İzmir’in kurtuluşu _ Miralay Zeki Beyin hatıraları

Öncesi için lütfen tıklayın

İzmir’e ilk giren İkinci Süvari Fırkası Kumandanı Kadifekale’ye bayrağımızı çeken Miralay Zeki Bey (Sonradan Umum Jandarma Kumandanlığına gelen General Zeki) Fırkasının harp harekâtını ve İzmir’e girişlerini anlatıyor:

”Kumandasına memur olduğum İkinci Süvari Fırkası, düşman ordusunun gerisini çevirmek vazifesini almıştı. Bunun için sarp Ahır dağlarını aşmak icabediyordu. Düşmanın aşılmaz zannettiği bu dağları, süvarilerimiz bir gece yürüyüşüyle geçerek düşman ordusunun gerisine intikal ettiler. Böylece Sakarya harbinden, yâni bir seneden beri iki ordu yeniden karşı karşıya gelmiş, aradaki kalın perde kalkmıştı.
Buradaki vazifemiz düşman ihtiyat kuvvetlerini asıl taarruz cephemize gitmekten manetmekti; bu maksatla harekâta geçildi ve Yunan ihtiyat kuvvetleri gurupunun bulunduğu tahmin edilen istikamete tevcih olundu. Yolda, Küçük köyde küçük bir mukavemete maruz kalındı, burada bulunan ve köyü muhafaza etmek isteyen düşman İkinci Alay, kuvvetlerimizin hücumuyla tamamen imha edildi, oralardan geçen takriben bir kilometrelik demiryolu da tahrib edildi. Mülâzım Yıldırım Kemal Bey, ki pek kıymetli bir genç zabitimizdi, burada şehit düşmüştür.
27 Ağustos gecesi, durmadan yürüyüşe devam edildi. Bu yürüyüş, düşman ordusunun gerisinde ve şimal istikametinde yapılıyordu. Eğert civarına kadar varıldı, böylece Başkumandanlık pergeliyle tersim edilen ilk büyük çemberin ağzı, süvari kuvvetlerimiz tarafından, tâyin edilen zamandan evvel, kapanmış oldu.
28 Ağustos sabahı gün doğmadan, süvari fırkamız Trikopis karargahıyla düşman ihtiyat gurubu kumandanı Diyenis karargâhı arasında ve tamamen cephe boyundaki düşman ordusunun arkasında mevki almış bulunuyordu. Bu vaziyetimizden azamî istifade gayesiyle, Diyenis kuvvetlerine, alaca karanlıkta atlı gurup baskınları yapıldı; henüz uykudan uyanmakta olan düşman ihtiyat kıt’aları bozguna uğradı; bu arada Diyenis’in yattığı çadırın da delik deşik edildiğini, bilâhare esir edilen bu kumandan, bizzat ifade etmiştir. İki düşman gurubu arasındaki yegâne emin ve müsait yolda bulunan ve bütün düşman tekerlekli vasıtalarını ihtiva eden nakliye teşkilâtı da bu hücumumuzdan nasibini adlı; yüzlerce araba ve otomobilin yoldan çıkarak dağlara kaçmak istemeleri, ordugâhtaki kıt’anın yığın halinde firarları tasviri nakabil bir manzara teşkil ediyordu.
Dienis’in bu sıralarda kararsız bir vaziyette bulunduğu sonradan öğrenilmiştir. Filhakika Yunan ihtiyat kuvvetleri kumandanı o sırada Trikopis’in yardım davetine icabete bir türlü karar verememiş ve henüz başkumandan bulunan Haci Anesti’nin Bolvadin istikametindeki taarruz emrini de ifa edememiş bulunuyor ve en mülâyim yol telâkki ettiği geride tecemmü hareketini yapmaya hazırlanıyordu. Türk süvari kuvvetlerinin alaca karanlıktaki beklenmeyen baskınına, işte böyle bir zamanda maruz kalmıştı.
