Nurculuğun Museviliğe İlgisi

Musevi Cemaatinin en önemli isimlerinden işadamı Üzeyir Garih’in 25 Ağustos 2001 de İstanbul’da Eyüp Sultan Müslüman Mezarlığı’nda bir Nakşibendi Şeyhi olan Küçük Hüseyin Efendi’nin mezarının yanı başında 11 yerinden bıçaklanarak öldürülmesiyle ortaya çıkan ilginç Musevi-Sabetayist-Dönme-İslami Tarikatlar zincirinin halkalarını bir önceki yazımızda açıklamıştık. BAKINIZ: Musevi-İslami Cemaat İlişkileri . Bu yazımızda bir diğer paralel halka olan Musevilik ve Kabala’nın Nurculukla ilişkisini irdeleyeceğiz.

Araştırmacı Yazar Soner Yalçın Beyaz Müslümanların Sırrı Efendi – 2 kitabında Said-i Nursi’nin ve dolayısıyla Fethullah Gülen’in de Yahudi öğretisi Kabala’dan etkilenmiş olabileceği iddialarına yer vermektedir.

İbranice’de ‘gelenek’ anlamına gelen Kabala’nın 12. yüzyıl ve sonrasında yaygınlaşan batıni Yahudi mistik felsefesi olduğunu da hatırlatalım. Kişisel bir kılavuzun önderliğinde öğrenilen Kabala, temelde sözlü geleneğe dayanmıştır.

Soner Yalçın Efendi – 2 kitabında Kabala inancı ile Nurculuk arasındaki benzerliklerden bazı örnekler veriyor;

1- “Yahudi doktrinin öğretildiği gelenekçi okullardaki öğretmenlere ‘soferim’ denilmektedir. Bu okullarda Yazılı Tora ve Sözlü (vahiy edilmiş ama yazılmamış) Tora vardır. Soferimlerin görevi, vahiy edilenleri açıklamak ve bunun toplum ile birey tarafından öğrenilmesini sağlamaktır.
Nurcu cemaat içinde, Said-i Nursi Risale-i Nur Külliyatı’nı aslından (yani Latin harfleriyle basılmamış haliyle) okuyan, açıklayan, topluma ve bireye öğretenlere de ‘yazıcılar’ denilmektedir. Tesadüf olabilir mi? Olabilir. Öte yandan, ‘Bediüzzaman Sempozyumu’na neden Yahudi ilim adamları daha çok ilgi gösteriyor merak ediyor Soner Yalçın.

2- Soner Yalçın, Osmanlı tarihindeki Arap düşmanlığı yapanların söylemleri ile Fethullah Gülen’in söylemleri arasındaki yakınlığı da anlamlı buluyor. Kitapta, “Arap düşmanlığını ittihatçılar arasında körükleyen Halide Edip, Cavid Bey gibi sabetayistler ve Nesim Russo, Emmanuel Karasu gibi Yahudilerdi. Türk sağındaki Arap düşmanlığı yeteri kadar incelenmedi. ‘Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusunu arkadan vurdular, o nedenle sevilmiyorlar’ değerlendirmesi ilkokul müsameresi konusudur! Sanki Arnavut arkadan vurmadı. Biz de araya girip bir ekleme yapalım: Buna karşın Yahudilerden kurulan ve İngilizlerin 29. Tümeninde görev alan Siyon Birliğinin 26 Nisan 1915’de Çanakkale cephesindeki Seddülbahir’e çıkartılması, Gelibolu Yarımadası’nın tamamen boşaltıldığı 6 Ocak 1916 yılına kadar orada kalmasına ve 40 kadarının orada ölmesine ne demeli? Buna 1918 de Osmanlı’nın dörtyüz yıllık Kudüs hakimiyetine son veren İngiliz Ordusunun üç taburunun (beş bin asker) Hakotel Yahudi Birliğinden oluşması da eklemeli.

Arap Düşmanlığı Fethullah Gülen hareketinde daha da açıktır. Gülen, Arapları Osmanlı’ya ihanet etmek ve İslam’ı bir çeşit ideolojiye indirmekle suçlar. Osmanlı’nın şehir islamını Arabistan’ın kabile islamından üstün görür! Okulların çoğu Balkanlarda ve Orta Asyadayken Arap ülkelerinde hemen hiç okulu yoktur, neden?” diye soruyor. Yoksa İsrail devletine karşı çıkan Araplar, Fethullah Gülen’in hoşuna gitmiyor mu?

Soner Yalçın böylece çok ilginç bir gerçeğe değiniyor. Arap düşmanlığının Yahudilerin ve Fethullah Gülen’in ortak yanları olması. Yine araya girip birkaç ekleme yapalım ve önce bir soru soralım. Gülen’in Suudi Arabistan’a dolayısıyla hacca ve umreye gidememesi acaba onun Arap düşmanlığından mı yoksa S. Arabistan’ı yöneten Suud Hanedanının ve/veya Suudi S. Arabistan’ın resmi mezhebi Vahabiliğin imamlarının ona, düşüncelerine ve icraatına olan antipatisinden mi ileri geliyor? Yanıtı zor. Bizce her ikisi de. Fethullah Gülen’in İsrail ile yakın ilişkisine başka örnekler olarak Körfez Savaşı’nda, Irak yönetiminin İsrail’e attığı Scud füzesi üzerine İstanbul’da verdiği vaaz ve döktüğü göz yaşları ve ettiği bedduaların kaseti, Gülen’in Kudüs Başhahamı ile yakın ilişkisi ve Fethullahçıların işadamları derneği İŞHAD’ın İsrail’le kurduğu bağları gösterebiliriz. Gülen’in Arap düşmanlığı ve Yahudi Dostluğu ile ilgili son gelişmeleri bir alt yazımızda irdeledik. BAKINIZ: https://bpakman.wordpress.com/yurdum/musevi-islami-cemaat-iliskileri/nurculugun-musevilige-ilgisi/gazze-ve-gulen/

3- Tekrar Efendi-2 kitabıma dönelim. Kitaptan yan yana gelince anlamlı hale gelen iki bilgi daha… “ABD Başkanı Bush yönetimindeki şahinler Evangelist inanca sahipler. Evangelist inanca sahip olanlar, Mesih’in ikinci gelişiyle birlikte Hıristiyanların, Kudüs’te Mesih karşıtı olan ‘Gog ve Magog’ (Yecüc ve Mecüc) ordusunu büyük bir savaş (Armegedon-Armaggedon) sonunda yok edeceğine ve bin yıllık Mesih Krallığı’nın kurulacağına inanıyorlar. ‘Hıristiyanlık Siyonizmi’ olarak adlandırılan bu görüş, Evangelistlerin inancının temelini oluşturuyor…” Fethullahçıların Aralık 2003 tarihli Aksiyon Dergisi’nin kapak haberine bakalım; “İnsanlık O’nu bekliyor: Hz. İsa”. Fethullah Gülen cemaatine yakın bir dergi neden böyle bir kapak yaptı? Mesih inancının Kur’an ayetlerinde olmadığı biliniyor. Ama buna rağmen Nurcular ‘Müslüman İseviler’ diye bir tanım ortaya çıkardılar; buna göre Mesih Hz. İsa yeniden dünyaya gelecek ve İseviliği yeniden getirip Müslümanlıkla birleştirecekti. Neden Fethullah Gülen cemaatine yakın bir dergi Evangelistlerle aynı şeyi söylüyor?

