Kıpçaklar – Kumanlar

Kıpçaklar kelime anlamının “bozkır halkı” olduğu sanılmaktadır. Kıpçak ilk kez Yenisey Yazıtlarından 759 yılına ait Moyen Çur Yazıtında Kıfçak olarak geçmektedir. Kıpçaklar İslam kaynaklarına göre Sibirya’da İrtiş nehri havzasının yukarısında yaşayan ve Türk dillerini konuşan Kimek/Kıymek/Kemak/Kemek/İmek kavminin en önemli koluydu. 8. – 9. yüzyıl civarında Orta Asya’dan Urallara geçtiler. Bir zamanlar önce Doğudan sonra Kuzey’den gelen kavimlerin karşılaştığı, bugün Rusya stepleri olarak anılan,  Karadeniz’in Kuzeyindeki dev coğrafya, onların gelişiyle 8. yüzyılda İslam Kaynaklarında “Deşt-i Kıpçak” (Kıpçak Bozkırları – Kıpçak Düzlükleri) adıyla anılmaya başlandı. Yakın akrabaları olan Kumanlarla tam olarak kaynaştıkları için Kıpçaklara Kumanlar da denilmektedir. Kıpçak/Kuman birlikteliğinin Deşt-i Kıpçak coğrafyasında kaynaşması, bir tarafta İslam dünyasında ve doğuda Kıpçak diğer tarafta batıda Kuman (Coman, Cuman) olarak adlandırılmaların da etkisiyle Kıpçak veya Kuman denilince tek bir halk kastedilmiş olmaktadır.

Deşt-i Kıpçak hanlıkları

Kumanlar/Kıpçaklar, herbiri kendi başbuğlarının (hanlarının) idaresinde  Orta Asya, Yayık-Volga, Don-Donetz, aşağı Dnyeper, Tuna olmak üzere 5 ayrı bölük halinde yaşadılar. Bozkır ikliminden harice çıkmamayı, toprak işgalinden ziyade kendi hayat tarzlarına en uygun arazinin muhafazasını, dış tehlikeden uzak kalmasını sağlamak gayesi ile bozkırlar ötesindeki siyasi toplulukları daima baskı altında tutmayı tercih ettiler. Kıpçaklar 10. yy.‘ın başlarından itibaren Çin‘in kuzeyine hakim olan Kıtayların baskısı nedeniyle İrtiş boylarından batıya doğru hareketlenmek zorunda kalmışlardı. 11. yy‘da yoğunluğu artan bu göçler esnasında, daha önceleri Hârezm‘in kuzeyinde olduklarını gördüğümüz Oğuzlar yerlerini Kıpçaklara bırakmışlardı.

Kıpçaklar 1061 – 1203 arasında Rus ve Kiev knezlikleriyle sürekli savaştılar. 1091’de Macaristan’a, 1092’de Lehistan’a girdiler. Bizans topraklarında göründüler. 1219 dan itibaren yaklaşan Moğol tehlikesine karşı Ruslarla işbirliği yapmak zorunda kaldılar. 1226 da Kumanlar,  Ruslarla birlikte ordu oluşturmalarına rağmen Kırım ve Karadeniz’in büyük ticaret limanı Suğdak ile dolaylarının Anadolu Selçuklularının eline geçmesini engelleyemediler.

1280px-State_of_Cuman-Kipchak_(13.)_tr

Tuna Kumanları

Kıpçaklar 10. yüzyıldan itibaren Balkanlara kadar yayılmaya başladılar.  1185-1237 yılları arasında Tuna’nın güney bölgesinde kalabalık halde yaşadılar. Bugünkü Romanya belli bir dönem Kumenia olarak anılmıştır. Romanya’daki siyasî ve idarî yapılanmanın ilk mimarları da Kumanlardır. Günümüzde Moldova’nın tarihi adı olan Beserabya, bu bölgede 1330 larda bir prenslik kurmuş olan Kuman Tigini Tokdemir’in oğlu Basaraba‘dan gelmektedir. Yine Günümüzde Bulgaristan ve Romanya’nın Karadeniz kıyılarını oluşturan bölge olan Dobruca‘ya adını veren de bir Kuman komutanı olan Dobriç‘tir. Bulgaristan’da ve Makedonya’da Kuman adından gelen Kumanite, Kumanovtsi, Kumanova-Çuka gibi yer; Kuman, Kumanov, Kumanıdıs gibi kişi adları bugün de kullanılmaktadır.

İtil/Volga Bulgar Devleti

 965 yılında Hazar devletinin yıkılmasından sonra Kıpçaklarla İtil Bulgarları, İdil (İtil/Volga) ve Kama nehirlerinin birleştiği bölgede yeni bir bağımsız devlet olarak İtil/Volga Bulgar Devletini kurdular, başkentlerine Bulgar adı verdiler.

