Biraz da farklı, değişik bakışlar

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hesap gününde “Ne yapayım, bana öyle dediler” diyerek  kurtulmak mümkün müdür?

“Kur’an’ı ağır ağır, düşüne düşüne oku!..Yaratan Rabbinin adıyla oku… Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır...Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?Muzzemmil 4, İkra 1, Yunus 100, Mu’minûn 80

Allah, aklı kullanmayı, onu yapabilmek için okumayı, sürekli bilgi edinmeyi, bilinçlenmeyi, bilmeyi, aramayı, sormayı, düşünmeyi öğütlüyor.
Bilinçli olan, b
ilgiye edindiği haliyle değil, her yönüyle sorup, araştırıp, iyice öğrenip düşündükten, anladıktan sonra inanır.
Aramakla bulunamıyor olsa da, bulanlar sadece arayanlardır.

Hiçbir fikir, birisi doğru olduğunu söylüyor diye doğru değildir.

Bunlara hangisi uyuyor?

Manevi mirasım akıl ve bilimdirdiyen Atatürk mü?

 “Aklı bırakın, nakle bakındiyen şeyh, hoca, hocaefendi mi?

Yandan ya da üstten tıklayarak erişebileceğiniz sayfalarda bunların cevabı araştırılmaktadır.

Yazılarımda anlaşılmayan bir husus olduğu takdirde  sormaktan çekinmeyin. Ancak bizi okuyan, takip eden değerli insanlara saygımız gereği:

Lütfen forum, Facebook grubu gibi açık tartışma ortamında değil, sayfa sahibinin kendi dünyasını anlattığı özel bir yerde olduğunuzu unutmayın.  Görüşleri beğenmeyen olursa X tuşuna basıp çıkabilir. Çok ender de olsa, düşünceye saygısızlık yaparak sayfa sahibine yanlışlığını ifade etmeye, direktif, akıl vermeye kalkanlar, karşı görüşlerini empoze edenler, doğrudan ya da aklınca yemlik sorularla başlayıp ardından sayfayı sabote etmeye, sulandırmaya çalışanlar olmaktadır.
Yine arada da olsa yasalara-etiğe aykırı, terbiye sınırları dışına çıkan, uygun üslupta olmayan, nefret duyguları, yalanlar, iftiralar içeren, inançlara saygı duymayan, yorumculara sataşan-direktif-akıl veren, karşılıklı suçlamalara, kişisel tartışmalara-gerginliğe yol açacak nitelikte olan, kes-yapıştır, izinsiz-kaynaksız alıntılar, kişisel-siyasi-mezhep-misyoner-tarikat-cemaat propagandaları, maksatlı sitelerin tanıtımları, reklam- amaçlı, konularla ilgisiz, maksatlı, çelişkili, tekrarlayan yorumlara da rastlanmaktadır.
Bunlar anında ve gerektiğinde geriye dönük olarak moderasyona uğramaktadır. Aşırı uzun olanların moderasyonu uzun sürebilir. Sayfa reorganizasyonlarında yorumlar otomatikman silinebilir.1901340_835664903130155_9081936962293004650_n

Yoğun ilgi görmekte olan içerikler büyük ölçüde günlüklerden ve kısmen de alıntılardan oluşmakta daha sonra eklemeler, güncellemeler olmaktadır. Bu yüzden yazı ve fotoların tamamı ya da bir bölümü izin alınmadan  ve aktif link verilmeden alıntılanamaz/iktibas edilemez. 

Yazılarımı yedeklemeye çalıştığım Blogspot sayfam dışında başka yerlerde bana ait olarak gösterilenlerle ilgim yoktur.

free countersÜlke sayacı kayıt peryodu 1 haftalıktır.Twitter Widgets

Bakü Ofis 2011Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bülent Pakman’ın video arşivi:

Bülent Pakman video kanalı 1

Bülent Pakman video kanalı 2

Bülent Pakman video kanalı 3

Atatürk, Azerbaycan, Dünya, Konya, Orta Doğu, reenkarnasyon, Türk dünyası, Türkiye, Yurdum, İnanç içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Türkçe mi Azerbaycan dili mi?

Molla Nasreddin Dergisi

Molla Nasreddin Dergisi

İlk olarak şunu ifade edeyim ki, karşılaştırmalı analiz, dil konusunun yalnızca bilimsel değil dünyada daha çok siyasi olduğunu gösteriyor. Keza bizde de siyasi etken halledici rol oynamaktadır.

1918 yılının Haziran ayında Azerbaycan’da Cumhuriyet hükümeti devlet dilinin Türkçe olması hakkındaki kanunu kabul etti. Romantik etnik milliyetçiliğin yeni siyasi elit arasında öncül mevkiye sahip olduğu şartlarda bu tamamıyla tabii idi, hem de gerçeklere dayanan tarihi realiteyi aksettiriyordu.

Yani, mesela seçkin edebi dili yüzünden tarihimizin bir parçası olarak hesap ettiğimiz Fuzuli bu dili “Türkçe” olarak adlandırıyordu.

Mirza Şafi Vazeh dilin öğretimi için hazırladığı kitabın adını “Kitabi-Türki” koyuyordu, Bakıhanov çoğunluğa bakarak “Ahalinin dili Türkçedir” diyordu.

Ahundov’dan başlayarak aydınlıkçılarımız Azerbaycan’da yaşayanların ekseriyetinin konuştuğu dili “Türk dili” olarak varsayıyorlardı.

Cumhuriyetten sonra gelen Sovyetlerin devlet dili meselesine farklı bakışı yok idi.

Türk dilinden Azerbaycan diline

Moskova’da umumiyetle bu anlayıştan tamamıyla kaçınma taraftarları, başta Lenin olmak üzere, az değildi. Hem de onsuz da Rus dilinin resmi statüsüz de öncül mevkiini koruyacağı tamamıyla açık idi.

Amma öz mukadderatını tayin etme uğrunda mücadele etmiş diğer Sovyetler Birliği halkları dil meselesine ayrı önem verirlerdi. Bu zıddiyetli yaklaşım Sovyet hükümetinin ilk yıllarında resmi dokümanlarda da kendini gösteriyordu.

Fakat Sovyetlerin ilk dönemlerinde Azerbaycan SSR’nda çoğunluğa ait yerli dilin adı meselesinde hala problem yok idi. Cumhuriyet devri ananesi devam ettiriliyordu.

1921 yılının Şubat ayında Azerbaycan “Revkom”unun (Devrim Hükümeti, Революционный комитет, ревком Revolutionary Committee. Kızıl Ordunun işgali sonrası Azerbaycan’ı yöneten geçici hükümet. B.Pakman’ın notu) emri ile bizim dilin Rus dili ile paralel resmi kırtasiye işleri dili olarak istifadesi meselesi yasallaştırıldı. Bu evrakta dilimiz “Türk dili” olarak tanıtıldı.

1922 yılında Azerbaycan Sovyet Respublikası Gürcistan ve Ermenistanla Zakafkaziya Sovyet Federasyonu adı altında (ZSFSR) birleşti.

ZSFSR’nin 1922 yılı Anayasasında arma tasvirinde dilin adı “Türk dili” olarak geçer, bu Federasyonun 1925 yılı Anayasasında ise resmi senetli dillerinden biri olarak yine  “Türk dili” tanındı.

1922 yılında SSCB’nin kurulması hakkında anlaşma imzalandı. Anlaşmanın 14üncü maddesinde bizim dil Rus, Ukrayna, Belarus, Gürcü, Ermeni ve “Türk dili” olarak kaydedilen SSCB’nin 6 yazışma dilinden biri olarak tanınmıştı.

1924 yılının Haziran ayında ise Sovyet Azerbaycan’ının Merkezi İcra Komitesi “Türk dili”ni bizim Cumhuriyette aynı zamanda devlet dili olarak resmîleştirmişti.

Azerbaycan SS Cumhuriyetinin 1927nci yıl Anayasasında devlet dili anlayışı olmasa da, Cumhuriyetin bayrağının üstündeki yazılar tasvir edilirken yine “Türk” terimi işletilmişti.

1937 yılında ise vaziyet kökünden değişti. Bu yılda kabul olunmuş Anayasada devlet dili anlayışı yine yer almasa da, artık tasvirlerde ve mahkeme diline ait maddede “Türk dili” ifadesinin yerini “Azerbaycan dili” ifadesi aldı.

1956 yılında ise “Azerbaycan diline” kanuni şekilde resmi devlet dili statüsü verildi. Bu statü 1978 yılı Anayasasına da aksettirildi.

Gördüğümüz gibi, “Türk dili” anlayışı bir taraftan kendi devrinin siyasi ülkülerinin belirlenmesi olmakla birlikte, tarihi gerçeklere dayanan realiteyi aksettiriyordu.

“Azerbaycan dili” mefhumu ise hiç kuşkusuz Sovyet hükumeti tarafından bizlere telkin edilmiş anlayıştır, sırf siyası maksatlarla tatbik edilmiştir.

Niyet, etnik Azerbaycan milleti kuruculuğunu ve bizleri Türkiye tesirinden uzaklaştırmak idi.

SSCB dağıldıktan sonra Cumhuriyetin, onun niteliklerinin restore edilmesi ve hem de etnik Türk milletçiliğinin yeni yükselişi zemininde 1992 yılında dil hakkında kanun ile yeniden bizde devlet dilinin adı “Türk dili” olarak değiştirildi.

Lakin Haydar Aliyev’in teşebbüsü ile 1995 yılında kabul olunmuş Anayasada devlet dilinin adı olarak “Azerbaycan dili” ifadesi geri getirilerek “Türk dili” ifadesinin yerini aldı.

Dilin özü

Aydınlıkçılık devrinde aydınlarımız arasında bizim dilin adı meselesinde fikir ayrılığı olmasa da, standart dil, edebi dil meselesinde ciddi tartışmalar vardı.

Mesela, “Molla Nasreddin”in ilk sayısındaki kitabında Mirce Celil ana dilimizi “Türk dili” olarak adlandırır, amma “Anamın kitabındaki” Samed Vahid roman kahramanının örneğinde edibin, öz dilini bırakıp Osmanlı edebi dilinde konuşan Azerbaycanlılara olumsuz münasebet gösterdiği belli oluyor.

O vakitler Celil Memmedkuluzade gibi aydınlıkçılarımız edebi dili memleketimizdeki vernaküler, yani konuşma dili bazında resmileştirmeye çağırıyorlardı.

Bir kısım Hüseyin Cavid gibi ediplerimiz ise Osmanlıda istifade olunan yazı dilinden edebi dil olarak yararlanmaya üstünlük veriyorlardı. Matbuatta da benzer vaziyet geliştirilmişti.

Sovyetleşmeden sonra ise birinci idea daha popüler oluyor ve Cefer Cabbarlı gibi ediplerimiz tarafından geliştirilerek, farklı standartlaşmış Azerbaycan Türkçesinin resmileşmesi yolu devam ettiriliyordu.

Fakat 1920-1930 yılları boyunca hala bizde Osmanlı yazı dilinin gramatik, leksik vesaire kaidelerinin güçlü tesirini görmek mümkündü.

1937 yılından sonra dilin adının değiştirilmesi ile birlikte linguistik ıslahatlarla özü de ciddi değişikliye maruz kaldı. Paralel olarak Türkiye’de de yoğun dil ıslahatları gerçekleştirildi.

Yani, realitede gerçeklere dayanan iki muhtelif standartlaştırılmış yazı ve söz dili: Türk ve Azerbaycan dilleri şekillendi.

Şehirleşmenin, bilim ve eğitimin, televizyonun tesiri ile bu kutuplaşma hem düşey, hem yatay istikamette derinleşti.

Biraz şaka anlamında, “kıçım ağrıdı”, yahut “filankes bekardır” gibi ifadelerin güldürücü durumlar yaratması üçün bereketli çevre şekillenmiştir.

Hatırlırlarım ki, ilk defa Türk film ve televizyon programlarına baktığımda çok zorlukla anlıyordum.

Onların bizim standart edebi dili anlaması ise herhalde, şimdi de kolay iş değil.

Yeri gelmişken, ıslahatların tabiatı sebebiyle Türkiye’nin yazı ve söz diline göre bizim standart dil ananevi köklerine daha yakındır,

Sovyet sonrası devrinde

1995 yılında kabul olunmuş Anayasada “Azerbaycan dili” mefhumunun restorasyonu Sovyetlerin etnik Azerbaycan milliyetçiliğinden ve Türkiye’nin medeni-siyasi tesirinden korunma siyasetinden dönüş idi.

Lakin ad şeklî meseledir. Adı farklı, özü ise aynı diller de mevcuttur. Sırp ve Hırvat dilleri var, alfabeleri de farklıdır, amma uzmanlar der ki, bunlar tamamen ayni dillerdir.

Yahut, Tacikistan’da devlet dilinin adı “Tacik dili”dir (Alfabe Kirildir), Afganistan Taciklerinin dilinin adı ise “Dari” olarak resmîleştirildi.

“Azerbaycan dili” örneğinden farklı olarak, “Tacik” ve “Dari” terimlerinin derin tarihî esasları da mevcuttur, her ikisi Fars dilinin orta asırlarda istifade olunmuş adlarıdır.

Lakin bugün Tacikistan’da, yahut Afganistan’da yararlanılan standartlaşmış diller denebilir ki İran’daki Fars edebi dilinin aynısıdır.

Yani, şimdi bizde de dilimizin resmi adı farklı olsa da, İran Azerbaycan’ı halkının “Türk” olarak adlandırdığı dille aynıdır.

Amma  halihazırda Türkiye standart dili yalnız bizim edebi dile değil onlara daha güçlü tesir etmektedir,

Öyle, bizde de son 25 yılda Türkiye televizyonlarının, ilmi ve sanatsal edebiyatının, Türkiye’de yüksek tahsil alanlarımızın, buradaki Türk okullarının rolü ve tesiri inkar edilemezdir.

Artı, bizim standart dilin bu devirde kaliteli ürün üretme bakımından gerilemesi rekabet potansiyelini zayıflattı.

Sovyet devrinde keza sınırların kapalı olması, kapalı şartlarda edebi “Azerbaycan dili”ni güçlendirirdi. Ondan önce ise hiç şüphesiz bizim aydınlıkçı edebiyatımız bölgenin yaygın olanı idi.

Halihazırda hem tesire açık, hem rekabete karşı dayanıksızız. Tahsilimiz, bilimimiz, matbuatımız, edebiyatımız kaliteli dil aşılama fonksiyonunun üstesinden hala gelmiyor.

Buna ilave olarak, ekseriyet hiç okumuyor, seyrediyor. Okumayanların ekseriyetinin baktığı da yalnız “Kurtlar vadisi”dir, “O Ses Türkiye”dir, Esra Erol dur vesaire.

Genç nesil şimdi bu dili bizden kat-kat iyi bilir. Amma eğilim halihazırda aşağı-yukarı bu tür olsa da, devamlı olup olmayacağını demek zordur.

Çünkü tekrar edelim ki, siyasi etken bu meselede önemli rol oynuyor, dil ise dinamiktir.

Altay Göyüşov Tarihçi bilim adamı, BBC Azeri, 9 Ağustos 2016 Bakü http://www.bbc.com/azeri/analysis/2016/08/160809_azer_turk_language?SThisFB

Türkiye Türkçesine çeviren Bülent Pakman. Ağustos 2016. İzin alınmadan, aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Twitter Widgets

Viyana Parlamento Binası

Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Azerbaycan içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , | Yorum bırakın

Nihayet kafalarına saksı düşenler

Hocaefendiyi (Fethullah Gülen), Cemaati – Fetocuları yere göğe sığdıramıyorlardı

  • Gülen Cemaati ile yakın ilişkide olacaksınız. Bulunduğunuz ülkelerde Cemaat tarafından kurulan okullar HÜKÜMETİMİZ bilgisinde ve Milli Eğitim Bakanlığımız tarafından desteklenmektedir” Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün dünya üzerindeki tüm Büyükelçilik ve Başkonsolosluklara 16 Nisan 2003 tarihinde ıslak imzası gönderdiği  3847 sayılı genelge. Gül’e göre  “Bu tip genelgeler ilk değildi”. Başbakan Erdoğan’a göre de  “Teröre bulaşmadıktan, bir fiili eylemin içerisinde olmadıktan sonra ülke hassasiyetlerini koruyan derneklerle, vakıflarla niçin bizim büyükelçiliklerimiz iletişim içinde olmasın?” (Genelgeden birkaç gün sonra katıldığı bir televizyon programından). Hem Gül hem de Erdoğan söz konusu genelgeyi normalleşmenin bir adımı olarak tanımlamışlardı.

  • Hocaefendi 12 seneden beri Türkiye’nin dışında. Haksız bir şekilde ülkesinden hicrete mecbur edildi. Hakkında yapılmadık iftira kalmadı. Medyası, siyasileri, çıkar odakları, Türkiye’nin karışmasında fayda ve menfaat umanlar, Hocaefendi’yi hep kötülediler, yanlışı olduğunu söylediler. O da hüzünlü gurbeti tercih etti. Hocaefendi hakkında onlarca beraat kararı var, Türkiye’ye girmesine engel yok. Gelebilir, hayatının bundan sonraki kısmını Türkiye’de geçirebilir…Sonunda bunlar güzel insanlar, bunlar doğru insanlar, bunlar sözünün eri insanlar, bunlardan zarar gelmez, bunlar ancak ülkemize yarar sağlar diye düşünülmüş ise Hocaefendi de yarın uçağa binip Türkiye’ye geldiğinde onu havalimanında çiçeklerle karşılayacak olanlar, hakkında binbir türlü iftira yapanlar olacak. Türkiye bu noktaya gelmiştir emin olunuz. Ağızlarını her açtıklarında Hocaefendi’ye iftira yağdıranlar şimdi kendilerine destek bulmak için O’nu kendilerine referans göstermeye başladılar. Çiçeklerini de hazırlamaya başlasınlar artık. Bu Türkiye’nin bu müspet hareketi savunan insanlarının da başarısı olacaktır.(AKP’nin Başbakan yardımcısı Bülent Arınç. 5 Haziran 2010. Fetocuların 8. Türkçe Olimpiyatlarındaki konuşmasından)

  • Oy kullanabilmek için yurtdışından gelerek gümrük kapılarında iradesini ortaya koyan kardeşlerimi kutluyorum. Dünyanın dört bir yanından Okyanus ötesinden bu sürece destek veren tüm kardeşlerimi de kutluyorum. Buradan okyanus ötesine mesajlar olduğuna göre bizim de bu mesajı verenlere bir mesajımız olması lazım“(Recep Tayyip Erdoğan. 12 Eylül 2010. Referandumdan lehine çıkan ‘Evet’ sonucunu değerlendirme konuşmasından).

  • Kim yapıyor bunu, Bu gençler yapıyor. Bu gençlere emek veren öğretmenler yapıyor. Teşekkür ediyoruz onlara. Sağolsunlar, varolsunlar. Gerçekten bu proje müthiş bir proje. Dostluğun projesi, barışın projesi ve özellikle Türkiye’nin tanıtılması projesi. Emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Ve özellikle. Ve özellikle muhterem büyüğümüz, muhterem büyüğümüz Fethullah Gülen hocama şükranlarımızı sunuyoruz. Sağolsun, varolsun.” Ekran Alıntısı (AKP’li Melih Gökçek. Haziran 2011. 9. Türkçe Olimpiyatlarında Hocaefendiye teşekkür konuşmasından)

  • Gittiğim birçok ülkede Türkiye’nin okullarını, Türkiye’nin vefakar öğretmenlerini, Türkiye muhabbetiyle büyüyen Türkçe konuşan çocukları görmekten çok büyük bir gurur hissettim. Aynı şekilde Avustralya’dan Azerbaycan’a, İspanya’dan Amerika’ya kadar 35 farklı ülkede, 10 farklı dilde, 2 farklı alfabede yayın yapan bir Türk gazetesini, Zaman’ı görmekten çok büyük bir gurur duydum. Çok büyük bir heyecan hissettim. Zaman camiasını, Zaman gazetesi yöneticilerini, bize, milletimize, ülkemize bu gururu, bu heyecanı yaşattıkları için sesimizi, nefesimizi dünyaya duyurdukları için ayrıca teşekkür ediyor, her birini gönülden kutluyorum…. Zaman, ateşte açan bir çiçek gibi Ankara Rüzgarlı Sokak’tan Türkiye’nin fikir ve medya dünyasına renk kattı. Zaman, sadece bir gazete olmadı. Zaman gazetesi bin yılın birikimi ile bu toprakların sesi, nefesi olarak, bu ülkenin son 25 yılına şahitlik yaptı. Yani çeyrek asrın kaydını tuttu. Zaman, haberleriyle olduğu kadar yorumlarıyla, duruşuyla, tavrıyla kendisine farklı bir yer edindi. Zaman, bir rüzgara kapılıp gitmek, akıntıya kapılmak yerine, bu ülkenin rüzgarına güç, bu ülkenin vizyonuna vizyon kattı.

    En zor zamanlarda, doğruyu söylemenin bedel gerektirdiği, manşetlerin gazete binalarının dışında kurgulandığı dönemlerde, Anadolu’nun, Trakya’nın hissiyatını Zaman dile getirdi. Sosyal sorumluluğunu hakkıyla yerine getirerek, temiz gazeteciliği, meslek ahlakını yücelterek, zaman genç nesillere, genç gazetecilere örnek teşkil etti.” (Recep Tayyip Erdoğan. 29 Kasım 2011. Her gün 650 000 basılarak dünya çapında bedava dağıtılan Fethullah Gülen’in Zaman gazetesinin 25. kuruluş yıl dönümünde)

  • Cemaatin bir kaydı mı var? Yıllardır bu paranoyayla yaşadık. İnsan kendisine ait olan bir şeyi ele geçirir mi? Şu ele geçiriyor, bu ele geçiriyor. Kamuda çalışan solcu insanlar var mı, ülkücü insanlar var mı? Var. Oraya sızmış, buraya sızmış bu su mu, nem mi? Kamu personeli nasıl alınıyor; belli. KPSS sınavı var. Bu insanların yüz kızartıcı suçu yoksa, engel yoksa biz onların vicdanına hafiye kulağı dayayarak atayamayız. Cemaat devleti ele geçirmiş, devlete sızmış bunlar kargaları güldürür. Bu paranoyaları bir tarafa bırakalım” (AKP Gn. Bşk. Yd. Hüseyin Çelik. 20 Şubat 2012. NTV’ye demecinden)

  • Gurbet hasrettir. Hasret bedeli çok ağırdır, faturası çok ağırdır. Biz, gurbette olup, şu vatan topraklarının hasreti içerisinde olanları aramızda görmek istiyoruz. Gurbet aynı zamanda garipliktir. Zaten oradan anlamını yükleniyor. Onun için de biz garipliğe tahammül edemeyiz. Diyoruz ki, bu sıla hasreti artık bitmelidir, bitsin istiyoruz. Doğrusu ben şu andaki tavrınızla hep birlikte bu hasretin bitmesini istediğinizi anlıyorum. Öyleyse bitsin bu hasret diyelim” (Recep Tayyip Erdoğan. 14 Haziran 2012. Fetocuların Uluslararası Türkçe Olimpiyatları kapanış töreninde Fethullah Gülen’i Türkiye’ye daveti)

  •  “Yıllar önce olimpiyatlar için gün gelecek bu olimpiyatları yaptığınız yerler, kapalı salonlar veya stadyumlar olabilir amma stadyumlar da kapalı açık salonlar da dar gelecek diyen ufuk çizen vizyon ortaya koyan Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendinindir. O zaman belki olur mu? Böyle işler deniyordu. İlk başta neler oldu neler yapıldı herkes bilir. Bu okullara husumet beslemeyi ibadet sayanlara bir kez daha diyorum. Elinizi vicdanınıza koyun şu tabloya şu esere bir bakın. Bu eseri yaratanlara husumet beslemeyi sizin vicdanınız izin verir mi? sadece alkış vermek destek olmak ister insan. Bu ateşi yakan bu yolu açan bu fikri veren ve destek olan Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’ye Antalya’dan gönül dolusu sevgiler saygılar gönderiyorum.13699985_10154556142755116_2150567445714445993_n(AKP’nin Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ Haziran 2012. Fetocuların Uluslararası Türkçe Olimpiyatları açılış töreninden)

  • Amerikaya dört günlük ziyaret öncesinde Hoca Efendi’yi bir ziyaret edebilir miyim diye gönlümden geçirmiştim. Hanım da bu işe çok sevindi, ‘keşke imkan bulabilirsek gidelim, ziyaret edelim’ dediler. Washington’dan bulunduğu yer 4-5 saatlik bir mesafe ama gidilebilecek bir şey. Sayın Başbakanımıza da (Recep Tayyip Erdoğan’a) gitmeden önce konuyu açtım, ‘fırsat bulursam böyle bir ziyaret yapmak istiyorum. İzin verir misiniz, uygun görür müsünüz ‘ dedim. Çok memnun oldu. Hatta ‘keşke bizim için de mümkün olsa, biz de görüşebilsek’ dedi… Ama programları çok yoğundu. Bu programlardan fırsat bulup da böyle bir mesafeli ziyaret olabilir miydi? O, pek ihtimal vermedi. Özellikle birinci gün boş olacak. Mümkünse 15’inde bu ziyareti yapabilirsiniz’ demişti…Biz 15’inde oradaydık eşimle birlikte…Karayoluyla yaklaşık 4,5 saatte gittik birkaç saat Fethullah Gülen’in misafiri olduk.

    Bu ziyaretimiz bir resmi ziyaretin ötesinde kendisini çok seven bir dostunun ziyareti olarak düşünmek lazım. Bu sıradan veya Hocaefendi ile bugüne kadar hiç görüşmemiş tanışmamış sıradan, dışarıdan bir insanın onu ziyareti olarak algılanmamalı böyle düşünülmemeli. Ben 1975 yılından beri hocaefendiyi tanıyorum. O günden beri de kendisine çok büyük saygım ve sevgim var… 75-76 yıllarında Manisa’da kaldı. Biz onun vaazlarını sohbetlerini zaman zaman konferanslarını hiç aksatmadan takip etmeye başladık ve çok beğendik, çok sevdik. Çok ihlaslı bir mü’mindi. Konuşmaları çok etkiliydi. Çok bilgiliydi. Etrafında güzel dostlar vardı. Biz bu süreç içerisinde kendisini yakinen tanıdık. O da bizi sevdi, öyle düşünüyorum.

    Sayın Başbakanımıza (Recep Tayyip Erdoğan’a)  sorulduğu zaman gastelerin temsilcileri, o benim kendisine vekaleten bu ziyareti yaptığımı ve görüştüğümü ifade etti. Bana sorsalar ben de söyleyecektim bu ziyareti yaptığımı… Bu ziyaret…40 yıldan beri kendisini seven sayan dualarından eksik etmeyen bir insanın bir yüzünü görebilmek duasını alabilmek için eşimle yaptığım bir seyahattir, ziyarettir… Sonra da Başbakanımız tabi kendisinin de selamlarını sevgilerini iyi dileklerini iletmemi istedi, bizden bir emirleri olur mu, bir tavsiyeleri olur mu onu da öğren dedi.  Sayın Başbakınımız en son yine bir Türkçe Olimpiyatında mıydı…hocaefendinin Türkiye’ye dönüşünü büyük bir özlemle beklediklerini bundan mutlu olacaklarını ifade etmişlerdi, hem sayın Başbakanımızın arzusu hem de kendi şahsi düşüncem olarak artık maddi, manevi hiçbir engel kalmadı, hepimiz de çok özledik, Türkiye’ye gelseniz…Türkiye’yi çok seviyor, memleketine çok bağlı… (AKP’nin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç. Mayıs 2013. Amerika’da Fethullah Gülen’i ziyaretini anlatıyor)

    Gülen dostlar

    2013 yılının Ekim ayında Fethullah Gülen geçirdiği kalp rahatsızlığından dolayı kendisine geçmiş olsun diyenlere gazete ilanlarıyla teşekkür ediyor. Geçmiş olsunları karşılığında teşekkür almaya mazhar olan Gülen dostlarından BAZILARI:

    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Meclis Başkanı Cemil Çiçek, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan… Bakanlar ve diğer AKP’liler: Bülent Arınç, Ali Babacan, Faruk Çelik, Erdoğan Bayraktar, Ahmet Davutoğlu, Sadullah Ergin, Taner Yıldız, Suat Kılıç, Zafer Çağlayan, Binali Yıldırım, İsmet Yılmaz, Hüseyin Çelik, Mehmet Ali Şahin, Süleyman Soylu, Yalçın Akdoğan, Kadir Topbaş, Melih Gökçek…İş adamları: Muharrem Yılmaz, Bülent Eczacıbaşı, Ferit Şahenk, Hüsnü Özyeğin, İshak Alaton, Hacı Boydak, Aydın Doğan, Ahmet Çalık, Akın İpek, Mehmet Emin Karamehmet, Fettah Tamince, Zeynel Abidin Erdem, Adnan Polat, Hamdi Akın, Ethem Sancak, Mehmet Torun, Mehmet Ali Yalçındağ…Tarikat şeyhleri; Mahmut Ustaosmanoğlu, Siirtli molla Bedrettin Sancar, Mersinli Nurettin Mutlu, Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Cengiz Hortoğlu… Gazeteciler;  Enis Berberoğlu, Nuh Albayrak, Erhan Başyurt, Eyüp Can, Mustafa Çelik, Zahid Akman, Metehan Demir, Nuri Elibol, Mustafa Kartoğlu, Abdülkadir Selvi, Deniz Zeyrek…isimleri tek tek sayılamayan diğer dostlar…

    Can ciğer kuzu sarmasıydılar

    AKP’liler, tarikatlar, dinciler dışında herkes Fethullah Gülen’in kim olduğunu, Gülen hareketinin amaçlarını baştan beri biliyorlar, deşifre ediyorlar, AKP’lileri uyarıyorlardı. Orduyu ele geçirecekleri, darbe yapacakları AKP’LİLERİN BAŞINA BELA OLACAKLARI bile yazılmıştı, söylenmişti.

    Mesela Orduda Fetocu olmayan askeri öğrencilere negatif ayrımcılık yapıldığı aileleri tarafından TBMM’ye bildiriliyor. Araştırma komisyonu kuruluyor ancak oradan da sonuç çıkmıyor. Deniz Feneri gibi Fetocu hırsızlıkların üzeri örgüte TC Devletini altın tepside ikram eden AKP tarafından örtülüyordu.

