Atatürk’ün din hakkında el yazmaları

Atatürk’ün İslam dini hakkındaki düşünceleri yıllarca tabu olmuştur. Kendisinin bunu istismar edilebilir düşüncesiyle açığa vurmaması yanında konuda derinlemesine araştırma yapılmaması da Atatürk’ün göz önünde kalan laiklik taraftarlığı veçhesini yobazlar dinsizlik olarak bolca lanse,  empoze ve istismar etmişler, ateistler onu kendilerinden olarak görmüşler, geriye kalan ateist ya da dinci olmayanlar ise bu konuya hiç girmemeyi ve tartışmamayı tercih etmişlerdir.

Son yıllardaki araştırmalarından ise, tam tersine,  Atatürk’ün dini inanışa sahip olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür.  Bunlardan bazılarına ve ilgili konulara sayfalarımızda yer vermiştik. Okumak için lütfen tıklayın:
Atatürk dinsiz miydi?
Atatürk’e artık o iftirayı atamayacaklar
Atatürk’ün soyu
Atatürk’ün hutbesi
Atatürk’ün gözüyle Hz. Muhammed
Atatürk ve Hazreti Muhammed’in mezarı
Atatürk Mason muydu?
Bilindiği gibi Atatürk “millete ait olan işleri milletten gizli ettiler” demiş, finansmanın bir kısmını cebinden karşılayarak Kur’an’ın Türkçe tercümesini (mealini) ve tefsirini (açıklamasını) hazırlamaları için 1925 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi mebuslarına talimat vermiş, verilen teklifi kabul eden Meclis Mehmet Akif Ersoy’u ve Elmalılı Hamdi Yazır’ı görevlendirmiş, sonuçta ilk defa Kur’an’ın Türkçesi Elmalılı tarafından yapılmış, basılmış, çoğaltılmış, Türk milleti yıllarca uğraşıp Arapça’yı iyice öğrenmek zorunda kalmadan Kur’an’ın ne dediğini, Kur’an’da nelerin olduğunu, başka kimselere, başka kaynaklara muhtaç olmadan kendi kendine çok kolay bir şekilde, GEÇ DE OLSA, öğrenmeye başlamıştır. Elmalılı meali günümüzde hala Türkçede 1 No.lu Kur’an referansıdır ve sonrasında ve yeni dille yazılan bütün meallere kaynak ve baz teşkil etmiştir. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk bu konuda şu değerlendirmeleri yapmaktadır:

Cumhuriyet’i kuran irade (Atatürk) İmparatorluğu içerden kemirerek yıkan hurafenin (Kur’an dışı uydurma dincilik) tabelalarını devirdikten sonra; en güzel dinin esasını kitleye tanıtmanın ilk ve önemli adımını hayranlık verici bir basiret ve dirayetle atmıştır. O adım, çağın en büyük müfessiri (yorumcusu) Elmalılı Hamdi Yazır’a, TBMM’nin karar ve isteğiyle hazırlatılan Kur’an tercüme ve tefsiridir. Yani 9 ciltlik o aşılamamış Elmalılı tefsiri. Atatürk, hep görmezden gelinen, ama temel çözümün hareket noktası olan bu icraatında, sadece aklının değil, gönlünün de işin içinde olduğunu vurgulamak için, tefsirin finansmanına (para olarak) bizzat katkıda bulunmuştur… Türkiye’de İslam konusunun her seviyede en güvenilir, en değerli başvuru kaynağı hala Elmalılı Tefsiri’dir. 50 yılı aşkındır, amansız bir din sömürüsü ile ülkenin anasını ağlatan politikalar ve din ticareti, sövüp durdukları devir ve kişilerin vücuda getirdiği, o, 9 ciltlik eserin değil yerine, yanına bile koyabileceğimiz bir şey henüz üretilememiştir.

Dinciler Türkçe meal için Meclise kanun teklifi verenler arasında Mustafa Kemal’in adının yer almaması yüzünden konunun Mustafa Kemal ile ilgisi olmadığını iddia ederler. İyi de buna kim inanır? Atatürk’ün sağlığında Cumhuriyet dönemindeki bütün önemli uygulamaların onun talimatlarıyla gerçekleştiğini bilmeyen mi var? Mesela aynı prosedür izlenerek kapatılan Mason derneklerini, teklifte adı yok diye Atatürk kapattırmadı diyebilir miyiz?

