açıklama da var:
İman edenler, Yahudiler, Sabiiler, Hıristiyanlar, Mecusiler ve şirke sapanlar arasında Allah, kıyamet günü ayrım yapacaktır. Allah, her sey üzerine Şehid’dir, tanıktır.” (Hacc 17).

İnsanların din ve inanışları hatta inanmayışları bir ölçü değildir, bu ayette aralarında ayrım yapılmadan hepsi birlikte verilmiştir, buna göre hiç kimse kimin ne olduğu, nereye gideceği hakkında hüküm veremez, kimin nereye gideceğini Allah bilir, bu konuda Allah karar verir. Böylece İslamda peşin hüküm olmaması ve Allah’la kul arasına kimsenin girmemesi gerekirdi ama kim dinliyor? Şirk = Allah’a eş koşma, Sabiiler = Eski bir din mensupları, günümüzde bunu ve ayette diğer adı geçenleri örnegin Bahailer, Moon tarikatı, Mormonlar, Budistler, Hindular gibi farklı inanışlar, deistler ve hatta ateistler gibi inanmayanlar olarak da nitelendirebiliriz. Sabilerden çocuklar da kasdedilmiş olabilir. Ayette adı geçen kıyamet kavramı göreceli olabilir. Yani içinde bulunduğumuz boyutun son bulması hali ya da basit ölümden sonraki hali de kapsıyor olabilir. Ve/veya nihai olarak evrenin sonunda büzüşmesi ve Büyük Patlama öncesine geri dönmesidir.

Bu Ayeti okuyunca hep rahmetli Neyzen aklıma gelir. Padişahın verdiği bir kese altını saraydan çıkınca meydanda açıkta perişan halde yatan Balkan göçmenlerine tereddütsüz dağıtan insan bence doğrudan cennete gitmiştir, ben onu hep gerçek iman sahibi olarak örnek alırım. Hani derler ya “parayla imanın kimde olduğu belli olmaz” diye.

21. Bu  konuyu din diye nitelemek ne kadar doğru olur, Bülent hocaya bunu da soralım.

Elbette ki din değil, hatta mezhep, tarikat bile olamaz. Bir olgudur sadece. Aklınız kabul eder ya da etmez.

22. Bir şekilde reenkarnasyonun olmadığı melekler tarafından gelip bildirilse reenkarnasyona inananın din sistemi çökmez mi?

Bir kere reenkarnasyon din sistemi değildir. Dinle, dinlerle hiçbir ilgisi yoktur. Reenkarnasyona inanan ister dindar olur, istediği dine inanır, isterse dinsiz olur. O nedenle renkarnasyon yoksa, renkarnasyona inananın, varsa din sistemi çökmez.

Melekler bir şekilde gelseler, bana deseler ki “her şey tesadüftür, ne olup bitiyorsa kendi kendine oluyor, Allah falan yoktur vs.vs” O zaman benim Allah inancım da mı çökecektir?

Yukarıda da açıklandığı gibi reenkarnasyonda Allah ve ahiret inancı olmazsa olmazdır ve yine yukarıda açıklandığı gibi Allah ve ahiret inancının olması için ille de reenkarnasyon şart değildir.

23. Bu dinler ötesi bir yaklaşım yani…

Evet aynen öyle, akıl ve mantık ürünü. Dini inanış değil. Dinlerle hiçbir ilgisi yok.

24. Tabii bu şekilde inanmanın getirdiği faydaları ve zararları hesaplamak lazım,

Reenkarnasyon tamamen kişisel bir kabuldur. Yani her inananın ya da inanmayanın “ben kimim, nereden, niçin geldim, nereye gideceğim” sorularını kendi kendine soranların bu sorularına bulduğu yanıtları içerir. Faydası, bunları  yanıtlayarak  kişinin rahatlatmasını sağlaması  ve daha ileri  arayışlarına, sorgularına, kuşkularına son vermesi, hayat felsefesini kökten değiştirmesidir. Örneğin buna inanan anti-semitist, ırkçı, bağnaz, softa/yobaz olamaz, nereden, neden geldim, nereye gideceğim diye düşünmez, ölümden korkmaz, ölümü doğal karşılar, yani ölmeden ölür, Tanrıya iman eder, Dünyada hata yapmamaya, kul hakkına daha bir özen gösterir, kimseyi kıskanmaz, varlıkların varoluş ve yaşam şeklinin kendi amellerinden ya da üstlendikleri görevlerden dolayı olduğunu bilir vb.

Reenkarnasyona yürekten inananlar kimseyi küçümsemezler, hiçbir etnik yapıyı, mesela zencileri, Hintlileri, çingeneleri vb. Bunlar aşağılık ırktır falan demezler hatta böyle şeyler düşünmezler bile. Eğer düşüncede kalmayıp bunu bir de eylemlere dökenlerin yandığına inanırlar.  Yoksa bir dahaki gelişlerinde “öyle” geleceklerini ve öyle düşünmenin, uygulamanın yanlış olduğunu bizzat yaşayarak öğrenceklerinin idrakindedirler.

Kimse kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir bilmelisin.
Küçümsediğin her şey için gün gelir, önemsediğin bir bedel ödersin.” Lev Tolstoy

Zarar diyorsanız ben zararını görmedim. Ne zararı olabilir ki?

25. Bir de astral seviye buna uygun mu değil mi, (nasıl ama bu terminolojiyi duymamış olanlarınız da olabilir)

Astral seviye lokal olarak farklılık gösterir. Örneğin Tibetli rahiplerin astral seviyeleri çok yüksektir, orada herkes buna inanır, İslam dünyasının astral düzeyi çok düşük olduğundan oralarda bu inanç yaygın değildir.

26. İnsana  durgunluk ve miskinlik getirmeyen, çalışmaya üretmeye engel olmayan her türlü barışçı yaklaşım welcome, baskıcı olmamak kaydıyla.  not 1. müslümanlık reenkarnasyonu kabul etmiyor o zaman ne olacak….

Reenkarnasyon inancı baskıcı düşüncelerle taban tabana zıttır. Zorla empoze ettiği hiçbir şey yoktur.

İslamda reenkarnasyonun kabul edilmemesi diye bir şey yok. Sadece bazıları kabul etmiyor. Onun sebebi de yukarıda belirttiğimiz gibi İslam dünyasının astral düzeyi çok düşük olmasıdır.

Müslümanlık deyince biraz duralım. Müslümanlığın özünde Vatikan benzeri Allah ile kul arasında bir örgütlenme öngörülmemiş, temsil Hz. Muhammet’in ölümüyle sona ermiştir. Müslümanlıkta olmaması gereken bir Diyanet makamı ile Adnan hoca örneği gerici takımı öyle diyor diye biz de öyle mi kabul edeceğiz? Bakın Aleviler diyor ki Diyanet bizi temsil etmiyor. Ben de sünni olduğum halde diyorum ki Diyanet veya hacı-hoca Allahla aramıza giremez. Bu durumda kendimiz karar vereceğiz, aklımıza ve mantığımıza göre reenkarnasyon olur mu olmaz mı. Daha önce bir yerlerde yaşadığımın kanıtlarını bulduğuma inanıyorsam Diyanet yok dese bunu değiştirebilir mi? Ayrıca diğer sayfalarımda var Diyanetin eski Başkanı Süleyman Ateş ve ilahiyatçı Yaşar Nuri Öztürk reenkarnasyon var diyorlar. https://bpakman.wordpress.com/dininanc/reenkarnasyon/suleyman-atese-gore-reenkarnasyon/ ve https://bpakman.wordpress.com/dininanc/reenkarnasyon/yasar-nuri-ozturke-gore-reenkarnasyon/ Prof. Abdülaziz Bayındır da Kur’an’da reenkarnasyon inancına işaretler var demektedir. https://www.youtube.com/watch?x-yt-cl=85114404&v=Gru8NbCPfjY&x-yt-ts=1422579428 Said-i Nursi de bir şiirinde 80 defa dünyaya geldiğini anlatmaktadır: https://bpakman.wordpress.com/dininanc/reenkarnasyon/said-i-nursi-80-defa-dunyaya-gelmis/

Bu konuları araştırırken gördüm ki Kur’an ayetlerine, yani Allah’ın kelamını meal adı altında parantez sokup tahrif etmişler. Sonra’da “bakın işte ayet, İslam reenkarnasyon yok diyor” demişler. Bakınız: bu konudaki ayrıntılı araştırmamız  Az bir kısmı dışında sünni din sektörü, softa-hacı-hoca-duahan-şeyh ittifakı ve Diyanet reenkarnasyona şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Görünürdeki kaygıları şudur: “Biz bu reenkarnasyonu kabul edersek ahiret, haşir inancı zarar görür, güme gider.” Halbuki gitmez. Ancak perde arkasındaki asıl neden dinin aslında/özünde olmayan maaşlı-ücretli tarikat, ayin, mevlüt, dua, 40, 52. gece, hatim v.b. yollarıyla geçinen bir ruhban sektörünün çok önemli gelir kaynaklarını yani “rantı” kaybetmek istememeleridir. İnsan bir yaşamında Müslüman diğer yaşamında Hıristiyan veya Yahudi olabiliyorsa bunun anlamı dinin amaç değil araç olduğudur. İnsanlar “bu dünyada acaba kaç mezarımız var” diye düşünmeye başladıklarında kaymaklı din sömürü/kazanç/rant düzeninin sonu da gelecektir.  Bırakın reenkarnasyonun ahiret inancını reddetmesini tam tersine ahiret ve haşr inancını takviye ediyor. Bunu onlar da biliyor o yüzden ödleri patlıyor.

Prof. Süleyman Ateş, Tefsiri’nin ilk baskısının 8. cilt 318. sayfasında, reenkarnasyona işaret eden ayetleri değerlendirdikten sonra, kimin tevil yaptığını ve neden yaptığını bakın nasıl ifade ediyor: ‘…insanlar, belli yönde şartlanmış olan kamunun tepkisinden çekindikleri için bazı ayetlerin açık anlamlarını tevil etme yolunu tutmuşlardır.’ (Tevil; “Bir sözü veya davranışı görünür anlamından başka bir anlamda kabul etme”)

27. Not 2. bu inançta aracılar varmı acaba yani seviye belirleyen, aydınlanmaya yön veren,ve bütünleşme esnasında uygulanacak yöntemleri yenilere aktaran yol gösteren

Evet var, İlahi Yönetim Mekanizması ve onun görevlileri yardım sağlarlar, yön verirler hem madde dünyasındakilere hem de  madde dışı alemdekilere. Bunların en tanınmışı Cebrail olarak bilinir. Düzen o kadar mükemmeldir ki varlıklar zaten tekamül düzeylerine göre boyuttaki yerlerini alırlar, daha üst düzeylere geçme güçleri yoksa geçemeyeceklerinden onlara engel olan falan yoktur. Varsa, çekecekleri azabı alt/ilkel boyutlarda kendi vicdanlarıyla başbaşa kalarak çekerler. Üstün varlıklar ise alt kademelere inebildiklerinden ihtiyacı olanlara yardımcı olurlar, aynı şekilde madde dünyasındakilere de eterik yollarla yani bizim elektro manyetik diyebileceğimiz dalgalarla yardım edebilirler. Hani büyük bir kazayı ucuz atlatınca “Allah beni korudu”, “sanki bir el beni aldı şöyle yaptı” deriz ya.

28. Kur’an’da neden reenkarnasyon geçmiyor, Kur’an neden reenkarnasyonu anlatmıyor?

Kur’an’da bir çok şeyi kelime ve doğrudan anlatım olarak bulamazsınız. Kavram olarak bulursunuz. Kur’an koordinatları verir. Ayrıntılara girmez. Kur’an karadelik (blackhole), solucan delikleri (wormhole), uzay-zamanda yolculuk, karanlık madde (dark matter) geçiyor mu? Aslında geçiyor, adam gibi okuyup, üzerinde kafa yorup anlayanlara. Reenkarnasyon da öyle. Kur’an’da reenkarnasyona işaret eden bir çok ayet vardır: https://bpakman.wordpress.com/reenkarnasyon/kuran-reenkarnasyonu-red-mi-eder/

29. Ya reenkarnasyon yoksa?

Reenkarnasyona inananlarla inanmayanlar arasında büyük bir fark yoktur. İkisinde de Allah, ahiret inancı vardır, ikisinde de öldükten sonra aynı bedende dünyaya geri dönüş yoktur. İkisinde de insanın dünyaya tekrar hayvan olarak gelmesi inancı (Hint menşeli tenasüh inancı) yoktur.

Farzedelim ki reenkarnasyon yok, bu durumda reenkarnasyona inanmış olan ne kaybeder? Hiçbirşey. Der ki ne yapalım, demek ki ruh sadece bir kez bedenleniyormuş,  bir kez dünyaya geliyormuş. Hepsi bu.

Reenkarnasyona inancının olmazsa olmazı Allah’a ve ahirete inançtır. Bunu bilmeyen örümcek kafalıların neredeyse tamamı reenkarnasyona inananların cehennemi boylayacağını zannederler ya da doğrusunu bildikleri halde insanları bu şekilde kasden zehirlerler. Reenkarnasyon dini inanç zannederler ya da kasden öyle lanse ederler.

