Soyağacım

Büyütmek için lütfen üzerini tıklayın

Annem

Annem Şerife Pakman. (Doğumu Konya 1921 – ölümü 2007)

Annemin anne tarafı

Annemin annesi, yani anneannem Ayşe hanım (doğ. Konya 1895- ölm. 1971) Konya Gilisıralı Hacı Tahir Hoca (doğ. 1863 – ölm. 1945) ile Sıddıka hanım’ın kızı. Babası Hacı Tahir Hoca, Konya’lı Hacı Osman efendi (ölm. 1897) ile Fatma hanımın oğluydu.

Anneannemin konuştuğu ağız Oğuz soyu Azerbaycanlılar tarafından  bugün hala konuşulan lehçeye çok yakındı (Bakınız Konya Sözlüğü).

Anneannemin anne tarafı

Anneannem Ayşe hanımın annesi Sıddıka hanımın anne tarafı Karahafızlardır. Sıddıka hanımın annesi (anneannemim anneannesi) Şerife hanım, Karahafız Mustafa Efendi’nin kızıdır.

Karahafızlar

Karahafızlar Konya’nın içinde yerleşik Konya’nın köklü müderris ve müftü  ailelerindendirler. Soyları Mevlana’nın ilk eşine kadar gider. Ünlü gurme Vedat Milor da babaannesi Handan hanım tarafından Karahafız ailesi mensubudur. Aydın bir âlim, din adamı olan Karahafız Mustafa Ulusan’ın  evinde içki içilirmiş. Milli mücadeleyi desteklemiş. Atatürk Konya’ya geldiğinde evlerinde kalmış, Atatürk’ü desteklediği için öldürmeye çalışmışlar.

Müftü Kara Hafızzade Hacı Mustafa Muhtar Efendi

Anneannem Ayşe hanımın annesi olan Sıddıka hanımın annesi Şerife hanımın (yani anneannemin anneannesinin) babasıdır. Doğum yeri Konya olup, hangi tarihte doğduğu bilinmemektedir. Babası Hacı Musa Efendi Konya’nın tanınmış ve köklü ailelerinden birine mensup olan Hacı Mustafa Efendinin müderrislerdendir. Dedeleri Seydişehir’den gelip Konya’ya yerleşmişlerdir. Ölümü 1287/ 1870 dir.

Meşhur Kırkağaçlı Hacı Süleyman Efendi ile Konya Müftülerinden Abdülehad Efendi’nin rahle-i tedrisinde yetişmiş ve bir süre de Konya Müftülüğü’nde bulunmuş. “Kara Hafız” ünvanıyla anılmaktaymış.

Mustafa Efendi, Hacı Hasan Camii bitişiğinde bulunan Fethiye Medresesi’nin zamanla harap olması üzerine, bu medreseyi tamir ettirerek müderrisliğini üstlenmiş. Medresenin müderrisliği 1255 h./1839 yılında kendisine verilmiş.

Sonradan Mustafa Efendi’nin çocukları Abdurrahim ve Hacı Ahmet Efendiler, eski Ticaret Odası Binası’nın yerinde bulunan Kürkçü Hamamı’nın arsası ile Fethiye Medresesini birleştirerek Karahafız Medresesi adıyla anılan medreseyi inşa etmişler.

Medresenin vakfiyesinin tescili Mustafa Efendi’nin vefatından sonra oğulları Abdurrahman ve Hacı Ahmet Efendiler tarafından yaptırılmış.

Hacı Mustafa Efendi, tedris hayatında pek çok öğrenci yetiştirerek icazet vermiş ve uzun yıllar Sultan Selim Cami’inde halka vaaz ve nasihatlarda bulunmuş. Merhumun zamanın meşhur hatiplerinden olduğu rivayet edilir.

1 Recep 1283/1866 tarihli bir mazbata, Karahafız Mustafa Efendi’ye dersiamlık cihetinin tevcihi ile ilgilidir, Yine 13.S. 1325 tarihli bir belgeden Mustafa Efendi’ye İzmir Paye-i Mücerredi tevcih edildiği anlaşılmaktadır.

Âlim, fazıl ve hafız-ı Kur’ân olan Mustafa Efendi, 1287 H. 1870 M. yılında vefat etti ve Mevlâna Dergâhı Haziresi’ne defnedildi. Kabir taşı kitabesinden de anlaşılacağı üzere Hacc-ı Ekber’e tesadüf eden bir dönemde hac görevini ifa etti.

Merhumun kabir taşı, Üçler kabristanında diğer aile fertlerinin gömülü bulunduğu yerde. Mevlâna Dergahı mezar yerindeki kabir taşları kaldırılırken bu taşın da Üçler Mezarlığı’na getirildiği anlaşılmaktadır.

Torunları, Kalecik Mahallesi’nde ailenin adını taşıyan Karahafız Sokak’da otururlardı. Evleri, yıkılan medreselerinin kıblesinde idi.

Kara Hafızzade Mustafa Efendi’nin talebeleri içerisinde birçok kadı, müftü ve ilim adamı mevcut olup, ölümünden sonra da yeri boş kalmamış, yerine oğlu Hacı Abdürrahim Efendi geçmiştir.

Gök mermerden yapılmış tarihî ve estetik özelliği bulunan kabir taşı kitabesi şöyledir:

Küllü nefsin zâikatülmevt
Hamil-i Kur’ân-ı Yezdân eşref-î ümmet bu ya
Vâris-i şer’i Muhammed nasıh-ı millet bu ya
Kavl-i sâdık fi’li hâlis âlim-i nâyâp idi
Hâsıl-ı vaktin feridi nâme-i şevket bu ya
Neşredip hadden efzûn verdi icazet ehline
Hacc-ı ekber oldu ya hû hüsn-i izzet bu ya
Geldi hatiften nidâ-yı irciî emrin tutup
Rûhu Rahman’a teslim â’zam-ı devlet bu ya
Hazret-i Monla’ya geldikte oku bir Fatiha
Ruhuna bahşet azizim efdal-i haslet bu ya
Fevz-i Hak’la mevtine tarih düştü lafz-ı arûb
Kabrini nur eyle ya Rab hâfiz-ı sûdet eyle.

Anneannemin baba tarafı

Anneannemin baba tarafı Gilisıralılardır. Gilisıra Konya’ya 50 km uzaklıkta eskiden adı Kilistra olup tarihi bir yerleşim yeri. Daha geniş bilgiler için  http://www.kilistra.org.tr/web/  ve https://bpakman.wordpress.com/konya/konya-cevresindeki-tarihi-varliklar/gilisira-yahut-kilistra/

Anneannem Ayşe hanım (doğ. Konya 1895- ölm. 1971) Konya Gilisıralı Hacı Tahir Hoca (doğ. 1863 – ölm. 1945) ile Sıddıka hanım’ın kızı. Babası Hacı Tahir Hoca, Gilisıralı Hacı Osman efendi (ölm. 1897) ile Fatma hanımın oğluydu.

