Atatürk’ten sonra Soğuk Savaşa kadar Amerika ile ilişkiler

Öncesine ait yazılarımız:

ABD – Osmanlı Devleti ilişkileri  OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN,

Kurtuluş savaşı sırasında ve Lozan’da ABD’nin tutumu  OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

Lozan’dan sonra Atatürk döneminde Türkiye-ABD İlişkileri OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

—————————————————–

Yeni Ticaret antlaşması

Türkiye ve ABD arasında yeni bir ticaret antlaşması imzalanması için 1938 yılında başlayan görüşmeler sonucu 1 Nisan 1939 tarihinde Antlaşma imzalanmıştı. TBMM’nin 16 Haziran 1939 tarihinde onayladığı antlaşmada, bu Antlaşma ile yürürlükte kalkan 1929 Ticaret ve Seyrisefain Anlaşması’nda olduğu gibi “ABD en ziyade müsaadeye mazhar millet” olduğu vurgulandı.

2. Dünya savaşı başlıyor

2. Dünya savaşı sırasında ABD Başkanı Roosevelt 9 Şubat tarihinde İsmet İnönü’ye gönderdiği mesajda, kurulması düşünülen Balkan Birliğine katılarak Türkiye’nin de savaşa girmesini istedi. Türkiye buna olumsuz yanıt verdi.

ABD, Türkiye’nin olası Almanya saldırısına direnme gücünü artırmak için İngiltere’nin girişimiyle Amerika’nın “Ödünç Verme ve Kiralama Programı” kapsamına alarak 1941 Mart ayından itibaren Türkiye’ye yardım göndermeye başladı.  Ancak sonradan Türkiyenin Almanya ile Saldırmazlık Antlaşması imzalamasına tepki olarak Türkiye’yi önce Ödünç Verme ve Kiralama Programı kapsamından çıkarttı, İngiltere’nin ısrarı üzerine 3 Aralık 1941 tarihinden itibaren Türkiye’ye tekrar yardım göndermeye başladı.

Türkiye’ye savaşa gir baskıları

ABD 7 Aralık 1941’deki Pearl Harbour baskınından sonra 2. Dünya Savaşına girdi. ABD Moskova Konferansı’nda, Sovyetler Birliği’nin “Türkiye savaşa katılmalı” yönündeki isteğini, savaş esnasında tüm dikkatini Batı Avrupa çıkarmasına verecek olmasından dolayı, Türkiye’ye gerekli askeri desteği sağlayamayacağı için kabul etmedi. 1944 yılında İngiltere’nin ısrarına rağmen Türkiye savaşa katılmak istemeyince ABD, İngiltere ile birlikte, Türkiye’ye askeri malzeme gönderimini durdurdu. Türkiye, İngiltere ve Amerika’nın baskıları karşısında 20 Nisan 1944’de Almanya’ya krom ihracatını durdurdu, 2 Ağustos 1944’te Almanya ile, 6 Ocak 1945’de Japonya ile diplomatik ve ticari ilişkilerini kesti.

Savaşta sona yaklaşılıyor

23 Şubat 1945 tarihinde Türkiye ile Amerika arasında Ödünç Verme ve Kiralama Antlaşması imzalandı. 9 maddeden oluşan bu antlaşma, Amerika’nın 11 Mart 1941 tarihli yasaya dayanarak, Türkiye’ye askeri amaçlı yardımda bulunmaya karar vermesiyle başlayan sürecin, hangi ilkeler, koşullar ve kapsam çerçevesinde gelişeceğini ortaya koyan bir ön antlaşmaydı. Söz konusu antlaşma, TBMM tarafından 25 Haziran 1945’te kabul edilerek yürürlüğe girdi.

Roosevelt’in Rus aşkı

II. Dünya Savaşı sırasında, Roosevelt yönetimi altındaki Amerika’da Sovyetlerle romantik filmleri aratmayacak bir flört yaşanıyordu. Roosevelt’in bizzat kendisi tam bir Stalin hayranıydı. Gizli örgütler birlikte çalışıyordu. Ama ABD’nin bu hayranlığı ve tüm saflıkları yüzünden Sovyet İçişleri Halk Komiserliği – NKVD, Amerikan Stratejik Hizmetler Bürosunun (Office Strategic Services – OSS) içine kadar sızmıştı.