    05 Ağustos 2002. Dr. Necip Hablemitoğlu.  “Türkiye’deki tüm ulusalcıları, fethullahçı tehlikeye karşı çok geç olmadan birlikte hareket etmeye; istihbarat birimlerindeki fethullahçı unsurların temizlenmesi için kamuoyu oluşturmaya çağırıyorum…” (Bunları yazdığı için 18 Aralık 2002 tarihinde AKP iktidarında katledildi katilleri halen bulunamadı).

    10 Haziran 2009. Tunceli Milletvekili Kamer Genç Türkiye Büyük Millet Meclisinde AKP’lileri uyarıyor:Hepiniz biliyorsunuz. Özellikle Amerika’ya giden AKP milletvekilleri Fethullah Gülen’i gidip ziyaret ediyorlar. Şimdi bu Fethullah Gülen, kimdir bu arkadaşımız? Ne yapmak istiyor? Türkiye’de bunun bu sermayesi nereden geliyor? Acaba Türkiye’deki rejimdeki rolü nedir? Bunları bir araştıralım. Niye çekiniyorsunuz? YARIN BUNUN EN BÜYÜK ZARARINI SİZ ÇEKECEKSİNİZ. TÜRKİYE İÇİN ÇOK BÜYÜK BİR TEHLİKEYE GELMİŞ.”

    Fetocular tarafından komplo, sahte delillerle mahkum ettirilen Albay Ali Türkşen 22 Ağustos 2011 tarihli savunmasında şunları söylüyordu “Bu komplo çetesinin mimar ve askerleri, bu komplolara alet olanlar ve göz yumanlar şunu da unutmasınlar. Bugün kendi öz evladına zulümde ortaklık ettiğiniz şeytanlar, yarın toprağınız, malınız, namusunuz, en sonda canınız için kapınıza dayanacaklar. O gün geldiğinde, haksız yere yargılanan, yüreği vatan ve millet sevgisi ile dolu Türk askerini hatırlayınız. Türk Silahlı Kuvvetlerinin içindeki, hain işbirlikçilere güvenmeyiniz…Bugün silah arkadaşını sırtından bıçaklayıp satan, yarın duyduğu ilk mermi sesinde, vatanını haydi haydi satar. Bu hain komplonun mimarları ve koruyanları, kendi ayaklarına değil, şakaklarına kurşun sıktıklarının farkında değiller. Fark ettiklerinde ise artık çok geç olacak.

    O yıllara aitda benim de geniş araştırmalarım, onlarca makalem de var. Linkleri yazı sonunda verilmiştir. 

    Canciğer kuzu sarması ekşimeye başlıyor

    Cemaat 12 Eylül 2010 referandumuna verdikleri “olağanüstü” destekle, Balyoz-Ergenekon-Odatv vs gibi operasyonlar sayesinde “Kemalistlerden ve darbeci ordunun vesayetinden kurtarmakla”, “büyük bir ödülü” hak ettiklerini düşünerek Erdoğan’dan 30 Mart 2011 seçimleri için “120 milletvekili” talep ettiler.  Bu talebi Erdoğan başta kabul etti ama sonradan vazgeçti, Hakan Şükür, İlhan İşbilen, İdris Bal gibi isimlerin olduğu 12-15 arası kontenjan ayırdı. Bu artık filli iktidar olabileceklerini düşünmüş cemaatin üst yönetimini hayal kırıklığına uğradı. Erdoğan, “sınavlardaki cemaat listelerine” de artık geçit vermemeye başlamıştı. Halbuki Bakanlıklara, Emniyete vs. alınacak personel listesi cemaatten gelir ve o liste devlete yerleşirdi. Artık bu olmuyordu. Rahatsızlıklarını dile getirmeye başlayan Cemaate karşı Erdoğan dershaneleri kapatmaktan söz etmeye başlayarak aba altından sopa gösteriyordu.

    Şubat 2012’de Fetocu bir savcı PKK ile OSLO’da ülkenin geleceği ile ilgili gizli görüşmeler sonucu anlaşma yaptıkları gerekçesiyle MİT için soruşturma başlattı. Ancak ifadeye çağırdığı MİT’çiler yukardan gelen talimatla savcılığa gitmediler. Gidip ifade verseler yer yerinden oynayacak ipin ucu en tepeye gidecekti. Meclisteki AKP çoğunluğu acele yasa değiştirerek MİT’çilere dokunulmazlık getirip olayı örtbas ettiler. Bu olaydan sonra Erdoğan dersaneleri kapatmaya karar verdi.

    Fetocuların karşı hamlesi hazırdı. Önemli telefonları dinliyor, kaydediyorlardı. Fethullahçı savcılar 17/25 Aralık 2013’de Türkiye’yi sarsan rüşvet ve yolsuzluk operasyonu başlattılar “yargı darbesi” yapmaya çalıştılar. Başbakan dahil AKP’lilerle ilgili dinleme kayıtları arka arkaya sanal ortama sürüldü ancak operasyon başarılı olamadı.

    Bu şekilde aleni hale gelen Cemaat-AKP savaşı aslında tokmağı kimin tutacağının kavgasıydı ve ülkeyi 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsüne götürecekti.

    Çok şükür kafalarına saksı düşüyor

    Feto örgütlenmesi, ülkeyi 14 yıldır yönetenler tarafından gözardı edilmişti, ta ki ucu böyle kendilerine dokununcaya kadar.

    13887053_981198162000096_4339784735887879248_n

  • Paralel bir yapı emniyet ve yargı içindeki uzantılarıyla binlerce kişinin telefonlarını 3 yıldan fazladır dinledi, dinlenenler arasında bakan, milletvekili, kendi çalışma arkadaşları ve bürokratlar da vardı. Bu paralel yapının elemanları Başbakanınızı dinliyor ne bileyim ben, polisim, polis, devletin polisi ve benim odama böcek yerleştiriyor. Ve orada beni dinliyor. Şimdi kaçak, şimdi kaçmış. Bir başkası yine aynı şekilde ve geçenlerde bunların çünkü yalanı bol, gazetelerinde ‘Kaçmak diye bir şey yok Türkiye’de’ diyor. Türkiye’de ise çıksın meydana. Bunların gazetelerinde yalan bol, takiyye bol, iftira bol, fitne, nifak bol. Yaptıkları bu. İşte Enerji Bakanım bu paralel yapı tarafından dinleniyor. Enerji Bakanımız nükleer santral için, doğalgaz için, petrol için son derece önemli, son derece gizli görüşmeler yapıyor, bu paralel yapı bunları da dinliyor. Bunları dinlemekle kalmıyor yurt dışına servis ediyor. …peki ne için, şantaj için. Bir kumpas, istediği zaman, istediği yeri kontrole alacak

    Üzülüyorum şu paralel yapıya, o tabanda olan saf, temiz kardeşlerimize, diyorum ki, bu oyuna gelmeyin” Çünkü zekatını veriyor, tertemiz, hakikaten iyi niyetle veriyor. ‘Burada işte bir hizmet var diyor’ ne hizmeti geçin. Aldatılıyoruz, aldatıldık ben dahi aldatıldım. Geçenlerde büyük bir iş adamı, önemli bir dostumuza, kardeşimize geldi. Dedi ki ‘Ben yıllarca zekatımı bunlara verdim’, ailece gelmişler, Türkiye’nin sayılı zenginlerinden. … ben sizin art niyetinizi, hafızanızın arka tarafında bu tür bir beklentinin, düşüncenin olduğunu bilmiyordum ki. … bunlar biliyorsunuz rüya da çok görüyorlar, peygamber efendimizle görüşüyorlar, .. Miraçtan peygamber efendimizi indirip kamyona bindiriyorlar, yürütüyorlar, nerede? Televizyon kanallarında. .. Bunlar bunu dahi yaptılar. Televizyon kanallarında bunu dahi yaptılar. Ne olacak, beddua ile güçlendiğini zanneden bir yapı, anlayış bunu yapar.” … şimdi gereğini yapacağız tabii o ayrı mesele …

    Kardeşlerim bakın bir dersaneler meselesi çıktı hatırlayın. Niye rahatsız oldular? Ki orda yılda bir milyar dolarlık rant vardı. Şimdi ne diyorum biliyor musunuz? Sakın ha. Bu dershanelere yavrularınızı göndermeyin. Göndermeyin. Devletin okullarına gönderin. Başka yere de göndermeyin, çünkü bunların hepsi sülük gibi emiyorlar. Hafta sonlarında bundan böyle anneler, babalar arzu etmeleri halinde biz okullarımızda çocuklarımıza takviye dersini vereceğiz, oradan yavrularımız yarışa girsin. Özel okullarda bile para alıyorlar, özel okullarda para alındıktan sonra yine gidiyor dersaneye, bu ne biçim iştir ya. Hem özel okula para, hem dersaneye para. Hep para, money, money, money hep bu. Ya benim Anadolu’daki Ayşe bacım önümü kesiyor diyor ki, ‘Ahırdan davarımı sattım. Davarı sattım, oraya verdim, çocuk yine üniversiteye giremedi’ diyor. E bunlar vakıa. Bakıyorsun öbür tarafta Fatma bacım diyor ki ‘Bileziklerimi verdim, sattım. Gönderdim yine giremedi’ diyor. Sanki dersaneye gidenler yüzde yüz üniversiteye mi girebiliyor. ” (Recep Tayyip Erdoğan. 27 Şubat 2014. Burdur seçim mitinginden)

  • Yukarıda ayrıntılarını verdiğimiz, dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül imzasıyla çıkartılan ve Gülen okullarının yurtdışında desteklenmesini öngören 16 Nisan 2003 tarih  3847 sayılı genelge tam 11 yıl sonra büyükelçilere kriptolu olarak gönderilen Davutoğlu’nun imzaladığı yazıyla iptal edildi.

  • …Ey hoca, eğer bir yanlışın yoksa Pensilvanya’da durma. Siyaset yapacaksan meydanlara çık. Bu ülkenin huzurunu bozma. Ama bu ülkeyi karıştırma, bu ülkenin huzurunu bozma. Birçok provokatif eylemlerin içerisinde bulunma…Sen Türkçe olimpiyatlarında hocamızı övüyordun diyorlar. Evet övüyordum doğru. Biz samimi davrandık, bu tür şeyler görmedik. Biz ülkenin birliğine saldırı olduğu zaman aynı tavrı devam ettirebilir miyiz?“(Recep Tayyip Erdoğan. 27 Şubat 2014. Burdur seçim mitinginde bunları söylüyor ama gerçek bunun tamamen tersi. Fetocuların Fetonun talimatına uygun olarak Devlet kurumlarını ele geçirmekte olduğu bilindiği halde Feto Hocaefendi övüle övüle bitirilemiyordu. Ne zaman ki 17 Aralık 1015 de Fetocuların Devleti yönetenleri de dinlediği, kaydettiği yani AKP’ye de saldırdığı anlaşılınca Hocaefendi birdenbire kötü adam oldu.)

  • Paralel Devlet. Nerden çıktı bu ya? Sene 1999, kaç, Pensilvanya’ya git, orada bazı tohumlar at. Kendini gizle Pensilvanua’dan acaba Türkiye Cumhuriyeti devletini nasıl ele geçiririz. Niye kaçtın, ne işin var orda, e gel o zaman, Türkiye’ye gel, niye gelmiyorsun, suçsuzsan buraya gel, niye gelmiyorsun, birileri koruma altına mı aldı seni, ne işin var orda, gel. Şimdi, zaten bunlarda imam çokmuş. Çokmuş, hepsi de kaçıp gidiyor. Bir kısmı cezaevinde, bir kısmı değişik ülkelerde dolaşıyor. Ne demiştik, inlerine gireceğiz. Girdik, giriyoruz, girmeye devam edeceğiz” (Recep Tayyip Erdoğan. 10.4.2016 İstanbul Ümraniye hastahane açılışında)

Sonuç

Hatasız kul olmaz, herkes hata yapabilir. Ama Devlet yönetimine gelince iş değişir, hatanın bedeli ödenir. Üstelik göz yummanın, cümle alemin bildiği, anlattığı gerçekleri, uyarıları yıllarca dikkate almamanın, kendilerini Fetocu kumpas davalarının savcısı olduğunu ilan etmenin adına hata değil gaflet denir. 

Ne yapabilirdim, kandırıldım, ahmakım, darbeyi eniştemden öğrendim gibi kepazeliklerle, rezaletlerle liyakatsizliklerin aşikar olduğu durumlarda mazeret mevzubahis olamaz, en azından, medeni ülkelerde istifa, Japonya’da harakiri müessesesi diye birşey var.

Son Söz

Bir zamanlar aynı görüştelerdi. Aralarını bozan ihtiras oldu. Pastanın, erkin tamamına sahip olma ihtirası. Aralarında o zaman hiçbir fark yoktu şimdi de öyle.

Bülent Pakman. Temmuz 2016. Güncelleme Ağustos 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

FETHULLAH GÜLEN, GÜLEN HAREKETİ, DİNLER ARASI DİYALOG, ILIMLI İSLAM ve TÜRKİYE ÜZERİNE OYNANAN OYUNLAR  İLE İLGİLİ SAYFALARIMIZ

Twitter Widgets

Viyana Parlamento Binası

Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Türk siyaseti, Türkiye içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , | Yorum bırakın

Türkiye Azerbaycanlılar için artık önceki Türkiye değil

Türkiye’deki son askeri darbe girişimine bağlı belki de en hassas sosyal fikir Azerbaycan’dadır.
Türkiye’ye dünyada en yakın ülke de Azerbaycan’dır.
Doğrudur, Azerbaycanlılar Türkiye’yi daha yakın hissederler, Türkiyeliler de Azerbaycan’ı ve de genel bakış açısıyla bu bölgede birbirine duygulu olarak bağlı olan iki başka devlet ve millet yoktur.
Türkiye’de darbeye teşebbüs Azerbaycan’da Nisan muharebesi kadar konuşulan, hissedilen hadisedir.
Burada da insanlar iki kutba bölündüler: Erdoğan’ı destekleyenler ve ona karşı olanlar.
Erdoğan’a karşı olanlar, “biz askeri darbeye karşıyız“ deseler de, yüreklerinde düşündüler ki, darbe başarılı olsaydı aslında daha güzel olurdu, “dincilerden canımızı kurtarırdı”.
Umumiyetle bu bağlamda siyaset çok kişiselleşir, bir insanın ettiği, etmediği, onun manevi hususiyetleri vesaire müzakere olunur.

Türk askerine olan hürmet

Amma belki de üçüncü grup da var. Türkiye’yi sevenler ve karamsar olanlar grubu. Özellikle Türk askerine karşı edilenler insanları çok sarstı.
Azerbaycan’da Türk askerine tarihi olarak büyük hürmet var, 1918 yılı hadiseleri ile bağlıdır, kahraman Türk askeri Azerbaycanlı kardeşlerini kurtarmıştı.
Hem bu hadise, hem modern Türkiye’nin güçlü ordusu, hem de ordunun siyasetteki rolü Azerbaycan insanının zihniyetinde sarsılmaz bir Türk ordusu kahramanı yaratmıştı.
Bu hadiseler o kahramanı dağıttı ve insanlar karamsar oldu. İşin aslı, bu görüntüler ordu hakimiyetinin tabutuna son çiviler idi.
İlk darbeler 2002’de Erdoğan iktidara geldikten sonra yavaş yavaş başlamıştı – Ergenekon ve Balyoz operasyonları ile.
Azerbaycan’da siyasi durgunluğun arka planında Türkiye’deki hadiseler daha kabarık görünür. Bu, insanların sosyal varlık oldukları kadar da siyasi varlık oldukları anlamına gelir.
Türk müziği gibi, Türk futbolu gibi, Türk siyaseti de Azerbaycan insanının sosyal düşüncesini şekillendirir.
Bizde ne futbolun, ne güzel pop müziğinin, ne de siyasetin olmadığını nazara alırsak, bu tesir daha da artar.
Yeni siyaset, futbol ve popüler medeniyet bakımından Azerbaycan sanki Türkiye’nin bir eyaleti, bir bölgesidir. İnsanlar sadece kendi ülkelerinin değil oranın gündemi ile daha çok yaşarlar.

“Türkiye’yi gözardı etmek lazımdır”

Aslında çok güzel “metacoğrafya” örneğidir, belirli bir ortak sanal sosyal alan, bir mekan şekillenir ve o mekanın sınırları ülkelerin fiziki sınırlarını aşar, uzaklaşır.
Sadece fark ordadır ki, evvelce Azerbaycan demokratları belirli anlamda Türkiye’yi bir gelişmiş model gibi görürlerdi, şimdi ise karamsarlık içinde “Türkiye’nin başına bu da mı geldi?”, “Türkiye’yi göz ardı etmek lazımdır”, “Bizim otoriter sistem onlarınkinden insaflıdır” gibi düşünceler işitilir.
Türkiye demokratik düşünceli insanlar arasında çok büyük karamsarlık sembolüne çevrilir.
Türkiye’nin 90lı yıllarda çoğulcu parti sistemi, adaletli seçimi, canlı siyasi muhiti olan bir ülkeden otoriter bir ülkeye çevrilmesi, Azerbaycan’da da demokratik sistemin zamanla yerleşik olabileceği ihtimalini ve inanını azaltır.
Aynı zamanda dindar insanlar arasında Türkiye iktidarının ve Recep Tayyip Erdoğan’ın nüfuzunu artırır.
Azerbaycanlılar hem de Türkiye’yi bir turizm ülkesi gibi seçmiştiler. Hala da gidip gelenler az değil. Amma dün birisi, Avrupa’da yaşayan Azerbaycanlı dostum bana akıl danışırdı, tatil için İstanbul’a gideyim mi gitmeyeyim mi diye.
Terör hadiseleri ve darbeye teşebbüs Azerbaycan’dan turist akınını azaltacak.
Genelde bu tür hadiseler içte Erdoğan’ın iktidarını güçlendirdiyse de Türkiye’nin uluslararası imajına ciddi darbe vurdu ve Türkiye’nin global görünümünün bir Avrupa devletinden, Yakın Doğu devletine doğru gittiğini gösterdi.
Azerbaycan’da da insanlar artık Türkiye hakkında bu bağlamda düşünmeye başladılar.
Tek cümleyle, Türkiye Azerbaycanlılar için artık önceki Türkiye değil.

Reşad Şirin. Siyasi analizci. 18 Temmuz 2016. Bakü. BBC Azerbaycanca. http://www.bbc.com/azeri/analysis/2016/07/160718_turkish_coup_rashad_shirin

Türkiye Türkçesine çeviren Bülent Pakman. Temmuz 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets

cropped-2015-07-18-15-45-10.jpgBülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Azerbaycan, Türkiye içinde yayınlandı | Tagged , | Yorum bırakın

Devletin en yetkili iki ağzından Rus savaş uçağının düşürülme hikayeleri

24 Kasım 2015

Hatay Yayladağı bölgesinde Türk hava sahasını ihlal eden o sırada kime ait olduğu bilinmediği açıklaması yapılan bir uçak, 10 kez İngilizce uyaran ancak cevap alamayan Türk F-16 ları tarafından angajman kuralları (askerî unsurların kuvvet kullanımı sırasında uyması gereken yasa veya kurallar) çerçevesinde düşürüldü. Sonradan uçağın Rusya’ya ait SU-24 savaş uçağı olduğu anlaşıldı.

Ahmet Davutoğlu (zamanın T.C. Başbakanı), 25 Kasım 2015

Hava sahamızı ihlal eden 2 uçaktan biri ihlali sürdürünce Türk hava sahası içerisindeyken uluslararası angajman kuralları çerçevesinde F16 uçaklarımız tarafından ateş açılmış uçak Suriye topraklarına düşmüştür. Bu uçak Türk hava sahası ihlali esnasında düşmüştür. Rusya Büyükelçisine PİLOTLARIMIZA hava sahamızı ihlal eden askeri hava araçlarını milliyetleri ne olursa olsun vurma yolunda DAİMİ TALİMATLAR OLDUĞU bu tür ihlallerin tekrarı halinde YAŞANABİLECEK HADİSELER KONUSUNDA SORUMLULUĞUN TAMAMIYLA RUS TARAFINA AİT OLACAĞI net olarak ifade edilmiştir.

Pazar günü yemin törenimizden hemen önce (17 Kasım 2015) yaptığımız güvenlik zirvesinde … gelişmeler eğer Türk hava sahasını ihlaline yol açacak bir sonuç doğurursa her türlü tedbiri alacağımız dile getirilmiş… SİLAHLI KUVVETLERİMİZE GEREKLİ TALİMATLAR bizzat TARAFIMCA VERİLMİŞTİR…uçak bir tehdit olarak algılanmış ve yürürlükteki angajman kurallarımız TALİMATLAR GEREĞİ uygulanmıştır.”

Recep Tayyip Erdoğan, 26 Kasım 2015

Aynı ihlal bugün yapılsa Türkiye yine bu karşılığı vermek durumundadır…Şimdi burada özür dilemesi gereken biz değiliz. Özür dilemesi gerekenler bizim hava sahamızı ihlal edenlerdir. Şu anda Silahlı Kuvvetlerdeki bizim pilotlarımız artık kendi görevlerini ifa etmişlerdir. Nedir o da? Angajman kurallarının ihlalidir. Ve bunun gereğini yerine getirmişlerdir. Olayın aslı budur.”

Ahmet Davutoğlu 29 Kasım 2015

Türk Silahlı Kuvvetlerine angajman kuralları BAŞBAKANLIK DİREKTİFİYLE VERİLİR. Silahlı Kuvvetlerimiz bu anlamda MEŞRU HUKUKİ bir tutum içinde ALDIĞI TALİMATIN GEREĞİNİ yapmıştır.Ordumuz sorumluluğunu yerine getirdi.

Ahmet Davutoğlu 30 Kasım 2015

Angajman kurallarımız açıktır…Biz hatalı değiliz…Rus uçakları Türk hava sahasını ihlal ettiğinde ülkemizi korumak görevimizdir. Ordumuz sorumluluğunu yerine getirdi. Türkiye özür dilemeyecektir.

Çark etmeler

Ahmet Davutoğlu 30 Aralık 2015

Emri ben verdim sözlerim muhalif olanlar tarafından istismar edildi. 17 saniyede talimat verilmez, kurallar bellidir. Ben daha önceki toplantılarımızda bu yetkiyi genelkurmay başkanımıza verdim. O da bu yetkiyi hava kuvvetleri komutanı verebilir. İşler böyle yürür. 17 saniyede böyle bir talimat verilmez.

B. Pakman’ın notu: Kendi ifadeleriyle Angajman kurallarını yani hava sahasını ihlal eden uçağı düşürme emrini “DAİMİ TALİMAT OLARAK” Genel Kurmay Başkanına yani orduya veren, yani orduya sorumluluk yükleyen, uçağın düşürülmesi üzerine Ordumuz sorumluluğu yerine getirdi diyenin yan çizmesi.

Başbakan kendi ifadesiyle Genel Kurmay Başkanına verdiği emrin pilotlara iletildiğini de bildiğini itiraf ediyor (Pilotlarımıza hava sahamızı ihlal eden askeri hava araçlarını milliyetleri ne olursa olsun vurma yolunda daimi talimatlar olduğu…).  Zaten muz cumhuriyetleri hariç, dünyanın hiçbir ülkesinde Başbakan ordunun pilotuna kendisi talimat vermez. Eğer verdiyse o orduya ordu denmez, başıbozuk denir, çete denir. Adam gibi orduda hiyerarşi denen birşey vardır. Yani başbakan talimatını Genel Kurmay Başkanına verir, ondan sonra emir silsile ile yerine ulaşır. Böyle bir durumda  emir aynen yerine getirildiyse tek sorumluluk Başbakana aittir.  Bu olayda da öyle olmuştur.  

Recep Tayyip Erdoğan 01.06.2016

…bir pilotun yapmış olduğu hata veya yanlış sebebiyle koskoca Türkiye’yi feda etmesi gerçekten düşündürücüdür.”

Recep Tayyip Erdoğan’dan Rusya’ya özür mektubundan 27.06.2016

Bizim Rusya’ya ait uçağı vurmak gibi bir arzu ve niyetimiz olmadığını bilmeniz gerekir.  Ölen Rus pilotuna derin taziyelerimi sunuyorum ve diyorum ki: özür dilerim (и говорю: извините). Zararın ve acının giderilmesi için her türlü girişim için hazırız. Rus pilotun ölümünde şüpheli olan Türk vatandaşı hakkında tüm adli ve yasal işlemler devam ediyor.

Aynı ağızdan “görevini yerine getirme” “hata” oluveriyor

B. Pakman’ın notu: Mektup sadece Rusça kaleme alınmıştır. Türkiye resmi kaynaklarına dayanan açıklamalara bakılırsa Erdoğan “özür” dilememiş, kusura bakmayın, üzgünüm falan demiş, ancak bağımsız ve Rus kaynaklara göre mektupta ” извинте – izvinite” yani “özür dilerim” ifadesi yer alıyor. Bunlar yalanlanmamıştır.

Her uluslararası konuda olduğu gibi dış politika basiretsizliğinin, beceriksizliğinin, bilmemenin, ağzından çıkanın arkasında durmama çirkinliğinin, alaturkalığının kabağı emre itaat etmekten başka yapabileceği hiçbirşey olmayan pilotun  başında “hata olarak” patlatılmaktadır.

Bazı iddialara göre bunun tersi söz konusu, uçak düşürmek için talimat alındı ve ikinci bir Göben-Breslau (Yavuz-Midilli) savaş sebebi eşiğinden geri dönüldü. Bu doğruysa sürekli kandırılanlar tarafından yönetilen ülkenin vay haline.

Kaynaklar:

Rus uçağının düşürülme hikayesi. Bülent Pakman video arşivi http://www.dailymotion.com/video/x4l6fv2    https://vimeo.com/175676977

Erdoğan Rus jetini düşüren pilotu suçladı. Yeniçağ Gazetesi 01.06.2016 Erdoğan Rus jetini düşüren pilotu suçladı

Davutoğlu: Hiçbir ülke bizden özür beklemesin. Haber 7. 30.11.2015.  http://www.haber7.com/dis-politika/haber/1680536-davutoglu-hicbir-ulke-bizden-ozur-beklemesin

‘Erdoğan, Rusya’dan özür dilemedi’ diyenlere yanıt: ‘İzvinite’ dedi. Cumhuriyet. 21 Temmuz 2016.  http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/558409/_Erdogan__Rusya_dan_ozur_dilemedi__diyenlere_yanit___izvinite__dedi.html#

Kremlin: Erdoğan özür diledi. BBC Türkçe. 27 Haziran 2016 http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160624_erdogan_rusya

Ve Erdoğan ilk kez özür diledi. Hasan Aksay. T24. 28 Haziran 2016 http://t24.com.tr/yazarlar/hakan-aksay/ve-erdogan-ilk-kez-ozur-diledi,14917

Türkiye Rusya’dan resmi özür diledi, İsrail Türkiye’den güya özür diledi. Nasuh Mahruki Sözcü. 4 Temmuz 2016 http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/nasuh-mahruki/turkiye-rusyadan-resmi-ozur-diledi-israil-turkiyeden-guya-ozur-diledi-1302086/

http://www.internethaber.com/putin-erdogandan-ozur-diledi-rus-bakan-acikladi-1493660h.htm

Bülent Pakman. Temmuz 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Açılması sorun olursa video alternatifi: 

Twitter Widgets

rus uçağıBülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Türkiye içinde yayınlandı | Tagged , | Yorum bırakın

Adım adım Şeriat

IndonesiaAcehAçe (Aceh)

Endonezya’ya bağlı, Sumatra adasının kuzey ucunda özerk bir bölge.
Yüzölçümü: 57,366 km².
Büyük şehirleri: Banda Aceh, Langsa, Lhokseumawe, ve Sabang.
Nüfus: 4,731,705 (Ocak 2014)
Etnik gruplar: Açeliler, Gayolar, Alaslar Aneuk Jameeler, Malaylar, Cavalılar, Kluetler, Bataklar
Dinler: İslam (97.6%), Hıristiyan (1,7%), Hindu (0,08%), Budist (0,55%)
Doğal kaynaklar: Uranyum, petrol, doğal gaz, kauçuk, kahve, çikolata, palmiye yağı, çeltik. Endonezya petrollerinin % 20 si burada bulunuyor.

Açe kökeni

Açe’nin bilinen ilk halkı Çamlar (Çam halkı- Çampa halkı). Açe bölgesinin başkenti Banda Açe’nin Banda’sı Farsça “liman” anlamına gelen “bandar”dan, açe (açeh) ise Keling dilinde (hintçe) “güzel” ve “sevimli” anlamına gelen “aci” ve “aca”dan gelmektedir.  Bu denli farklı telaffuzların nedeni, Açe’ye çok farklı uluslardan insanların gelmiş olmasıdır.  İngilizce’de Aceh, Osmanlı arşiv belgelerinde Açi, Aşi, Açin olarak yer alır.
Aceh bir kısaltma olarak algılanır ve şu şekilde açıklaması yapılır: “a” Arapları, “c” Çinlileri, “e” Avrupalıları, “h” ise Hintleri temsil eder.
Bir başka yazılış şekli olan atjeh ise Arap, Türk, Japon, Avrupalı ve Hint anlamına gelir.

Tarih

1471 yılında  günümüz Vietnamının Güney merkez kıyılarında yer alan Çampa Krallığının başşehri Vijaya’nın Vietnamlı Le hanedanı tarafından yağmalanması üzerine kralın oğlu Açe’ye kaçtı ve burada yönetimini kurdu. Açeler 15. yüzyıl ortalarında İslamiyeti benimsediler. 1496’da “Ali Mughayat Syah” Sultanlığını ilan etti.