Soner Yalçın’ın bu sorusunun açık yanıtını bizim yazılarımızda bulabilirsiniz. BAKINIZ

4- Ve Yalçın’ın kitabından bir dikkat çekici nokta daha: “Ağlamanın ne kadar önemli mistik bir ritüel olduğunu bilmeden, Fethullah Gülen’in müritlerine hitap ederken ‘karı gibi ağlıyor’ dip/mesajını vermek için, dakikalarca televizyonlarda gösterecek kadar cahiliz!… Tıpkı Fethullah Gülen’in ağlayarak verdiği vaazda ‘Tabut üs-Sekine’ (Ahit Sandığı) sözü geçince, dinleyenlerin, bunun İbranice bir buyruk olup olmadığını bilmeden vecde gelip ağlamaları gibi…” Yani aslında bu kitapta yan yana getirilen, Fethullah Gülen’le ilgili bilgilerin toplamında işaret edilen şu: Fethullah Gülen de aynı zincirin halkası olabilir mi? İçlerinde bir Yahudi dönmesi şeyhinin de olduğu ve müritleri arasında pek çok sabetayistin olduğu bu zincir ne anlama geliyor?

Soner Yalçın’a göre Kabala’nın başyapıtı Işık anlamına gelen Zohar.  Yalçın soruyor; Nurcuların öğrenci pansiyonlarına neden “Işık Evleri” adı veriliyor? Yalçın devam ediyor. Tasavvufî tarikatlar üzerinde uzun yıllar uğraş vermiş Abdülbaki Gölpınarlı diyor ki: Işık, ehl-i sünnet inancına uymayan, batınî inançları benimsemiş bulunan, Şia’ya temayül eden dervişlere, bilhassa Bektaşîlere, Alevîlere, Hurufîlere verilen addır. (Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri, 2004, s. 157.) Gölpınarlı örnek de veriyor: Sarı Saltuk Tekkesi, San Baba Zaviyesi ve Varna’daki Akyazılı Tekkesi’ndeki Bektaşîlere “ışık” deniyor. Denebilir ki, İslam’da da “nur” var; “Kuran nurdur”… Güzel. O zaman sormazlar mı yazılı ve sözlü dilde olabildiğince Arapça kelime kullananlara? Neden “nur” değil de “ışık”?

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hazırladığı İslam Ansiklopedisi v e Mukaddilme-i İbni Haldun gibi eserlerde “cifr” eski Yahudi uydurmaları olarak yer alıyor. Ama Said-i Nursi gibi cifr’in bir ilim olduğuna inananlar da var. Peki cifr ve ebced ne demek? Said-i Nursi’nin ve dolayısıyla Fethullan Gülen’in cifr’in ilim oluğuna inanması ne anlama geliyor? Ebced, eski alfabedeki harflerin her birine belirlenmiş bir sayı vererek, bir kelimenin sayısal değerini hesaplama ve bu değerden yola çıkarak kelimeyle aynı sayısal değere sahip diğer kelimeler arasında ilişki kurma ve dolayısıyla da olaylar arasında bağlantı kurma anlamına geliyor. Cifr’de ise benzer bir yolla gelecek hakkında tahminlerde bulunuluyor. Benzer anlayış Kabala öğretisinde de var. Kabala’da, Tevrat’ı okumanın üç tekniğinden biri, İbranice’deki harflere verilen sayıları kullanarak anlam çıkarma.

Yalçın’ın Kitabı aslında bir yakınlıktan yola çıkıyor… Yahudi mistisizmi Kabala ile İslam tasavvuf inancından…
Türkiye’deki Sabetayistlerin mesihi, Sabetay Sevi, Yahudi mistik inancı Kabala’ya inanıyordu. Kabala ise İslam tasavvuf inancındaki “Vahdet-i Vücud”a benziyor. Kabala inancına göre, Tanrı, Yahudilere Kitab-ı Mukaddes’i, anlamlarını açacak bir anahtar vermeden gönderdi. Kabala ise bu anlamlan açacak bir tür şifre kırıcı. Tevrat metinlerine sembollerle gizlenen sırları çözecek bir anahtar yani, Kabala. Ama bu sırları ancak Adam Kadmon yani İnsan-ı Kamil (mükemmel insan) çözebiliyor. Ayrıca Kabala inancının farklı bir Tanrı anlayışı var; ki bu tıpkı tasavvuftaki Vahdet-i Vücud’a benziyor. Kabala düşüncesi, Tanrı’nın “her şeyi” yaratıp bırakmadığını, 0 “her şey”in “Tanrı’nın bizzat kendisi” olduğunu savunuyor. Bilindiği gibi Vahdet-i Vücud felsefesi de, Kuran’ın zahiri yani dışa dönük bir görüntü ve anlamı olduğunu, bunun dışında ise bir debatmi yani bir gizli anlamı olduğunu ileri sürüyor. Ve bu anlamlar ancak yorumlarla anlaşılabiliyor. Soner Yalçın, sabetayistlerin tıpkı mesihleri Sabetay Sevi gibi Kabalacı olduklarını ve Mehdi’yi beklerken, Müslümanlığa döndükleri için, kendi inançlarına yakın buldukları İslami tarikatlara bağlandıklarını söylüyor. Bu tarikatlar ise “Vahdet-i Vücud” düşüncesine inanan Mevlevilik, Bektaşilik, Melamilik vb…

Hatta daha da ileri gidiyor kitap ve Türkiye’deki tasavvufi tarikatları yaratan, tasavvuf düşüncesinin en büyük isimlerini, mesela; Mevlana Celaleddin Rumi’yi, Bektaşiliğin Piri Hacı Bektaşi Veli’yi, Alevilerin tarihsel önderi Şeyh Bedrettin’i ve tasavvuf şairlerinin en büyükleri Yunus Emre ve Niyazi Mısri’yi kim etkiledi, diye soruyor? Cevap; Vahdet-i Vücud felsefesinin piri, Muhiddin Arabi. Peki, Muhiddin Arabi kimden etkilendi? Hilmi Ziya Ülken’in İslam düşüncesi kitabında bu sorunun cevabı var: “1194’te Fas’tayken Arabi, Yahudilerle dostluk kurdu, Yahudiler de ona Kabala (Yahudi Mistisizmi) bilgilerini, harflerin, sayıların, şekillerin mantığını ilk kez tanıttılar.” Yani Efendi-2 kitabının iddiası, İslam tasavvuf düşüncesinin daha başlangıç noktasında Kabala’dan etkilendiği yönünde.