Gilisıralı Hacı Osman Efendi

Ölümü 1313/ 1897. Müderris (ders veren profesör). Konya’nın Gilisıra köyünde dünyaya geldi. O zamanlar Gilisıra’ya bağlı beş köyün ağası durumunda olan bir aileye mensuptu. Babası İsmail Efendi’dir. Anneannem Ayşe hanımın dedesidir.

Konukseverliği ile tanınan bu aile içerisinde yetişen Hacı Osman Efendi, ilk tahsilini köyünde yaptı. Daha sonra Konya, Kayseri ve İstanbul’un ünlü âlimlerinde okudu. Gerekli bütün imtihanları vererek müderris olarak Konya da İplikçi Camii’nde ders vermeye başladı. Mali durumu müsait olan Osman Efendi, Şems Caddesi’nde, Şems Parkının Güney köşesi karşısında yer alan “Küçük Daire” olarak da tanınan Gilisıralı Medresesini yaptırdı. Vakfettiği bu medreseye de müderris oldu. Medrese iki bölümden oluşuyordu. Bir bölümünde talebe okutulurken, misafirlerin kabul edildiği diğer bölümde zamanın büyük alimleri gelerek ilmi tartışmalarda bulunurlardı. Zamanla burası bir akademi halini aldı. Bu itibarla Hacı Osman Efendi’nin Konya’nın yeniden makarr-ı ulema (alimler merkezi) haline gelmesinde emeği büyüktür.

Hacı Osman Efendi 1291/1874 yılında yirmi yedi talebeye şerh’i Akaid ve İsa Goçi, 1229/1882 yirmi sekiz talebeye tefsir, kadımîr ve Mir’at, 1300/ 1883 yılında otuz altı talebeye Dürr’i Nâci ve Mülteka, ertesi yıl da aynı sayıda talebeye tefsir ve Molla cami okuttu. Bir taraftan da ticaretle iştigal eden Hacı Osman Efendi 1313/1897 yılında vefat etti, Şems Kabristanına defnedildi. Bu mezarlığın sonradan park haline getirilmesi üzerine çocukları, Osman Efendinin kabrini Musalla mezarlığına naklettiler.

Gilisıralı Osman Efendi’nin bir talebesine verdiği icazetteki silsileden, Gilisıralı Osman Efendi’nin hocasının anneannemin anneannesi Şerife hanımın eşi olan Kara Hafız Mustafa Efendi olduğunu öğreniyoruz. Bu icazetnamede Kara Hafız Mustafa Efendi’nin adı ile babasının adı metinde, “Eşşeyh Mustafa el-Muhtar bin Musa Kara Hafız Efendi” olarak geçiyor. Bu duruma göre Kara Hafızzade Mustafa Efendi’nin babasının adı Musa’dır.

Gilısıralı Hacı Tahir Hoca

Gilisıralı Hacı Tahir Hoca

(Konya doğumu 1863 – ölümü 1945) Müderris Gilisıralı Hacı Osman Efendi ile Fatma hanım’ın oğludur. Anneannem Ayşe hanımın babasıdır. Ailesinin Gilisıra (eski tarihi Kilistra, şimdiki Gökyurt) köyündeki ceride lakapları ağa zadeler olup Konya’ya yerleşmelerinden sonra köylerinin ismini yüceltmek için lakap ve soyadı olarak Gilisıralıoğlu soyadını almışlardır. Asil bir soydan oldukları yaşlı köylülerin ifadesinde de yer alan bu ailenin fertleri ömürleri boyunca ilim irfana bilhassa İslam dininin yüceliğine çok önem vermiş ve Küçük Daire bir başka ismi Yeni Daire adıyla bir medrese kurup onlarca çocuk okutup ilim dalında büyük başarılar elde etmişler.  

İlk tahsilini Konya da babasından yaptıktan sonra İstanbul un meşhur âlimlerinden hafız Şakir Efendinin derslerine devam edip, ondan icazet aldı. Tahir Efendi, tahsilini tamamladıktan sonra henüz İstanbul da iken hac görevini de ifa etti. 1321/ 1903 yılında, babasının kurduğu Küçük Daire Medresesinde yirmi iki öğrenciye Dürrü’n- Nâci ve Mülteka okuttu. Mahmut Sural, Hacı Tahir Efendi’nin İstanbul’da tahsilde iken saray çocuklarına hocalık yaptığından bahseder de, merhum oğlu Avukat Naim Gilisıralıoğlu bunun aslı olmadığını belirtirdi.

Tahir Efendi’nin, dil konusunda son derece meraklı olduğu, Arapça ve Farsça yanında Rumca ve Tatarca da bildiğinden bahsedilir. 

Babasının vefatından sonra Gilisralı Medresesi’nin hem müderrisi hem de mütevellisidir. Küçük Daire, Tahir Efendi zamanında da babasının devrindeki görevini sürdürdü, ilmi toplantılar devam etti.

Konya hukuk Mahkemeleri üyeliğinde ve bu mahkemenin reis vekilliğinde bulunan Tahir Efendi, Meclis-i Umumi Vilayet ve Daimi Encümen üyeliklerinde de bulundu. 

Sivaslı Ali Kemali Efendi ile Konya Müdafaa-yı Hukuk Cemiyetini’nin kuruluşunda bulundu. Bilgilendirme ve Öğüt Kurulu Başkanlığını yaptı, Bütün üyeler ve kurulların maaş almadan gönüllü çalıştığı Cemiyet’in ecdadıma ait Konya Karahafız Medresesi’nde şehrin ileri gelenleriyle örgütün ilçe yönetimlerinin de katılımlarıyla  Nisan ayının ikinci haftasının başında yapılan toplantıda 23 Nisan 1920’de açılacak Büyük Millet Meclisi’ne aday gösterdiği kişiler, milletvekili seçildiler. ve Ankara’ya mebus olarak gönderilecek şahısların tespit edildi.  Ankara’da Meclis’in açıldığı gün Konya’da büyük camilerde Kuran ve Mevlit okundu, dualar yapıldı, meydanda toplanan halka heyecanlı konuşmalar yapıldı. 

Ali Kemali’nin vefatından sonra cemiyetin başkanlığını üstlenen Tahir Efendi, Milli Mücadele Döneminde büyük hizmetlerde bulundu. Ordunun ihtiyaçlarının giderilmesinde büyük hizmeti geçti. Ayrıca İane Cemiyeti ile Milli Muavenet Cemiyeti’nin hizmetlerini de başarı ile yürüttü. 

Tahir hoca efendi Milli Mücadele sırasında Konya da baş gösteren Delibaş ayaklanmasında ve işgal kuvvetlerinden olan İtalyan askerlerinin Konya’yı terk etmeleri konusunda cesurca ve büyük bir metanet göstererek Konya da asayişin sağlanmasında önemli rol oynamıştır.