Açe Sultanlığı Bayrağı

Açe Sultanlığı Bayrağı

Açe Sultanlığı, bölgenin ekonomi ve ticaretinde önemli bir yere sahip olduğundan zengin bir devlet haline geldi. Bu özelliklerinden dolayı Sultanlığa göz diken Portekizliler, Açe sahillerine saldırılar düzenlemeye başladılar. Askerlik ve teknolojik üstünlüğe sahip Portekizliler karşısında fazla tutunamayan Açeliler geri çekilerek bazı yerleri Portekizliler işgaline bırakmak zorunda kaldılar. Günden güne artan Portekiz baskısına daha fazla dayanamayan zamanın Açe Sultanı Alâeddin acilen Vezir Hüseyin başkanlığındaki bir elçi heyetini Portekizliler’e karşı yardım istemek amacıyla İstanbul’a gönderdi. Sultan Alâeddin’in mektubunu getiren Açe heyeti 1566 yılında İstanbul’a ulaştığında, o sırada, Zigetvar Seferi’nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman’ın ölüm haberi geldi. Kanuni’nin yerine tahta geçen, içkiye düşkünlüğü ile bilinen Sarı Selim lakaplı II. Selim, elçi heyetinin getirdiği mektubu alarak, Sultan’a her türlü yardımı yapacağına dair bir cevap yazdı ve Açe heyetiyle beraber yolladı.

Hazırlıklarını tamamlayan Osmanlı Donanması tam Endonezya’ya doğru yola çıkmak üzereyken Yemen’de Zeydi imamı Topal Mutahhar tarafından büyük bir isyan başlatıldı (1567). İsyanın tehlikeli boyutlara varmadan önlenmesi gerektiğini düşünen hükümet, donanmayı Sumatra adası yerine isyanın çıktığı Muha ve Aden kıyılarına doğru yolladı. Böylece Açeliler’e yardım gecikmiş oldu.

16. yüzyılda Hint Okyanusu'nda Osmanlı filosu.

16. yüzyılda Hint Okyanusu’nda Osmanlı filosu

Yardım, nihayet 1569 yılında Osmanlı’nın Kızıl Deniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında iki tanesinde top ve tüfek bulunan, 22 parçadan mürekkep Osmanlı Donanması’nın Hint Okyanusu’na açılması ve güvenli bir şekilde Açe sularına ulaşmasıyla gerçekleştirilebildi.

Açe gücünün doruğuna Sultan İskender Muda zamanında ulaştı (1607-1936). Açe  İskender Muda döneminde karabiber ticaretinin önemli bölümüyle Minangkabau ülkesinin altın yataklarını denetimi altında tuttu.

İskender Muda döneminde Malakka’da Portekizlilerle sık sık savaşlar oldu ve Portekiz donanması 1614’te Bintan’da yenilgiye uğratıldı. Hollandalılar 1599’da, İngilizler ise 1602’de Açe’de ticaret merkezleri kurmaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar. 1641’de Hollandalılarla kısa ömürlü bir ittifak kuruldu.

19. yüzyıla değin Sumatra’nın en önemli gücü olan Açe, Hollanda ile uzun bir çatışmaya girmek zorunda kaldı. Napoléon Savaşları’nın ardından Doğu Hint Adaları’nın Hollandalılara geri verilmesi üzerine İngilizler Açe’yi Hollanda etkisinden uzak tutmaya çalıştılar ve 1824’te imzalanan bir antlaşmayla düşmanca eylemlere girişilmemesini şart koştular. Hollanda’nın 1873’te Açe’ye ültimatom vererek bir takım imtiyazlar ve isteklerde bulunmasıyla Antlaşma bozuldu, Mahmud Syah (1870–1874) Osmanlı’dan yardım istedi ancak yardıma gelen olmadı. 1873’te başlayan ve otuz yıl süren çatışmalar (Açe Savaşı) sömürgeci Hollandalıların üstünlüğüyle sona erdi. 1904’te Açe sultanı Tuanku Danel Syah Hollandalılara teslim oldu ve 1905’te de ülkeden sürüldü. Bölge idari bakımdan Hollanda kolonisine dahil oldu. Hollanda Açe’ye bir genel vali tayin ederek yönetime el koydu.

Açe 2. Dünya savaşı sırasında 1942-1945 arasında Japon işgaline uğradı. Açeliler işgale karşı koymaya çalıştılar. Savaş sonunda ülkenin Hollanda yönetimine dönmesiyle bağımsız olmasını isteyenler arasında iç savaş çıktı. İç savaştan dinci ulema partisi galip çıktı ve ülke Endonezya Bağımsızlık Mücadelesi süresince özgür kaldı.

Özgür Açe Hareketi

Özgür Açe Bayrağı

Özgür Açe Bayrağı

Endonezya’nın bağımsızlığıyla  Hollanda Açe’yi Endonezya’ya devretti. Açe 1950’de Kuzey Sumatra ili içerisine alındı. Bu karar Açeli bağımsızlık yanlılarını direnişe sevketti. 1976’da Silahlı direniş örgütü Gerakan Aceh Merdeka (GAM – Özgür Açe Hareketi – Free Aceh Movement) kuruldu. 1953’de tek yanlı bağımsızlık ilan edildi. Açe’deki şiddet ve terör olayları nedeniyle yaklaşık 130,000 kişi mülteci konumuna düştü. 10 000 insan öldü.

8 Kasım 1999’da iki milyondan fazla Açeli, başkent Banda Aceh’de toplanarak bağımsızlık ya da Endonezya’ya bağlılık konusunda referandum istediler.

2001 yılında Özel Otonomi Yasası kabul edildi. Bununla eyalet hükümetine kendi yasalarını belirleme hakkı tanındı. 26 yıl süren mücadele sonunda  2002 yılının Aralık ayında Cenevre’de Endonezya Hükümeti ve GAM arasında imzalanan barış anlaşmasıyla Açe’ye otonomi ve serbest seçim hakkı verilmesi karşılığında GAM silahlarını bırakmayı kabul eti.

Ancak çatışmaların devam etmesi üzerine Ağustos 2005’te Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de yeni bir barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile otonomi genişliği artırıldı, Endonezya kuvvetlerinin çekilmesi ve GAM’ın silahlarını bırakması kararlaştırıldı, buna karşılık Türk Bayrağının üzeri ve altı siyah/beyaz bantlı versiyonu Özgür Açe Bayrağının kullanılması yasaklandı.

Aralık 2006’da eyalet valisi seçimleri yapıldı. Seçimler 2012’de tekrarlandı.

Nisan 2013’de Açe’de Beytürrahman Camisi önünde Türk bayrağına benzeyen kırmızı ay yıldızlı bayrağın eyaletin resmi bayrağı olarak kullanılmasına destek için miting düzenlendi.

Tsunami

26 Aralık 2004’de merkez üssü Hint Okyanusunda bulunan depremden sonra meydana gelen tsunami Açe’de 170 000 insanın ölümünde ve batı kıyılarının büyük bölümünün hasar görmesine sebep oldu. Dünyanın her yerinden yeniden inşa faaliyetleri için yaklaşık yedi milyar dolar mali yardım bölgeye aktı. Kızılay 8 TIR yardım malzemesi ile yardıma katkıda bulundu.

10 yıl sonra Açe’de tsunaminin izleri kalmadı. Sahil şeridinde yıkılan bütün köyler yeniden inşa edildi. Yeni evler, camiler yapıldı, sokaklara asfalt döküldü. Açe’de pazarlara hareket, balığa çıkan balıkçılar, fabrikalarda tüten bacalar geri geldi. Hayat sanki tsunami hiç yaşanmamış gibi devam etti.

Felix Heiduk (Berlin merkezli Bilim ve Politika Vakfı’nda Endonezya uzmanı) anlatıyor: “Dünyada eşi benzeri görülmemiş yeniden inşa çalışmaları yapıldı. Bugünkü Açe ile tsunamiden önceki Açe karşılaştırıldığında, son yıllarda modernleşmenin hız kazandığı görülüyor.

Bu Türkler nerede yok ki?

George Alagiah (2004’deki tsunamiden sonra bölgeye giden BBC muhabiri) anlatıyor:

Açe’ye indiğimde kendimi Türkiye’de sandım. Hayır, her yerde kebap dükkânları olduğu için değil… Bana kartpostal satmaya çalışan çocukları gördüğümden de değil… Yok yok, ayakkabı boyacılarının bağrışmalarından ya da araba kornalarından da değil… Belki inanamayacaksınız ama; herkesin Türk bayraklı şapka giymesinden dolayı böyle bir fikre kapıldım. Yolda gördüğüm bir genç Açeli’ye, neden şapkalarında Türk bayrağı olduğunu sorduğumda bana verdiği yanıt çok ilginçti. Adı Recep olan bu genç, ‘kendi bayrağımız olan şapkayı giyersek, altı ay hapis yatıyoruz. Türk bayrağına kimse bir şey diyemiyor. Türk bayrağı da bizimkiyle aynı… Zaten, Türkler bizim atalarımız sayılır ve biz bayrağımızı 500 yıl önce onlardan almışız. Bundan dolayı, ne zaman bir maç olsa Türkiye Millî Futbol Takımının formasını giyiyor, evlerimize Türk bayrağı asıyoruz.’ “Şaşırdım kaldım ‘Tanrım bu Türkler nerede yok?’ dedim“.

Kazın ayağı?

Okyanusya’da Türk bayrakları bizler için gurur verici. Ancak bunlar zurnanın son deliği yani sadece buzdağının görünen kısmı.  Gelin biraz da derinlere inelim.

Mekkenin ön balkonu

Açe Endonezya’da ‘Serambi Mekkah’ olarak tanınmaktadır. ‘Serambi’ kelimesi Türkçe’de evinin ön balkonu anlamına geliyor. Yani ‘Serambi Mekkah’ Mekke’nin ön balkonu anlamına gelir. Bu lakabın verilmesinin 2 sebebi var: Birincisi İslam’ın Endonezya’ya ilk girişi Açe bölgesinden olduğu içindir. İkincisi ise eskiden Endonezya takım adalarında yaşayan müslümanlar, hacca gitmek üzere kendi bölgelerinden ayrılıp Açe’ye gelirler, burada birkaç gün kalıp hep birlikte Mekke’ye doğru hacca çıkarlarmış. Bu yüzden bölge Endonezya’da bu adla tanınmaktadır

Açe’deki camiler

Açe bölgesindeki bulunan camiler, dış ve iç görüntü ve caminin yönetimi bakımından diğer Endonezya bölgelerinden farklı değildir. Hemen hemen her bölgesi tropik iklime sahip olan Endonezya’da camilerin şekli de nerdeyse aynıdır. Buradaki camilerin çoğu açık hava camileridir, rüzgarın esintilerini caminin içinde de hissetmek mümkündür;  sıcaklık sürekli 30-35 derece civarındadır.

Camiler mahalle halkı tarafından yönetilmekte, imamları da mahalle halkı tarafından seçilmektedir. Her caminin, bir organizasyonu, başkanı, yardımcıları ve üyeleri var. Caminin imamı birden fazla, normalde yaklaşık 4-5 kadar, bunlar da mahallenin büyüklerden seçilir, müezzinleri de gençlerden oluşmakta. Bu imamlar devlet tarafından herhangi maaş almazlar. Halkın verdiği sadakalar da, caminin elektrik, su ve diğer harcamalarına kullanılır. İmamlar, müezzinler ve davetli hatip/hocaların ücretleri de bu paradan ödenmekte.

Cemaatlerin ibadet yeri olması yanında her mahallenin kalbi ve merkezi, mahallenin en aktif yeri, bütün mahallece yapılan etkinlikler camilerde yapılmakta ve yine masrafları da cami kasasından ödenmekte. Bazı durumlarda devletten de cami kasasına nakit enjeksiyonu olur. Evlilik törenleri de camilerde yapılmakta. Bütün müslümanlar camilerde evlilik törenini yapıp düğününü da kendi evinde ya da özel bir binada yaparlar.

Ramazan

Ramazanlarda bir çok cami sabahlara kadar açık kalır, cemaat namaz kılar, Kur’an okurlar orada, bazı camiler her gün cemaate iftar yemeğini verirler, bazıları sadece Ramazanın 17’sinde cemaate açık iftar programı yaparlar.

Ramazanın son 10 gecesinde ise bazı camilerde gece namazı ve sahur programları olur, cemaat teravih namazından sonra imamla birlikte gece namazlarını kılar, sonrasında hep beraber sahur yaparlar.

Açe’de Ramazan diğer Endonezya bölgelerinden farklıdır. Ramazan boyunca Açe bölgesindeki okullar tatil olur, sabahtan ikindiye kadar ve yatsı-teravih vakitlerinde lokantaların açılması yasaktır, teravihten sonraki vakitlerden sabaha kadar lokantalar açık olur ve tekrar sahurdan ikindiye kadar kapanır.

Evet, Açe’liler dindarlar, dindarlar da hangi ölçüde? Bunun cevabı bizi zurnanın zırt dediği yere (işi en can alıcı noktasına) götürecek.

Şeriat – hem de Vahhabi tarzı olanı

Açe, Endonezya’nın en muhafazakar bölgesi ve resmi olarak şeriatın uygulamaya konulduğu ilk ve tek bölge. Açe 2001 yılında aldığı özerklik (Autonomy Aceh) hakkından sonra  tüm mahkemeleri şeriat esası üzerinden uygulamaya yöneltmiştir. Açe’de Endonezya hukuk düzeni uygulanmamaktadır. Bölgede dünya kamuoyunun fazla dikkatini çekmeden, sessiz sedasız köktendinci rejim giderek – yavaş yavaş kök salmakta. Henüz %100 şeriat yok ama Açe’deki yöneticiler şeriat kanunlarını tam uygulamak için çabalarını sürdürüyorlar. Bunu çıkarttıkları eyalet yasalarına ve sonradan ekledikleri tüzüklerle gerçekleştirme yolundalar. Habire “ahlak ve günlük hayat tarzını düzenleyen” yeni kanun maddeleri ekliyorlar. Yasaları çıkartan, tüzükler ekleyen Endonezya İslam Bilginleri Kurumu (EMUİ). Bunları dokunulmazlık zırhı içinde; ulema sıfatıyla yapıyor.

151023123310_aceh_sign_624x351_afp_nocredit

Plajda flört edecekseniz, başınıza geleceklerin sorumlusu sizsiniz

Uygulanan şeriat kurallarına örnekler:
İçki satmak yasak
Aleni yerlerde içki içmek yasak
Kumar ve bahis oynamak yasak
Sokakta sarmaş dolaş gezmek yasak
Evin dışında giyilen elbiseler İslam kurallarına aykırı olamaz
Kadınlar dar pantolon, vücuda oturan giysiler giyemez
Kadınlar uzun etek giymek zorunda
Kadınlar-kızlar motosikletin arkasında sadece yan oturabilirler
Kadınlar yanlarında kocaları ya da bir erkek akrabaları olmadan gece saat 11’den sonra ‘eğlence noktaları’na gidemezler
Kızlar ve erkekler spor salonlarının farklı bölümlerinde oturmak zorundalar
Ramazanda sabahtan ikindiye kadar lokantaların açılamaz
Ramazanda plajlara akşam namazından itibaren girilebilir
v.b.
Bu kuralları çiğneyenlere İslam kanunlarına göre çeşitli cezalar verilmektedir. Bunlar sopa, kırbaç gibi şeri cezalandırmalar. İşlenen suça göre kırbaç sayısı 40’dan 200’e kadar olabiliyor. Cezalar halka açık bir şekilde gerçekleştiriliyor.

Eşcinsellerin 100 kırbaç ya da 100 ay hapis ile cezalandırılmasını öngören bir yasa çıkarıldı. Ayrıca suçüstü yakalanmaları halinde 1 kilo altın da para cezası kesiliyor. Endonezya’nın geri kalanında eşcinsellik yasak değil. Zina yapanların cezası da şimdilik aynı. Bunlar dışında el kesme ve recm gibi cezalar şimdiye kadar uygulanmamıştır. Taşlama (recm) için teşebbüsler olduysa da şimdilik yürürlüğe girmedi.

Şeriat Polisi

Yasalara uyulup uyulmadığı Şeriat Polisi (Vilayet Hizbe) tarafından kontrol ediliyor. Mesela bunlar Cumartesi geceleri gençlerin popüler mekanlarını geziyor birbirlerine çok yakın oturan çiftleri uyarıyorlar. Açe’deki Müslümanları ahlaksızlıklardan bu şekilde koruduklarını iddia ediyorlar. Onlara göre evli olmayan bir kadın ve bir erkeğin  karanlıkta yanyana oturması ahlaksızlık. Zina yapmalarını önlemek için birbirlerinden uzaklaşmalılar.

2012’de dini polisler doğudaki Langsa kasabasında konserde 16 yaşındaki bir kız öğrenciyi fahişe olduğunu iddia ederek alıp götürdüler. Kız ertesi gün adını yerel basında görünce intihar etti.

1999 yılında örtünme taraftarı yürüyüşlerle başlayan kampanyalar 2014 yılında kendilerine Tadzkiiratul Ummah adını veren bir grup dincinin, kadın ve erkek pantolonlarına boya atmasıyla devam etti.

Motosiklet yasaları

Halk arasında yaygın olarak kullanılan motosiklet taşımacılığında evli olmayan karşı cinslerin aynı motosiklete binmeleri yasak. Kadınların motosiklette erkek sürücünün arkasına bacaklarını açarak binmesi de yasak. Belediye Başkanı Yahya yeni yasağı duyururken, kadınların motosiklete binerken, erkek sürücünün arkasında bundan böyle sadece yan oturabileceklerini bildirdi ve bacaklarını açarak oturmanın, İslami değerleri ihlal ettiğini savundu. Belediye Başkanı “Bir kadın motora düz oturduğunda erkek gibi görünüyor. Halbuki yan otursa kadın gibi görünecek” diye konuştu. Güvenlik kaygılarına karşılık Yahya’nın görüşü yan oturduğu için motordan düşenlerin sayısının fazla olmadığı şeklinde.

Uzun etek modası

Kısa etek, tayt ve dar pantolonu yasaklayan şeriat polisi, kadınlara dağıtılmak üzere 20 bin uzun etek diktirdi. Polis etekleri dağıtırken talimat da verdi: ‘Bundan böyle vücuda oturan giysiler yasak. Şeriat polisine yakalanan kısa etekli ve dar pantolonlular bunları belirlenen noktalarda hemen uzun etekle değiştirecek.’

Açe’nin batısında bir köye giren polis, giysileri yüzünden 30 kadını durdurup sorguladı. Fatima adlı 40 yaşındaki kadın sorguya patladı: “Giyinme tarzımda yanlış olan nedir? Hangi yasayı çiğnedim? Ben terörist miyim ki kimliğimi göstermemi istiyorsunuz?

Güzellik salonları baskı altında

2006 Aralık ayında Açe’de din polisi, güzellik salonlarını bastı. Şeriat Polisi Şefi Bahagia Hadi, güzellik salonlarının çoğunlukla fuhuş için kullanıldığını, bu salonlara yönelik baskınların artacağını söyledi. Polis baskınında uygun giyinmedikleri gerekçesiyle gözaltına alınan güzellik salonlarında çalışan 13 kadın ve kadın kuaförlere saç kestiren iki erkek müşteri, Şeriat Kurumunda “öğüt verildikten sonra” serbest bırakıldı. Basılan güzellik salonlarından birinin sahibi olan Safrida, kendi iş yerinde ahlaka aykırı bir şey yapılmadığını söyledi ve bu tür baskınların müşteri kaybına neden olmasından yakındı. Safrida, “Müşteri olmadan çalışanlarıma nasıl para ödeyebilirim” dedi.

Son zamanda yasaklamalardan payını alan bir grup da LGBT oldu. Açe Bieureun’da LGBT üyelerinin güzellik salonlarında çalışmalarına, gençlere kötü örnek olacakları endişesiyle engel konuldu. Travestiler çalışabilecekleri en kolay alanın güzellik salonları olmasından dolayı bu karara çok üzüldüklerini ifade ettiler.

Bahse girilemez

Ağustos 2015 de Bireun ilçesinde 6 erkek gelip geçen otobüslerin adı üzerine bahse girdikleri gerekçesiyle tutuklandılar ve sopayla dövüldüler. Sadece bir günde 18 Eylül 2015’de, Banda Aceh’de ve yakındaki Aceh Besar kabupateninde (ilçesinde) sopa yiyenlerin toplam sayısı 34. Açe’de 2015 Ekim ayında kumar, alkol alma ve zina suçlarından en az 108 kişi sopayla cezalandırıldı.

Evlilik öncesi cinsel ilişki 

Açe’de üniversite öğrencisi 23 yaşındaki Vahyudi Saputra ile 20 yaşındaki Nur Elita’ya evlilik öncesi cinsel ilişki yaşadıkları gerekçesiyle hintkamışından yapılan bir sopayla 5’er kez vuruldu. Açe’nin başkenti Banda Açe’deki ‘ceza infaz merasimi’, Baiturrahim Camii’nde gerçekleşti. Çevredekiler, Saputra ve Elita’nın cezalandırılışını cep telefonlarıyla kaydetmeye çalıştılar.  Endonezya basınındaki haberlerde, “Suçlular kırbaçlanmak üzere sahneye getirilirken, izleyenlerin alkışlarla bu uygulamaya destek verdiği görüldü” ifadesi yer aldı. Banda Açe Belediye Başkanı, verilen bu cezalardan “herkesin ders alması gerektiğini” söyledi. Belediye başkanı, “Bu suçluların yaptıkları, örnek alınmamalı. Umarım bu son kırbaç cezası olur” dedi. Nur Elita, infazdan sonra ambulansla hastaneye kaldırıldı.

Halka açık merasimde, dört kişi de kumar oynadıkları gerekçesiyle 5’er kez kırbaçlandı.

Tecavüze uğrayan yandı

2014 yılında ceza kanununa eklenen bir tüzüğe göre: Tecavüze uğrayan olayı kendisi kanıtlamak zorunda.  Kanıtlamak için dört şahit göstermek gerek, tecavüz eden kişi beş defa “ben yapmadım, yemin ederim, iki gözüm önüme aksın” derse suçu işlemediğine kanaat getirilip serbest bırakılacak, tecavüz kurbanı hamile kalmışsa DNA test sonucunu ibraz edecek, aksi takdirde suçlu durumuna düşecek, tecavüzcüyü zina yapmış durumuna soktuğu için kendisi iftira ile suçlanacak ve 80-100 civarında kırbaç cezası alabilecek. Tecavüze uğrayanın çocuk olması durumunda bu suç zina olarak işlem görecek ve ceza o şekilde hesaplanacak. Tüzükte suçu işleyen kişi ile mağdur arasındaki yaş farkı ve çocuğun rızası olmaması yer almıyor. Mağdurun, çocuk, engelli, akli dengesi yerinde olmayan biriyse şahit gösteremeyecek olabilmesi de hesaba katılmamış.

2014 yılında Langsa’da 8 erkek 25 yaşındaki dul bir kadının evine zorla girerek, evinde bulunan evli bir erkeğin kadınla ilişkiye girdiğini ileri sürdüler, adamı döverek etkisiz hale getirirken, kadına tecavüz ettiler, üzerlerine lağım suyu döktüler ve daha sonra polise teslim ettiler.  Polis tecavüzcülerden bulabildiklerini tutuklarken söz konusu kadın ve erkek dini kuralları ihlal ettikleri gerekçesiyle, kamuya açık alanda dayak cezasıyla karşı karşıya kaldılar. Bu arada erkeğin eşi kadına acıyıp kocasının kadını kuma olarak getirmesini istedi.

Müslüman olmayanlara da Şeriat

Açe’de 2014 yılında alınan bir kararla Müslüman olmayanlar da Şeriat Hukuku hükümlerine göre cezalandırılmakta. Ceza, gerek Açe’de yaşayan gerekse yaşamayan, kısa süreli ziyaretçileri, turistleri bile kapsam altına alıyor. Aynı kapsamda Müslüman olmayan kadınlara da başörtüsü kullanmak zorunluluğu getirildi.

indonesia-canning2016 Nisan ayında ilk kez Müslüman olmayan bir kadın kırbaç cezasına çarptırıldı. Başlangıçta 30 kırbaç cezası alan 60 yaşındaki Remita Sinaga’nın tutuklu bulunduğu süre göz önünde bulundurularak cezası 28 kırbaca indirildi. Remita’nın suçu şeriat hukukunu çiğneyerek alkol bulundurması ve satmasıydı. Remita’nın cezasını cektiği gün aynı zamanda dört başka kişi de zina suçundan dolayı 100′ er kırbaç yedi.

Halk konseri çok zararlıymış

Aynı tarihlerde Batı Açe’de müzisyen ve müzik gruplarının halka açık yerlerde konser vermesi yasaklandı. Yasaklama Din Adamları Danışma Konseyi’nin bölge yönetimine teklifi sonrası gündeme geldi. Bu kapsamda her türlü halk konseri İslam Hukukuna aykırı olduğu gerekçesiyle sınırlandı. Yasaklamadan ilk payını alan 24 yaşındaki popüler şarkıcı Zuhdi oldu. 3 Nisan’da vereceğini duyurduğu halk konserine izin alamayan Zuhdi’nin organizatörü konserin iptal edildiğini duyurdu. Karardan üzüntü duyan organizatör “saatinden, salonda izleyenlerin cinsiyetlerine göre ayrı ayrı yerlerde oturmalarına kadar her şartı yerine getirdiklerini yine de izin verilmediği“ söyleyerek halktan özür diledi. Bölge yerel yönetiminden Alaidinsyah, konserin izleyenlere faydadan çok zarar getireceği endişesiyle izin verilmediğini, bu tür konserlerin iç mekanlarda yapılmasının daha uygun olduğunu, şeriat kurallarına aykırı olmadığı sürece her türlü etkinliğe izin verdiklerini ifade etti.

Hıristiyan azınlığa saldırılar

Açe’nin Singkil bölgesinde Hıristiyanlar yaşıyor. Singkil Valiliği ile Hıristiyanlar arasında imzalanan anlaşmaya göre, Hıristiyan halkı bölgede sadece bir büyük kilise ve 4 küçük ibadethane açma iznine sahip. Bölgede anlaşma dışına çıkılarak, kilise sayısının 13’e çıkması sonucu, bölge valiliği kiliselerin yıkılması kararı almıştı. Yıkma işlemi gecikince Aceh Singkil İslami Bakım Gençlik Öğrenci Derneği 13 kilisenin lisansız olarak inşa edildiği ve devlet müdahale etmemesi halinde kendilerinin bunları yıkacağı tehdidinde bulundu. Ekim 2015’de Aceh Singkil İslami Bakım Gençlik Öğrenci Derneği üyeleriHıristiyanların çoğunlukla yaşadığı Suka Makmur köyüne ve kiliselere kamyonlarla saldırdılar ve bir kiliseyi ateşe verdiler, diğer kiliseleri de balyozlar ve baltalarla tahrip etiler. Çıkan çatışma sonunda saldırganlardan bir kişi öldürüldü. Bölgede yaşayanların %75’i başka bölgelere taşındı. Çoğu Hıristiyan yaklaşık 4 bin kişi evlerini terk ederek, Kuzey Sumatra adasına taşındı.

Tepkiler

Bunların faturası turizm gelirinin aniden fark edilir derecede düşmesi ve yabancı yatırımın azalması oldu. Ancak bunlar ulemayı ilgilendirmiyor.

Ölçü gittikçe kaçtığı için  dindar olmasına karşın Açe halkı gidişattan kaygılı. Nasıl yaşamaları gerektiğinin kendilerine dikte edilmesinden hoşnut olmadığını göstermeye çalışan büyük bir genç nüfus var. Setara Demokrasi ve Barış Enstitüsü’nden İsmail Hasani, durumu “zalim, insanlık dış ve anayasaya aykırı” olarak ifade ediyor.

Banda Aceh’de bulunan Solidaritas Perembuan Aceh adlı kadın hakları grubundan Ruvayda’ya göre, uygulanan İslam yasaları, oradaki erkeklere, uygun giyinmeyen bir kadının cezalandırması gerektiği inancını da beraberinde getirmiştir.  Hiçbir hakları olmadığı halde, kendileri İslam yasalarının uygulayıcıları olarak görüyorlar ve istediklerini yapabilecekleri kanatindeler.

Kadına Şiddete Karşı Ulusal Komisyonu, İnsan Hakları İzleme, Uluslarası Af Örgütü tepkilerini dile getirirken Endonezya’nın 2005’te imza koyduğu Helsinki anlaşmasında, aile ve özelin korunması, din ve ifade özgürlüğü gibi sivil ve siyasi hakların korunması ilkelerine de aykırı düştüğü görüşündeler.

Berlin’de bulunan insan hakları örgütü “Watch Indonesia”dan İnsan hakları aktivisti Alex Flur, “Kumar, alkol tüketimi veya sevgili ile birlikte görülmeye dayak cezası veriliyor. Kadınlar sürekli olarak ve her yerde başörtüsü takmak zorunda. Ayrıca kadınlar sadece erkek şoförün yanında otomobile binebiliyor ve motosiklette de kadın koltuğuna oturabiliyor” şeklinde konuşuyor. Alex Flor, şeriat polisinin yasaların ilk kez ihlal edilmesi halinde ikaz ettiğini, ikinci ve üçüncü kez ihlal eden kişileri ise cezaya çarptırdığını vurguluyor. Flor, cezaların ‘ibreti-alem’ zihniyetiyle, gözler önünde çok katı bir şekilde uygulandığına dikkat çekiyor.

Bilim ve Politika Vakfı’ndan Felix Heiduk: “Bu bölge İslam’ın Güneydoğu Asya’ya giriş yaptığı yer ve Endonezya’nın da bugüne kadar en muhafazakâr bölgesi oldu. 2004 yılındaki tsunami felaketi, günahkâr davranışlar nedeniyle Allah’ın verdiği bir ceza olarak yorumlandı. Siyasi gruplar bunu, şeriatın çok sert şekilde yorumlanıp, uygulanmasını sağlamak için araçsallaştırdı. Müslüman olmamakla itham edilmek istemeyen insanlar bu kuralların dışına çıkamıyor.”

Uluslararası Af Örgütünde araştırmacı olarak çalışan Endonezyalı Josef Benedict’e göre “Sopa cezasının kurbanları acı, korku ve aşağılanmaya maruz kalırlar, sopa yeme uzun dönemli ya da kalıcı yaralanmalara sebep olabilir“.