Kıpçaklar ve Harezmşahlar Devleti

İran ve Turan kavimleri arasında doğal bir sınır olara kabul edilen Ceyhun (Amu Derya) nehrinin aşağı mecrasında yer alan Hârezm eyaletinin toprakları, nehrin her iki kıyısı boyunca uzanırdı. Eyaleti dört bir taraftan çevreleyen çöller doğal bir savunma hattı vazifesini görmekteydi. Bunların ötesinde Hârezm, kuzeyden Kıpçak, Oğuz sınırı ve Aral Gölü, doğu, batı ve güney yönlerinden Horasan ve Maveraünnehir topraklarıyla çevrilmişti. Eyaletin, Ceyhun nehrinin Horasan tarafında kalan Gürgenç (Cürcaniye) ve Maveraünnehir tarafındaki Kat (Kas) olmak üzere iki merkezi
bulunmaktaydı. Bunlardan, Cürcaniye zaman içinde gerek siyasî ve gerekse sosyal açıdan Kat‘ı çok gerilerde bırakmıştı. Eyalet, Hârezmşâh denilen idareciler tarafından yönetiliyordu. Ancak, Hârezmşâhların idaresi daha çok mahallî olmaktan öteye gidememişti. Zira bölge X. yy‘da Sâmânîlerin, daha sonra da, Gazneliler ve Selçukluların yüksek hakimiyetinde kalmıştı. Hârezm merkez olmak üzere ortaya çıkan ilk cihanşumul devlet ise, 1097‘de Kutbeddin Muhammed tarafından temelleri atılan Hârezmşâhlar Devleti olmuştur.

Önceleri Büyük Selçuklu imparatorluğuna bağlı olan bu devlet, Sultan Sencer‘in
1157‘deki ölümünden sonra bağımsızlığını kazanarak, kısa süre içinde başta Hârezm olmak üzere Horasan, Maveraünnehir ve Irak-ı Acem‘i de içine alan çok geniş bir sahaya hükmetme imkanı buldu.
Atsız döneminde, daha Selçuklulara tâbi durumda iken başlayan bu hızlı genişleme Tekiş ile devam etmiş ve Alâeddîn Muhammed ile doruk noktasına ulaşmıştı. Ancak yine, Alâeddîn Muhammed‘in saltanatının sonlarında, devletin hızlı bir çöküş süreci içine girdiğini görüyoruz. Hârezmşâhlar Devleti‘nin karşı karşıya kaldığı bu ani gelişmenin en büyük nedeni olarak Abbasî hilafetine karşı girişilen ve Hârezmşâhlara çok pahalıya mal olan mücadele ile 1220‘de başlayan Moğol İstilası gösterilmektedir. Fakat olayların alt yapısını hazırlayan sebepler çok daha farklı olup, bunların başında Kıpçakların, Hârezmşâhlar Devleti üzerinde tesis ettikleri nüfuz gelmektedir.
Başlangıçta olumlu neticeler veren Hârezmşâh-Kıpçak birlikteliği geçen zaman içinde giderek devletin aleyhine bir hal almaya başlamış ve gelişmeler Hârezmşâhlar Devleti‘nin yıkılmasıyla sonuçlanmıştır.

Hârezm‘in kuzeyinde faaliyet gösteren Kıpçakların Hârezm ile olan ilk münasebetleri Gazne valisi Hacib Altuntaş zamanına rastlar. Hacib Altuntaş, bölgeyi Kıpçak ve Oğuzların saldırılarına karşı başarıyla muhafaza etti. Oğlu Hârezmşâh Harun, bağlı oldukları Gazne hükümdarı Mesud‘a karşı isyan ettiğinde, Kıpçaklar tarafından da
desteklenmekteydi.

1097‘deki ölümüne kadar Büyük Selçuklu Sultanı Berkyaruk adına Hârezm valiliği görevini yürüten Hârezmşâh Ekinci b. Koçkar bir Kıpçak Türkü idi. Oğlu Tuğrul-Tegin, Hârezmşâhlar Devleti‘nin kurucusu Kutbeddîn Muhammed‘e karşı kuzeydeki Türklerden yardım alarak harekete geçmişti. Muhtemelen Tuğrul-Tegin‘e yardım eden Türkler arasında Kıpçaklar da bulunuyordu. Ancak, bu teşebbüs başarıya ulaşmadı. Kutbeddîn Muhammed, Türkleri Hârezm sınırları dışına çıkarmayı  başardı. 1128 yılında babasının yerine Hârezmşâhlar Devleti‘nin başına geçen Atsız ile birlikte
devletin kuzey politikası daha belirgin bir hale geldi. Bu siyasetin temel noktasını ise, Cend Şehri ve havalisinin sürekli olarak elde tutulması oluşturmaktaydı. Zira Şehir, kuzeydeki bozkırlarda yaşayan gayr-i müslim Türklere karşı çok önemli bir sınır Şehri (suğur) olmasının yanında Hârezm‘e ulaşan ana ticaret yolunun da üzerinde yer almaktaydı. Ayrıca Hârezmşâhlar diğer cephelerde yaptıkları mücadelelerde bir asker deposu niteliğindeki bozkırlardan faydalanmak ve burada yaşayanlarla bağlantıyı korumak için Cend Şehrinin önemini çok iyi kavramışlardı. Bu nedenle, Hârezmşâhlar Devleti‘nin veliahtları sürekli olarak Cend valiliği görevine getirilmişlerdir. Faruk Sümer, Atsız ve haleflerinin bu siyasete bağlı kalmaları sonucunda Hârezm‘de tarihte ilk defa kudretli bir devlet ve büyük bir imparatorluk kurulduğunu, eğer bu konuya gereken önemi vermeselerdi, devletin eskisi gibi mahalli bir beylik olarak kalacağı
görüşündedir. Son derece yerinde bir tespit olan bu görüş aynı zamanda Kıpçakların Hârezmşâhlar Devleti üzerindeki etkisine işaret etmektedir.