Delibaş isyanında haksız yere suçlanıp idam edilmek üzere olan Konya da ve civar köylerden bir çok masum kişiyi ipten kurtarmış, suçlu olanların da idam edilmesini sağlamış. Oğlu Danıştay Reislerinden Şükrü Gilisıralı o günlerde Vakıflar Bankasının köşesinden olup bitenleri seyretmiş. Delibaş isyanının ileri gelenleri Hükümet binasının giriş kapısının sağ köşesine yaslanıp kurşuna dizilmişler. Yıllar sonra yeğeni Ali Gilisıralıoğlu’na o zamandan kalma kurşun izlerini göstermiş. Hükümet  binasının ön kapı tarafı yüzünün iki kez aletlerle taşlanmasına rağmen izler hala belli oluyormuş.  

Tahir Hoca Milli Mücadele yıllarındaki hizmetlerinden dolayı İstiklal Madalyası ile taltif edilmiştir. O aralarda Konya Su Komisyonu başkanlığında da bulunmuş. Bu hizmetlerinden dolayı, kendisine milletvekilliği teklif edildiyse de kabul etmemiştir.

Tahir Efendi’nin dil öğrenmeye çok meraklı olduğu, Arapça ve Farsça yanında Rumca ve Tatarca da bildiği rivayet edilir.

Ticaretle iştigal eden ve geçimini bu yoldan sağlayan Hacı Tahir Efendi, 1945 yılında vefat etmiş, Musalla Mezarlığı’na defnedilmiştir.

Tahir Hoca menkıbeleri

Ülkemiz 1. Dünya harbinden yenik çıkmış, ülke toprakları itilaf devletleri tarafından bölge bölge şehir şehir, işgale uğramış İtalyanlara verilmiş olan Konya’ya yabancı bir grup askerin gelip yerleşmesi ile sembolik de olsa işgal edilmişti. Onca şehit verilip onca gazi kaldıktan sonra böyle bir oldubitti ile işgale uğrayan Konya insanı bu işgali bir türlü hazmedememiş bunun için şehrin her yerinde yer yer isyanlar başkaldırılar yapılarak işgal kuvvetleri protesto edilerek tehdit ediliyormuş. Şehrin ileri gelenleri toplantılar yaparak bu sorunun çözümü için çare arıyorlarmış. İşte bu gece toplantılarının birinin sonrası gecenin bir yarısında herkes evine çekilip yatağına girmiş ama bir tek yatmayan adam varmış oda işte cesur bilge vatansever Hacı Tahir Efendi hoca imiş. Oturduğu yerden kalkmış kızını da yanına alıp hiddetle evinden sokağa fırlamış elinde bastonu karanlıkta yürümüş. Hoca Efendi işgal kuvvetlerinin karargahına varıp komutanı görmek istediğini söylemiş ve dikilmiş komutanın karşısına. “Bak komutan bu şehrin insanı şu gecenin bir vaktinde bile kaynayan bir kazan misali fokurduyor taşmak üzereler. Tez zamanda askerlerini alıp bu şehri terk etmezsen olacaklardan biz şehir idarecileri mesul değiliz. Şu anda bile her köşede bir ışıltı bekleyen onlarca kadın erkek Konya insanı var ölümüne saldırmayı bekliyorlar” demiş o sırada bu şiddetli tartışmayı korku ile dinleyen işgal askerleri Hoca oradan ayrıldıktan sonra komutana “Bu Hocanın dedikleri doğru her köşe adam doluydu” demişler. İşte o gecenin verdiği kaos ve korkuyu içine sindiremeyen işgal kuvvetleri komutanı kurtuluşu şehri terk etmede bulmuş ve askerler Konya’dan bir gecede ayrılıp gitmişler.

Delibaş Vakası ve Tahir Hoca, Hüseyin Hızal (Hınız)  anlatıyor

‘Din elden gidiyor’ velvelesi ile halkı devlete garşı ayaklandıran Delibaşı Mehmet nasıl bir adamdır, merakı ile gittik yanına. Adamı bir gören pişman bir de görmeyen. Gilisıralı Abbas Hoca dedi ki:Gardaşlarım ben bu Delibaşıyı bir gonturol ideyim nasıl bir adam deyi geldiydim. Lakin bu adamdan ne dine hayır gelir ne dövlete. Bu serserinin biri, amanın bunun çevresinden gaçalım dövlete sığınalımdedi. Onun verdiği akıl ile o Delibaşının etrafından teker teker dağılıp çeşitli yerlerden gaçarak belirlediğimiz bir mevkide yakın köylüler olarak birbirimizi tanıyan 16 kişi buluştuk. Hoca durumları bize anlatıyor ve Kuvayı Milliye’ye katılmanın en akıllı yol olduğunu söylüyordu ama nasıl olcaktı bu. Kaşınhanı civarlarında arazide onu dinleyip canımızı gurtarma çabası içindeyken uzaktan bir kalabalık askerin üzerimize doğru geldiğini gördük. Onlar da Delibaşı’nın üzerine gidiyorlarmış. Hemen en yakındaki yol üzerinde bulunan köprünün altına gizlendik.15-16 kişi vardık allehem. Soğna üç gün orada saklı kaldık hocanın telkini ile hep Allah’a dua ettik. Salatantuncine okuduk. Çünkü öyle kalabalık olarak yakalanmak doğrudan doğruya başkaldırma sayılırdı hökümete Mustafa Kemal’in ordusuna garşı. Velhasıl aç biilaç perişan olduk, çaresiz yerimiz anlaşıldı. Eskerler bizi yakaladılar yaka paça ardımızda iki üç esker önümüzde üç beş esker tekme tokat atarak Gonya’da Tren garının yakınlarındaki o böyük Tantavi deposuna tıkadılar bizi. Baktık içeride bizim gibi yakalanmış gelmiş her bölgeden 15-20’şer kişi. O zamanlar mahkeme kadı yok. İki dudak, “bunlar Delibaşının adamları” deyiverse hatta demesine de gerek yok. Bu eşkıyaya yakın olan bir yerde yakalananların akıbeti ölüm. O korkuyla depoda beklerken 3-4 tane rütbeli zabit çavuş 5-6 tane silahlı esker bir kuşluk vakti idi sanırım dışarıyı pek göremediğimizden vakitleri de seçemiyoruz. İçlerinde bir ikide sivil adam vardı. Onlardan biri sizin köylü olduğunu hocamızdan duyduğumuz Kuvayi Milliye üyesi Gilissiralı Hacı Tahir Efendi imiş. Biri bizim köylü Gafar Çavuştu. Onların sözü dinlenir ne derlerse kabul edilir bir geçerli kişi olduklarını duyardık. 