Kuzey Afrika’da Çöl Tilkisi olarak efsane yapmış Alman Komutan Rommel’i püskürterek Sicilya’ya çıkıp, Berlin’e kadar savaşa savaşa giden, tarihin büyük ve efsanevi Amerikan komutanı General George S. Patton ise Rusları hiç sevmemiş, dünyanın başına bela olacaklarını anlamıştı. Amerikan ve Müttefik orduları hazırken Sovyetler de yorgunken onları tepeleyelim diyordu. Bu ABD Başkanı Roosevelt’in ve Genel Kurmay Başkanı Eisenhower’ın kabul edebileceği birşey değildi. Patton Almanya’da Manheim yakınlarında ıssız bir bölgede bir kamyonun makam aracının üzerine kırmasıyla ağır yaralandı. Daha sonra kaldırıldığı hastanede önce iyileşme belirtileri gösterdi sonra da bir anda hayata veda etti. Generalin 21 Aralık 1945’de ölümünün ardından ne kaza için soruşturma yapıldı, ne de hastanede neler olduğuna dair bir inceleme.

Yalta Konferansı

Savaş sonunda ABD, Sovyetleri müttefik olarak görmeyi sürdürüyor, yakınlaşmak istiyordu. 3 Şubat 1945’de Yalta Konferansı’nda ABD Başkanı Roosevelt ve İngiltere Başbakanı Churchill, Sovyetler Birliği’nin Boğazlar rejiminin oluşan yeni şartlar çerçevesinde değiştirilmesi gerektiği yönündeki isteğini haklı buldular.

Yalta konferansında, Stalin’in baskısıyla, daha önce Sovyetler Birliği vatandaşı olup Avrupa’da kalmış olanların hepsinin Sovyetlere iadesi kabul edilmişti. 450 bin civarında Türk soydaş bundan etkilenecekti. Aralarında savaşa önce mecburen Kızılordu’da başlayıp Almanlara esir düşen ve sonra da çaresiz Almanlar safında kendi milli lejyonuna katılıp Sovyetler’e karşı savaşmış olanlar, Kızılordu’nun şerrinden korkarak ailece topraklarını terk edip Batı’ya sığınanlar vardı. Hepsi Sovyetler Birliği tarafından ‘vatan haini’ kabul edilmişler, ele geçtiklerinde en ağır şekilde cezalandırılmaları öngörülmüştü. ABD ordusu yukarıdan kesin emir aldığı için, kendilerine sığınan ya da yakaladıkları Türk soyluların bir bölümünü Ruslara teslim etti. Bazı Amerikalı komutanların vicdanı bunu yapmaya elvermemişti. Bu konudaki ayrıntılı yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Stalin çok şey istiyor

TBMM, BM’nin kurucu üyeleri arasında yer almak için, Almanya ve Japonya’ya 1 Mart 1945 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere savaş ilan edilmesine karar vermişti. Sovyetler, Türkiye’nin böyle bir karar almasını savaşın seyri üzerinde hiçbir tesiri olmadığı gerekçesiyle fırsatçılık olarak değerlendirdi.  Sovyet Hükümeti, daha sonra Türkiye’ye verdiği 19 Mart 1945 tarihli notada, Atatürk’ün güttüğü siyaset ve yakın  ilgisiyle imzalanan, süresi 7 Kasım 1945 tarihinde bitecek olan 17 Aralık 1925 tarihli Türk-Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması’nı yenilemek istemediğini bildirdi.  Sovyetler Birliği Lideri Stalin Antlaşmayı yenilemek için Kars, Artvin ve Ardahan’ı ve Boğazlarda askeri üs isteyerek Türkiye’ye ağır tehditler yöneltti. Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Sovyet taleplerine karşı mecliste “Açıkça söyleriz ki Türk topraklarından ve haklarından hiç kimseye verecek bir borcumuz yoktur. Şerefli insanlar olarak öleceğiz” diyordu.