Bakın Yaşar Nuri Öztürk bu konuda ne diyor: “Reenkarnasyon vardır diyene Şişlide ya da öbür dünyada apartman tapusu mu verilecek? Ahiret inancı müteşaibihtir (yoruma açıktır). Reenkarnasyon bu müteşaibih ahiret inancının bir tür yorumudur, işleyişidir. Ahiret inancının biraz müteşaibihini çözdün mü karşına reenkarnasyon çıkar. Cennet-cehennem hep bu reenkarnasyonla izah edilir. Ne var bunda? Bundan yararlanmak lazım. İlmihal kitaplarına yazın diyen yok, en azından bırakın bu tefekkürü, bu beyin jimnastiğini müslüman aydınlar yapsın. Niye hemen aforoz ediyorsun? Senin babanın tapulu malı mı? Bir de namussuzlar var. Kendi dediği gibi demedin mi hemen aforoza gidiyor.”

Konu reenkarnasyona inanıp inanmamanın çok ötesinde araştırma, bilgi edinme, sorgulama, bilme, düşünme, bilinçlenme, akıl yürütme. Elbette Allah ve ahiret inancı bunları yapmadan da olur. Kimileri öyle yapıyor.

Ateistler neden ateist olmuşlar/oluyorlar, onlara inanç diye sunulanlarla ikna olmadıkları için. Hiçbir atesiti reenkarnasyon vardır demeden Allah’ın ve ahiretin varlığına inandıramazsınız. Ama hepsi aydın insanlar. Burada yazdıklarımı bir bir anlattığımda en azından ve de mutlaka kafalarında bir soru işareti oluşturuyorum. Örümcek kafalı dinciler gibi aforoza yeltenmiyorlar.

Batı medeniyeti ne üzerine oturtulmuş, hangisini yapmış ve hangisi yapmaya devam ediyor, sonuçta kuyruklu yıldızın 10 yıl sonra nerede olacağını bilip o saat ve dakikaya, o koordinata uzay aracı gönderip üzerine oturtuyor. Aradaki fark bu. “Birileri aksini söylerse ne yaparım” dersek hiçbir zaman düşünemeyiz, akıl yürütemeyiz, hayat felsefemizi oluşturamayız.

30. Sadece tek geliş-gidiş mümkün müdür?

Ruhun dünyaya ilk gelişindeki hayatı boyunca hiçbir yanlış yapmaması pek mantıklı görünmüyor. Ama teorik olarak mümkün. Diyelim ki öyle oldu, öteki aleme tertemiz intikal etti. Elbette ki dünyada yaptığı yanlışlıklarını dünyada düzeltmeye ihtiyacı olmayacağı için bu açıdan tekrar bu dünyaya gelmesine gerek kalmayacaktır. Dünyada bir çok kereler bedenlenmiş, sonuncusundan sonra artık tekrar dünyaya gelmesine gerek kalmamışlar için de aynı şeyler söz konusu.

Ancak, tekamülünü tamamlamış olan:

1. Kendisine görev verilirse yine gelebilir,
2. Ya da daha ileri seviyelere yükselmek için gönüllü olarak ileri eğitim almak isteyebilir,
3.Ya da başka galaktik planlara geçebilir.

Sınıf geçilse bile tekamülü ilerletmek için de ya da Peygamberler, Atatürk, Mevlana gibi misyon için tekrar gelinmesi gerekebiliyor. Misyon için dünyaya gelenler elbette üstün kişilerdir. Misyon görevlileri başka galaktik planlardan da gelmiş olabilirler. Dünyaya gelişine, yaşamına ve dünyadan ayrılışına bakılırsa Hz. İsa muhtemelen öyleydi. Bu konuda ayrıntılı yazımızı okumak için LÜTFEN TIKLAYIN.

31. Allah ölenin hesabını görürken yaşamlarının ortalamasını mı alacak?

Her ölümün akabinde varlık “o yaşamına ait” hesabını verecektir. Bir toplu iğnenin bile. İlahi adalette hiçbirşey atlanmaz.

Ondan sonra varlık reenkarne olduktan yani yeniden bedenlendikten sonra öldüğünde de aynı şekilde “o yeni hayatına ait” hesabını verecektir, önceki hayatının hesabı önceden verildiği için müteakip hayat sonunda önceki hayatına ait defter tekrar açılmayacaktır. Hesap verme süreci sadece öteki alemde bitmeyebilir. Kimi reenkarne olanlar da belki hesap veriyorlardır. Geçmiş yaşamdaki hataların, günahların hesabını bizzat yaşayarak, sıkıntılarını, ızdıraplarını, cezalarını çekerek.

Tekamül yasası gereği bir ruh reenkarne olduğu hayatında önceki hayatından daha aşağı bir düzeyde olamaz. Yani önceki hayatında iyi sonraki hayatında kötü olması mümkün değildir. Önceki hayatında iyi ise sonraki hayatında ya daha iyi ya da en azında aynı seviyede olacaktır. Önceki hayatında mesela kimseye zararı olmamış ama faydası da olmamışsa reenkarne olduğunda kötü bir insan olamaz. Ama önceki hayatında kötü birisi sonraki hayatında da kötü olabilir.

Günümüz hukuğunda olan kural benzeri, geçmişte görülmüş, sonuçlanmış dava tekrar açılmaz. Allah’ın bir hesabı görürken atladığı delil, şahit vb. olamayacağına göre hukuktaki, yeni delillerin ortaya çıkmasından dolayı davanın yeniden görülmesi şeklindeki istisnai durum öteki dünyada söz konusu değildir.

32. Reenkarnasyon, tenasüh aynı şey midir?

Reenkarnasyonun tenasüh inancı ile ilgisi yoktur. Dinciler bunu özellikle karıştırırlar. Zira tenasüh akla uygun değildir. Reenkarnasyonu da öyle göstermek isterler.Bu konudaki açıklamalarımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

33. Kur’an geriye dönüş yoktur demiyor mu?

Ruh ve insanı karıştırmamak gerekir. Ruh canlanmaz zaten sürekli canlıdır. Ruh ölmez o yüzden de dirilmez. Ruhun dirilmesi diye bir şey yoktur. Ölen insan da bir daha canlanmaz. Onun ruhu gerekiyorsa yeni bir elbise içine girer gibi yeni bir bedene girer. Bu beden önceki ölmüş beden değildir, olamaz. Öteki aleme intikal eden ruh eğer tekrar fırsat olsa da geriye dönüş olsa kaldığım yerden devam etsem hatalarımı düzeltsem diye düşünebilir. Bunun artık dünyada kalan o ölmüş bedeninde olması mümkün değildir. Kur’an buna işaret eder. Bunun mümkünatı yoktur. Bunu okuyan aklı kıtlar Kur’an reenkarnasyona imkan yok diyor derler. Halbuki imkansız olan aynı bedene geri dönmektir. Burada baasa (ba’s) da değinmezsek eksik bilgi vermiş oluruz.

Kur’an’da geçen Baas (ba’s) nedir?

“yevmi yub’asûn (yub’asûne)” Kur’an’ın birçok ayetinde geçer. Kimi meallerde kıyamet günü diye de geçmiş. Meallerde kıyametten başka “dirilmek” “diriltmek”, “dirilip kaldırılmak”, “ölümden kaldırılmak”, hatta çevrilmeden “baas”, “ba’s”, “beas” olarak da geçiyor.
Mesela Araf 14 de:
…herkesin ölümden kaldırılacağı güne…,
…(insanların) tekrar diriltilecekleri güne…,
…(insanların) tekrar dirilecekleri güne…,
…(halkın) dirilib kaldırılacakları güne…,
…onların tekrar dirilecekleri güne…,
…öldükten sonra dirilme gününe…,
…ba’s olunacakları güne…,
… insanların tekrar diriltilecekleri güne…,
Onların yeniden diriltilecekleri güne…,
…onların diriltilecekleri kıyamet gününe…

Lokman 28’de ba’s mealleri:
…beas edilme (yeniden diriltilme)…,
…tekrar diriltilme…,
…(tekrar) diriltilme…,
…öldükten sonra diriltilip kaldırılma…,
…tekrar dirilme…,
…diriliş…,
…ba’s olunma…,
… (öldükten sonra) diriltilme…,

Baas geçmediği halde diriltmeyi kullanan meallerde var mesela:

Vellezî yumîtunî summe yuhyîn (yuhyîni) Şuara 81.

Bu ayete ait bazı mealler:
“Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O’dur”
“Ki O, beni öldüren, sonra dirilten”

Burada problem baas’ın Türkçe karşılığının olmaması. Elmalı’nın yaptığı gibi arapça olarak bırakılsa da çoğu kimse hiçbirşey anlamayacak O yüzden “diriltilme” kimilerine göre ise “dirilme” denilmiş ki ikisi arasında bile büyük fark var. Tefsirlerde daha çok açıklamalı olarak baas yer alıyor. Bunun sebebi, meallerde açıklama yapılamaması, tefsirlerde ise yapılabiliyor olması. Türkçe’de dirilme “öldüğü sanılan şeyin canlılık kazanması, tıpta öldüğü sanılan hastanın hayata dönüşü, kendi bedenine dönüşü, eski bedenine dönüşü, geriye dönüş” gibi anlamlara geliyor. Normalde Türkçe açısından dirilmenin ne reenkarnasyonla ne de bedenin ölümünden sonra ruhun ahirete intikal etmesi ile ilgisi olmaması gerekir.

Ölen insan ruhunun bir erkek ve kadının cinsel ilişkisi sırasında kadın rahminde döllenme ve sonrasında gebelik, cenin ve doğum süreçlerinden geçerek yeni bir bedende “yeniden” dünyaya gelmesi olan reenkarnasyon ile ölen insan ruhunun “tekrar” kendi dünyasal bedenine döndürülmesinin (dirilme) birbiriyle ilgisi yoktur. Kur’an da insanların öldükten sonra pişman olup keşke imkan verilse de ölüm anına (yani aynı bedene) geri dönsek biraz daha yaşayıp hatalarımızı tamir etsek dileğinde bulunduklarına ancak “dirilmenin” imkansız olduğuna değinir.

Fiziki bedende “tam ölüm” gerçekleşmemişse halk arasında dirilme de denilen hayata dönme imkanı vardır. Bazen tıbben öldü denilen ve aletlerle suni şekilde yaşatılmaya çalışılan insanların çok ekstrem durumlarda hayata geri döndükleri olmaktadır. Ancak tıpta buna dirilme denmemektedir. Bazan medyada görürüz, öldü diye morga, tabuta konanlar hareket etmeye başlarlar: TIKLAYIN. Bu konular ayrı yazılarımızda araştırılmıştır. Okumak için lütfen tıklayın: https://bpakman.wordpress.com/dunya/neo-spiritualizm-nedir/oteki-tarafa-gidip-gelenler/

Kur’anda geçen “yevmi yub’asûn(yub’asûne)”, “yevmel kıyâmeti”, “yevmi el âhıri”, baas günü, kıyamet günü, ahiret günü bunları aynı olarak mütalaa edenler var. Genel kabul öldükten sonra ruhun bedenden ayrıldığı ve ahirette dirildiği gün. Halbuki Ruh ölmez o yüzden de dirilmez. Ruhun dirilmesi diye bir şey yoktur. O yüzden çoğu çevirilerde/meallerde yanlış kelime kullanılmaktadır.

Konu çok karışık görünüyor ama özetleyince gayet iyi anlaşılacaktır. 

Ölen beden çürümeye başladığından dirilemez. Ruh ölmez, dirilmez, olup biten şudur: Bedenden ayrılırken de bedene girerken de ruhun “şuur hali değişir”. Kur’an’da bu “değişim” “BAAS” olarak ya da başka kelimelerle verilmektedir. Genelde meallerde yanlış şekilde “dirilme” olarak çevrilmiş olup bazı ayetlerde  tekrar doğuş – reenkarnasyon anlamına gelmektedir. Muminun 100 gibi.

Nitekim ilahiyatçı Prof. Süleyman Ateş’e göre ba‘s, (yeniden bedensel hayata çıkarma, öldükten sonra dirilme) olayı, kemal bulmamış ruhlara mahsus olabilir. Kemal bulmuş ruhlar, huld cennetine (cennetin katmanlarından biri) gittiklerinden, bedensel hayata dönmezler. Buna göre ba‘s, kemal bulmamış ruhların, olgunlaşmak üzere bedensel hayâta getirilme­sidir ki bedenden bedene geçen ruh, bu bedenler içinde dünyanın ıstırabını, sıkıntılarını çekerek olgunlaşır.

Baası “görevlendirme” olarak anlayanlar da vardır. Olabilir. Ruh madde dışı alemde görevlendirilebilir, madde dünyasında da bedenlenerek görevlendirilebilir.

Bütün bunlar, kavram kargaşasına neden olmuş, Kur’an’da reenkarnasyonun reddedildiği şeklinde, yanlış bir genel kanı oluşturmuştur.

Cevabın başında açıklandığı gibi Kur’an’ın bazı ayetlerinde geriye dönülme olarak çevrilen ifadeler de mevcuttur. Ancak bunlar öldükten sonra yaşanılan hayattaki yaşanmış noktaya (çürümekte veya çürümüş olan bedene) geri dönüştür, ki bu zaten mümkün değildir ve reenkarnasyonla ilgisi yoktur.