Atatürk döneminden başlayarak yurdun en ücra köşesine kadar dağıtılan kitaplar:

– 45 bin adet Kur’an-ı Kerim Tercüme ve tefsiri (19 ar cilt)
– 60 bin adet Buhari hadisler Tercüme ve izahı (12 şer cilt)
– 247 bin adet din kültürü eserleri.

Diğer yazılarımızda detaylı açıklandığı gibi, Mustafa Kemal 5 Ağustos 1920’de Pozantı Kongresi’nde yaptığı konuşmada ‘Peygamber’in esaret tanımayan dindar ümmetinin cihat ordularının öncüsü olmanın şerefiyle iftihar ettiğini’ dile getirmiştir. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 9/133). Kurtuluş Savaşı yıllarında camilere, cem evlerine gitmiş, cuma namazlarını kılmış, cami minberine çıkıp “Allah birdir, şanı büyüktür” diye başlayan Hz. Peygamber’den övgüyle söz eden bir hutbe bile vermiştir (hutbeyi okumak için lütfen tıklayın). Tarihte en çok Hz. Muhammed’den etkilenmiş, savaşlarını bütün detaylarıyla öğrenmiş, liselerde okutulan tarih kitaplarında İslam tarihi bölümünün yazımına bizzat katkıda bulunarak bu kitaplarda Hz. Muhammed’in savaşlarını anlatan haritaları bizzat kendisi çizmiştir. Tarih çalışmaları sırasında Hz. Peygamber’i eleştirmeye kalkanları, Hz. Muhammed’in kıymetinden habersiz cahil serseriler bizim tarih çalışmalarımıza katılamazlar diye azarlamıştır. Hz. Peygamber’den, Benim senin adın silinir ama o ölümsüzdür diye söz etmiştir. Daha 7 yaşında annesi Zübeyde Hanım’ın isteği ile Kuran-ı Kerim’i hatmetmiş, TBMM’yi tekbir ve dualarla açtırmış, I. TBMM’de girişte bir hafıza Kuran okutmuştur. Aynı şekilde Cumhuriyet döneminde Topkapı Sarayı’nda Kuran okutma geleneğini sürdürmüştür. Özel notları arasında “TANRI BİRDİR VE BÜYÜKTÜR” notu göze çarpmaktadır. 1932 Ramazan ayında dönemin tanınmış hafızlarını köşke/saraya çağırarak onlara Kuran okutup dinlemiştir. Makamla Kuran okunmasına, hafızların makam hatası yapmamalarına ve ayetleri tane tane okumalarına büyük önem vermiştir. 1930’larda Çanakkale Şehitleri için her yıl Çanakkale Mehmet Çavuş abidesi önünde, aynı şekilde her yıl annesi Zübeyde Hanım’a da mevlit okutmuştur. Köy ilkokullarında din derslerinde “Cumhuriyet Çocuğunun Din Dersleri” adlı kitap okutturmuştur. Kurtuluş Savaşı sırasında Yunanlılar tarafından yakılıp yıkılan yüzlerce camiyi onarttırmış ve yeniden yaptırmıştır. Hatta Eskişehir Mihalıççık camisini cebinden 5000 lira verip yeniden yaptırmıştır. Paris ve Tokyo camilerinin yapımına katkıda bulunmuştur.

Atatürk, karakteri icabı dini inanışlarını ve uygulamalarını dışarıya aksettirecek tıynette değildi. Sadece yakınındakilerin bildiğine ve anlattıklarına göre özel hayatında fırsat buldukça Kuran okumuş veya özellikle özel hafızı Hafız Yaşar Okur’a zaman zaman da manevi kızlarından Nebile’ye ezan ve Kuran okutturup dinlemiştir.

Türk milleti daha dindar olmalıdır, yalnız bütün sadeliği ile dindar olmalıdır. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif terakkiye aykırı hiçbirşey içermiyor, İslam dini akla ve mantığa tamamen uygun bir dindir.” diyen Atatürk’tür.

Ya el yazmaları?

