Bahtiyar Vahapzade

Milli Mücadele Şairi Bahtiyar Vahapzade

Jale Babaşova

ÖZET
Rusların, Azerbaycan’ı işgal etmesiyle birlikte her alanda çeşitli değişikliklere gidilir. Bu alandan birisi de dildir. Bu tarihten itibaren Azerbaycan Türkçesi ikinci planda kalır. Rusça’nın ön planda tutulduğu bu denemde, aydınların ana dilin önemini vurgulayan çeşitli çalışmalarla halkı bilinçlendirdiklerini görüyoruz. Bu aydınlardan birisi de şiirleriyle bir ömür boyu ana dilinin gerekliliğini vurgulayan Bahtiyar Vahabzade’dir. Vahabzade’nin, Sovyetler Birliği döneminde, kendine has bir üslupla, milletin geleceği ve devamı için ana dilinin önemini ve gerekliliğini vurguladığını, bu alanda kalemiyle mücadele ettiğini görmekteyiz. Çalışmamızda, şairin, bütün baskılara rağmen, bu uğurda vermiş olduğu mücadeleyi ele aldık.

Türk dünyasının görkemli şairi 20. yy. Azerbaycan edebiyatının şiirinin muhteşem siması şanlı milletimizi büyük mütefekkiri Bahtiyar VAHAPZÂDE ister Azerbaycan Cumhuriyetinde isterse de onun sınırları dışında şiirleri ve eserleriyle tanınmış ve sevilmiştir. Bütün sanat hayatı boyunca büyük Türk milletinin dertleriyle yaşamış, milletini daha güzel günlere ulaştırmanın yollarını aramış ve bunu şiirlerine yansıtmıştır.

Bahtiyar VAHAPZÂDE, 16 ağustos 1925 yılında Azerbaycan’ın dağlık yerlerinden biri olan eski ve köklü bir tarihe sahip Şeki şehrinin, “yukarı baş” mahallesinde dünyaya gelmiştir. Çocukluğunun ilk dokuz yılı da burada geçmiştir. Şair 1934 senesinde gerçek anne ve babasından ayrılarak öz babası ve öz annesi olarak bildiği Mahmut Ağa ve Gülizar Hanımla Bakû’ye taşınmıştır. Ailesi odunculukla geçimini sağlıyordu. Şairin babası, dedesi ve amcaları okuma yazma bilmezdi. Yalnızca büyük amcası Alieşref’in okuma yazması vardı. Bahtiyar VAHAPZÂDE’nin ağabeyi nesillerinde ilk okuma yazma bileniydi.

Bakû’ye taşındıktan sonra babası bir süre ipek fabrikasında çalışmış, hastalanınca işini değiştirmiştir. Bakû’ye göçtükten sonra uzun süre bu şehre alışmaz yazar, ama artık hayatının kalan kısmı burada geçirecektir. Eğitimini devam ettirmesi için yazr okula kaydedilir. Fakat dördüncü sınıftan devam etmesi gerekirken üçüncü sınıftan başlamak zorunda kalır. Bununda en başlıca sebebi o dönemde Rusça bilmeden eğitimini devam ettirememesiydi.

1942 yılında okulunu bitiren Bahtiyar VAHAPZÂDE, annesinin isteği üzerine doktor olmaya, tıp okumaya karar verir. Üniversiteyi aynı yıl kazanır. Fakat derslerin çok zor olması kemik isimlerinin Latincesinin ezberlenmesinin zorluğundan ve her şeyden önce bu alan ilgisinin ve sevgisinin az olması nedeniyle 2. Dünya Savaşı yıllarında ailesinden habersiz Filoloji Edebiyat Fakültesi’ne girmek için mülakata girer ve kazanır. Bir süre her iki üniversitede derse girer, sabahları tıp derslerine öğleden sonra da edebiyat derslerine. Yalnızca 1943 yılının ocak ayında ailesine durumu açıklar ve tıbbı bırakır. 1945’de henüz üniversitede öğrenciyken yazarlar birliğine kabul edilmiştir. 1947 yılında üniversiteyi bitirir ve aynı yıl yüksek lisans kazanır, 1951 yılında “Samed Vurgun’un Lilikası” mevzusunda yaptığı inceleme ile namzetlik [1] derecesini alır. 1964’te “ Samed Vurgun’un Yaratacılık Yolu” konusunda doktora tezini savunur. Bahtiyar VAHAPZÂDE daha yolun başındayken merhum şair ve tiyatro yazarı “Samet Vurgun’un Hayat ve Faaliyetiyle” ilgili yazdığı tezle dönemin tanınmış bilim adamlarını beğenisini kazanmış, geleceğin önemli simalarından birisi olacağı hakkında yorumlar almıştı. 1950 yılından itibaren de Azerbaycan Devlet Üniversitesi’nde (şimdiki Bakû Devlet üniversitesi) doçent olarak çalışmaya başlamıştır.

