Türkiye’deki Protestan Misyoner Örgütlenme

PROTESTAN MİSYONER ÖRGÜTLERİN TÜRKİYE OPERASYONU

Ali Rıza BAYZAN, Araştırmacı Gazeteci, Kaynak:   http://www.stradigma.com/index.php?sayfa=makale&no=112

Türkiye’de Protestan Vakıflarının Kurulması:

25/06/2001 tarihli Zaman gazetesinde, ”Protestanlar vakıf kurdu” başlıklı küçük, ancak dikkat çekici bir haber vardı, bizim için. Şubat 98’den beri ”Misyoner Örgütlerin Türkiye’deki Faaliyetleri”ni çalışan bir araştırmacı gazeteci için bile bu haber, şaşırtıcı bir ilkti. Söz konusu haberle misyoner örgütlerin, Türkiye’de ilk kez vakıf tarzında bir örgütlenmeye gittiklerine tanık oluyorduk.

Zaman gazetesi’nde yer alan söz konusu habere göre:

”İstanbul Protestan Kilisesi, vakıf kurdu. Resmi Gazete’de yer alan ilana göre, vakıf, Protestan inancına mensup olan vatandaşlar ile yabancıların dini ihtiyaçlarını karşılayacak. Vakfın kurucuları arasında Salih Kurtbaş, Beryl Margaret Şimşek, Cemal Ercüment Tarkan, M. Ali Şimşek, M. Celalettin Çıkın, Yüksel Köroğlu, Birsen Ayhan, Zeynep Hatun Gümüş, Timur Topuz, Fatma Özkan, Mert Subaşıoğlu, Ömer Diren, Nuray Köylü, Zeynep Köylü, Selma Gümüş, Hülya Yılmaz, Rana Tarkan gibi isimler yer alıyor.” (2)

Vakfın kurucuları hakkında küçük bir araştırma yaparken, ilk önce Mert Subaşıoğlu’nun izini bulduk. Kendisinin istemediği bir biçimde de olsa, Subaşıoğlu ile tanıştık. Sanal iletişimimizde Subaşıoğlu, kendi öyküsü hakkında ilginç bilgiler verdi. Meğer Subaşıoğlu, Pontus asıllı imiş, üstelik dedesinin bir dedesi papazmış. Subaşıoğlu ima yoluyla şimdi aslına döndüğünü, Hıristiyan olduğunu söylüyordu.

Subaşıoğlu’nun bu satırların yazarına gönderdiği e-mail’i birlikte okuyalım: (3)

Mert Subasioglu mertsub@yahoo.com
To : arbayzan@hotmail.com Date : Wed, 12 Jun 2002

”Sayın Bayzan,

İstanbul Protestan Kilisesi Vakfıyla herhangi bir bağlantım yaklaşık 7 aydır kesilmiş bulunuyor ve kağıt üstünde ki bağlantım ise noter aracılığıyla kesilmek üzere… Bana aylar önce bu vakıfla bağlantınız var mı ve bu vakıf yöneticileriyle görüştürülme ricası içeren bir e-mail göndermiştiniz. O zaman kimliğiniz hakkında hiçbir açıklama yoktu ama şimdi bu son e-mail ile birlikte kimliğinizi ve meşguliyetinizi öğrenmiş bulunuyorum. Sitenizi dikkatlice inceledim…(4) Ülkesine ve milletine yürekten bağlı olan bir Türk vatandaşıyım.(5) Ama Müslüman değilim. Aslında Müslüman’ım, belki Budist’im belki de paganistim sadece. Kime ne? Pasifism her zaman İsa Mesih’in yöntemi olmuştur… dedesinin dedelerinden birinin bir pontus rahibi olan ben Mert belki 7 kuşaktır Müslüman bir ailenin mensubuyum. Hıristiyan papazı dedemiz Müslüman misyonerler olmasaydı herhalde İslamiyet’i seçemezdi kuşaklar öncesi…

Saygılarımla,
Mert Subaşıoğlu.”

Subaşıoğlu’nun ruhsal karmaşayı ve diğer yazdıklarını şimdilik tartışma konusu yapmayacağız. Subaşıoğlu’nun mektubunda bizi ilgilendiren, yukarıda da belirttiğimiz üzere ”dedesinin dedelerinden birinin bir Pontus rahibi olan ben Mert” cümlesi. Araştırma konumuz ise şu: Kendi ifadesiyle ”7 kuşaktır Müslüman bir ailenin mensubu” olan Mert’in vaftiz olmasında belirleyici olan faktör neydi?

Van doğumlu S. T.’un öyküsü de ilginç. Ocak 2003’te yaptığımız görüşmede, DEP Gençlik Kolları’nda yetiştiğini, DEHAP’a üye olduğunu, Azadiya Welat’ta yazdığını ve PKK/KADEK’e sempati duyduğunu söylüyordu. Ve nihayet İstanbul’da bir Protestan kilisesine üye olduğunu belirtiyor. Ayrılıkçı Kürtçü faaliyetlerinde, kilise çevrelerinden destek gördüğünü -örneğin iş verildiğini, ev kirasının ödendiğini de- ekliyor.

Tuncelili İmam Ç. ise, kendi halinde Alevi bir ailenin reisi idi. Öyküsünü bir kızından dinliyoruz. İmam Ç., evlerini periyodik olarak ziyaret eden Güney Koreli Hıristiyanlarla ülfet geliştiriyor. Güney Koreliler, (6) kendi çocuklarının devam ettiği Boğaziçi’ndeki anaokuluna, İmam Ç.’yi, hizmetli olarak, lise öğrencisi olan kızı F. Ç.’yi de, Türkçe belletmeni olarak alıyorlar. Ardından aileye yönelik propaganda yoğunlaşıyor. F. Ç., propagandaya karşı durunca okuldan atılıyor. Baba İmam Ç. ise, ailesinin kesin tavrına rağmen söz konusu Güney Korelilerin bağlantılı olduğu bir İstanbul’da Protestan kilisesine bağlanıyor. Ailesine de ancak kiliseye devam etmeleri durumunda geçimlerini sağlayacağını, aksi halde kızının tedavisini bile karşılamayacağını söylüyor. Nitekim dediğini de yapıyor. Kızı F. Ç., bize gönderdiği 25 Kasım 2002’de bir e-mailde şu bilgileri veriyordu:

”Bu aralar fırsatım olduğu için internete bağlanıyorum ve her fırsatta web sitenizi incelemeye çalışıyorum (fazla olmasa da). Şu ana kadar İzmir’de misyoner örgütlerle ve yeni çalışmalarına ilişkin yazıları okudum; okudukça size anlattıklarım arasında bağlantı kuruyorum ve sorularıma yanıt buluyorum. Mesela babamın bu yaz niçin İzmir Selçuk’a gittiğini tahmin edebiliyorum, o her ne kadar bizi tatil diye kandırmaya çalıştıysa da tahminlerimiz doğru çıktı. Bir de bahsettim mi bilmiyorum orada rahip olabilmek için bir okul varmış eğitim veriyormuş, bizimki çok istedi ama belirli bir eğitim düzeyiyle aldıklarından hayalleri yarım kaldı… bizim toplumumuzda eğitimli insanların yeri başkadır sanki onlar her şeyin en iyisini bilirler yaklaşımı içinde olduğundan onlarda hedef olarak bu kesimi seçiyorlar haliyle…”

Örgütlü, sistematik ve stratejik bir Hıristiyanlaştırma projesi mi?

Karadenizli Subaşıoğlu, Vanlı S. T. ve Tuncelili İmam Ç., olayın öznesi miydi, nesnesi mi? Başka deyişle, söz konusu üçlünün durumu, sıradan ve doğaçlama olarak gerçekleşen bir din değiştirme (7) olayı mı yoksa örgütlü, sistematik ve stratejik bir Hıristiyanlaştırma projesinin bir parçası mı? Bu üçlünün öyküsü hangisine uyuyordu?

Çalışmamızın Yöntembilimsel Boyutu:

Çalışmamızın yöntembilimsel boyutuna da değinmeliyiz. Karadenizli Subaşıoğlu, Vanlı S. T. ve Tuncelili İmam Ç., bu makale için seçilmiş üç örnektir. Arşivimizde bu türden yüzlerce olay olmakla beraber, yine de ”eksiksiz tümevarım” mümkün değildir; çünkü bu durum beşerî konuların doğasına ters düşer. (8)

Bunun başlıca sebeplerinden birisi beşerî olayların çok yönlü ve çok boyutlu olmasıdır. Çok yönlü ve çok boyutlu bir fenomenin tek bir faktöre bağlanmasına ”redüksiyonizm : indirgemecilik adı verilir.(9) Doğal olarak indirgemecilik, Mevlana’nın Mesnevi’sinde de verdiği körlerin fili tarifine benzer. (10)

Bu bağlamda bizim, Hıristiyanlaşma olaylarını, tüm yönleriyle ve boyutlarıyla ele almak gibi bir niyetimiz yoktur. Amacımız birinci aşamada, Hıristiyanlaşma olayları ile (yerli ya da yabancı) misyoner örgütlerin faaliyetleri arasında ne tür bir ilişki olduğunu saptamaktır. İkinci aşamada ise, yabancı misyoner örgütlerin faaliyetlerinin, kendi ülkelerinin dış politikaları ile örtüşüp örtüşmediği hakkında ön bilgi edinmektir. Bu süreçler arasındaki ilişkiler, ”korelatif” olabileceği gibi ”deterministik” de olabilir. (11)

Bizim varsayımımıza göre ”Türkiye’deki Hıristiyanlaşma olaylarının ”tümü değil” ama ”büyük bir çoğunluğu” örgütsel bir temele dayalıdır.” Bu yüzden, Karl Popper’ın ”yanlışlamacılık yaklaşımına” (12) dayanarak, gösterilecek aksine örnekler, bizim varsayımımızı geçersiz kılmaz.