Diyenis, yeniden toparlanıp müdafaa tertibatı hazırlamak maksadıyla Trikopis ile acele görüşmek istedi, fakat akşama kadar yaptığı teşebbüsler âkîm kaldı. İki saatlik yolu, devamlı baskınlar ve çarpışmalar yüzünden, ancak sekiz saatte katedebildi. Bizim için maksat hasıl olmuş, düşmanın el değmemiş kuvvetlerinin Dumlupınar’a zamanında yetişmelerini önlemek vazifesi muvaffakiyetle yapılmıştı. Filhakika süvari fırkamız kıt’aları fedakârane vazife görmüş, tehlikeleri istihfaf etmiş, düşman kuvvetlerinin ayağına takılan bir zincir olmuştu. Başta 13’üncü Alay Kumandanı Galib Bey olmak üzere, bir hayli zabit ve askerimiz bu muharebelerde şehit düşmüştür.
Diğer düşman gurubu kumandanları Trikopis ve Diyenis akşama doğru varabildikleri Olucak köyünde birleştikleri zaman öyle bir hale gelmişlerdi ki, kumanda ettikleri ordular değil, kendi karargâh kıt’alarına bile hâkim değillerdi. O kadar ki, Yunan karargâh askerleri, ertesi sabah kaçarken, kumandanlarının gecelediği bu köyü yakmak ve zavallı köy halkını öldürmek gibi zalimâne ve şenaatkârane hareketlerden çekinmemişlerdir.
Düşman kumandanlarının birleşip vaziyetlerine çare aradıkları sırada Dumlupınar silsilesi cenuptan piyade fırkalarımız tarafından işgal ediliyordu. İkinci ordumuz ise düşman ordularını daha dar ve kavi bir çember içine alıyordu. Süvari fırkamız da, uzun bir yürüyüş yaparak Kızıltaş deresinin en dar mahalli olan Belve geçidine intikal etmişti.
Kızıltaş deresi ve Belve geçidi… Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nden kurtulabilen ve Kızıltaş deresi içine yığın halinde giden düşman sürüleri kesif ormanlar içinde ve derenin en dar ve sarp mahallinde yeniden ateşe uğrayınca cidden acınacak hale geldiler ve bu hal ile sürüklenerek Murad dağlarına çıkmaya başladılar; fakat yine süvarilerimizi önlerinde buldular! Bu vaziyetten kurtulmak için bir yol aradılar, şimalden cenuba, Uşak istikametine döndüler. Bundan sonra kendilerini o kadar emniyette sandılar ki, güzergâhtaki ağaçlara kâğıtlar asarak arkadan gelen sürülere istikamet tâyin ediyorlardı. Halbuki bu yol da kapanmıştı; cenuba sür’atle yetişen Kemalettin Sami Paşa kolordusu, kurtulduklarını zanneden bütün bu sürüleri esir etmişti.
Eylûlün 2’si olmuştu. Bundan sonra Uşak mıntakasında kalıp garba kaçan düşman kıtaatını da yakalamak ve bu maksatla uzun yürüyüşler yapmak lâzımdı. O gün süvari kolordusunun pişdarı olan fırka, gece yarısı Uşak’ın şimalinde Derbent köyünden hareket etti, yirmi kûsur saat yürümek ve yolda yalnız iki saat istirahat etmek şartiyle 4 Eylûl sabahı şafak sökmeden Kula’ya varmıştı.
Eylûl sabahı şehri yakmak üzere Kula toplanan düşman askerleri basıldı, yüz kadar esir bakiyesi imha, kaçanlar takip edildi. Kurtulan kasabada sevinç avazeleriyle dışarı fırlayıp atların ayakları altına atılan halkın manzarası en metin askerleri bile ağlatmıştı.
Halkın şükran tezahüratı karşısında uykusuzluğu, yorgunluğu unutan kıt’alarımız, yeni bir emir verilmediği halde kendiliklerinden takibe devam ediyorlardı. Bazen, bizzarure, efrat yolda hayvan üzerinde uyuyor ve yollara dökülen çoluk çocuğun ihzar ve tevzi eyledikleri saç ekmekleriyle iktifa ederek durmadan hareket devam ediyorlardı. Varını yoğunu çıkaran ve askere vermek için birbirini çiğneyen köylülerin manzarası tasavvur edilemez bir haldi.