Kabala ile ebced-cifr arasındaki benzerlik şaşırtıcı olduğu gibi, bazı dinî ritüeller arasındaki benzerlik de şaşırtıcıdır. Halvetilik, Allah’a zikir yoluyla ulaşılacağını söylüyor. Ana ilke “zikrullah” yani Allah’ı anmak. Halvetiler de 100 kez istiğfar, 100 kez de salavat getiriyorlar sonra da esmayı seba (yedi ad) zikrine geçiyorlar. Ondan sonra mürit, önce kafasını sağ omuzuna (la ilahe diyerek ) sonra sol omuzuna doğru (illallah diyerek) kafasını sallayarak 33 kez kelime-i tevhit zikri yapıyor ve işte sonra bildiğimiz görüntülerle vecd, kendinden geçme başlıyor. Müridin en son ulaştığı nokta, aşamalar var çünkü, “sufi marifet” denen nokta.

Kabalacılar ise aynen zikir gibi bir meditasyon yapıyorlar. Önce üç baba denen, üç İbrani harfini bilmek gerekiyor; bunlar : yod, he, vav. Bu harflerin okunuşları dört yöne ve aşağıya yukarıya olmak üzere altı adet permütasyonu söylererek zikir başlıyor. Daha sonra Kabala’da belirtilen hayat ağacı ya da sefirot ağacı denen 10 adet kavramı temsil eden oldukça uzun söz ve hareketlerle kendinden geçme başlıyor. Bu 10 kavram, “Adam Kadmon” yani mükemmel insana ulaşma durumuna geçmek için yapılıyor ve bu duruma “şiur hohma” yani akıl ve bilgelik ruhu deniyor. Kabalacılar şem sözcüğünü sürekli tekrarlayarak da zikir yapıyorlar.

“Dindar, fakat antisiyonist bir Yahudi’yim” diyen Central Connecticut Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Norton Merzinsky Bediüzzaman Sempozyumuna sunduğu tebliğde, risalelerin diğer kitaplardan ayrılan üç özelliği olduğunu belirtiyor: Barışa sık sık atıfta bulunması; kendisi gibi düşünmemeye anlayış ve Müslüman-Yahudi ilişkilerine bakışta tek bir tarafı haklı çıkarır bir tutum sergilememesi! Said-i Nursî’nin Yahudilerin de hak ve hukukunun bulunduğunu yazması; Kudüs ve çevresinin Yahudiler için kutsal olduğundan bahsetmesi Yahudi profesörü çok şaşırtmış.

Bir diğer Yahudi Profesör Yehezkel Landau’nun 2004’teki konferansta sunduğu tebliğin konusu, “Yahudi geleneği ve Said-i Nursi”ydi.  1978’de vatandaşı olduğu ABD’yi terk edip İsrail’e yerleşen, 1980’lerde dindar bir Siyonist hareket olan Netıvot Şalom’da yöneticilik yapan, 1991-2003 yıllan arasında İsrail’in Ramle şehrinde Arap ve Yahudi birlikteliğini hedefleyen “Açık Ev” merkezini kuran, Prof. Yehezkel Landau, Zaman gazetesinden Nuriye Akman’ın sorularını şöyle yanıtlıyordu:

“Nursî’nin hayata ve eserleri bazı Yahudi düşünürleriyle benzerlikler gösteriyor. XIX. yüzyıldan itibaren bazı hahamlar Yahudilere bilimsel çalışmalar ile modern dünya arasında bağlantı kurma konusunda yardım etmeye çalıştı. Tel Aviv yakınlarında dinî ilimler ve seküler bilimleri birleştiren Barilan isimli harika bir üniversitemiz var. Yine New York’ta Yashiva isminde böyle bir üniversite var. Ben Nursî’nin fen ve din ilimlerini birlikte öğretmek üzere Doğu Anadolu’da kurulmasını planladığı üniversite (Medresetülzehra) fikrini duyduğumda, Barilan Üniversitesi’nin Türkiye versiyonunu kurmak istemiş diye düşündüm. Bence Nursî, devlet sistemi olarak tamamen seküler Atatürk modeli ve imamlarca yönetilen İran modeli arasında bir sentez istedi, İsrail de bunu yapmaya, tamamen seküler olmayan, parlamentosunda dinî partilerin de yer aldığı, hahamların en yüksek yetkiye sahip olmadığı bir Yahudi devleti kurmaya çalışıyor, İsrail’de sivil mahkemeler, anayasa mahkemesi ve kişilerin özel statüleriyle ilgili konulara bakan hahamlarca yönetilen dinî mahkemeler var. Bu Osmanlı döneminden kalmadır. Bana göre sosyal sahada dini özel bir meta yapmak yeterli değil. İnanıyorum ki Nursî için de yeterli değildi. (31 Ekim 2004.)”

Bu arada ilginçtir ki söz konusu 7. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu’nun 3 Ekim 2004’teki açılışı Cevşen
duasıyla yapılır. Önceki yazımızda belirttiğimiz gibi Üzeyir Garih öldürüldüğünde üzerinden Cevşen duası çıkmıştı. Bu arada bu duanın Vatikan’ın İstanbul temsilcisi George Marovich tarafından okunması da bir başka ilginçlik.
Said-i Nursi’ye ilgi duyan sadece dış devletlerdeki Yahudi’ler değildi. Ülke içindeki Sabetayistler de kendisine ilgi duymuşlardır.

Nur cemaatine yakın olan ”Matbuat” dergisinin, Sabetayist olduğunu saklamayan ve ”Evet ben Selanikliyim” kitabının yazarı İlgaz Zorlu’yla yaptığı bir röportajdan kısa bir bölüm:

“Soru : Kabalizm sizin için çok önemli bir nokta. Peki Bediüzzaman’ın ebced hesabıyla ilgili çalışmalarını biliyormusunuz ?

Cevap : Evet biliyorum ve o konuya girmeyeceğim. Enteresan ifadeleri var. Bence Said-i Nursi yazmak istediği şeylerin çoğunu yazmamış bir insan. Özellikle cifr konusunda bir hayli bilgisi var. Bunu açık bir şekilde yazmamış bu çok önemli.

Soru : Bediüzzaman’ın eserlerinin sizde ne gibi bir tesiri oldu ?

Cevap : En çok ilgimi çeken ”Tabiat Risalesi”. Dinsizlik ve materyalizm karşısında bu insan çok sağlam delillerle bu kitabı atıyor ortaya ve ben onun vermiş olduğu örnekleri kendi dini tartışmalarımda kullanıyorum. Diyorum ki Bediüzzaman Said-i Nursi’de böyle söylüyor. Ve ben bundan hicap duymuyorum. Niye duyayım? Çünkü o da aynı yolda gidiyor.

Din olarak Yahudi’liği seviyorum. Yahudi’lik üzerine çok araştırma yapıyorum ama bu benim Bediüzzaman’ı araştırmayacağım anlamına gelmez. Eminim ki Bediüzzaman Said-i Nursi yaşasaydı ondan öğreneceğim çok şey olurdu.”