Bahtiyar VAHAPZÂDE 1950 yılında Dilara Hanımla evlenmiştir. 1980 yılından itibaren Azerbaycan İlimler Akademisi’nin üyesi olmuştur. 1990 senesine kadar tam kırk yıl aralıksız olarak hocalık yapmış ve sonra da emekli olmuştur. 1980’den 2000 yılına kadar milletvekilliği yapmıştır.

Gayesiz yaşamak, yaşamak değildir. İnsanın yaratılışında da bir hikmet bir sır vardır. Bu hikmet, bu sır insanın ruh dünyasında kendini bulacaktır veya insanın ruh dünyasına şekillendirecek ona bir istikamet verecektir. Bahtiyar VAHAPZÂDE gibi büyük bir yazarında gayesi, amacı ve ideolojisi vardır. O bir fikir, ideoloji adamıdır.

Yaşamak yanmaktır yanasan gerek
Hayatın mânâsı yalnız ondadır
Şam [2] eğer yanmırsa yaşamır demek
Onun yaşamagı yanmağındadır

Şiirinden de görüldüğü gibi yaşamın anlamını yalnızca, bir şeye inanmakta, kendini ruhunu benliğini, inandığı şeyler uğruna, savunduğu ilkeler doğrultusunda eritmekte bu yolda yanmakta görüyor.

Büyük şairimiz bir milletsever, hürriyet aşığıdır. Yazmaya başladığı dönemlerde gönlünden geçenleri yazmak o dönemdeki politik rejimden dolayı imkânsızdı. Bunların hepsini düşünerek o Azerbaycan’ın bir başka söz üstadı M. F. Akhundzâde’nin “Eğer yazmak istediklerini mevcut zamanda ve mekânda yazamıyorsan mekânı ve zamanı değiştirerek içinden geleni yaz, anlayan anlayacaktır.” Fikrini esas almış ve bütün şiirlerinde, piyeslerinde ideolojisine sadık kalmış, totaliter rejime bu yolla muhalefet olduğunu göstermiştir. Yazarın hayatı boyunca sadık kaldığı tek hedefi vatanına milletine hizmet etmek olmuştur. İster öğretmenliğiyle isterse de şiirler eserleriyle toplumu eğitmeye ve topluma mili şuur milli kimlik fikrini aşılamaya çalışıyordu.

2. Dünya Savaşı yıllarında Azerbaycan edebiyatı tarihinde ilk imzası görülmeye başladığı andan itibaren halkın sevgini kazanan şair savaştan sonra 1949 yılında “Menim3 Dostlarım” isimli ilk şiir kitabını yayımlamıştır. Milleti adına büyük düşünen büyük idealleri olan vatan aşığı, halk şairi, millî şair Bahtiyar VAHAPZÂDE yazdığı dönemde milletine yapılan haksızlıklara kayıtsız kalamıyor susamıyor sürekli mevcut yaşanılan haksızlıkları tarihte yaşananlarla beraber politik bir şekilde şiirlerinde ifade ediyordu. Bahtiyar VAHAPZÂDE milletinin içine düştüğü çıkmazları; memleketi Azerbaycan’ın önce ikiye bölünmesini sonra içlerine Ermenilerin bilinçli olarak yerleştirildiği “Karabağ çıbanını” çok düşünmüştür. Farklı zamanlarda bilinçli olarak alfabemizin değiştirilmesi, adımızın değiştirilmesi, hepsi emperyalizmin bize kökümüzden ayırmak diğer Türk topluluklarıyla bağlarımızı koparmak amacı güdüyordu. O dönemlerde Stalin’in uyguladığı bu politikanın amacı alfabeyi bile değiştirerek Türkleri kendi öz kültüründen koparmayı amaçlıyordu. Tarihi topraklarımıza Ermenilerin yerleştirilmesi sonra da bu toprakların onlara “ pay “ verilmesi gerçek bir “vatan mecnunu” olan şairi çileden çıkarmıştır. Bu konudaki tepkilerini şiirleri ve nesirleriyle dile getirerek milletinin duygularına tercüman olmuştur. Gerçek bir vatan aşığı olan şair “ Topraktan Pay Olmaz” başlıklı şiiri ve başka bir çok şiirleriyle vatan toprağının milletine ait olduğunu Ermenilere bağışlanamayacağını, ecdatlarımızın şeref ve şanımızın bu topraklarda yattığını söyleyerek itiraz etmiştir.