Feryat edip dururlar orada: “Rabbimiz, çıkar bizi de önceden yaptığımızdan başka şey yapalım. Barışa ve hayra yönelik iyi bir iş yapalım.” Sizi biz, öğüt alanın öğüt alacağı bir süre ömürlendirmedik mi? Uyarıcı da geldi size. Hadi, tadın bakalım azabı! Zalimler için hiçbir yardımcı yok artık.” (Fatır 37)

Ayete göre yeni bir imkân verilmesini isteyenler, daha önce yeterli süre verildiği cevabını alıyorlar. Yeniden dönmenin imkansız oluşundan değil. Bu açıkça yazılı. Ayette ömür kavramı insanın tekâmülünü tamamlaması için gerekli olan süre anlamında kullanmaktadır. Sürenin dünyaya kaç kez gelmekle tamamlanacağını Allah bilir. Kişinin mahşer hesabı bu sürecin tamamlanması sonunda görülecektir. Bu arada Ayette iddia edildiği gibi ret cevabı yok. Belki bu azabı çektikten sonra tekrar bedenlenecekler. Ayette bu belli değil. Belli olan ÖNCE azap çekmelerinin gerektiği.

34. Peki sakat doğan hayvanlar hangi suçlarından dolayı sakat doğuyorlar?

Hayvanın sakat doğmasından önce neden hayvan olarak doğmuş olduğunu düşünmek gerekir. Dünyanın doğal dengesi için hayvanlar, bitkiler olmazsa olmaz. İnsanların beslenmesinde hayati öneme sahipler. Yani görevliler bir bakıma. Hayvanların da tekâmül süreci var. Onlarda da reenkarnasyon var o süreç içerisinde. Kendi iradeleri bu sürece ne kadar etkili, onu bilemeyiz. Sakat doğan ya da sonradan sakat kalan daha hızlı tekâmül ederek bir kazanç sağlıyor olabilir. Başka varlıklar, insanların tekâmülünde bu şekilde görevlendirilmiş olabilir.

İnsanın ya da hayvanın sakat doğması ya da sonradan sakat olması ille de bir cezalandırma olmayabilir. Dünyaya gelmeden önce kendisi bunu seçmiş olabilir, ya da ilahi yönetim mekanizması planlamış olabilir tekâmülü için.

35. Önceki ve şimdiki hayatlarımızda bir sürü anne-babamız, çoluk çocuğumuz olduysa, öldükten sonra hangilerini akraba olarak kabul edeceğiz?

Öldükten sonra kimleri göreceğiz, kimlerle bağlantımız olacak bunları bilmek mümkün değil. Kısa süre ölümü yaşayanlar daha önce öteki aleme intikal etmiş sevdikleriyle görüştüklerini, onlar tarafından karşılandıklarını söylüyorlar. Şu önemlidir ki madde dünyasındaki ana, baba, çocuk vb. mertebeleri özellikle cinsiyet, madde dünyasından ayrılmakla biter, öteki (madde dışı) alemde böyle derecelendirmeler yok. Her varlık orada kendi tekamülüne göre derecelendirilir.

36. Bir anne ile oğlu ya da bir baba ile kızı daha sonra reenkarnasyonla geri gelir, birbirlerine aşık olurlarsa, birlikte olurlarsa bu ensest ilişkiye girmez mi?

“Reincarnation of Peter Proud” filminde böyle bir ilişki var. Cinsiyet, gen, genetik bağ, akrabalık, soy, ırk gibi şeyler sadece madde dünyasında vardır. Madde ötesi alemde yoktur. İnsan öldüğü zaman bunları öteki aleme götürmez. Götürdükleri amelleridir. Götürmediği için geri de getiremez.

Ruhun cinsiyeti yoktur. Öyle olunca genleri de olamaz. Eski maddi bedeninde bulunan ve öteki aleme götüremediği cinsiyet, gen, genetik bağ, akrabalık, soy, ırk gibi şeyleri tekrar dünyaya gelirken yeni maddi bedenine taşıyamaz. Döllenme sırasında yeni anne ve babasından cinsiyetini, genetik ve soy bağlarını v.b. alır. Ensest ilişkiler, olursa, ancak bu yeni genetik yakın akrabalarıyla yani “yeni” ana-baba-kardeşler arasında söz konusu olur.

37. Kur’an’da Allah’tan başka kimse gaybı bilemez dendiğine göre reenkarnasyon hakkında yorum yapmak buna aykırı olmuyor mu?

Kur’an ahiret konusunda beş duyu ile elde edilebilecek beşeri bilgilerin yetersiz olduğunu vurgulamaktadır. Gayb “bilinmeyen” anlamında olup Kur’an’da bilinmeyenin bilinemeyeceği vurgulanmaktadır. Bilinmeyen başka şeydir, gelecek başka şeydir. Aksi takdirde bu ayete göre yarın havanın nasıl olacağını da kimsenin bilmemesi gerekirdi.

Peki, gayb bilinemez demek gayb hakkında, beş duyunun ötesinde, düşünülemez, akıl yürütülemez mi demektir? Düşünülebilir, akıl yürütülebilir ama varılan sonuçlar mutlaka öyledir denemez. Ahiret konusu da gayba girer ama hacı hoca takımı cennette kimlere kaç huri, kaç gılman verilecek, cinsel güç vb. anlatır dururlar.

38. Bir insan düşünün ki, çok dindar bir hayat yaşadı, sonra öldü reenkarne oldu, ikinci hayatında isyankar bir hayat yaşadı. Şimdi Allah  onun önceki hayatındaki amellerine bakmadan dahi cehenneme mi atacak, yoksa ilk ve ikinci yaşamının ortalamasını mı alacak?

Tekamül yasası gereği bir ruh reenkarne olduğu hayatında önceki hayatından daha aşağı bir düzeyde olamaz. Yani önceki hayatında iyi sonraki hayatında kötü olması mümkün değildir. Önceki hayatında iyi ise sonraki hayatında daha iyi ya da en azında aynı seviyede olacaktır. Önceki hayatında kimseye zararı olmamış ama faydası da olmamışsa reenkarne olduğunda kötü bir insan olamaz. Yani önceki hayatının sonunda cehenneme gitmeyenin sonraki hayatının sonunda da cehenneme gitmesine imkan yoktur. TEKAMÜLDE GERİYE GİDİLMEZ.

Basit bir örnek verelim. Birisi dünyada mümin olarak yaşadı öldü. Öteki tarafa gittiğinde inançlarını doğrulamak fırsatını buldu. Yani Allah, ahiret inancının doğru olduğunu gördü. Sonra tekrar bedenlendi. Yeni hayatında Allahsız, imansız, inkarcı birisi olması MÜMKÜN DEĞİLDİR.

39. Reenkarnasyon vakaları Türkiye’de neden belirli bir bölge dahilinde yoğunlaşmakta ve o yöredeki ana dili olarak Arapça konuşan yurttaş topluluğu arasında tezahür etmekte?

Bu yurttaş topluluğuna dahil olan kişiler arasında, temelde bir reenkarnasyon inancı mevcuttur. Bu inancın önemli bir veçhesini de, cinayet gibi şiddet unsuru taşıyan ölümler sonucunda dünyadan ayrılanların gene doğacağı düşüncesi oluşturuyor. Çocuklar önceki hayatlarına ilişkin hatıralarını açıkladıklarında, aileleri ve çevrelerindeki kişiler, negatif bir tepki göstermiyor, konuşturuyor, hatta çocukların ısrar etmeleri halinde bu iddialarının doğruluğunu tahkik ediyorlar. Tabii büyük bir yüzdesi de önceki yaşamlarında cinayete kurban gitmiş kişiler oluyor.

40. Peki, bu inanç neden sadece yöre halkının Arapça konuşan kesiminde mevcut?

Bu sorunun karşılığı olarak iki ayrı görüş ileri sürülmekte. Birinci görüşe göre bu inancın kaynağını Kur’an oluşturmaktadır. Çünkü Kur’an’ın bazı ayetleri reenkarnasyonun gerçekliği hakkındaki beyanlar olarak yorumlanabilmektedir. Ve ana dilleri Arapça olan bu kişiler de Kur’anın orijinal Arapça metni okuyabilmelerinden ötürü bu ayetlerin anlamını idrak edebilirler ve böylece bu tür bir itikata sahip olabilirler denilmektedir.

İkinci görüşe göre, bu yurttaş topluluğunun mensupları asılları Türk olup, bir zamanlar Horasan’dan Mısır’a göç etmişler, orada Arapçayı benimsedikten sonra bu kez Adana yöresine gelip yerleşmişlerdir. Dolayısıyla Horasan ile Mısırdaki kadim inançların uzantılarını taşımaktadırlar ki, reenkarnasyon inancı da bunların arasında yer alır.

Aslında bu iki görüşü bir arada değerlendirmek de mümkündür. Şöyle ki,  Horasan göçmenleri, Müslümanlık öncesinin kadim öğretilerinden gelen eski inançlarını, Kur’andaki ilgili ayetlerle pekiştirmek suretiyle zamanımıza kadar korumuş olabilirler.

41. Peygamberler de reenkarne olmuş mudur?

Her varlığın nasıl tekamül ettiğini tek tek bilmemize imkan yok. Mesela Peygamber olarak bildiğimiz insanlar bedenlenmeden önce bizim dünyamızda ya da başka dünyalarda, başka planlarda kaç defa bedenlenmişlerdir, nasıl tekamül etmişlerdir, tekamül ederken nasıl sınavlardan geçmişlerdir bunları bilmemiz mümkün değil. Tahminimiz şu ki: onlara peygamberlik görevi verildiğine göre ve de dünyada yaptıkları işlere bakarak, ileri derecede tekamül etmiş varlıklar olduğunu kabul ediyoruz.

42. Peygamberlerin de başlarına bir çok musibet gelmiştir. Onlar da mı Kur’an ayeti Şura 40’a göre reenkarnasyon ile ilgili?

Şura 40’a göre edinimler bu hayatımızda da olmuş olabilir. Ancak bu hayatımızda olup bitenlere bakarak bu edinimlerin kaynaklarını, sebeplerini açıklayamıyorsak önceki hayatların varlığını da düşünmek gerekir.

Musibet (felaket/sıkıntı) çoğu insanların varsaydığı kavramdır. Yukarıda da değindiğimiz gibi tekamül etmiş insanlar ki Peygamberler gibi, sıkıntıları, başa gelenleri farklı görürler, musibet olarak görmeleri mümkün değildir. Peygamberler görevli olarak dünyaya gönderilmişlerdir. Kur’an’da adı geçen Peygamberlerin başlarına gelenler gayet normaldir. Zira o olumsuz şartlar olmasa dünyaya gönderilmelerine gerek de olmazdı. Onlar örnek varlıklardı. Onlar hem insanlara mesaj vermişlerdir hem de, musibetleri algılama ve karşılama dahil olmak üzere, her bakımdan örnek alınmışlardır. Bunun ötesinde verilen görevi her “şartta” yerine getirmişlerdir. “Şartları/mesajları” musibetle karıştırmamak gerekir. Ayrıca Kur’an’da “yeri geldiğinde” Hz. Peygambere çeşitli şekilde doğrudan hitaplar hatta ikazlar olduğuna göre onları “insanlara verilen öğütleri içeren ayetlerden münezzeh etmek (ayrı bir yere koymak)” gerekir.

43. Reenkarnasyon varsa Kur’an’da bazı günler neden çoğul olarak geçmiyor?  

Buna cevap vermeden önce Kur’andaki Muminun 1-11 ayetlerine bakalım:

Hiç kuşku yok, kurtulmuştur müminler…namazlarında huşû sahipleridirler..boş ve gereksiz şeylerden yüz çevirenlerdir…zekâtı verenlerdir, ırzlarını koruyanlardır…emanetlerine ve ahdlerine saygı duyup sahip çıkanlardır…namazlarını korumaya devam edenlerdir…onlardır mirasçı olanlar. Ki, Firdevs cennetine mirasçı olurlar, onda sonsuza dek kalırlar.”

Bu ayete uygun yaşamış müminler Firdevs cennetine gidecek ve orada sonuna kadar kalacaklar. Neyin sonuna kadar? Bu husus ayetlerde yok. Başka ayetlerdeki kıyamet gününe kadar mı? Ama bir “son” var. Söz konusu son kıyamet günü müdür? Ya da son sonsuz mudur?

Kur’anda geçen “yevmi yub’asûn(yub’asûne)”, “yevmel kıyâmeti”, “yevmi el âhıri”, baas günü, kıyamet günü, ahiret günü bunları aynı olarak mütalaa edenler var. Genel kabul, bunların öldükten sonra ruhun bedenden ayrıldığı ve ahirette dirildiği günler olduğudur. Bu konu yazılarımızda detaylı olarak irdelenmişti.

Şimdi gelelim bu “günler” neden tekil neden çoğul değil? Madem reenkarnasyon var o halde bu ifadelerin çoğul olması gerekmiyor mu sorusuna.

Yukarıda da belirtildiği gibi reenkarnasyon herkes için kural değildir. Yine yukarıda açıklanan Muminun 1-11 ayetleri kapsamına giren bir insan neden reenkarne olsun? Görev verilirse reenkarne olur mu, o ayrı mesele. Onu bilemeyiz, onunla Allah arasında.