Buraya  kadar tamam ama yine de bir husus açıkta kalmaktadır.  O da Atatürk’ün İslam dini aleyhindeki görüşlerine ilişkin iddialar. Bunlar Atatürk’ün 1931 yılında İslam tarihini yazmakla görevli Türk Tarihi Tetkik Cemiyetine  gönderdiği,  hazırlamakta oldukları İslam tarihine ilişkin el yazması bir mektup, 1930 yılında Medeni Bilgiler adında kitap haline getirmesi için Afet İnan’a verdiği el yazısı notlar, 1 Kasım 1937 tarihli Meclis açış konuşmasındaki “…bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.
Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt; bağrından çıktığımız Türk ulusu ve bir de, uluslar tarihinin bin bir acıklı olay ve sıkıntı ile dolu yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır” ifadesi. 

Öncelikle Meclis konuşmasına bakalım: Atatürk burada din kelimesini kullanmamış, dolayısıyla İslam’a gönderme yapmamıştır. “Gökten inme” ifadesiyle “Allah göktedir” şeklindeki yanlış inancı eleştirmektedir. Gerçekten de Allah mekandan münezzehtir. “Doğma”dan kasdı da inancın sorgulanamaz, tartışılamaz hale getirilmesi bu nedenle üzerinde düşünülemez, akıl yürütülemez durumda oluşudur.

Gelelim el yazmalarına. Bunlar için iddialar var. Atatürk’e ait olmadıkları, bazılarının yıllar sonra çöpte bulunması, bir kısmının 1969 ve 1988 yıllarında basılan kitapta olmamasının sebebinin Türk Tarih Kurumu tarafından sansürlenmesi v.b. Biz gerçek olduklarını varsayarak önemli bir bölümünü aktaralım ve sonra da analizimize devam edelim:  “Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir şekilde tesir etmedi. Bilakis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti, milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu arap fikri ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasr etmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah’a kendi lisanında değil Allah’ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah’a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyyet karşısında Türk Milleti bir çok asırlar ne yaptığını ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur’an’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk milletince, karışık cahil hocalar ağzıyla, ateş ve arayı ile müthiş bir muamma halinde kalan, dini, hırs ve siyasetlerine alet ittihar ettiler. Bir taraftan Araplar zorla emirleri altına aldılar…Hırkasıdır diye yalan bir palaspareyi hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular halife oldular. 

Bu çelişkiler neyin nesidir?

Bir tarafta sadece hiç kimsenin rededemeyeceği Elmalılı meali, tefsirini yaptırması ve Diyanet İşlerini kendisinin kurdurması öte tarafta Atatürk’ün din karşıtı olarak gösterilmesi.

Pragmatist miydi?

Bazı ateistler bunu “Atatürk pragmatistti” (yararcıydı) diye izah etmektedirler. Yani demek istedikleri şudur: “Atatürk, durumun gerektirdiği gibi davranmış ve yeri gelince dini korumuş, yeri gelince de aksi yönde görüş belirtmiştir. Atatürk günün koşulları neyi gerektiriyorsa o zaman onu söylemiş, daha sonra bazı durumlarda onun tersini uygulamıştır.”

Mustafa Kemal’in “Kurtuluş Savaşı sırasında” dindarlardan, Bolşeviklerden ve Kürtlerden yararlanmak için pragmatizme başvurduğu öteden beri yazılır, söylenir. Ancak Atatürk Kur’an’ı tercüme ve tefsir ettirme talimatını 21 Şubat 1925 de yani Kurtuluş Savaşından çok sonra “Cumhuriyet döneminde” vermiştir, aynı şekilde Diyanet İşleri Başkanlığını da 3 Mart 1924 de “Cumhuriyet döneminde” kurdurmuştur, ayrıca yukarıda belirttiğimiz Atatürk’ün dini inanış ve uygulamaları ile ilgili, yakınlarında olanlarının anlattıkları da, “Cumhuriyet dönemine aittir“. Dinle ilgili eylemleri ve dini öven sözlerinin çoğu da Cumhuriyet dönemine aittir. Bunlar değerlendirildiğinde din konusunda pragmatist olması akla yakın gelmemektedir.

Ateist mi _ deist mi?

