Türkçülük Turancılık Davası

1930 larda Türk ırkının tarihî ortak sembollerine ve etnik birliğine önem veren bir milliyetçilik anlayışı ortaya çıkmaya başlamıştı. Bu anlayış ancak 1939′dan itibaren kısıtlı faaliyet ve yayınlarla gündeme gelebilmişti. O sırada Atatürk’ün vefatından sonra kuvvetlenen ve yön değiştiren “tek parti”, “tek şef” dönemi hüküm sürmekteydi.

Alman ordularının 1942 yılında Kafkaslara doğru ilerlemesi Türkçü ve Turancılara Rusya’nın Türkçe konuşulan bölgelerinin bağımsızlıklarına kavuşmasını, dolayısıyla Turan hayali umutlarını yeşertmekteydi. Türkiye’de Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi Von Papen kanalıyla ayrıca Almanya’da işbirliği konularında başta Nuri  Killigil (Azerbaycan ve Dağıstan’ı bağımsızlığına kavuşturan Kafkas İslam Ordusu eski başkomutanı Nuri Paşa) olmak üzere Turancılar ciddi temaslar sürdürmüşlerdi.

2. Dünya savaşının sona yaklaşmakta olduğu 1943’ten sonra İnönü’nün Milli Şef dönemi, Alman cephesinde hızla ilerleyen Rusların tepkisini çekeceği ve kızdıracağı korkusuyla Türkçü-Turancı çevreleri yakından izlemeye ve baskı yapmaya başlamıştı. Bu baskılara tepki olarak edebiyat öğretmeni Nihal Atsız, Orhun dergisinde 1 Mart 1944’te ve 1 Nisan 1944’te Başbakan Şükrü Saracoğlu’na iki açık mektup yazarak, Ahmed Cevad Emre, Sabahattin Ali, Sadrettin Celal Antel ve Hasan Âli Yücel gibi bazı yöneticileri şikayet eder. Bu mektuplar sonucu Nihal Atsız’a karşı dava açılır. İnönü basınında bu davaya “Irkçılık-Turancılık davası” adı verilir.

26 Nisan 1944’te Ankara’da başlayan ilk mahkeme, Türkçü gençler tarafından hınca hınç doldurulur. Mahkeme, 3 Mayıs 1944’e ertelenir. 3 Mayıs’ta Nihal Atsız dava için Ankara’ya geldiği sırada Türkçüler ve Turancılar istibdat aleyhine, Atsız lehine gösteri düzenlerler. Mahkeme salonuna giremeyen gençler Ulus Meydanı’na doğru yürüyüşe geçerler, burada İstiklâl Marşı söyler ve komünizm aleyhinde sloganlar atarlar. Milliyetçi gençlerin gösterileri hükümet tarafından şiddet kullanılarak önlenir. Bu gösterilerde 165 üniversiteli genç tutuklanır.

Gösteriye katılıp gözaltına alınanlardan Üsteğmen Alpaslan Türkeş olaylarla ilgili olarak: “Bunlar Milli Şef ve onun gözde Milli Eğitim Bakanına nasıl gösteri yapabiliyorlardı? O zamana kadar Milli Şef’in müsaade etmediği hiçbir gösteri yapılamazdı. Demokrasi, Eşitlik, Hürriyet, Gençlik… Bütün bunlar Türkiye’nin 1944 iktidarında hep palavradır. Halkın alkışları, gençlikten çıkacak “yaşa” naraları kayıtsız şartsız İnönü’nün tekelinde kalmalıdır.” demiştir.

3 Mayıs’ta bir araya gelen ve gösteriler yapan gençler birer birer tespit edilip toplanmış ve tutuklanmıştır. Milliyetçi gençler, kıyasıya dövülmüştür. Nihal Atsız da aynı gün duruşmadan çıktıktan sonra polis tarafından gözaltına alınmıştır. Alpaslan Türkeş konuyla ilgili olarak: “3 Mayıs günü heyecanla sokağa fırlayan gençler kıyasıya dövüldüler. Kafaları yarıldı, gözleri patladı. Bazılarının kolları, kaburgaları kırıldı.” demiştir.