Sonuç

Açe Endonezyanın rüşvet konusunda ikinci önde gelen eyaleti. Hal böyle olunca bütün bunların arkasında yöneticilerin ceplerine doğrudan pompalanan Vahhabi kaynaklı dolarların olduğunu anlamak zor değil. Asgari ücreti  120-150 $ aralığında olan eyalette fakirlik, dolandırıcılık, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet ve uyuşturucunun yaygın olmasına rağmen Açe şeriatının iflas etmemesinin sebebinin Vahhabi finans desteği olduğu aşikar.

Kaynaklar:

Aceh peace deal signed http://news.bbc.co.uk/2/hi/asia-pacific/2556009.stm

Vijaya (Champa). Wikipedia https://en.wikipedia.org/wiki/Vijaya_(Champa)

Aceh Sultanate.Wikipedia https://en.wikipedia.org/wiki/Aceh_Sultanate

Champa. Wikipedia https://en.wikipedia.org/wiki/Champa

Indonesia-ACEs ‘crescent and star’ al flag 1.4.2013 http://defence.pk/threads/indonesia-aces-crescent-and-star-al-flag.243279/

Christian Churches Demolished in Indonesia to Appease Mob of Enraged Muslims. CP World. Samuel Smith. October 20, 2015 http://www.christianpost.com/news/christian-churches-demolished-indonesia-government-muslims-148063/

The heavy hand of religious police in Aceh. Al Jazeera. 21 December 2014. http://www.aljazeera.com/indepth/features/2014/12/heavy-hand-religious-police-aceh-2014122071758539966.html

Açede Şeriat yasakları. BBC Türkçe.  https://www.youtube.com/watch?v=3Sz3pNQE_QQ

Endonezya: Eşcinsellik ve zinaya 100 sopa. BBC Türkçe. 23 Ekim 2015 http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/10/151023_ace_escinsellik_zina

Açe’de din polisi güzellik salonlarını bastı. Hürriyet 21 Aralık 2006 http://www.hurriyet.com.tr/acede-din-polisi-guzellik-salonlarini-basti-5655108

Açe’ye ”ay yıldızlı” al bayrak. 1.4.2013 http://aa.com.tr/tr/dunya/aceye-ay-yildizli-al-bayrak/259809

Tsunamiden sonra şeriat. Deutsche Welle Türkçe. t24 Bağımsız İnternet Gazetesi. 25 Aralık 2014.  http://t24.com.tr/haber/tsunamiden-sonra-seriat,281662

Açe’de ilk kez Müslüman olmayan bir kadın kırbaçladılar. Gülseren Tozkoparan Jordan. Odatv. 22.04.2016 http://odatv.com/ilk-kez-musluman-olmayan-bir-kadin-kirbacladilar-2204161200.html

Açe ‘Mekke’nin ön balkonu’dur Endonezyalılar için. Muhammed Haykal. Dünya Bizim. 08/10/2015 http://www.dunyabizim.com/mercek-alti/21649/ace-mekkenin-on-balkonudur-endonezyalilar-icin

Evlilik öncesi cinsel ilişkiye giren çifte kırbaç cezası. Sözcü. 29 Aralık 2015.  http://www.sozcu.com.tr/2015/dunya/evlilik-oncesi-cinsel-iliskiye-giren-cifte-kirbac-cezasi-1022274/

Açe polisinin etek modası. Radikal. 27/05/2010 http://www.radikal.com.tr/dunya/ace-polisinin-etek-modasi-999144/

Motosiklet arkasındaki kadına şeriat yasağı. İnternethaber. 03/01/2013 http://www.internethaber.com/motosiklet-arkasindaki-kadina-seriat-yasagi-491109h.htm

Açe’de kanunlar suçludan yana. Gülseren Tozkoparan Jordan. Cumhuriyet. 2 Kasım 2014.  http://gold.ajanspress.com.tr/linkpress/POv6_FW7-c7XBz3-XFjXDQ2/?v=2&s=1557&b=231479&isH=1&lang=tr

1945 Anayasası Işığında Endonezya Şeriat Mahkemeleri Üzerine. Ali Osman Muş. Kapsam Haber Yorum. 21 Mayıs 2016. http://www.kapsamhaber.com/1945-anayasasi-isiginda-endonezya-seriat-mahkemeleri-uzerine-makale,1184.html

Tecavüze uğrayan kadına dayak cezası gelebilir. Radikal. 07/05/2014 http://www.radikal.com.tr/dunya/tecavuze-ugrayan-kadina-dayak-cezasi-gelebilir-1190815/

Endonezya’dan kilise açıklaması. TRT Haber mobil. http://www.trthaber.com/m/?news=kaddafi-natoya-meydan-okuyor&news_id=210792&category_id=4

Açe’de ‘Recm’ Kararı Tepkilere Yol Açtı. Amerika’nın Sesi. 16 Eylül 2009. http://www.amerikaninsesi.com/a/a-17-2009-09-16-voa10-88154182/874120.html

İslam adı altında İslam’a Korkunç Suikast: Yalnız Görüşen Çiftlere Ceza Diye Kırbaç Vurdular! Analiz Merkezi 13.6.2015 http://www.analizmerkezi.com/islam-adi-altinda-islama-korkunc-suikast-yalniz-gorusen-ciftlere-ceza-diye-kirbac-vur-58414h.htm

Açe Sultanlığı. Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Açe_Sultanlığı

Çamlar. Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Çamlar

Açe. Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Açe

Açe Seferi. Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Açe_Seferi

Bülent Pakman. Temmuz 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets

WP_000151Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Dünya, İnanç içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , | Yorum bırakın

Yaşar Nuri Öztürk Sorular cevaplar

Prof. Yaşar Nuri Öztürk’e İslam dini ile ilgili sorulan sorular ve verdiği cevaplar
Daha önce Makaleler/Araştırmalar kısmında bölümler halinde verilenlerin birleştirilmiş versiyonudur

İçindekiler

      1. Genel sorular yanıtlar
      2. Namazla ilgili sorular, yanıtlar
      3. Başörtüsü ile ilgili sorular, yanıtlar
      4. Örtünme ile ilgili diğer görüşler
      5. Özel sorular yanıtlar
      6. Reenkarnasyon (ruh göçü) ile ilgili sorular yanıtlar

BÖLÜM 1 – GENEL SORULAR CEVAPLAR

Allah’tan başkası şefaat edebilir mi?
Kur’an’ın ifadesiyle: “Şefaat tümden ve sadece Allah’ındır…”(Zümer Suresi, 44)

“Allah var, başka bir şey yok” diyebilir miyiz?
Allah’ın her şeyi kuşattığı anlamında diyebiliriz ama her şey Allah’tır anlamında söyleyemeyiz.

“Yalnız Allah var, diğer görünenler onun tecellileridir.” şeklinde bir anlayış Kur’anî midir?
Sözünü ettiğiniz anlayış Kur’an’a uygundur.

Allah insanları hangi sebepten dolayı yaratmıştır?
Kur’an’a göre, Allah insanları iş yapıp değer üretsinler ve Allah’a ibadet etsinler diye yaratmıştır. Esasen ibadetin kelime anlamı da iş yapıp değer üretmek ve çalışmaktır.

Allah’ı tanrı diye anmak eleştiriliyor ancak siz tanrı diye yazabiliyorsunuz. Hangisi doğrudur?
Tanrı Türk dilinde Allah demektir. Süleyman Çelebi, Yunus ve benzeri bir çok Müslüman düşünür bu kelimeyi bol bol kullanmışlardır.

‘Allah’ kelimesinin Türkçe tercümesi ‘Tanrı’ değil midir? Böyle ise Kur’an tercüme kitaplarınızda ‘Tanrı’ kelimesini neden kullanmıyorsunuz?
Tanrı kelimesini kullanıyorum ancak Kur’an mealinde kullanmıyorum. Kur’an’da geçen Allah kelimesi Türkçe’de aynı olduğu için gerek yoktur.

Allah’ı tespih etmenin sayısı ve âleti olur mu? Rükû ve secdede söylenen üçlü tespihler doğru mudur?
Rükû ve secdedeki üçlü tespihler gelenekseldir, zorunlu değildir. Sayısı değiştirilebileceği gibi yerine başka şeyler de söyleyebilirsiniz.
(B. Pakman notu: Tespih anlamı; Allah’ı yüceltmek.)

“Tespih” İslam âlemine Budistlerden mi girmiştir?
Âlet ve edavat anlamında bir “tespih” anlayışı İslam’da yoktur. İslamî tespih, Allah’ı bir biçimde övmek ve yüceltmektir. Bunun sayısı ve âleti olmaz.

Sünnet’e baş vurmadan yalnız Kur’an ile yaşayabilir miyiz?
Sünnet, gerçek sünnet olmak şartıyla bize yardım ve kolaylık sağlar. Bu kolaylıktan neden kaçalım? Ancak buna dayanarak Kur’an’ı herhangi bir biçimde yetersiz ve tatmin edemez göstermek küfür olur. Kısacası, bir insan sadece Kur’an’dan anladıklarını din olarak yaşasa Allah onu hiçbir hesap ve azaba çekmez. Çünkü Peygamberimizin esas görevi ve anlamı Kur’an’ı insanlığa iletmektir. Ötesi ayrıntıdır.

Gerçek bir mürşidi kamilden ders almak istiyoruz. Sizi mürşit kabul edebilir miyiz?
Kur’an’ı okuyun, ilim adamlarının da hepsinden yararlanmaya çalışın. Gerçek mürşit sıfatı Kur’an ve Hz. Peygamber’den başka hiçbir varlığa verilemez. Verilirse küfür olur.

Şeyhe gerek var mı?
Tarikata girip “şeyh”ten el almadan cennete gidemezsin demek açık ve tevilsiz bir putperestliktir. Kur’an’ın Allah ve din anlayışına tamamen aykırıdır. Şeyhlerin, bilgilerini Hz.Peygamber’den aldıkları yolundaki iddia da İslam dışı bir hezeyandır.

Hz. Muhammed’in yorumları zamanı için midir, yoksa bütün zamanlar için mi?
Peygamberimizin bazı yorumları zaman üstüdür. Bunlar dinin temel ilkeleriyle ilgili yorumlardır. Bazı yorumları ise zamanla kayıtlıdır. Bunlar günlük hayatın pratikleriyle ilgili yorumlardır. Sünnetin büyük kısmı bu ikinci türdendir.

Doğru hadisler hangileridir? Bunu nasıl anlayacağız?
Kur’an’a aykırılık taşımayan ve tarihsel senedi de sağlam olan hadislere güvenebilirsiniz.

Hz. Peygamber’in söylediği tüm sözler, bu gün eksiksiz ve doğru olarak elimizde midir? Kaybolan hadisler varsa dinimizde bir eksiklik meydana gelir mi?
Peygamberimiz kendi sözlerinin yazılmasına izin vermemiş, yazılanları imha ettirmiştir. Onun ölümünden sonra insanlar akıllarında kalanları hatırladıkları kadarıyla nakletmişlerdir. Bu arada binlerce uydurma söz de Hz. Peygamber’e isnat edilmiştir. Peygamberimiz, dinin Kur’an olmasını istiyordu. Kur’an, dinin kendisini kemale erdirdiğini ve tamamladığını söylemektedir. (Mâide, 3) Elimizde hiçbir hadis olmasa dahi Kur’an dininde en küçük bir esneklik söz konusu edilemez.

Peygamberimizin Türkler hakkındaki hadisleri doğru mudur?
Peygamberimizin hiçbir ırk hakkında hiçbir sözü yoktur. Bu mealdeki sözlerin tümü uydurmadır.

Hz. Peygamber hangi mezheptendi, sizin mezhebiniz var mı?
Kur’an ve Hz. Peygamber mezhep diye bir şeyden söz etmemiştir. 4 hak mezhep deyimi İslam dışıdır. Ben Kur’an ve Hz. Peygamber’i izleyen bir müslümanım. Müslüman olmak için başka bir şeye ihtiyaç yoktur.

Mezhepler sizce hak mıdır? Bunları kuran kişilerin durumu nedir?
Mezhepler dine getirilmiş beşerî yorumlardır. Bu yorumlara hak demek Kur’an’a aykırıdır. Mezhep imamlarının böyle bir iddiaları da asla olmamıştır. Onlar saygın bilim adamlarıdır. Sonraki zamanlarda onlar Rableştirildi ve sözleri değişmez tanrısal gerçekler gibi algılandı. Yani onlara da ihanet edildi.

Metafizik, telepati ve psişik güçlere inanıyor musunuz?
Telepati ve metafizik bir gerçektir. Ancak tüm gerçekler gibi bunların da saptırmaları vardır.

Kur’an’da uzaylılar hakkında bilgi var mıdır?
Kur’an’dan anlaşılan, uzayda insan dışında canlıların var olduğudur. Kur’an bunlara “şuurlu varlıklar” demekte ve başka açıklama getirmemektedir.

Nazar hakkındaki Kur’an gerçeği nedir?
Kur’an nazar hakkında kesin bir açıklama yapmamaktadır. Ancak Kalem Suresi 51. Ayetteki “Gözleriyle seni devireceklerdi.” ifadesinden yorum yoluyla nazar çıkaranlar vardır.
(B. Pakman’ın notu: Nazar konusunu ve söz konusu ayeti ayrıntılı olarak işleyen yazımızı okumak için lütfen TIKLAYIN)

Nazar boncuğu takmak günah mıdır şirk midir?
Nazar boncuğu takmak günahtır ve şirktir. Bu konuda geniş bilgi için İslam da Büyük Günahlar adlı kitabımızın ilgili bölümüne bakabilirsiniz.
(B. Pakman’ın notu: Bu konuda Hoca ile görüşlerimiz uyuşmuyor. İnsanın varlığı inkar edilemeyecek olan negatif etkilerden korunmak istemesi şirk veya günah olamaz. Nazar konusunu ayrıntılı olarak işleyen yazımızı okumak için lütfen  TIKLAYIN)

Büyü var mıdır?
Büyü vardır. Ancak büyü ile kimsenin hayatı üzerinde değişiklik yapılamaz. Yani büyü ve cin tasallutu yoktur. O halde ondan kurtarma da yoktur.
(B. Pakman’ın notu: Bu konuda da Hoca ile görüşlerimiz uyuşmuyor. Spiritüel araştırmalara göre büyünün etkisi insan aurasının zayıflığına bağlıdır, aurayı zayıflatabilir, bedensiz varlıklar bu durumdan yararlanabilir. Daha geniş açıklamaları okumak için lütfen  TIKLAYIN)

Uğur yada uğursuzluk kavramları dinimizde var mıdır? Meal’de uğur yada uğursuzluk kelimeleri geçmekte (uğursuzluk kuşu,…gibi) ve bunlar çeviriden mi kaynaklanmakta yoksa tam olarak kullanılan kelimeler bunlar olduğu halde Kur’an-ı Kerim’de, insanlara onların anlayabileceği şekilde benzetmeler yoluyla mı gerçek ifade edilmektedir?
Kur’an bu tâbirleri, hurafecilerin uğursuzluk anlayışlarını eleştirmek için kullanır. Geniş bilgi için Kur’an’daki İslam kitabıma bakabilirsiniz.

Hz. Ali’nin fotoğrafları gerçek midir?
Hz. Ali’nin fotoğrafları hayalidir.

Türbelerin camilerle iç içe olması neden şirktir?
Mezarların ziyaret maksadının dışında bir amaca eşlik etmesi, onları şirk aracı yapar. Bunun içindirki İslam, mezarların mabetlerden tamamen ayrı ve uzak tutulmasını ister. Büyük İslam bilginlerinden bazıları, Hz. Peygamber’in mezarının yanındaki mescidin bile oradan uzaklaştırılmasını aksi takdirde o mescitte kılınan namazın geçerli olmayacağını söyleyebilmiştir.

Cevşeni sürekli üzerimizde taşımalı mıyız?
Cevşen adlı dua ile ilgili söylenenlerin tümü uydurmadır ve İslam dışıdır. O söylenenleri kabul edersek Cevşen’i Kur’an’a dahil etmemiz gerekir.

Bankaya yatırılan paranın bir miktar karşılığını almak faiz midir?
Enflasyon sıfır olmadıkça banka faizi haram değildir.

Enflasyonu aşmamak kaydıyla banka faizi haram olmaz diyorsunuz ancak enflasyonun bir nedeni de faizdir. Nasıl açıklıyorsunuz?
Enflasyonun nedeni olan faiz, enflasyonun üstünde alınan kredi faizleridir. Bununla birlikte banka sistemi var oldukça bu saptırmalar ve haksız kazançlar hep var olacaktır. Elbette ki ideal olan, bankasız bir dünyadır. Ancak böyle bir dünya kuramıyoruz diye hayatın dışına çıkamayız.

Enflasyonun sebebi faiz ise ne olacak?
Enflasyonun sebebi ne olursa olsun İslam, paranın durduğu yerde tükenmesine seyirci kalmaz. Çünkü İslam’da temel ilkelerden biri de “malın korunması” ilkesidir.

Enflasyonun kronikleştiği bir ülkede, banka faizi, repo, hazine bonosu, borsa haram mıdır?
Enflasyon oranını aşmamak şartıyla saydıklarınızın hiçbiri haram değildir.

Çalıştığımız şirket faizden para kazanıyorsa, bu şirkette çalışmakla biz de haram mı yemiş oluyoruz?
Çalıştığınız şirketin faiz alması, sizin emeğinizin karşılığı olan maaşınızı haramlaştırmaz.

Bir kişinin çalıştığı şirket hakkını vermez de bu kişi kendi eliyle hakkını alırsa, bu haram mıdır, helal midir?
Hakkı olan bunu çalma anlamına gelen yollarla alamaz. Haksızlığa açıkça karşı koyarak hakkını istemelidir. Aksini yapmak zulüm karşısında iki yüzlülüktür ki, bu da bir zulümdür.

Müslümanların ölülerden ve ruhlardan dilekte bulunmaları hangi noktada şirk olur, hangi noktada olmaz?
Her hal ve şartta şirktir.

Ölüm anında ve ölümden hemen sonra şuurumuz şu andaki gibi mi olacaktır, ruhumuz etrafta olup bitenleri algılayabilecek midir?
Durumu ayrıntılı olarak bilmiyoruz. Şu kadarını söyleyebiliriz: Ruh öbür âlemden bu âlemi bir ölçüde izleyebilir, ancak bu alemde asla etkili olamaz.

Kabir azabını tarif eder misiniz?
Bu deyim Kur’an’da geçmez. Rivayetlerde vardır. Anlamı, ahiret öncesi âlem olan berzah âlemidir. Kabir çukuruyla bir ilgisi yoktur.

Bir cevabınızda, ruhlar sizden haberdar olurlar demişsiniz. Yani mezar başına gittiğimizde bizi duyabilir, konuştuklarımızı anlayabilirler mi?
Ölünün ruhu ile mezarın bir ilgisi yoktur. Mezar, bedenin çürüdüğü toprak çukurdur. Ruh berzah âlemindedir. Ruh için mekân kaydı yoktur. Haberdar olması ise dünyadaki iletişim şartlarıyla açıklanamaz. O kendine özgü bir haberdar olma şeklidir. Bu konunun mezara gitmekle hiçbir ilgisi yoktur.

Ölüler arkasından Kur’an okunur mu? İnsan öldükten sonra ruh bu dünyada dolaşır mı?
Ölüler arkasından Kur’an okumak diye bir kural yoktur. Ölüler vesilesiyle okunan Kur’an’ın yararı da dirileredir. Ruhlar, ölümün arkasından berzah âlemine gider. Bu dünyada dolaştıklarına ilişkin vahyi bir bilgiye sahip değiliz.

Ölmüş kişi için verilen (7 si, 52 si) yemekler dinimizde var mıdır?
Hepsi putperestlikten geçmedir, İslam dışıdır.

İnananlardan Allah’a daha yakın olanların öldüklerinde cesetlerinin çürümediği gibi ayrıcalık sahibi oldukları bazı vaizler ve akademik unvanlı kişilerce TV ekranlarında söyleniyor. Babam bir din görevlisiydi. Ağabeyim öldüğünde onu babamın yerine gömmek için kazıldığında birkaç çürük kemikten başka bir şey göremeyince bu saçma sözlerin söylenebildiğine üzüldüm. Bu konuyu aydınlatır mısınız?
Ölenlerin cesetleri ile ilgili bu iddia İslam ve akıldışı bir safsatadır. Bazı cesetlerde çürümenin gecikmesi toprağın yapısıyla ilgilidir. Bu dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir insan için olabilir. Bunun üstün insan olmakla bir ilgisi yoktur.

Anne-babamın (şu anda hayatta değiller) kalbini kırmışsam, Allah’a kendimi nasıl affettirebilirim? Hatimlerin ölülerimize bir faydası olur mu?
Anne-babanızı kırdığınız için tövbe edin ve ruhları için yoksullara yardımcı olun. Hatimlerin ölülere hiç bir faydası yoktur.

Deniz mahsulleri yemek helal midir?
Tümü helaldir.

Âdetli iken Kur’an okunabilir mi?
Âdet hali, hastalık halidir. Kur’an okumaya engel değildir.

Cünüplük nedir, böyle bir durumda aldığımız nefes günah mıdır?
Cünüplük, meninin her hangi bir biçimde şehvetle vücuttan ayrılmasıyla oluşur. Cünüp insanın nefes alması günahtır şeklindeki söylem İslam dışıdır.

Cünüp iken ölen kişi sonsuza kadar cehennemlik midir?
Cünüplükle ilgili bu düşüncenizin İslam’da yeri yoktur.

Kişi cünüp iken yemek yiyebilir, su içebilir mi?
Cünüplük; namaz kılmak, Kur’an okumak ve Kabe’yi tavaf etmek dışında hiçbir şey için engel değildir. Bu konuda Arşivde de bilgi mevcuttur.

Cünüp haldeyken Allah’ın adını ağzımıza alabilir miyiz?
Allah’ı anmayı hiçbir şey engellemez.

İntihar günah mıdır, bu kişi doğrudan cehenneme mi gider?
İntihar en büyük günahlardan biridir. Ancak insanı sürekli cehennemlik etmez. Sürekli cehenneme götüren suç sadece şirktir.

Eğer bir kadın tecavüze uğrayacağını anladığı zaman namusunu korumak için intihar ederse akıbeti ne olur?
İntihar etmesi onu günaha sokar. Çok zor bir durum ancak hiçbir şey hayata kastetmenin gerekçesi olamaz.

Kurbanların elektro şok ile bayıltılıp kesilmesinin uygun olmadığı, ürenin kandan dokulara geçeceği, dolayısıyla etin yenmeyeceği söylenmektedir. Doğru mudur?
Elektro şokla kesim, Diyanet fetvasıyla da caizdir. Aksi kanaatler İslam ve bilim dışıdır.

Kurban kesmek yerine bir vakfa bağış yapılabilir mi?
Kurbanlık hayvan kesmek yerine tutarı olan parayı yardım olarak verebilirsiniz.

Kur’an’da birbirini nesheden ayetler var mıdır?
Nesih diye bir şey yoktur. O deyim sonradan uydurulmuştur. Kuran’da birbiriyle çelişen hiçbir ayet yoktur. Kuran’ı dikkatli, ağır ağır ve düşüne düşüne okumaya çalışın.

Biz Kur’an-ı Kerim’i başka insanların tercüme ve yorumlarından okuyoruz. Kime inanacağız?
Hiçbir tercüme ve yoruma itibar etmeyenler, Arapça’yı öğrenerek Kur’an’ı kendileri anlamaya çalışmalıdırlar.

Kur’andaki İslam’ı hangi kaynaklardan okuyabilirim?
Kur’an’daki İslam’ı öğrenmek için; Muhammed İkbal, Fazlurrahman, Hüseyin Atay, Mehmet Aydın gibi İslam bilginlerinin eserlerini güvenerek okuyabilirsiniz. Meali de tekrar tekrar düşüne düşüne okumaya çalışın.

Kur’an ve İslam’a göre kıyafet var mıdır?
Kıyafet yoktur ama ölçüler vardır. Kıyafet kültüreldir. Ölçüler dinsel olabilir.

Organ nakli İslam’a uygun mudur?
Organ nakli İslam’a uygundur ve sevaptır.

Başka dine mensup biriyle dini nikah yapılabilir mi, resmi nikah yeterli midir?
Dini nikah diye bir şey yoktur. Nikah, hukuk kurumu tarafından tescilden ibarettir. Nikah bir ibadet değil, bir akittir.

İbadetler için zorlama olduğunu bildiren bir ayet var mıdır?
İbadetler için zorlama getiren hiçbir ayet yoktur. Çünkü zorlama ile ibadet kavramları birbirine zıttır.

İmanın şartı kaçtır?
İmanın Kur’an’da belirtilen şartı 5’tir. Kadere iman sonraki devirlerde eklenmiştir.

Haccın farzları nelerdir?
Haccın temel şartları Kâbe’yi ziyaret yani tavaf ve Arafat’ta vakfedir. Diğerleri ayrıntı ve geleneksel uygulamadır.

Kadın komşularıyla hacca gidebilir mi?
Güvenlik problemi yoksa tek başına bile gidebilir. Fıkıhta yasaklar dinsel değil güvenlikle ilgili idari yasaklardır.

Şeytan taşlama farz mıdır?
Şeytan taşlama diye bir farz yoktur. Geleneksel bir uygulamadır.

Hacca gidenlerin, o güne kadar işlemiş oldukları tüm günahlardan sıyrıldıkları doğru mudur?
Böyle bir inanç Kur’an’ın verileriyle doğrulanamaz.

Ebcet hesabını onaylıyor musunuz?
Ebcet hesabının dinsel bir yönü yoktur. Eski Arapların tarih atmada kullandıkları bir sistemdir.

Mehdi’nin geleceği söyleniyor. Doğru mudur?
“Mehdi” inancı İslamiyet’e Hıristiyanlık’tan girmiştir. İslam’da yeri yoktur. Kuran ve Hz. Peygamber dışında mehdi arayan hüsrana uğrar.

Dünyanın sonunda, Hz. İsa’nın dünyaya gelip haçı kıracağı doğru mudur?
Hz. İsa ile ilgili bu sözlerin tümü İslam dışı uydurmalardır.

Kıyametten önce Hz. İsa dünyaya gelecek mi?
Hz. İsa’nın veya her hangi bir şahsın eski kimliği ve görevinin geri geleceğine inanmak Kur’an dışıdır.

Deccal’in dünyanın sonunda geleceği doğru mudur?
Kur’an’da Deccal diye bir kelime yoktur. Deccal ile ilgili söylemler Hıristiyan mitolojiden İslam’a aktarılmış ve bir takım uydurma hadislerle beslenmiş Kur’an dışı bir hurafedir.

Anne karnında 4-5 aylık iken özürlü doğacağı kesin olarak anlaşılan bir çocuğun yaşamına son vermek dini açıdan nasıl yorumlanabilir?
Böyle de olsa bir çocuğu yok etmeye hakkınız yoktur.

Affolunmayacağı belirtilen günahlar var mıdır?
Ölümden önce tövbe etmek şartıyla affedilmeyecek hiçbir günah yoktur.

İnsanlar sürekli cehennemde mi kalacak, yoksa cezasını çeken cennete mi gidecek?
Her insan takdir edilen cezasını çektikten sonra cennete gidecektir.

Erkekler açısından altın takmanın mahiyeti nedir?
Erkeklerin altın kullanmasını yasaklayan bir Kur’an ayeti yoktur.

Hastalıkların, günahları ve cezaları azaltacağına ilişkin hadis sahih midir?
O hadisin anlamı Kur’an’ın verilerine uygundur. Yani insanın çektiği her çile onun sürçme ve hatalarından oluşan açıklarını kapatabilir.

Bugünkü Diyanet Reisi ile Şeyhülislam arasında fark var mıdır?
Teoride, Şeyhülislam ile Diyanet Reisi’nin oldukça önemli farkları vardır. Bugünkü uygulamada ise hemen hemen fark kalmamıştır.

Kim fetva verebilir? Fetva şirk midir? Diyanet’in fetvaları Vatikan’ın fetvalarına benziyor.
Kur’an’ın açık ifadesine göre,”size fetvayı Allah verir.” Esas sapmaz ve gerçek fetvanın sahibi Allah’tır. Hz. Peygamber onun elçisi olarak esas fetva sahibinin sözlerine davranışlarıyla açıklık getirir. Bunun dışında kalan tüm insanlar ancak kişisel görüşlerini bildirirler. Bu görüşlere Allah’ın fetvası gibi bağlayıcı hüküm anlamında fetva demek ise şirktir.

Fetva vermeye yetkili bir merci var mıdır?
Kur’an’a göre fetvayı Allah verir. İnsanların yaptıkları hangi dereceden olursa olsun yorumdur.

Bilim amacıyla hayvanları kobay olarak kullanmak dinen doğru mudur?
Hayvanlara zulüm ve işkence yapmamak şartıyla kobay olarak kullanmak dinen sakıncalı değildir.

Kadının elinin sıkılmaması yönündeki fetva bir bid’at değil midir?
Kadının elinin sıkılmaması yolundaki anlayış İslam dışı bir gelenektir.

Hz. Ali’nin soyunun katlinde önderlik eden Muaviye’ye bir çok dinî kaynakta Hz. denmesinin bir anlamı var mıdır?
İkisinin birden hazret olması mümkün değildir. Ben şahsen, Ali’ye Hazret diyenlerdenim. Muaviye’ye hazret demekten Allah’a sığınırım. İslam dünyası Muaviye gibilere hazret diye diye bu hallere düşmüştür.

Ezan okunurken bacak bacak üstüne atılır mı?
Ezan okunurken böyle oturmak haram değildir. Ancak edep tavrına uymaz.

Sayısal loto oynamak günah mıdır?
Sayısal loto ve benzeri oyunlar kumar hükmündedir. Dolayısıyla günahtır.

Müslüman olmayan bir erkekle evlenmek günah mıdır?
Kur’an müşrik kadın ve erkeklerle evlenmeyi kesin yasaklamıştır. Hıristiyan ve Musevi erkeklerle evlenmeyi yasaklayan bir Kur’an ayeti yoktur.

Dinimiz müşriklerle evliliği yasaklıyor; Hıristiyanlarla evlenilebileceğini söylüyorsunuz. Ancak onlarda da 3’lü inanış olduğu için müşrik olmuyorlar mı?
Üçlü inanışı onlar mecaz olarak yorumluyorlar. Gerçek olarak inanıyorlarsa, şirktir.