Atsız‘ın Hârezmşâhlar Devleti‘nin idaresini ele aldıktan sonra ilk icraatlarından biri 1132-1133‘de Cend üzerine yürümek oldu. Şehir ve civarı itaat altına alındı. Bundan sonra kuzeydeki bozkırlarda yaşayan Kıpçakların yavaş yavaş Hârezm ordusunda yer almaya başladıklarını görüyoruz. Nitekim, Atsız 1138‘de Hârezm üzerine yürüyen Sultan Sencer‘i çoğunluğu gayr-i müslim Türklerden oluşan ordusuyla Hazaresb önlerinde karşıladı. Muhtemelen, bunların arasında Kıpçaklar da bulunuyordu.
Ancak yapılan savaşta ağır bir mağlubiyete uğradı. Oğlu Atlığ‘ın da içlerinde olduğu 10.000 askeri öldürüldü. Atsız‘ın, Sultan Sencer karşısında uğradığı bu mağlubiyet ve ardından gelen bir dizi başarısızlık, Cend Ģehrinin Hârezmşâhların hakimiyetinden çıkmasına neden oldu. Ancak yeniden duruma hakim olmayı başaran Atsız, 547 / 1152 bölgeye düzenlediği seferle Cend‘i tekrar ele geçirdi. Oğlu ve veliahtı İl Arslan‘ı, şehre vali tayin etti. Bu seferin hemen sonrasında da, Kıpçakların merkezi olan Sığnak Şehrine bir sefer düzenledi. Onun 1156‘da ölümünden sonra yerine oğlu İl Arslan geçti. İl Arslan‘ın 1172‘ye kadar süren on altı yıllık saltanatı boyunca kuzeydeki
Kıpçaklarla önemli bir münasebete rastlanmaz. Sadece Cüzcanî, İl Arslan‘ın Kıpçak hanıyla bir barış antlaşması yaptığından bahsetmektedir. Ölümüyle birlikte Oğulları Sultan-Şah ve Tekiş arasında Hârezm tahtı için mücadele baş gösterdi. Nihayetinde Tekiş, bu mücadeleden galip çıkarak devletin başına geçti.

Tekiş ile birlikte Hârezmşâh-Kıpçak münasebetlerinde yeni bir sayfa açılmıştır. Bu dönemde özellikle Tekiş‘in, Kıpçak asıllı Terken Hatun ile evlenmesinden sonra Kıpçaklar giderek artan bir şekilde Hârezmşâhlar Devletinin idarî ve askerî yapısında yer almaya başladılar. Tekiş-Kıpçak münasebetleri Tekiş‘in veliahtlık dönemine kadar uzandığını görülmektedir. Zira Tekiş de, babasının sağlığında Cend valiliği görevini yürütmekteydi. Hârezmşâhlar Devletinin başına geçmesinin ardından ele aldığı en önemli meselelerden biri de, kuzeydeki sınırın idarî ve askerî yönden güçlendirilmesi oldu. Oğullarından Nâsireddîn MelikĢah‘ı Cend‘e, Tâceddîn Ali-Ģah‘ı ise Barçınlığ kent‘e vali tayin etti. Onun, Gûr hükümdarı Gıyâseddîn‘e yazmış olduğu Ramazan Ocak-Şubat 1181 tarihli bir mektuptan bu tayinleri Kıpçak ülkesine yapılan askerî bir harekatın takip ettiği anlaşılıyor. Mektupta, ―Hârezm ordularının İslam beldelerinin sınırında bulunan Kıpçak ülkesine gidecekleri ve o tarafın işini halledecekleri belirtilmektedir. Ancak daha sonra, aynı eserde aktarılan Mayıs-Haziran 1181 ve
Ekim-Kasım 1181 tarihli iki mektup ile meselenin seyrinin değiştiği görülüyor. Bu mektuplardan ilki, yine Gûr hükümdarı Gıyâseddîn‘e hitaben yazılmıştır. Mektupta ―Alp Kara Uran adlı bir Kıpçak reisinin sayılamayacak kadar çok askerle Cend‘e gelip, hizmet arz ettiğini ve büyük oğlu Kıran‘ı, Buku-zâdegân ile birlikte Gürgenç‘e yolladığını bildirmektedir. Hârezm‘in merkezine ulaşan bu grup, hizmete hazır olduklarını söyleyip, kış mevsiminde herhangi bir harekata ihtiyaç olup olmadığını sordular. Tekiş ise, Kıpçak heyetini iz‘az ve ikram ile karşıladı. Devletin ileri
gelen kumandanlarından on tanesini askerleriyle birlikte, onların refakatine vererek, oğlu Cend valisi Nâsıreddîn MelikĢah‘ın yanına yolladı. Oğluna, Cend askerleri, Barçınlığ kent, Rıbatat ve Sığnak ordularını toplayıp, Gürgenç‘den gönderilen kuvvetler ve Kıpçaklarla birlikte kafir Karahıtayların toprakları üzerine yürümesini
emretti. Ancak Kıpçakların, bu olayın öncesinde de Hârezmşâhlar ile ittifak yaptıkları Azerbaycan ve Irak Atabeyi Pehlivan‘a gönderilen Ekim-Kasım 1181 tarihli mektuptan anlaşılmaktadır. Buna göre, Alp Kara Uran, oğlu Kıran‘ı Gürgenç‘e göndermeden bir sene önce Hârezmşâhlar hesabına Karahıtay topraklarına akın ederek, Talas‘a kadar olan sahayı ele geçirmeyi başarmıştı.30 Daha sonra, Gûr hükümdarına gönderilen ikinci mektuptaki bilgiler tekrarlanmaktadır. Atabeg Pehlivan‘a gönderilen mektupta dikkati çeken diğer bir önemli nokta ise, Tekiş‘in Kıpçaklarla akrabalık kurduğunun belirtilmesidir. Bu üç mektubun Hârezmşâhlar Devleti‘nin tarihi ile ilgili ortaya
koyduğu gelişmelerin önemi çok büyüktür. Kuzeydeki bozkırlarda yaşayan gayr-i müslim Kıpçakların, devletin tâbileri arasına girmesi bazı avantajları da beraberinde getirmiştir. Cend üzerinden geçmekte olan ticaret yolu güvenlik altına alındığı gibi, Kıpçaklar geniş kitleler halinde Hârezmşâh ordusunda istihdam edilmeye başladı. Horasan, Maveraünnehir ve Irak için yapılan mücadelelerde Hârezmşâhlar, Kıpçaklardan bir çok kez faydalandılar. Atabeg Pehlivan‘a yazılan mektupta bahsi geçen Alp Kara Uran‘ın, Hârezmşâhlar Devleti hesabına Karahıtay topraklarına yaptığı seferi buna örnek olarak verebiliriz.