Alaşehir’le Salihli arasında ve az çok toplu bir halde olan son Yunan kuvvetlerine Dereköy istasyonu civarında yetişerek tekmil fırka ile hücum edildi. Kanlı bir muharebe oldu. Düşman Ödemiş istikametinde dağlara kaçırmak istediği adedi mahdut toplarından bir kısmını da burada terkeyledi. Düşmanın bulunduğu ve geçtiği yeri bulmak kolaydı: Yangın olan yerlerde düşman vardı veya buradan geçmişti!
Bundan sonra hesapça düşman ancak şuradan buradan getireceği perakende kıtaatla İzmir önünde bir dümdar muharebesi verebilirdi. Fırkamızın, biri doktor olmak üzere dört mecruh zabitle yaralı efradını, geriden gelmekte olan Birinci Kolorduya emanet ederek yürüyüşe devam ettik ve kestirmeden 7 Eylûl akşamı Manisa’nın garbına yetiştik. Maatteessüf Manisa da yanmıştı.
8 Eylûl sabahı… İzmir’i, o gün kurtaralım, diye isticâl ettik. Fırkam Kolordunun diğer kıtaatiyle birlikte 8 Eylûl sabahı Manisa civarında toplandı. Manisa’yı yakıp Horos köyü üzerinden İzmir’e gitmek isteyen bir sürüye daha tesadüf ettik. Bunları takip ve imha ede ede Bornova’nın şark sırtlarına vâsıl olduk. Düşmanın ufak bir kuvvetiyle cepheden ve Nif üzerinden gelen kuvvetleriyle gerimizden tekrar muharebeye başladık. Guruba kadar devam eden bu ufak muharebe, düşmanın karanlıktan istifade ederek dağ yolundan Çeşme tarafına firarı ile neticelendi.
Fırka, 9 Eylûl sabahı, saat 10’da süvari kolordusunun piştarı olarak Bornova üzerinden İzmir’e dahil oldu. Sakarya muharebesindeki akınlarda cesaretleriyle temayüz eden mülâzım Sıtkı Efendiyi İzmir kapısında son kurban olarak verdik. Başta giden piştar kumandanı Şerafeddin Beyin, Bornova’da ufak bir müsademede atı yaralandı. Şurada burada çeteler ve bilhassa Menemen yolundan gelen düşman perakende kıtacıklarının karşı yakadan geldikleri görülüyordu. Mersinli de o kadar çok esir alındı ki, fırka kıtaatı bunların içinde kayboldu!
Şerafeddin Bey kumandasında iki bölük pişdar olmak üzere yirminci ve dördüncü alaylar tam bir intizam ve sükûnetle caddeyi takiben ilerlemekte iken Halkapınar’da bir un fabrikasından açılan ateşte başta gidenlerden dört neferimiz (1) şehit düştü. Piştar, bu mütecavizlerle fazla meşgul olmayarak ve bilhassa ateşle mukabeleye kıyam etmeksizin, yürüyüşüne devam eyledi. Arkadan bütün fırka geliyordu. Şerafeddin Bey, yanında emir zabiti Mülâzim Hamdi Bey ve Mülâzım Riıza Efendiler ve birtakım asker olduğu halde, Kordonboyu’nu takip eylemişlerdir. Pasaport mahalli civarında atılan bombalardan Şerafeddin Bey yaralanmışsa da sükûnetle icap eden mukabelede bulunmuş ve yaralı olduğu halde tevakkuf etmeyerek hükûmet dairesine kadar gitmiştir. Şerafeddin Bey, kapalı hükûmet binasını Mülâzım Rıza Efendiyle açarak Türk nöbetçilerini yerleştirmiş ve sancağımızı keşide eylemiştir. İzmir’e ilk giren Türk zabite mev’ut bir kıymettar kılıçla taltif edilen Şerafeddin Bey, şayanı iftihar bir vakar ve celâdet göstermiştir.
Yirminci Alay Urla istikametinde kaçan düşmanı takip etmiş, Dördüncü Alayın kısmı küllisiyle İkinci Alay Punta’dan ayrılarak Kadifekale’ye gitmiştir. Kokaryalı’dan bazı evlerden edilen ateşten bir neferimiz yaralanmıştır.
Vaziyetten habersiz bir Yunan kıt’ası trenle Aydın’dan Kemer istasyonuna gelirken bir süvari bölüğümüz tarafından tevkif edilmiştir. Pek mütehayyir olan bu askerler kıyama teşebbüs etmişlerse de, Fransa zabitlerinin de artık mukabelenin faydasız olduğunu söylemeleri üzerine, bilâ hâdise, esir kafilesine dahil edilmişlerdir. Tekmil sokaklar düşman askeri, çete ve metrûk eşyalarla dolu idi. Ecnebi gemi ve askerleri düdük çalmak ve hurra bağırmak suretiyle askerlerimizi alkışlamışlar ve her yerde ihtaramla selâmlamışlardır. İcap eden mahallere derhal muhafızlar verilmiş, hemen şehir trenlerinin tahriki temin edilmişti.
Mersinli’de Manisa havali kumandasını bekleyen iki karargâh otomobiline karargâh arkadaşlarımla beraber binerek piştarı müteâkib hükûmet konağına geldim. Şerrafeddin Beyle görüşen konsoloslarla tanıştım, kendilerine sükûn ve asayiş hususunda müsterih olmalarını söyledim. Hükûmet binasına gelenler meyanında bulunan Sadayıhak gazetesi başmuharriri İsmail Hakkı vasıtasıyla ve gazete ile şu ilânı neşrettirdim:

İzmir ahalisine

İzmir bugün on evvelde işgal edilmiştir. Şehirde emniyet ve asayişin bir an evvel avdet ve teessüs edebilmesi için bütün ahali kemali sükûnetle işlerinin başına avdet etmelidir. En cüz’i muhilli asayiş bir harekete tasaddi eden her ferdin şiddetle tecziye edileceği ilân olunur.

2. Süvari Fırkası Kumandanı: Miralay Ahmet Zeki

İşgal sırasında hüzün ve matem içinde boş duran hükûmet meydanı az zamanda mahşer olmuş ve bayram yerine dönmüştü. Ertesi gün Gazi Paşa Hazretleri İzmir’e teşrif ettiler.
Aynı gün, Aydın tarafından İzmir istikametinde bir düşman kuvvetinin gelmekte olduğu, o istikamete giden Dördüncü Alay tarafından, bildirildi. Bunlar diğer kıtaatın iştirkıyla beraber, en evvel yetişen süvari fırkası alaylarımızın hücumuna uğradılar ve sancaklarıyla birlikte teslim alındılar. Aydın havalisinde nâmesbuk fecayi yapan bu son Yunan alayı, kendi ayağıyla ve tekmil mevcudiyle gelmiştir. Kolordunun diğer iki fırkası Çeşme istikametinde hareket ettiklerinden ikinci fırka dahi iki gün istirahatten sonra Akdeniz sahillerine inip Adalara kaçmak isteyen düşman döküntülerini temizlemeye memur edilmiş, Çanakkale’ye kadar olan mıntakayı düşmandan tathir eylemiştir.
Yanmadan kurtarılmasına o kadar itina ettiğimiz İzmir şehrinin, fırkanın şimale hareketinden birkaç saat sonra yandığını kemali teessürle müşahede ettik.
Ayvalık ve Dikili’de bir çok ganaimi harbiye elde edilmiş ve her kasaba ve köyde askerimiz tarifi gayri mümkün tezahüratla istikbâl edilmiştir.
Tekmil fırka ve zabitan ve efradının gösterdikleri tahümmül ve fedakârlıkları ve en gayri müsait şerait altında süvari kolordusunu sevk ve idare eden Fahrettin Paşanın her türlü vesaite müracaat ederek hemen her gün zamanın da yetiştirdiği emirler ile fırkayı en mühim hedeflere isâl eylemiş olmasını burada zikretmeyi şükran borcu bilirim.

Kaynak: turkoloji.cu.edu.tr/ATATURK/kitap/agustos.pdf

Bülent Pakman. Eylül 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden kısmen veya tamamen alıntılanamaz.

Devamı için lütfen tıklayın

Twitter Widgets

Viyana Parlamento Binası

Bülent Pakman kimdir   https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Youtube video kanalım