O ara böyük zabitin biri bizi sorguya çekti. “Nereden geliyordunuz bu kalabalık vaziyette Delibaşının eskerleri misiniz, Delibaşı Mehmet ağanız sizi araziye neden salıverdi o Delibaşı, şimdi nerede siz istihbaratçı mısınız?” gibi… Bizde daha evvel aramızda gonuştuğumuz üzere cuvap vermeye başladık “Yok beğim biz dağ köylüsü insanlarız köylerimizde işimiz yok bu mevsimde cıgara paramız yok, onun için Aslım çayırlığına ot biçmeye geliriz gosalarla (tırpan)… Ağalara çalışırız üç beş guruş gazanmak için. Köye dönüşümüzde eskerler bizi yakalayıp buraya gapattılar, biz Delibaşı’nı filan bilmeyiz dedik.

Tam çıkacaklar artık bizim ölüm fermanı kesildi. Gafar Çavuş gidisi dersen, heç tanışıklık vermeyyor nedense. Tamam, mahkeme filan yok. İki dudak “bunları asın” dedi mi hemen asılcağız çünkü böyle b.ku b.kuna çok adamın canına gıyıldı garam. O günlerde yoğsam kim Delibaşılı kim kiminle belli değil idi.

Tam gapıdan çıkarlarken Gafar çavuşu golundan duttum, “Bana baksana len gardaşlık biz eski arkadaşız köylüyüz” dedim. Beni şiddetle silkeledi ve bana gözüynen şöyle bir birli işareti yaptı.(göz kırpmış) anladım ki oda beni tanıdı. Aradan yarım saat ya geçti ya geçmedi yine gapı açıldı bu seferde gelen Gafar Çavuştu. 16 kişi hemen başına toplandık ve ne oldu Gafar çavuşum bizim ölüm fermanımız imzalandı mı gayri dedik merakla. Bize şöyle acıyarak baktı ve yek taptan (birden yüzüme) sizi asacaklar garam valla, demez mi? Tepemizden aşağı bir soğuk su dökülüverdi adeta irengimiz soldu, içimiz cız etti dilimiz dutuldu. Soğna sağ elini çenesine goydu bizi teker teker boydan aşağıya doğru süzdü. Benden gayrı bütün hepisine tek tek “nerelisiniz ne iş yaparsınız” diye sordu. Geriye döndü çıkarken “biz sonra aynı adamlar ile gine geleceğiz ayni ilkinki ifadenizi verin sakın şaşırıp bocalamayın işleri garıştırmayın biz sizi gurtarmaya çalışacağız inşallah, benim işimi zorlaştırmayın” dedi sessizce çıkıp gitti. Tekrar gelip “içinizde Gilisiralı Abbas hoca var mı?” dedi. İşte o zaman bizim ayak suya erdi “Var” dediler arkadaşlar. “Şimdi size bir güneş doğdu heç korkmayın Guvayı Milliye ireisi muavini Gilisıralı Hacı Tahir Efendi duruma el koydu. Dün gece Gilissira’dan ireisin gız gardaşı gelmiş hocayı gurtarması için ircada bulunmuş. Söz almış onun içün sizlerin kurtuluşunuz yakın inşallah” deyiverdi. O gece sabaha karşı bizi 16 kişiyi saldılar ve şöyle dediler hiç ardınıza bakmadan köylerinize gadar gedin temam mı. Temam ağam dedik ve hiç arkamıza bakmadan köylerimize gettik. Bizleri asılmaktan kurtaran adam Gilissiralı Hacı Tahir imiş. Ya garam işte böyle” 

Gilisıralı Hacı Ali Efendi (Takva Efendi)

(1276/1859 – 1936) Müderris. Konya doğumlu. Konya âlimlerinden Gilisıralı Hacı Osman Efendi’nin büyük oğlu olup Gilisıralı Hacı Tahir Hoca Efendinin ağabeyi, anneannem Ayşe hanımın amcasıdır. Eşi Havva hanımdır. Kızları Afife, Hafize ve Şerife hanımlar anneannemin kuzenleridir.

Resmi kaynaklarda Ali Efendi’nin adı “Takva Efendi” olarak da geçmektedir. İlk tahsilini mahalle mektebinde yaptıktan sonra babasının derslerine devam ederek, ondan icazet aldı. Müderrislik imtihanını verdikten sonra uzun yıllar babasının medresesi olan Küçük Daire adıyla anılan Gilisıralı Medresesinde müderrislik yaptı. Ali Efendi, 1880 li yıllarda Ziyaiyye Medresesi ile İplikçi Camii arasındaki Takva Medresesi (Yeni Daire) adıyla anılan medresesini kurdu. Ali Efendi bu medresenin ilk ve son müderrisidir. 1882 den başlayıp 1919 yılına kadar otuz beş yıldan fazla müderrislik yaptı. Medrese istimlak edilip yıkılıncaya kadar burada müderrisliği devam etti. Muhtelif camilerde de vaazlar verdi. Ali efendi 1299/ 1882 yılında yirmi sekiz talebeye, akait, şemsiye ve mir’at, 1300/1883 yılında otuz talebeye Dürr-i Nâci ve Mülteka, 1301/ 1884 yılında da ayni sayıdaki talebeye Molla Cami ve Mülteka okuttu.

Gözü gönlü tok bir insan olan Ali Efendi, dünya malına önem vermez, aktarlar içinde açtığı küçük aktar dükkanından geçimini sağlardı. Son yıllarını İstanbul da kızının yanında geçiren Ali Efendi, 1936 yılında İstanbul da vefat etmiş, Edirnekapı Şehitliğine defnedilmiştir.

Musa Kazım Onar

Babası Musa Hocazade Ahmet Efendi’dir. 12 Ocak 1920 tarihinde Konya Mebusu olarak İstanbul Mebusan Meclisi’nde Konya’yı temsil etmiş, bu meclisin dağılması üzerine, 23 Nisan 1920 tarihinde T.B.M.M.’ne Konya Mebusu olarak katılmış, 1920 yılından 1922 yılına kadar, Millet Meclisi’nde birinci Reis vekilliği görevinde bulunmuştur. Musa Kazım Onar’ın eşi Karahafızlardan Afife hanım, Gilisıralı Ali Efendinin kızıdır. Afife hanım ve kardeşleri Hafize ve Şerife hanımlar anneannemin kuzenleri olurlar. Afife hanım ve Musa Kazım Onar’ın çocukları Leman Göksu, Avukat İhsan Onar, Orhan Onar, Ahmet Onar ve Melahat İcirliağaçlı’dır. Hukukçu Orhan Onar 28 Temmuz 1986 – 1 Mart 1988 arasında Anayasa Mahkemesi Başkanlığı yapmıştır. Musa Kazım Onar’ın eşi Afife hanım’ın kızkardeşi olan Şerife hanımın kızı Nazmiye hanımın eşi Ömer Kunt Konyanın köklü ailelerinden Terzizadelerdendir (Kuntlar).  Gülgün Altay ve Haluk Kunt Nazmiye ve Ömer Kunt’un çocuklarıdır. 