Konuyu somut ve özel çerçevesinde ele almadan teorik bağlamda şunu söylemeliyiz: Meta-bilimlere göre (bilgi ve bilim sosyolojisi, bilim antropolojisi, bilinç psikolojisi, bilim felsefesi) bilgi ve bilim, üretildiği toplumsal ve kültürel ortamın özelliklerini yansıtır.(13)

Amerikalı sosyolog R. K. Merton, bilgi sosyolojisini bilgi ile toplumun ve kültürün diğer varlık etmenleri arasındaki temel bağıntı diye tanımlamaktadır. Bilgi sosyolojisinin temelindeki düşünce, sadece ideolojilerin, efsanelerin, moral düzenlemelerin, değer sistemlerinin değil fakat bilimsel bilginin ve objektif gerçeklerinde topluma tarihe bağlı olduğudur. Bunların ortaya çıkışı veya bulunuşları tarihin belli bir dönemine ve buluşların veya bilgilerin ortaya çıktığı uygarlık tipine denk gelmekte, ideolojiler de değerler gibi göreceli bir karakter taşımaktadır.(14)

Nesnel araştırmanın ideal örneği olarak tanımlanan bilimsel çalışmalar dahi, üretildiği toplumun, sosyo-kültürel, politik ve ekonomik özelliklerini yansıtıyorsa bu durum ”misyoner örgütler” için hayli hayli geçerli olacaktır. Bu nedenle teorik salt açıdan bakılınca misyoner örgütler, kendi ülkelerinin karakterini yansıtacaktır. Aşağıda bunu somut ve özel çerçevede örnekleyeceğiz.

Yukarıdaki sorulara doğru cevaplar verebilmek için birinci öyküden başlayalım ve Subaşıoğlu’nun içinde bulunduğu İstanbul Protestan Kilisesi’nin ve vakfının izini sürelim.

Subaşıoğlu’nun öyküsünün izini sürdükçe, oldukça şaşırtıcı ipuçlarına ulaşıyoruz. ”İstanbul Protestan Kilisesi Vakfı”, Bostancı’daki Protestan Kilisesi tarafından kurulmuştu. Bostancı/Altıntepe Protestan Kilisesi ise Beşiktaş Protestan Topluluğu’ndan ayrılan biri yabancı iki kişi tarafından 1 Mayıs 1995’te kurulmuş. Kilisenin üyelerinin çoğunluğu sonradan Hıristiyanlaştırılan Türkler. Söz konusu kilisenin öncü isimleri, Carlos Madrigal ve M. Ali Şimşek. M. Ali Şimşek, muhtemelen eşi olan Beryl Margaret Şimşek ile vakfın kurucuları arasında da yer almakta. Şimşek’ten daha önemli isim ise Carlos Madrigal. Madrigal’ın İspanyol olmasına bakmayın aslında bize pek de yabancı sayılmaz; çünkü 13 yılı aşkındır Türkiye’de profesyonel bir misyoner olarak görev yapıyor. Üstelik Türkçe’yi, propaganda amaçlı vaaz verecek ve kitap yazacak kadar iyi biliyor. Örneğin ”İncil’in Vahiy Bölümünün Yorumu/Kıyamet Günü”(15) adlı kitabın da yazarı. Madrigal hakkında topladığımız bilgiler ayrı bir dosya oluşturacak kadar çok.

Bostancı/Altıntepe Protestan Kilisesi’nin izini sürdüğümüzde, karşımıza ABCFM çıkmakta. ABCFM deyip geçmeyin: Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren ilk Amerikan Protestan misyoner örgüt ABCFM’dir. Çok daha önemlisi Osmanlı topraklarında kurduğu kolejler aracılığı ile ABCFM Ermeni terörünün doğmasında hatırı sayılır bir katkısı olmuştur. ABCFM, Amerika’da iktidarı her zaman tekellerinde tutan Beyaz Anglo-Sakson Protestanlar’ın (WASP’ın) çatısı altında yer alır. ABCFM de WASP’ın diğer kanatları gibi, Mesih’in yeniden gelmesi için İsrail devletinin kurulması ve Ortadoğu’da başarılı olması gerektiğine inanır. (16)

Amerikalı Misyonerler ve Ermeni Meselesi:

Subaşıoğlu’nun öyküsündeki ipuçlarını sürdüğümüzde karşımıza ünlü Protestan misyoner örgüt ABCFM (Amerikan Yurtdışı Misyonerler Komiserliği Masası) çıkıyor. ABCFM, Osmanlı’dan beri belalımızdır. Osmanlı’daki misyonerlik faaliyetlerinin baş aktörü hiç kuşkusuz ABCFM’dir. ABCFM, yeniden yapılanma sürecinden sonra Cumhuriyet Türkiyesi’nde de misyonerlik faaliyetlerinde başı çekmektedir.

ABCFM için, ”işte bir misyoner örgüt, abartmaya gerek yok” deyip geçme şansımız yok. Çünkü Prof. Dr. Selim Deringil’in de belirttiği gibi ”Osmanlı Devleti’nin meşruiyetine yönelik tehditlerden hiçbiri, uzun vadede misyoner etkinlikten daha tehlikeli olmadı.” (17) bizce bu durum Cumhuriyet Türkiyesi için de geçerlidir.

ABCFM, Osmanlı Türkiyesi’nde, ABD’nin emperyal amaçları doğrultusunda Ermenileri Protestanlaştırarak devşirmiştir. Bu çerçevede ABD’nin asıl amacı ”Protestan Ermeni İmparatorluğu” kurmaktı. Wilson Prensipleri ise, bu amaca giydirilen politik bir kılıftı. Bu süreçteki aktörlerden birisi olan ABCFM’nin ”Ermeni meselesi”nin doğmasında olağanüstü bir rolü olmuştur. Ünlü tarihçi Justin Mccarthy’nin de vurguladığı gibi, 19. yüzyılın sonlarından itibaren ABCFM’nin yurtdışındaki misyonerlik çalışmaları artık bir nevi Ermeni davası haline gelmiştir. (18)

ABCFM: Amerikan Board Teşkilatı

ABCFM (Amerikan Board of Commissioners for Foreing Missions), ABD’deki Protestan misyoner örgütlerinin en kıdemlisi ve de en büyüklerinden birisidir. ABCFM, Calvinci geleneği temsil eden, XVI. yüzyıl sonları ile XVII. yüzyılda İngiltere ve Amerika’nın doğusunda filizlenen Puritan akımın belli başlı üç temsilcilerden Congregationalistlerce 1810 yılında Boston’da kurulmuştur. Tüm Protestan misyoner örgütleri içinde gelir ve misyoner sayısı yönünden ABD’de %30-35’lik bir paya sahiptir. Amerikan misyoner örgütleri içinde aslan payını alan örgütlerden birisi (her zaman ilk üçe girmek üzere) ABCFM’dir.

BOARD’un, yapısı ve işleyişi iyi belirlenmiş katı bir örgütsel sistemi vardır. Bu sisteme zaman zaman ABD içinde bile itirazlar olmuş, ABCFM, ”Anayasal yönetim içinde bir tür usule aykırı yönetim yaratmakla” suçlanmıştır. ABCFM’İN tüzüğüne göre amacı, ”dinsizler arasında Hıristiyanlığı yaymak”tı. (19) sanki Osmanlı’da dinsizler varmış gibi!

”Oranın Sahibi Türkler Değil Ki”

Osmanlı toprağına ilk ayak basan -15 Ocak 1820- ABD’li misyonerler, ABCFM adına çalışan Pliny Fisk ve Levi Parsons idi.(20) ABCFM, Pliny Fisk ve Levi Parsons’a 1 Aralık 1833 tarihli talimat mektubu ile şu görevi veriyordu: ”Bu mukaddes ve vadedilmiş topraklar silahsız bir haçlı seferi ile geri alınacaktır.” (21) Demek ki ABCFM, Türkiye’yi hem ”kutsal ülke” olarak hem de ”vaad edilmiş toprak” olarak görmektedir.

Bu nedenle ABCFM’ye göre Türkiye Türklerin değildir. ABCFM’li misyoner Everett P. Wheeler’in ifadesiyle ”Biz Türkiye’de Hıristiyanlar ve Hıristiyanlık için okul, hastane açıyoruz, ilaç götürüyoruz, modern tıbbı ve eğitimi kuruyoruz. Türkler bizi istemeyebilir, ama oranın sahibi Türkler değil ki…”(22)

Elbette hedef yalnızca Türkiye değildir. Türkiye aynı zamanda Asya’nın anahtarıdır. ABCFM’in faaliyetlerini özetleyen 1880 tarihli Bartlett Raporu’nda belirtildiği üzere ”Misyonerlik faaliyetleri açısından Türkiye, Asya’nın anahtarıdır.” (23)

ABCFM’nin bağlı olduğu ”International Congregations”, topraklarımıza misyonerlerini göndermeye başladığı ilk günden bugüne, tüm faaliyetlerini sıkı bir emir komuta zinciri içinde yürütmüştür. Bizzat kendi kaynaklarından edindiğimiz bilgilere göre ”International Congregations”un Türkiye’deki faaliyetlerinin başkanlığını şimdi Ben van Rensburg, yürütmektedir. Ben von Rensburg aynı zamanda, Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki ”Union Church of Istanbul”da baş papaz olarak görev yapmaktadır. ”International Church of Antalya”nın papazı James J. Bultema da bu görevde Ben van Rensburg’a eşlik etmektedir.