Başımız üstünde hemişe [3]  yumruk
Helal adımızı demeye korktuk
Damga da vurdular hele bu ada
Dandık 4 korkumuzdan öz babamızı
Kifayet değilmiş bu da cellâda

Burada “adımızı” ve “öz babamızı” ifadeleriyle o zamanlarda kullanılması yasak olan Türk kelimesini kast ediyor. “cellât” kelimesi de istiharedir ve Çar Rusya’sını simgeliyor. Bahtiyar VAHAPZÂDE’nin şiirlerini, piyeslerini, makalelerini okuduğumuz zaman her mısrada, her cümlede, her sözde, her hecede vatan sevgisi, vatan millet kaygısı hissediliyor:

Vatan toprağından yaranmışım ben
Şiirimdir vatanın gül çiçekleri

Ruhunun her zerresiyle halkına ve milletine aitliğini, bağlılığını ifade eden şair 1985 senesinde “Halk Şairi Ödülü “ nü bu özellinden dolayı almıştır. Halk şairi sıfatına layık olan Bahtiyar VAHAPZÂDE ister şiirlerinde isterse de nesirlerinde ele aldığı konularından “vatan, millet, hürriyet, anadili“ gibi konulara öncelik vermiştir.

Bahtiyar VAHAPZÂDE aşk şiirleri de yazmıştır, bu şiirleri de çok ünlüdür. Birçok aşk şiiri günümüzde bestelenmiştir ve sevilen şarkılardandır. Şair aynı zamanda felsefî mevzuda da eserler yazmıştır. Bu arada şair hayat, ölüm, ebediyet, hayatın anlamı, ölüm hakkında değişik fikirleri konu edinen birçok şiir, poema, piyes yazmıştır. Sanatsında hep savunduğu bir ilke vardır ki bu da sanatın anlaşılır olması ile ilgilidir. Şair şiirlerde, yazılarda, anlaşılmazlığa, kapalılığa karşıdır ve bu görüşünü “şiir bulmaca değil” diyerek ifade ediyor. Bu konuyla ilgili bir makalesinde Türkiye’de Servet-i Fünun edebiyatı devrinden kalma ilke olan “Sanat sanat içindir” ilkesine karşı çıkar.

Bahtiyar VAHAPZÂDE’nin şiirlerinde ve piyeslerinde ele aldığı en önemli konulardan diğeri de Türklük, Turancılıktır. Büyük Türk şairi, düşmanların yüz yere böldüğü Türklüğün, kardeşlerin biran evvel birleşmesini ister ve bu konuyla ilgili fikirlerini yazılarında, eserlerinde hep dile getirmiştir. Bu dönemde mevcut rejimin yasakladığı kavramlar vardı bu kavramlar “millet”, “Türklük”, “Türk milleti” gibi kelimelerdi. Bu politikanın amacı milli bilinci öldürmek, insanlara milli kimliklerini unutturmaktı.
Bahtiyar VAHAPZÂDE millet kavramını şöyle ifade ediyordu: ”Bir milleti millet yapan, onu diğer milletlerden ayıran özellikler soy, dil, vatan ve tarih birliğidir. Bu ortak değerler etrafında birleşenler millet olurlar”

Elimizde bir bizim
Dilimizde bir bizim
Vatanımız bir bizim
Dünenimiz [5]  bir bizim

Bahtiyar VAHAPZÂDE bu konudaki fikirlerini her devirde açıkça ifade etme imkânı bulamamıştı, fakat başka başka “mahkûm ve mazlum” milletlerden bahsederek kendi parçalanmış milletinin: Azeri, Özbek, Türkmen, Kazak, Kırgız, Karakalpak ve başka Türk dilli halkların kaderlerini akıllara getirmeye çalışmıştır.

Bahtiyar VAHAPZÂDE, büyük Türk milletinin geçmişine bakıp da kendi zamanındaki haline bakıp ağlıyor, milletinin bölünmesine üzülüp kahırlanıyordu. Bahtiyar VAHAPZÂDE Sovyetler rejiminin uygulandığı en zor dönemde bile korkmadan 1959 senesinde yazdığı “Gülistan” şiiri şairin ağır bir depresyon geçirmesine neden olmuştur. Çünkü bu şiiri hiçbir yerde yayınlattıramadı. Yalnızca 1960 senesinde “Şeki Fehlesi” gazetesinde, sonra da bir kitabında bu şiiri yayınlayabilmiştir. Fakat bundan sonra yazarın zor günler başlar. 1962 senesinde Gülistan şiiri yüzünden öğretmenlik yaptığı üniversiteden kovulmuş, iki sene zarfında ev hapsi yaşamıştır.
Şair bu eserinde İran Şah’ının kanlı rejimi ve Lenin “Halkalar Hapishanesi” adlandırdığı Çarlık Rusya’sının Azerbaycan’ı ikiye parçalamasını ve bu emperyalist siyaseti özgürlük ve isyan duygusuyla kaleme almıştır.