Nitekim ilahiyatçı Prof. Dr. Süleyman Ateş de her ruhun reenkarnasyon işlemine tabi tutulmayacağı görüşündedir. Bu anlayışının sebebi ise, reenkarnasyona işaret eden âyetlerin olgunluk kazanmış mü`min insanlara değil; âhireti inkâr eden kemal bulmamış cehennem halkına hitap ettiğine inanmasıdır. Yani olgunlaşmamış inkarcı insanlar, olgunlaşmak üzere yeniden bedenlere sokularak yaratılacaklardır. Ateş’e göre baas olayı kemal bulmamış ruhlara mahsus olabilir. Olgunlaşan tekamül etmiş ruh bir daha bu bedensel hayata dönmez. Kemal bulmuş ruhlar, huld (ebedi) cennetine gittiklerinden bedensel hayata dönemezler.

44. “Her nefis ölümü tadıcıdır” ifadesinde birden fazla ölen insanlar için ifadenin ‘ölümleri tadıcıdır’ şeklinde olması gerekmezmiydi?

Her can, ölümü tadacaktır; sonunda bize döndürüleceksiniz. Kullu nefsin zâikatul mevti summe ileynâ turceûn(turceûne) Ankebut 57

Sıkça belirtiyoruz. Ruh ölmez. Ölen bedendir. Nefis kişilik demektir. Ayetle ilgili bir çok mealde “can” olarak geçer. “Kullu nefsin” bazı meallerde “herkes” olarak da geçmekte olup, dünya gezegeninde bedenlenmiş, “can taşıyan” bütün varlıklar kasdedilmiştir.

Başta ölüme ama sonra ölüm demeyip döndürülmeye gönderme yapan ayet böylece reenkarnasyona işaret etmektedir. Her dünyaya gelen ruh can taşır, kişiliği (nefsi) olur. Ruh ölmez ölümü hisseder, ölümü tadan bedendir.

Yani ayet ne diyecekti? “Her can birkaç defa ölümü tadacaktır” mı diyecekti? Diyemez çünkü bedendeki can bir defa verilir. 

Kur’an koordinatları verir, ayrıntılara girmez, gerisini okuyana bırakırken en azından bir yerlerde ipucu da verir.

Birden fazla ölüm niye yok diyen varsa buyursun, birden fazla ölüm:

Nerdesin ey ölüm! “Bugün bir ölüm çağırmayın, birçok ölümü davet edin“. (Furkan 14).

Sadece ilk ölümümüz; azaba da uğratılmayacağız, öyle mi? (Saffat 59)

45. Eşcinselliğin bir sebebi de daha önceki hayatından farklı bir cinsiyetle tekrar dünyaya gelme olabilir mi?

Evet olabilir. Bunu doğrulayan reenkarnasyon vakaları vardır. Detaylarını Reenkarnasyon Örnekleri 2 yazımızda verdiğimiz Ma Tin Aung Myo olayı gibi. Zaten son yıllarda eşcinselliğin doğuştan olduğu da tartışılmaktadır.

Yıllar önce eşimle bir aileyle görüşüyorduk Ailenin küçük bir kızı oldu. Kızı sevdik, iyi davrandık, evimizde sıkça misafir ettik, seyahatlere götürdük. Kız konuşmaya başlayınca, adının ……. olmadığını ve Ahmet olduğunu söylüyordu. Bana ….. demeyin Ahmet deyin diyordu.  Tavırları gittikçe erkekçe olmaya başlamıştı. Ailesi bunlar geçer diyordu. Başladığı okuldaki öğretmeni ahbabımız olduğundan onun da olayı farketmiş olduğunu anladık. Kızın okulda erkekçe davranışlarından diğer çocukların rahatsız olduğunu, annesini çağırıp normal olmayan davranışlarını anlatmak zorunda kaldığını ancak annenin bunu kabul etmek istemediğini söyledi. Çocuğun yaşı itibarıyle bir reenkarnasyon olayı ile karşılaştığımızı farkettim ancak tepkiden çekinerek sessiz kaldım. Daha sonra aileyle irtibatımız kesildi.

46. Kur’an’daki kıyamette kabirden kalkmaya işaret eden ayetlere göre bir çok defa bedenlenen ruh hangi kabrinden kalkacak?

Kur’an’daki kıyamet ve kıyamette kabirden kalkmaya işaret eden ayetler konuları gayba girer, müteşaibihtir. Ahiret, kıyamet, baas, araf, ahiret günü, baas günü, kıyamet günü, kabir ve kabir azabı konuları da öyle. Bu demek değildir ki dünya dışı alemi, öteki alemi düşünemeyiz, araştıramayız, kendimize göre bir sonuca varamayız. Hatta bunu yapmamız gerekir. Mesela aklımızı kullanırsak kabir azabının cehennem azabı olduğunu rahatça anlayabiliriz.

İnsanlar ölünce kıyamete kadar kabirlerinde mi olacaklar? Halbuki yukarıda belirtildiği gibi Muminun 1-11’ ayetlere bakılırsa kimileri sonsuza kadar cennette olacaklar. Onların kabirlerinde olması, kabirlerine dönmesi ayet hükümlerine göre mümkün değil. Bazı mütefessirlere göre bu durumda onların kabri cennettir. Bu durumda kıyamette kabirden kalkıp gelineceğine işaret eden ayetlerin anlamı onların cennetten kalkıp gelecekleri şeklindedir. Demek ki bu ayetlerde kasdedilen cesetler değil ruhlardır.

Peki cennete olmayanlar nereden kalkacak?

Onlar da neredelerse oralardan kalkacaklar.

Eğer cesetler, kemikler kasdedilmiş olsaydı kabirleri mevcut olmayanlar ne olacaktı? Mesela bundan 40 bin sene önce yaşamış olanların, yaşadığı kıtalar batmış, yanardağ patlamalarıyla yok olmuş olanların, yakıt dolu tanker-uçak infilak etmiş, sürücünün-yolcunun zerresi kalmamışların kabirleri de yok. Onlar ne yapacaklar? O anda hayatta olanlar, yani kabirleri olmayanlar ne yapacaklar?

Kıyam arapçada ayakda durmak dikilmek manasına gelir. Kıyamet: Sözlük anlamı kalkmak, diriltmek, dikilmek, ayaklanmaktır. Biz kıyamet derken evrenin yok olmasını kast ediyoruz ama kimilerine göre Kur’an kıyamet derken ölüm sonrası yeniden dirilişi anlatıyor. Kişi öldüğünde ruhu kalkacak yani olduğu yerden ayrılacak, bu kastedilmektedir.

47. Önceki hayatı sonunda cehenneme gitmeyen neden yeniden bedenlensin ki?

Bu konuya birçok yerde değinilmiştir. Reenkarnasyon elbette Allah’ın takdirine ve iznine bağlıdır. İnsan ille de cennetlik veya cehennemlik olmayabilir. Mesela cehennemlik olmayan ama kul hakkı ile öteki aleme intikal edenin sırf bunu telafi etmesi için yeniden bedenlenmesi gerekebilir. Tekamül etmek isteyenler, daha fazla tekamül etmek isteyenler, dünya hayatını çok sevenler yeniden bedenlenebilirler.

Tekamülünü tamamlamış olan bile:

1. Kendisine görev verilirse yine gelebilir,
2. Ya da daha ileri seviyelere yükselmek için gönüllü olarak ileri eğitim almak isteyebilir,
3. Ya da başka galaktik planlara geçerek bedenlenebilir.

 48. Cennet – cehenneme gittikten sonra reenkarnasyona ne gerek var?”

Her ne kadar önceki soruda cevabı verilmişse de biraz daha açalım:

Tefsir ve hadis âlimlerine göre cennetin yüz derecesi vardır. İnşikak suresi 9. ayetinde de bahsi geçen tabakalarının sayısı ise kimilerine göre 7 kimilerine göre ise 8 dir. Kur’an ayetlerinde de farklı cennetler yer alır, cennet ve cehennemin bir çok kapısı vardır. Kimilerine göre cehennemden hiç çıkılamayacaktır. Kimilerine göre ise cehennemden çıkabilecekler de vardır çıkamayacaklar da. 

Diyelim ki kefaretlerini/kefaretini ödeyip, Allah’ın affına mazhar olup çıkanlar oldu. Onlar nereye gidecekler? Cennete gideceklerse hangi cennetin hangi derecesine/katına?

Doğrudan ya da cehennemden çıkıp bir cennet katına/derecesine girmeyi başaran varlık sonrasında daha yüksek cennet derecesine/katına geçmek isterse ne olacak?

Madde dünyasında tekrar doğuşla bunu haketmeye çalışması gerekecek.

Ancak bitmedi. Bu sefer de denebilir ki, öyle değil. İnsan dünyadaki amellerine göre cennetin hangi deceresine/katına girmeye hak kazanıyorsa o katına girecek. Oradan bir daha çıkmayacak. Aynı şekilde cehennem kapılarının birinden girecek olanlar da oradan çıkmayacak. Çıkan olursa da cennetin en düşük derecesine/katına gidecek.

Güzel. O zaman buyrun cevap verin. Bu mantığa göre yeni doğup ölmüş bir bebek elbette cehenneme gitmeyecek. Nereye gidecek? Ya cennetin en düşük ya da en yüksek derecesine/katına gidecek. En düşüğüne giderse onun açısından bu adaletsizlik olmayacak mı? En yükseğine giderse bu sefer de oraya gidemeyenler açısından adaletsizlik olmayacak mı?

49. Hipnoz yoluyla daha önceki yaşama dönmek mümkün müdür?

Olabilir. Ama böyle durumlarda anlatılanlar, uyutulanın hipnozcunun telkinleri altında kalmaya eğiliminden kaynaklanmış olabilir ya da daha önce gördüğü bir filmin, okuduğu bir romanın etkisinden kalmış da olabilir.

50. Bedenlenme hangi anda başlar?

Sperm başlı başına ayrı bir varlık. Ayrı bir maddi bedeni ve ruhu var. Yumurta hücresi de öyle. Döllenme sırasında erkek spermi ve dişi yumurta hücresinden gelen kromozomlar birleşir, yeni canlının kromozomları tek hücre şeklinde “zigot” oluşur. İki maddi varlıktan bir başka ruhun maddi varlığının hayatı tam başlarken spatyomda bekleyen bir başka ruh o döllenen bedene girer. Yani olayda 3 unsur var: annenin yumurtası, yumurtaya giren babanın spermi ve rahimde hayat bulan zigot aşamasındaki çocuk. Bunların hepsi ayrı maddi bedenlere ve ruhlara sahip ayrı canlı varlıklar. Aynen şu anda bedenimizde bulunan sperm, yumurta, hücre, alyuvarlar, akyuvarlar vb. gibi. Sperm ve yumurta döllenme ile görevlerini bitirirler yani ölürler. Rahimde meydana gelen çocuğun ruhunun, annenin yumurtası ve babanın spermi ile RUHSAL AÇIDAN hiçbir ilgisi yok MADDE AÇISINDAN var, genetik açıdan var, baba spermi vasıtasıyla ve anne yumurtası vasıtasıyla bazı maddi varlıklarını (Y-kromozom, mtDNA) ilerde embriyo-cenin-bebek-çocuk vb. halini alacak olan zigota aktardıkları için… Genetik konularla ilgili yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.
Bazı dinciler sperm ile eş göreve sahip yumurta hücresininden pek bahsetmezler. Halbuki o da sperm gibi canlı varlık.
İlahiyat Profesörü Süleyman Ateş`in “insan ruhu” dendiği zaman, ne anladığını kısaca incelemekte yarar vardır. Ateş, meni hayvancıklarında ve yumurtada ruh`un varlığını savunur. Fakat onlardaki ruh sadece canlılık vasfını taşıma özelliğine sahiptir. Ateş ruhun bu çeşidini, hayvansal ruh olarak isimlendirmiştir. Yumurta döllendikten, hadislerde belirtilen süre içinde çocuğun organları teşekkül ettikten sonraysa, ruha melek tarafından insan bilinci üflenir.
Sperm de, yumurta hücresi de basit varlıklardır, ruhları da ancak basit hücre/hayvan seviyesinde olabilir. Süleyman Ateş’de bu görüştedir. Basit hayvan seviyesindeki ruh da bir anda-döllenmeden önce tekamül edip insanın ruhunun tekamül seviyesine çıkamaz, yani sperm ruhu insan ruhu olamaz.

Nutfeden yarattı onu, ölçülendirip biçimlendirdi. Sonra, yolu kolaylaştırdı ona. Sonra onu öldürdü, kabre koydurdu: Sonra dilediği zaman diriltip ortaya çıkardı onu. Min nutfeh (nutfetin), halakahu fe kadderah (kadderahu). Summes sebîle yesserah(yesserahu). Summe emâtehu fe akberah(akberahu). Summe izâ şâe enşerah(enşerahu). Abese 19, 20, 21, 22.