ABCFM Dışındaki Protestan Misyoner Örgütler:

Anadolu’daki Protestanlık propagandasına, 1870’ten itibaren ”Board of Foreign Missions of the Presbyterian Church’de (BFMPC)” de katılmıştır.(24) 1913 yılından sonra iki yeni misyoner örgüt daha devreye girmiştir. Bu örgütler, çalışmalarına Tepebaşı’nda başlayan ve basın-yayın, spor ve eğitim alanlarında faaliyet gösteren Hıristiyan Genç Erkekler Cemiyeti (Young Men’s Christian Association-YMCA) ve aynı bünyede çalışan Hıristiyan Genç Kadınlar Cemiyeti (Young Women’s Christian Association-YWCA)’dir.(25) Bu misyon grupları yayınladıkları dergilerle, dil kurslarıyla ve spor aktiviteleriyle, özellikle gençler üzerinde çalışma yapmışlardır.

YMCA, Robert Koleji’nin himayesinde Türkiye’ye girmiştir. Genel sekreteri Wishard’ın 1891-2 öğretim yılında okulu ziyaretiyle birlikte YMCA’nın Robert Koleji kolu kurulmuş ve faaliyete geçmiştir. Kolejdeki Protestanlık propagandası 1891’den itibaren YMCA aracılığı ile yürütülmüştür.(26) YMCA propaganda ve örgütlenme faaliyetlerinde sporu etkin bir araç olarak kullanmıştır. YMCA’nın İstanbul, Beyoğlu ve Çarşıkapı’da bulunan şubelerinde yüzücülük, voleybol, basketbol, atletizm, futbol, tenis gibi spor dallarında faaliyet gösterilmiştir. Basketbol ve voleybol gibi spor dallarını Türkiye’ye ilk getiren YMCA olmuştur.(27)

Misyonerliğin Mimarı Pavlus:

Amerikan Board Teşkilatı’nı ve diğer misyoner örgütleri anlamak için misyonerliğin doğasını bilmek gerekir. Bunun için de fenomenolojik yorumsamanın gereğine uyarak bizzat Hıristiyanların kaynaklarına başvuracağız. (28)

Mevcut Misyonerliğin Mimarı Pavlus’tur. Başka deyişle ilk misyoner Pavlus’tur. Aslında Pavlus yalnızca Misyonerliği değil Mevcut Hıristiyanlığın da mimarıdır.(29)

İster Katolikler olsun ve Doğu Hıristiyanları olsun, isterse Protestanlar olsun ve hatta marjinal mezhepler (Yehova Şahitleri, Mormonlar, Mooncular gibi) olsun Pavlus’u ”peygamber” olarak kabul ederler. Bu yüzden Pavlus’un misyonerlik stratejisi, bütün Hıristiyan mezheplerince benimsenmiştir.

Pavlus’un Makyavelizmi:

Misyonerliği, ilk biz Müslümanlar tartışmıyoruz elbette. Burası çok önemli:

Pavlus’un misyonerliği, bizden çok önce ilk İseviler arasında da şiddetli tartışmalara neden olmuştur. Çünkü Pavlus’un misyonerlik stratejisi ”Makyavelizm”e dayanmaktaydı. Makyavelizm ise amaç uğruna her türlü aracın meşru ve mubah sayılmasıdır.

Pavlus, Kitab-ı Mukaddes’te yer alan Korintlilere gönderdiği birinci mektubunda bu Makyavelist tavrını açıklamaktadır: ”Yahudileri kazanmak için Yahudilere Yahudi gibi davrandım… Yasa’ya sahip olmayanları (putperestleri) kazanmak için Yasa’ya sahip değilmişim (putperestler) gibi davrandım… Ne yapıp yapıp bazılarını kurtarmak için herkesle her şey oldum. Bunların hepsini Müjde’de payım olsun diye Müjde’nin uğruna yapıyorum.” (30)

Pavlus, bu stratejiye uygun olarak, sünnet olmayı reddeden putperestlerin, sünnet olmadan Hıristiyanlığı kabul edebileceklerini ileri sürmüştür. Putperestler, yalnızca sünnete değil Tevrat’taki diğer yükümlülükleri yapmaya da yanaşmıyorlardı. Pavlus ise buna da ”evet” diyordu. (31) Halbuki, Hazret-i İsa, Musevilere peygamber olarak gelmişti. Ve görevi de Museviliğe yeni bir ruh vermekti. Bu nedenle Tevrat’taki yükümlülükleri de yaşıyor ve anlatıyordu. (32)

İlk İseviler Misyonerliğe Şiddetle Karşıydı:

Kudüs cemaatinin önderi olan Yakup ve diğer havariler, bu türden yeni İsevilerin zamanla teferruata ait problemlerini gidereceğini umuyordu ama tersi oldu. Pavlus’un, misyonerlik konusundaki ısrarını sürdürmesi, Hazret-i İsa’nın gerçek havarilerini ve bağlılarını öfkelendirmiştir. Hatta Pavlus, bu yüzden Kudüs cemaatinin önderi olan Yakup ve diğer havariler tarafından ikinci kez Kudüs’e çağrılmış, sorgulanmış, sapkın bir çizgide olduğu belirlenmiştir. Bu gelişmeler üzerine, Kudüslü İsevi halk Pavlus’u linç etmeye kalkmıştır. Pavlus’un imdadına Romalı askerler yetişmiştir.

Bütün bu bilgilerin Hıristiyanların Kutsal Kitab’ında anlatılıyor olması daha bir ilginç olsa gerek. (Bkz., Kitab-ı Mukaddes, Elçilerin İşleri, 21/17-40)

Ermeni Patriği Mutafyan bile Misyonerlerden Yakınıyor:

Şimdi ki Ermeni Patriği Mutafyan da henüz patrik adayı (33) iken Cumhuriyet gazetesinden Leyla Tavşanoğlu ile yaptığı söyleşide misyoner örgütlerin, Makyevelist ve bölücü işlevlerini vurguluyordu:

Mutafyan’ın sözünü ettiği yabancı okulları kuran misyoner örgütlerin başında ABCFM gelmektedir. Mutafyan, özellikle ABD kökenli misyonerlerin kendilerinden üye avlamasından yakınmaktadır. Burada Protestan misyonerlerin bir tür rüşvet yoluna başvurmaları dikkat çekicidir. Mutafyan’ın ifadesiyle: ”Bugün de bu yabancı kiliseler, dediğim gibi, gençlere iş imkânları sağlıyorlar, yaşlılara ilaç ve aş temin ediyorlar ve benzeri faaliyetlerde bulunuyorlar. şimdi bunları sırf Hıristiyanlık sevgisiyle yapsalar bir şey diyemeyiz. ama insan avlamak için bir araç olarak kullanıyorlar.” (34)

Misyonerler, mezhepler arası transfer için bile rüşveti kullanıyor olması, Müslümanları Hıristiyanlaştırmak için nelere başvurabilecekleri konusunda sanırız bir fikir vermektedir.

Protestan Misyoner Örgütlerin İstanbul’daki Yeni Üsleri:

Türkiye’ye Protestanlık, 1820’de Fisk ve Parsons’un İzmir’e ayak basmasıyla girmiştir. Bundan önce Anadolu topraklarında yalnızca Doğu Ortodokslar ve Katolikler vardı. Ve ABCFM, Ermeni meselesi örneğinde olduğu gibi Amerikan dış politikası ile bire bir uyum halinde faaliyet göstermiştir.

Özal iktidarı, Türkiye’de özellikle Protestan misyoner örgütler için bir dönüm noktası olmuştur. Turgut Özal’ın iç ve dış politikada Amerika eksenine uygun düşen bir çizgi izlediği bilinmektedir. Bu durum Amerika kökenli misyoner örgütlerin önünü açmıştır. Bunun bir sonucu olarak yerden mantar bitercesine Türkiye’nin dört bir yanında Protestan Kiliseler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu kiliseler şunlardır:

1) İSTANBUL PRESBİTERYEN KİLİSESİ (Moda Presbiteryen Kilisesi):

Kurucusu, bir gazetenin ”Nurcu papaz” diye manşete taşıdığı Turgay Üçal’dır.

Presbiteryen Kilisesi cemaati, Moda’daki All Saint Kilisesi’nde toplanmaktadır. Turgay Üçal, 1986’da kurulan ve daha sonra Türk Protestan Kilisesi adını alan topluluğa dahildi. Üçal, 1993’te bu topluluktan ayrılarak küçük bir dua grubu oluşturmuştur. Üçal, 1993’te sıkı bağlantıları olan Güney Kore’ye gitmiştir. Buradaki görüşmelerinden sonra Protestanlığın bir kanadı olan Presbiteryen bir kilise kurmaya karar vermiştir. 1995’te kiralık tutulan bir mekanda, 1996’dan itibaren ise bir Anglikan kilisesi olan Moda’daki All Saints Kilisesi’nde toplanmaya başlamışlardır.