Hârezmiâh Tekiş 1200 senesi içinde öldü. Yerine oğlu Kutbeddîn Muhammed, Alâeddîn lakabıyla Hârezmşâhlar Devleti‘nin başına geçti. Yeni hükümdar, Hârezm, Horasan, Irak-ı Acem‘i kapsayan büyük bir devlet ve çoğunluğu Kıpçaklar ve diğer Türk kabilelerinden meydana gelen 170.000 kişilik mükemmel bir ordu devralmıştı. Başa geçmesinden hemen sonrasında uzun bir süre iç meseleler ve Gurlu istilasıyla uğraşmak zorunda kaldı. Karahıtayların yardımıyla zorda olsa Gûrlu tehlikesini bertaraf etmeyi başardı. Ancak çok geçmeden Karahıtaylarla da bozuştu. 1210 tarihinde, Seyhun nehrinin doğu kıyısında bir Karahıtay ordusunu mağlup etti. Bu olayları aktaran Cüveynî‘de ―Kadır Han‘ın maiyetinden kurtulanlar Cend civarını yağma ve tahrip etti şeklinde bir cümle geçmektedir. Burada bahsi geçen kişi Kadır Buku Han olmalıdır. Yeğeni Alp Direk‘i mağlup ettikten sonra Hârezmşâhlara tâbi olmuş muhtemelen Hârezmşâh Tekiş‘in ölümünden sonra, devletin geçirdiği sarsıntılı dönemden faydalanarak Karahıtaylarla birleşmişti. Ancak birlikte hareket ettiği Karahıtayların mağlubiyeti üzerine savaş meydanını terk edip Cend tarafına gitmiş olmalıdır. Hârezmşâh Alâeddîn Muhammed, yağmacı Kıpçakları tenkil etmek için ordusunun başında Cend‘e yürüdü. Kıpçakları mağlup etmesinin ardından yeniden Karahıtaylarla mücadele etmek üzere Maveraünnehir‘e döndü. Fakat bu kez Karahıtay ordusuna yenilmekten kurtulamadı. Kıpçaklar ise, Alâeddîn Muhammed‘in mağlubiyetten Hârezmşâhlar Devleti‘nin tâbiyetinden çıkmak hususunda faydalandılar. Alâeddîn Muhammed ise, uğradığı mağlubiyetten sonra
Karahıtayların artan baskısına rağmen asi Kıpçakların üzerine yürüdü. Bu arada, kendisinden harac istemek üzere Gürgenç‘e gelen Karahıtay elçileriyle ilgilenme işini ise, annesi Terken Hatun‘a vermişti. Hârezmşâh‘ın, Kıpçak seferinden başarıyla dönmesinden önce, Terken Hatun, Karahıtay elçilik heyetini karşılayarak, hükümdarları Gürhan‘ın bütün isteklerini kabul ettiğini bildirmişti. Bu olayla HârezmĢâh Alâeddîn Muhammed‘in Kıpçak asıllı annesi Terken Hatun‘un ilk defa siyaset sahnesine çıktığını görüyoruz. Terken Hatun, Hârezmşâh Tekiş ile evlenmesinin ardından soydaşları olan Kıpçakların kitleler halinde Hârezm ordusunda görev almalarında etkili olmuştu. Kendisi, Tekiş‘in ancak güç ve otoritesini kullanarak kontrol altında tutabildiği Kıpçaklar arasında sözü geçen biriydi. Nitekim Kıpçaklar, Tekiş‘den sonra devletin başına geçen Alâeddîn Muhammed‘den ziyade, Terken Hatun‘un sözünü dinlemeye meyilli idiler. Terken Hatun ise, ordudaki Kıpçaklar sayesinde elde etmiş olduğu güç ve nüfuzu siyasî alana taşımak arzusundaydı. Ancak bu teşebbüs, devlet içinde idarî alanda iki başlı bir yönetimin
doğmasına ve kaosa neden oldu.