Said-i Nursi’ye ilgi duyanlara karşın Said-i Nursi’nin de etkilendiği bir isim vardı; Cemaleddin Afgani (1837-1897). Afgani Osmanlı’nın gerileme döneminde suçu İslamda görmüyordu. Ona göre Müslümanlar İslamın gerçek anlamından uzaklaşmışlardı.  Cemil Meriç  Umrandan Uygarlığa kitabında şöyle söylüyor: “Zavallı Türk intelüjansiyası! Kimlerin peşinden gitmemiş. Düşmanları dost, dostları düşman olarak tanımış. Peygamber’in adını anmaya cesaret edemeyen bir Afganî’yi Peygamber kadar saygıya layık görmüş.” Nurcular dışındaki İslami çevrelere göre siyasetle uğraşan bir nankördür, her mason gibi İslamiyet’i içerden yıkmaya çalışmıştır. Öyleyse neden Said-i Nursi Afgani’den etkilenmiş? Neden olacak? Cemaleddin Afgani masondu ama öyle sıradan bir mason değildi. Kahire’deki Şarkın Yıldızı locasına 1878 de girmişti. Said-i Nursi bir masona Afgani’ye ilgi duyarken, Gülen’de bir başka masona, Garih’e ilgi duyuyor.

Soner Yalçın’a göre Nur hareketinin en önemli liderlerinden Fethullah Gülen her fırsatta Garih’i özel ofisinde ziyaret ediyor, birbirlerine hediye veriyorlar. Gülen amber tesbih, ipek halı Garih ise, tarihi kandil hat eserleri veriyor. İlişkileri Gülen ABD’ye gidip orada yaşamaya başladığında da sürüyor. Bu ilişkiyi bundan sonraki yazımızda irdeleyeceğiz. BAKINIZ: Garih, Gülen ve Diyalog

Bülent Pakman Nisan 2010.İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

BU YAZI DİZİMİZİN DİĞER SAYFALARI:

Musevi-İslami Cemaat İlişkileri

Garih, Gülen ve Diyalog

Ehli Kitap Mümini

Türkiye-İsrail İlişkileri

Garih Neden Öldürüldü?

YARARLANILAN KAYNAKLAR:

Photo 08.07.2012 16 18 21Bülent Pakman kimdir: https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Nurculuğun Museviliğe İlgisi için 40 cevap

  1. cemil dedi ki:

    ben de okuyorum bir şey yazıyor diye.

  2. Murat dedi ki:

    Bir yahudinin ifadeleri ile muazzam bir manevi tefsir olan Risale-i Nurlar karalanamaz insaf diye birsey var.Herseyi maddede gören ve su-i zanlarla cahillik yapip 6000 küsür sayfadan bir sayfa dahi okumadan fikir sahibi olunmasi acinacak bir hamakattir.

    • bpakman dedi ki:

      Tam tersi yahudi nurculuğu karalamıyor. Karalaması da mümkün değil. Anlamadan yorum sahibi olunması nasıl bir durum?

      • Murat dedi ki:

        Ben yahudi Nurculugu karaliyor demedim. Bir Yahudinin nurlara olan alakasi delil gösterilerek milyonlar nur talebesi tenkit edilemez dedim. Ayrica ,sizin sahsi kanaatiniz nedir ? nurlari hic okudunuz mu ?

      • bpakman dedi ki:

        Yakın zamanda Mavi Marmara olayında Fethullah Gülen’in tutumu bütün bunları doğrulamıştır.

      • bpakman dedi ki:

        Burada bütün Nurcuları tek tek ele alıp hepsinin düşüncesini aktarıp sonunda bir sonuca varmak imkansız elbette. Açık adını verip ben Nurcuyum, İsrail-Yahudi düşmanıyım diyen varsa buyursun buraya yorum yapsın anlayalım. Nurculukta Fethullah Gülen çok önemli bir isim ve cemaati Nurcular arasında en çok sesi çıkanlar, onun için onu örnek verilmesi doğaldır.

      • bpakman dedi ki:

        Uygun üslupta olan hakaret içermeyen tüm yorumlar hangi görüşte olursa olsun yayımlanmaktadır.

  3. Murat dedi ki:

    Ayrica hicbir ülema ve filozof hatta prof. Risalelerde “surasi yanlistir, (hasa) yalandir ” diyememis diyemezde ve dahi kiyamete kadarda hickimse diyemeyecek izn-i ilahi ile…………..

    • Kadir dedi ki:

      niye risaleler ayet mi ALLAH ALLAH bu cahillikle siz kendine hoca diyen adamlara tapmaya devam edim.

  4. mani dedi ki:

    mehaba yazdiklarinizi okudum. dogru ya da yanlis demek herkesin kendisine kalmis bi sey. benim aklimda surekli soyle bi soru duruyor ya hani tamam fetullah cia ajani falan diyorlar okuyorum bazen gercekten cok enteresan deliller var insan acayip oluyo yani bu kadar okullar ,para, sonra fetullahin amerikadan donmemesi vs… ama bi taraftanda soyle dusunuyrum evet bunlar var ama ya bu insanlar baska ulkelere gidipte insanlara bi taraftan dini anlatiyor gercektende iclerinde cok samimi insanlar var yani insanlarin bu anlamda islam namaz kilma vs anlaminda bilinclenmeleri amerikaya cia e ne cikar saglar. yani ortaya dindar bi nesil cikiyo cia bunu gormeyecek kadar geri zekalimi?? bu hususta acaba ne dusunuyorsuz fikrinze ihtiyacim var . …

    • bpakman dedi ki:

      Yapılan din açısından fırkacılık. Yani daha çok partileşmek gibi. Şimdilik Islam dini yayılmak isteniyor görüntüsü veriliyor ama yavaş yavaş Hıristiyanlığa sempati öğeleri de unutulmuyor. Diyalog kamuflajı altında. Örneğin Hz İsa’da birleşme fikri ortaya atılıyor. Bunu yaparken de deniliyor ki “la ilahe il Allah demek yeter. Gerisini yani Muhammeden Resulullah demek şart değil”. Bu tartışmaya açılıyor. Bunu yaptıran güç “Islam’ ı Avrupadan çıkarttık sıra Asya’dan çıkartmaya geldi” diyen Papa ve ortaklarıdır. Diyalogun 2. ayağı Haçlı zihniyetin ortakları siyonistler. Onlar zaten Osmanlı tebası oldukları için İslamın içine rahatça girebilmişlerdir. Evet dediğiniz gibi namaz kılan vb bir nesil yetişiyor ama bu Ilımlı Islam nesli olmakta. Zaten Ilımlı İslamı yani Haçlı -siyonist zihniyetine uyan İslamı istediklerini ABD hiç saklamıyor.