29 Mart 1945’de Türkiye’de Sovyet karşıtı Turancıların yargılanması tamamlandı ve “ırkçı” suçlaması ile 10 Türkçü-Turancı mahkûm edildi. Mahkeme, Başkurt asıllı Zeki Velidi Togan’a 10, Nihal Adsız’a 6,5 ve Reha Oğuz’a 6 yıl mahkumiyet verdi.  Sovyet karşıtı oldukları bilinen Turancıların hapsedilmesi ile Sovyetlerle ilişkilerin yumuşatılabileceği ümit ediliyordu. Bu konu ayrı bir yazımızda ayrıntılı anlatılmıştır OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Avrupa’da savaş bitmişti ve Sovyet ordularının terhis edilmeyerek karargâhların Türk sınırları yakınına kaydırılması, Stalin’in asıl niyetini ortaya koymaktaydı. Potsdam öncesi Türkiye ile Sovyetler arasında bir sinir savaşı yaşanıyordu. Gelinen durum, Stalin’in Türkiye’yi tehditlerle yıldırmaya yönelik uygulamaya koyduğu politikanın işe yaradığını gösteriyordu.

Sovyetler Birliği, 7 Haziran 1945’de Dışişleri Bakanları (Molotov ve Sarper) düzeyindeki görüşmelerde Boğazlar rejiminde kendileri lehine değişiklik yapılması ve Doğuda sınır düzeltmeleri kapsamında Kars ve Ardahan’ın SSCB’ye verilmesini gündeme getirmiştir. Molotov’un bu istekleri üzerine ABD ve İngiltere’nin tutumunu o
günlerde San Francisco’daki Türk delegasyonunda bulunan Nihat Erim anlatıyor:
Türkiye derhal ABD’ye başvurdu ve dedi ki “Stalin’in isteklerine hayır diyeceğim, bana yardım edebilir misiniz?” Hasan Saka başkanlığındaki kurulda ben de vardım. Amerika bize, “Savaştan yorgun çıktık, herkes terhis edilmek istiyor. On bin mili aşıp size yardım olanaksız. Ruslarla anlaşın dedi. Dönüşte Londra’ya uğradık. Dışişleri bakanı Eden ile görüştük. Ondan da aynı cevabı aldık. Eden, neredeyse birliklerimizde isyan çıkacak anlaşın diyordu… Ankara’da Batılı diplomatlar toplanıp sabaha kadar Rus Ordularının sınırı aşmasını beklemişler.

7 Temmuz’da Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Hüseyin R. Baydur, Bakan Yardımcısı Grew ile görüşerek Sovyet talepleri karşısında Ankara’nın ABD’den destek isteğini yineledi. Grew bu talebi diplomatik bir dille reddetti. ABD, Sovyetlerle ters düşmek istemediği gibi Sovyetler’in üs taleplerine de karşı çıkmıyordu. Zira kendisinin Brezilya, Ekvator ve Portekiz başta olmak üzere çok sayıda ülkede üsleri vardı. Bu sırada atom bombası geliştirme çalışmaları büyük bir gizlilik içinde devam ediyordu. ABD atom bombası sayesinde kendini güvende hissediyor, bu da kendisine yetiyordu.

Ancak İngiltere ve ABD Yalta Konferansı’ndan sonra geçen dört aylık sürede Stalin’e güvenlerini kaybetmişlerdi fakat ABD, Sovyetlere karşı Türkiye’yi desteklemeyerek orta bir yol tutmuştu. Müttefikler arasındaki güven bunalımında Stalin’in Yalta sonrasındaki davranışları ve vermiş olduğu taahhütleri tutmamasının büyük etkisi vardı.

Potsdam Konferansı

ABD başkanı Franklin D. Roosevelt’in görev başında ölmesi üzerine Başkan Yardımcısı Harry S. Truman Başkan oldu ve 16 Temmuz 1945’de düzenlenen Potsdam Konferansına katıldı. Truman açılışta yapmış olduğu konuşmada; Romanya, Polonya, Yunanistan, Bulgaristan ve İtalya ile ilgili konulara değinmiş, fakat Türkiye’den ya
da Boğazlardan bahsetmemişti. Stalin de ilk başta ne Türkiye ne de Boğazlardan bahsetmemişti. Toplantının sonlarına doğru Churchill’in Sovyetler’i uyaran nota sertliğindeki sözlerine Stalin ile Molotov ikilisi aynı sertlikte cevap verdiler, hatta Türk Boğazları’nda bir fait accompli (emrivaki) düzenleme yapılmasından çekinilmeyeceği vurguladılar. Truman ise “ABD Montrö’nün değiştirilmesine taraftardır, Boğazlar üç büyük güç tarafından güvenliği garanti edilen tüm dünya seyrüseferine açık suyolları olmalıdır, tüm dünyada boğazlar dahil iç sularda seyrüsefer serbestisinin gerektiği kanaatini taşıyorum…toprak sorunu Türkiye ile Rusya arasında çözülecek bir meseledir” dedi. Bunun anlamı Sovyetlerin Türkiye’den toprak isteklerinin yalnızca bu iki devleti ilgilendiren bir sorun olduğu ve ikisi arasında çözülmesi gerektiği, Boğazların ise ABD’yi ve bütün dünyayı ilgilendirdiği, yapılacak yeni düzenlemeye ABD’nin de katılması gerektiği şeklindeydi.