Naim Hazım Ülkü Onat (Konya 1889 – 1953)

Anneannemin annesi Sıddıka hanımın eltisi olan Havva hanımın kızkardeşi Hafize hanımın oğludur. Babası Mehmed Hazım beydir. Arapça, Farsça ve Türk dil bilginidir. Atatürk ile sabahlara kadar Türk Dili ile ilgili çalışmalarda yapmış, aşağıda ayrıntılı açıklandığı üzere, Atatürk soyadını önermiş, Atatürk de kendisine Ülkü Onat adını vermiştir. TBMM’nin II. Dönem seçimlerine katılmış, 12 Temmuz 1923’de yapılan seçimde 911 oy alarak Konya’dan milletvekili seçilmiştir.  Konya’dan III, IV, V, VI, VII, VIII. Dönemlerde milletvekilliği yapmıştır.

Atatürk Soyadının öyküsü

1934 yılında çıkartılan 2525 sayılı kanunla, her Türk’ün bir soyadı taşıması zorunlu hale getirildi. Soyadı yasası, Büyük Millet Meclisi’nce kabul ve Resmi Gazete ile yayınlanıp ilan edildikten sonra, Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal için de bir soyadı almak gerekti.

Gerek “Atatürk sofrası”nda ve gerek Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu’nda ona layık bir soyadı bulmak için, bazı ileri gelen dil ve tarihçilerin de katılmasıyla, toplantılar yapılmış, bazı isimler saptanmıştır. Bunlar: “Etel-Etil, Etealp, Korkut, Araz, Ulaş, Yazır, Emen, Çogaş, Salır, Begit, Ergin,Tokuş, Beşe” idi.

Bu öneriler Atatürk’e sunulmuş ve Atatürk’ün, “Arkadaşlarla bir kere konuşalım” demesi üzerine ikinci bir görüşmeye bırakılmıştır. Çankaya’da yapılan son toplantıda, CHP Genel Sekreteri (sonradan Milli Eğitim Bakanı) Saffet Arıkan’ın bir yazısında kullandığı söylenilen “Türkata” ,”Türkatası” gibi iki ad da kendisine sunulmuş fakat Atatürk’ün, “Bir de arkadaşlar ,ne buyururlar, bakalım” demesi üzerine Konya Milletvekili Naim Hazım Onat Bey ,”Müsaade buyurulur mu paşam?” diye söz istemiş, Atatürk de, “Arkadaşlar lütfen hocamızı dinleyelim‘, diyerek sözü Onat’a bırakmıştır. Naim Bey,  düsüncelerini şu şekilde açıklamıştır:

Türkata, Türkatası gerek yazılışta, gerek söylenişte bana biraz tuhaf geliyor. Arkadaşlar biliyorsunuz tarihimizde bir ‘Atabey’ sözü ünvanı vardır. Anlamı da, yine biliyorsunuz: Beyin, emirin, şehzadenin, hatta hükümdarın ilimde, idarede, askerlikte mürebbisi, müşaviri, hocası demektir. Atabey, kullanılmış, tarihe geçmiş bir ünvan-ı resmidir. Bu ünvanı taşıyan bir çok Türk büyüğü vardır. Binaenaleyh biz de Türk’e her alanda atalık etmiş, Türklüğü kurtarmış, istiklaline kavuşturmuş olan büyük Gazimize ‘ATATÜRK’ diyelim, bu soyadını verelim.Bu bana şivemize de daha munis ,daha uygun gibi geliyor.”

Gazi, Naim Hazım Onat’ın açıklamasını daha yerinde bulmuş, ona teşekkür etmiş, böylece “ATATÜRK” soyadı üzerinde oy birliği ağlanmıştır. Ardından,Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na şu üç maddelik kanun teklifi verilmiştir:

“Cumhurreisi Gazi Mustafa Kemal’e “Atatürk”Soyadının verilmesi hakkında Kanun. Madde 1. Kemal öz adlı (öz adı Kemal olan) Cumhurreisimize “ATATÜRK’ soyadı verilmiştir. Madde 2. Bu kanun neşri tarihinden muteberdir. Madde 3. Bu kanun ,Büyük Millet Meclisi tarafından icra olunur.”

Kanun, T.B.M.M.’nin 24 Kasım 1934 tarihli toplantısında oy birliği ile kabul edilmiş ve 2587 numara ile kayıt olunmuştur. Bu kanun, usulü gereğince 27 Kasım 1934 tarihli Resmi Gazete ile de “yayın ve ilan “edilmiştir.

Mustafa Kemal, “Atatürk” soyadı ile Türk tarihine dayanmaktadır. Soyadına kaynaklık eden “Atabey” ünvanı Selçuklu devri Türk devletlerinde yaygın olarak kullanılan bir ünvan olup, “Atabeylik” de, Türk devlet geleneği ve hayatında yer alan önemli bir Türk kurumudur. Tarihi Türk milli kültürünün derin izlerini taşıyan bu soyadındaki “Türk ” adı da onu “milli bir lider” ve Türk milletinin en önemli “ortak paydası” haline getirmektedir.

Naim Hazım’ın “ÜLKÜ ONAT” ad ve soyadı

Atatürk soyadını alan Mustafa Kemal, bir akşam Naim Hazım’a “Hoca! idealler erişilemeyen şeylerdir. Şu idealin Türkcesini bul…“deyince

Naim Hazım: “Paşam bizde ‘Ulku Dağı’ vardır.Bu Türkçe’de göz yanılgısıdır. Vardım sanırsınız erişemezsiniz. O Ulku Dağı ulaşılamayan yer olur …”deyince Atatürk;

Şu Ulku dağını ses uyumuna uydur …der.

Naim Bey: “Ülkü çıkar Paşam!…” yanıtını verir.

Atatürk Naim Hazım’a: “Yahu hoca!..sen dürüst adamsın İngilizler dürüste ‘On ist’ (honest) der, Fransızlar ‘Onet’ (honnête) der. Senin soyadın ‘Onat’ olsun” deyince

Naim Bey: “Teveccühünüz Paşam” der. Atatürk Naim Bey’e Ülkü adıyla birlikte NAİM HAZIM BEY, BAY ÜLKÜ ONAT yazılı 8.11.1934 tarihli ve K. Atatürk imzalı belgeyi verir ve Naim Bey’in adı-soyadı ‘NAİM HAZIM ÜLKÜ ONAT’ olur.

Malatyalı Müderris Ali Efendi (ölümü 1935)

Konya’da Malatyalı Ali Efendi, Kürt Ali Efendi namıyla tanınan bu büyük âlim, Malatya’da İzol kasabasında doğdu. İzol Beylerine mensuptur. Medrese tahsiline Malatya’da başlamış ve tahsilini civar vilâyetlerde ve Kayseri’de tamamlayarak Konya’ya gelmiştir.