  5. Murat dedi ki:

    Bakin bunun gibi fikirler, Risale-i Nurlari tam manasiyla anlamadan ve malumat sahibi olmadan veya su-i niyet ile yapilan tevillerdir. Nurlarin mahiyetini özünü bilmeyenler hemen Hoca efendiyi ve arkasindan gidenleri cok tuhaf zanlarla tenkit ediyorlar. Yok ajan yok hristiyan propagansi veya baska menfi ithamlar ile. Bunlarin hicbirisi disardan göründügü gibi degildir. Bir baska sebebide su-i niyet tasiyan dine ve müslümana düsman olanlarin kullandiklari bir yol olmas,i maalesef meselenin tam idrakine perdeler oluyorlar.Surasi cok mühim bir hususturki; Hoca efendi; Said Nursiyi ,eserlerini, talebelerini ve hizmetinin tarzini temsil etmez. Ama maalesef bunu bilmeden insafsizca bütün nur cemaati tenkit edilip zan altinda birakiliyor. Size samimane tavsiyem Nurlari cok dikkati mütaala edin ve anlasilmayan taraflarini bir nurcuya sorun. .Bir baska mühim hususta , hristiyanlarla alakali yapilan hatalardir. Külliyatta Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bu hususta bir izahi var size tavsiyem bu izahi dikkate alarak meselelere bakmanizdir. Zira Hoca efendinin tarzi ve metodunu biz tasvip etmiyoruz. Cünkü Said Nursi Hazretlerinin böyle bir usulu ve vasiyeti yoktur. Bunlar külliyatta tek tek izah ve ispat edilmistir.

    • bpakman dedi ki:

      Bediüzzaman Sempozyumu’na neden Yahudi ilim adamları daha çok ilgi göstermiştir? Haçlı-siyonist işbirliği Hz. İsa’nın Kudüs’te Süleyman tapınağında dünyaya döneceği planı üzerine kuruludur. Said-i Nursi Hz. İsa’nın dünyaya döneceğine inanmıyor mu? Diyanet İşleri tarafından Yahudi uydurması olarak nitelendirilen cifr Said’i Nursi tarafından ilim olarak kabul görmemiş midir? Said-i Nursî Yahudilerin de hak ve hukukunun bulunduğunu, Kudüs ve çevresinin Yahudiler için kutsal olduğunu ifade etmemiş midir? Prof. Yehezkel Landau “Said-i Nursî’nin hayata ve eserleri bazı Yahudi düşünürleriyle benzerlikler gösteriyor” dememiş midir? Said-i Nursi mason Cemaleddin Afgani’den etkilenmemiş midir?

      • Murat dedi ki:

        1- Kuranin hükümleri umumidir her vicdan sahibi hangi dinden olursa olsun karsi koyamaz aksini ispatlayamaz.Risale-i Nurlardada bu asirda Kuran günesinden nurlar ve hakikarlar PIRILTILARI göründügünden hangi dinden olursa olsun tesirinden kurtulamazlar. Hidayetin kime ,ne zaman ve nerde nasip olacagini Allah bilir. Resulullahida a.s. kuran okurken gizli gizli dinleyen cok müsrik vardi ve insafli olanlar hidayete göz kapamadilar ve biat ettiler ve sahabe oldular Bundan neden rahatsiz olunuyorki ?

      • Murat dedi ki:

        2- Dördüncü sualinizin meali: Âhirzamanda Hazret-i İsa Aleyhisselâm Deccal’ı öldürdükten sonra, insanlar ekseriyetle din-i hakka girerler. Halbuki rivayetlerde gelmiştir ki: “Yeryüzünde Allah Allah diyenler bulundukça kıyamet kopmaz.” Böyle umumiyetle imana geldikten sonra nasıl umumiyetle küfre giderler?

        Elcevab: Hadîs-i sahihte rivayet edilen: “Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın geleceğini ve şeriat-ı İslâmiye ile amel edeceğini, Deccal’ı öldüreceğini” imanı zaîf olanlar istib’ad ediyorlar. Onun hakikatı izah edilse, hiç istib’ad yeri kalmaz. Şöyle ki:

        O hadîsin ve Süfyan ve Mehdi hakkındaki hadîslerin ifade ettikleri mana budur ki: Âhirzamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak:

        Birisi: Nifak perdesi altında, risalet-i Ahmediyeyi (A.S.M.) inkâr edecek Süfyan namında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan, ehl-i velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek Âl-i Beyt’ten Muhammed Mehdi isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyan’ın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.

        İkinci cereyan ise: Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zabitan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmeyen vahşi bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir gûna hâkimiyet verir. Öyle de: Allah’ı inkâr eden o cereyan efradları, birer küçük Nemrud hükmünde nefislerine birer rububiyet verir. Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hâdisatı nev’inden müdhiş hârikalara mazhar olan Deccal ise; daha ileri gidip, cebbarane surî hükûmetini bir nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilân eder. Bir sineğe mağlub olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın uluhiyet dava etmesi, ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malûmdur.

        İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hâl-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılab edecektir. Ve Kur’ana iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi’ ve İslâmiyet metbu’ makamında kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey’in va’dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey’ va’detmiş, elbette yapacaktır.

        Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretine vaz’eden (Hazret-i Cibril’in “Dıhye” suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderip beşer suretine temessül ettiren, hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını cesed-i misalîyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için, değil sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsa, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm’in hikmetinden uzak değil.. belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va’detmiş ve va’dettiği için elbette gönderecek.

        Hazret-i İsa Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî İsa olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile onu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herkes onu tanımayacaktır.
        Mektubat ( 56 – 57 )

      • Murat dedi ki:

        3- Üstad hic kimseden etkilenmemistir. Kudüse gelince bütün semavi dindede Kudüs mübarektir zira Kudüs peygamberler diyaridir ve müslümanlarinda ilk kiblesiydi.Diger semavi dinlerin hükmü gecmis ve indi ilahide gecersiz olsada ve tahrifata ugrasalarda yinede kitaplarinada Cenab-i Hakka ait sahih ayetler bulunabilir bu yüzden biz bütün semavi kitaplarin Taraf-i ilahiden geldigine iman ederiz ,fakat sadece Kurana tabi oluruz zira Cenab-i Hakkin yaninda makbul olan din islam ve kitabta Kuranü-l Mucizü Beyandir.

      • bpakman dedi ki:

        Konu Kudüs değil Tapınaktır. Yani Kudüs’teki Süleyman Tapınağı. Haçlı Siyonist anlaşmasına göre Hz. İsa’nın dönmesi için Tapınak yeniden yapılacak. Bunun için de Mescid-i Aksa’yı yıkacaklar. Onun için de İslam dünyasının tamamen pasifize edilmesi gerekiyor. Onun için de Büyük Ortadoğu Projesi BOP ya da revize adıyla Genişletilmiş Orta Doğu projesi yürürlüğe kondu. Yahudilerin yıllardır İslami cemaatlere yakınlaşmaları hatta katılmaları, Haçlı siyonistlerin Bediüzzaman Sempozyumu’na ilgi göstermeleri bu proje çerçevesindedir. Adnan Oktar ne diyor? İsrailliler bizim La ilahe illah kardeşlerimizdir. Atom bombasını kim İsrail’e atarsa dünyayı başına geçiririz. Nurcu İlahiyat Profesörü Suat Yıldırım Aksiyon dergisinin Aralık 2003 sayısında Müslüman ve Hıristiyan ümmetlerinin, Hz İsa’nın şahsiyeti etrafında bütünleşmelerini istemişti. Denebilir ki Adnan Oktar ve Suat Yıldırım bütün Nurcuları temsil etmiyorlar. O zaman Said-i Nursi’nin şu sözlerini nereye koyacağız? “Müslümanlık, Hıristiyanlık İttifakını bozmaya çalışanlara karşı üç zümre; Nurcular, Hıristiyanlar ve misyonerler uyanık olmalıdır.” “Ehl-i iman Hıristiyanın dindar ruhanileriyle ittifak etmek ve medarı-ı ihtilaf mes’eleleri nazara almamak gerekir.” “Birinci Dünya Savaşında bizimle savaşmış da olsa bir Hıristiyan ölmüşse şehit sayılır, ahirette mükafatı vardır.”