Nece [6] ayırdınız tırnağı etten
Üreği [6] bedenden, canı cesetten?
Ahı [6] kim bu hakkı vermiştir size
Sizi kim çağırmış vatanımıza

12 Ekim 1813 senesinde İran ile Rusya arasında Gülistan kentinde imzalanmış Gülistan Antlaşması bu kentin adına da gölge düşürmüştür. Şair bununla ilgili duygularını şöyle ifade ediyor:

Başını kaldırdı, ancak dembedem
Kestiler sesini Azerbaycan’ın.
(…)
Koyulan şartlara razıyız diye,
Taraflar imza attı antlaşmaya
Taraflar kim? Her ikisi de düşman,
Düşmanlar mı edecek bu halka imdat?!
(…)
Koy kalksın ayağa ruhu Tomris’in
Babek’in kılıcı parlasın yine.
Onlar bu şartlara sözünü desin,
Zinciri kim vurdu aslan bileğine?
(…)
Koy yıldırım çaksın, titresin cihan!
Yürekler gazabdan coşsun patlasın.
Daim hak yolunda kılınç kaldıran,
Yiğit ataların mezarı çatlasın.
Öz sivri ucuyla bu tüy kalem
Deldi sinesini Azerbaycan’ın

Bir milletin dili, ruhu kâğıtlar üzerinde bölünmek istenmiş ancak bedeni candan ayırmak mümkün olmamıştır. Bölünen, parçalanan sadece topraktır:

Ağalar bilmedi birdir bu toprak
Tebriz de Bakû de Azerbaycan’dır
Bir elin ruhunu dilini ancak
Kâğıtlar üstünde bölmek asanddır [7]

Azerbaycan Güney ve Kuzey diye ikiye bölünür. Böylece tarihi topraklar iki başlı, bir kalpli bir bedene dönmüştür. Birinin kalbi Bakû’de, diğerinki ise Tebriz’de atar. Her ikisi de Azerbaycan için Mekke – Medine gibi kıymetlidir.

“Gülistan” ın ilk kısmında bir asırlık hicran yaratan mukavelenin imzalanışından sonra Azerbaycan’ın zaman zaman başına kaldırdığını fakat sesinin hemen kesildiğini belirtir şair. Yazar “Gülistan” şiirinde vatanı kuşa benzetir, bu kuşun kanatlarından biri Güney diğeri ise Kuzey Azerbaycan’dır. Kuşun yükselmesi için iki kanada ihtiyacı vardır. Dolayısıyla bu şiirde yüzyıldan beri süren bu hasreti, ayrılığı bitirmeye çağrı vardır. Bahtiyar VAHAPZÂDE “Gülistan” eserinden sonra yazılarını Azerbaycan’da yayımlatamaz. Eserlerinin çoğu kardeş ülke Türkiye’de yayınlanır. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bu rejime karşı olan eserlerini “ Sandıktan Sesler” başlığı altında neşrettirmiştir. 1980li yıllara kadar “Türk” kelimesini aslına uygun şekilde kullanamayan yazar yalnızca 1990 senesinden sonra Azerbaycan bağımsızlığını ilan ettikten sonra ruhu millet sevgisiyle taşan yazar senelerdir içinde birikenleri hiçbir sınır tanımadan yazmaya başlamıştır.

Bahtiyar VAHAPZÂDE Türkiye sevdalısıydı… Çok sevdiği Ahmet Kabaklı ile dostluğu yıllar boyu sürmüştür. Usta gazeteci yazar Ahmet Kabaklı’nın ölümü şairi çok sarsmış ve uzun zaman o boşluğu hissetti Türkiye’ye her gelişinde.

Türkiye’de sanata değer veren şahıslar tarafından hep değer gördü, hep hakkında bir şeyler yazıldı. 1990 senesinde Türkiye Yazarla Birliği tarafından Türk kültürüne hizmetlerinde dolayı Üstün Hizmetler Ödülü’ne layık görülmüştür. Ve bundan ilham alan şair “Türkiye – Azerbaycan” şiirini yazar ve bu şiiriyle gönüllere taht kurmuştur.

Azerbaycan – Türkiye
Bir ananın iki oğlu,
Bir amalın iki kolu.
O da ulu, bu da ulu
Azerbaycan – Türkiye.
Dinimiz bir, dilimiz bir,
Ayımız bir, yılımız bir,
Aşkımız bir, yolumuz bir
Azerbaycan – Türkiye.
Bir milletiz, iki devlet
Aynı arzu, aynı niyet.
Her ikisi cumhuriyet
Azerbaycan – Türkiye.
Birdir bizim her halimiz
Sevincimiz – sıkıntımız.
Bayraklarda hilalimiz
Azerbaycan – Türkiye.
Ana yurtta – yuva kurdum,
Ata yurda gönül verdim.
Ana yurdum, ata yurdum
Azerbaycan – Türkiye.