Ali Efendi’nin eşi Şerife hanım, anneannem Ayşe hanımın annesi Sıddıka hanımın annesidir.  Yani anneannemin anneannesi olup Karahafız Mustafa Efendi’nin kızıdır. Ali Efendi, böylece Gilisıralı Tahir Efendi’nin kayınpederi, Konyanın ünlü avukatlarından rahmetli Naim Gilisıralı’nın da dedesiydi.

Tahsiline Konya’da devam etmiş, gerekli sınavları verdikten sonra Yağmuroğlu Medresesi’ne müderris olmuştur. Mehmet Efendi Medresesi olarak da bilinen Yağmuroğlu Medresesi, İplikçi Camii’nin doğusunda, kısmen Ziraat Bankası’nın yerinde idi. Medrese, 18. yüzyıl ortalarında Konya ulemasından Şeyh Mehmet Efendi adında bir kişi tarafından yaptırılmıştır.

1301/1884 yılına kadar bu medresenin müderrisi aynı aileden Naim Hazım Efendiydi. Bu tarihten sonra Ali Efendinin Yağmuroğlu Medresesi’ne tayin edildiği tahmin edilmektedir.  Ali Efendi, bu medresenin son müderrisidir. Ali Efendi’nin 1301 ve 1303 yıllarında talebe sayısı elli civarındadır. Ali Efendi ayrıca İplikçi Camii’nde de ders okutmuştur.

Zamanının büyük âlimlerinden olan Malatyalı Ali Efendi, tasavvuf alanında da yüksek bir mertebeye sahiptir. Seydişehirli Şeyh Abdullah Efendi ile yakın münasebeti vardır. Abdullah Efendi’nin, kendisine müracaat eden bazı talebelerini, Ali Efendiye gönderdiği rivayet edilir. Tedris hayatında pek çok talebe yetiştirmiştir. Ilgın müftülerinden Seydişehirli Abdullah Hilmi Efendi talebelerinden birisidir.

Ricası üzerine Hadimli Mehmet Vehbi Efendi’nin “ Hülasatü’l-Beyan” isimli büyük tefsirinin tashihini yapmıştır. Ali Efendi, medreselerin kapatılmasından sonra, evinde inzivaya çekilmiş cuma namazları dışında dışarıya pek çıkmamıştır.

Ömrünü evinde ibadet taat ve misafirlerini kabulle geçiren Malatyalı Ali Efendi, 1935 yılında vefat etmiş ve Musalla Kabristanı’na defnedilmiştir. Âlim, fazıl züht ve takva ( Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getirme) sahibi bir kişi olarak tanınmıştır.
Kabir taşı kitabesi şöyledir:

Konya’nın Yağmuroğlu Medresesi müderrisi Malatyalı Ali Efendi Hocanın ruhuna Fatiha. 1.8.1935

Musalla mezarlığındaki mezar taşı Gilisıralı Hacı Osman Efendi ile oğlu Gilisıralı Hacı Tahir Efendi’nin kabirleri arasında yer almaktadır.

Harezimşahlılar devleti

Mensup olduğu İzol aşiretinin kökünün 1097 – 1230 yılları arasında Orta Asya’da Türkistan ve Horasan’da hüküm süren Türk devleti olan Harzemşahlara (Harizmşahlar-Harezmşahlar) dayandığı bilinmektedir. Harzemşahlılar 1230 yılında Erzincan yakınlarında Yassıçemen savaşında Anadolu Selçuklu Devleti’ne yenildikten sonra Anadolu’ya dağılmışlar, zamanla Malatya, Karacadağ merkezli olarak yöre halkıyla ve Kürtlerle karışmışlar. Günümüzde İzol kökenlilerinin sayılarının 1-3 milyon arasında olduğu söylenmektedir. Bir önemi olmasa da Ali Efendi’ye Kürt kökeninden ya da muhtemelen Kürtçe bildiğinden dolayı Konya’da Kürt Ali Efendi dendiğini tahmin edebiliriz.

Hacı İsa Ruhi Bolay (1297/1881-1374/1954)

Annemin halası Şerife Bolay’ın kayınpederi. 1297/1881 yılında Konya’da dünyaya geldi. Nüfus kayıtlarına göre doğum tarihi 1882’dir. Mensup olduğu aile Konya’da Bolaylar olarak tanınmaktadır. Bolay soyadını, 16. yüzyıl sonlarında Anamur’dan gelerek yerleştikleri Taşkent ilçesinin Bolay beldesine izafeten almışlardır. Asılları 13. asrın ortalarında Türkistan’dan Taşkent dolaylarından Moğol istilası dolayısıyla göç etmiş; devlet tarafından Anamur’a yerleştirilmişlerdir. İsa Hoca, babasının vefatı üzerine, yukarıda ayrıntılı olarak tanıttığımız Gilisıralı Hacı Osman ve oğlu Hacı Tahir Efendilerin ısrarıyla ailece Konya’ya yerleşmişlerdir.

İsa Hoca ilk tahsilini Tekke Mahallesi’ndeki Derviş Efendi Mektebi’nde yaptı ve burada hıfzını ikmal ederek hafız oldu. Mehmet Vehbi Çelik Hoca’da okuyarak ondan icazet aldı. Milli Mücadele sırasında Konya Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı olan Sivaslı Ali Kemâli Efendi’den de mantık, İslâm felsefesi ve kelâm dersleri okudu. Kendisini mükemmel bir şekilde yetiştiren Hacı İsa Efendi, gerekli sınavları da vererek dersiâm ve müderris oldu.

Hacı İsa Efendi ayrıca, Konya İdadisi ve İstanbul Darü’l-Füfunu İlahiyat Şubesi’nden de mezun oldu. 1903’te Üsküdar İdadisi’nde Arapça öğretmeni olarak göreve başladı. 1922 yılında liselerde Arapça dersleri kaldırıncaya kadar Konya Sultanisi’nde Arapça, daha sonra da ahlak ve edebiyat dersleri okuttu.

Naim Hâzım’ın (Ülkü Onat) milletvekili seçilmesi üzerine boşalan Fethiye Medresesi müderrisliğine getirildi.

Darü’l-Hilâfe Medresesi’nde müderrislik, aynı medresede müdürlük görevinde bulundu. Ayrıca Kapı Camii’nde de talebe okuttu. Medreseler kapanıncaya kadar tedris hayatına devam etti, medreselerin kapatılmasından sonra Konya’da açılan ilk İmam Hatip Mektebi’nde öğretmenlik görevinde bulundu. Bu okulun 1927 yılında kapatılması üzerine, merkez vaizi olarak görevine devam etti.

Bir ara Meram’da Çandır Yöresi’nde tuttuğu bağ evinde talebe okutmaya devam etti. Pek çok talebe yetiştirdi. 

Merhum Avukat Hulusi Bolay’ın babası olan İsa Hoca, melek bir huya, nuranî bir simaya malikti. Konyalının rahmet ve minnetle andığı Hacı İsa Bolay, 17.2.1954 tarihinde bir trafik kazası sonunda vefat etti. Üçler Kabristanı’nda toprağa verildi.