  6. Murat dedi ki:

    Beşinci Mes’ele

    Sâniyen: Mektubunuzda “Mücerred Lâ ilahe illallah kâfi midir? Yani Muhammedürresulullah demezse ehl-i necat olabilir mi?” diye diğer bir maksadı soruyorsunuz. Bunun cevabı uzundur. Yalnız şimdi bu kadar deriz ki:

    Kelime-i şehadetin iki kelâmı birbirinden ayrılmaz, birbirini isbat eder, birbirini tazammun eder, biribirisiz olmaz. Madem Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm Hâtem-ül Enbiya’dır, bütün enbiyanın vârisidir; elbette bütün vusul yollarının başındadır. Onun cadde-i kübrasından hariç, hakikat ve necat yolu olamaz. Umum ehl-i marifetin ve tahkikin imamları, Sa’dî-i Şirazî gibi derler:

    مُحَالَسْتْ سَعْدِى بَرَاهِ نَجَاتْ ٭ ظَفَرْ بُرْدَنْ جُزْ دَرْ پَىِ مُصْطَفَى

    Hem كُلُّ الطُّرُقِ مَسْدُودٌ اِلاَّ الْمِنْهَاجَ الْمُحَمَّدِىَّ demişler.

    Fakat bazan oluyor ki: Cadde-i Ahmediyede (A.S.M.) gittikleri halde, bilmiyorlar ki cadde-i Ahmediyedir ve cadde-i Ahmediye dâhilindedir.

    Hem bazan oluyor ki: Peygamber’i bilmiyorlar, fakat gittikleri yol, cadde-i Ahmediyenin eczasındandır.

    Hem bazan oluyor ki: Bir keyfiyet-i meczubane veya bir halet-i istiğrakkârane veya bir vaziyet-i münzeviyane ve bedeviyane suretinde cadde-i Muhammediyeyi düşünmeyerek, yalnız Lâ ilahe illallah onlara kâfi geliyor.

    Fakat bununla beraber, en mühim bir cihet budur ki: “Adem-i kabul” başkadır, “kabul-ü adem” başkadır. Bu çeşit ehl-i cezbe ve ehl-i uzlet veya işitmeyen veya bilmeyen adamlar; Peygamber’i bilmiyorlar veya düşünmüyorlar ki kabul etsinler. O noktada cahil kalıyorlar. Marifet-i İlahiyeye karşı, yalnız Lâ ilahe illallah biliyorlar. Bunlar ehl-i necat olabilirler. Fakat Peygamber’i işiten ve davasını bilen adamlar onu tasdik etmezse, Cenab-ı Hakk’ı tanımaz. Onun hakkında, yalnız Lâ ilahe illallah kelâmı, sebeb-i necat olan tevhidi ifade edemez. Çünki o hal, bir derece medar-ı özür olan cahilane adem-i kabul değil, belki o kabul-ü ademdir ve o inkârdır. Mu’cizatıyla, âsârıyla kâinatın medar-ı fahri ve nev’-i beşerin medar-ı şerefi olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ı inkâr eden adam, elbette hiçbir cihette hiçbir nura mazhar olamaz ve Allah’ı tanımaz. Her ne ise, şimdilik bu kadar yeter.
    Mektubat ( 335 – 336 )

    • bpakman dedi ki:

      Evet, özetle müslümanım diyen İslam dininin Peygamberine de inanmak zorundadır. Yoksa sadece inanan olur, İslam dininin mensubu olamaz. İnsan inanan olabilir, yani Allah’a inanan daha doğrusu Tanrı’ya inanan. La ilahe ilallah budur. Peki bu insanın İslam dinine mensup olup olmadığını bundan anlayabilir miyiz?

  7. Murat dedi ki:

    Söyle diyelim, bir insan La ilahe illah in hakiki manasini anlar ve kabul ederse kelime-i tevhidin ilk bölümüne muhatap olmus olur. Burada Bediüzzaman hazretleri hususi bir mazereti nazara veriyor, bu mazeret umumi degildir yani herkes icin gecerli degildir. Sart o ki, gitti yol Resulullahin a.s. yolu olacak ama fark etmeyecek ve ayni zamanda birtakim süpheler ve bazi özürler sebebiyle Muhammaden Resulullah diyemiyor olacak, ya bir süphesi ya bir sebebi var kasti degil yani. Cünkü son peygamber hakkinda iler geri cok seyler söylenmis ve insanlarin akli karismis ” acaba” diyerek süpheye düsmüsler.Yani Adem-i kabul deniyor buna. Ispat ve izah edilse deliller ortaya konsa belki o kiside anlacak, inanacak ve diyecek ki ” Muhammeden Resulullah” yani kasten inkar degil. Bu gibi insanlar insaallah ehl-i necattir, kurtulusa erebilirler. Gelelim ikincisine Kabul-u Adem yani yoklugnu kabul yani böyle bir peygamber yoktur veya davasi -hasa- yalandir veya aksini ispata calismak nevinden inkar etmektir yani dava ortaya koymak ve o davanin arkasindan gitmek ve baskalarinida sürükleyip taraftar toplamaktir. Bu nevi inkar eden yani kabu-u adem olan yoklugunu kesin kabul eden ve dava edenler asla ve asla ehl-i necat olamazlar. Zira Muhammed-i Arabi a.s. in getirdigi yoldan baska kurtulus yolu yoktur. HASILI kelam birincisinde gidenlerin ehl-i necat olmalrinin sarti izah edilmistir. ikincisinda ise asla kurtulamaycaklari izah ve ispat edilmistir.

    • bpakman dedi ki:

      Said-i Nursi’nin böyle demiş olması normal. Zira bunu daha sarih bir şekilde onu hayranlarından Fethullah Gülen söylüyor. Sizin cevabınızda olmayan şey şu: Sadece La ilahe il Allah diyen arkasından Muhammeden Resulullah demeyen hatta bunu demeye gerek yoktur diyen müslüman olur mu? Bediüzzaman’a göre bu kişi ehli necat olur. Yani Allah’a inanan bir dinsiz ehli necattır ama müslüman değildir. Bu yoldan gidilip müslümanlar dinler arası diyalog tuzağına düşürülmek isteniyor. Demek isteniyor ki “dinler gelin bir ortak nokta bulalım. Allah’ta birleşelim. Gerisini boşverin.” Tek din olacak, Hz. Muhammed devre dışı bırakılacak, müslümanlık kolayca ortadan kaldırılacak. İyi ama hıristiyanlar Allah’a Tanrı, oğlu ve kutsal ruh, Yahudiler de Allah’a Tanrı diyorlar.