Nutfe meallerde farklı verilmiş ve çoğu kez Allah’ın ayetine parantez açılmıştır:
“nutfe (damla)”
“nutfe (sperma)”
“nutfe (meni)”
“nutfe”
“meni”
“katre su”
“katre su, sperm, yumurta”
“damla su”
“nutfe (hakir bir sudan süzülmüş hulâsa)”
“sperm damlası”
Kur’an ansiklopedi değildir. İnsanların bilgileri arttıkça anlayışları da farklı olacaktır. Günümüz bilgilerine göre sperm/meni erkek bireylere ait üreme hücresidir insanın iki “biyolojik” kaynağından biridir. Spermde/menide hücre yoksa döllenme de olmaz. Bu durumda meni ersuyundan başka birşey değildir. Meni ya da sperm ya da ersuyu değil sperm hücresi, başındaki kalıtsal bilgileri insanın diğer biyolojik kaynağı olan yumurta hücresine vermek için kuyruğunu dışarıda bırakıp, yumurta zarından geçer. Birinin fertilizin diğerinin antifertilizin maddeleri salgılamasıyla döllenme olur. Bu nedenle nutfenin “hücre” olarak tercüme edilmesi daha doğrudur. Sadece Elmalı, mealinde nutfeyi tercümesiz ve parantezsiz vermiş ve hiç olmazsa hataya düşmemiştir. Süleyman Ateş ise mealinde: “Nutfe (sperm)den. Onu yarattı, ona biçim verdi.” demişse de sonradan hatasını anlaşım olacak ki, web sayfasında Nutfeyi “döllenmiş yumurta” olarak yani sperm ve yumurta hücrelerinin birleşmesi olarak ifade etmiştir. BAKINIZ.
İnsan ruhu hiçbir zaman sperme giremez. Neden mi? RUH ÖLMEZ, ister kendi kendine, ister başka bir ruhla birleşip, yeni bir ruh haline dönüşmez, transfer olmaz, transforme olmaz. Sadece ve sadece tekamül seviyesine uygun olarak bedenlenir ve zamanı gelince bedeninden ayrılır. Evet bedenlenme açısından geçişleri vardır. Ama bu belli tekamül evrelerini izleyerek olur. Ölen spermin bedenidir. Aynen diğer hücreli varlıklar gibi sperm ölünce ruhu ahirete intikal eder.

51. Daha önceki hayatını hatırladığını iddia eden bir çocuk obsesyona yakalanmış olamaz mı?

Belki, olabilir, özellikle daha önceki hayatında cinayete kurban gitttiğini ya da büyük bir zulüm veya haksızlığa uğradığını iddia ediyor ve de birini/birilerini hedef gösteriyorsa. Bir ihtimal de, bir süreliğine ya da hiçbir şekilde  tekrar dünyaya gelemeyeceğini anlamış olan bir ruhun, özellikle eski aile çevresinden konuşmaya başlamış olan bir çocuğu bir şekilde etkilemesi de olabilir. Bu obsesyon sayılmaz.  Böyle vakaları inceleyenler özellikle tıpta uzmansalar bunu anlayabilirler. Özellikle hipnoz yoluyla. Mesela şu anda hayatta olmayan Türkiye’de Recep Doksat, ABD’de Ian Stevenson gibi parapsikolojiye, spiritüalizme de inanan psikiyatrist tıp doktorları böyle bir durumu kolayca ayırt edebilirlerdi, belki de edip değerlendirme dışı tutanlar olmuştur. (Not: Spiritüalizm inancına göre “obsesyon” ya da eski dille tasallut denilen olay bir bedensiz varlığın ya da varlıkların bir bedenli varlığın bedenine hükmetmesi ya da hükmetmeye çalışmasıdır. Spiritüalizme göre bazı bedensiz varlıklar bunu rahatsız ettikleri şahıstan intikam almak amacıyla, yeniden bedenlenemedikleri durumda başkasının bedenini bir amaç için kullanmak,  geri varlıklar ise ya kendiliklerinden eğlenmek, dünya ile maddi bağlantıda olmak için başkasının bedenine sahip olmak ya da bazı büyü yapan insanların güçlerini kullanmalarına araç olarak yaparlar. Bu konu ile ilgili yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN).

52. Ölen birisinin bir kaç saat ya da bir kaç hafta yani kısa süre sonra yeni doğan bir bebeğin bedeninde tekrar dünyaya gelmesi mümkün müdür?

Normalde mümkün görülmüyor. Zira  ruh döllenme anında bedenlenmiş oluyor. İlahiyatçı Prof. Abdülaziz Bayındır bu görüşte. Bir başka ilahiyatçı Prof. Süleyman Ateş’e göre ise kesin olmamakla birlikte anne rahminde belli bir süre kaldıktan sonra cenîne ruhun üflenmesi organlarının oluşmasından sonra ona insanî bilinç verilir.

Önceki cevapta belirtilmiş olduğu gibi bir ihtimal de, bir süreliğine ya da hiçbir şekilde  tekrar dünyaya gelemeyeceğini anlamış olan bir ruhun, özellikle eski aile çevresinden konuşmaya başlamış olan bir çocuğu bir şekilde etkilemesi de olabilir.

Öte yandan bazı Tibet rahiplerine göre, bedenlenmiş bir ruhun yerini öteki dünyadan yardım alarak, madde dışı alemdeki bir ruh alabilir. Bu, akla yatkın görülmüyor, olsa da çok ekstrem bir durum olmalıdır.

İhtimallerin hepsi gayba girer, bu durumda kesin hüküm vermek doğru değildir. Yine de ben bu tür reenkarnasyon olaylarını dikkate almıyorum. Esasen reenkarnasyon iddiaları ancak belli/titiz incelemelerden geçirildikten doğru kabul edilebiliyor.

Bülent Pakman, Kasım 2009. Son güncelleme Mayıs 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden kısmen veya tamamen alıntılanamaz.

Not: Kur’an’da reenkarnasyona işaret eden ayetler için TIKLAYIN1 ve TIKLAYIN 2

Kur’an’da reenkarnasyonu red ettiği iddia edilen ayetler için TIKLAYIN

Reenkarnasyonla doğrudan ve dolaylı ilgili yazılarımız:

 

Twitter Widgets
Facebook WidgetsWP_000151

Bülent Pakman kimdir? https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Reenkarnasyon Sorular Yanıtlar FAQ için 4 cevap

  1. muzafferan dedi ki:

    Kuran’da Reenkarnasyon
    Yazan Bülent Akan Çarşamba, 06 Ocak 2010 21:18 Yazdır Comments (1)
    Reenkarnasyon, bir insanın öldükten sonra tekrar dünyaya gelmesi, yani ritmik bir döngü içinde ölmesi ve öldükten bir süre sonra fiziksel dünyada başka (yeni) bir bedende tekrar dirilmesi olayı şeklinde açıklanabilir.

    Reenkarnasyon diye bir olgunun var olup olmadığı, buna inananlar ve inanmayanlar tarafından halen tartışılmaktadır. Kur-an’ı Kerim’de reenkarnasyona dair bir bilginin var olup olmadığı da bu tartışmanın bir parçasıdır. Kur-anda reenkarnasyon olup olmadığı tartışmasını tarafsız bir biçimde ele alabilmek ve sağlıklı bir sonuca varabilmek için Kur-an’daki ayetleri referans alarak konuyu incelemeliyiz. Bunu yaparken de düşünce, akıl ve mantık gücümüzü kullanmalıyız. Çünkü Kur-an’daki bir çok ayet insanın düşünmesi ve aklını kullanması gerekliliğine özellikle işaret etmektedir.

    Bazılarımız Kur-an’da reenkarnasyona değinilmediğini, bu olguyu açıklayan belirgin bir bilgiye rastlanmadığını öne sürmekte ve ayetleri de bu doğrultuda yorumlamaktadırlar. Ancak Kur-an’ı Kerim’i derinlemesine incelediğimizde, pek çok sure ve ayette reenkarnasyona işaret edildiğini ve de oldukça belirgin bilgiler verildiğini görebiliriz. Bunlar özellikle bir gizem oluşturmak için zor anlaşılacak şekilde sunulmuş bilgiler değildir. İnsanın yeniden dirilişi ve nedenleri, benzetmeler, örnekler ve çeşitli açılardan yapılan açıklamalarla doğal olarak o zamanların insanının anlayabileceği bir ifade kullanılarak anlatılmak istenmiştir. Zamanımız insanı da sabırlı ve dikkatli bir incelemeyle Kur-andaki reenkarnasyonun farkına varabilir.

    Ayetlerde, “Yeniden bedenlenme vardır” veya “insanlar reenkarne olur” gibi çok direkt sözler kullanılarak reenkarnasyona doğrudan değinilememesinin bazı nedenleri vardır.

    Reenkarnasyon ve benzeri önemli bilgilerin Tanrısal Alem tarafından insanlığa dünya evriminin her döneminde en açık bir biçimde verilmesi söz konusu değildi. Çünkü insanlığın o zamanlardaki algılama kapasitesi henüz her tür tinsel kaynaklı bilgiyi kavrayıp özümseyebilecek seviyede değildi. Evrimin akış süreci içinde İnsanlığın tinsel bilgileri anlama yeteneği daima belli bir yere kadardı, yanı kısıtlıydı. Örneğin Tevrat’ta reenkarnasyona değinildiğine dair bir bilgi göremeyiz. Çünkü Tevrat döneminin insanları o sıralarda bizlerden farklı bir evrilme sürecinden geçmekteydiler ve ruhsal olarak çok farklı bir konumdaydılar. Bu süreç boyunca bazı eski yeteneklerini kaybetmek ve bazı yeni yetenekleri de geliştirmek zorundaydılar. Bu bakımdan söz konusu aşamalarda, o zamanların insanlarının reenkarnasyonun varlığından haberdar olmaları henüz gerekli değildi. Bu bakımdan, 7. yüzyılda Kur-an’daki bilgilerle karşılaştıklarında bir geçiş dönemi yaşamaya başlayan Arapların o sıralardaki ruhsal hallerini ve bilinç durumunu göz önünde bulundurmakta fayda vardır.

    7. yüzyıla gelinceye kadar Araplar (ve sonradan Kur-an’ın mesajından etkilenen çevrelerindeki halklar) kendi kullandıkları bir deyimle ‘cahiliye dönemi’ (karanlık dönem) yaşamaktaydılar. Özetlenecek olursa cahiliye döneminde Araplar, yaratan tek bir Allah’ın Varlığından henüz haberdar değillerdi, bu yüzden çeşitli putlara tapıyorlardı. Bu putlar aslında yaratan Allah’ı değil, sonradan Kur-an’da açıklanacak olan ‘Allah karşıtı’, ‘Kutsal karşıtı’ bazı tinsel varlıkları temsil ediyordu. Bunun yanı sıra o zamanki Arap toplumunun hiçbir konuda toplum yaşamının düzenini yönlendirecek ahlaki anlayışları ya da uyguladıkları hukuki kuralları yoktu. Bu bakımdan o zamanlara geri dönüp baktıklarında dürüstçe, kendilerinin Kur-an gelene kadar bir cahiliye dönemi yaşamış olduklarını belirlemeleri çok doğruydu.

    Kur-an gelmeden önce Allah’ın Varlığının bilincinde olmayan ve ahlaktan, iyilikten, merhametten, hukuk kurallarından yoksun bir durumda olan bu insanların Kur-an gelir gelmez hemen anlayıp sindirmeleri gereken ilk önemli kavram elbette ki insanın reenkarne olması değil, tek bir Allah’ın Varlığı ve bu yeni bilginin çerçevesi içinde verilmiş olan bilgilerdi. Zamanımızda kültür seviyesi ne olursa olsun insanlar (ateist görüşü benimsememiş olanlar), yaratan bir Allah’ın Varlığına artık yabancı değildirler. Zamanımızda da inanmayanlar olmasına rağmen herhangi bir sert tartışmaya neden olmayan Allah’ın Varlığı konusu, 7. yüzyılın başlarında tartışmadan da öte, buna inanan ve inanmayan Araplar arasında geçen ciddi ve uzun savaşlara neden olmuştu.

    Kur-an ayetlerini incelediğimizde görebileceğimiz gibi, cahiliye döneminin yaşanmakta olduğu o zamanlarda yeniden bedenlenme fenomeni gibi radikal bir bilginin kavranması gerçekten çok zordu. Zaten Allah’ın Varlığından bile yeni haberdar olmuş olan insanlar, reenkarnasyon gibi oldukça karmaşık bir kavrama karşı doğal olarak baştan önyargılıydılar. O zamanlarda karşılaşılan bu durumla ilgili olarak Kur-an’da şöyle ayetlere rastlayabiliriz :

    İsra. 98 -……çünkü ayetlerimizi inkar ettiler ve söyle dediler : “Biz bir kemik yığını olduktan, un ufak hale geldikten sonra mı, sahi bundan sonra mı yeni bir yaratılışla dirileceğiz”?.

    Ra’d. 5 – Eğer şaşıyorsan, esas şaşılacak olan onların (inançsızların) şu sözüdür : “Biz toprak olunca mı ve gerçekten mi yeni bir yaratılış içinde bulunacağız”? Bunlar Rablerini inkar edenlerdir.

    Müminun. 37 – “Hayat, şu dünya hayatımızdan başkası değildir. Ölürüz yaşarız ama biz tekrar diriltilecek değiliz.”

    Nahl. 38 – Yeminlerinin tüm gücüyle, “Allah ölen kimseyi diriltmez” diye Allah’a yemin ettiler. Hayır öyle değil. Öleni diriltmek O’nun üzerinde hak bir vaattir, fakat insanların pek çoğu bilmezler.

    Nahl. 39 – Diriltecek ki, onlara ihtilafa düştükleri şeyi açık seçik göstersin ve inkara sapanlar kendilerinin yalancılar olduklarını bilsinler.

    Kur-an’da, yukarıdaki ayetlere benzer anlamları yansıtan başka ayetler de vardır. Bu örneklerde de açıkça görüldüğü gibi, o sıralarda henüz putlara tapmak gibi bir gaflet uykusu içindeyken bunun yerine Allah’ın Varlığı gerçeğini benimsemek durumuyla karşılaşan pek çok insan henüz yeniden diriliş kavramını anlayamamakta ve bu gerçeği sindirmekte zorlanarak itirazlar öne sürmekteydiler.