2) AVCILAR BAĞIMSIZ PROTESTAN TOPLULUĞU

3) BAKIRKÖY PROTESTAN TOPLULUĞU

4) BEŞİKTAŞ PROTESTAN KİLİSESİ:

Üç yabancı tarafından 1991’de kuruldu.
1994’te şimdiki iki katlı yerine taşınmıştır. Vaizlerinden birisi Eyüp Özkan’dır. Üyelerinin çoğunluğu Türk vatandaşıdır.

5) BEŞİKTAŞ TÜRK PROTESTAN KİLİSESİ:

Üstte andığımız Beşiktaş Protestan Kilisesi’nden ayrı bir kilise olduğunu not etmeliyiz. Bu kilisesinin papazlarından Engin Yıldırım, Amerikan misyoner kuruluşlarının deprem bölgesindeki faaliyetlerinde aracılık etmişti.

6) ANADOLU TÜRK PROTESTAN KİLİSESİ, (Moda).

7) DİRİ SU KİLİSESİ:
(Osmanbey) 1999’da kuruldu.

8) GÜNGÖREN BAĞIMSIZ PROTESTAN KİLİSESİ:
1987’de kurulmuştur. Üyelerinin dörtte biri yabancıdır. Şimdiki papazı Nigel Prior’dur.

9) ZEYTİNBURNU İSA MESİH İNANLILARI KİLİSESİ:

Başlangıcı 1987’de Samatya Surp Hığutyun Ermeni Katolik Kilisesi’nde toplanmaya başlayan bir gruptur. 1993’te şimdiki çok katlı bina satın alınarak devreye sokulmuştur. Kurucusu ve papazı sonradan Protestanlaştırılmış bir Süryani olan İlyas Anlı’dır. Cemaati Türk, Ermeni, Süryani ve Güney Korelilerden oluşur. Zeytinburnu İsa Mesih İnanlıları Kilisesi’nin Ermenilerle özel bir yakınlığının olduğunu da belirtmeliyiz. Nitekim bu grubun çekirdek kadrosu başlangıçta (1987’den itibaren) Samatya’da bulunan Surp Hığutyun Ermeni Katolik Kilisesi’nde toplanmaya başlamıştır. 18 Mart 1993’te Zeytinburnu’ndaki iki katlı bina satın alınarak yeni bir örgütlenmeye gidilmiştir. Samatya’da toplanırken 40-50 kişiye ulaşan grup propaganda faaliyetleriyle 150-200 kişiye ulaşmış durumdadır.

10) YENİ YAŞAM KİLİSESİ, (Göztepe).

11) TÜRK-ULUSLARARASI MESİH TOPLULUĞU: (Asian Side Intenational Fellowship-ASIF) .

Üyelerinin yarısını Güney Koreliler ve Türkler oluşturur. Amerika’dan İran’a pek çok ülkeden üyesi vardır. Öncülerinden birisi Ömer Diren’dir. Başlangıç 1992’de İdealtepe, 1994’ten itibaren Kadıköy’deki yerinde. Ömer Diren aynı zamanda İstanbul Protestan Kilisesi’nin kurduğu vakfın kurucu üyeleri arasında yer almaktadır.

12) KARTAL KİLİSESİ,

13) KOCA MUSTAFA PAŞA KİLİSESİ, (Cerrahpaşa).

Bu kilisenin misyonerlik faaliyetlerinden rahatsızlık duyan çevre halkı durumu protesto etmiştir. (35)

14) ORTAKÖY İNCİL KİLİSESİ (36),

15) SON BUYRUK ÜSKÜDAR KİLİSESİ:

Bakırköy International Fellowship’ten doğan bir gruptur. Başlangıçta çoğunluğu İngiliz, Amerikalı ve Alman üyeler oluşuyordu. Kilise 1991’de kuruldu, 1998’lerde papazı Ian Mitchell idi. Şimdiki papazı Metin Mintaz’ın verdiği bilgilere bakarsak şimdi Türkler çoğunluğu oluşturmakta ve üyeleri, çocuklar hariç kırk kişiye ulaşmıştır.

16) TÜRK PROTESTAN KİLİSESİ: (Tarlabaşı/Taksim)

Ekim 1998’de İsveç Büyükelçiliği’nin bahçesindeki kilisede faaliyete geçmiştir. 1996’dan itibaren Aynalıçeşme Ermeni Protestan Kilisesi’nde toplanmaktadırlar. Üyelerinin büyük çoğunluğu Türklerden oluşur. Şimdiki papazlarından birisi Levent Kınran’dır.

17) BOSTANCI PROTESTAN KİLİSESİ:

Beşiktaş Protestan Topluluğu’ndan ayrılan biri yabancı iki kişi tarafından 1 Mayıs 1995’te Bostancı’da kurulmuştur. Cemaatın çoğunluğu Türk vatandaşıdır. Kilise’nin ileri gelenlerinden ikisi Carlos Madrigal ve M. Ali Şimşek’tir.

18) KUT KİLİSESİ, (Kadıköy)

19) ÜMRANİYE SON BUYRUK KİLİSESİ:

Bu kilisenin adı ”Ümraniye Protestan Kilisesi” olarak da geçmektedir. Kilisenin papazı Ahmet Çaşür’dür.

20) İSTANBUL YENİ HAVARİYYUN KİLİSESİ: (New Apostolic Church):

Aynalıçeşme Ermeni Protestan Kilisesi’nde toplanmaktalar. Başlangıcı 1930’a dayanmakta. Üyelerinin çoğunluğu Türk vatandaşıdır. Şimdiki papazı Riyad Şar’dır.

21) YEDİNCİ GÜN ADVENTİST KİLİSESİ: (Seventh-day Adventist Church):

Şimdiki yerinde Mayıs 1958’de kuruldu. Cemaat üyelerinin çoğu Türk, Arap ve Süryani’dir. İçlerinde az da olsa Amerikalı ve Avrupalı vardır. Türkiye’deki liderleri Sylvain Romain’dir. Stephen S. Bairaktar ve Ohannes Delice ise yardımcılarıdır. Kendi verdikleri istatistiklere göre 1990’a kadar Türkiye’deki Yedinci Gün Adventistlerin sayısı 8 idi. 2000’e kadar yaptıkları propaganda çalışmaları ile 46 üyeye ulaşmışlar.

22) Bible House İmmanuel Protestan Ermeni Kilisesi (Rıza Paşa Yokuşu Eminönü): Amerikalı misyonerler tarafından 1908’de inşa edilmiştir. Kilise 1997’de yenilenmiş olarak yeniden devreye girmiştir. Ermeni kilisesi olmakla birlikte şimdi bu kilisenin çatısı altında sonradan Protestanlaştırılan Süryanilerin öncülüğünde ikinci bir cemaat oluşturulmuştur. Protestanlaştırılan Süryanilerin öncülüğünde oluşturulan cemaat içinde, Türk, Kürt ve Rumlar yer almaktadır. Bu grup içerisinde az sayıda da olsa grup içindeki Amerikalı ve Güney Koreli misyonerler yer almakta. Bu grubun papazı Behnan Konutgan’dır.

Protestan Misyonerlerin İstanbul Dışındaki Üsleri :

Diğer Misyoner Örgütler gibi Protestan Hıristiyanlar da, İstanbul’dan sonra en çok İzmir’de örgütlenmiş durumdadır. Protestan Misyoner Örgütlerin üçüncü gözde mekanı Ankara’dır.

İzmir’de Son Zamanlarda Kurulan Protestan Kiliseler:

1) EFES PROTESTAN KİLİSESİ, (Atatürk Mh)

2) BORNOVA PROTESTAN KİLİSESİ. (Ergene Mh). Öncülüğünü Andrew Baldwin
yapmaktadır.

3) İZMİR İSA MESİH TOPLULUĞU: (Protestan Kilisesi, Mustafa Kemal Sahil Bulvarı, Karataş) :
Öncülüğünü Zekai Tanyar yapmaktadır. Zekai Tanyar’ın en büyük başarısı Ekim 1999’da uluslararası destekçileri ile düzenlemiş oldukları Efes Kutlamaları (Celebration Ephesus) olmalı. Efes Kutlamalarının finansmanını, Protestan bir Amerikan misyoner örgütü olan ”Global Harvest Ministries” üstlenmiştir. (37)

Organizasyonda Kwang Lim, Kim Sundo gibi Koreli misyonerler de aktif rol almıştı. 62 milletten, 5.000 kişinin katıldığı organizasyonda Türk Hıristiyanlar 500 kişi ile yerlerini almıştı. (38)

4) KARŞIYAKA PROTESTAN KİLİSESİ, (Karşıyaka Sevgi Protestan Topluluğu).

Öncülüğünü Thomas Diez yapmaktadır.

5) BUCA PROTESTAN KİLİSESİ,

6) GÜNEY EGE PROTESTAN KİLİSESİ,

7) ÖDEMİŞ PROTESTAN KİLİSESİ,

8) İZMİR BAĞIMSIZ PROTESTAN KİLİSESİ (Alsancak):

Öncülüğünü Ertan Çevik yapmaktadır. Türk Ortodoks Patrikhanesi’nde Sevgi ve Paşa Erenerol ile birlikte görüştüğümüz Çevik, çocukken Almanya’da vaftiz edildiğini bir Almanla evli olduğunu belirtmişti.

9) İZMİR KARİZMA CENTER TÜRK PROTESTAN TOPLULUĞU.