  8. Murat dedi ki:

    Elbette müslüman olamaz. Hayir ehl-i necat olamaz nerden cikariyorsun böyle bir hükmü ben gayet teferruatli izah ettim ya anlamadin yada kasten saptiriyorsun Üstada iftira ediyorsunuz ve diyorsunki “”” Demek isteniyor ki “dinler gelin bir ortak nokta bulalım. “”” deyip iftira ediyorsun, anlamdan konusuyorsun. Piyasda kendini bilmez agzindan cikani duymayan birsürü akilsz var bunlarin hesabini nurcularmi verecek. Bu iddalarinizin hicbir ehemmiyeti yoktur gercegide yoktur . Bediüzzaman ve talebeleri ortadadir. Ne külliyatta ve nede Üstadina ve hizmette sadik ve ihlasli nur talebelrinde böyle tarz inanis ve kanaat asla ve kat’a yoktur.Külliyata böyle bir hükümde yoktur bunu bana tekralatmayin sürekli. Sizde böyle itham ve iftiralardan vaz gecin ve tenkit ettiginiz Risale-i Nurlari dikkatlice okuyun daha sonra kanaat sahibi olun ve dogru hüküm verin .Yoksa buradan milyonlar masum nur talebelerine ettiginiz iftiranin hesabini ödeyemezsiniz. Kabir var, hesap var. Size son tavsiyem imaninizi tahkike cevirip kurtarmaya bakin yoksa son pismanlik fayda vermez. ebedi saadet ve cennet hayati bu dünyada kazaniliyor.Daha olmadi bana bir telefon numarasi ve isim ve gün ve saat verin yüzyüze tekrar izah etmeye calisayim veya ben tel.numarami vereyim beni arayin bizim gizlimiz saklimiz yok. Niyeti kötü olmayana bu izhatlar kafidir.

    • bpakman dedi ki:

      “Müslümanlık, Hıristiyanlık İttifakını bozmaya çalışanlara karşı üç zümre; Nurcular, Hıristiyanlar ve misyonerler uyanık olmalıdır.” “Ehl-i iman Hıristiyanın dindar ruhanileriyle ittifak etmek ve medarı-ı ihtilaf mes’eleleri nazara almamak gerekir.”
      Bunu diyen ben değilim.

  9. Murat dedi ki:

    Anlasilan sizin niyetiniz bozuk .Bektasi gibi basin-sonunu okumadan su-i zanla birlik iftira etmeye alismissiniz.Ben size bir soru soruyorum Risale-i Nurlari okuyormusunuz ???? Eger okumuyorsaniz sizinle münakasa etmenin hicbir faydasi yok. Zira acayib bir inad icinde görüyorum sizi ki Üstad orada her hristiani kast etmiyor vede sehittir hic demiyor. Haklbuki sizin gibi kariyer sahibi birini bile, körüne körüne inad ne acayib durumlara düsürüyor.Siz anlasilan zihniyetinizle alakali bir problem var. Nurculuga düsmanliginizin sebebi gayet acik anlasiliyor.

    • bpakman dedi ki:

      Benim günümüzdeki derdim İslam dininin defterini dürmek isteyen Haçlıların Truva atları olan diyalogçular.
      Gelelim geçmişe.
      Said-i Nursi “Müslümanlık, Hıristiyanlık İttifakını bozmaya çalışanlara karşı üç zümre; Nurcular, Hıristiyanlar ve misyonerler uyanık olmalıdır.” “Ehl-i iman Hıristiyanın dindar ruhanileriyle ittifak etmek ve medarı-ı ihtilaf mes’eleleri nazara almamak gerekir. ”
      demiş mi dememiş mi?
      Sonra ne mi oldu? Hıristiyanlarla ittifak olduk, ordumuz NATO’nun yani Haçıların bekçisi oldu. Müslüman Cezayir’in bağımsızlığına karşı oy verdik. Müslümanları katleden yerinden yurdundan eden İsrail’i tanıdık. Haçlı birliği AB’nin kapısında yalvar yakar bekliyoruz. Gümrük Birliğine girip ticaretimizi onlara teslim ettik. Hıristiyanlar bizi borç batağına soktular. Üstüne de sıcak para verdiler. Önce Asala sonra PKK’yı palazladılar. Kımıldayacak halimiz yok. Ülke bölünmek üzere. Önümüze tekrar koydukları SEVR anlaşmasını imzalamak zorunda bırakılıyoruz.

  10. Murat dedi ki:

    Merak etmeyin hickimse buna muaffak olamayacak ve bu din kiyamete kadar baki kalacaktir. Bu hüküm ayetlerle sabittir ve Bediüzzamanda bunu ispat etmistir. Nurculugun siyasetle hicbir alakasi ve meyli kesinlikle yoktur, vardir diyenler hata eder. Size tavsiyem , fazla karamsar olmayin ve o tip zihniyet sahibi cevrelerden ve nesriyatlarindan uzak durun zira asil Truva Atlari o vatanperver görünen cenahlarin icinde bol miktarda mevcuttur. Size bir tavsiyemde Lozanin ic yüzünü cok iyi tahlil edin.

  11. bpakman dedi ki:

    Ana sayfada belirtildiği gibi yorumlar yasal ve etik açılardan incelendikten sonra yayımlanmaktadır. Ayrıca hassas olan dini konulara ait yorumların dikkatlice incelenmesi zorunludur. Uzun yorumlarda bu çok zaman almaktadır. Ayrıca internetten kopyala yapıştır alıntılar internette rahatlıkla bulanabilecek şeylerdir. Takdir edersiniz ki burası kişisel blog sayfasıdır dışardan yönlendirme yeri olmamalıdır.
    Saygılarımla.

  12. Murat dedi ki:

    Size tekrar söyleyim sizin maksadiniz anlasilan ortaligi karistirmak yine hata ettiniz veya kasten yalan söylüyorsunuz.””””” Ehl-i iman Hıristiyanın dindar ruhanileriyle ittifak etmek ve medarı-ı ihtilaf mes’eleleri nazara almamak gerekir.”””” Bu ifadenin manasi her hristiyan degildir Üstad bunu izah etmis siizin niyeniz nedir onu bana söyleyin.

    • bpakman dedi ki:

      Çok basit yapılan Amerikan ajanlığı.

      • Murat dedi ki:

        Ben size yiginla ispat döküyorum önünüze ama siz nal diyor mih demiyorsunuz. Anlasildi sizinle görüsmenin hicbir manasi yok. Demek simdiye kadar havanda su dövmüsüm yazik.Ben sizden deli istiyorum siz ,buna mükabil cerbeze yapiyorsunuz. Allah islah etsin.