Kimilerine göre Atatürk ateist, kimilerine göre deistti. Deist değerlendirmesi daha akla yakın olsa da Kur’an’ı Türkçe tercümesini ve açıklamasını hazırlattıran, Diyanet İşleri Başkanlığını kurduran kimdir? Demek ki pragmatizm – mıragmatizm, şuist – buist deyip işin içinden çıkılamaz, her zaman yapılması gerektiği gibi oturup düşünüp, derinlemesine akıl yürütmeli, parçalar birleştirmeli.

Ortada iki din var

İslam dininin kitabı vardır, Kur’an-ı Kerim. İnanç için Kur’an yeterlidir. Kur’an “akıl yürüterek” okunmalı ve değerlendirilmelidir. Kur’an’ın “yorumlanmasında” akıl ile çelişen bir husus olduğu takdirde “akıl geçerli” olacaktır. Bize var gibi görünüyorsa, çelişkinin sebebi toplumun içerisinde bulunduğu bilgi düzeyinin henüz yeterli değerlendirme yapacak seviyeye gelmemiş olmasıdır. O zamanki bilimsel verilerin azlığından değerlendirmeler farklı olmuşken, günümüzde çok şey daha anlaşılır şekilde yorumlanabilmektedir.  Kur’an yeterli diyenler Kur’an’ın indirildiği dönemle, özellikle sosyal yaşamla ilgili olan çok sayıda Kur’an hükümlerini diğerlerinden ayırmaktalar.

Bunun dışındaki dine ise “Emevi dini”, “yozlaştırılmış din”, “hurafe dini” denilmektedir. Bu dinin esas kaynakları Hz. Muhammed’den 200 yıl sonra kaleme alınmış, % 99’u uyduruk olan hadisler, Kur’an’ın saptırılmış meal ve tefsirleri, hurafeler, şirkler, gelenekler, mezhepsel örfler, şekilcilik, kutsallaştırılmış mezhep ve tarikat anlayışları v.b. dir. Özellikle yanlış, sehven/kasten saptırılmış, parantezlerle bezenmiş meallerle Kur’an bambaşka bir kitap haline gelmiştir. Bu dinin savunucularına göre Kur’an hadisler olmadan anlaşılamaz, Kur’an yeterlidir demek sapıklıktır, onlara göre Kur’an’ı tek başına okuyup anlamak mümkün değildir, onlara göre anlaşılabilmesi için bazı aracılara, mürşitlere ihtiyaç vardır. Böylece milletin Kur’an’daki dinde olmayan ruhban sınıfı, şeyh, hoca, hocaefendi takımına kolayca takılması sağlanmıştır. 

Atatürk’ün sevmediği, karşı olduğu  Cumhuriyet döneminde İslam tarihi yazılırken dikkate alınmamasını istediği din bu dindir. Buna ayrıca birçok demeçlerinde de değinmiştir, yukarıda bahsedilen hutbe gibi.

İslamın yozlaştırılması o zaman da zirvedeydi

İslam dünyasının büyük çoğunluğu, bilerek ya da bilmeyerek, ortadaki iki dinden yozlaştırılmış olanı benimsemektedir. Bu durumu idrak edenler dışında, bugün dünyada İslam’ı kime sorsanız % 99,99 ihtimalle size bu dini tarif edecektir. İslam düşmanlarına, haçlı-siyonist-evangelistlere, ateistlere İslamı kötülemelerinde, İslama saldırılarında bol bol kaynak, dayanak, veri sağlayan din bu ikinci Emevi dinidir. Atatürk’ün el yazmalarında “Arap dini” olarak adlandırdığı ile günümüzde dinciler dışındakilerin “Emevi dini” dediği aynı dindir.

Atatürk iki ayrı dinin varlığını bilmiyor muydu?

İnanç ile ilgili yazılarımızda söz konusu iki din arasındaki farkları ayrıntılı olarak ortaya konulmaya çalışılmaktadır. İşin en tuhafı, ortada iki ayrı din olduğunu cahiller zaten bilmiyor, aydınlara da anlatıldığında hayretler içerisinde kalıyorlar ve insana hortlak görmüş gibi bakıyorlar. Zira ötekinin varlığını ne duymuş ne de okumuşlar.