Öncülüğünü Henrik Thornell yapmaktadır. Thornell, daha önceleri Somali, Yemen, Pakistan ve Bangladeş gibi İslam ülkelerinde propaganda çalışmaları yürütmüştür.

10) İZMİR ENTERNASYONAL PROTESTAN KİLİSESİ:

Bu kilise, Chris ve Claudia adlı Amerikalı bir çift ile Helmut ve Judith adlı Alman bir çift tarafından Ağustos 1993’te kurulmuştur.

Başlangıçta ev kilise olarak faaliyetlerine başlayan iki misyoner aile, önce yabancılar ve azınlıklar üzerinde ardından da 1995’ten itibaren Türkler üzerinde örgütlenmeye başlamıştır. Haziran 1995’ten itibaren kilise İzmir’in merkezindeki bir otele taşındı. Çekirdek kadrosunu kurduktan sonra şehir merkezinde faaliyetlerini yoğunlaştıran misyonerler, Kasım 1995’ten itibaren, bir iş hanına taşınmıştır.

Söz konusu misyoner grup, 1996’da ilk kez bir Türkü vaftiz etmişlerdir. Türkler için özel ev kiliseler oluşturulmuştur. Bu ev kiliselerin oluşturulmasında misyonerlerin organize ettiği yabancı dil kursları etkili olmuştur.

Yetişkin üye sayısı 100’ü aşkındır. Üyelerin dörtte biri Türk, dörtte üçü İzmir’de ikamet eden yabancılardır.

Ankara’da Son Zamanlarda Kurulan Protestan Kiliseler:

1) KURTULUŞ KİLİSESİ:

Kurucusu eski bir solcu ve tiyatrocu olan İhsan Yenal Özbek’tir. İhsan Özbek, kendi deyişleriyle ”Türkiye’yi Seven Koreli Protestanlar Grubu Başkanı” olan Hong Jung Kil ile birlikte Yalova başta olmak üzere deprem bölgesinde faaliyet göstermiştir.(39)

2) ULUS MESİH İNANLILARI TOPLULUĞU.

3) BALGAT ULUSLARARASI PROTESTAN KİLİSESİ.

4) BATIKENT PROTESTAN KİLİSESİ.

5) KEÇİÖREN MÜJDE KİLİSESİ:

Bu kilise, çevrede rahatsızlık oluşturduğu için medyaya da konu olmuştu. (40) 18 Şubat 2001 tarihinde açıldı; papazı 10 yıl önce Protestanlığa geçen çantacı Erol Dağlı.

Diğer Protestan Kiliseler:

İstanbul, İzmir ve Ankara’daki Protestan misyoner örgütlerin kurduğu kiliseler hakkında bilgi verdik. Şimdi de diğer illerimizdeki Protestan örgütlenmelere yer vereceğiz. İstanbul dışındaki en önemli Protestan örgütlenmeler, Antalya’daki kiliseler ve Aziz Pavlus Kültür Merkezi’dir.

Antalya’dan başlayalım:

1) ANTALYA ULUSLARARASI KİLİSESİ (International Church of Antalya).

2) ANTALYA İNCİL KİLİSESİ.

Bu iki kilise altlı üstlü olmakla birlikte ibadet dili birinin Türkçe birinin de İngilizce’dir. İbadet dili İngilizce olan Antalya Uluslararası Kilisesi’nin kurucusu ABD’li James Bultema’dır. Bayan Renate Bultema da eşine katkıda bulunmaktadır. İbadet dili Türkçe olan Antalya İncil Kilisesi’nin kurucusu ve papazı ise Eui-Hong Lee adlı bir Güney Koreli bir diş hekimidir. (41) Eui-Hong Lee, Türkiye’deki Koreli protestan misyonerler arasında yukarıda sözünü ettiğimiz Hong Jung Kil’den sonraki isim olmalı. Her iki kilisenin kurucuları etkinlik alanlarını genişletmek amacıyla Kasım 1999’da ortaklaşa ”Aziz Pavlus Kültür Merkezi” (St. Paul Cultural Center) (42) kurmuşlar. Antalya Aziz Pavlus Kültür Merkezi Müdür Vekili sonradan Hıristiyan olan Nimet Yıldırım.

3) BURSA PROTESTAN KİLİSESİ:

Bu kilise son zamanlarda oldukça aktif bir propagandaya başlamıştır. Bursa Protestan Kilisesi, İngiliz misyoner örgütlerinden de destek almaktadırlar. Bursa Protestan Kilisesi’nin faaliyetleri zaman zaman medyaya da konu olmuştur. (43)

4) İZMİT PROTESTAN KİLİSESİ:

İstanbul Protestan Kilisesi Vakfı tarafından kurulmuştur. Kilisenin papazı Philip Bernsteadin’dir.

5) DENİZLİ PROTESTAN KİLİSESİ:

Diğer adıyla ”Denizli Hıristiyanları Topluluğu”.

6) GAZİANTEP İSA MESİH SEVGİ TOPLULUĞU VE KİLİSESİ.

Cumhuriyet döneminde, Gaziantep’teki Protestan misyonerlerin faaliyetleri ilk olarak 1988’de
medyaya konu olacak kadar eskidir. (44) Bunun ürünü olan söz konusu kilise 1990’dan itibaren gizli olarak, 1999’dan itibaren açıktan faaliyettedir. Gaziantep Şahinbey’deki İsa Mesih Sevgi Topluluğu’nun kurucusu, ODTÜ Mühendislik Fakültesi’nin Gaziantep Kampüsü’nde öğretim görevlisi iken misyonerlik yaptığı için sınır dışı edilen, Amerikalı Richard Allen Showalter olmalıdır. Öğretim görevlisi Richard Allen Showalter 1985’e kadar Gaziantep merkez olmak üzere misyonerlik faaliyetleri yaptığını saptamış bulunuyoruz. Amerikalı misyoner Showalter, üniversite öğrencilerinden Muharrem Gündüz’ü vaftiz etmiş ve Gemlik Kalpaklı Köyü’ndeki misyoner kampında eğitim aldırmıştır.

7) ANTAKYA YENİ HAVARİYYUN KİLİSESİ:

1993’te kuruldu. 100 civarında üyesi vardır. Bu kilise İstanbul’daki Yeni Havariyyun Kilisesi ile bağlantılıdır.

8) MERSİN PROTESTAN KİLİSESİ:

Bu kilise, apartman katını kullandığı için 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu gereği İstanbul’daki 4 kiliseyle birlikte kapatılmıştı.(45)

9) ADANA KURTULUŞ KİLİSESİ:

10) DİYARBAKIR İNCİLİ TOPLULUĞU ve Amerikalı misyonerlerin Kürt projesi:

Protestan Misyoner Örgütlerin özel ilgi alanlarından birisi Diyarbakır’dır. Aslında bu ilgi daha geniş çerçevede Kürt kökenli yurttaşlarımızı Hıristiyanlaştırmak ve azınlıklaştırmaktır. (46)

Protestan Misyoner Örgütlerin Türkiye Haritası

Protestan misyoner örgütler, İstanbul’da 22, İzmir’de 10, Ankara’da 5, Antalya’da 2, Bursa’da, İzmit’te, Denizli’de, Gaziantep’te, Antakya’da, Adana’da, Mersin’de, Diyarbakır’da 1’er kilise olmak üzere Türkiye’de toplam 47 kilise kurmuş durumdadır. Bunlar bizim adres olarak da tespit ettiğimiz kiliselerdir. Bunların dışında kurulmuş kiliseler hakkında duyumlarımız varsa da araştırmacı gazetecilik ilkemiz gereği somut kanıtlar elde etmeden yazmayacağız.

Protestan kiliselerin kurulduğu bu 12 vilayetimizin dışında Eskişehir, Konya, Kayseri, Van, Erzurum, Trabzon, Samsun, İskenderun’da ilk örgütlenmeler başlamış olmakla birlikte bildiğimiz kadarıyla henüz kiliseler açıktan faaliyete geçmemiştir.

Protestan örgütler, Kahramanmaraş, Sivas ve Hopa’da da propaganda faaliyetleri başlamış durumdadır. Buna göre 23 vilayetimizde Protestan misyonerler örgütlenmiş durumdadır. Demografik açıdan bakarsak Protestan misyonerler Türkiye’nin nüfusunun yarısından çoğu üzerinde aktif bir durumdadır.

Protestan misyoner Örgütlerin üslerini kuş bakışı gözden geçirdiğimizde özellikle etnik ve mezhepsel farklılıkları kaşıyacak bölgeleri seçtiğini görüyoruz. Örnek olsun diye söyleyelim, Protestan misyoner örgütlerin hedef kitleleri, Diyarbakır’da Kürtler yönelik, Sivas’ta Aleviler, Hopa’da Lazlar, Gürcüler ve Hemşinliler, Trabzon’da Pontusçular, Antakya’da Nusayriler, İstanbul, İzmir ve Ankara’da özellikle dini duyarlılığı zayıf üniversitelilerdir.

Türkiye Protestan Kiliseler Birliği

Türkiye’deki Protestan kiliseler kendi aralarında bir üst örgütlenmeye gittiklerini de belirtmeliyiz. İstanbul’daki Türk Protestan Kilisesi, Ankara ve İzmir’de bulunan Protestan kiliseler 1986’dan itibaren bir araya gelmeye başlamıştır. Zamanla üç ayda bir düzenli bir biçimde toplantılar yapılmaya başlanmıştır. Organizasyonun başlangıçtaki adı ”Bağımsız Protestan Kiliseleri Danışma Kurulu” idi.