    Bu bağlamda, gerekli tinsel bilgilerin Tanrı’sal Alem tarafından insanlığa doğru zamanlamayla, doğru dönemlerde ve belli toplumlar vasıtası ile verilmesinin söz konusu olduğunu anlamamız gerekir.

    Tinsel dünyadan (Tanrısal Alem) belli zamanlarda insanlığa bir itki (dürtü) olacak biçimde gönderilen bu bilgilerin doğru değerlendirmesini yapabilmek için mümkün olduğu kadar önyargılarımızdan sıyrılmaya çalışmalıyız. Yoksa kendi yarattığımız blokajlar, ihtiyacımız olan bu çok değerli bilgileri özümsememizi engelleyebilir.

    Aslında zamanımızda herkesin elinin altında, istese hemen ulaşabileceği olağanüstü derinlikte gizem bilgiler mevcuttur. Ancak, bir insan bu tür bilgileri henüz talep etmiyor ve bunlar bireye şimdiki enkarnasyonunda bir anlam ifade etmiyorsa, doğal olarak o kişi için hala gizem bilgiler olarak kalacaktır.

    Başlangıç olarak reenkarnasyon gibi tinsel bilgilerin kişiye bir anlam ifade etmesi, yani anlamının kişinin ruhunda bir etki yaratması gerekir. Bunun yanı sıra kişi, bu bilgilerin kendi evrimi için gerekli olduğunu anlamalı ve bunları ruhunun algılama alanı içine almayı kendi iradesiyle istemelidir. Fiziksel dünyada yaşadığı süreçte, tinsel kaynaklı bir bilginin kendi evrimi için neden ve ne kadar gerekli olduğunu anlayıp kavrayabilmesi her birey için önemli bir aşamadır. Yoksa insan sadece kendi dünya görüşlerine uygun olacak şekilde benimsediği bazı fikir ve kanaatler doğrultusunda, reenkarnasyon gibi yaşamsal değeri olan bir bilginin varlığına “yoktur, olamaz, ben inanmıyorum, ben Kur-an’da göremiyorum” şeklinde yüzeysel bir argüman öne sürdüğü zaman kendi önünü tıkadığı gibi, farkında olmadan çevresindeki pek çok insanı da yanlış yönde etkileyebilir.

    İnsanların her konuda olduğu gibi tinsel konularda da düşünmeleri ve kendilerine ait bazı düşünceler oluşturmaları elbette doğaldır ve faydalıdır. Ancak, özellikle tinsel konularda oluşturduğumuz düşünceleri yönlendiren negatif etkenlerin varlığının farkındalığına sahip olmadığımızdan dolayı, inandığımız her düşünceyi kesin bir yargı olarak benimsemeden önce biraz kuşku payı ve esneklik bırakmak daha faydalı olur. Tinsel konulara dair benimsediğimiz düşünce ve inançların gerçekten kendi arınmış düşüncelerimizle mi yoksa aslında farkında olmadan etkisi altında kaldığımız ‘duyu ötesinden kaynaklanan’ negatif etkenlerle mi oluştuğundan emin olmalıyız.

    Reenkarnasyonun varlığı gibi bir konu, “ben buna inanmıyorum” gibi önyargılı ve yüzeysel bir yaklaşımla edindiğimiz fikirlere saplanıp kalmasa daha iyi olur. Çünkü Reenkarnasyonun ‘var olması’ ya da ‘yok olması’ bir insan için çok önemlidir ve ruhunun evrilmesiyle ilgili çok şey fark ettirir. Bu bakımdan reenkarnasyonun var olup olmadığına dair çok kesin bir yargıya varmadan önce bu konunun objektif bir biçimde derinlemesine incelenmesi gerekir.

    Reenkarnasyonun varlığıyla ilgili olarak sadece bireysel sempati ve antipati yüklü şahsi kanaatlerimizle bir yargıya varırsak bu konunun hakkı olan ciddiyet ve önemi verememiş oluruz.

    Kur-an vasıtasıyla insanlığa sunulmuş olduğu dönemde pek az insanın kavrayabildiği reenkarnasyon gerçeği’ zamanımızda, insanın şimdiye kadar geliştirdiği ve yeni geliştirmekte olduğu yetenekleri ile rahatça kavranabilir. (İnsanın geliştirmiş olduğu yetenekleri düşünce, akıl ve mantık, yeni geliştirmekte olduğu yetenek ise bilinçtir.) Yeter ki biz reenkarnasyon olgusuna baştan ”yoktur veya olamaz” gibi geçerli bir dayanağı olmayan önyargılı düşüncelerle yaklaşmayalım ve reenkarnasyonla ilgili daha öte ve derin kavramlara sahip olabilmenin önünü kesmeyelim. (Aslında reenkarnasyonun olmadığına dair benimsenen düşünce ve inançlar zamanımızda materyalizmin de güçlü etkisi altında kalmıştır. Bu etki üzerinde de düşünülmesi ve varlığının hesaba katılması gerekir)

    Söz konusu tartışmanın içinde yer alan her insan önyargısız bir şekilde şunu söyleyebilmeli : “reenkarnasyonun var veya yok olma olasılığının hiç olmazsa eşit olduğunu kabul ediyorum ve böyle bir şeyin nasıl ve neden olduğunu anlamak istiyorum”. Her iki görüşün doğru olma şansının yarı yarıya olduğunu varsaydıktan sonra konuyu inceleyelim.

    Kur-an ayetlerini reenkarnasyon açısından değerlendirmeye girmeden evvel, yine Kur-an’da verilen çok önemli bir bilgiyi anlamalı ve reenkarnasyona değinen bütün ayetlerin temeline oturtmalıyız. O zaman bu ayetlerden ‘yansıyan anlamlar’ daha da açıklık kazanır.

    Bu bilgi de söyle :

    Bakara suresi, 255. ayette Allah’ın en belirgin özelliklerinden biri belirtilmektedir :

    ‘Allah’tan başka ilah yok, HAYY’ dır O, Sürekli diridir.’……..

    Yani Allah’ın ölümsüz, ebedi, hiç ölmez ve hep canlı olduğu açıklanıyor. ‘Hayy’ kelimesi aynı zamanda Esma-ül Hüsna’da da Allah’a ait özelliklerden biri olarak geçiyor ve anlamı : ”Sürekli diri Kendisi için ölüm söz konusu edilemeyen” olarak açıklanıyor.

    Ölümsüzlüğün ve sürekli diri olmanın Allah’a ait özellikler olduğunu kuşkusuz bilmekteyiz. Ancak bunun Kur-an’da özellikle vurgulandığını anımsatmak ve bu konuyla bağlantısının ne olduğunu açıklamak gerekir.

    Allah’ın ölümsüz olduğu gerçeğini aklımızda bulundurarak Kur-an’da, insanın Allah tarafından yaratılışı ile ilgili bazı ayetleri inceleyelim.

    Secde. 9 – “Sonra ona bir biçim verdi, ve ona Kendi Ruhundan üfledi”………….

    Sad. 72 – “Onu kıvama erdirip içine Ruhumdan üflediğimde” önünde secde ederek eğilin………

    Hicr. 29 – “Onu amaçlanan düzgünlüğe ulaştırıp Öz Ruhumdan içine üflediğim zaman”…………

    Bu ayetlerde sözü geçen Ruh ve Öz Ruh’tan kastedilen şey ruh değil Tin’dir. Ruh ile tin aynı şey değildir.(Batı dillerinde, örneğin İngilizce de ruh ve tinin karşılığında farklı kelimeler vardır. Ruhun karşılığı soul, tinin karşılığı ise spirit’tir. duyular ötesi dünya – fiziksel dünya ötesindeki aleme dair anlamında sıklıkla kullandığımız spiritüel kelimesinin kökeni spirit’tir. İngilizcede de spiritüel kelimesi aynı anlama gelir. Türkçe’de de, çok farklı şeyler olan ruh ve tini ayırt edecek şekilde, spirit’in karşılığı olarak ‘tin’, spiritüelin karşılığı olarak da tinsel kelimesini kullanmalıyız). Tin, pek çok bakımdan belirgin bir biçimde ruhtan daha farklı ve Tanrı’sal özellikler içeren bir unsurdur. İnsan açısından en önemli farklılıklardan biri de ölümde insan ruhunun bazı bölümlerinin yok olması ama insanda var olan tinin yok olmamasıdır. Bu bakımdan Allah’ın tamamen tinsel bir varlık olduğunu belirlemeliyiz. O, insan gibi astralden kaynaklanan özellikleri yansıtan ruhsal bir varlık değildir.

    İnsana özel ruhun yok olabilir- yitirilebilir bir unsur olması insanla Allah arasındaki en belirgin farklılıklardan birini oluşturduğu gibi, insana yaratılışta ‘özel olarak verilmiş’ olan tinin yok olmaması ve ölümsüz olması özelliği de, insan doğasının Allah’ın doğasıyla en benzeştiği noktadır. Allah Kendi özelliğinden bir unsuru (ruhu-özruhu-tini) yaratılış sırasında insana bağışlamış olmasaydı, Sad suresi 72. ayette olduğu gibi tinsel dünyadaki diğer varlıklardan, yarattığı insanın önünde eğilmelerini istemezdi. Burada diğer tinsel varlıkların önünde eğileceği ‘şey’ insanın fiziksel görüntüsünü oluşturan mineral yapı değil, içinde bir gizil güç’ olarak var olan Allah’tan gelme tindir.

    İnsandaki tinin varlığının bilincine varamazsak Kur-an’daki “Ben size şah damarınızdan da daha yakınım” ayetinin gerçek anlamını hiçbir zaman anlamamız mümkün olmayacaktır. Şah damarı atan kalbi, yaşamı yani verilmiş olan canı temsil eder. Ölümde fiziksel bedenden can çıkar, insandan ayrılır ama tin insandan ayrılmaz, fiziksel bedenin ölümünden sonra bir sonraki enkarnasyon yolculuğunda onun ayrılmaz bir parçası olarak insana eşlik eder.

    Henüz tin’in varlığına ve doğasına dair bilgilerden haberdar olmadığımızdan dolayı, ya da tini bir kelime olarak duyup dikkatimizi çekmediği için, farklı şeyler olmalarına rağmen tin ile ruh kavramlarını kaçınılmaz olarak birbiriyle karıştırmakta ve tin kelimesi yerine ruh kelimesini kullanmaktayız. (Bundan dolayı Kur-an ayetlerinde de, aslında tin kelimesi kullanılması gereken yerlerde hep ruh kelimesi kullanılmıştır. Buna karşılık Kur-an’ın İngilizce çevirisinde (mealinde) ruh için soul, tinin karşılığı olarak da spirit kelimeleri doğru olarak kullanılmıştır. İncil’in de Türkçe çevirisinde aynı sorun söz konusudur. İncil’de de tin kelimesinin kullanılması gereken yerlerde tinin karşılığı olarak sadece ruh sözü kullanılmıştır. İncilin İngilizcesinde bu kavramların birbirinden farklı ve doğru kullanımları yer almaktadır.) Çok farklı ve önemli bir kavramı ifade eden tin kelimesinin, tinsel konuların açıklamalarında başlı başına bir kelime olarak kullanılmaması çok ciddi bir eksikliktir. Bu eksiklik yanlış anlamların ortaya çıkmasına neden olur. Bundan dolayı pek çok önemli konu bilinemez bir muamma olarak kalmaya mahkumdur.

    Tin insanda potansiyel bir tohum (bir gizil güç) olarak bulunsa da, bizler henüz ruhsal – astral varlıklarız. Ancak evrimimizin daha ileriki zamanlarında, tinin varlığını daha güçlü bir biçimde yansıtacak olan Tinbenlik (yüksek benlik) gibi tinsel unsurlarımızın gelişmesiyle tinin varlığı daha belirgin biçimde ortaya çıkacaktır.

    Tin kelimesi yerine Kur-an’da var olan şekliyle ruh kelimesi kullanılarak değinilmiş olsa da, yaratılışla ilgili bu üç ayette belirtilen en önemli nokta şudur :

    Allah, Kendi Özüne ait bir unsuru (Kendi Tinsel Doğasının bir özelliğini) yani Kendi Öz Varlığından kıymetli bir şeyi yarattığı insana vermiş ve bu verdiği şeyin insan varlığını oluşturan unsurların ayrılmaz bir parçası olmasını sağlamıştır.

    Allah, Hayy, yani ölümsüz bir varlık olduğu için, ‘O’nun Özünden gelen’ ve insana bağışladığı ‘Kendinden bir parça’ (yani ayette geçtiği şekliyle Öz Ruhundan bir Parça) da ölümsüzdür.

    Ölümsüz ve sürekli diri olan Allah’ın Öz’ünden gelen ve yaratılış sırasında insana da bağışlanan bu özellik, insanda ölümsüz olan ve insanı ölümden sonra enkarnasyondan enkarnasyona taşıyan unsurdur. Allah insana ölümde yok olan diğer unsurlarına ilaveten bir öz olarak ölümün ötesine taşıyabileceği ölümü olmayan bir unsur bağışlamıştır. Allah’ın Kendi Öz Varlığından yaratılış sırasında insana üflediği şey budur. Yoksa insan öldüğünde bitkiler ve hayvanlar gibi her şeyiyle tamamen yok olur ve daha sonra yeniden bedenlenip dirilmesi kesinlikle söz konusu olamazdı.