Yemek sırasında Sovyetler Birliği lideri Stalin, Birleşik Krallık lideri Churchill’e, Türkiye-SSCB arasındaki bir ittifakın ancak aralarındaki anlaşmazlıkların çözülmesiyle mümkün olacağını, fakat Türkiye’nin  Kars ve Ardahan’ı SSCB’ye geri vermeyi, Montreux Antlaşması’nı tartışmayı reddettiğini söyledi.

Toplantı sonunda Montrö’nün değiştirilerek Türk Boğazları’nın egemenliğinin Sovyetlerle paylaşılması konusunda anlaşmaya varıldı. Alınan karara göre; Montrö Sözleşmesi’nin tekrar gözden geçirilerek bazı maddelerinin değiştirilmesi kabul edilmişti ve bu konuda her üç devlet ayrı ayrı Türkiye ile görüşecekti.

O sıralarda Japonya ile savaşa devam etmekte olan ABD, henüz etliye sütlüye karışmak istemeyen hele hele, Wilson ilkelerinin çöpe atılmasının, Türkiye’deki beşyüze yakın Amerikan okullarının, dördü dışında, Atatürk döneminde kapatılmasının kuyruk acısı ve  Türkiye’nin savaşa girmemesi yüzünden bana ne Türkiye’den ne halleri varsa görsünler havasındaydı.

Bu arada Washington’da, kapalı kapılar ardında gayrı resmi olarak, Amerika’nın Türkiye’ye ilgisizliği yumuşatılmaya çalışılmaktaydı.  Amerika ise Potsdam’dan iki ay sonra Komünizmin yayılmaya başlamasından rahatsız olmaya başlamıştı, bu nedenle tutumunu gözden geçirmekteydi. Japonya’nın da teslim olmasıyla gelişmeler, Sovyetler’in karşısında blok oluşturma gereğine işaret ediyordu. 1946 yılına gelindiğinde Truman, Sovyet yayılmacı eylemlerine tolerans göstermemeye karar
verdi. Artık ABD Türkiye’ye yönelik dış politika değerlerini yeniden şekillendirebilirdi.

Missouri geliyor

Sonunda iki yıl önce vefat etmiş olan Türkiye’nin ABD Büyükelçisi Münir Ertegün’ün naaşının Missouri Zırhlısı ile İstanbul’a gönderilmesi formülü bulundu. Missouri, Japonya’nın teslim antlaşmasının imzalandığı gemiydi. 21 Mart 1946’da Washington Lahit odasından çıkarılan Ertegün’ün naaşı küçük bir törenin ardından trenle New Jersey’e götürüldü ve oradan da Missouri’ye kondu. Ertesi gün dul eşi ve üç çocuğunun da bulunduğu törenle yola çıktı. 1 Nisanda Cebelitarık Boğazını geçen donanmanın 45 000 tonluk  sembol muharebe gemisi Missouri ve ona eşlik eden Providence ve Power savaş gemileri, Sisam açıklarında Türk donanmasına bağlı Muavenet, Sultanhisar, Demirhisar muhriplerince karşılandılar ve 5 Nisan 1946 sabahı saat 8’de İstanbul’a vardılar. 

Amerikan gemilerinin gelişinden önce İstanbul’da önemli hazırlıklar yapılmıştı. Belediye büyük bir temizlik kampanyası başlatmış Beyoğlu’ndaki eğlence yerleri yeniden düzenlenmişti. Genelevler beyaza boyanıp hayat kadınları muayene edilmiş, Bezm-i Alem Valide Sultan Camii’nin minareleri arasına “Welcome” mahyası asılmıştı. Tekel, Amerikalı konuklar için özel Missouri sigaralarını piyasaya sürmüş, hatıra posta pulları bastırılmış, Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü çeşitli spor karşılaşmaları için düzenlemeler yapmıştı. 