Bahtiyar VAHAPZÂDE’nin Türkiye ile ilgili yazdığı şiirleri okudukça Anadolu Türklerini Türkiye’yi çok seven, Türk insanın dertlerini kendi derdi bilen, Azerbaycan’da Türkiye için yanan bir kalbin attığını duyabiliriz.

21. yy. da yalnız Azerbaycan’ın değil bütün Türk dünyasının büyük şairlerinden biriydi Bahtiyar VAHAPZÂDE. Bahtiyar VAHAPZÂDE’nin millet, vatan, Türklük anlayışlarını şiirinde işleyiş tarzı, günümüz Türk edebiyatındaki isimlerle kıyaslanırsa Mehmet Akif Ersoy ile kıyaslanabilir. Çünkü M. A. Ersoy, milli mücadele döneminde ve sonrasında milleti, vatanı için yaptıklarını Bahtiyar VAHAPZÂDE de Azerbaycan Milli Azadlık Harekâtı [8] yıllarında yapmıştır. Bahtiyar VAHAPZÂDE vatan ve millet aşkını, ana dili sevgisini kor halinde kalbinde taşımış ve bunu okurlarına vermeye çalışmıştır. Bu yolda karşısına çıkan bütün engeller rağmen yaptığı mücadeleden bir bile olsun vazgeçmemiştir. Millet, milli ruh, milli haysiyet ve bunlara bağlı olarak diğer değerler şairin sanatının şah damarını oluşturuyor. Şair sanatının her döneminde bu kavram üzerinde düşündüklerini, hissettiklerini kâğıda dökmüştür. Kendi ana dilin de şiir, poyema, hikâye, senaryo, inceleme, araştırma, makale, tanıtma yazıları yazan ve çeviriler yapan büyük bir sanatçıdır. Eserleri İngilizce, Almanca, Fransızca, Macarca, eski Sovyetler Birliği’ndeki birçok halkların diline çevrilmiştir. Seksen dört sene usanmadan, yorulmadan, yılmadan çalıştı, vuruştu; ruhtan düşmedi hep yazdı, anlattı ve son nefesine kadar da vatan dedi, millet dedi, halkım dedi.

Diyorum sefası bitti ömrümün
Şimdi dağa çıkarım düze elveda
Düze duman çöker düze kar yağar
Bahar elveda yaza elveda

Diyerek Azerbaycan edebiyatının üstat kalemi Bahtiyar VAHAPZÂDE 13 Şubat 2009 senesinde 84 yaşında vefat etti.
___________________________________
KAYNAKÇA
Garayev, Ş. Salmanov, “Poeziyanın Kamilliyi”, Yazıcı, Bakü 1985
Mayadağlı, Hüsniye Zal, Bahtiyar Vahapzade Hayatı ve Eserleri, Türkiye Diyanet Vakfı Yay. Ankara 1998
Fr. Paulhan, Ahlâkın Ahlâksızlığı, (çev. M. Naci Ecer), İstanbul 1946
Bahtiyar VAHAPZÂDE Seçilmiş Eserleri, Bakû, 2004
Bahtiyar VAHAPZÂDE Ahı Dünya Fırlanır,Bakû , 1987
Bahtiyar VAHAPZÂDE Gelin Açık Danışag, Bakû, 1988
Bahtiyar VAHAPZÂDE Açılan Seherlere Selam,2000
Bahtiyar VAHAPZÂDE Sadelikte Büyüklük, Bakû,2000
________________________________________
[1] Sovyet eğitim sisteminde doktora ile yüksek lisans arasında bir kademe – aspirantura.
[2] Şam – mum.
[3] Hemişe – her zaman. Menim – benim.
[4] Dandık (danmak) – inkar etmek
[5] Dünenimiz – dün, mazi.
[6] Nece – nasıl. Ürek – kalp, yürek. Ahı – yahu.
[7] Asand – kolay.
[8] Azerbaycan Milli Azadlık Harekâtı – Azerbaycan Milli Mücadele Dönemi.

Yukarıdakiler: http://www.anlam.biz/?tag=bahtiyar-vahabzade#K2MR13T2uF3Zyv5l.99 sayfasından yorumsuz alıntıdır.