      • bpakman dedi ki:

        İspat ortada. Gidin Türk cumhuriyetlerine, Afrikaya, dünyanın her tarafına. Said-i Nursi öğretisinin müridleri okul adı altında Amerikan emperyalizminin maşalığını yapıyorlar. Bunu farkeden Amerikaya muhtaç olmayan ülkeler onları kovuyor.

      • Murat dedi ki:

        Sizin derdiniz din-i islami muhafazami etmek yoksa milyonlarca imanini kurtarmis nur talebelerine iftira mi atmak? Adama sormazlarmi sen bu din-i mübinin selameti yolunda ne yapti ve yapiyorsun –ayinesi istir kisinin–

      • bpakman dedi ki:

        Allah yolunu rant kapısı yapanların saldırıları doğru yolda olduğumu göstermektedir.

  13. Murat dedi ki:

    14.Sua’ dan —-Bu defa da beni tevkif ederek Afyon’a getirmişlerdir. Mevkufum, isticvab altındayım. Bana şunları isnad ediyorlar:

    1- Sen siyasî bir cem’iyet kurmuşsun.

    2- Sen rejime aykırı fikirler neşrediyorsun.

    3- Siyasî bir gaye peşindesin.

    Bunların esbab-ı mûcibe ve delilleri de, risalelerimin iki-üçünden on-onbeş cümleleridir. Sayın bakan!. Napolyon’un dediği gibi, “Bana tevili kabil olmayan bir cümle getiriniz, sizi onunla i’dam edeyim.” Beşerin ağzından çıkan hangi cümle vardır ki, tevillerle cürüm ve suç teşkil etmesin. Bilhâssa benim gibi yetmişbeş yaşına varmış ve bütün dünya hayatından elini çekmiş, sırf âhiret hayatına hasr-ı hayat etmiş bir adamın yazıları elbette serbest olacaktır. Hüsn-ü niyete makrun olduğu için pervasız olacaktır. Bunları tedkikle altında cürüm aramak insafsızlıktır. Başka birşey değildir. Binaenaleyh, bu yüzotuz risalemden hiç birisinde dünya işini alâkalandıran bir maksad yoktur. Hepsi Kur’an nurundan iktibas edilen âhiret ve imana taalluk eder. Ne siyasî ve ne de dünyevî hiç bir gaye ve maksad yoktur. Nitekim hangi mahkeme işe başlamış ise, aynı kanaatla beraet kararını vermiştir. Binaenaleyh lüzumsuz mahkemeleri işgal etmek ve masum iman sahiblerini işlerinden güçlerinden alıkoymak, vatan ve millet namına yazıktır. Eski Said bütün hayatını vatan ve milletin saadeti uğrunda sarfetmişken, bütün bütün dünyadan el çekmiş, yetmişbeş yaşına gelmiş Yeni Said, nasıl olur da siyasetle iştigal eder. Buna tamamen siz de kanisiniz.

    Birtek gayem vardır: O da, mezara yaklaştığım bu zamanda, İslâm memleketi olan bu vatanda bolşevik baykuşlarının seslerini işitiyoruz. Bu ses, âlem-i İslâmın iman esaslarını zedeliyor. Halkı, bilhâssa gençleri imansız yaparak kendisine bağlıyor. Ben bütün mevcudiyetimle bunlarla mücadele ederek gençleri ve müslümanları imana davet ediyorum. Bu imansız kitleye karşı mücadele ediyorum. Bu mücahedem ile inşâallah Allah huzuruna girmek istiyorum, bütün faaliyetim budur. Beni bu gayemden alıkoyanlar da, korkarım ki bolşevikler olsun! Bu iman düşmanlarına karşı mücahede açan dindar kuvvetlerle el ele vermek, benim için mukaddes bir gayedir. Beni serbest bırakınız. El birliğiyle, komünistlikle zehirlenen gençlerin ıslahına ve memleketin imanına, Allah’ın birliğine hizmet edeyim.

    Mevkuf
    Said Nursî

    Şualar ( 497 – 498 )
    (Dikkatinizi cekerim Napolyon gibi kelimeler üzerinde oynayip maksati saptiriyorsunuz.)

  14. esra dedi ki:

    Nurculuk Üstad Efendi kelimeleri nerden gelmiştir ? bence bunlar masonlarla birebir örtüşüyor tarihi olaylarda yeterince kanıttır. bunların amaçları da müslüman ya da hristiyan görünüp dinleri yok etmek. şeytanın kölesi olmuş münafıklardır.

  15. selahattin yıldırım dedi ki:

    sayın pakman yazılarınıdan bundan sonrada yarlanmak isterim zahmetleriniz için teşekürler

  16. Adı Bende Saklı dedi ki:

    Bu video çoğu gerçeği apaçık ortaya koyuyor. izlemenizi tavsiye ederim:
    http://videovisio.com/video/5/diyalogçu-turuva-atı-fettullah-gülen-3-saatlik-tam-video/

  17. or dedi ki:

    Bundan elli seni önce bir gün bir kitapçıda risalelerden birisini görmüştüm risalede saidi nursinin bir gün müritleriyle nur tetebbuatı yaparlarken birden bir haberin geldiğıi ve birazdan polisin orayı basacağı anlaşıldı, herkes dağıldı ve o anda da polis kapıyı çaldı. Hazret tam kapıyı açacakken birden masanın üzerinde o zamanlar yasaklanmış olan risalelerinin bulunduğunu görür. Ve bir münacaatıyla risalelerin farelere dönüşüp her biri bir tarafa dağılır ve polisler gelip hiçbir şey bulamazlar. Ben şimdiye kadar kitaplarımı farelerin yediğini ama kitaplarımın fareye dönüştüğünü görmedim. Bunlar yalanlardır ve o adamlar da basit yalancılardır. :)))
    Her ağlayışında herkes onun gözyaşylarına hayran olup inlerken Bu ağlayıcı casusun neler söylediğini kimse dinlemiyordu uma ben dinliyordum. Ona göre; en yalancı hadis uydurucuları yahudilerden olan Abdullah ibni selam ve ibni mühembih kafirleri günümüzdeki insanların tümünden daha üstün ve makbul ve mükemmelmiş. Amacının ne olduğunu görün. Bir de kuran müslümanlığı diye bir sapıklık varmış Kuranın dışındaki uydurmalara başvuramayacak çünkü. Tek dayanağı kurandan kaçmak ve uydurmaları şahit olarak getirmek kendi amaçlarına. Hadis de ayet de kurandandır. Başka kaynak mı var. Peygamberimiz benden oradan başka bir söz söylediğimi duyarsanız onu atın demek zorunda değil miydi. Risalelerin hiç birinde de kurana uygun bir söz bulamazsınız. Fatih hurufileri yaktırmıştı. Nursi hala ebcedlerle oynuyor.

  18. or dedi ki:

    Koskoca osmanlı imparatorluğu hristiyanlar tarafından kuşa döndürülürken o nereyde bir okuyup üfleyip kafirler ordusunu kaçırsaydı ya. Hristiyanlarla diyaloğ yapacağına onları ülkemizden neden kaçırmadı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s