    Her hayvanın dünyadaki ölümü o hayvanın sonudur. Fiziksel dünyada hayvanı oluşturan unsurlar arasında tin olmadığı için, bir sonraki yaşama aktarılacak bir öz de yoktur. (Allah hayvanları yaratırken, insanda yaptığı gibi onlara Kendi Öz Ruhundan üflememiştir. Zaten Kur-an’da da böyle ayet mevcut değildir.) Bu yüzden hayvanlar reenkarne olmazlar ve olmaları da gerekli değildir.

    Bitkide ve hayvanda da benlik yoktur. Fakat insanın kendine ait bir benliği olduğu için ve tinsel dünya prensiplerine göre ancak benliği olan bir varlık tinsel anlamda evrilebileceği için, insanın fiziksel dünya yaşamı deneyimlerinin tek bir yaşam sonunda tamamen son bulmaması ve evrim yolculuğuna devam etmesi gerekir. Her birey ölünce, benliğinin yaşam süresince dünyada yaptıklarıyla ortaya koyduğu meyveleri (iyi veya kötü) mutlaka Tinsel Dünyanın (Allah’ın) tartı ve yargısından geçirdikten sonra bir sonraki dünya yaşamına aktaracak, yani reenkarne olacaktır. Kur-an’da, insan benliğinin dünyadayken yaptıklarıyla değerlendirileceğini ve bunlardan sorumlu tutulacağını anlatan ayetler vardır.

    Haşr. 18 – Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Ve her benlik yarın için ‘önden’ ne gönderdiğine bir baksın. Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.

    (Buradaki ‘önden’ kelimesiyle insanın ölümden evvel fiziksel dünyada yaptıkları kastedilmektedir.)

    Yunus. 108 – De ki : “Ey insanlar! Şu bir gerçek ki hak size Rabbinizden gelmiştir. Artık doğruya yönelen kendi benliği için yönelir ; sapan da kendi benliği aleyhine sapar. Ben sizin üzerinizde vekil değilim.

    Zumer. 5 – Benlik şöyle diyecektir o zaman : Allah’a karşı aşırı gitmem yüzünden başıma gelenlere bak. Alay edip duranlardan biriydim doğrusu..”

    İsra.7 – Eğer güzel davranırsanız kendi benlikleriniz için güzellik sergilemiş olursunuz. Ve eğer kötülük yaparsanız o da benlikleriniz aleyhine olur………..

    İbrahim. 51 – Çünkü Allah, her benliği kendi kazandığıyla karşı karşıya getirecektir. Allah hesabı çok çabuk görür.

    Bu ayetlerde insanın durumunu incelediğimizde, Allah’ın, iyilikler ve kötülükler, doğrular ve yanlışlarla yoğrulmuş olan insan benliğini muhatap aldığını ve benliğin bu edintilere göre yargılamasının söz konusu olduğunu görmekteyiz.

    İnsan benliğinin dünyadaki yaşamından sonra reenkarne olacağı bir sonraki yaşamına aktarılan iyi veya kötü deneyimleriyle ilgili bu tür ayetlerden başka Kur-an’da, her benliğin dünya yaşamlarının toplamının sonuçlarının ortaya dökülüp değerlendirileceği kıyamet günü hesaplaşmasıyla ilgili olan ayetlerde ayrıca vardır:

    Bakara. 48 – Ve korkun o günden ki, hiç bir benlik bir başka benliğin herhangi bir şeyi için karşılık ödemez; hiçbir benlikten, şefaat kabul edilmez, hiçbir benlikten fidye alınmaz. Ve onlara yardım edilmez.

    Bakara. 281- Korkun o günden ki, o günde Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra her benliğe kazanmış olduğu tam bir biçimde verilecektir…….

    Kur-an’da sıkça kullanılan biçimiyle insanın ölümden dirilişe geçmesine, yani fiziksel dünyada dirilmesi-enkarne olmasına değinen daha pek çok ayet vardır. İnsanın dirilişe geçmesi demek, doğmak ya da Türkçe’de kullandığımız doğru şekliyle dünyaya gelmek demektir.

    Bakara süresi – 28’inci ayet, insanın fiziksel dünyaya tinsel dünyadan geldiğini, ancak bir önceki dünya yaşamının sonunda ölmüş olduğunu belirtmek için ölme-dirilme sıralamasını özellikle ölümden başlatmıştır; “Allah’a nasıl nankörlük ediyorsunuz?! Siz ölülerdiniz, O sizi diriltti. Sizi yine öldürecek ve sonra diriltecektir. Nihayet O’na döndürüleceksiniz.”

    28 ‘inci ayette insanın özellikle birbiri arkasından ritmik bir doğum ve ölüm çemberinden geçtiği belirgindir.

    Eğer bu ayette sadece bir kerelik bir yaratılış veya ilk başlangıç yaratılışı anlatılmak istenseydi , ”Allah sizi yoktan var etti ölecek ve ona döndürüleceksiniz” gibi bir açıklama yeterli olurdu.

    Ölümden başlayıp, birbiri ardından “sizi diriltti-öldürecek-diriltecek ve sonunda O’na döndürüleceksiniz” şeklinde bir ifadeyle, insanın dünyaya bir çok kere gelip-gitme’ durumuna dikkat çekilmek istenmiştir.

    Bakara.28’inci ayetten başka ayetlerde de bu konu anlatılmak istenirken, açıklamaya daima önce insanın ölü halinden başlanması daha sonra diriltmeye geçilmesi tesadüfi değildir.

    Yunus. 31-………Kim çıkartıyor ölüden diriyi ve kim çıkartıyor diriden ölüyü? Kim çekip çeviriyor iş ve oluşu?

    Ali İmran. 27 – “geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü de gecenin içine sokarsın. Diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü diriden çıkarırsın. Dilediğini hesapsızca rızıklandırırsın.

    Abese. 21- Sonra öldürdü onu, kabre koydurdu.

    22 – Sonra dilediği zaman diriltip ortaya çıkardı onu.

    Yunus.31, Ali İmran.27 ve Abese. 21. 22. ayetlerinde görüldüğü gibi burada ilk defa yaratılan bir insan söz konusu değildir (insan, dünyadaki varoluşuna çoktan başlamıştır ve artık birbiri ardından ölümler ve dirilmeler deneyimlemektedir) ve ölümünden hemen sonra bir atlama yapıp doğrudan kıyamet günündeki buluşmaya değinilmemiştir. Bu ayetlerde özellikle zaten ölü olan bir insanın diriltilmesinden başlanmıştır.

    Mantıken bir insanın ölü halinde olabilmesi için önceden de diri olması, yani dünyada evvelce yaşamış biri olması gerekir. Bu ayetlerde ve diğer pek çok ayette açıklamaya hep ölü olan bir insanın diriltilmesinden başlanmış olması tesadüfi değildir.

    Abese 21. ve 22. ayetlere daha dikkatli baktığımızda da yaşamakta olan bir insanın zamanı gelince canının alındığını, gömüldüğünü ve sonra o insanın reenkarne olması için uygun bir zaman gelince(“sonra dilediği zaman diriltip”) tekrar bir dünya yaşamına gönderildiğini (“diriltip ortaya çıkardı onu”) görmekteyiz.

    Bu ayeti, Vakıa süresi. 61. ayet (“Yerinize diğer benzerlerinizi getireceğiz ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden oluşturacağız”.) ve En-am süresi 133.(….”.Dilerse sizi ortadan kaldırır ve sizi bir başka topluluğun soyunda vücuda getirdiği gibi ardından da dilediğini sizin yerinize getirir”.) ayetleriyle beraber incelediğimizde de, insanın ölüyken diriltilmesi, tekrar canının alınması ve sonra ileriki bir zamanda başka bir soy ve değişik bir toplumda Allah’ın şaşmaz irfanı doğrultusunda yeniden bedenlendirileceği anlaşılmaktadır.

    İnsanın deneyimlediği bu ritmik gel-git işleminin dünyanın sonunda yaşanacak olan kıyamet gününden daha farklı bir durum olduğu açıkça görülmektedir.

    Bu düşünceler aynı zamanda, Kur-an’da reenkarnasyon yoktur fikrine yakınlık duyanların bu doğrultuda özellikle öne sürdüğü ; “Kur-an’da sözü geçen diriliş ve diriltme sözlerinden kastedilen şey, Allah’ın her insani sadece ahiret gününde yani uzak bir gelecekteki kıyamet gününde diriltmesidir, yoksa diriltme sözü bir insanın reenkarne olması yani kıyamete kadar (şimdiki zamanla ile kıyamet arasındaki sürede) yeniden beden alması değildir” gibi bir inanca açıklık kazandırmış olur.

    Ayetlerde geçen her diriliş ve diriltme sözüyle yalnızca kıyamet günündeki nihai buluşma kastedilseydi, Bakara 28 (ve diğer ayetler) de insanın dirilmesi ve ölmesinin defalarca vurgulanmasına gerek görülmezdi. Bu tekrarların söz gelişi lüzumsuz bir tekrar veya bir çeviri hatası olmadığı kesindir.

    Ayrıca dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta da, 28.ayette insanın diriltilmesi ve ölmesi bir kaç defa vurgulandıktan sonra, ayetin sonunda özellikle “ve nihayet O’na döndürüleceksiniz” denmiştir. “ve nihayetin” anlamı, bir çok defa dirildikten ve öldükten sonra, yani dünyaya gelme-gitme ritmik döngüsü artık sona erdiğinde O’na döndürüleceksinizdir.

    Burada özellikle kullanılan nihayet kelimesiyle, insanın bir çok dünya yaşamı deneyimleri sonunda, tüm reenkarnasyonlarının defterinin açılıp hesaplarının görüleceği bir kıyamet gününe ayrıca dikkat çekilmek istenmiştir.

    Eğer bir insan tek bir dünya yaşamı sonunda öldüğünde sadece bu tek yaşamın hesabını verecek olsaydı ve hesaplar ölümden sonra hemencecik görülseydi, çok uzak bir gelecekte gerçekleşeceği belirtilen bir kıyamet gününe hiç gerek kalmayacaktı. Başka bir deyişle, eğer insanlar tek bir yaşam bitince ölüyor ve hesapları görüldükten sonra cennete veya cehenneme gitmeleri kararı hemen veriliyorsa, uzak bir gelecekte hesapların görülmesi için ayrıca bir ahiret günü olmasının bir anlamı yoktur. Çünkü her insan ahiret gününü beklemesine gerek kalmadan zaten tek bir yaşam sonunda ölünce hemen gitmesi gereken yere gönderilmektedir.

    Demek ki ayetlerde geçen her dirilme sözü, insanların defterinin açılıp hesaplarının görüleceği Allah’la son buluşma olan kıyamet gününde dirilme anlamına gelmemektedir.

    “Siz ölülerdiniz, O sizi diriltti” sözleriyle bir evvelki enkarnasyona değinilmekte (yani insanın evvelce de dünyada yaşayıp öldüğüne ama sonra diriltildiğine), “Sizi yine öldürecek ve sonra yine diriltecektir” sözleri de, insanın şimdiki yaşamının sonunda deneyimleyeceği bir ölümü ve sonra da uzak bir gelecekteki kıyamet gününe kadar olan zaman aralığında yeniden diriltileceğini yani reenkarne olacağını anlatmaktadır.

    Kur-an’da ayrıca özellikle ahiret günündeki dirilmeye açıkça işaret eden bazı ayetler elbette vardır. Ama bir ayetin özellikle ahiret gününe değindiğinden kesinlikle emin olmak için, söz konusu ayeti, o ayetten önceki ve sonraki bir kaç ayetin anlamlarıyla birlikte incelemeliyiz. Bir hesaplaşmaya değinen ve de özellikle kıyamet günü sözünün kullanıldığı ayetlerde ahiret gününün vurgulandığı kuşkuya yer verilmeyecek bir şekilde belirgindir.

    Casiye. 26 – De ki : “Sizi Allah diriltiyor ; sonra sizi öldürecek, sonra da o hakkında hiç kuşku bulunmayan kıyamet gününde bir araya getirecek. Ama insanların çokları bilmiyorlar.”

    Rum. 11- Allah yaratışa başlar, sonra onu (insani) varlık alanından çekip(öldürüp) tekrar yaratır. En sonunda O’na döndürülürsünüz.

    Rum. 12 – Kıyametin kopacağı gün, günahkarlar sus-pus olacaklardır

    Ahiret-kıyamet gününe özellikle değinen bazı ayetleri inceledikten sonra ölümden sonra diriltilmenin sadece kıyamet günü için geçerli olmadığına ve tamamen farklı bir nedenden dolayı insanın diriltildiğini bildiren bir başka ayeti inceleyelim.

    Bakara. 56 – Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki, şükredebilesiniz.

    Bu ayette Allah’ın, insanı henüz kıyamet günü hesaplaşması için değil, kıyamet gününden önceki zaman sürecinde Kendisine şükredebilmesi için dirilttiği gayet açıktır.

    Bir insan kendisini dirilttiği için, yani kendisine yeniden fiziksel dünyada doğma/ bedenlenme imkanı verdiği için Allah’a neden şükretmelidir?