İsmet İnönü’nün 19 Mayıs nutkunda, henüz tahkikat safhasında bulunan olay ile ilgili olarak Türkçüler ve milliyetçiler aleyhine çok ağır ithamlarda bulunmasından, olaylara sebep olanları ırkçı, Turancı ve fesat olarak suçlamasından sonra basın ve radyo yanlı yayınlarla Milliyetçilik aleyhine yapılan neşriyat artmış, her meslekten ve her sahadan kimseler, yıldırıcı, ezici ceberutlukla sanki Türkiye’nin her yeri sıkıyönetim bölgesiymiş gibi, rastgele emrivakilerle, ceket gömlek İstanbul’a sıkıyönetim komutanlığı emrine teslim edilmişti.

3_mayis_144_turkculuk_davasiİstanbul 1 Numaralı Örfi İdare Mahkemesinde 65 oturum süren “sözde” ırkçılık, kafatasçılık davasında Dr. Yüzbaşı Hasan Ferit Cansever, Dr. Üsteğmen Fethi Tevetoğlu, Piyade Üsteğmen Alparslan Türkeş, Piyade Teğmen Nurullah Barıman, Topçu Asteğmen Zeki Özgür Sofuoğlu, Ulaştırma Asteğmen Fazıl Hisarcıklı, Edebiyat Öğretmeni Hüseyin Nihal Atsız, Tarih Öğretmeni Hüseyin Namık Orkun, Edebiyat Öğretmeni Nejdet Sançar, Temyiz Mahkemesi Evrak Memuru Saim Bayrak, İstanbul Belediyesi Murakıbı İsmet Rasin Tümtürk, Yüksek Mühendis Mektebi Öğrencisi Cihat Savaş Fer, Muzaffer Eriş, Fehiman Altan, Lise Öğrencisi Yusuf Kadıgil, Adana Adliyesi’nde Hâkim Adayı Cebbar Şenel, Başkurt Türkçülerinden Türkçülüğün manifestosunu yazan Türk Tarihi Profesörü Dr. Zeki Velidi Togan, Ankara Konservatuarı Direktörü Orhan Şaik Gökyay, Hikmet Tanyu, Reha Oğuz Türkkan, Hamza Sadi Özbek, Cemal Oğuz Öcal, Ankara Adliyesi’nde Hâkim Adayı Said Bilgiç olmak üzere toplam 23 sanık Hükümeti devirmek amacıyla ihtilâl hazırlığı yapmaktan yargılanmıştır. 29 Mart 1945 Perşembe günü verilen kararla 13 sanık beraat etmiş, Zeki Velidî Togan, Hüseyin Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Nurullah Barıman, Cihat Savaşfer, Nejdet Sançar, Fethi Tevetoğlu, Alparslan Türkeş, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal’a 10 yıla kadar uzanan değişik hapis ve sürgün cezaları verilmiştir. Askerî Yargıtay kararı “usul ve esas yönünden” bozmuştur. İstanbul Tophane Askeri Hapishane’sinde, Sansaryan Han’da bulunan Emniyet Müdürlüğü hücrelerinde tutuklu sanıklar 26 Ekim 1945 günü serbest bırakılmış, insanların 1 yıl beş buçuk ay süren hapis ve zindan hayatı sona ermiştir. İnsanlara iktidar erkine seslerini çıkarmamaları, kayıtsız şartsız bağlı kalmaları için gözdağı olarak uyduruk, mesnetsiz bir suçla haksız yere zindanlarda yatmışlardır.

İşkenceleri ile meşhur Sansaryan han

İhsan Bey isimli bir zenginin mülkü olan hanı Sansaryan isimli Ermeni çiftlik kahyası ele geçirmiş, sonra da Erzurum Ermeni Mektebine vakfetmiş.  1916-1918 yıllarında İstanbul Emniyet Genel Müdürlüğü görevinde bulunan Ahmet Faruk Evner, Talat Paşa’nın iznini ve Şeyhülislam Hayri Efendi’nin  fetvasını alarak hanı istimlak ettirip, Emniyet Müdürlüğü hizmet binası haline getirmiş. Kemal Bekir, Orhan Kemal Roman ödülünü alan ünlü “Hücre 1952 ” isimli romanında Sansaryan’daki hücrede geçirdiği 56 günü anlatmıştır.