Vahapzadeyi anlatmaya devam edelim

Bahtiyar_Vahapzade_fotoİran’ın 23-27 Temmuz 2001 de Azerbaycan adına petrol arayan bir gemiyi bölgeyi terketmeye zorlaması ve Azerbaycan hava sahasını ihlal etmesi, Azerbaycan’ın Hazar denizindeki petrol haklarını ile ilgili sert bir nota vermesiyle başlayan gerginlik üzerine zamanın Genel Kurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu aniden Bakü’ye gider. Giderken de Türk jetlerini beraberinde getirir. Türk Yıldızları 24 Ağustos 2001 de Bakü ve Hazar Denizi üzerinde gövde gösterisi yaparlar. Bunu  Azerbaycan Devlet Başkanı Haydar Aliyev, Hüseyin Kıvrıkoğlu ve tüm Bakü halkı Azadlık meydanında, sahil boyunda ve Bakü’nün her yerinde büyük coşkuyla izlerler. Türkiye’de de ben dahil bütün Türk halkı bu tarihi olayı TRT TV’den canlı izlemiştik. Bundan sonra İran sesini keser bir daha Azerbaycan’ı rahatsız etmez. Bu günü Azerbaycan’ın büyük şairi Bahtiyar Vahapzade şiirle ölümsüzleştirir:

Öz helal Türk Yıldızlarım
Uçtu benim öz göğümde.
Aslan gücü, kaplan azmi
Duydum o gün bileğimde.
Bana parmak gösterene,
Öz yerini bellettiler!..
Onlar Bakü semasına
Yürek şekli resmettiler!
Dediler ki sizinledir
Daim bizim yüreğimiz
Her aşkımız dileğimiz.
Sen ey bana güç gösterip
Bazen beni hedeleyen (Tehdit eden)
Onlar sana gösterdi ki,
Tek değilim dünyada ben.
O gün bakıp gökte uçan yıldızlara,
Ben kendimi arkalı bir dağ sayırdım
Sevincimden ağlayırdım!..
Biz bir daha anlıyorduk
Nedir inam, nedir inat
Ben ağladım sevincimden
Tanrım beni böyle ağlat!..

Bahtiyar Vahapzade’nin diğer bazı şiirleri:

Kurtlar olur çobanların koyunu
İtten öğrenirse, kendi soyunu
“Azerilik” komunizmin oyunu
Azeri değiliz, Türk oğlu Türk’üz!

————-

Ana dili

Dil açanda ilk defa ‘ana’ söylerik biz
‘Ana dili’ adlanır bizim ilk dersliyimiz
İlk mahnımız laylanı anamız öz südüyle
İçirir ruhumuza bu dilde gile-gile.

Bu dil – bizim ruhumuz, eşgimiz, canımızdır,
Bu dil – birbirimizle ehdi-peymanımızdır.
Bu dil – tanıtmış bize bu dünyada her şeyi
Bu dil – ecdadımızın bize goyup getdiyi
En gıymetli mirasdır, onu gözlerimiz tek
Goruyub, nesillere biz de hediyye verek.

Bizim uca dağların sonsuz ezemetinden,
Yatağına sığmayan çayların hiddetinden,
Bu torpağdan, bu yerden,
Elin bağrından gopan yanığlı neğmelerden,
Güllerin renglerinden, çiçeklerin iyinden,
Mil düzünün, Muğanın sonsuz genişliyinden,
Ağ saçlı babaların aglından, kâmalından,
Düşmen üstüne cuman o gıratın nalından
Gopan sesden yarandın.
Sen halgımın aldığı ilk nefesden yarandın.

Ana dilim, sendedir halgın aglı, hikmeti,
Ereb oğlu Mecnunun derdi sende dil açmış.
Üreklere yol açan Füzulinin sen’eti,
Ey dilim, gudretinle dünyalara yol açmış.
Sende menim halgımın gahramanlığla dolu
Tarihi verağlanır.

Sende neçe min illik menim medeniyyetim
Şan-şöhretim sahlanır.
Menim adım, sanımsan,
Namusum, vicdanımsan!
Milletlere halglara halgımızın adından
Mehebbet destanları yaradıldı bu dilde.

Bu dil – tanıtmış bize bu dünyada her şeyi
Bu dil – ecdadımızın bize goyup getdiyi
En gıymetli mirasdır, onu gözlerimiz tek
Goruyub, nesillere biz de hediyye verek.

————-

Annem Öldü Mü?

Ne hız ellerini üzdün dünyadan
Balanı tek koyup nereye gittin?
Nasıl yok oluyormuş bir anda insan
Sanki bu dünyada hiç yok imişsin..Güneş gurup etti… oda karardı…
Bir anda yok oldun sen hayal gibi.
Şimdi düşünürüm senden ne kaldı..
Gönlünde hatıran kara hal gibi…Beni boya başa yetirdin anne
Bize borçlu bildik her zaman seni
Sen beni dünyaya getirdin anne
Bense yola saldım dünyadan seni…Sen bana beşikte ninni çalmışsın
Bugün ninni çalsam sana ben de mi?
Senin şirin şirin ninnilerini
Sana gaytarayım cenazende mi?’Uykun şirin olsun’ diyerdin bana
‘Uykun şirin olsun’ deyim mi sana
Gerek ben basına dönüm dolanım,
Beni hayat için hep uyutanım,

Söyle ölümçün
Nasıl uyutayım seni ben bugün?