    İnsan, kendisini evrende bilinçli bir varlık olarak yarattığı için Allah’a daima şükretmelidir. Ancak,insanın yaratılması ile ilgili olarak şükretmesi bu ayette sözü gecen şükürden farklıdır. Bu ayetin özellikle işaret etti şey insanın ölümünün ardından diriltildiği için Allah’a şükretmesidir.

    Çünkü bir evvelki enkarnasyonunda yaptığı hataları yeni enkarnasyonunda düzeltebilme şansı ve olanağı kendisine verildiği için. Allah’ın sağladığı bu olanak, bir evvelki dünya yaşamında pek çok hata yapmış olan bir insanın tekrar dünyada diriltilmesidir. İnsan, evrilme sürecinde, ancak yanlışlarını bilinçli bir şekilde düzeltebildiği zaman giderek daha mükemmel olabilir . Bu da, Allah’ın yaratılışta kendisine hediye etmiş olduğu fakat şu sırada doğasında halen bir tohum halinde olan ‘tinsel unsurlarını’ geliştirebilmesiyle mümkün olabilir.

    Kur-an’da bu doğrultuda insanların Allah’tan, yeniden dünyaya geri gönderilme şansı, yanı dünyada reenkarne olmayı dilediklerini anlatan bazı ayetler de var :

    Secde. 12 – Günahkarları, Rablerinin huzurunda başlarını eğmiş olarak şöyle derken

    bir görsen ; “Rabbimiz ; gördük, duyduk, geri gönder bizi ki barışa yönelik iyi işler yapalım. Artık kesin olarak inanıyoruz”.

    Araf. 53 – ……”Acaba bizim için sefahatçiler var mı ki bize sefahat etsinler ; yahut

    daha önce yaptıklarımızdan başkasını yapalım diye geri gönderilebilir miyiz”?

    Müminun. 99 – Sonunda onlardan birine ölüm geldiğinde söyle der : “Rabbim beni geri döndürün ;

    100- Döndürün ki, o arkada bıraktığım yerde iyi bir iş yapayım”…………

    Bu bilgileri hemen anlayıp kabullenmekte zorlananlar ve reenkarnasyonun varlığına itiraz edenler o zamanlarda da mevcuttu,

    Nahl. 38 – Yeminlerinin tüm gücüyle, “Allah ölen kimseyi diriltmez” diye Allah’a yemin ettiler. Hayır öyle değil. Ölenleri diriltmek O’nun üzerinde hak bir vaattir, fakat insanların çokları bilmezler.

    39 – Diriltecek ki, onlara, ihtilafa düştükleri şeyi açık seçik göstersin ve küfre sapanlar (inkar edenler) kendilerinin yalancılar olduklarını bilsinler.

    Allah’ın ölüleri diriltmesinin “hak bir vaat” olduğunu, Allah’ın Esma-ül Hüsna’da belirtilen bir başka özelliği açıklar;

    “Allah Muhyi’dir” : Yaratan, hayat veren ölüleri dirilten.

    Kur-an’ın çeşitli surelerinde Allah’ın ölüleri diriltmesi ve yeniden dirilişe değinilen ayetlerden bazı örnekler :

    Yasin. 12 – Biz, yalnız Biz ölüleri diriltiriz ……….

    Duhan. 8 – Tanrı yoktur O’ndan başka, Diriltir ve öldürür, sizin de rabbinizdir O ….

    Hadid. 1- Göklerin ve yerin mülkü ve yönetimi O’nundur ; diriltir, öldürür. Her şey üzerinde kudret sahibidir O.

    Tarık. 8 – O, o insanı tekrar hayata döndürmeye elbette kadirdir.

    Hac. 66 – Size hayat veren O’ dur. Sonra sizi öldürüyor ; sonra diriltecektir sizi. Gerçek olan şu ki insan tam bir nankördür.

    Kur-an’da bu şekilde daha pek çok ayet mevcut.

    Neden Kur-an’da insanlara ısrarla yeniden diriliş – yeniden bedenlenme olduğu anlatılıyor ve vurgulanmaya çalışılıyor.?

    Çünkü yaşamı sadece bir kerelik yaşanan bir deneyim olarak algılayan bir insan, varoluşunun derinliklerine inemeyebilir ve ruhunun evrimi için gerekli özeni ve gayreti gösteremeyebilir.

    Bu gayreti gösterebilmek ekstra bir güç ve irade gerektirir. Bu da ancak insanın, bu yaşamdaki davranışlarının iyi veya kötü sonuçlarının bir sonraki yaşama yansıyacağını ve sonraki yaşamını belirgin bir biçimde etkileyeceğini kavrayabilmesi ile mümkün olur. Bu durumu kavramak, insanı şimdiki yaşamdaki davranışlarına itina etmeye yöneltir ve içinde bir sorumluk hissi oluşmasına yardımcı olur.

    Reenkarnasyon bilinci ona, yaşamın zorluklarıyla başa çıkabilmek için güç, varoluşuna bir anlam ve geleceği için bir ideal ve hedef verir. Aksine, yaşam sadece bir defaya mahsus olmak üzere yaşanıyorsa, yaşanıp bitince tamamen kaybolacak olan bu ‘bir defalık’ deneyim sürecinde insan hep dünyevi şeylere eğilimli olur. Dünyadan mümkün olduğunca zevk ve keyif almaya, eğlenmeye ve gününü gün etmeye bakar. Yani sadece dünyevi değerleri benimseyerek daha dünyevi bir insan olur. Halbuki, reenkarnasyon gerçeğini benimsemesi onun Yüksek Tinsel Dünya gerçekleri ve kendi bireysel evrimi hakkında daha bilinçli olmasını sağlar.

    Kur-an’da insanın başka birisi olarak başka yerde ve başka toplumlarda reenkarne olmasına dair bazı ayetler de var;

    İsra. 98 -……… Çünkü ayetlerimizi inkar ettiler ve şöyle dediler : “Biz, bir kemik yığını olduktan, un ufak hale geldikten sonra mi, sahi bundan sonra mı, yeniden bir yaradılışla diriltileceğiz?”

    İsra. 99 – Görmediler mi ki, o gökleri ve yeri yaratan Allah, kendilerinin benzerlerini de yaratmaya kadirdir…………

    Vakıa. 61- Yerinize diğer benzerlerinizi getirmekten ve bilemeyeceğiniz bir şekilde sizi tekrar yaratmaktan aciz değiliz.

    En-am. 133 – Senin o gani Rabbin rahmet sahibidir. Dilerse sizi ortadan kaldırır ve sizi bir başka topluluğun soyunda vücuda getirdiği gibi, ardınızdan da dilediğini sizin yerinize getirir.

    Bu ayetlerde, insanın yeni enkarnasyonunda, bir evvelki yaşamında olduğu kişinin tıpatıp benzeri olmayacağı, (bilemeyeceği bir şekilde yeniden oluşturulup) bir başka insan olarak (kendilerinin benzerleri) bir başka toplumda vücuda getirileceği açıklanmaktadır. İnsanın, aynı ruh ve benlik özünü muhafaza ederek bir başka şahıs biçiminde, bir başka toplumda, yanı evvelce yaşamış olduğundan daha farklı bir ortamda reenkarne olması, ona geçmişteki hatalarını düzeltmek için farklı bir ortam ve taze bir başlangıç sağlayacaktır.

    Görüldüğü gibi, “ben tinselliği sadece Kur-an’la bağdaştırmak istiyorum veinançlarımın Kur-an’dan kaynaklanmasını istiyorum” diyenler de Kur-an’da reenkarnasyonla ilgili çok doğru bilgilere ulaşabilirler. Yeter ki önyargılı olarak yaklaşılmasın. Yüzeysel bir okuma sonucunda edindiğimiz kişisel kanaatlere dayanarak “Kur-an’da kesinlikle reenkarnasyon yok” sonucuna varmak yanıltıcı olabilir.

    “Ben reenkarnasyona inanmıyorum” diyen her insan açık kalplilikle kendini ”ben bu önyargılı düşünceye neden yakınlık duyuyorum ve neden inanıp benimsiyorum” diye sorgulamalıdır. Bu sorgulamanın sonucunda belki hayatın o insanı zorladığı, bu yüzden aradığı mutluluğu bulamadığı ve yaşamı, taşımaya mecbur olduğu bir yük olarak gördüğü ortaya çıkabilir. Bundan dolayı onu zaten zorlamış olan fiziksel dünya yaşamını bütün güçlükleriyle bir başka enkarnasyonda tekrar yaşamak durumunda olduğu düşüncesi doğal olarak ona fazla gelebilir.

    Bilindiği gibi her insan gün içinde yaptığı her yanlış ve kötü hareketten (araya gece uykusu girdikten sonra) ertesi gün de sorumlu tutulacak ve yaptığı yanlışların bedelini ödemesi gerekecektir. Yani araya gece ve uyku girdiği için yaptıkları ortadan kaybolmayacak ve hiç olmamış varsayılmayacaktır. Aynı şekilde, insanın bugün yaptığı iyilikler de unutulmayıp ertesi gün hatırlanacaktır.

    Bunun gibi, bir insanın pek çok günün toplamı olan tüm yaşamı boyunca yaptığı iyi-kötü şeyler de bedelsiz kalmayacak, fakat hesapların tamamı o insan fiziksel dünya yaşamının sonunda öldüğünde görülebilecektir.

    Ancak yaşamın sonunda tüm hesaplar görüldükten sonra insanın yaşam boyu dünyada izini bıraktığı her davranış ve yaklaşımın Tinsel Dünyadaki bedeli oluşabilir. Tinsel Dünya prensiplerine göre bunlar karşılıksız kalmaz.

    Dünya adaleti söz konusu olduğunda insana sorumlu tutulduğu şeyin bedeli yaşamdayken örneğin hapse koyularak ödettirilebilir. Ama Tinsel –Tanrı’sal adalet söz konusu olduğunda, yaşam boyu kaydedilen tüm davranışlarının hesabı ancak ölümden sonra görülebilir ve de ortaya çıkan sonuçlara göre belirlenen sorumluluk ve bunun bedelinin ödenmesi bir sonraki dünya yaşamına yansır.

    Evvelki ve bir sonraki günün arasında uyku olduğu gibi, insanın şimdiki dünya yaşamı ve bir sonraki dünya yaşamı arasında da ölüm vardır. Ölümün daha uzun bir uyku olduğu söylenebilir.

    En-am süresi 60. ayet Uykunun da bir nevi ölüm olduğunu anlatır: “O’dur ki geceleyin sizi öldürür, gün boyu neler kazandığınızı bilir.”

    İnsan, yanlışlarının ve kötülüklerinin bedelini ödeyebileceği daha farklı bir ortama (istikbaldeki bir dünyaya) tekrar gelme şansına sahip olmasaydı, bu fırsat ona tanınmasaydı ve dünya yaşamı sadece bir defaya mahsus bir deneyim olsaydı, insan daima mükemmel olmayan bir varlık olarak kalmaya mahkum olacak ve daha yüksek Tinsel-Tanrı’sal basamaklara hiç bir zaman erişemeyecekti.

    Mineraller, bitkiler ve hayvanlar alemleriyle karşılaştırıldığında, ancak içinde Tanrı’nın bağışladığı tini taşıyan insan fiziksel dünyada deneyimlediği zorluklar ve çektiği acılarla daha mükemmel olmayı öğrenebilir.

    Reenkarnasyon, tinsel bir evrim süreci içinde olan ve henüz mükemmel olmayan insanın tinsel bir mükemmelliğe kavuşabilmesine olanak sağlar.

    Bu düşüncelerin ışığında aşağıdaki ayete tekrar bakalım ;

    Bakara -56 – “Sonra ölümünüzün ardından sizi dirilttik ki, şükredebilesiniz.”

    İnsanın Allah’a şükretmesi için pek çok neden vardır. Kendisine, kusurlarını düzelterek

    daha yüksek bir varlığa dönüşebilmesi, fiziksel dünyadan kurtulabilmesi ve Allah’a yaklaşabilmesine olanak veren yeniden diriltilme bu nedenlerin en önemlilerinden biridir.

    İncelemekte olduğumuz Kur-an’da reenkarnasyonun varlığı konusuyla ilgili düşüncelere katılıp katılmamakta herkes özgürdür. Burada belirtilen açıklamaların amacı da kimseyi ikna etmek veya inandırmak olmadığı için bu görüşler her insanın tartışılmaz bir inanç özgürlüğüne sahip olduğu göz önünde bulundurularak ortaya kondu. Bu doğrultuda, reenkarnasyon fenomeninin bir insan için ne anlam ifade ettiğini anlayarak benimsemek ve evrilme sürecinde bu anlayışın bizlere kazandıracaklarını alıp almama özgürlüğümüz de elbette tartışılamaz.

  2. muzafferan dedi ki:

    çalımalarınız fevkalede tesadüfen (gerçi hayatta tesadüf yoktur ya )bloğunuza girdim adaşınız bülent beyin çalışmaları da sizlere okuyanlara yardımcı olacağı kanatiyle kopyaladım umarım yanlış birşey yapmamışımdır selam ve saygılarımla sizi izlemeye devam edicem müsadenizle…

  3. Geri bildirim: İslam’da reenkarnasyon | Sosyal Yazılar

  4. Aliksan Karoglu dedi ki:

    BEN INANIYORUM YASADIGIM BAZI GERCEKLERDEN DOLAYI TABBIKI AILEM TARAFINDAN AKLINI KAYBETMIS BIR DELIYIM saygilarimla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s