Neden bir müslüman erkek müslüman olmayan bir kadınla evlendiğinde günah olmuyor da, müslüman bir kadın müslüman olmayan bir erkekle evlendiğinde günah oluyor?
Müslüman’ın kadın olsun erkek olsun putperestlerle evlenmesi kesinlikle yasaktır. Musevi ve Hıristiyanlarla evlenmek ise kadın olsun erkek olsun Müslümanlara haram değildir.

Eşim Katolik ve yurt dışında oturuyoruz. Çocuğumuz olunca dini ne olmalıdır?
Bulûğ çağına kadar çocuğa din açısından baskı yapılmaz. Bulûğ çağında hangi dini seçeceğine kendisi karar verir.

Deniz aşırı bir ülkede yaşıyorum. Cenazemin yakılıp küllerinin Türkiye’de mezarıma gömülmesinde dinimizce bir sakınca var mıdır?
Ölülerin yakılması, İslam’a aykırıdır. Yeryüzünün tümü Allah’ındır. Öldüğünüz yerde toprağa defnedilirsiniz.

Savaşlar Allah’ın takdiri midir? Dünyadaki en fakir ülkelerin Müslüman ülkeler olmasını nasıl yorumluyorsunuz?
Savaşlar insanların yanlışları ve zulümleri yüzünden doğuyor. İslam ülkelerinin fakirler listesinde yer alması şaşırtıcı değildir. Çünkü Allah, her alanda sadece çalışanları başarılı ve müreffeh kılıyor.

Okuduğum bir kitapta kaynak sırası şöyle veriliyordu: Kur’an-ı Kerim, Kıyas-ı Fukaha, İcma-i Ümmet. Açıklar mısınız?
Kur’an dışındaki tüm kaynaklar dinin kaynağı değil, dine getirilen yorumların kaynağıdır. Bunlar bazı mezheplerde 16’ya kadar çıkarılmıştır.

Elmalılı Tefsiri’nde şarap dışındaki içkilerin sarhoş olmayacak kadar içilebileceği yazıyor. Sizin düşünceniz nedir?
Benim Kur’an’dan anladığım, tüm alkollü içkilerin –azının da çoğunun da- haram olduğudur.

Dünyada, insan dışında pek çok yaratık doğup büyümekte ve ölmektedir. Onların canlarını da Azrail mi alır ve onlarda berzah âlemine giderler mi?
Ruh iki anlam taşımaktadır: 1. İnsana Yaratıcı tarafından üfürülen “ilahî nefha”. Bu ruh ölümsüzdür ve insan bedeninden ölüm meleği tarafından çıkarılır. 2. Varlığın yapısal fonksiyonu anlamındaki doğal hareketlilik. Bu ruh Azrail tarafından çıkarılmaz, varlığın bedensel fonksiyonu olduğu için, varlığın tahrip olmasıyla yok olup gider. Ölümsüzlüğü yoktur. Berzah âlemine de taşınmaz. İnsan dışındaki varlıkların ruhu bu ikinci türdendir.

Yemeği sağ elle yemek farz mıdır yoksa hijyenik açıdan mı sağ elle temiz sol elle pis işleri yapmamız önerilmiştir?
Sağ elle yemenin dinle ilgili hiçbir yanı yoktur. İnsanlık daha çok sağ elini kullandığı için böyle bir gelenek oluşmuştur. Sağ elini kullanan insana sol elini, sol elini kullanan insana sağ elini kullandıramazsınız. Bunu pislik ve temizlikle irtibatlandırmak da yanlıştır.
(B. Pakman’ın notu: Hoca işin taharet kısmını atlamış görünüyor. İslam örfünde, özellikle Araplar, sol el taharette kullanıldığı için yemekte hiçbir şekilde kullanmazlar. Çıplak (çatal-bıçaksız) sol elle yemek yiyenin olduğu  sofradan kalkarlar.)

Kadınlarımızdan bazılarının giydiği kara çarşaf Arap putperestlerinden mi kalmadır? İslam’dan önce kara çarşaf neyin simgesiydi?
Kara çarşafın orijini hakkında kesin bir bilgiye sahip değilim. İslam örfünün malı olmadığı kesindir. Bizans-Rum kökenli olduğu söylenmektedir.

Erkek ve kadının örtünme ölçüleri nelerdir?
Kadınların abdest organları dışındaki yerlerini, erkeklerin ise edep yerlerini örtmeleri Kuran’ın emridir. Erkeğin kadına örtünme konusunda önerileri ve teşvikleri olabilir. Ancak baskı uygulayamaz.

Güzel sanatlar açısından yapılan sanat eserlerine (heykel, büst) Kur’an’ın bakışı nasıldır?
İslam, resim ve heykel yapmayı değil, resim ve heykele tapmayı yasaklamıştır.

İslam’da homoseksüellik yasak mıdır? (İlişki ya da duygu olarak)
Duygular yasaklanamaz, eylem yasaklanır. Homoseksüel ilişkinin eylemi yasaktır.

Gıybet konusunda bilgi verir misiniz?
Gıybet Kur’an’ın yasakladığı en büyük haramlardan biridir. Gıybetin esası ise kişilerin arkasından onların hoşlanmayacağı şeyleri söylemektir. Bu söylenenler o kişilerde yoksa bu, gıybet olmaktan çok iftira olur. İftira ise Kur’an’a göre en büyük zulümlerden biridir ve yapanı lanetlik hale sokar.

Sakal İslam’ın neresinde? Bir TV programında bir Prof. üç ayrı cevap verdi: Kesmek günah, kesmek mekruh, kesmek hiçbir şey değil. Aklım karıştı, benim sakalım yok!
Bizim dinimiz kimsenin kılı ve tıraşı ile ilgili hiçbir buyruk içermemektedir. Bunlar renk ve zevkle ilişkilidir. İsteyen istediği gibi yapar.

Kadınlar cennette kocalarıyla yaşamak zorundalar mı?
Cennete gitmeye layık ve beraber olmaya uygun bir sevgi içinde değillerse, Allah her bir eşi bir başkasına verir.

Dinimizde kutsallık arayışı var mıdır? Örneğin: balıklı göldeki (Urfa’da) balıkları kutsal diye yemiyorlar v.b. şeyler…
Dinimizde kutsallık elbette vardır ancak bahsettiğiniz anlamda bir kutsallık değil İslam’da, her hangi bir peygamberli dinde bile yoktur. Bu tür kutsallıklarda daha çok totemizm gibi şirk dinlerinde olur.

Her insanın münker-nekir adında meleği-cini vardır, derler. Kişi bu cinle irtibata geçse günah olur mu?
Münker-nekir diye herhangi bir varlıktan Kur’an’da söz edilmez.

Kul hakkı sahibine ödenmeli diyorsunuz. Bu kişiye her hangi bir şekilde ulaşamıyorsak ne yapmalıyız?
Sizde hakkı olan kişi ortada yoksa o hakkı onun adına yoksullara ödeyerek görevinizi yapabilirsiniz.

İslam dini hangi siyasi anlayışa daha yakındır? Sağa mı sola mı?
İslam bir ideoloji değildir. Bir çok ideolojiyle uyuşan ve uyuşmayan yanları vardır. İslam’ı kendi bağımsız varlığı ve bütünlüğü içinde kavramak gerekir.

Estetik ameliyat günah mıdır?
Estetik ameliyat cinsiyet değiştirme noktasına getirilmedikçe günah olmaz.

Kur’an’a göre şehitlik nedir? Her şehit cennete girer mi? Meslek şehidi ne anlama gelmektedir?
Kur’an şehitliği, Yaratıcı’nın idealindeki dünyanın kurulması uğruna ölenler için kullanır. (Hadid, 19) Bir ölme veya öldürülmede bu espri varsa şehitlik var demektir. Buna ancak Allah karar verir. Diğer anlamlardaki şehitlik kavramı gelenekseldir. Ancak gerçek şehitler cennete girerler.

Charles Darwin “Türlerin Kökeni” adlı kitabında insanın evrimleşme sonucu olduğunu söylemiştir. Kur’an-ı Kerim’de ise “O, odur ki sizi bir tek canlıdan yarattı…” (A’raf, 189) ifadesi var. Açıklar mısınız?
Kur’an’ın bahsettiği, bir tek canlı hücre anlamındadır. Darwin’in tezine gelince: O, Yaratıcı’yı devre dışı tuttuğu için esasında var olan evrimleşmeyi çarpıtmaktadır. Kur’an, arkasında Allah’ın olduğu bir evrimleşmeyi reddetmez.

Ne olursa olsunlar, anne ve babanın rızasını almak şart mıdır?
Kur’an’ın bu konudaki sözü açıktır. Anne babaya, vahyin verilerine aykırı harekete çağırmamaları şartıyla mutlaka itaat edilir. Bunun dışındaki konularda onlara itaat edilmez ancak hakları korunur ve kendilerine tatlı ve saygılı davranış sürdürülür.

Kur’an’ın bir çok yerinde, “Bu kitabı indiren de koruyan da biziz.” gibi ayetler var. Tanrı niçin öteki kitapları korumamıştır? Bu durumda Tevrat ve İncil İslam’a göre tahrif edilmiş sayılmaktadır.
Tanrı bütün kitapları korumuştur. Onları bozanlar insanlardır. Ancak eski kitaplardaki bozulmaları sonradan gelen bir peygamber düzeltiyordu. Peygamberlik Hz. Muhammed ile bittiği için yeni bir düzeltici gelmeyeceğinden, Kur’an insanın tahriplerine karşı özel olarak korunmuştur. Kur’an aynı zamanda eski kitaplardaki bozulmaları da düzelten bir kitaptır.

Tahrif edilmiş İncil’e inanan ve Hz. Muhammed’i reddeden bir Hıristiyan’ın durumu ne olacaktır. Kurtuluşa erebilirler mi?
Bu insanlar kendilerine tebliğ ulaştırılmamışsa Allah’a imanlarıyla kurtulurlar. Bir biçimde tebliğden yararlanma imkânı olanlar ise sorumludurlar.

Kur’an’da, “Hırsızlık yapanların ellerini Allah’tan bir ceza olarak kesin.” deniyor. Neden?
Anılan ayette sözü edilen, elin kesilip atılması değildir. Geniş bilgi Kur’an’daki İslam kitabımızın ilgili ayeti açıklayan bölümünde vardır. Lütfen oradan okumaya çalışın.

Bir kadın kocasına itaat etmediği taktirde kocası onu dövebilirmi? Kadın erkeğin bütün istediklerini yapmak zorunda mıdır?
Eşler arasında eşitlik ve karşılıklı anlayış esastır. Erkeğin kadını dövmesi diye bir hak söz konusu değildir.

Eşlerin cinsel yaşamı ile ilgili yasak nedir?
Ters ilişki olmamak şartıyla hiçbir yasak yoktur.

İnançsız zannettiğimiz insanların evinde ibadet etmek, yemek yemek, kalmak ya da onlarla arkadaşlık etmek sakıncalı mıdır?
Sakıncalı değildir. Kur’an komşuluğun, bütün dinlerin, inançların üzerinde bir insanlık değeri olarak korunmasını istemektedir. Putperestler bile bunun dışında bırakılamaz. (bk. Tevbe, 6)

Bir kimse istemeden herhangi bir kişinin hakkını yerse bundan sorumlu mudur?
Kul hakkı her hal ve şartta sorumluluk doğurur. Sahibine ödenmeden, sahibi hayatta değil ise onun yerine bir hayra harcanmadan kul hakkından kurtulmak söz konusu değildir. Kul hakkının başka bir tövbesi yoktur.

İki erkek kardeşten biri ölünce, ölenin eşi diğer erkek kardeşe nikahlanabiliyor. Kur’an buna onay verir mi yoksa gelenek mi?
Ölen ya da boşanan eşin kardeşini nikahlamak din açısından bir sakınca taşımaz. Ancak hoş değildir. Gelenek bu tip evlilikleri mirası kaçırmamak veya çocukları yabancılara teslim etmemek için yaşatmaktadır.

Rabbimiz cennette mümin erkekleri güzel kızların beklediğini söylüyor. Mümin kadınlar için de aynı şey söz konusu mudur?
Rabbimiz mümin kadınlar için de aynı vaatte bulunmuştur.

Berzahta ruhların durumlarına uygun bir şekilde bekleyeceklerini söylediniz. “Durumlarına uygun” ne demektir?
Berzahta bekleyenler dünya hayatındaki kazanımlarına uygun bir yaşam içinde olacaklardır. Yani cennetlikse, cennetliklere uygun, cehennemlikse, cehennemliklerine uygun bir yaşam.

Kur’an gerçekten çok karmaşık bir dille mi yazılmıştır da üzerinde çalışan bunca bilim adamı aynı noktada buluşamıyor?
Kur’an’da asla karmaşa yoktur. Kuran’ın bizzat kendisi bu deyime karşı çıkmaktadır. Ancak çok boyutlu, evrensel bir metnin insanlığın değişik bakış açılarına, renklerine ve desenlerine göre farklı yorumlarının olması doğaldır. Sadece doğal değil, zorunludur. Bu gerçekle müslüman kitlelerin Kuran’ı asırlarca okuyup düşünmekten uzak kalmasının sonucunda doğmuş bulunan kaos, Kur’an dışılık ve bilgisizliği birbirine karıştırmayalım.

Akşam ezanı kıyamet kopacağı endişesiyle mi çabuk okunmaktadır?
Akşam namazının vakti çok kısa olduğu için ezanda kısa okunur ki namaz bir an önce kılınsın. Bunun kıyametin kopmasıyla bir ilgisi yoktur.

Adak etinden kimler yer veya yiyemez?
Adak etinden adayanın kendisi usul ve füruu (çocukları ve onlardan doğanlar, anne baba ve onların anne babaları) yiyemezler.

İslam dininde kısasa kısas cezalandırma cinayet işleyenler için de var mıdır?
Kur’an’a göre ölüm cezası ölenin varislerinin tümünün istemesi şartıyla sadece taammüden (kasıtlı olarak) adam öldürenlere verilir.

Kurban kesmenin farz olmadığı söyleniyor. Kevser Suresi’ndeki “Kurban kes” emri nasıl farz olmuyor?
Kevser Suresi’ndeki “venhar” emrinin kurban kesmekle, kutsallıkla hiçbir ilgisi yoktur. İslam öncesi dönemde de kullanılan hayvan keserek ziyafet vermeyi ifade eder. Hiçbir İslam mezhebi de bu emre dayanarak kurbanın farz olduğunu söylememiştir. Geniş bilgi, önümüzdeki günlerde çıkacak olan “Cevap Veriyorum” adlı kitabımda verilecektir.

İslam’da müt’a nikâhı var mıdır?
Kur’an’ın müt’a kökünden kelimelerle değindiği nikahla ilgili tespitler, bu konuda müt’a nikâhı savunanlara destek anlamında kullanılmaktadır. Kısacası bu birazda yorum meselesidir. Bana göre müt’a nikâhı Kur’an’ın onaylayacağı bir nikâh türü değildir.

İslam’a göre kadın ve erkeğin aynı yerde eğlenmesi, dans etmesi doğru mudur?
Birbirine mahrem kişilerin birlikte eğlenebilecekleri tartışmasızdır. Mahrem olmayanlara gelince burada iki şart aranır. Örtülmesi gereken yerlerin örtülmesi ve sarmaş dolaş olmamak.

Hesap gününde Allah’ı görebilecek miyiz?
Kur’an Allah’ın görüleceğine ilişkin düşünceye onay vermez. Allah’ın ancak tecellileri görülebilir, Zâtı değil.

Kur’an’ı 5 kez hatim ettim. Ancak Türkçesini okuyunca gerçekten derya deniz… Herkesin en az bir kez anlayarak okuması gerektiğini düşünüyorum.
Kur’an okumakla ilgili düşünceleriniz yerinde ve güzeldir. Her mümin kitabını kendi dilinde okumak zorundadır.

Allah’a ulaşmak için yapılan çalışmalar, bu dünyada iken bize diğer âlemlerin kapılarını açabilir mi?
İç kuvvetlerini bilgi ve ışık gücüyle geliştirebilen insanlar, üç boyutlu dünyanın ötesinden bazı algılamalara elverişli hale gelebilirler. Bunun yolu-yöntemi hakkında burada ayrıntılı bilgi veremeyiz.

Hz. Muhammed’e verilen mucizelerin tamamını hangi kaynaktan öğrenebiliriz?
Hz. Peygamber’e verilen en büyük ve tartışmasız mucize Kur’an-ı Kerim’dir. O halde Muhammedî dönemin mucizelerini Kur’an’ı okuyarak tanıyabiliriz.

Kur’an’da var olduğu iddia edilen, kadının erkeğin eğe kemiğinden yaratıldığı bilgisi doğru mudur?
Bu bilgi Kur’an dışıdır, Yahudi geleneğinden İslam’a aktarılmış bir hurafedir. (Geniş bilgi için bk. Kur’andaki İslam)

Kur’an’a göre, kadın da kocasını kolaylıkla boşayabilir mi?
Kur’an’da, boşanma konusunda kadınla erkek arasında tam bir eşitlik vardır. Geniş bilgi Kur’an’daki İslam kitabımızda verilmiştir.

Kur’an’ı Ebu Bekir zamanında toplayan kâtipler, aralarında “recm” tartışması yaparak: “Biz Hz. Peygamber’den recm ayetleri duymuş ve hükümlerini uygulamıştık” demişler. Ancak hükümlerin yazılı olduğu kemikleri ve derileri bulamadıkları için Kur’an’a ekleyememişler. Bu doğru mudur?
Recimle ilgili rivayetlerin hiçbiri Kur’an’a uygun değildir. Bir Yahudi âdetini İslamîleştirmek için uydurulmuştur. O rivayetleri kabul etmek, Kur’an’ın korunmuşluğu ilkesini reddetmeyi gerektirir. Bunu hiçbir mümin yapamaz. Ayrıca Kur’an Ebu Bekir zamanında falan değil, bizzat Hz. Peygamber’in eliyle bugünkü şekline ulaştırılmış ve insanlığa emanet edilmiştir. Sadece surelerin tertibi serbest bırakılmıştır. Sonraki zamanlarda yapılan, bir kopyalama işidir.

Tavla, iskambil, okey gibi oyunları her hangi bir şeyine iddiaya girmeden oynamak günah mıdır?
Para kazanma aracı yani kumar olmadıkça hiçbir oyun haram değildir.

Kur’an’da sünnet olmakla ilgili bir ayet var mıdır?
Böyle bir ayet yoktur. Bu bir gelenektir.

Kur’an’a göre zaman yolculuğu olabilir mi?
Kur’an açısından zaman yolculuğu mümkündür. Çünkü tanrısal açıdan sürekli şimdi vardır. Dün ve yarın yoktur.

Neden bir buluş ortaya konduktan sonra, “Kur’an’da vardı” deniyor da önceden bulmaya Kur’an yardımcı olamıyor?
Kur’an, bir laboratuar kitabı veya bilimler ansiklopedisi değildir. Ancak bilimlere de ufuk açan bir tanrısal kitaptır. Kur’an’ın açtığı bu ufuklardan yararlanmak, Kur’an’ı çok iyi okumak ve bilimde ilerlemiş olmakla mümkündür.

Kur’an’da sırat köprüsü geçer mi? Kesilen kurbanlarla bu köprüyü aşacağımız doğru mudur?
Sırat köprüsü Kur’an’da yoktur. Böyle olunca da o köprüyle ilgili söylenenlerin tümü uydurmadır.

Kur’an’ın veya mealinin dijital ortamda okunması veya dinlenmesi sırasında abdest gerekir mi?
Kur’an’ın ne okunması için ne de dinlenmesi için abdestli olma şartı yoktur.

Göz zinası var mıdır?
Göz zinası diye bir şey yoktur. Bu sözler sakındırmaya yönelik mecazlardır.

Göz zinası olmadığını söylüyorsunuz. Ancak Kur’an’da Müslümanları harama bakmaktan men eden ayetler var. Açık resimlere ve filmlere bakmak günah kapsamına girer mi?
Bir şeyin caiz olmaması başkadır, zina olması başkadır. Zina cinsel ilişkiyle oluşur. Anılan ayetler, insanların bakışlarını kontrol altında tutmalarını yani bir edep tavrını göstermektedir.

Bir peygamberin öteki peygambere üstünlüğü var mıdır?
Bütün peygamberlerin peygamber olarak dereceleri aynıdır. Ancak kişilik özellikleri bakımından farklılıkları vardır. Elbette ki hizmetlerinin çapı ve etkileri bakımından dereceleri farklıdır. Ancak bu onların, Allah katında farklı olduklarına kanıt olmaz. Bizim onları birbirinden ayırıp farklı kategorilere koymamıza hiç kanıt olmaz.

Umreye giden hac görevini yerine getirmiş olur mu?
Hac ayları dışında (Şevval, Zilkade, Zilhicce) yapılan ziyaretler hac olmaz.

Kur’an’daki cariye kavramını açıklar mısınız?
Kur’an’da “cariye” diye bir kelime geçmez. Cariye kavramı Kur’an’ı kadınlar aleyhine yorumlayanların geliştirdikleri ve kurumsallaştırdıkları bir gerçektir.

İçki içilen masada oturmak günah mıdır?
Günah olan, içkiyi içmektir.

Fethullah Gülen ve Nur Cemaati konusunda ne düşünüyorsunuz?
Ben fırkacılığa tamamen karşıyım. Fırkacılıktan uzun vadede hayır geleceğine inanmak Kur’an’a ters düşmek olur.

Vacip nedir, sünnetten farkı var mıdır? Bayram namazları vacip mi yoksa sünnet midir?
Vacip, fıkıh dilinde müekked (pekiştirilmiş) sünnet karşılığı kullanılır. Yerine getirilmesi gerekli olan demektir. Vacip Hanefî mezhebinde bir terimdir ve müekked sünnet ifade eder. Bayram namazları sünnettir.

Evli erkeklerin yüzük parmaklarına gümüş yüzük takmalarının anlamı nedir?
Dinsel hiçbir anlamı yoktur, gelenek ve zevk meselesidir.

İslam’ı Kur’an’dan değil de Hz. Peygamber ve sahabiden öğrenmek gerekmez mi? Çünkü Kur’an’da her şey açıklanmamaktadır.
Din Kur’an’dan öğrenilir. Bilgi sahiplerinin bilgilerinden yararlanmak da Kur’an’ın emridir. Bu konuda üstünlük bilginindir. Ancak Hz. Peygamber dışında hiç kimsenin kişi olarak üstünlüğü söz konusu edilemez. Yorumları üstünlük ve tartışılmazlık niteliği taşıyan tek insan odur.

Sorulan sorulara Kur’an’dan cevaplar veriyorsunuz. Ancak birçok bilim adamı olaylara sizin kadar hoş görülü yaklaşmıyor. Sizin söylediklerinizle onların söyledikleri ters düşüyor. Biz neye, nasıl inanacağız?
Sorunuzun cevabı ve çelişkinizin çözümü Kur’an’ı daha iyi okumanıza bağlıdır. Kararı o zaman kendiniz verebileceksiniz.

Kuralları açıkça belli bir din nasıl oluyor da farklı mezheplere ayrılıyor?
Mezhepler, kişilerin dinden kişisel olarak anladıklarını ifade eder. Hiç kimseyi bağlamaz. Hiç kimsenin bu yorumlara uymak mecburiyeti yoktur. Aksini söylemek İslam’ı inkâr etmekle eş anlamlıdır.

“Şeytan Ayetleri” kitabını okudunuz mu, ne düşünüyorsunuz?
Anılan kitabı okudum. Eski hurafeleri ve uydurma rivayetleri toplayan müfessirlerin ve muhaddislerin kayıtlarına göre yazılmış bir iftira ve hezeyan kitabıdır.

Buharî’nin hadis kitabında, Ömer’den rivayet edildiği söylenen bir hadiste, Peygamberimize indirilen ayetlerde “Recm” ayeti de varmış. Kur’an’da böyle bir ayet yok. Kur’an bozulmadığına göre bu nakil yanlıştır. Neden hadis kitaplarından çıkarıp atılmıyor?
Bu iddia, hurafeci sahte dinciliğin İslam’a yaptığı iftiralardan biridir. Ayrıca Ömer’e de iftiradır. Ömer, Kur’an dışında din kaynağı kabul etmeyen bir insandır. Böyle bir şey söylemiş olamaz.

Cihad günümüzde farz-ı ayn (her kişiye farz olan) dır deniliyor. Bu devirde cihad nasıl olmalıdır?
Cihad, Allah’a ve insanlığa yararlı olmak için gayret sarfetmek demektir. Bunun sırasıyla üç boyutu vardır: 1. Ahlak ve erdem sahibi olmak için gayret, 2. Bilimsel ve fikirsel yükseliş için gayret, 3. Zulme ve istilaya uğradığınızda bunu aşmak için gayret. Cihadı sadece karşıtlarımızla savaşmak şeklinde almak siyasal bir saptırmadır.

Hayvan (köpek) beslenen evde ibadet olmaz, günahtır diyorlar doğru mudur?
Hayvan beslenen evde ibadet olmayacağını söylemek yanlıştır. Ancak evin içinde köpek beslemek mekruhtur.

Aklını yitirmiş olanlar ve zihinsel özürlüler cennete gidecek mi?
Kur’an’a göre bu kişiler sorumlu değillerdir. Sorumlu olmadıklarına göre, genel kural olan Allah’ın rahmeti bunlar için işleyecek ve cennete gönderilecekler diyebiliriz.
(B. Pakman’ın notu: Bu gibi konular reenkarnasyon ile açıklanmadıkça Hocanın bu görüşü Allah’ın adaletine ters düşmüş olur.  Cennete gitmeyi hak etmek gerekir. Reenkarnasyon – tekrar doğuş- ile ilgili yazılarımızda bu konuya açıklık getirilmektedir.)

Kur’an’da şekillendirilen devlet anlayışını nasıl anlamalıyız? Kur’an’da verilen cezaları kim uygulamalıdır? Zinaya uygulanan sopa cezasını 21. Yüzyılda kim uygulayacaktır?
Kur’an, hiçbir devlet şeklinden söz etmez. Ama her devlette korunması gereken temel evrensel ilkelerden söz eder. Cezalar meselesine gelince, bunların temel gayeleri korunmak şartıyla yerlerine başka cezalar da konabilir. Bunun dayandığı temel ilkeler şunlardır: 1. Muamelât alanının içtihadîliği, 2. Amaç hükümler (makasıt) değişmez, araç hükümler (vesâil) değişir. Uygulamalar ise kamu otoritesi tarafından yapılır.

İslam, her erkeğin 4 kadınla evlenmesine ruhsat veriyor ve cennete gidebilecek erkeklere de eşler vaat ediyor. Peki mümin kadınların cennetteki durumu ne olacaktır? Kaç erkek alabileceklerdir?
Cennetteki eş ve birlikteliğin bedensel mi ruhsal mı olduğunu ve kime kaç eş verileceğini şu anda bilmiyoruz. 4 kadınla evlenmek çok zorunlu haller için, özellikle yetimlerin korunması içindir. Kur’an tek eşliliği esas almaktadır.

Ölülerin yıkanması ve erkek çocukların sünnet ettirilmesi olayı neye dayanmaktadır?
Ölülerin yıkanması İslam’daki temizlik ve insana saygı ilkelerinin bir gereğidir. Sünnet olmak ise Hz. İbrahim’den beri yaşatılan bir tevhit örfüdür.

Mesh edilen organın çıplak olma zarureti var mıdır? Yoksa ayaklar, ayakkabı üzerinden de sıvazlanabilir mi?
Ayaklar, Peygamberimiz döneminde çorap ve ayakkabı üzerinden de mesh edilebiliyordu.

Cennette insanlar cinsiyetsiz mi olacaklar? Cennette eşlerimiz ve dostlarımızla olacağımıza ilişkin beyanlar var mıdır?
Cennette ayrı cinslerin olacağı Kur’an’da açıkça bildirilmiştir. Ancak bu cinslerin birbirleriyle ilişkisi hakkında ayrıntı verilmemiştir. Kur’an’da, aile bireyleriyle beraber olabileceğimize ilişkin beyanlar da vardır.

Gayri müslim bir kişinin müslüman bir kimse için dua etmesinde ve o müslüman kişinin de duaya amin diyerek icabet etmelerinde bir sakınca var mıdır?
Hiçbir sakınca yoktur. Çünkü bütün duaların yöneldiği Yaratıcı tektir.

Budistler erdiğinde “Nirvana” ya ulaştıklarını söylerler. Tasavvufla benzer bir seviye olan “fena” vardır. Hıristiyanlar ise Meryem Ana’yı, Hz. İsa’yı ya da azizleri gördüklerini ya da duyduklarını söylerler. Peki, Allah; ezeli, ebedî ve bir tek olduğuna göre bu aşamalardan geçen herkesin aynı deneyimleri yaşayıp Allah’ın bir ve tek olduğunu söylemesi gerekmez miydi?
Tasavvuftaki fena, Budizm’deki Nirvana’nın bir tekrarıdır ve bu iki kavramda Kur’an’ın istekleri ile örtüşmemektedir. Kur’an’ın yolu “fena” yolu değil hayırda aktivite yani eylem yoludur. Fena ve Nirvana ise sadece şerde pasivitedir. Kur’an bunu yeterli görmez.

İslam’a göre şu anda ticaret erbabının kâr haddi ne olmalıdır?
Rakam olarak kâr haddi veremeyiz. Bu haddi İslam’ın genel ilkeleriyle piyasa arasında kurulacak vicdanlı denge belirler.

Yeni doğan bir çocuğun kulağına ezan okumak gerekli midir?
Dinen şart değildir ancak güzel bir âdettir.

Geliri fazla olmayan, tek varlıkları bir ev olan kişilerin o evi satarak hacca gitmeleri büyük sevap mıdır?
Hacca gitmenin şartlarından biri de zengin olmaktır. Zengin olmadan hacca giden sevap kazanmak şöyle dursun günaha da girer. Çünkü çocuklarının rızkını da tehlikeye atmış olur.

İslam’a göre bir kadına tecavüz etmenin cezası nedir?
Zina ve yaralama cezası birlikte verilir.

Kur’an mesajını olması gerektiği gibi anlayabilmek için dini içerikli kitaplar haricinde kimin eserlerini okumalıyız?
Alexis Carrel, Einstein ve Hawking’in eserlerini okuyabilirsiniz.