Bu nasıl dünyadır anlayamam ben,
Cilvesi cürbecür, rengi cürbecür
Dün öz nefesiyle seni işiden
Bugün buza dönüp, tasa dönüptür

Bu nasıl dünyadır…
İnsanoğlunun
Hayali göktedir kendi yerdedir…
Sağken omuzunda hayatın yükü
Ölende ceseti çiyinlerdedir…
Bu nice dünyadır bu nice dünya
Ölüm hakikat hayatı rüya
Derdimin gamımın ortagı sendin
Niye yüz çevirdin ya niye benden? …
‘Derdin bana gelsin’ hani diyerdin
Niye dert ekledin derdime ya sen

Annem, kimse seni darıltmamıstır,
Ben seni
Ben seni darıltan kadar.
Şimdi kime açsam derdimi bir bir
Kim benim derdime yanar sen kadar?
Evin her yerinde görülür yerin
Gözüm ahtarcıdır anne ey anne

‘Ninem’ ‘hani’ diyor küçük azerin
Ne cevap verem ana ey ana
Bilmem bilmem bilmem bu ölüm nedir
Hayat var iken
Nefesin ey anam hala evdedir
Kendin yer altinda taşa dönmüşsün

Bugün yedin oldu…
Annem yedi gün,
Bizimle beraber ağlar odalar
Sana
Yalniz sana
Sana demek için
Gönlümde ne kadar bilsen sözüm var…

Annem ısmarlandın anne topraga
Bu ölüm sineme çekti dağ benim
Sen benim arkamda benzerdin dağa
Sanki de arkamdan uçtu dağ benim…

Ömrü başa vurdun altmış yaşında
Altmışın üstünde durup yaşında
Artık senin için durudgu zaman
Benim çün dolaşır
Gün olur akşam…
Vakit geçer sen benden uzaklaşirsin
Ben sana günbegün yakınlaşırım…

—————–

Ecdada Borcumuz

İmandan, gümandan, esen külekten
Bu millet bir nice yere bölündü.
Biri öbürünü iğnelemekten
Sanki çevrilerek akrebe döndü.

Bu ona şer atar, o buna bühtan
Allah kendi yetsin feryadımıza
Bıkıp kendimizi damgalamaktan
Şimdi de geçmişiz ecdadımıza.

İyiyi dışarda arıyoruz biz
Farkını bilmeden boşla dolunun
Savaş meydanından çekilmeğimiz
Adına yazılmış koç Köroğlu’nun:
“Yiğitlik on imiş, dokuzu kaçmak”
Bizim kimliğimiz bu imiş ancak?

Kendini küçültmek nerdendir bizde?
Nedir kendimize bu şer, bu bühtan?
Bizim aşağılık düşüncemizde
“Öküz olmaz imiş ev danasından.”

“O altın götürüp ülkeden” diye
Bühtan da yamadık Resulzade’ye.
Ama bir ayarı olur yalanın
Gel dünü bu güne satma sen bu gün
Kendi baştan başa altın olanın
Neyine gerekmiş altın, bir düşün.

Sen Allah, taş atma sen billur suya,
Gün gelir, vicdanın kınayar seni.
Amandır, koymayın karşı karşıya
Gelin Neriman’la Resulzade’yi

“Babek soy köküyle bizden değilmiş
Hatai İslam’ı ikiye bölmüş
Fetalı Allahsız, Vagif baz idi
Falansa azıcık kumarbaz idi
Geceli gündüzlü Hadi dem idi
O ayyaş, bu fersiz, o bigam idi
Biri garazkârdı, biri hasisti
Bu ondan iyiydi, o bundan pisti
Nâtavan böyleydi Hacer şöyleydi
Büyükler önünde o, bir köleydi

Rahmet demiyoruz ama bir kere
Milleti yücelten rahmetlilere
Bir soran yok mudur peki, sen nesin?
Söyle, bu millete ne getirmişsin?
Sen bühtan attığın bu büyüklerin
Yüzde biri kadar ne iş görmüşsün?

“Divan şairleri” yaramaz bize
Yoktur uyarlığı zamanımıza
Fikret’in oğlu da vazgeçti dinden
Gitti öz yurdundan, öz vatanından,
Hamit eserleri batı taklidi
Akif de, Fazıl da bir dindar idi”

“Doğudan Batıya ferman gönderen
Atalar ne kadar cephe yardılar
Batının önünde Fatihlerimiz
Bu gün yeni nesli utandırdılar.”