Hacı İsa Efendi’nin eşi Şakire Hanım, büyük ulemadan İçelli Tahir Efendi’nin kızıdır. Kardeşi Hadimizade Mehmet Emin (1884-1961), Konya ulemasından bir şahsiyet olup çıkardığı İbret gazetesi ile Millî Mücadele’yi desteklemiştir. Yıllar önce anneannemin sandığında sakladığı bir gazetede gördüğüm Konya’da düzenlenen bir mitingde (16 Mart 1920 tarihinde İstanbul’un İngilizler tarafından işgalini protesto için 22 Mart 1920 Pazartesi günü Konya Alaaddin Tepesi’nde düzenlenen miting olmalı) ayyıldızlı bayraklı kürsüde İsa Hoca’nın da dahil olduğu coşkulu konuşmaların halkın Milli Mücadeleye katılmasında, katkıda bulunmasında büyük etkisi olduğunu okumuştum. Bu gazete İbret olabilir. 

Hacı İsa Efendi’nin, Hac Rehberi ve İslâm’da Vasiyet isimli iki eseri vardır. İkinci eseri basılamamıştır.

Kabir taşı kitabesi şöyledir:

Hüve’l-Bakî
Burada Hadimli Mehmet Hulusi
Efendi oğlu Konya ulemasından
Müderris Hacı İsa Ruhi Bolay
Metfundur. Ruhuna Fatiha
Doğumu: 1297 Ö: 172.1954

Annemin baba tarafı

Annemin babası İhsan Faik dedem ve annesi Ayşe ninem

Annem Şerife Pakman‘ın (doğ. Konya 1921 – ölm. 2007) babası (dedem) İhsan Faik Efendi (doğ. Konya 1894- ölm. 1941) Konya yakınlarında yerleşik Oğuz köyü/aşireti lideri Konya’lı Mustafa Efendi’nin (doğ. 1860- ölm. 1930) ve Ayşe hanımın oğludur. Dedesi  ve ninesi köy/aşireti lideri Konya’lı Hacı Hüseyin ve Şerife dir. İhsan Faik, Konya yakınında bu köyünün ağalığını sürdürmüştür. Yani bir Oğuz-Türkmen aşiretinin lideridir. Ağalığın dedelerinden ona intikal ettiğini bizimkilerin anlattığını da hatırlıyorum. Sonunda 7 yıl süren kuraklık yüzünden köyünü satmak zorunda kalmış, aynen “Züğürt Ağa” filminde olduğu gibi. 

Baba tarafım Kaşıkçılar

Baba tarafıma Kaşıkçılar denir. Dedem Kaşıkçı Hüseyin Ruşen Efendi dünyaca meşhur kaşık ustası olup ilginç hikayesi sayfalarımda var. Tıklayarak okuyabilirsiniz.

1861 yılında Konya’da doğan dedem Hüseyin Ruşen Efendi’nin babasının adı Hacı Seyit annesinin adı Ayşe’dir. 1921 de Konya’da 60 yaşında vefat etmiştir. Eşi ninem Ayşe  1860 Konya doğumlu olup babasının adı Ahmet, annesinin adı Fatma’dır. Şubat 1951’de Konya’da 91 yaşında vefat etmiştir. Hüseyin Ruşen Efendi’nin iki damatları Nesip Ertüzün ve Saffet Ertüzün kardeş olup Konya’nın eski ve ünlü şekercilerindendiler.

Dedem kaşıkçı Hüseyin Ruşen Efendi’nin eşi Ayşe, oğlu Kazım Pakman, iki kızı Zeliha ve Sıdıka, gelini Şerife Pakman ve 4 torunu Sare, Nezihe, Reşide ve Bilge

Babam, Hüseyin Ruşen Efendi’nin oğlu Kazım Pakman (doğ. Konya 1910 – ölm. 1962) Konya Lisesi ve İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Okulundan mezuniyetini takiben Ziraat Bankası’na girmiş,  Cumhuriyet dönemi  (1937 – 1950 arasında) ilk müfettişleri arasında yer almıştır. Daha sonra  kendi isteğiyle Ziraat Bankası İskenderun şube müdürlüğüne (1950-1960 yılları arasında) tayin olmuştur. 

Babam Kazım Pakman. İskenderun Ziraat Bankası Müdürlüğü sırasında 1950-1960

Kaşıkçılar ailesinin Soyağacı (büyütmek için üzerini 1 ya da 2 kez tıklayın)

Kaşıkçıların soyadları

Soyadı kanunu çıktığında tahminim, geç kalmış olacaklar ki amcam İhsan ve babaannem Ayşe de Kaşıkçı yerine Erdöl soyadını almışlar. O zamanlar dünya küçük. Önce davranıp bir soyadı alanın müktesep hakkı oluyor, kayıtlara bakılıp farkedildiğinde o soyadı başkası alamıyormuş. Hüseyin Ruşen Efendi’nin kardeş altsoyundan Kaşıkçıoğlu  soyadlarını alanlar olmuş.

Babam, 1934’de 24 yaşında ve o yıllarda üniversite mezunu ender insanlardan biri, Ziraat Bankasının Cumhuriyet dönemi ilk müfettişlerinden.  Kaşıkçıyı (Konya ağzı ile Gaşşıkcı) tercih etmemiş olacak ki  “temiz  kimse, temiz adam” anlamına taşıdığına inandığı  Pakman soyadını seçmiş. Ben ona çekmişim, benim kişiliğimde de farklı olmak var. Geleneksel olarak adım Bülent Kaşıkçı olabilirdi. Öyle olmadığından gayet mutluyum. Rahmetli babam, soyadına uygun çok temizdi, hayatımda bir daha onun kadar temiz birini görmedim.

Babam Kazım Pakman 1926

Nitekim TDK Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre, Pak Farsça kökenli olup “temiz”,  Pakman Farsça-Türkçe kökenli olup “Temiz, dürüst, soylu kimse” anlamına gelmektedir. “

Efendiler, bizim çehremiz her zaman temiz ve pak idi ve daima temiz ve pak kalacaktır.” Atatürk.

Google’da araştırma yaparsanız Dünya’da ve Türkiye’de az da olsa Pakman soyadlılar olduğunu görürsünüz. Benim onların hiçbiriyle akrabalığım yok. Kökenlerini bilemem, zaten beni ilgilendirmiyor da. Bizim “Pakman” soyadımız babamla başlamış olup şu anda sadece bende ve evliliğimizden dolayı eşimde var.