Bu durum o günlerde de geçerliydi. Atatürk’ün el yazmalarını yazdığı iddia edilen 1930-1931 yılı ve öncesinde varlığı bilinen tek din yozlaştırılmış din idi, Kur’an’ın tek elden çıkmış doğru dürüst Türkçesi yoktu. Bu tarihten ancak 4 yıl sonra Elmalı’nın Kur’an ve tefsir mealin topluca yayımlanabilmişti. Elmalı’nın 12 ciltlik hadis tercümeleri ise çok önce, 1928 yılında yayımlanmıştır. Atatürk bu hadis tercümelerini okumamış olamaz.

Ülkemizde uzun yıllar sürecinde anlaşılmıştır ki hadis rivayetlerinin tamamına yakını uydurmadır. Hadis denilenler arasında öyleleri var ki aklı olan her insanı dinden imandan çıkaracak derecede. Bunlardan bazıları:

Kadınların dinleri ve akılları eksiktir.” (Buhârî, Hayz 6, Zekat 44, İman 21, Küsûf 9, Nikah 88; Müslim, Küsûf 17/907, İman 132/79; Nesâî, Küsuf 17/3, 147; Muvatta, Küsuf 2/1, 187)
İşlerinin başına kadınları getiren bir kavim, felaha eremez” (Tirmizi, Fiten 75; Nesei, Kudât 8)
Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.” (Müslim, Salat 265; Tirmizi Salat 253/338; Ebu Davud, Salat 110/720)
Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.” (Ebu Davud, Tıb 24/3922; Müslim, Selam 34/115; Buhari, Nikah, 17/4805)
Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.” (Buhari 9/1391)
Dinini değiştireni öldürün.(Nesei 7-8/14; Buhari 12/1883)
Cehennemde en şiddetli azaba uğratılacak kişiler ressamlardır.” (Buhari-Tesavir, 89)
Altın ve ipek ümmetimin kadınlarına helal, erkeklerine ise haramdır.(Müslim 2/16)
v.b.

Bu konudaki ayrıntılı yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.  Sonuçta Atatürk el yazması notlarını yazdığı iddia edilen 1931 yılına kadar hadis rivayetlerinin hepsini okuduğu ancak Kur’an’ın tamamını güvenilir kaynaktan okuyamadığından o devir icaplarında tam olarak değerlendiremediği için örfi dinin bu çelişkili durumundan olumsuz etkilenmiş olması muhtemeldir. Ancak bu durumda dahi dini inancını terketmediği yukarıda açıklandığımız yakınlarının hatıralarından anlaşılmaktadır.

Gelelim Atatürk’ün öfkesinin esas sebebine

Söz konusu notların esas konusu ders kitaplarının hazırlanmasıydı. Atatürk tarih yazımı için 1931 yılında ‘Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’ni görevlendiriyor. Cemiyet, liselerde okutulacak tarih kitaplarının yazımına başlıyor. ‘İslam Tarihi’ ve ‘Türklerin İslam’daki Yeri’ ile ilgili bölümü ise Mısır’daki ünlü El Ezher Camii ve Üniversitesi mezunu Zakir Kadiri’ye havale ediyor. Atatürk, Arap milliyetçiliğini ön planda tutan bu bölümlere itiraz ediyor, bazı düzeltmelerin yapılmasını istiyor. Ancak düzeltmeler istediği gibi yapılmayınca adeta ateş püskürüyor.

Atatürk’ün Arapları hiç sevmediği bilinmektedir. 1. Dünya savaşında Basra, Filistin ve Suriye cephelerinde sandık sandık İngiliz altınları karşılığnda satılmış Arapların Osmanlı ordusunu arkadan vurmalarını, hastanede yaralı Türk askerlerini süngülemelerini yerinde yaşamıştır. El yazması notlarda “…Arap ordularının birçok esirlerinden bir köle sınıfı vücuda geldiği bahsedilirken bu kölelerin Türk çocukları olduğu dile getirilerek hangi taraf için ne anlamda bir övünme nedeni arandığını araştırılıp incelenmeden Türk tarihi içine konulmamalıdır. Şüphesiz Türkler çok kahraman evlatlar (…) ilim, sanat ve bilhassa askerlik ve başkumandanlık mevkilerini elde etmişlerdir ve sonuçta Arap imparatorluğu unvanını taşıyan bütün memleketlerde birinci derecede güç ve hâkimiyet sahibi olmuşlardır. En nihayet Muhammed’in halifesi unvanını taşımak maskaralığında bulunanları emir ve iradelerine boyun eğdirmişlerdir….” gibi ifadeleri bu açıdan da değerlendirmek gerekir. 