Günümüz şartlarında bir iş sahibi olabilmek için torpile ihtiyaç duyabiliyoruz. Günah mıdır?
Torpil, bir işin ehli olmayana verilmesine araç yapılıyorsa zulümdür. Böyle olmadığı taktirde günah değildir.

Kur’an’ı Amazon’a kadar götüremeyen bizleri Allah affeder mi?
Kur’an’ın insanlığa tebliğinde üstüne düşen görevi yapmayanların sorumluluğu çok ağırdır.

Üstlendiğiniz sorumluluk sizi ürkütmüyor mu? Sizin söylediklerinizden hareketle bazı ibadet şekillerini ve bazı düşüncelerimi değiştirdim.
Kur’an’dan kesin onay almadığım bir şeyi söylemem. Böyle olunca da sözünü ettiğiniz kaygıya asla düşmem. Andığınız kaygı imansızlık veya bilgisizliğin ürünü olabilir.

Hz. Peygamber’in yaşam tarzı ve davranışlarına sünnet diyoruz. Sünnet olmak bu davranışlardan biri. Sünnet olmayan Müslüman olamaz mı? Sünnet olmak Kur’an’da var mıdır?
Sünnet olmak adından da anlaşıldığı gibi farz değildir, Kur’an’da geçmez. Bir insanın sünnet olmaması onun Müslümanlığına zarar vermez. Ancak sağlık açısından yararlı olduğu için yaşatılması iyi bir gelenektir.

Zekât verirken önce fakire verip o size bunu hediye edecek, sonra tekrar vereceksiniz ve tekrar hediye edecek, böylece eski zekât borçlarınızdan kurtulacaksınız. Bu Allah’ı kandırmak değil midir?
Bahsettiğiniz zekât verme oyununa hile-i şeriye denir. Din dışı bir oyundur. Ne yazık ki ıskatçılık adı altında insanımıza senelerce yutturulmuştur.

Peygamberimizin doğumu sırasında ve peygamberliğe atanmadan önce olan olağanüstü olaylar ve kerametler güvenilir midir ve Kur’an’ın verileriyle test edersek sonuç ne olur?
Peygamberimizle ilgili bu rivayetlerin Kur’ansal dayanağı yoktur. Bunlar tarihsel rivayetlerdir. Doğru da olabilir yanlış da. Bunlara iman mecburiyeti yoktur. Kur’an’a göre Peygamberimizin biricik mucizesi bizzat Kur’an’dır.

Dinî nikâh zorunlu mudur?
Nikah bir akittir. Yaşanılan toplumun hukuk kurallarına göre kıyılır. Dini nikah diye bir zorunluluk yoktur. Kişisel tercih olarak isteyen resmî nikahtan sonra dinî nikah kıydırabilir

Kadınla erkek arasında geçen bir anlaşmazlık sırasında “üçten dokuza şart olsun ki boşsun”denmesi boşanmayı sağlar mı?
Bu tip sözler gevezelikten başka bir şey ifade etmez. Kaçtan kaça söylenirse söylensin bununla boşama olmaz. Kur’an boşanmanın, eşlerden birinin baş vurması üzerine hakemler tarafından gerçekleştireceğini söylemektedir.

Tedavisi yapılamayan bir hasta için ötenazi uygun mudur?
Hayat hakkına tecavüzün hiçbir gerekçesi olamaz. Ötenazi kesinlikle haramdır.

İç çamaşırımıza bir damla idrar bile damlasa meleklerin yanımıza gelmeyeceği, ölünce de kabir azabı çekeceğimiz söyleniyor. Doğru mudur?
İdrarın meleklerle irtibatlandırılması din dışı bir saçmalıktır. Sözünü ettiğiniz miktardaki kaçınılmaz damlacıklara fıkıh dilinde “affedilen kısım” denir ve bunların ibadete ve temizliğe engel olmadığı açıkça söylenir.

ABD’de yaşamaktayım. Namazların rekât sayısı kaçtır?
Rekât sayısı Kur’an’da yoktur. Asgari 2 rekât kılınmalıdır. Peygamberimizin uygulaması şöyledir: Sabah 2, Öğle 4, İkindi 4, Akşam 3, Yatsı 4.

Kur’an-ı Kerim Peygamberimiz zamanında mı yoksa sonra mı birleştirilmiştir?
Kur’an-ı Kerim’e bugünkü şeklini Hz. Peygamber Cebrail’in denetiminde vermiş ve insanlığa emanet etmiştir. Sonradan yapılan sadece bir kopyalama işidir, toplama değil. Kur’an’ın Hz. Peygamber’den sonra toplandığını söylemek küfürdür.

Dinde istihareye yatmanın yeri var mıdır?
Kur’an’da istihareye yatmak diye bir şey yoktur. İşleri istihareye havale etmek Kur’an vahyine aykırıdır. 
(B. Pakman’ın notu: İstihare: Girişilecek bir işin hayırlı olup olmadığını rüyadan anlamak için abdest alıp dua okuyarak uyuma.)

Dövizle yatırım yapmak haram mıdır?
Dövizle yatırım yapmak hiçbir şekilde haram değildir.

Kur’an’ın deyimiyle ruh Allah’tan bir nefestir. Allah ölümsüz olduğuna göre nefes alıp verme de sonsuz değil midir? Böyleyse kıyamette kopmayacaktır.
Allah için kullanılan nefes tâbiri mecazidir. İnsanın Allah’tan gelişini anlatmak için kullanılmıştır. Buradan hareketle Allah’ı insana benzetmek doğru olmaz. Allah’ın zatı dışındaki her şey her an yok olabilir ve tekrar var olabilir.

Uzaylıların var olduğunu kanıtlarsak dinler sarsıntıya uğrar mı?
İslam bir sarsıntıya uğramaz tam tersine güçlenir. Çünkü Kur’an zaten uzayda şuurlu varlıkların olduğunu açıkça söylüyor.

Bir ateist arkadaş soruyor: İlk insan Âdem ve Havva evlendiler, çocukları oldu ve onların çocukları da birbirleriyle evlendiler. Bu çok anormal değil mi?
Yaradılış ve Hz. Âdem’le ilgili ifadeler semboliktir. Kimin kiminle evlenerek bir çoğalma olduğunu Kur’an bildirmiyor.

Vergiyle zekât arasında nasıl bir ilişki vardır? Vergiden çalmak gulul suçuna girer mi?
Din dilinde zekât, genel anlamda vergidir. Vergiler zekâttan mahsup edilebilir. Türkiye’de vergilendirmenin adil olmaması, hırsızların devleti soymakta olması bu gerçeği değiştirmez. Onlarla mücadele edilir ancak gerçek, gerçektir.

Camileri süslemek, duvarlarına insan isimleri yazmak, fakir çocukların eğitimi için harcanabilecek paralarla camiler için gereksiz harcamalar yapmanın Kur’an’daki hükmü nedir? Böyle yerlerde namaz kılınır mı?
Bunların hiçbiri Kur’an’a uygun değildir. Şirk kalıntısıdır. Ayrıntılı bilgi için İslam Nasıl Yozlaştırıldı adlı kitabımızın mescit maddesine bakabilirsiniz.

Ahzap Suresi’nin içeriğinden, evlatlık müessesesinin Kur’an tarafından onaylanmadığı anlaşılıyor. Bu hükme göre nasıl davranmak gerekir?
Evlatlık konusunda Kur’an’ın korunmasını istediği nokta, evlat edinilenlerin gerçek babalarının unutturulmamasıdır.

Müslüman kimliği taşımayanlar camide kendi dinlerinde ibadet edebilirler mi?
Camiye heykel, v.s. sokmamak şartıyla ibadet edebilirler. Peygamberimizin hayatında da örneği vardır.

Web sayfanızdaki soru-cevap bölümü Fetva müessesesine benziyor. İslam fetva kurumuna nasıl bakıyor?
Bizim sitemiz fetva kurumu değil, bilimsel sohbet ve tartışma ortamıdır. Kur’an’a göre fetvayı Allah verir, bilim adamları tartışır ve halka açıklık getirir. Bizim yaptığımız da budur.

Ölünce amel defterleri kapanmayacak olanlar kimlerdir?
İlim adamlarının, kamuya hizmet eden eser sahiplerinin, bir de insanlığa hayırlı eserler veren evlat yetiştirenlerin amel defterleri kapanmayacaktır.

Vacip nedir, sünnetten farkı var mıdır? Bayram namazları vacip mi yoksa sünnet midir?
Vacip, fıkıh dilinde müekked (pekiştirilmiş) sünnet karşılığı kullanılır. Yerine getirilmesi gerekli olan demektir. Vacip Hanefî mezhebinde bir terimdir ve müekked sünnet ifade eder. Bayram namazları sünnettir.

Camilerde kılınan namazların bir ekonomik maliyeti vardır. İmamın maaşı, elektrik, su giderleri, temizlik, bakım gibi… Bu giderler devlet bütçesinden karşılanıyor. Namazı kılan kişi sevabı alıyor ancak maliyetine karışmayıp başkalarına ödetiyor. Sevabı aldığı gibi maliyetini de ödemesi gerekmez mi? 70.000 caminin giderlerine katıldığım için bu kılınan namazlardan bana sevap düşer mi? Ya da hakkımı helal etmesem kılınan bu namazlar geçerli olur mu?
Camiler ve cami giderleri ile ilgili düşüncelerinize katılıyorum. Bu uygulamalar İslam dışıdır.

Perşembe akşamını Cuma gününe bağlayan gece eşlerin ilişkide bulunması ve içki içmek günah mıdır?
İçki içmek her zaman günah ve haramdır. Eşlerin ilişkide bulunması ise oruçlu olmak dışında her zaman serbesttir.

Biz Müslümanların kıblesi Kâbe’dir. İslam’a inanmayanlar, siz Kâbe’ye secde ediyorsunuz, Kâbe puttur, diyorlar. Nasıl cevap verebiliriz?
Kur’an’ın ifadesiyle Kâbe, birliği sağlayan bir yön göstericidir. Tek başına kılınan namazda Kâbe’ye dönmek şartı yoktur.

İslam yalnız bireye yönelik bir din midir? Eğer toplumsal yanları varsa (çok sayıda vardır) şeriat olmadan, İslam hukuku doğrudan devlet eliyle uygulanmadan bu yan nasıl tamamlanır?
Her din aynı zamanda toplumsaldır. İslam da öyledir. Bunun böyle olması devletin din devleti olmasını gerektirmez. Dinin temel verileri hemen hemen tüm hukuk sistemlerinde zaten esas alınmıştır. Elbette ki eksikler vardır. Dini temsil edenler layıkıyla adam olsalar bu eksikler de giderilir.

Osmanlı Devleti hakkındaki düşünceniz nedir? Bunlar İslamiyet’in yaşaması için mi padişahlık yaptılar yoksa niyetleri başka mıydı?
Niyetlerinin ne olduğunu bilemem ancak padişahlık İslam’a aykırı olduğundan İslam için padişahlık söz konusu edilemez.

“Mirac olayı İslam vahyinde yoktur” demişsiniz. Necm suresi 1-18. Ayetler Mirac’ı anlatmıyor mu?
Necm Suresi’nin Mirac’la hiçbir ilgisi yoktur. Sonraki zamanlarda yapılan yorumların zorlamaları söz konusudur. Ayrıntılı bilgi Kur’an’daki İslam kitabımızda vardır.

Fıkıh kitaplarında namazı terk edenlerin önce dövüleceği sonra öldürüleceği yazıyor. Açıklar mısınız?
Bu, sonradan uydurulmuş bir zulümdür. Ayrıntılar için Cevap Veriyorum adlı kitabımdan yararlanabilirsiniz.

“Asıl olan ruh mudur madde midir” sorusuna İslam felsefesinin verdiği yanıt nedir?
İslam’a göre asıl olan ruhtur.

Allah, Hz.Muhammed’e,”evreni senin için yarattım” demiş. Doğru mudur?
Bu, tamamen Hıristiyanlık’tan aktarılmış bir uydurmadır.

ABD’de İslamiyet konusunu öğrenmek isteyenlere hangi kitapları önerirsiniz?
Muhammed İkbal, Fazlulrahman ve İsviçreli Müslüman Schoun’un eserlerini önerebilirim.

Ölüye yapılan otopsi İslamca yasak mıdır?
Otopsi İslam’a aykırı değildir.

Gerçek İslam’a göre töre cinayetleri konusunda bilgi verir misiniz?
Töre cinayeti hem cinayet suçunu hem de şirk suçunu birlikte işlemektir. Çünkü töreyi kutsallaştırmak şirktir.

Bir dileğimizin yerine gelmesi için ermişlerin mezarında dua etmek doğru mudur?
Bu söylediğiniz tamamen şirktir.

Zekat nasıl hesaplanır? Evdeki eşyalarımızın ve arabamızın değerini hesaplayıp bunun 1/40’ını mı vereceğiz?
Zekat, ev-bark, yiyecek ve esas ihtiyaçlar dışında kalan servet üzerinden verilir. 1/40 ifadesi Kur’an’da yer almaz. Geniş bilgi, Kur’an’ın Temel Kavramları adlı kitabımın zekat maddesinde vardır.

Ağız dolusu kusmak orucu bozar mı?
Kusma eğer bir hastalık belirtisiyse orucu bozar. Tutamadığınız gün sayısınca sonra tutarsınız.

Bilerek oruç bozmanın kefareti nedir?
Orucunu yemiş olanlar için 61 gün aralıksız oruç tutma kefareti yoktur. Bu kişi gününe gün tutar ve Allah’tan affını diler.

Oruçluyken grip aşısı yaptırdım. Acaba orucum bozuldu mu?
Grip aşısının oruca zararı yoktur. Gıda değildir.

Allerjik nezle hastasıyım ve gün içinde çok yoğun burun tıkanıklığı yaşıyorum. Bu yüzden spray ilaç kullanmak durumundayım. Orucum bozulur mu?
İlaç olan sprayinizi kullanmak hiçbir şekilde orucunuzu bozmaz.

Vahdeti vücut nedir ve İslam’la bağdaşır mı?
Vahdeti vücut, varlığın birliği yani evrenin Tanrı’nın vücudu gibi algılanması fikridir. Bu düşünce Kur’an’dan onay alamaz.

Gerçek anlamda medyum (aracı) var mıdır, varsa neye aracıdır?
Bugün kullanıldığı şekliyle bir medyumluk yoktur. Ancak ilham alabilen,sezgileri kuvvetli insanlar vardır.

Kur’an’da geçen “burç” ifadesi ne anlama gelmektedir?
Burç Arapça bir kelime olup yıldız anlamındadır. Kur’an’da da bu anlamda kullanılır.

Peygamberimizin Yahudi ve Hıristiyanlarla savaşıp onları bizzat kılıçtan geçirdiğine yönelik yayınlar var. Bunlar doğru mudur?
Bunlar doğru değildir. Peygamberimiz sadece savunma savaşı yapmıştır. Ve kendisi hayatında hiçbir canlıyı öldürmemiştir.

Allah bir ruh mudur?
Allah’ın mahiyetini hiçbir kelime ile kayıtlayamayız. O, yaratan, yapıp-eden kuvvettir.

Allah bir enerji midir?
Allah hakkında kayıtlayıcı bir sıfat kullanamayız.

Livatadan hazer etmek nedir?
Livatadan hazer etmek, homoseksüellikten kaçınmaktır.

Domuzun yağı, kılı ve kemiği bazı yiyeceklerde kullanılmaktadır (Almanya’da). Bunları yemek haram mıdır?
Domuzun hiçbir şeyi gıda olarak kullanılamaz. Gıda dışında kullanılmasında sakınca yoktur.

Fitre nedir, kimlere düşer ve dinimizde yeri var mıdır?
Fitre vermek farz değil sünnettir. Hane halkından herkes için verilebilir. Ailenin ortalama gıda harcamasından bir kişinin bir günlük yiyeceğinin tutarı esas alınır.

Sigara içiyorum, dinimizde günah mıdır?
Haram değildir, çünkü böyle bir hüküm yoktur. Ancak sağlığa zararlı olduğu için mekruhtur.

Gıybetin dinimizce çok günah olduğunu biliyorum. Bir kişiyi yanlışlarından dolayı başka biriyle tartışıp eleştirmek gıybete girer mi?
Haklı olmanız şartıyla, konuştuklarınızı o kişinin yüzüne de söyleyebiliyorsanız, gıybet olmaz. 
(B. Pakman’ın notu: Gıybet: dedikodu)

Regl olduğumuz zaman hangi ibadetlerden sakınmalıyız? Bu durum bize verilen izin mi yoksa ibadetten men midir? Regl olduğumuz zaman oruç tutmamız sakıncalı mıdır?
Regl olduğunuz zaman size verilen ruhsat izindir, yasak değildir.Yani isterseniz her türlü ibadetinizi yapabilirsiniz. Geniş bilgi bu sitenin soru arşivinde ve İslam Nasıl Yozlaştırıldı kitabımın Kadın bölümünde vardır.

Hz. Muhammed’in hayatını öğrenmek için hangi kitabı önerirsiniz?
Muhammed Hamidullah’ın İslam Peygamberi adlı eserini okumanızı öneririm.

Hiçbir peygamberi birbirinden üstün kılmamamızı söylüyorsunuz. Bu durumda Bakara Suresi 253. ayet ne anlama gelmektedir?
Peygamberler arasında, özel şahsiyet değerleri açısından farklar elbette vardır. Ancak peygamberlik görevi açısından onları üstünlük yarışına sokamayız.
(B.Pakman’ın notu: “İşte resuller! Biz onların bazısını bazısına üstün kılmışızdır. Allah, onlardan bazısıyla konuşmuştur. Bazılarını da derecelerle yüceltmiştir. Meryem oğlu İsa’ya açık ayetler verdik ve onu Ruhulkudüs’le güçlendirdik. Allah dileseydi, onların ardından gelenler, açık-seçik mesajlar kendilerine ulaştıktan sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Ancak tartışmaya girdiler de içlerinden bazısı iman etti, bazısı küfre saptı. Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi. Ne var ki, Allah dilediğini yapıyor.” Bakara 253)

İslam tarihini anlatan en güvenilir kaynaklar nelerdir? Siz de İslam tarihini yazmayı düşünür müsünüz ?
İlk İslam tarihi konusunda, Muhammed Hamidullah’ın İslam Peygamberi adlı kitabıyla, benim Asrısaadet’in Şehitleri ve Asrısaadet’in Büyük Kadınları adlı kitaplarımı önerebilirim. Sonraki devirler için üniversitelerin yayınlarını okumaya çalışın.

Dinimize göre mankenlik mesleğini yapanlar günah işlemiş olurlar mı?
Mahremiyet şartlarına uymuyorlarsa günahtır.

İslam köleliği yasaklamış mıdır? Eğer yasakladıysa neden kölelik devam etmiştir?
Kur’an köleliği yasakladı ancak İslam adı altında uydurma bir din kuranlar bunu sürdürdüler.

Sayısaldan yüklü bir para aldım. Eğer haramsa bu parayı ne yapmalıyım?
Para haramdır. Hayır kurumlarına vermeniz en doğru yoldur.

Neden Yâsîn Suresi ölülerin arkasından okunuyor? Gelenek midir, emir midir?
Gelenektir. Yâsîn Suresi’nin bizzat kendisi diriler için okunmasını söylemektedir. (Ayet:69-70)
(B. Pakman’ın notu: “Biz o peygambere şiir öğretmedik. Şiir ona yaraşmaz/layık olamaz da. Ona vahyedilen, bir öğütten ve apaçık bir Kur’an’dan başka şey değildir; Diri olanı uyarsın ve inkârcılar üzerine söz hak olsun diye indirilmiştir.” Yasin 69-70)

Kur’an okunduktan sonra el Fatiha dendiği zaman 3 İhlas 1 Fatiha okuyoruz. İniş sırasına göre önce Fatiha sonra İhlas okumamız gerekmez mi?
Böyle bir sıralama şartı yoktur. Esasında el Fatiha deyip bunları okumak diye de bir şart yoktur. Gelenektir.

Kur’an’da, etin üstünde kan olduğunda onu yemeyin deniyormuş. Doğru mudur?
Usulüne göre kesilmiş her et yenir. Etin bizatihi kendisinin 1/3’ü kandır.Yasak olan bizatihi kanı yemektir.

Şirk bilindiği gibi kısaca Allah ile kul arasına aracılar koymaktır. Bir kimsenin Allah hakkında daha derin bilgi edinmek için bu konuda bilgili kimselere gitmesi de gayet doğaldır. Bu durumun şirk olmaması için ölçü nedir?
Ölçü, yararlandığınız insanları tartışma üstü, kutsal, cennet garantörü olarak kabul etmemektir.

Bir takvim yazısında, resim, köpek, heykel eve girerse o eve melek girmez denmektedir. Doğru mudur?
Kesinlikle doğru değildir, hepsi uydurmadır.

Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirinde, bir hadise göre Ramazan kelimesinin “Allah’ın isimlerinden bir isim” olduğu bilgisi veriliyor. Bu bilgiyi doğru kabul edebilir miyiz?
Bu bilgi doğru değil, bir uydurmadır. Ne yazık ki Elmalılı tefsirinde buna benzer uydurma hadisler vardır.

Cinsel birleşmenin olmadığı ancak karşı cinsle sarılmak, el ele tutuşmak esnasında cinsel organda meydana gelebilecek akıntı durumunda kişi cünup sayılır mı?
Birleşme olmasa da akıntı tam boşalma ise cünupluk oluşur. Eğer mezi denen küçük bir ön akıntı ise cünupluk olmaz.

Evliya nedir ve mucize gösterebilir mi?…
Kur’an’ın tanımına göre evliya, gerçek Müslümanlardır. Kur’an’ın hükümleri dışında fiilleri olanlara Kur’an,”şeytan evliyası” demektedir. Peygamberler dışında hiç kimse mucize gösteremez. Geniş bilgi Kur’an Açısından Şeytancılık kitabımda vardır.

Ben 4 yıl imam hatip lisesinde okudum. Bunca yıl öğrendiğim (tabi ki öğretmenler ve çevremden) bilgilerin yanlış olduğunu, daha doğrusu çoğunun yanlış olduğunu, kitaplarınızı okuduğumda, sizi dinlediğimde öğrendim. İçime işlemiş bilgilerden de kurtulmakta güçlük çekiyorum. Hep acaba haklımısınız diye tereddüde düşüyorum. Ama Kuran-ı Kerim’i okuduğumda haklı olduğunuzu görüyorum. Maalesef yine de bu kurdu içimden çıkaramıyorum. Tahmin ediyorum, mesleğinizde ilerleyip gerçeklerin aslında öğrendiklerinizle farklı olduğunu gördüğünüzde eski öğrendiklerinizi bırakıp gerçekleri uygulamakta tereddüt yaşamışsınızdır. İşte bu noktada şunu sormak istiyorum bunları aşmayı nasıl başardınız?
Duygularınıza aynen katılıyorum. O kurdu yok etmenin tek yolu, din meselesinde Kur’an’a teslim olmak ve onu tekrar tekrar üzerinde düşünerek okumaktır. Bir de şu gerçeğe dikkat etmek gerekir. Eğer o kurtlu düşünceler doğru olsaydı İslam dünyası bugünkü perişanlık içinde olur muydu?

Dinî bayram olarak adlandırdığımız Ramazan ve Kurban bayramlarının dinimizdeki yeri nedir?
Kur’an dini bayram diye bir kavram getirmemiştir. İnsanların kaynaşmasına yarayan bütün örfler gibi bayramlar da güzeldir. Dinî de millî de olabilir.

Bulunan para ya da değerli eşyayı ne yapmamız gerekir?
Sahibini bulamazsanız yoksullara veya hayır kurumlarına verin.

Zekat, fitre ve sadaka arasındaki farkı açıklar mısınız?
Sadaka her türlü bağışın genel adıdır. Fitre, Ramazan’da verilen baş sadakasıdır. Zekat ise, zenginlerin imkanı elde ettikleri zamanda verdikleri zorunlu bağıştır. Vergiler zekattan mahsup edilebilir.

Haram aylar ne demektir ve bunlar hangi aylardır?
Haram aylar; çatışmanın, kan dökmenin yasak olduğu aylardır. Bunlar; Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarıdır.

Rüya tâbiri yapmak doğru mudur? Bunu kimler yapabilir? Bu konuyla ilgili bir kitap var mıdır?
Bu çeşit kitaplarda yazılanlar genel ifadelerdir. Rüya tâbiri kişiden kişiye değişir. Rüyalarınızı kendiniz çözmeye çalışın.

Ramazan ayından (bayramdan) sonra 6 gün oruç tutulmasının dayanağı dinî midir, gelenek midir? Ramazan ayının dışında oruç tutmanın yasak veya faydalı olduğu günler var mıdır?
6 gün oruç tutulması gelenektir. Ramazan ayı dışında oruç tutmanın yasak veya faydalı olduğu günler gibi dinin bir emri yoktur.

Kur’an’da Hz İsa’yla ilgili bir ayette, o ölmedi, onu yükselttim, ancak insanlar öldü zannetti dediğini hatırlıyorum. Başka bir ayette de, her insan ölümü tadacaktır deniyor. Hz. İsa’nın yeniden dünyaya gelmeyeceğini de söylüyorsunuz. Bu durumda Hz. İsa ölümü tadmamış mı olacak? Bu durum Kur’an’aykırı değil midir?
Bahsedilen ayet Hz. İsa’nın ölmediğini değil, çarmıha gerilmediğini, asılmadığını söylüyor. Ölüme gelince, Kur’an Hz. İsa’nın öldüğünü açıkça bildirmektedir. (Mâide Suresi, 117)
(B. Pakman’ın notu: Yaşar Nuri Öztürk mealine göreOnlara, senin bana emrettiğin şu sözden başka bir şey söylemedim: ‘Benim Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.’ İçlerinde olduğum sürece üzerlerine tanıktım. Sen beni vefat ettirince yalnız sen gözetleyici oldun. Ve sen zaten herşey üzerinde bir Şehid’sin, bir tanıksın.” (Maide 117). Burada Hz. İsa “beni vefat ettirince” diyor. Ancak başka birçok mealde de “beni içlerinden alınca”, beni aralarından alınca”, “beni alınca”, “beni aldıktan sonra” diyor. Bu meallerin Nisa 158’e daha uygun olduğu görülüyor:Allah onu kendisine yükseltti”. Nisa 158

Ölünün arkasından, “devir” adıyla, günahları veya gitmediği hac borcu ya da kılmadığı namaz borçları hesap edilip karşılığınca para veriliyor başka insanlara. Bu doğru mudur? İnsanın kendine farz olan kılmadığı namazlar hesabınca yoksulara ya da kime olursa olsun birilerine para verip namaz borçları silinebilir mi?
İbadetlerde vekâlet olmaz. Böyle bir sistem İslam’da yoktur. Sonradan hurafe sistemi tarafından uydurulmuştur.

Dinimiz müşriklerle evlenmeyi yasaklamıştır. Ateist bir kız arkadaşım var! Ateistler müşrik kategorisine girer mi? Onu çok seviyorum. Benim inancım karşısında oldukça hoşgörülü ve aramızda hiç bir dinî problem yok.
Ateist müşrik demek değildir. Müşrik, Allah’ın varlığını kabul edip O’nunla insan arasına yedek ilahlar koyan zihniyettir.

Kur’an’ın genel olarak sadece erkekleri muhatap alması konusunda ne düsünüyorsunuz?
Bu bir dil özelliğidir. Genel hitaplarda Arapça’da erkek kipleri kullanılır.

Üzerinde tartışılmayacak kadar güvenilir hadislerin içinde “Veda Hutbesi” de var mıdır? Eğer varse hutbe içinde geçen:“Ey nas, bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanatını kurmak kudretini ebedi surette kaybetmiştir.”cümlesinden ne anlamalıyız?
Veda hutbesi de nihayet bir rivayettir ve çok uzun bir rivayettir. Değişik şekilleri olan bu rivayete de sonradan eklemeler yapılmış olabilir. Kur’an’a uymayanlarını bu tür eklemeler saymak gerekir.

İslam’ı Alevi olarak algılamaya çalışan arkadaşların dini yaşamada,ibadet sıcaklığını yakalamada karşılarına keskin klişe setler çıktığına inanıyorum.  Bilgi yoksunluğundan namaz, eskiler tarafından ecdatlarını kesen, yakan, derisini yüzen düşman kampın siyasi sembolü olarak algılanıyor. Kendilerine doğrudan namaz kılma sorulduğunda hiçbiri reddetmiyor. Ama gönüller kinle katılaştığı için genç arkadaşlara görünmez baskı havası oluşuyor. Sizin görüşleriniz nedir?
Görüşünüze aynen katılıyorum. Bu yanlış anlayış ne yazık ki hâlâ yaşatılmaktadır. Çare Kur’an’ı anlayarak okumak ve yaşamaya çalışmaktır.

İslam’a ait olduğu iddia edilen tüm ibadetlerin Hz. İbrahim devrinden kaldığı görülüyor. Bu durumda Hz. Muhammed’i İslam’dan evvel namaz kılan, oruç tutan, hacca gitmiş ve sünnet olmuş biri olarak tanımlayabilir miyiz?
İbadetler özü itibariyle bütün peygamberlerde aynıdır. Şekil yönü ise her peygamberde değişiktir. Peygamberimizin bu saydığınız ibadetleri yapması peygamberliğin gelişinden sonradır.

Regaip kandilinin kutlandığı gecede regaip adını Allah Kur’an’da belirtmemişse eğer, O’ndan başka kim bunu bilebilir ve böyle bir an kutlanabilir mi?
Regaip diye bir gece ve böyle bir kutlama yoktur. Sonradan uydurulmuştur.

İbrahim Suresi 6.ayette,”Musa’nın kendi toplumuna şöyle dediği zamanı da hatırla” cümlesi Hz.Muhammed’in, Hz.Musa devrinde de yaşadığının mı yoksa Tevrat’ı okumuş olduğunun mu delilidir?
Hiçbirinin delili değildir. Bu ifade Arapça’da geçmiş olayları anlatmak için kullanılır. Muhatabın onları yaşadığını göstermez.