Terken Hatun, dünya tarihinde, siyasî arenada son derece etkili olmuş ender kadın şahsiyetlerden biri, hatta en başta gelenlerindendir. Dönemi anlatan kaynakların ifadesine göre, Terken Hatun adeta Hârezmşâhlar Devleti tahtının ortağı gibi hareket etmekteydi. Öyle ki, devrin ileri gelen ilmi şahsiyetlerinden kurulu yedi kişilik özel bir inşa Divanı vardı. Bu divandan çıkan kararlar ve Terken Hatun‘un emirleri, devlet idaresinde en az oğlu Alâeddîn Muhammed‘in emirleri kadar etkili idi. Hârezmşâh hükümdarı, annesi Terken Hatun‘un bilgisi dıĢında herhangi bir idarî ve askerî işe girişemiyordu. Bunun en açık örneklerinden biri de, asıl veliaht Celâleddîn Mengübertî‘nin azledilip yerine annesi Terken Hatun ile aynı kabileye mensup olan
Kutbeddîn Uzlak şah‘ın veliaht tayin edilmesidir. Yine, yukarıda da belirtildiği üzere, Alâeddîn Muhammed‘in yaptığı fetihler ve elde ettiği askerî başarılara rağmen Hârezmşâh ordusunun çoğunluğunu oluşturan Kıpçaklar, Terken Hatun‘un
tarafını tutuyorlardı. Bu ise Alâeddîn Muhammed‘in devlet üzerindeki idarî güç ve nüfuzunu azaltmakta idi. Muhtemelen Hârezm hükümdarı, annesinin tahakkümünden kurtulmak gayesiyle Hârezmşâhların ananevî başkenti Gürgenç‘i, ona bırakarak 1212‘de ele geçirdiği Semerkand‘ı kendisine başkent yapmıştı. Ancak, Alâeddîn Muhammed‘in bu hareketi Terken Hatun‘un idarî açıdan rahatlamasından başka bir işe yaramadı. Bunu Terken Hatun‘un aldığı Hüdâvend-i Cihân (Dünyanın
Sahibi) lakabından ve tuğrasındaki İsmetü‘l-dünya ve‘l-din Uluğ Türkan Meliketü nisai‘l-alemin (Dünyanın ve dinin temiz kadını, Dünya kadınlarının melikesi Uluğ Türkan) fermanından anlamak mümkündür.

Terken Hatun‘un himayesindeki Kıpçak Hanlarından, aynı zamanda Terken Hatun‘un akrabası olan Nisabur valisi Kezlik Han Alâeddîn Muhammed‘in Karahıtay mağlubiyetinden sonra Nisabur‘da isyan etmişti (604 / 1208). Ancak, süratle durumunu düzeltmeyi başaran Alâeddîn Muhammed, Kezlik Han‘ın üzerine yürüdü. Asî vali, onun karşısında duramadı. Nisabur‘u terk ederek Kirman‘a gitti. Daha sonra Hârezmşâh‘ın, Horasan‘dan ayrılması üzerine yeniden Nisabur‘a dönmeye karar verdi. Fakat Hârezmşâh‘ın veziri şerefülmülk tarafından Torşiz kalesi yakınlarında mağlup edildi. Bundan sonra ne yapacağı konusunda tereddüde düşen Kezlik Han nihayetinde Terken Hatun‘un himayesine sığınmaya karar verdi. Terken Hatun açıkça, onun isteğini kabul etmese de, eski hükümdar Tekiş‘in türbesine sığındığı takdirde bağışlanabileceğini bildirdi. Terken Hatun bu hareketiyle aşikar olmasa bile devlete ve oğluna isyan etmiş olan asî valiyi desteklemiş oluyordu. Fakat Alâeddîn Muhammed, babası Tekiş‘in türbesine sığınan Kezlik‘i yakalatarak idam ettirdi.

Gelişmeler bununla sınırlı kalmadı. Alâeddîn Muhammed ve Hârezmşâh ordusundaki
Kıpçaklar arasındaki güvensizlik, en büyük etkisini Moğol İstilası döneminde gösterdi. Hârezmşâhlar ile Moğollar arasındaki ilk karşılaşma 615 / 1218 senesinde meydana gelmişti. Kuzeyde göçebe Kıpçaklara karşı sefere çıkan Hârezmşâh ordusu ile Cengiz‘in oğlu Cuci idaresindeki Moğol ordusu Irgız ırmağı kıyılarında karşı karşıya
geldiler. Savaşın öncesinde Merkitleri imha etmiş olan Moğollar, Hârezmşâhlar ile
mücadeleye girmek istememişlerse de, Alâeddîn Muhammed‘in ısrarlı takibi neticesinde savaşmaya mecbur olmuşlardı. Mücadele Moğol ordusunun çekilmesi ve Hârezm ordusunun galibiyetiyle neticelendi. Ancak, Hârezm ordusu sayıca üstünlüğüne rağmen Terken Hatun‘un akrabalarından Turgay Han komutasındaki sol kanadın dağılması üzerine Moğol kuvvetleri karşısında oldukça güç duruma
düşmüştü. Hatta savaş esnasında Moğol kuvvetleri tarafından kuşatılıp, esir olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Alâeddîn Muhammed, oğlu Celâleddîn‘in yardıma gelmesi sayesinde kurtulabilmişti. Bu savaşın, Alâeddîn Muhammed‘in zihninde meydana getirdiği menfi tesirler oldukça büyük oldu. Kendilerinden çok daha az sayıdaki Moğol kuvveti karşısında düştüğü zor durum, komuta ettiği HârezmĢâh Ordusu‘nun sayıca ve kuvvetçe gücüne inanmış olan Hârezm hükümdarını, düşmanın
gerçek gücü konusunda endişeye düşürmüştü. Buna bir de, Kıpçaklarla arasındaki güvensizlik eklendiğinde, Alâeddîn Muhammed‘in hangi nedenlerle 1220‘de başlayan Moğol istilasına karşı durmadığı daha rahat anlaşılacaktır. Zira Hârezm hükümdarı,
kendisinden çok annesine bağlı olduklarını bildiği Kıpçaklara güvenmiyordu. İşte bu duyguların tesiriyle, Moğol ordusuna karşı kuvvetlerini kalelere bölüştürmek şeklinde dağınık bir savunma düzenini benimsemiş ve bu strateji Hârezmşâhlar Devleti‘nin sonunu hazırlamıştı. Moğollar, kalelere dağıtılmış olan Hârezm kuvvetlerini rahatlıkla imha etmeyi başardılar. Sayıları atmış binlerle ifade edilen Kıpçak birlikleri ve yerli halk tarafından savunulan Buhara ve Semerkand gibi büyük şehirler kısa sürede birbiri ardına Moğolların eline düştü. Müdafileri öldürüldü. Hârezmşâh
Alâeddîn Muhammed ise, Moğolların önünden kaçarak, Hazar Denizi‘ndeki Âbiskûn adasına sığındı ve Aralık 1220‘de burada öldü. Ölümünden önce, annesinin tesiriyle veliaht tayin ettiği Uzlak Şah‘ı azlederek, yeniden büyük oğlu Celâleddîn‘i veliaht ilan etmişti. Celâleddîn, babasının ölümünden sonra hemen işe koyuldu. İlk olarak Terken Hatun‘un yaklaşan Moğol tehlikesi nedeniyle terketmiş olduğu Hârezm‘e gitti. Ancak, burada bulunan Kıpçak komutanlar, onun hükümdarlığını kabul etmeye pek istekli davranmadıkları gibi, suikast teşebbüsünde bulundular. Bunun üzerine Celâleddîn,
Hârezm‘den ayrıldı. Geride kalan Kıpçaklar, Terken Hatun‘un kardeşi Humartegin‘i
hükümdar seçerek, Moğollara karşı müdafaa hazırlıklarına başladılar. Moğollar ise, Cengiz‘in oğullarından Cuci, Ögedey ve Çağatay komutasındaki büyük bir orduyla Hârezm‘e geldiler. Kıpçaklar tarafından uzun bir süre savunulan başkent Gürgenç, buna rağmen Nisan 1221‘de Moğolların eline geçti.