Kendini küçülten ey Türk, bir düşün
İncele tarihi bir de derinden.
Niçin utanmıyor batılı bu gün
Atasının haçlı seferlerinden?

Yadların önünde kekelemekle
Dedeni, nineni lekelemekle
Niye geçmişini sen danıyorsun?
Ulu şöhretini kıskanıyorsun,

Sözün doğruysa da deme arkadaş
Birine Turancı, birine yoldaş
Öyle bile olsa söyleme kardaş
Birine gasbıkâr, birine ayyaş

O vakitten sular akmış durulmuş
Çok şeyler değişmiş, bu ki sır değil.
Farklı düşünceler her zaman olmuş
Yarın da olacak, zaman bir değil,

Zirveden dereyi görmen ile sen
Övünme, bu değil uzak görenlik
Dereden zirveyi gör, deyim ahsen!
İşte, buna derler erlik, erenlik,
Bugünün gözüyle sen düne baksan
Geçmişe yargıda yanılacaksan,

Evvel özümüzü görek, anlayak
Bize akıl verip o ulu tanrı
Hiç görebildik mi biz on yıl gabak
Bu gün gördüğümüz bu oyunları?

Çok şey ummadık mı biz atalardan?
Bu günkü dertlere biz yâdız meğer
Bizden öncekine kulp tokmak asan,
O kulptan kendimiz azadız meğer?

Neriman kim idi? : vaktinin oğlu!
O vakit düşünemezdi o bizim gibi
Sor öz vicdanından sanki bu yurdu
O senden, ya benden az mı severdi?

Gelin ataları ata sayak biz
Ulu mezarlara taş atmayak biz
Zaman hükmeyledi, dünya değişti
Bizden arkadaki ileri geçti
Dünya göz göresi şer atar bize
Biz de şer atarız öz dedemize
Ulu Atalara yol gösteririz
Nerde ayrılsak da burda biz biriz.

Hakkı ayaklarız biz hak adına
Dil uzun, el kısa, fikir derbeder
Ya Rab! Bu dünyada öz ecdadına
Çirkef atan var mı bu millet kadar?

————————–

Neylemeli

Kuş okudu, ferahlandık
Taş okusa neylemeli?
Örümcekse tor(1) dokudu
Kol dokusa neylemeli?

Dedim, dünya bir temaşa
Her arzumuz geldi başa
Dediklerin baştan başa
Boş uykuysa neylemeli?

Sesimiz yok, küyümüz var
Okumuz yok, yayımız var
Deme gelmiş çayımız var
Şeker yoksa neylemeli?

Yalanlardan cana doyduk
Ona uyduk, buna uyduk
Et kokuştu, tuza koyduk
Tuz kokarsa neylemeli?

Bülent Pakman. Mayıs 2014.  İzin alınmadan, aktif link verilmeden yayımlamaz, alıntı yapılamaz.

Türkiye’de Azerbaycan Türklerine yanlışlıkla Azeri konuştukları dile de Azerice denmektedir. Azeriler İran’da yaşayan küçük bir etnik topluluktur. Doğrusu Türkiye Türklerine göre “Azerbaycan Türkleri” ve “Azerbaycan Türkçesi” olup  Azerbaycan Türklerine göre ise  “Azerbaycan Halkı” ve “Azerbaycan’ca” veya “Azerbaycan Dili”dir. Günlüklerimizde arada Azerice ve Azeri kelimelerinin kullanılmasının sebebi arama motorlarına daha çok o şekilde girilmesindendir.

Kurtlar olur çobanların koyunu
İtten öğrenirse, kendi soyunu
“Azerilik” komunizmin oyunu
Azeri değiliz, Türk oğlu Türk’üz!

Bahtiyar VAHAPZADE

AZERBAYCAN GÜNLÜKLERİ:

Bakü’ye gelmeyi düşünen Türk vatandaşlarına yardım için şahsi görüşler yanında bazı bölümleri kaynakları verilmiş yorumlu-yorumsuz alıntılarla derlenmiştir, tenkidi (eleştirel) ya da başka hiç bir amacı yoktur.  Yaşanmakta olan hızlı gelişimler sonucu çok şeyin değişmekte, güncelliğini yitirmekte olduğu da göz önüne alınmalı, burada yazılan herşeyin doğru ve aktüel olduğu düşünülmemelidir. Kelimelerin çoklu anlamlarında ve ifadelerde tam bilgi sahibi olunmadan değerlendirmeler yapılması da yanlış anlamalara sebep olabilir.

Twitter Widgets Facebook Widgets

IMG_2654Bülent Pakman kimdir   https://bpakman.wordpress.com/pakman/

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s