Bu ”Danışma Kurulu” medyada yer alan haberlere göre artık bir ”Türkiye Protestan Kiliseleri Birliği”ne dönüşmüş durumdadır. Ve bu çalışmamızda adı geçen Protestan kiliselerin büyük bir çoğunluğu bu birliğe üyedir. Böyle bir örgütlenmenin yasal olduğunu sanmıyoruz. Öyle ya, yeni kiliseler yasalara uygun değilse onların kurduğu birlik nasıl olur da yasal olur?

Türkiye Protestan Kiliseleri Birliği’nin Basın Danışmanı 1995’ten beri Süryani kökenli bir Protestan olan İsa Karataş’tır. Birliğin Başkanı ise Behnan Konutgan’dır; Konutgan da Süryani kökenli bir Protestan.

Bible House İmmanuel Protestan Ermeni Kilisesi’ndeki Protestanlaştırılan Süryanilerin papazı olan Behnan Konutgan, aynı zamanda ”American Bibles Socıety” yetkililerindendir. Bible Society’nin direktörünün AMENIEL BAĞDAŞ olduğunu kaydedelim. Başka deyişle Ameniel Bağdaş ve Behnan Konutgan çalışma arkadaşıdır. Türkiye Protestan Kiliseleri Birliği’nin başta Amerika, İngiltere ve Almanya olmak üzere uluslararası bağlantılarında, ”American Bibles Society”nin önemli bir köprü olduğunu belirtmeliyiz.

Yurtdışı Bağlantıları

Türkiye’deki Protestan örgütlenmelerin yurt dışı bağlantıları yalnızca Dünya Kiliseler Birliği ile olan ilişkilerinden ibaret değildir. Türkiye’deki Protestanların örgütlenmelerin yurt dışındaki Türkler üzerinde propaganda faaliyeti sürdüren kimi kilise ve örgütlerle ilişki halindedirler.

Yaptığımız araştırmalara ve kendi yayınlarına göre Türkiye’de ve Türk Dünyası’nda faaliyet gösteren çoğu Amerika merkezli kimi Protestan misyoner örgütler ve kuruluşlar şunlardır:

Amerikan Board Heyeti, (47)
Associacion De Pastores,
Boulevard Christian Church,
Centre for Asian Studies,
Centre for World Mission – British Columbia,
Church of the Nazarene,
World Mission Division,
Evangelical Free Church Mission,
IBRA Radio (Sweden),
Operation Mobilisation,
Pentecostal European Mission,
Rockdale Alliance Church,
Scripture Gift Mission International,
Spear Trust,
Turkish World Outreach (TWO),
WEC International,
Mission to Unreached Peoples,
Campus Crusade for Christ International,
Frontiers,
Pioneers,
Christian Aid Mission,
Mission to the World,
TransWorld Radio,
Southern Baptist Convention International Mission Board,
Wycliffe Bible Translators USA,
New Tribes Mission,
Assemblies of God,
YMCA (Young Men’s Chiristian Association),
YWCA,
American Bible Society,
The Near East Relief Organization,
İncilî Yayın Kurumu ( merkezi Hollanda),
IBT (Institute of Bible Translation, merkezi İsveç),
Hollanda’da, Müjde Kurumu, (Enschede) başında Necmi adlı bir Türk var.
İngiltere’de, London Downs Baptist Church,
Yine Hollanda’da, Amsterdam Müjde Kilisesi,
Belçika’da, başında papaz Sarkis Paşaoğlu adında Türkiye kökenli bir Ermeni
olan, Brüksel Avederanagan (İncili) Kilisesi,
Almanya’da, Papazı Recep Avşer olan Türkçe Konuşan Kilise Topluluğu,
Sindelfingen).
Bu liste uzayıp gidiyor.

Protestan Misyonerlerin Örgütlenme Stratejisi (48)

Çoğu Protestan grubun oluşumunda izlenen stratejiyi şöyle özetleyebiliriz. Önce yurt dışından gönderilen profesyonel bir çekirdek kadro oluşturulmaktadır. Bu çekirdek kadro, önce bir alan çalışması yapmakta ve lojistik destek alacağı kişileri ve kurumları saptamaktadır.

Lojistik destek için başta azınlıklar olmak üzere kendilerine sempatik yaklaşan çevrelere başvurmaktadırlar. ”Dinler arası Diyalog stratejisi” bu bakımdan misyonerlere olağanüstü avantaj sağlamaktadır.

İlk hedef, genellikle aslen Hıristiyan olan yabancılar olmaktadır. Böylece ikinci çemberi kurmaktadırlar. Üçüncü çember ise daha çok dini duyarlılığı zayıf Türk gençlerinden devşirilen yeni Hıristiyanlardan oluşturulmaktadır. Hedef olarak seçilen Türk vatandaşları daha çok milli ve dini bütünlük içerisinde yeterince kaynaşamamış kişiler olmaktadır.

Misyoner Fakültelerin ders programlarında beyin yıkama, hipnoz, telkin, propaganda ve ikna gibi konuları içeren psikoloji ve sosyal psikoloji dersleri de olduğu için profesyonel misyonerler için devşirme yöntemi pek de zor olmamaktadır.

Türklerin seçiminde çeşitli teknikler kullanılmaktadır. İngilizce kursları, İsa Mesih filmi, ev kiliseler, yaz kampları gibi. Mektuplar, internet, İncil dağıtımı, İngilizce kursu, ev toplantıları genellikle ilk tanışma aracı olarak kullanılmaktadır. İkinci aşamada bu yolla seçilenler, kilise içinde bir Hıristiyanlaştırma kursundan geçirilmekte. Kurslarda küçük gruplar oluşturulmakta ve katılımcılar birebir izlenmektedir.

Üçüncü aşamada bu kursu başarıyla bitirenler ev kiliselere transfer edilmekte. Genellikle altı ay ya da bir yıl süren bu süreçten sonra yaz kamplarında vaftiz aşamasına geçilmektedir.

Kilisedeki hiyerarşik düzen de örgütlenme tarzına uygun bir biçimde, piramit modeline göre kurulmaktadır. Tepede profesyonel misyonerler, ortada aslen Hıristiyan olan yabancılar veya yerli azınlıklar, en altta ise Hıristiyanlaştırılan Türkler yer almaktadır.

Hıristiyanlaştırılan Türklerin öne geçebilmesinin başlıca koşulu aslen Hıristiyan olan eşlerle evlenmeleridir. Bu yolla özel yaşam da denetim altına alınmakta ve misyoner örgütlerin içine sızılması engellenmektedir.

Sonuç Yerine

Başta şu soruyu sormuştuk: Karadenizli Subaşıoğlu’nun, Vanlı S. T.’un ve Tuncelili İmam Ç.’ın durumu, sıradan ve doğaçlama olarak gerçekleşen bir din değiştirme olayı mı yoksa örgütlü, sistematik ve stratejik bir Hıristiyanlaştırma projesinin bir parçası mı?

Yaptığımız araştırmaya göre, Türkiye’de Protestan Hıristiyanlığı seçenlerin hemen hepsinin, Amerika ve Avrupa Birliği merkezli Misyoner Örgütlerle bağlantılı olan kiliselere üye olduğunu gözlemledik. (Bu kiliseler statü olarak yasa dışıdır.) Buna göre Türkiye’de Protestanların örgütlü, sistematik ve stratejik bir Hıristiyanlaştırma projesi yürüttüklerini söylememiz gerekmektedir.

Burada şunu da belirtelim; söz konusu misyoner örgütler, kendi yayınlarında, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de, örgütlü, sistematik ve stratejik bir Hıristiyanlaştırma projesi yürüttüklerini iftiharla beyan etmektedirler. (Bir örnek olarak bkz., Patrick Johnstone, Operation World, Carlisle-1993, OM Publishing)

Uluslararası ilişkilerimizde önemli bir baş ağrısı olan Ermeni meselesi, Amerika ve AB merkezli misyoner örgütlerin faaliyetlerinin, kendi ülkelerinin dış politikaları ile örtüştüğünü gösteren bir kanıttır. Çünkü Ermeni meselesinin oluşum ve gelişiminde en önemli desteği verenler arasında, Amerikan misyoner örgütler ve onlar aracılığıyla Protestanlaştırılan Ermeniler vardı. Bu konuda www.ermenisorunu.gen.tr, yeterli bilgi vermektedir.

Protestan misyoner örgütlerin, ABD’nin ulusal ve uluslararası politikalarını etkileyecek güçte olduğunu hatırlatmalıyız. Ünlü Foreign Policy Dergisi’nin Bahar 1999 sayısında yer alan William Martin’in ”Hıristiyan Sağı ve ABD’nin Dış Politikası” başlıklı makalesi ile Grace Hallsell’in ”Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak” adlı kitabı Protestan Misyoner Örgütlerin politik gücünü göstermektedir. (49)

Görünen o ki tarih tekerrür ediyor, Cumhuriyet Türkiyesi, yakın bir gelecekte, uluslararası arenada ”Süryani meselesi” ile karşı karşıya gelecektir. Protestanlaştırılan Süryaniler, daha şimdiden uluslararası ilişkilerimizde bir sorun olarak gündeme gelmektedir. Kimi Süryaniler, tarihte Ermenilerin yaptığı gibi Protestanlaştırma faaliyetlerinde başı çekmekte, Ermeniler gibi Türkleri kendilerine soykırım uyguladığını iddia etmekte, yine Ermeniler gibi yüksek sesle toprak emellerini dile getirmekte ve teröre yönelme seçeneğini gündemde tutmaktalar.