Gürcistan Kumanları ve Kıpçakları

1118 de Deşt-i Kıpçak’taki 50.000′e yakın Kuman ailesi (yaklaşık 300.000 kişi) Kırımlı Kıpçak Başbuğ Şaraga Han (Sarıcık) ın torunu Atraga Han (Atrek/Atrak/Etrek) önderliğinde Kafkaslar’dan Gürcistan ve Azerbaycan’a kadar indiler. Gürcü Kralına kızını veren Atraga Han beraberindeki Kumanlarla Batı Gürcistan’da Batum, Artvin , Çoruh vadisine yerleşti. Bu Kuman-Kıpçak kütleleri Çoruh, Kür dolaylarını “görülmemiş bir kudret ve genişlikle canlandırdılar”; Selçuklulara bağlı Müslüman emirlikleri idarelerine aldılar ve sayısı 40 bin tahmin edilen bir süvari ordusu ile Şirvan’a, Azerbaycan’a seferler yaptılar. 1121’de Borçalı çayı havalisini ele geçirdiler. Büyük Selçuklu İmparatorluğu ile başa çıkamayan Gürcü kralının isteği üzerine Kumanlar kurdukları 40.000 kişilik ordu ile 1123 de Tiflis’i ağır bir kuşatmanın sonunda Selçuklu Devleti’nden geri aldılar. 1124’de İspir ve Oltu’ya kadar ilerlediler. Azerbaycan’daki Şirvan şahlarını vergiye bağladılar. Kıpçak başbuğu Kubasar 1177 de Gürcistan Krallığının başkomutanlığına getirildi.

Kumanların savaş becerisini gören Gürcüler Kuzey Karadeniz’de yerleşmiş olan diğer Kumanlara da haber yollayıp ülkelerine davet ettiler. Bunun üzerine 45.000 civarında Kuman ailesi daha (yaklaşık 250.000 kişi) 1195 de Sevinç Han liderliğinde Gürcistan’a yerleştiler. Gürcistan’da uzun süre kalan ve sayıları 800.000 e yaklaşan Kumanlar Hıristiyan olmaya başladılar.

Batıda Tebriz merkez olmak üzere Azerbaycan, Kirman, İran ve Irak-ı Acem‘de hüküm sürmekte olan Hârezmşâhlar Devleti‘nin son hükümdarı Celâleddîn Mengüberti  Gürcüler üzerine 1229 yılında sefer düzenledi. Celaleddin, Betak gölü kıyısında birleşik Gürcü-Kıpçak ordusuyla karşılaştı. Bu ordunun içinde Hârezmşâhlar Devleti‘nin parçalanması üzerine Moğolların önünden batıya doğru çekilmek zorunda kalan bir bölüm Kıpçaklar ile daha önceden  Gürcü kralı IV. David‘in daveti üzerine Kafkasya‘ya gelmiş olan soydaşları da vardı ve sayıları 20.000 civarındaydı

Celâleddîn‘in onlara ekmek ve tuz göndererek, aralarındaki eski Hârezmşâhlar Devleti‘nin örfünü hatırlatması üzerine Kıpçaklar savaş meydanından çekildiler. Yalnız kalan Gürcü ordusu Hârezm kuvvetleri karşısında ağır bir mağlubiyete uğradı.