İslam’da emeksiz kazanç haramdır, bunu siz de söylüyorsunuz. Fakat banka faizi haram değildir, diyorsunuz. Buna bir açıklama getirir misiniz?
Banka faizi emeksiz kazanç değildir. Emek mahsulü olan paranızın çalıştırılmasından elde edilen nemadır. Ancak bu faiz, enflasyon miktarını aşamaz.

Allah’ın Âlim isminin belli sayıda ve muntazam olarak zikredilmesi halinde insanların ilminde artma olur mu? Yani Allah’ın isimleri zikredilerek bu isimlerin manaları insanlarda açığa çıkar mı?
Bu, Hint sisitemlerindeki yöntemdir. İslam’da geçerli değildir. İlim çalışarak kazanılır.

Kur’an’da Hz. Musa ile ilgili ayetler diğer peygamberlerden çok fazla. Sebebi nedir?
Beniisrail, Allah’ın örnek nesil olarak seçip eğittiği ve çok şey beklediği bir nesildir. İhanetleri Allah’ı çok öfkelendirmiştir. Bu serüven üzerinde çok durulması bundandır.

Kur’an’ı bir müzik eseri olarak okumak ne zaman ve nerede başlamıştır? Bir anlamı,bir yararı var mıdır?
Kur’an okuma hangi şekilde olursa olsun makbuldür. Makamla okuma ilk günden beri vardır. Ancak Kur’an’ın istediği anlayarak okumaktır.

Nuh peygamberin normal insan ömrünün çok üstünde yaşadığı Kur’an’da belirtiliyor. (950 yıl) Bu, sünetullaha ters değil midir?
Hz. Nuh konusunda geçen 950 yılın hangi takvim sistemine göre belirlendiğini bilmiyoruz. Bizim takvim sistemimiz olmadığı kesin. İşin esası ileride birgün kesinlik kazanabilir.

Duydum ki evlenmemek günahmış. Doğru mudur?
Dinimizde böyle bir günah yoktur.

Küsmek İslamiyet’te hoş karşılanmayan bir davranıştır. Ancak gerek akrabalar gerek arkadaşlar arasından bazı insanlar var ki, bunlarla barışıklık maddi-manevi zararlara yol açabiliyor. Kalplerini kırmadan mesafe koymanın dinen sakıncası var mıdır?
Yoktur. Kalp kırmamak ve haklarını çiğnememek şartıyla mesafe konabilir.

Bazıları yüzü koyun yatmayı haram sayıyor ve bunu Kur’an’a dayandırıyor. Açıklar mısınız?
Bu yatış tarzının Kur’an’la ve dinle hiçbir ilgisi yoktur.

Birçok insan din konusunu öğrenirken kafalarının karşmasından ve bu nedenle de, dinlerini, inançlarını kaybetmekten, ruhsal dengelerini kaybetmekten, yobazlaşmaktan korkuyor ve dini öğrenmek yerine onu hiç öğrenmeyip, Kur’an’ı hiç okumayıp zihninde kendince canlandırdığı bir İslam’a inanıyor. Bunun sonucunda da din cenazeden cenazeye hatırlanan basit bir gelenek/mezarlık dini durumuna indirgeniyor. Bu durumu veinsanlarımızın bu hal ve tavırlarını nasıl değerlendirirsiniz?
Bu tavır ve anlayış yüzündendir ki, Müslümanlar dünyanın önünde perişan oldular. Ve en büyük dinî cemaatler bugün, dergilerine Hz. İsa’nın resmini kapak yaparak üzerine şunu yazabiliyorlar: “İnsanlık O’nu bekliyor. O gelecek ve hepimizi kurtaracak.”(!)

Şans, rastlantı ve tesadüfe inanır mısınız? İslam’da yeri var mıdır?
Tesadüfün varlık düzeninde yeri yoktur. Bizim tesadüf dediğimiz olgular başka bir sisteme uygunluktur.

Nasip kısmet diye bir şey var mıdır? Bazıları diyor ki,sen ne yaparsan yap, sana yazılmış olan kızla evleneceksin. Doğru mudur?
Doğru değildir. Akıl ve iradeyi kullanmak gerekir.

Kaderle ilgili bir cevapta, “Allah bildiği için biz yapmıyoruz, bizim ne yapacağımızı Allah biliyor.” diyorsunuz. Allah bizim ne yapacağımızı biliyorsa bizniye bu dünyadayız, niye imtihandan geçiyoruz?
Allah’ın bilmesi bizi şartlamıyor, O sadece hareketlerimizden sonucu görüyor.

Üniversite öğrencisiyim. Erkek arkadaşımla kalmayı düşünüyorum. İmam nikâhı için bir imamla görüştüm. Resmi nikâh gerektiğini söyledi. Ne dersiniz?
Tescili olmayan bir nikâh geçerli değildir. İmam doğru söylemiştir.

Tevbe Suresi’nin başlangıcında neden besmele yoktur?
Savaş halini düzenleyen bir sureye, Allah’ın rahmetini ifade eden bir cümle ile başlanmamıştır.

Bir arkadaşımın kalbini ona haksızlık ederek kırdım. Sonra ondan yüzlerce defa özür diledim ama kabul etmedi. Yüzümü bile görmek istemiyor. Ben bu olaya kul hakkı açısından baktığımda binlerce kere onun gönlünü almaya çalıştım ama nafile. Affetmeyeceğini söylüyor. Kul hakkımı nasıl öderim?
Sizin davranışınız sizi sorumluluktan kurtarmıştır. Bundan sonrası arkadaşınıza kalıyor.

Bazı zikir ve duaların belli sayılarda tekrar edildiği takdirde etkili olduğu söyleniyor. Doğru mudur? Doğruysa bu rakamlar neye göre belirlenmiştir? Bir de neden bütün peygamberler erkeklerden seçilmiştir?
Dua ve zikirde sayı tutkusu Kur’an’ın ruhuna aykırıdır. İslam’a Budizm’den geçmedir. Peygamberlerin neden erkeklerden seçildiği sorusunun cevabını ise sadece Allah bilir.

“Yemin olsun ki biz, insanlardan ve cinlerden birçoğunu cehennem için yarattık. “ayetini açıklar mısınız?
Bu ayet, insan ve cinlerin eylemleri ile daha çok cehennemlik olacaklarını, Allah’ın sonsuz ilmiyle önceden bildiğine işarettir.

Kur’an’da sadece Ortadoğu civarına gelmiş peygamberlerden söz edilir. Peki Çin’de ve diğer uzak bölgelerde peygamberlik hususunda ne oldu? Onlar niçin anılmamıştır?
Bütün bölgelere bütün dinlerden peygamber gelmiştir. (Fâtır Suresi, 24) (
B. Pakman’ın notu:Biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Her millet için mutlaka bir uyarıcı (peygamber) bulunmuştur.” Fatr 24)

Şöyle iki hadis olduğu söyleniyor: Peygamber Efendimiz demiş ki, “Herşeyin bir kalbi vardır, Kur’an’ın kalbi de Yâsîn Suresi’dir”. Bir de “Kur’an’ı okurken okuduğunuz her harf kadar üzerinize sevap yazılır”. Bu iki hadisin doğruluğu nedir?
Bu rivayetlerin ne doğruluğuna ne de değerine inanmayın. Kur’an okumanın anlam ve önemini Kur’an’dan neden öğrenmiyorsunuz?

Dünyadaki en cimri insan bana salât getirmeyendir” hadisi doğru mudur?
Bu sözler uydurmadır.

Osmanlı Devleti senelerce İslamiyet’i yaymak için kendisine ait olmayan toprakları fethetti. Bunun neticesi olarak da tabii ki kan döktü. Tek suç Müslüman olmamak, farklı bir dine tabi olmak. Ve Osmanlı Devleti bunları yaparken padişahları da bizzat halifeydi. Haremi olan, şarap içen, canı sıkıldıkça insanların kellerini vurduran, kardeşlerini öldüren cinsten halife. Osmanlı Devleti kendisine ait olmayan ve zulum görmemesine rağmen kendisinin olmayan toprakları cihat adı altında fethetti. Acaba bu cihat mantığı İslam’a uygun mu? Çünkü bizler senlerce Viyana kapısına dayanmakla övündük. Dini açıdan bu yaptıklarımız doğru muydu? Yani şimdi bir İslam ülkesi dini yaymak adına gidip de başka bir ülkeye şavaş açsa bu doğru mu olur?
Söylediklerinize aynen katılıyorum. Yaptıkları tamamen yanlış ve İslam dışıydı. Dünya bugün o yanlışların faturasını bize ödetiyor.

Halk arasında hayvanların, özellikle de kedilerin ve köpeklerin gözlerinde perde olmadığı ve bizlerin göremediği bazı latif varlıkları gördüğü söyleniyor. Bunun dini bir dayanağı var mıdır?
Böyle bir şeyin dinî bir dayanağı yoktur.

Domuz eti yemek haramdır diyorsunuz ve Müslüman olmayan bir kişiye açıklama olarak Hans Heinrich Reckeweg’in kitabını öneriyorsunuz. Bunlar gerçek ancak karşılık olarak inek ve hindi eti de hastalıklı, onları neden yiyorsunuz diyorlar. Bu konuda ne diyebiliriz?
Her şey hastalıklı olabilir. Önemli olan en iyisini seçmektir ve sağlığı korumaktır. Kur’an en iyisini seçmenin yolunu gösteriyor.

Dünyada bazı toplumlara, en azından şimdi yaşayan insanların bazılarına, İslam dini ulaştırılamamıştır. Bu insanlar inanç konusunda sorumlu tutulabilirler mi?
Hayır, bu insanları sorumlu tutamayız.

Hızır kimdir? Halk arasında, darlık ve sıkıntı zamanlarında, bu durumların aşılması için Allah’ın vesile kıldığı bir melek olarak kabul ediliyor. Doğruluğu nedir? Birde geçmiş dönemlerde yaşamış bazı büyük velilerin Hızır’la görüştüğü söylenir. Ve bunların başında Beşiktaşlı Yahya Efendi’den söz edilir. Hatta Yahya Efendi,Kanuni Sultan Süleyman ve Hızır’ın sandal hikâyesi şiirlere bile konu olmuştur. Bu konularda düşünceleriniz nelerdir?
Hızır’la ilgili söylenenlerin hiçbiri Kur’an’a uymaz. Kur’an’da “Hızır” diye bir kavram da yoktur.

Nûr Suresi 3. ayette haram kılınan zina mıdır yoksa zina etmiş biri ile evlenmek mi?
Bu ayet, fahişeliği meslek edinenlerle evlenmeyi yasaklıyor. Kişi tövbe ederse yasak kalkar. Zina eden erkeği zina eden bir kadın veya putperest bir kadından başkası nikâhlamaz.
(B. Pakman notu:Zina eden kadına gelince, onu da zina eden bir erkek veya putperest bir erkekten başkası nikâhlamaz. Müminlere bu, haram kılınmıştır.” Nur 3)

Din amaç mıdır, araç mıdır?
İslam bilginlerinin ittifakı ile din de bir araçtır. Amaç, insanın tekâmülü ve Allah ile birlikte olabilme şuurudur.

Hırkacılık ne demektir?
Tarikat hurafelerinden biridir. Hırkanın, kutsallaştırılan kişilerin ruhsal kişiliğini temsil ettiğine inanılır, İslam dışı bir gelenektir.

Ramazan ayında eşler cinsel ilişkide bulunabilir mi?
Oruç saatleri dışında cinsel ilişki haram değildir.

Kur’an’ın evli kadınların herhangi bir işte çalışmaları hususundaki görüşünü öğrenmek istiyorum.
Evli kadınların çalışmalarını engelleyen hiçbir Kur’ansal ilke yoktur. Peygamberimizin eşlerine ilişkin özel düzenlemeler vardır. Ancak onların başkalarını bağlamadığını bizzat Kur’an söylemektedir.

Habil-Kabil olayının hakikati nedir? Oradaki karga neyi sembolize eder? Sunak taşına konan adakların anlamı nedir? Güzel olan kız kardeşle evlenmek için kardeşini öldürmesinin anlamı nedir?
O anlatımlar semboliktir. Gerçek delaletlerini bilemiyoruz. Kız kardeşle evlenme söylemi Kur’an’da yoktur.

Tevbe Suresi 5. ayetin, yüce kitabımız Kur’an’ın genel mantığıyla çeliştiği gibi bir izlenim edindim, ancak bu ayetin indiği dönemdeki olaylar hakkında bilgi sahibi de değilim. Burada açıkca insan öldürmeye davetiye çıkmıyor mu? Kur’an’ın yani kısaca yüce Rabbimizin kelamının en basit bir insan mantığına dahi ters gelmesi düşünülemez. Açıklar mısınız?
Bu ayet, şartları doğmuş bir savaşla ilgili taktikler vermektedir. Antlaşmaları ihlal etmiş müşriklere, ihlallerine rağmen 4 ay daha süre tanınıyor. Geniş bilgi için Kur’an’ın Temel Kavramları kitabımın “kıtal” maddesine bakabilirsiniz.

Rabıta İslamî mi yoksa Budizim kaynaklı mıdır?
Tamamen Budist ve Hint kaynaklıdır.

İpekten yapılmış kıyafetlerin giyilmesi erkeklere haram mıdır? Haram ise bildiğimiz her hangi bir sebebi var mıdır?
Sebep yerel ve tarihseldir. Her zaman için geçerli olsaydı Kur’an’da yer alırdı.

Türbecilik dinler tarihinde ilk ne zaman görülmektedir?
Türbecilik çok eski devirlerden beri vardır. Şintoizm’de iyiden iyiye kurumlaşır. Oradan da tarikatlar yoluyla İslam’a aktarılmıştır.

Afganistan’da hüküm süren Taliban’ın İslam’la ilişkisi nedir? Bunlar Müslümansa biz neyiz? Müslüman ülke olarak bildiğimiz Afganistan’da Müslümanlara karşı savaşmak caiz midir? Türkiye’den gidip orada ölen askerler şehit olurlar mı?
Taliban, İslam adı altında İslam olmayan bir din yaşıyor. Dini böylelerinden kurtarmak gerekir. Orada ölen Türk askerleri elbette şehit olurlar. Ancak orayı sömürmek için giden Haçlı askerler şehit olmaz.

Kurşun dökmenin etkisi var mıdır ve dinimizce haram mıdır?
Hiçbir etkisi olamaz. Dinimizce de şirktir.

Başkalarına lâkap takmak günah mıdır?
Başkalarına lakâp takmak, Hucurât Suresi 11. ayette açıkça yasaklanmıştır. (
B. Pakman’ın notu: “Ey inananlar! Bir topluluk başka bir toplulukla alay etmesin. Olabilir ki, alay ettikleri topluluk kendilerinden hayırlıdır. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler. Alay ettikleri, kendilerinden hayırlı olabilir. Öz benliklerinizi ayıplamayın/kendi nefislerinizde ayıplar aramayın; birbirinize lakaplar yakıştırmayın. İmandan sonra fasıklıkla adlanmak ne kötü şeydir. Kim ki tövbe etmez, işte böyleleri zalimlerdir.” Hucurat 11)

“Eğer gücünüz yeterse ve imkânınız olursa Medine-i Münevvere’de ölünüz.” şeklindeki hadis doğru mudur?
Kesinlikle uydurmadır. İslam’ın ve aklın verilerine tamamen aykırıdır.

Rüyamızda Peygamber Efendimizi görmek yani yüzünü görmeden rüyadaki kişinin o olduğunu hissetmek bir kişinin cennetlik olduğunu belirtir şeklindeki fikir doğru mudur, doğru değilse bile bu neyin işareti sayılabilir?
Rüya, rüyadır. Kim görürse yalnız kendisi için kanıt olur. İslam’ın hükmü budur. Hiç kimse rüyasıyla âhirette bir yere gidemez. Kur’an bunu kabul etmez.

Gerçek İslam’a göre, kız evladın ikinci sınıf evlat muamelesine maruz bırakılması, erkek evladın kayırılıp üstün tutulması, kız çocuklarının okuma, yazma, eğitim görme haklarının çiğnenmesi hakkında bilgi verir misiniz?
Saydıklarınız putperestliğin uzantılarıdır.

Kur’an’da sık sık gayrimüslimler ya da inançsızlar için ”öldürün, onlardan dost edinmeyin vs.” gibi anlatımlar geçiyor. Ben bunu kitabımızın genel yapısına uygun bulamıyorum. Böyle yapsaydık gayrimüslimler korkudan Müslüman olmak zorunda kalırlardı ki, dinimizde zorlama yoktur. Açıklar mısınız?
O ayetler, şartları doğmuş ve başlamış harp halini düzenlemektedir. Geniş bilgi için Kur’an’ın Temel Kavramları kitabımın “kıtal” maddesinden yararlanabilirsiniz.

Ailemle gittiğim evlerde genellikle haremlik selamlık yapılıyor. Bunun Arap âdeti olduğunu söyledim, hatta Nur Suresi 61. ayeti okudum. Beraber yemek yiyebileceğimizi ve oturabileceğimizi anlattım. Karşı çıktılar. Yorumunuz nedir?
Âdetlerini din yapanlar böyle davranır. Âdetleri din yapmak şirktir. (B. Pakman’ın notu: “Sizin için de gerek kendi evlerinizden gerekse şu kişilerin evlerinden yemek yemenizde bir sakınca yoktur: Babalarınızın evleri yahut annelerinizin evleri yahut kardeşlerinizin evleri yahut kızkardeşlerinizin evleri yahut amcalarınızın evleri yahut halalarınızın evleri yahut teyzelerinizin evleri yahut anahtarı size teslim edilmiş olan evler yahut arkadaşlarınızın evleri. Hep birlikte yahut ayrı ayrı yemenizde sizin için hiçbir sakınca yoktur. Evlere girdiğinizde, Allah katından bir esenlik, bir bereketlilik, bir temizlik dileği olarak kendinize de selam verin. Allah size ayetleri işte böyle ayan beyan bildiriyor ki, aklınızı çalıştırabilesiniz.” Nur 61)

Cinsel içerikli yayın izlemenin dindeki yeri nedir?
İnsanı boşluğa ve dengesizliğe iten bu tür yayınları dinin tasvip etmediği kanaatindeyim.

Merhaba sayın hocam, öncelikle insanların kısmeti başkaları tarafından bağlanır mı? Bağlanırsa nasıl kurtuluruz? Domuz yağı ile yapılan pislikten ve peri yeline okumadan nasıl kurtuluruz? Eğer bu sorularımı yanıtlayabilirseniz teşekkür ederim. Allah’a emanet olun.
Bu söylediklerinizin hepsi hurafedir.

Fal baktırmayı dinimiz açısından nasıl yorumluyorsunuz? Gelecekten haber verecek herhangi bir varlık var mıdır?
Mâide Suresi 3 ve 90. ayetler, dinimizin bu işlere nasıl baktığını açık bir şekilde vermektedir.
(B.Pakman notu:Şunlar size haram kılınmıştır: Boğazlanmayarak ölmüş hayvanın eti, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlananlar, bir de boğulmuş yahut vurulmuş yahut yuvarlanmış yahut süsülmüş yahut canavar yırtmış olup da canı üzerindeyken kesemedikleriniz, dikili adak taşları üzerine boğazlanan hayvanlar, fal oklarıyla kısmet paylaşmanız… Bütün bunlar birer fısktır, yoldan çıkıştır. Küfre batmış olanlar bugün dininizden ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim. Şu da var ki, her kim ciddi bir açıklıkla yüzyüze gelir de günaha kaçmak maksadı olmaksızın onlardan yemek zorunda kalırsa, elbette Allah Gafur ve Rahim’dir.” (Maide 3) “Ey iman edenler! Uyuşturucu, kumar, tapılmak içim dikilen taşlar, fal okları şeytan işi birer pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.” Maide 90). 

Bir yakınımızı kaybettiğimiz zaman 3 günden fazla, eğer eşimizi kaybetmişsek 4 ay 10 gün den fazla yas tutulmayacağı doğru mudur?
Bunun gün sayısı yoktur. İnsanların yüreğine hükmetmek de mümkün değildir. Ancak erken toparlanmakta yarar vardır. (4 ay 10 gün Bakara Suresi, 234. ayette verilmiştir.)
(B. Pakman’ın notu:İçinizden ölüp de geriye zevceler bırakanların bu eşleri, dört ay on gün kendi başlarına beklerler. Sürelerini tamamladıklarında kendilerince uygun gördüklerini örfe uygun biçimde yapmalarında sizin için bir sakınca yoktur.Allah, yapmakta olduklarınızdan gereğince haberdardır.” (Bakara 234). 

Hz.Muhammed’in babası Hz.Abdullah’ın rüyasında görüp zemzem suyunu bulduğu doğru mudur? Yoksa Hz.Muhammed’in asasını yere vurarak zemzem suyunu çıkardığı mı doğrudur?
Bu söyledikleriniz tarihsel belgelere bağlanamayan rivayetlerdir.

Hz. Muhammed’in “keşke” sözünden rahatsız olduğu, bu sözün Allah’ın takdirini beğenmemek olduğunu söyleyip ashabına “keşke” sözünü yasakladığı doğru mudur?
Havalecilik ve hayalciliği sevmediği doğrudur. Bunu değişik biçimlerde ifade etmiştir.

Hz. Nuh kavminin başına gelen olay bölgesel bir olay mıdır, yoksa bütün dünya sular altında kalıp Nuh’un gemisi dışında kalan canlılar yok mu olmuştur?
Bu konuda kesin bir bilgiye sahip değiliz.

Ezana sonradan eklemeler yapıldığı söyleniyor. Doğru mudur? Doğru ise ekleme yapılmamış halini biliyor muyuz?
Sabah namazında okunan kısım, ezana sonradan eklenmiştir. Başka eklemelerin varlığı söyleniyor ancak ben tespit edemedim.

Hz. Ayşe’nin evlendiğinde yaşının 9 olduğu doğru mudur?
Tamamen iftiradır. Geniş bilgi için Asrısaadetin Büyük kadınları adlı kitabımı okumanızı öneririm.

Bazı vakitlerde yapılan ibadetlerin daha sevap olmadığını bir soruya cevap olarak vermişsiniz. Kadir gecesinde yapılan ibadetlerin bin ayda yapılan ibadetten daha hayırlı olduğu belirtilmiyor mu?
“Kadir gecesinde yapılan ibadet” tâbiri Kur’an’da yoktur. Kadir gecesinin yüceliği Kur’an’ın o gece inmesindendir. Kadir gecesi ibadeti diye bir kavram Kur’an’da yer almaz. Lütfen, Kur’an’ı daha dikkatli okumaya çalışalım.

Tüp bebek yapmak caiz midir?
Kendi tohumunuzla tüp bebek yapmak caizdir.

Bir mezarlığın yanından arabayla geçerken, müziğin sesi dışarıya çıkmayacak ve kimseyi rahatsız etmeyecek kadar hafif olduğu halde, şoför koltuğunda kim varsa müziği kapatıyor. Bunun dinî bir açıklaması var mıdır?
Konunun dinle bir ilgisi yoktur.

Diyanet takviminin arkasında su sözler yazıyor: “İlahi hükümlerin ikinci kaynağı kabul edilen sünnete gelince bunun iki işlevi vardır: 1. Kur’an’ı açıklamak, 2. Kur’an’da bulunmayan herhangi bir hükmü koymaktır.” Sünneti dikkate almadan Kur’an’ı bütünüyle anlamak mümkün değildir. Bunlar da gösteriyor ki, Peygamberimizin, Peygamber olarak söylediği söz ve yaptığı davranışları Allah’ın denetimindedir. Bunun içindir ki, Kur’an’da Peygamber’e itaatın Allah’a itaat olacağını bildirilmiştir.” Bu sözlere göre önce hadis sonra Kur’an okumamız gerekiyor. Ama hangi hadis doğru acaba? Bu sözlere katılmıyorum, sizin görüşünüz nedir?
Hadislerin Kur’an’da olmayan hükümleri koyacağını söylemek açıkca küfürdür. Hz.Peygamber’e uymadan bahseden ayet, onun canlı model varlığını kastediyor, ona isnat edilen büyük çoğunluğu uydurma olan sözleri değil.

Bir mabedin içinde mezar varsa orada ibadet edilmeyeceğini hatta tevhide ters olabilir diye resim yazı gibi şeylerin bile tehlikeli olacağını duyurdunuz. Kur’an Kâbe’de Hz. İbrahim’in makamı vardır diyor. O zaman Kâbe’nin etrafında nasıl ibadet edilir? İçinde mezar olan ibadethanelerle Kâbe aynı konumda olmaz mı?
Hz. İbrahim’in makamı Hz. İbrahim’in mezarı değildir. Hz. İbrahim’in ibadet ettiği yerdir. Kâbe’de hiçbir mezar yoktur.

İslam’da devlet kurma gibi bir ideal var mıdır?
Devlet kurma insanî bir gerekliliktir. Ancak Kur’an belirli bir devlet şeklinden söz etmez. Geniş bilgi için İslam Nasıl Yozlaştırıldı adlı kitabıma bakabilirsiniz. 

Allah’a dua ederken ellerimi açmadan sessizce (beynimde) dua ediyorum. Doğru mudur?
Duanın ellerle bir ilgisi yoktur. Dua kalbinizle yapılır.

Bütün peygamberler eşit statüde ise, “Evren oluşmadan Hz.Muhammed’in nuru yaratılmıştı.” ve Ehlibeyt’ten Cafer Sadık’ın “Allah’ın yarattıkları içinde ilk vücut verdiği Hz. Muhammed’in zerreleridir.” sözü ve Allah’ın Hz. Muhammed için, “Sen olmasaydın bu âlemleri yaratmazdım.” sözlerini nasıl anlamamız gerekiyor? Her şey gerçekten de Hz. Muhammed için mi yaratıldı?
Hz. Muhammed ile ilgili bu anlayış Hıristiyanlık’tan aktarılmış bir hurafedir. Kur’an’a uymaz.

Evlendiğimiz zaman çeşitli sebeplerle 2’den fazla çocuk yapmamak için önlemler almak uygun mudur?
Evet, uygundur. Peygamberimiz denetiminde de doğum kontrolü yapılmıştır. Geniş bilgi Almanca’ya da çevrilen 400 Soruda İslam kitabımda verilmiştir.

Cinsel işlev olmadan bir kız ile erkeğin sevgili olması ve çıkmasının dinen hükmü nedir?
Dinen bir engel yoktur.

Hz. Peygamber’in gerçek sünneti Kur’an’dadır diyorsunuz. Ancak Kur’an’da olmayan birçok şey sünnette var. Açıklar mısınız?
Kur’an’da olmayanlar yorumdur. Yorumlar Kur’an’a aykırı değilse onlardan da yararlanılır.

Şu ana kadar dünyaya gelen ve gelecek bütün insanların en mükemmeli Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed’dir diyebilir miyiz?
Evet, diyebiliriz ve demeliyiz.

Sizce ülkemizdeki imam hatip liseleri ve ilahiyat fakülteleri kaliteli, doğru ve yeterli bir din eğitimi veriyorlar mı?
Asla veremiyorlar. 70’li yıllardan sonra siyasal İslam bu okulları mahvetmiştir.

Kimi insanlar üzerlerine okunmuş pirinç v.b. şeyler takıyorlar. Bunları şirk olarak kabul edebilir miyiz?
Evet, edebilirsiniz.

Tütsü yakmanın ruhanî veya manevî bir gücü var mıdır?
Tütsü yakmak ilkel bir şark örfüdür.

Bir insanın Kur’an ayetlerini yanında taşıyarak bunların vasıtası ile Allahına koruması için yalvarması uygunmudur?
Kur’an hiçbir şekilde tılsım aracı yapılmamalıdır.

Evimde bulunan yaprak takvimde Cuma günü tırnak kesmenin günah olduğu yazıyor. Bana biraz saçma geldi, açıklar mısınız?
Bunlar tamamen bâtıldır. Bu saçmalıklara inanmayı sürdürmeyelim.

Muharrem orucunun İslam’da ve Kur’an’da yeri nedir? İslam’dan önce toplumlar hangi ayda oruç tutmuştur?
Muharrem orucu Kur’an’da geçmez ancak Peygamberimiz tutmuştur, sünnettir. İslam öncesi oruç tutulduğu kesindir ancak hangi ayda olduğunu bilmiyoruz.

Kur’an’ın Türkçe karşılığı nedir?
Kur’an, okunacak şeyleri toplayan kitap demektir.

“Allah; ilmi isteyene zenginliği de istediğime veririm, diyor” denen bir söylem var. Bunda bilimsellik var mıdır?
Böyle bir söylem Kur’an’da yoktur ve Kur’an’a da aykırıdır.

Dinen uygun ve ideal bir cami nasıl olmalıdır? Genel hatlarıyla özelliklerini verebilir misiniz?
İslam’da resmî mabet anlayışı yoktur. Dine uygun diye bir tâbir doğru değildir. Secde edilen her yer dine uygundur. Müslümanların namaz kılacağı mekân anlamında cami; temiz, sade, huzur ve huşû veren, şatafattan, duvarlarına , tavanlarına asılmış yazı ve levhalardan arınmış olmalıdır.

Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed’in elçiliğine inanır, namaz kılar, oruç tutar va âhirete inanırsak, bütün bunlar gerçek Müslüman olmamız için yeterli midir?
Müslüman olmak iman meselesidir. Amel yokluğu Müslüman olmaya engel değildir.

Merhaba Kur’an insanı, merhaba gönül insanı merhaba. Sana soru sormayacağız çünkü sen bize Kur’an’a soru sormayı öğrettin. Allah sizden razı olsun..
Güzel duygularınız için teşekkür ederim. Yapmaya çalıştığım işi çok güzel ifade etmişsiniz. Tüm gönül dostlarına selam olsun…

Zemzem suyunu şifa niyetiyle içmek güzel ama ayakta ve kıbleye dönerek içmenin manası nedir?
Zemzem suyunun şifa olduğu veya şöyle veya böyle içilmesi yolundaki söylemler İslam dışıdır. Bütün sular şifadır.

İslâm’ın neden reforma ihtiyacı yoktur?
Çünkü İslam’da tecdit denen sürekli yenilenme ve yapılanma esastır. Bu işletilmemişse tabii ki zamanla reforma ihtiyaç duyulabilir.

Evli olup da çocuk sahibi olmak istememenin sakıncası ya da günahı var mıdır?
Hiçbir sakıncası ya da günahı yoktur.