Araplar da Atatürk’ü, kendileri hakkındaki düşünceleri ve özellikle, “Pis Araplar” dediği iddiası yüzünden sevmezler.

Zakir Kadiri kimdir?

Atatürk’ün notlarda: “Teyfik Beyefendi! (dönemin Türk Tarih Kurumu Başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu) Zakir Kadiri’nin ahmakçasına notlarını düzeltirken bu noktalara dikkat buyurunuz. Sonradan uydurma bir eser meydana getirerek ardından pişman olmaktansa hiçbir eser meydana getirememek beceriksizliğini itiraf etmek daha iyidir. İlim alanında şüpheli olmak, Mısır’ın Camii Ezher’i mezunlarına inanmaktan daha iyidir.’’ şeklinde itham ettiği aslen Türkistanlı Zakir Kadiri Ugan 1878 yılında dünyaya geldi. Mısır’daki El Ezher Üniversitesi’nde eğitim gördü. Ders kitapları için hazırladığı İslam tarihi ve Türklerin İslam’daki Yeri konularını, Camii Ezher Medresesi şeyhlerinin kabul ettiği “Arap milliyetçiliği” düşüncesine göre yazınca Atatürk’ü çileden çıkardı.

Atavari öfke

Aynı günlerde, 23 Aralık 1930 da öfke anında Menemen’in yakılıp, yıkılıp yerle bir edilmesini isteyerek gericilere, yobazlara tahammül derecesini ortaya koyan Atatürk, devrimleri yapabilme, yayabilme, özümsetme, akıl ve bilimi esas alan laik devleti kurma süreclerini aksattırmamak için o süreçte  o şekilde sarsıcı eleştiriler yapma zorunluluğu hissetmiştir. Yıllar sonra böylesine sert eleştirileri 9 yaşında hafız olan İlahiyat Profesörü Yaşar Nuri Öztürk’den de görmek mümkün olmuştur.

Sonuç

Kur’an’da “a’rab” kelimesi, geçtiği 10 yerin biri hariç, daima olumsuzluğun, kötülüğün, iki yüzlüğün, cimriliğin, kaypaklığın taşıyıcısı olarak kullanılmaktadır. Bu konudaki ayrıntılı yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Dinini yaşamak isteyenleri rantçı dincilerin eline bırakmamak gerekir. Bu da dinci argümanların yanlışlığını ortaya koymadan yapılamaz. Atatürk bu amaçla masrafını kendi cebinden karşılayarak hadisleri, Kur’an’ın tercümesini ve Türkçe mealini yaptırmıştır. Atatürk % 99’u uyduruk olan hadis tercümelerini okumuş ancak ölümüne yakın yıllarda tamamlanan Kur’an meal ve tefsirlerini tam olarak değerlendirmeye ömrü yetmemiştir. O zamanlar dini yerleşik/klasik yorumlardan arındıracak kimse yoktu. Mesela ilahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk o zamanlar yaşamış olsa ve de Atatürk’ün yanında olsa ve de ikisinin de yeterli ömürleri olsa İslam dini Arap dininden nasıl arındırılırdı ve Türkiye bugün ne halde olurdu bir düşünelim. 

Türkiye, Atatürk’ten sonra onun gösterdiği yoldan, özellikle 1950 den itibaren laik, çağdaş ve medeni Cumhuriyet ilkelerinden giderek uzaklaşarak arablaşmaya, doğmalara geri dönmekte oluşunun sancılarını günümüzde büyük sarsıntılar geçirerek yaşamaktadır.

Bülent Pakman. Şubat 2015. Son güncelleme Ekim 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Twitter Widgets

Sharjah BAE 2011

Sharjah BAE 2011

Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bülent Pakman’ın video arşivi:

Pakman video kanalı 1

Pakman video kanalı 2

Pakman video kanalı 3

 

Atatürk’ün din hakkında el yazmaları için 1 cevap

  1. Geri bildirim: Atatürk’e bu iftiralar neden? | Pakman World

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s