Bu galibiyetin sonrasında, Hârezmşâh Celâleddîn, batıya doğru yaklaşmakta olan Moğol tehlikesine karşı bu Kıpçaklardan yardım istedi. Bunun üzerine Kıpçakların lideri Kürike, 1229‘da, Celâleddîn ile görüşerek itaatini bildirdi. Ancak Celaledîn‘in 1231 senesinde ölümü üzerine bu ittifaktan bir sonuç elde edilemedi.

Kunlar

Moğol istilasında sırasında bir kısım Kumanlar Deşt-i Kıpçak topraklarından değişik bölgelere yayıldılar.  1239 da yaklaşık 40.000 kişilik bir aile Başbuğ Köten önderliğinde bugünkü Macaristan’a gitmiş, Kunlar denilen etnik grubu oluşturmuş ve Hıristiyan olmuşlardır. Günümüzde Macaristan’da Karsak civarında yaşayan 75.000 civarında bir Kıpçak Türk Hıristiyan grubu bulunmaktadır.

Karamanlılar

Karaman dolaylarında yerleşik Hıristiyan Türklerinin de Kıpçak kökenli oldukları iddia edilmektedir.  Rumca dahil, Türkçeden başka dil, bilmeyen bu topluluk sırf Ortodoks oldukları ve yazıda Grek alfabesi kullandıkları için Batılı devletlerin empozesiyle mübadele sonucu Yunanistan’a göç ettirilmiş ve orada kabul görmeyerek, oraya uyum sağlayamayarak ve en önemlisi onlara TÜRK denerek ve Türk oldukları için suçlanarak büyük eziyet çekmişlerdir.

Kıpçak kökenli Müslüman halklar

Hıristiyan olmayan büyük bir Kıpçak nüfusu da vardır. Bunlar İdil/Ural Tatarları, Kırım Tatarları, Kafkasya Tatarları, Doğu Karadeniz halkı, Ahıska Türkleri ve Kölemenlerdir.

Doğu Karadeniz Kumanları

Deşt-i Kıpçak’tan 1118 ve 1195 yıllarında Gürcistan’a göç etmiş ve Hıristiyan olmuş bazı Kumanlar 1212 de Rize ve Trabzon sahil bölgelerine gelerek yerleştiler. Oradaki Lazlarla karıştılar. 1451 den itibaren Osmanlı döneminde hepsi Müslüman oldu. Günümüzde Karadenizin Doğusu halklarından  sarı saçlı ve mavi gözlü olanların Kuman kökenli olması muhtemeldir.

Ahıska Türkleri

Ahıska  Türkiye’nin Kuzeydoğusunda Kura (Kür) nehri şeridinde Kars, Batum, Tiflis üçgeni ortasındadır. Deşt-i Kıpçak’tan 1118 ve 1195 yıllarında Gürcistan’a göç etmiş ve Hıristiyan olmuş Kıpçaklardan “Atabek” adlı bir sülale 1267 yılında Tiflis’e baş kaldırarak 310 yıl sürecek Atabeklik denen kendi bağımsız hanlıklarını kurdu. Kıpçak Atabeki Mirza Çabuk, 1508′de Trabzon Sancak Beyi Şehzade Yavuz Selim’e kendi askeriyle öncülük etti; Batı Gürcistan’ın Osmanlı’ya itaatini sağladı. 1514′te Çaldıran Seferi’nde de Osmanlı ordusuna sefer sırasında, sürülerle etlik koyun, yüzlerce yük yağ, bal ve un vererek yardımcı oldu. Osmanlı Ordusu 1578 Çıldır Meydan Muharebesinde Safevileri yenerek Atabek bölgelerini Osmanlı Devletine bağladı. Bağımsızlık mücadeleleri sırasında destek aldıkları İlhanlı Hükümdarı Abakan zamanında İslam dinine geçmeye başlayan bölgenin Türk ahalisinin geri kalanı da Osmanlı fethini müteakip gönüllü Müslüman oldu.

Ahıska Türklerinin ayrıntılı hikayeleri ayrı bir sayfada anlatılmıştır: Okumak için lütfen tıklayın

İdil/Ural Tatarları

1227 yılından itibaren Moğollar Kıpçak Düzlüklerini istila ve işgal etmeye başladılar.  1242 de Cengiz Han’ın torunu Batu Han bugünkü Rusya, Ukrayna ve Kazakistan toprakları üzerinde bu Altın Orda (Altın Ordu) Devletini kurdu ve böylece İtil/Volga Bulgar devleti ortadan kalkmış oldu. Batu Han’ın yerine 1257 de Berke Han geçti. Onun döneminde Altın Orda  Türkleşerek  bir Türk-Moğol imparatorluğuna dönüştü ve bu dönüşümü gerçekleştirerek yönetiminde söz sahibi olanlar da Kıpçaklar oldu.  Berke Han, Buharalı Türklerin etkisiyle İslam dinini benimsedi ve Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın kızı Melike hatun ile evlendi. 1260 da Ortaçağın en büyük kentlerinden biri olan Saray’ı kurdu.

Moğol istilası sırasında İdil sahasındaki Bulgar devleti yıkıldı ama göç etmeyip kalan Kıpçak-Bulgar Türkleri yok olmadı. Hatta Altın Orda Devletinin kurulmasıyla başka yörelerden gelen Kıpçak/Kumanlar Altın Orda Devletinin içini Türk kimliğiyle doldurdular. Bu halka yeni Türk-Moğol kimliğiyle diğer kavimler Tatar demeye başladılar. Kıpçaklar böylece kendi iradeleri dışında ismen kimliklerini kaybetmiş oldular. Bu nedenle Altın Orda Devletinin 14. yüzyılda  yıkılmasıyla kendi hanlıklarını kuran Kazan ve diğer İdil/Ural Tatarları, Kırım Tatarları aslında Kıpçak kökenlidir. Altın Orda Devleti öncesinin Kıpçakları ile sonrasının Tatarları/Çerkezleri yakın akraba sayılırlar.