Sansaryan hanı onda önce de  işkenceleri ile ünlenmişti. Yakın tarihimize “Tabutluklar” adı ile geçen, tavanlarında beş yüzer mumluk ampullerin yandığı işkence odalarında Türkçülük davası sanıklarına yapılan işkencelere örnek olarak Alpaslan Türkeş, anılarında şunları söylemektedir; “Acımasızca parmaklarımdan birini yakalayıp, tırnağımı çektiler. Aslında, ben o görevlilere acıyordum. Yönetim, bizi faşistlikle suçluyor ama, tüm faşizan yöntemleri kendileri kullanıyordu. İçimden bu da geçer yahu, diyordum. Memurların gözü bir şey görmüyordu”.

Reha Oğuz Türkkan ise şunları anlatıyor: ‘‘Koğuşta yatağımın karşısında Alparslan Türkeş, yan tarafında da Prof. Zeki Velidi Toğan vardı. Bu büyük nimeti, aylarca Toğan Hoca’nın derin bilgisinden bir öğrenci gibi yararlandım. Türkeş daha sükuti idi.’’

Türkkan, ‘Alparslan Türkeş’in tırnakları söküldü mü?’ sorusuna ise şöyle yanıt veriyor…

‘‘Bana anlattığına göre, ilk tutuklandığında kerpetenle bir polis işe başlamış, fakat komiser, asker üniformalı oluşuna işaret edip durdurmuş’’

Türkçülük günü

Nihal Atsız’ın “Türkçülüğün gafletten ayrılışı can düşmanlarını tanıdığı dost sandığı hainleri ayırdığı” gün olarak kabul ettiği 3 Mayıs daha sonraki yıllarda Türkçülük Günü olarak kutlanmaya başlanmıştır.

İsmet İnönü’nün Milli Şef dönemi böyle adaletsizlikler ve istibdatla doluydu. İktidarını 1950 ye kadar sürdürebilmiş, baskılarından yılan halk onu demokratik yolla görevden almıştır.

Ekmeleddin İhsanoğlu

20 Temmuz 2014 tarihinde Adnan Menderes, Turgut Özal ve Necmettin Erbakan’ın yanyana olan mezarlarını ziyaret eden Cumhurbaşkanı adayı Prof Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu “Adnan Menderes ve arkadaşları olmasaydı Türkiye hiçbir zaman diktatöryadan, mutlakıyetten ve totaliter rejimlerden kurtulamazdı. Onların sayesinde biz demokrasi mücadelesi veriyoruz” demiştir. Peki bunları neden söylemiştir?

Sorunun cevabı yukarıda anlatılan davada yargılananların arasında bulunan,  Ekmel beyin eşinin İnönü döneminde diktatorya, mutlakiyet ve totaliter rejimden zarar gören amcası Said Bilgiç.

Said Bilgiç o sıralarda Ankara Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyeti Başkanı  idi. İddiaya göre o Nihal Atsız, Cemal Oğuz Öcal, Cebbar Şenel  ile birlikte 2 Mayıs 1944 günü bir nümâyiş tertibine karar vermişler. Aynı gün Cebbar Şenel ile birlikte onbeş kadar genç Samanpazarı Set üstündeki parkta toplanarak bir eve gitmişler, nümâyişin nasıl icrâ edileceğini kararlaştırmışlar. Gösteriden sonra tutuklanıp İstanbul’a götürülmüş, Sansaryan han’da sorgulanmış. Bilgiç, sonunda beraat etmiş ama dönerken 1.5 yıl süren sıkıntılı zindan günlerinin hatırası olarak beraberinde, ömür boyu çekeceği ve ölümüne sebep olacak olan nefes darlığı hastalığını da getirmiş. Bilgiç, 1950 yılında yapılan genel seçimlerde DP’den Isparta milletvekili olarak,  1960 yılına kadar bulunacağı parlamentoya girmiştir. Yani Ekmel bey’in bahsettiği Adnan Menderes’in arkadaşlarından biriydi.

Bülent Pakman. Temmuz 2014. izin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Twitter Widgets Facebook Widgets

IMG_1345Bülent Pakman kimdir?  https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Türkçülük Turancılık Davası için 1 cevap

  1. Geri bildirim: 2. Dünya Savaşındaki Türkler | Pakman World

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s