Cumhurbaşkanını temsilen İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar, Oramiral Hewitt, Truman’ın özel temsilcisi Weddell ve diğer yetkililerin katılımıyla Dolmabahçe’de başlayan cenaze töreni Beşiktaş Sinanpaşa Camii önünde sona erdi. Törenden sonra Missouri’nin komutanı Oramiral Hewitt ve özel temsilci Wendell trenle Ankara’ya geçtiler. 6 Nisan günü konuklar Cumhurbaşkanı İnönü ve Başbakan Saraçoğlu tarafından kabul edildiler. Konuklarla birlikte gelen yabancı gazetecilere İnönü’nü şunları söyledi: “Amerikan donanmasına mensup gemiler bize ne kadar yakın bulunursa, o kadar iyi olur”.

Cumhuriyet gazetesi yazarı Metin Toker gemiler İstanbul’dan ayrılırken yaşananları şöyle anlatmıştı: “Missouri kafilenin başına geçiyor, Providence, Power ve bizim harp gemilerimiz onu takip ediyorlar. Denizyolları vapurları kafilenin iki tarafından gidiyorlar. Sirkeciden Yeşilköy’e kadar uzanan sahiller aynı heyecanlı kalabalıklarla dolu. Misafirlerimiz müthiş bir alkış tufanı arasında İstanbul’u arkalarında bırakıyorlar. Yeşilköy açıklarında denizyollarının on vapuru düdük çalarak dostlarımızı selamlıyor, dönüyorlar. Misafir gemiler bir gelin alayı halinde Marmara’dan yavaş yavaş uzaklaşıyorlar. Yolunuz açık olsun dostlarımız….

Missouri olayı tarihte Stalin’e verilen gözdağı olarak kabul edilirken Batıya ve ABD’ye yönelik Türkiye dış politikası ve statükoculuk bir daha geri dönülmez şekilde yavaş yavaş kendini göstermeye başlayacaktır.

Missouri çözümünün perde arkası

Missouri Zırhlısının İstanbul’a gelişi formülünün perde arkası hayli ilginçti:

  • Münir Ertegün’ün naaşı, Üsküdar’da bir bölümü Sabetayistlere ait olan Bülbülderesi Mezarlığına bakan Özbekler Tekkesine defnedildi.

  • Özbekler Tekkesinin şeyhi Ata Efendi, Münir Ertegün’ün ağabeyiydi, 1776 da Kabalacıların kurduğu dünyayı yönetme amacı güden İlluminate tarikatı üyesi ve  33. dereceden mason olduğu Soner Yalçın tarafından iddia ediliyor.

  • Özbekler Tekkesi’nin son dönemine, Şeyh Küçük Hüseyin Efendi vasıtasıyla Nakşibendi tarikatının Halidiyye Kolu egemen olmuştu. Küçük Hüseyin Efendi ile ilgili daha geniş bilgiler başka bir yazımızın konusu edilmiştir. OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

  • Münir Ertegün’ün oğlu Ahmet Ertegün de Özbekler Tekkesine defnedilmişti.  Eşi Ioana Maria Mica’nın, Macar asıllı bir Yahudi ailesinin Romanya doğumlu kızı olduğu Soner Yalçın tarafından iddia ediliyor. (Not: Ahmet Ertegün’ün kız kardeşi Selma Göksel’in “Ailemde mason, Yahudi ve ajan yoktur. Aileme çamur atanları, iddialarını ispata davet ediyorum” şeklinde beyanı var)

  • Ahmet Ertegün’ün ABD’de Atlantic plak şirketinde iş ortağı Arif Mardin, Ömer Fevzi Mardin’in yeğeniydi.

  • Ömer Fevzi Mardin, amacı “Dinler Arası Diyalog” olan Kadıköy’deki  İlahiyat Kültür Telifleri Derneğinin kurucusu ve Arusi Şeyhiydi. Amerika’yıBabil’den dünyaya dağılmak için yayılan ırklar sanki Allah’a hizmet için Amerika’da buluşuyor ve en özgür demokrat koşullar içinde birleşiyor” olarak anlatan, Yahudileri “…Allah’tan başka kimse kendiliğinden değil bir milleti, hatta bir ferdi bile tahkir, tezlil etmek hakkını haiz değildir. Allah filan kavme ağır tenkitte bulunmuştur diye onlara karşı aynı lisanı kullanmak kimsenin hakkı ve haddi değildir” diyerek savunan, Mehmetçik’in Kore’ye gitmesini isteyen “Kore Savunmasına Katılmamızda Dini ve Siyasi Zaruret” kitabının, Varlık Vergisinden zarar gören “Musevilere Çıkış Yolu” kitabının yazarıydı.