Kafkasya Tatarları

Kafkasya Kıpçakları (ya da Kafkasya Tatarları), Batı Kıpçaklarından köken alan Müslüman Türk halklarının Kafkasya’daki temsilcileridir ve günümüzde Nogaylar, Karaçaylar, Balkarlar, Kumuklar ve Urumlar gibi halklara ayrılırlar.

Kölemenler

Moğol istilasından önce Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlardan ele geçirilen, Moğol istilâsı sırasında mülk olarak esir alınarak ayrıca ekonomik sıkıntılardan dolayı aileleri tarafından İslâm ülkelerine satılan sıhhatli, gürbüz Kıpçak çocukları ve gençlerine  Kölemen denmekteydi. Bu Kıpçaklar Bağdat Abbasî halifeleri, Türkiye Selçukluları ve Eyyubîlerin hâssa ordularında hizmet etmişler,  Mısır’da 1250 yılından – 1517’ye kadar devam edecek olan Memlûk Devletini kurmuşlardır. Memlûk sözcüğü Arapça’da köle demektir. Bu nedenle devlet Kölemenler Devleti olarak da bilinir. Memlûkler’in en önemli hükümdarı olan Sultan Baybars, Kırım yarımadasında doğmuştur. Yine bir Kıpçak-memluk olan Şemseddin İldeniz Azerbaycan’da 1139-1225 yılları arasında hüküm süren İldenizliler Atabeyliğini kurmuştur. Böylece Tatarlar, Nogaylar ve Ahıskalılar gibi Memluklar/Kölemenler de Kıpçak soylu Müslümanlardır.

Kuman Taş Babaları

Kumanların Deşt-i Kıpçak coğrafyasında bıraktıkları bu önemli Türk eserleri ayrı bir yazımızda ayrıntılı olarak anlatılmıştır. OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Kumanların sonu

Kumanlar/Kıpçaklar devlet geleneği oluşturamadıkları için kendi adlarına devlet sahibi olamamış bir toplumdur. Devlet geleneği kuramamalarının en büyük sebebi Türklerin en büyük özelliği olan Hanedan silsilesi, yani yönetimin babadan oğula geçmesi olmayışıdır. Bir süre sonra Kıpçak/Kuman adıyla bir topluluk kalmamış hepsi farklı kavimler içerisinde asimile olmuşlardır. Ama gariptir ki  iki ana Türk dil grubundan biri Oğuz diğeri Kıpçaktır. Kuzey – Kuzey Batı grubu olarak adlandırılan Türk boy ve topluluklarının dilleri Kıpçak Türklerinin dilinden gelmekte Kıpçaklar dilleriyle yaşamaktadırlar. Hazar Denizinin kuzeyinden Avrupa’ya göç ettikleri topraklar da Deşt-i Kıpçak  (Kıpçak Bozkırları) olarak anılmaktadır. Kıpçaklar tarihe adlarını bu şekilde yazdırmışlardır. Kıpçaklar ayrıca Rusların Karadeniz’e inmelerine ve Balkanlar’a sarkmalarına izin vermemiş olmalarıyla özellik arz eder.

Sarı saçlım, mavi gözlüm

Kumanlar sarı saçlı ve mavi gözlüydüler. Rusların  Polovec/Polovci – Polovtsı (çoğul), Almanların Falb, Ermenilerin Chardes adını verdikleri bu Türk topluluğu saç renkleri sebebiyle “açık sarı” anlamına gelen kelimelerle adlandırılmışlardır. Günümüzde Batı’da Kumanlar için kullanılan “Polovtsy” sözcüğü de Ukraynaca kökenli olup sarışın anlamındadır.

Doğu Kıpçakları

Batıya göç etmeyen Kıpçak boyları bir zamanlar hakimiyetleri altında bulundukları Kimek boyları ve Yenisey Kırgızları (Eski Kırgızlar) ile birleşerek Kırgız adı altında Altay, Yedisu ve Tanrı Dağlarında hayatlarına devam etmişlerdir. Onlara Doğu Kıpçakları denmektedir. Bir kısmı daha sonraki dönemlerde özellikle Güney Altay ve Yedisu bölgesinde kalanlar bugünkü Kazak halkının oluşmasında büyük rol oynamışlardır. Sibirya’da Altay bölgesinde yaşayan Kumandi adında bir Türk topluluğunun, Kumanlarla benzerlikleri bulunmaktadır. Bütün bu halkların dilleri Türkçenin Kıpçak grubuna girer.

Bülent Pakman. Ekim 2014. Ekleme Şubat 2018. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden kısmen ya da tamamen alıntılanamaz.

Not: Yazının bir bölümünde Aydın Usta’nın (Mimar Sinan Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye) “Moğol İstilası Dönemine Kadar Kıpçaklar ve Harezmşahlar Devleti /  ” makalesinden  https://www.academia.edu/35678915/Moğoistilası Dönemine_Kadar_K1pçaklar_ve_Harezmşahlar_Devleti_Kipchaks_and_Khwarezmshahs_State_until_the_Mongolian_Occupation_Period_

bazı bölümlerinde de Vikipedia’dan yararlanılmıştır.

Facebook Widgets

IMG_2654Bülent Pakman Kimdir?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s