Hıristiyan misyoner örgütlerinin başlıca stratejilerinden birisi ”yapı-bozum”dur. ”Yapı-bozum”u şu anlamda kullanıyoruz: Türkiye’de çoğu toplumda olduğu gibi az çok farklılıklar içeren gruplar vardır. Lazlar, Kürtler, Boşnaklar, Çerkezler, Yezidiler, Aleviler gibi.

Hıristiyan misyoner örgütler, farklılıkları vurgulayıp ortak paydalarımız göz ardı ederek bu türden kesimler ile yapı bütünlüğümüzü bozmaya çalışmaktadır. Bu konuda özellikle yerli işbirlikçilerin kullanılması da kayda değer. Bu faaliyetlerin ABD ve AB’nin azınlık politikaları ile olan uyumunun da altını çizmeliyiz.

Hıristiyan misyoner örgütlerce bu yolla Türkiye’de yeni bir çelişki de yaratılmak istenmektedir: Hıristiyan Türk-Müslüman Türk. Bu durum Endonezya ve Nijerya örneğinde olduğu gibi bir çatışma vesilesi olarak ve Türkiye’nin içişlerine müdahale aracı olarak kullanılacaktır.

Osmanlı’da olduğu gibi Cumhuriyet Türkiye’sinde de ”milli bütünlük” içinde kaynaşmış olsun olmasın her ”unsur”un, farklılığı radikalleştirilmekte, çelişkiler derinleştirilmekte bunun için yapay kimlikler inşa edilmekte, söz konusu sahte kimliklerin, insan hakları vaadiyle pratiğe yansıması sağlanmaktadır. Müslüman unsurlar için -Kürtler ve Lazlar örneğinde olduğu gibi-etnik temele dayalı kimlikler vurgulanmakta, Aleviler, Yezidiler için dinsel kimlikler belirlenmekte.

Ezcümle Osmanlı’da azınlıklar aracılığı ile yapılanlar bugün Hıristiyanlaştırılan/ Azınlıklaştırılan Türkler aracılığı ile gerçekleştirilmek istenmektedir. Öyleyse ”misyoner örgütlerin faaliyetleri” Türkiye açısından bir ulusal güvenlik meselesidir.

1. Türkiye’de, Protestanların yanı sıra Katolikler ve kimi marjinal Hıristiyan gruplar da – Mooncular, Yehova Şahitleri ve Mormonlar – faaliyet göstermektedir. Biz burada yalnızca Protestanların sadece günümüzdeki faaliyetlerini ele alacağız. Burada yayınlayacağımız bilgiler için, ayrıca bir dipnot verilmemişse kaynak BAYZAN ÖZEL ARŞİVİ’dir. Konuya dair belgeleriyle birlikte bin sayfaya yaklaşan Küresel Vaftiz adlı çalışmamızın yakında yayınlanacağını umuyoruz. Yine konuya ilişkin Sahte Mesih Moon ve Türkiye’de Mooncular adlı çalışmamız IQ’nun, Fener’de Bizans Dansı adlı çalışmamız ise Yeni Batı Trakya Dergisi’nin yayın programındadır. Konuya dair yayınladığımız yazı dizilerine internetten ulaşmak için: http://www.bayzan.net ve http://www.bayzan.org.

2. Murat Uçar İSTANBUL (Zaman).

3. Sanal mektuptaki, şimdilik konumuz olmayan kısımları üç nokta koyarak atladık.

4. Araştırmalarımızı yayınladığımız, http://www.bayzan.org ve http://www.bayzan.net’i kastediyor.

5. Subaşıoğlu’nun Türklüğünü inkar için Türk vatandaşıyım dediği dikkatten kaçmamalı.

6. Söz konusu Güney Koreli misyonerlerin resimleri özel arşivimizdedir.

7. Bu tarz din değiştirmenin psikolojisi hakkında bilgi için bkz., Antoine Vergote, Din, İnanç ve İnançsızlık, çev., V. Uysal, İst.-1999, MÜ İFV yay.; Prof. Dr. Hayati Hökelekli, Din Psikolojisi, Ank.-1996, TDV yay.

8. Beşerî konularda, tümevarımın imkanı konusunda bkz., Sencer, Muzaffer-Irmak, Yakup, Toplumbilimlerinde Yöntem, 2. bası, ys.-1984, Say yay.; Türkdoğan, Orhan, Bilimsel Değerlendirme ve Araştırma Metodolojisi, İst.-1989, Milli Eğitim Bakanlığı yay.

9. E. F. Schumacher, Akıl Karışıklar İçin Kılavuz (çev., M. Özel, İst. 1990, İz yay.) ismiyle Türkçe’ye çevrilen eserinde indirgemeciliğin isabetli bir eleştirisini yapmaktadır. (Bkz., özellikle 1. Bölüm)

10. Mevlana, Mesnevi ve Şerhi, Haz., Abdülbaki Gölpınarlı, Ank.-1989, Kültür Bakanlığı yay., II/168, Beyit no: 1260-1269

11. Korelatif ve deterministik ilişki için bkz., Duverger, Maurice, Metodoloji Açısından Sosyal Bilimlere Giriş (çev., Ü Oksay) 4. Bası, İst.-1990, Bilgi yay.

12. Bkz., Yıldırım, Cemal, Bilim Felsefesi, 3. Bası, İst.-1991, Remzi yay., s. 186-189.

13. Arslan, Hüsamettin, Epistemik Cemaat, İst.-1990, Paradigma yay.

14. Duverger, s. 83 vd. Ayrıca bkz., Barnes, Barry, Bilimsel Bilginin Sosyolojisi (çev. H. Arslan) Ank.-1990, Vadi yay.

15. İstanbul-2000, Yeni Yaşam Yayınları.

16. Geniş bilgi için kendilerinin -Kitab-ı Mukaddes Şirketi’nin- yayınladığı propaganda kitapçığına bkz., Mesih’in Geri Gelişinin Yakınlığı http://www.bbie.org/turkish/App/App03.html

17. Selim Deringil, İktidarın Sembolleri ve İdeoloji, II. Abdülhamid Dönemi (1876-1909) çev., Gül Çağalı Güven, İst.-2002, YKY, s. 119 vd.

18. Justin Mc Carthy, I. Dünya Savaşı’nda İngiliz Propagandası ve Bryce Raporu Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu, Ank.-2000, s.15.

19. Uygur Kocabaşoğlu, Kendi Belgeleriyle Anadolu’daki Amerika/19. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Amerikan Misyoner Okullar, İst.-1991, 2. Bası, Arba Yay., s. 16 vd.

20. Kocabaşoğlu, s. 29.

21. Kocabaşoğlu, s. 33.

22. Prof. Dr. İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu’nda İktisadi ve Sosyal Değişim, Makaleler I, Ank.-2000, Turhan Kitabevi yay., s. 321-332.

23. Kocabaşoğlu, s. 29.

24. Kocabaşoğlu, 17.

25. Bkz., Zafer Toprak, YMCA, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, İst.-1993-1994, VII/531.

26. Emine Kocamanoğlu, ‘Osmanlı Döneminde Robert Kolej’de Din Eğitimi’ Yeni Türkiye, Osmanlı, Ank.-1999, Yeni Türkiye yay., V/362 vd.

27. http://www.galatasaray.org.tr/busezon/menustart.asp?brans=3&link=voltarih; http://www.voleybol.org.tr/TARIH/tarihturkiye1.htm

28. Yorumsama hakkında geniş bilgi için bkz., Özlem, Doğan, Metinlerle Hermeneutik / Yorum bilgisi Dersleri, İst-1996. Freund, Julien, Beşeri bilim Teorileri (çev. B. Yediyıldız) 2. Baskı, Ank -1996. Özellikle 3. ve 5. Bölümler. Türk Tarih Kurumu Yay.; Göka, Erol-Topçuoğlu, Abdullah-Aktay, Yasin, Önce Söz Vardı / Yorumsamacılık Üzerine Bir Deneme, Ank.-1996; Eco, Umberto, Yorum ve Aşırı Yorum (çev. K. Atakay) İst. -1997, 2. Baskı, Can yay.; Özcan, Zeki, Teolojik Hermenötik, İst.-1998, Alfa yay.

29. Nitelikli bir kaynak olarak bkz., Şinasi Gündüz, Pavlus, Ank. 2001, Ankara Okulu yay.

30. Kitab-ı Mukaddes, Pavlus’un Korintlilere birinci mektubu, Bölüm : 9/16-23.

31. Dr. Mehmet Çelik, Süryani Kilisesi Tarihi, İst-1987, I/15-19.

32. Çelik, Süryani Kilisesi Tarihi, s. 9.

33. 24 Mayıs 1998 tarihli Cumhuriyet gazetesi.

34. Aynı söyleşi.

35. 15 Nisan 2002 tarihli Akşam.

36. Toyota yanındaki Ermeni Kilisesinde toplanıyorlar. Yandaki kapıdan girilir.

37. Zekai Tanyar, ‘Efes Kutlaması’, Gerçeğe Doğru, sayı: 14, Ocak-Şubat 2000, s. 28.

38. http://www.globalharvestministries.org/home.qry?ID=204.