  • Ömer Mardin’in yeğeni Şerif Mardin, Boğaziçi, Stanford ve Sabancı üniversitelerinde görev yapmış dünyaca ünlü bir sosyolog,  1989 yılında Amerika’da İngilizce olarak yayınlanan ve 1992 yılında Bediüzzaman “Said Nursi Olayı / Modern Türkiye’de Din ve Toplumsal Değişim” adıyla Türkçe’ye çevrilen Said-i Nursi’yi öven kitabın yazarı. Bu konuda daha geniş bilgileri  OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

  • Ömer Mardin’den sonra Dinler Arası Diyalog’un bayrağını devralan ABD’nin Truva atı Fethullah Gülen’di. Diyalog, Türkiye Yahudi Cemaatinin önde gelen ismi, 33. dereceden mason Üzeyir Garih tarafından büyük destek görmüştü. Bu konuda daha geniş bilgileri OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN. CIA denetiminde yürütülen bu projenin ilk başarılı örneği Moon tarikatıydı. Bu konuda daha geniş bilgileri  OKUMAK İÇİN  LÜTFEN TIKLAYIN.

  • Gülen’in Yahudi dostluğu ile ilgili yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Soğuk savaş adımları

Missouri ziyaretinin ardından Başkan Truman, 1945 Nisan ayı Ordu Günü’nde yapmış olduğu konuşmada “Ortadoğu, enerji kaynaklarıyla ekonomik ve stratejik önemdedir ve buradaki güçsüz devletler desteklenecektir” şeklinde bir beyanda bulunuyordu. Ardından 12 Mart 1947’de Başkan’ın Truman Doktrini olarak adlandırılacak beyanı Türkiye Cumhuriyetinin dışa bağımlılığının miladı aynı zamanda Soğuk Savaşın da başlangıcı olacaktır.

Soğuk savaş bundan sonraki Soğuk Savaş süresince Türkiye – Amerika ilişkileri  başlıklı yazımızda analiz edilecektir OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Kaynaklar:

Diplomatik İlişkilerin Kesilmesinden Stratejik Ortaklığa Giden Süreçte Türk – Amerikan İlişkileri (1917-1945) Gürbüz Arslan. Vakanüvis – Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi Researches, Yıl 3, Sayı 2, Güz 2018  https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/573485

Yahudi-İslami Cemaat İlişkileri. Bülent Pakman. Nisan 2010. https://bpakman.wordpress.com/inanc-dunyasi/dinler-arasi-diyalog/musevi-islami-cemaat-iliskileri/

ABD savaş gemileri İstanbul Boğazında gövde gösterisi yapmıştı. Dünya Bülteni 05 Nisan 2014 https://www.dunyabulteni.net/tarihten-olaylar/abd-savas-gemileri-istanbul-bogazinda-govde-gosterisi-yapmisti-h294398.html

Ilımlı İslam Dinler Arası Diyalog. Bülent Pakman. Haziran 2011. https://bpakman.wordpress.com/inanc-dunyasi/dinler-arasi-diyalog/

Truman Doktrini. Vikipedia  https://www.wikizeroo.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvVHJ1bWFuX0Rva3RyaW5p

Türkiye Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında 12 Temmuz 1947 tarihinde Ankara’da imzalanan Türkiye’ye Yapılacak Yardım hakkında Anlaşmanın onanmasına dair Kanun. Resmi Gazete 5.9.1947 – Sayı: 6699 https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/kanuntbmmc029/kanuntbmmc029/kanuntbmmc02905123.pdf

II. Dünya Savaşı’nın aşikar olan büyük sırrı. Yeni Şafak Haber Merkezi 

Aileme kimse çamur atmasın. Şamil Kucur.  Yeni Şafak https://www.yenisafak.com/gundem/aileme-kimse-camur-atmasin-23009

Chronology of Turkish-American Relations. Mustafa Aydın, Çağrı Erhan and Gökhan Erdem, Faculty of Political Science, Ankara University. http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/44/671/8553.pdf

Bülent Pakman. Ekim 2019.  İzin alınmadan ve aktif link verilmeden kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz

Abu Dhabi 2013

   Bülent Pakman kimdir?