Evlenmelerinin ertesi yılında annem Şerife Pakman – babam Kazım Pakman ve kızları ablam Bilge

Dedem Kaşıkçı Hüseyin Ruşen Efendi’nin yaşayan iki torununun buluşması İclal Usman ve Bülent Pakman 13 Ocak 2018 Konya

Ayakta: soldan ikinci Saffet Ertüzün, üçüncü Nesip Ertüzün (Hüseyin Ruşen Efendinin damatları), beşinci Nihat Ertüzün. Oturanlar soldan ikinci Sıdıka Ertüzün, üçüncü Zeliha Ertüzün (Hüseyin Ruşen efendinin kızları), İclal Usman (Kaşıkçı Hüseyin Efendinin torunu), Avukat Fakir Usman. En sağda oturan ve ayakta Nezihe-Mehmet Başaran   (İclal Usman albümünden)

Hüseyin Ruşen Efendi’nin torunu Dr. Sabri Ertüzün ve oğlu babam Kazım Pakman

Ayakta soldan  üçüncü Hüseyin Ruşen Efendinin torunu İclal Usman, soldan dördüncü  eşi Fakir Usman. Oturanlar soldan Kaşıkçı Ruşen efendinin kızı Sıdıka Ertüzün, gelin Işık Ertüzün, torunu damat Diş Hekimi Nihat Ertüzün

Soldan: Sadettin Özbezeyen, Senem Oymakaş, Oya Aktan, Müjgan Ölmez, Süleyman Ölmez (Kaşıkçı Ruşen Efendinin torunu), Dilek Pakman, Bülent Pakman (torunu), Bilge Özbezeyen (torunu), Melek Ölmez, Nafiz Ölmez (torunu), Belma Tüzün (torunu) (Bülent Pakman albümünden)

Soldan sağa ayaktakiler: Bülent Pakman, Nafiz Ölmez, damadın arkadaşı, Müjgan Çokşen Kafalıer, Ülkü Obalar Çakmak, Reşide Ölmez Çokşen, Ayla Obalar Halıcı, Şerife Pakman, Lütfiye Çokşen Yaylacı, Belma Pakman Tüzün, Hacı Emin Obalar. Ortada küçük: Ayşen Ölmez Kuloğlu Oturanlar Mediha Ölmez (Kaşıkçı Hüseyin Ruşen Efendinin kızı), Bilge Pakman Özbezeyen, Sadettin Özbezeyen, Ayşe Karakaya, Sare Ölmez Obalar (Bülent Pakman albümünden)

Kaşıkçı Hüseyin Ruşen Efendi’nin torunları Seniha Ertüzün ve Radyoloji uzmanı Dr. Süleyman Ertüzün, düğün resmi

Kaşıkçı Hüseyin Ruşen Efendi’nin damadı Hüseyin Ölmez

Hüseyin Ruşen Efendi’nin kaşığı (Mediha Ölmez Gültek koleksiyonundan)

Kaşıkçı Hüseyin Ruşen Efendi’nin kaşığı (Mediha Ölmez Gültek koleksiyonundan)

Dedem Kaşıkçı Hüseyin Ruşen Efendinin kızı Meliha Ertüzün, torunu Reşide Çokşen, gelini Şerife Pakman, oğlu Kazım Pakman

Dedem Hüseyin Ruşen Efendi’ye 1327 – 1911 yılında Bursa sergisinde Padişah V. Mehmed (Sultan Reşad) tarafından verilen madalya (Hüseyin Ölmez koleksiyonundan)

Dedem Hüseyin Ruşen Efendi’ye 1327 – 1911 yılında Bursa sergisinde Padişah V. Mehmed (Sultan Reşad) tarafından verilen madalya (Hüseyin Ölmez koleksiyonundan)

Sonuç

Görüldüğü gibi ailem Konyalı, Konyanın yerlisi ve aralarında dünya kadar hacı-hoca hatta müftü var. Hoca deyince bugünkü sözde, ıvır zıvır hocalar anlaşılmasın, ecdadım müderrislerdi, medrese yani günümüz üniversite hocalarıydı.

Kaynaklar:

Kazım Pakman – Bülent Pakman. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü. Alt Üst Soy Belgesi 

Kilistra (Gökyurt) http://www.kilistra.org.tr/web/index.php?option=com_content&task=view&id=260&Itemid=1

Çatal-bıçakla yemek eldivenle sevişmek gibi! Radikal 28/07/2013 http://www.radikal.com.tr/hayat/catal-bicakla-yemek-eldivenle-sevismek-gibi-1143735/

Musa Kazım (Onar) Efendi http://konyaninalimvehocalari.konyacami.com/musa-kazim-onar-efendi/

Malatyalı Ali Efendi (ö. 1935) http://konyaninalimvehocalari.konyacami.com/malatyali-ali-efendi/

Naim Hazım Ülkü Onat http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=4687

Naim Hazım Onat http://www.dunyasozluk.com/naim-hazim-onat.html/1091493

Mehmet Naim Onat Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Mehmet_Naim_Onat#cite_note-2

Gilisıralı Hacı Osman http://konyaninalimvehocalari.konyacami.com/gilisrali-haci-osman/

Gilisıralı Zade Hacı Tahir Efendi http://konyaninalimvehocalari.konyacami.com/gilisrali-zade-haci-tahir-efendi/

Gilisıralızade Ali Efendi (Takva Efendi) http://konyaninalimvehocalari.konyacami.com/gilisralizade-ali-efendi/

Hacı İsa Ruhi Bolay  http://konyaninalimvehocalari.konyacami.com/haci-isa-ruhi-bolay/

Konya’nın ulusal mücadeleye ilk katılımı. Mehmet Gündoğdu. Anadoluda Bugün. Nisan 2016 https://anadoludabugun.com.tr/yazarlar/mehmet-gundogdu/konyanin-ulusal-mucadeleye-ilk-katilimi-2211

Tantavi Ambarı, Abbas Hoca ve Delibaş Hadiseleri – 2. İsmail Detseli. Yeni Konya 20 Temmuz 2018 http://www.yenikonya.com.tr/yazar/ismail_detseli-675/tantavi_ambari_abbas_hoca_ve_delibas_hadiseleri___2-5404

Hadimizade Mehmet Emin ve Gazetesi İbret – Millî Mücadele’ye Konya’dan Bir Destek. Mustafa Arıkan. Büyük Taarruzun 90. Yılında Uluslararası Milli Mücadele ve Zafer Yolu Sempozyumu 02-04 Ekim 2012 / Uşak. Atatürk Araştırma Merkezi  https://www.atam.gov.tr/wp-content/uploads/II.-CiLT-BüYüK-TAARRUZUN-90.-YILINDA-ULUSLARARASI-MiLLi-MüCCADELE-VE-ZAFER-YOLU-SEMPOZYUMU1.pdf

Orhan Onar Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Orhan_Onar

Konya’da Asırlık Bir Çınar. Saime Yardımcı. Damla Ofset. Mart 2016 Konya.

Bülent Pakman. Şubat 2018. Eklemeler Ağustos 2020. Bu yazı “aktif link verilerek” İZİNSİZ alıntılanabilir.

22072010407

Bakü 22 Temmuz 2010

 Bülent Pakman kimdir?