39. http://onnuritv.com/web/english/international_news/international_news.htm.

40. 2 16.4.2001 tarihli Star.

41. Bkz., http://dentistry.yonsei.ac.kr/eng/alumni.html.

42. Etkinlikleri hakkında bkz., http://www.teamworld.org/pray/archives/990216.html; 24. 2.2000 tarihli Turkish Daily News.

43. 06.10.2000 tarihli Türkiye.

44. 23 Mart 1988 tarihli Günaydın gazetesi.

45. 24.12.2001 tarihli Milliyet gazetesi.

46. Misyoner Örgütlerin, Kürtlere yönelik propagandaları için bkz., http://www.princepeaceembassy.org/persecuted__kurds.htm  http://www.kurd.org/Zagros/pubs3z3.htm. http://www.kurdish-partnership.com/bible.html  http://www.kurdish-partnership.com/home.html  http://www.christiannews.org/archives/1998/121798/news/missions.html

47. Amerikan Board of Commissioners for Foreing Missions. Şimdi UCBWM (United Church Board for World Ministries, Near East Mission)’nin çatısı altında yer alıyor. Türkiye temsilcisi 2002’nin sonuna kadar Alan Mick McCain idi.

48. Ayrıca bkz., Misyoner Örgütlerin İzmir Dosyası başlıklı yazı dizimiz, 30.5.2002 tarihli Yeni Mesaj. Misyoner Örgütler Türkiye’de de interneti oldukça etkili bir propaganda aracı olarak kullanmaktadırlar. İnternette yaptığımız araştırmalarda yüze yakın Türkçe propaganda sitesi saptadık. Ancak propagandalarına alet olmamak için isimlerini burada zikretmeyeceğiz. Konuyla ilgilenen araştırmacılar, misyoner örgütlere ait Türkçe propaganda sitelerinin listesini bizden isteyebilirler.

49. William Martin, Hıristiyan Sağı ve ABD’nin Dış Politikası, Foreign Policy Dergisi, Bahar 1999 sayısı, Türkiye baskısı, İstanbul Bilgi Üniversitesi yay., s. 62-76. Bir değerlendirmesi ve özeti için bkz., http://www.bayzan.net

NOT: ALINTIDIR. KAYNAĞI SAYFA BAŞINDA BELİRTİLMİŞTİR.

Bülent Pakman Nisan 2010. İZİN ALINMADAN VE AKTİF LİNK VERİLMEDEN ALINTI YAPILAMAZ.

DİNLER ARASI DİYALOG, ILIMLI İSLAM ve TÜRKİYE ÜZERİNE OYNANAN OYUNLAR  İLE İLGİLİ SAYFALARIMIZ

Twitter WidgetsFacebook Widgets
Sharjah 2011

Bülent Pakman kimdir?    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Türkiye’deki Protestan Misyoner Örgütlenme için 10 cevap

  1. Ahmet Can dedi ki:

    Yazdıklarınızın % 90 ı yanlış ve suçlamadır.Protestan olan niye protestanlaştırılmış ve bölücü oluyor da müslüman olan hak dini seçmiş,zararsız bir imanlı oluyor?Arada ne fark var?İsteyen istediği inancı seçer.İnanç değiştirmek çok doğal.Herkes inançları inceleyip kişisel karara varmalı değil mi?Tanrının önüne çıkınca bize “niye beni kendi iradenle aramadın?” demeyecek mi?Siz de Tanrıya doğrudan sorun.Hangi yolun doğru olduğunu size hissettirecektir.Saygılar

    • bpakman dedi ki:

      Bir kere bunlar benim yazdıklarım değil, yazının en başında açıkça yazılı. Dikkat etmemişsiniz galiba.
      Bu arada Müslüman olan hak dinidir, zararsızdır diyen yok. Benim birçok yazımı okursanız Müslümanlığın ne hale getirilmiş olduğunu görürsünüz. Diğer taraftan bu yazıda Protestanlık değil Protestan misyonerlik faaliyetinin sistematiği eleştiriliyor. Bu topraklarda asırlardır birçok kilise ve bunların cemaatleri var, konu inanç konusu değil.

    • bpakman dedi ki:

      Web sayfamda yazdıklarımda yanlış olabilir, hatta hepsi yanlış olabilir ama Hz. İsa’ya hakaret yoktur. Hatta Kur’an kaynaklı övgü bile var. Aramızdaki fark bu. Başka söze ne hacet.

  2. cansın çakır dedi ki:

    İslam ne bir sevgi, nede bir hoşgörü dinidir. İsa Mesih boşuna dememiştir uyanık olun diye. Kuranı Kerim baştan savma ayetlerle yazılmış bir kitaptır.Peygamberiniz de epey kıskançmış doğrusu kendisini İsa mesihten üstün olduğunu göstermek istemiş ama bocalamış.Ben 23 yaşımdayım. Tanrım beni karanlıktan çıkardığında daha küçüktüm kilisede büyüdüm.bütün hayatım değişti.Merak etmeyin pekçoklarının düşündüğü gibi🙂 beynim sulanmadı…
    maddi bir yardım asla almadım.çok araştırdım ama google’den değil😀 bizim caminin kütüphanesi vardı buhari ciltleri cok hoşuma giderdi özellikle raflardaki sıralanışları :d.Her gün okuldan geldikten sonra kütüphaneye gider ders çalışırdım hemen bitireyim de hadisleri okuyabileyim diye. düşünebiliyormusunuz? hemde daha lisedeydim. okadar yanlış, sevgisiz sözler nasıl bu kitaba toplanır? nasıl hadis olur diye sürekli düşünürdüm. Peygamberinizin aşk hayatından mı bahsedeyim,islamdaki şiddetten mi sadece bununlada bitse gam yemem be arkadaş. şimdi sen ve senin gibiler bana gelipte islam hak dinidir diyemezsiniz.insanlar neye inanmakta özgürdür.senin yargılama hakkın yok.her hristiyanın bu dünyadaki amacı nedir biliyormusun o dediğin misyonerliktir.Tanrının misyonudur çünkü. ilk misyonerde kendisidir.Eğer Tanrımız,babamız,rabbimiz İsa M esih bizim günahlarımız için ölmeseydi kurtuluşumuz olmayacaktı.bizim için akıttığı kan tanrı ile insanlığın barışıdır.”ANTLAŞMADIR” bilirsin o antlaşma ademle havva döneminde bozulmuştu günah işlemişlerdi çünkü.Günahla birlikte ölüm geldi.Ama rab ölümüde yenerek yani dirilerek kurtuluşumuzu sağladı( BÜTÜN İNSANLIK İÇİN)

    “Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi, Öyle ki O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.” ( Yuhanna 3:16 Yuhanna 3:1616″Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.

    Yazdıklarının çoğu yanlış🙂 yazılarının doğru olduğunu bilmeden alıntı yapman seni nasıl rahatlatıyor anlamış değilim

    esenlik sizinle olsun

    • çağrı dedi ki:

      sen kafirin ta kendisisin işte, başkalarının dinini eleştirmeye hakkın yok .
      sen kendi yalandan dinini eleştir insan ol başkalarının dinine saygın olsun
      dini senden öğrenmicez bizim birtek allah,ımız var birde peygamberimiz oda hz.muhammed mustafa s.a.v dir.

    • Recep Budak dedi ki:

      Demek İsa sizin tanrınız!!! Günahlarınız için ölen bir tanrı!!!!…Yahu siz hiç akıl etmez misiniz? Doğan,yiyip içen,yeyiip içtiklerini çıkaran,yorulan,uyuyan bir tanrı olur mu?
      İsa Allah’ın kulu ve onun insanlara gönderdiği peygamberidir.Muhammed (A.S) peygamberin de geleceğini haber vermiştir.
      Ama insanların nefisleri, kurulu düzende şekilenmiş menfaatleri ve statülerinden olma korkusu onları gerçeğin üstünü örtmeye yönlendiriyor.
      Ne diıelim,Allah hidayet nasip etsin.

  3. çağrı dedi ki:

    sen üstüne alınma benim sözüm misyonerliği destekleyenlere, yarası olan gocunur bizim alnımız ak,başımız dik

  4. Rahman dedi ki:

    Lütfen burada öncelikle birbirimize saygı gösterelim. Kimse kimseyi aşağılayamaz, kimse de kimseye kafir mafir yaftası yapıştıramaz. İman Allah ile kul arasında olan bişeydir.
    Hıristiyanlarda, müslümanlarda ve hatta budistlerde sürekli misyonerlik-tebliğcilik yapmaktadır. Bırkanı yapsınlar zaten imanı zayıf olan kendini daha iyi hissediyorsa diğer tarafta yer alsın. Yürekleri gören Allah’tır ve yargılama yetkisi sadece O’ndadır. Bağışlamada, cezalandırmada onun tasarrufundadır. kul kulu iman konusunda yargılayamaz.
    Yazar arkadaşta neden bu konuyu bu derece önemseyip araştırmış? e ilgi çeken bir konu ekmek var :))
    Saygılar…

    • bpakman dedi ki:

      Misyonerlik bir uluslarası plan dahilinde (örneğin BOP), maddi çıkarlar vaadleriyle yapıldığında Müslüman dinini ortadan kaldırmayı amaç edindiğinde iş değişir. Tebliğcilik olmaktan çıkar. Bu Vahhabilik yayılması için de geçerlidir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s