Bir kişi kan bağı olmayan birine tüm malını miras olarak bırakabilir mi?
İsterse bırakabilir.

İbni Abbas’a dayalı bir rivayette: Hz. Peygamber’in vefatına yakın zamanlarda, bana yazı malzemesi getirin size bir şeyler yazdırayım ki sonradan ayrılığa düşmeyeseniz, dediğine dair bir olaydan bahsediliyor. Kur’an ise kendisinde ne bir şeyin fazla ne de eksik olduğunu beyan ediyor! Hal bu iken sanki Kur’an’da eksik varmış gibi ve bunu tamamlamak istercesine Hz. Peygamber’in bir şeyler yazdırtmak istemesi doğru mudur? Ben şahsen bu rivayete inanmıyorum veya uydurulmuş, aslından saptırılmış bir rivayet olduğunu düşünüyorum. Bu konuda görüşlerinizi belirtmenizi rica ederim.
Hz. Peygamber’in yazdıracağı şey, mahallî, idarî meselelerle ilgili bir tavsiye olabilir. Bu, Kur’an vahyine ilave olarak düşünülmemelidir.

Şuara Suresi’nin 224. ayetinde “Şairler (e gelince) bunların arkasına da çapkınlar, sapkınlar düşer.” buyurulmaktadır. Burada Hz. Peygamber zamanındaki durum mu anlatılmaktadır, yoksa bunun dışında bir anlamı da var mıdır?
Bu ayetler, şiiri vahyin üstünde tutan eski Arap anlayışına çatmaktadır.

Bir kişinin alkol almasından sonra 24 saat geçmedikçe alacağı gusül abdesti geçerli midir?
Gusül abdesti ile alkol ve sarhoşluğun hiçbir ilgisi yoktur.

Sizin ve Süleyman Ateş’in kitaplarında gusül abdestinde ağza ve burna su vermenin bir mezhep yorumu olduğunu okudum, yani bunu yapmak şart değil. Kuran’da güzelce yıkanınız diyormuş sizin ifadenizle, bunu müftüye sordum. Bana, Hanefî mezhebinde farz diğer mezheplerde sünnet olduğunu söyledi. Farz kesinlik ifade etmez mi? Nasıl kimi mezhepte farz da diğer mezheplerde sünnet oluyor?
Bir şey, mezhep tartışmasına girdi mi farz değil demektir. Filan mezhebe göre farz tâbiri bir saçmalıktır. Farz Kur’an’a göre olur, mezhebe göre değil.

Cenaze gömülmeden eşi veya çocukları son bir kez merhumun yüzünü görmek isterse, İslam’a göre bu uygun mudur? Çevremizde, cenaze yıkandıktan sonra açılmaz diyorlar. Doğru mudur?
Hiçbir sakıncası yoktur. Bu tür yasaklar, gelenek tarafından konmuştur.

Haşr Suresi 7. ayeti açıklar mısınız? Her şeye malik olan Allah neden pay istiyor?
Allah için harcamanın Kur’an dilinde anlamı, halk için, kamu için harcamaktır.

İnsanın başka bir insanı örnek alması bir insanı kılavuz edinmesi, o insanın örnek alınamayacak davranışlarının olması durumunda ne derece doğrudur? Bu her örnek alınacak insan için geçerli midir?
İnsanın kendisini örnek almak putperestliktir. İnsanın bilgileri ve ilkeleri örnek alınabilir. O takdirde de kendisinin yanlış yapması hayal kırıklığı yaratmaz.

Fetva vermeye yetkili bir merci var mıdır?
Kur’an’a göre fetvayı Allah verir. İnsanların yaptıkları hangi dereceden olursa olsun yorumdur.

BÖLÜM 2 – NAMAZLA İLGİLİ SORULAR CEVAPLAR

Kur’an’dan anlayabileceğimiz şekliyle namaz geçerli midir?
Kur’an’dan anladığımız şekliyle kılınan namaz geçerlidir ve Hz. Peygamber bu namazı kılmış ve göstermiştir. Bunun dışındakiler geleneğin eklemesidir.

Namaz vakitlerinde nasıl niyet etmeliyiz?
Kıldığınız namazı içinizden geçirmeniz yeterlidir.

Namaz kılarken okuduğumuz dua ve surelerin anlamlarını bilmiyorsak namazımız kabul olmaz mı?
Namazın kabul meselesi Allah’ın kararına bağlıdır. Ancak anlamını bilmeden yapılan ibadeti Kur’an eleştirmektedir. (Mâûn Suresi, 4-5; Nisa Suresi, 43)
(Bülent Pakman’ın notu: “Vay haline o namaz kılanların ki, Namazlarından gaflet içindedir onlar!” Maun 4-5. “Ey iman edenler! Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüpken de -yolculuk halinde olmanız müstesna- boy abdesti alıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hastalanırsanız yahut yolculuk halinde bulunursanız yahut biriniz tuvaletten gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, bu durumlarda su da bulamamışsanız, temiz bir toprakla teyemmüm edin. Yani yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah Afüvv’dür, günahları affeder, Gafur’dur, hataları bağışlar.” NİSA 43. )

Amentü ve Ettehiyyatü duları Kur’an’da var mı?
Amentü ve Ettehiyyatü duaları Kur’an’da yoktur. Bunların yerine herhangi bir dilde başka dualar da okunabilir.
 (B Pakman’ın notu: Amentü tekerlemedir. Ayet değildir.)

Namazda “ettehiyyatü” çıkartılmalı diyorsunuz. Yerine ne okumalıyız?
Çıkartılmalı demiyoruz. Yerine başka yakarış cümleleri de okunabilir diyoruz. Örneğin bunun yerine Kur’an’ın dua ayetleri okunabilir.

Namaz kılarken okuduğumuz Sübhaneke, Ettahiyyat, Allahümme Salli ve Barik duaları Kur’an’da yer almadığı halde neden okunmaktadır? O devirde tüm namazları Peygamberimiz kıldırıyorsa, neden bu dualarda kendinden üçüncü şahıs gibi bahsetsin? 
Hiçbir peygamber ibadette kendini niyaz konusu yapmaz. Bu, tevhide aykırıdır. Allahümme salli ve barik duaları sonradan eklenmiştir.
Peygamberimiz, sübhaneke ve ettahiyyat (bu duada sözünü ettiğiniz kısım da sonradan eklenmiştir) yerine daha başka dualar da okurdu. Bunları siz de okuyabilirsiniz.

Namazda oturma (Teşehhüd ve Tahiyyat) duaları okunmalı mıdır?
Namazda okunagelen  Tahiyyat ve Allahümme salli ve barik duaları da Resul’ün  kesin uygulamasında yer almayan ancak tarih içinde Müslümanların kalıp bir dua formuna soktukları dua çeşitlerindendirler. Peygamber bu dualarda 3. kişi konumundadır. Peygamberin kendi kendine bu duayı yapması dil ve mantık açısından mümkün değildir. Ancak namaz içinde yapıla gelen bu dualar Namazın ilk uygulayıcısı İbrahim (as) ve diğer Resuller’e ve namazın tevhidi ıslahçısı Muhammed (as)’a  dua niteliği göz önünde bulundurulduğu müddetçe Salih ameller dahilindedir. Ancak bugün geniş bir kitle bu niyetin tam da zıttı bir tarzda Hz. Peygamberin hayatta olduğunu ve onu gördüğü zannı ile bu duayı okumaktadır. Bu tehlikeli inanç her bakımdan içinde şirk barındırmaktadır. Adeta bu dualar Fatiha Suresindeki “Bizi Nimet verdiklerinin yoluna ilet” (1: 6-7) ayetinin başka bir tarzda dile getirilmesi olarak düşünüldüğünde makul karşılanabilir. Tahiyyat duası belli bir  kalıpta olmayıp kişilerin tercihine bırakılmıştır. Zaten bu duanın rivayetlerle bize ulaşan sahabeden sahabeye değişen bir çok varyantı, şekli mevcuttur. Örnek verecek olursak Sahabeden İbn-i Mesud’un, İbn-i Abbas’ın, İbn-i Ömer’in, Ebu Musa El-Eş’ari’nin, Ömer b. Hattab’ın farklı teşehhud duaları bulunmaktadır.

Namazda Allah’tan başkasını anmayacaksak, son oturuşta okuduğumuz allahümme salli duaları ne olacak?
O dualar sonradan eklenmiştir. Namazda Allah dışında hiçbir varlık sığınak yapılmamalıdır.

Namaz sonunda selam vermenin anlamı nedir?
Namazdan çıkmanın bir işareti ve ibadette bile barış ve esenliğin esas alındığının bir göstergesidir.

Kur’an’a göre namaz vakitleri hangileridir?
Kur’an’da kılmakla yükümlü tutulduğumuz namaz üç vakit olarak gösterilmiş ve adları verilmiştir:
1- Fecir namazı (sabah namazı) (şafak sökmesinden güneşin doğuşuna kadar),
2- Vüsta (orta namaz) (günün ortasında öğle yada ikindi adıyla kılınan namaz),
3- İşa (günün batışından sonra akşam yada yatsı adıyla kılınan namaz) (Güneşin batışından şafağın söküşüne kadar)
Ancak Peygamberimiz, bu üç vakte müekked (pekiştirilmiş) sünnet olarak iki namaz daha ekleyerek kılmıştır. Yani bir miktar sevap namaz eklemiştir. Ama çoğunlukla namazlarını üç vakitte toplamıştır. Günün ortasında ve gün batışından sonra kılınan namaza değişik adlar verilmiş olması bu gerçeği değiştirmez. Müzzemmil Suresi’nin gösterdiği şekilde gece kalkıp Kur’an okumak veya Kur’an’la ilgili bilgilerle meşgul olmak son derece güzel ve Kur’ansal bir davranıştır.

Namazın 3 vakit olduğunu ifade eden ayetler hangileridir?
Bunlar: 1. Salâtü’l-fecr (Nûr, 58) yani sabah namazı, 2. Salâtü’l-işa (Nûr, 58) yani gün batımından sonra kılınan namaz, 3. Salâtü’l-vüsta (Bakara, 238) yani günün ortasında kılınması gereken namaz olarak Kur’an’da yer almaktadır. Geniş ve ayrıntılı bilgi Kur’an’daki İslam kitabımda vardır.
(Bülent Pakman’ın notu: “Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlarla,erginlik yaşına gelmemiş olanlarınız sizden üç durumda izin istesinler: Sabah namazından önce, öğlen vaktinde elbisenizi çıkardığınızda, yatsı namazından sonra… Kaygılanacağınız üç vakittir bunlar. Bunlar dışında size de onlara da bir günah yoktur. Aranızda dolaşırlar, birbirinize bakabilirsiniz.NUR 58.
Namazları ve orta namazı koruyun. Tam bir saygıyla Allah’ın huzurunda kıyam edin.” BAKARA 238)

Kur’an’da adları ile gösterilen farz namazlarının (fecir, vüsta, işa) 3 tane olduğunu ve bu farzların 5‘e çıkarılmasının Hz. Peygamber’in müekked (pekiştirilmiş) sünneti olduğunu belirtiyorsunuz. Peygamberimizin müekked sünnetleri nasıl oluyor da rekât sayıları ile birlikte farz olabiliyor ve bu bir ilave değil midir?
Müekked sünnetin geleneksel anlayış tarafından farz diye verilmesi bizi bağlamaz. Fazla rekât sayısında namaz kılmanınsa Kur’an’la çelişen bir tarafı yoktur. Kılınan bir namazın 2 veya 4 rekat yerine daha fazla kılınmasının hiçbir sakıncası olamaz. Farz, asgari sınırı belirler. Ancak asgari sınırdan daha fazla namaz kılmanın makbul olmadığını söyleyemeyiz.

Kur’an’da namaz sayısının 5 olduğu mu söyleniyor?  Hüd  suresi 114.  ayette gecenin vakitleri olarak 3 zamanın belirtildiği, günün 2 ucu da dahil 5 olduğu söyleniyor. Doğru mudur?
Kur’an’da namazla ilgili 5 diye bir rakam asla yoktur.
Diğer söylemler kişisel yorumlardan ibarettir. Bu yorumlara bakıldığında daha başka tespitlerde yapılabilir. Tartışılmayacak gerçek şudur: Kur’an’da adıyla geçen namazlar 3 tanedir. 5 vakit uygulanması Peygamberimizin sünnetiyle belirlenmiştir. Namazların farzı-sünneti gibi ayrımlar fıkıhçılar tarafından sonradan yapılmıştır. Vahye ve bilime dayalı yanları yoktur.

Taha suresi 130. ayeti , “Güneşin doğuşundan önce (sabah namazı), gecenin bazı saatleri (yatsı namazı) ve gündüzün iki ucunda tespih et (namaz kıl)” ne anlama geliyor?
Tespih, namaz değildir. Namaz salât kelimesiyle ifade edilir. Taha 130. ayet tespihten bahsediyor, namazdan yani salât’ tan değil. Kur’ân dışı dinci ekip, Kur’an’daki kavramları parantez açarak, yani ekleyerek kafasındaki fikirlere uyduruyor. Tahrifat ve tahribat yapıyor.
(Bülent Pakman’ın notu: Yaşar Nuri Öztürk Mealinden; “Artık onların söylediklerine sabret; güneşin doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini överek tespih et! Gecenin bazı saatleriyle gündüzün iki ucundan da tespih et ki hoşnutluğa erebilesin.” TÂHÂ 130. Tespih anlamı: Allah’ı yüceltmek)

Kur’an’da 3 namaz vakti geçtiğini görüyoruz ancak bazı din otoriteleri Taha 130’daki ifadenin 5 vakti işaret ettiğini söylüyorlar. Burada insanların tercümesinden kaynaklanan bir hata mı söz konusudur, işin aslı nedir?
Kur’an bu üç vakti isimleriyle saymıştır. 5 olsaydı onların isimlerini de verirdi. Gerçek budur, gerisi yorumdur.

Siz namaz 3 vakti farzdır, diğer 2’si sünnettir diyorsunuz. Teravih namazını insanlar farz zannetmesinler diye camide kıldırmayan Peygamber Efendimiz neden sizin sünnettir dediğiniz namazları camiye sokmuştur? İnsanların bunu farz zannetmelerinden korkmamıştır. Ve de namazın 3 vaktinin insanlara farz olduğuna dair neden hiç bir hadis yoktur? Ve bir de sizden başka İslam tarihinde başka hiç bir âlim sizinle aynı fikri paylaşmış mıdır?
Hz.Peygamber, camide kıldıklarını cem uygulayarak farzdan ayırmıştır. Eğer onlar farz olsaydı, cem imkanıyla üç vakitte toplanamazdı. Teravih ise bir tür merasime dönüştürüldüğü için onu yasaklamıştır. Böyle düşünen çok âlim vardır. Kur’an böyle dediğine göre başka birilerinin olması gerekmez.

Peygamberimiz Kur’an’da 3 vakit olan namazı sevap olsun diye 5 vakit olarak kıldıysa, o zaman fazladan kılınan iki vakitteki namazları farz olarak kabul etmek doğru mudur? Bu fazla olan iki vakit hangileridir?
Sabah namazı, günün ortasında kılınan bir namaz ve gün batışından sonra kılınan bir namaz Kur’an’da adlarıyla gösterilmiştir. 5 vakit kılmak ise Peygamberimizin müekked (pekiştirilmiş) diye anılan sünneti cümlesindendir. Günün ortasında ve gün batışından sonra kılınan namaza değişik adlar verilmiş olması bu gerçeği değiştirmez.

Namazın kazası var mıdır? vakit namazları zamanında kılınamamış, cem etme imkanı da bulunamamışsa, kılınamayan bu namazlar kaza edilebilir mi?
Kaza diye kılınan namazlar, kılınmamış namazların yerine geçmez. Ancak yeni namaz kılınmış olur, o da sevaptır, güzeldir.

Yataktan kalkamayan bir hasta abdest almadan göz ucuyla namaz kılabilir mi?
Evet, kılabilir.

Gerçek bir namaz, yani Allah’ın kabul edeceği bir namaz nasıl olur?
Namazın ruhu Allah’a karşı bağlılık ve samimiyettir. O ruhu yakalayıp yakalayamadığınız ise Allah ile sizin aranızdadır.

Hz. Muhammed’in yorumları zamanı için midir, yoksa bütün zamanlar için mi? örneğin, Kur’an’da namaz konusu net değilken peygamberimiz bunu net bir biçimde belirtmiştir. Biz de her zaman onun kıldığı gibi mi kılmalıyız?
Peygamberimizin bazı yorumları zaman üstüdür. Bunlar dinin temel ilkeleriyle ilgili yorumlardır. Bazı yorumları ise zamanla kayıtlıdır. Bunlar günlük hayatın pratikleriyle ilgili yorumlardır. Sünnetin büyük kısmı bu ikinci türdendir.

Namaz kılarken neden bazı sureleri okumam gerekiyor? Neden Allah’ıma içimden gelen bir şeyleri söyleyemem? Neden bu engellenmek isteniyor?
Namazda okunması gerekenlerle ilgili görüşünüz gerçeğe uygundur. Namazın esası, insanın içinden geldiği gibi öz yakarışlarını kendi diliyle Yaratıcıya arz etmesidir. İçinden gelenleri ifade etmek üzere kişi ebette ki Kur’an’dan ayetler seçebilir. Ancak birilerinin bir takım sureleri seçip bunlara “namaz sureleri” adını vermesi ve bunların okunmasını dayatması namazın da Kur’an’ın da ruhuna aykırıdır.

Namaz kılınırken Kâbe’ye dönmenin amacı nedir? Tanrı her yerde olduğu halde yön gerekli midir?
Kâbe’ye dönmenin amacı, cemaatle namazda birlik ve düzeni sağlamaktır. Tek başına kılınan namazlarda Kâbe’ye dönmek elbette ki uygundur. Ama dönülmemişse namazı geçersiz kılmaz.

Namazı tam bir konsantrasyon içinde kılamıyorsak, kılmamamız daha mı doğrudur?
Konsantrasyon eksikliği namaz kılmamanın gerekçesi olamaz. İbadeti terk etmenin hiçbir gerekçesi olamaz. Tam ve mükemmel arınmışlık hiçbir insan için mümkün değildir. Tüm gayret gösterilir, eksikler için Allah’tan af dilenir.

Ben Alevi bir gencim. Namaz kılmak ve oruç tutmak istiyorum. Ancak ailem karşı çıkıyor. Ne yapmalıyım? 
Allah’ın emri karşısında anne-babanın geleneksel dayatmalarına itibar edilmez. Kur’an’ın gösterdiği şekilde namaz kılıp oruç tutmak Hz. Ali’yi memnun etmenin de biricik yoludur. Size bu yolu tercih etmenizi öneririm. Alevîlik, Hz. Ali’ye ve İslam’a aykırı işler yapmanın kılıfı olamaz.

Kadın erkek birlikte neden ibadet edemezler? Kadınların, şu anda olduğu gibi, camilerde üstte bir bölümde mi bulunması gerekir? Kur’an’da bununla ilgili ayet var mıdır?
Kadınlar namazı  ayrı yerde veya erkek cemaatin arka kısmında kılabilirler.

İslam kurallarıyla yönetilmeyen bir ülkede Cuma namazı kılınmaz görüşü doğru mudur?
Bu görüş temelden yanlıştır, siyasaldır. Dinde dayanağı yoktur. Cemaatin oluştuğu her yerde ve her şartta Cuma kılınabilir.

Cuma namazının iki rekât olduğu hangi ayette verilmektedir?
Namazın rekât sayısı Kur’an’da yoktur. Ancak namazın vücut bulması için asgari 2 rekâta ihtiyaç vardır. Hz. Peygamber bunu fiilen göstermiştir.

Türkiye’de kılınan cuma namazının kılınış şekli ve içeriği hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Cuma namazına gittiğim zaman manevi bir tat alamıyorum, hatta moralim bozuluyor. Bu şekilde kıldığımız cuma namazlarını kılmamak daha mı doğru olacaktır?
Duygularınıza aynen katılıyorum. Bu huzursuzlukla kılınan namaz, namaz değildir. Onun yerine evinizde öğle kılın. Ayrıca evinizde de yakınlarınızla cemaat oluşturabilirsiniz. (Kıldıran hariç, üç kişi gerekir) Mümkünse İslam Nasıl Yozlaştırıldı kitabımın Cuma bölümünü okumaya çalışın.

Cuma namazı kılmak için çevremde birkaç kişi bulamayınca camiye gidiyorum ancak hep pişman oluyorum. Buna nasıl bir çözüm bulabilirim?
En az üç kişi bulup istediğiniz şekilde Cuma namazı kılamadığınız taktirde her hangi bir camide kılabilirsiniz. Eğer bu içinize sinmiyorsa tek başınıza öğle namazını kılmakla yetinin.

Üç cuma namazını mazeretsiz kılmayan dinden çıkar mı?
Cuma namazı ile ilgili bu anlayış sonradan dine sokulmuştur. Emeviler okudukları hutbeleri dinlemek istemeyen sahabi neslini, kendilerini dinlemeye mecbur bırakmak için çeşitli dayatmalara gidiyorlardı. Bu da onlardan biridir.

Cuma namazı kadınlara farz mıdır?
Cuma namazı, kadın-erkek her mümine farzdır. Diğer namazlar gibi kadın ve erkeğe birlikte emredilmiştir. Kadını bundan istisna edecek hiçbir vahiy verisi yoktur. Ayet ey erkekler değil, ey inananlar hitabıyla başlar.
(Bülent Pakman’ın notu: Ey inananlar! Cuma günü, namaz/dua için çağrı yapıldığında, Allah’ı anmaya/Allah’ın Zikri’ne koşun! Alış-verişi bırakın! Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.”  Cuma -9)

Kadınlar nasıl Cuma namazı kılabilir? Kadınlara ayrılan yerde mi yoksa erkek cemaatin arkasında mı?
Kadınların Cuma kılmaları, ayrı yerde veya erkek cemaatin arka kısmında mümkündür.

Kadınların Cuma namazı kılması konusunda Diyanet fetva vermezse, ne yapmamız gerekir?
Kadınların Cuma kılması konusunda Allah ve Peygamber fetvayı vermiştir. Bu böyle iken siz neden Diyanet’ten fetva bekliyorsunuz? Kadınlar tıpkı erkekler gibi Cuma Namazını kılarlar.

Namazda okuduğumuz duaları sesli bir şekilde okuyabilir miyiz?
Namazdaki duaları bağırmamak şartıyla sesli okumakta hiçbir sakınca yoktur. (bk. İsra, 110)
(Bülent Pakman’ın notu: “De ki: “İster Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler O’nundur. Namazında sesini yükseltme, kısma da. İkisi ortası bir yol tut.“ İsra 110)

Bayanlar namaz kılmak için abdest alırlarken başlarını örtmeli mi?
Başın örtülmesi hiçbir durumda zorunlu değildir.

Kadınların namaz kılmak için namaz eteği giymeleri zorunlu mudur? Pantolonla namaz kılınabilir mi?
Namaz eteği diye bir zorunluluk yoktur. Kapanması gereken yerleri istediğiniz şeyle kapatabilirsiniz. Pantolonla da namaz kılabilirsiniz.

Allah’ı tespih etmenin sayısı ve âleti olur mu?  Rükû ve secdede söylenen üçlü tespihler doğru mudur?
Rükû ve secdedeki üçlü tespihler gelenekseldir, zorunlu değildir. Sayısı değiştirilebileceği gibi yerine başka şeyler de söyleyebilirsiniz.

Herkes Kur’an’ı Kerim’i anladığı şekilde namaz kılarsa sonuç ne olur?  Bu yüzden mezhepler yol gösterici değil midir?
Mezhepler yorumdur. Siz; dini yaşamak için bir yoruma ihtiyaç duyuyorsanız bunda bir sakınca yoktur. Yeter ki seçtiğiniz yorumu dinle eşitlemeyin. Namazını-niyazını Kur’an’dan anladığı şekilde yerine getirenlere de karışmayın.

Kuzey kutbunda, bazı zamanlarda güneş tam olarak batmıyor. Geri sabah olmuş oluyor. Bu durumda yatsı namazı ne olacaktır?
Kur’an’a göre güneşin batışından itibaren doğuşuna kadar kılınacak olan tek namaz “İşa” namazıdır. Akşam-yatsı ayrımı Kur’an değil sünnet kaynaklıdır. O halde andığınız bölgede güneşin batışından sonra kılınan namaz Kur’an’ın isteğini karşılar. Namaz kılacak kadar vakit kalmıyorsa “İşa” namazı vücut bulmuyor demektir.

Camiye gitmek şart mıdır? Dili dönmediği için fazla dua bilmeyenin durum nedir?
İslam ibadet için cami şartı koşmaz. Cami toplantı yeri demektir. Gidip gitmemek size kalmıştır. Namaza gelince; namaz için filan-falan duaları okumak şartı yoktur. Kur’an’da geçen duaları okumak elbette tercih edilir ancak bunu yapamayanlar içlerinden gelen duaları ederek namazlarını kılarlar. Bunun aksini söyleyenler din adına yalan söylemektedirler.

Sabah namazını vaktinde kılamazsak en geç hangi saate kadar kılabiliriz? Kuşluk namazı var mıdır?
Sabah namazının vakti güneş doğmadan öncedir. O vakitte kılamamışsanız, güneş doğduktan sonra öğlenin vaktinden önce kılabilirsiniz. Bu da kuşluk namazı olur.

Başörtüsü, namazların cemi, kadın-erkek birlikte ibadet etme konuları için en iyi örnek Hac ibadetinde yaşananlar değil midir?
Namazların cemi mütevâtır olarak belirlenmiştir. Başın örtülmesi hiçbir yerde farz değildir. Kadın-erkek karışık halde ibadet sadece tavaf sırasında caizdir.

Namaz kılarken secdedeyken ve otururken sağ ayak parmağının Kıble’ye doğru olması gerektiği söyleniyor. Fakat namaz her hangi bir yöne dönerek kılınabileceğine göre bu durum mantıklı mıdır?  Böyle bir zorunluluk var mıdır?
Namazla ilgili buna benzer bir çok mantıksızlık ve din dışılık vardır. Bu da onlardan biridir.

Namaz kılmayanlara yaptırım uygulanır mı?
Hz. Ali’ diyor ki; “Namazı gücünüz yettiği kadar kılın. Şu bir gerçek ki Allah namaz için kimseye azap etmeyecektir.” (İbn Hemmâm, el-musannef, 3/78)

Bu durumda namaz kılmamıza gerek yoktur diyebilir miyiz?
Namaz dinin emridir ancak azap korkusuyla yapılan ibadet gerçek anlamıyla ibadet olmaz. Bunun içindir ki Cenabı Hak ibadetleri yapmayanlara ceza düzenlememiştir. Namaz kılmayanlara maddi bir yaptırım Kur’an’da yer almamaktadır. Ancak cezanın olmaması savsaklama gerekçesi yapılırsa bunun yaratacağı kayıplar büyük olur.Namaz Kur’an’da emredilmiştir. Bu emri savsaklayanların Allah tarafından hesaba çekilecekleri tartışılmaz. Azap edip etmeyeceği Allah’ın bileceği bir şeydir.Hz. Ali’nin sözü yoruma açıktır.

Fıkıh kitaplarında namaz kılmayanların dövüleceği, hâlâ kılmazlarsa öldürüleceği yazıyor. Hanefî mezhebi ise ölene kadar hapis hükmüyle farklılık gösteriyor. Doğru mudur?
Mezheplerin namazla ilgili bu görüşlerinin tümü Kur’an dışı hatta din dışıdır.  Bu, sonradan uydurulmuş bir zulümdür. Ayrıntılar için Cevap Veriyorum adlı kitabımdan yararlanabilirsiniz.

Namaza kaç yaşında başlanmalıdır?
Bütün yükümlülükler gibi namaz da buluğ çağında farz olur.

Farz namazlarında ilk iki rekâtta ek sure okunabileceği, 3 ve 4 rekatlarda okunamayacağı söylenmektedir. Doğru mudur?
Geleneksel uygulamada ek sure ilk iki rekâtta okunur.Esasta ise kıyam halinde bir miktar Kur’an okumak her rekât için yeterlidir. Örneğin Fatiha okumak. Buna ilave yapmak veya sadece Fatiha ile yetinmek her rekât için mümkündür.

Namazı kılmayı tam anlamıyla uygulamamak Müslüman olmamıza engel midir?
Namaz kılmamak inkâr değil ihmal sonucu ise insanı dinden çıkarmaz. Sadece günahkâr yapar.

Namaz sonrası tesbih çekmek sünnet midir farz mıdır?
Tesbih âleti bir bid’attır. Dinimize sokulan bu alet Budizm’den gelmektedir. Allah’ı tesbih etmek için o âletin kullanılması İslam’a aykırıdır.
(Bülent Pakman’ın notu:  bi’dat anlamı 1. İslam dininde Hz. Muhammed zamanından sonra ortaya çıkan değişik yargılar ve ilkeler. 2. Sonradan türeyen şey. Kaynak TDK Sözlük)

Farz namazlar gibi sünnetleri de imamlar kıldırsa, imam ayetleri sesli okusa biz de çocuklarımızla birlikte rükû ve secde etsek daha iyi olmaz mı?
Farz dışında hiçbir namaz camide kılınmamalıdır. Peygamberimiz teravih de dahil farz dışındaki namazların cami dışında kılınmasını emretmiştir. Çocukların farz namazlara götürülmesi peygamberimizin uygulamasıdır. Ancak okunan ayetlerin anlamını bilmedikten sonra imam sesli de okusa hiç kimseye yararı olmaz.

Namazdan sonra hocanın “el fatiha” deyip okuması bizlere de “amin” dedirtmesi doğru mudur?
Namazdan sonra dua edip cemaate amin dedirtmek tümden bidat tır.
(Bülent Pakman’ın notu: bi’dat anlamı; 1. İslam dininde Hz. Muhammed zamanından sonra ortaya çıkan değişik yargılar ve ilkeler. 2. Sonradan türeyen şey. TDK Sözlük)

Namaz kılarken başı kapatma zorunlu mudur?  Bir bayanın namaz kılarken en makbul şekildeki örtünmesi nasıldır?
En makbul örtünme derecesi el, ayak ve baş dışındaki bölgelerin örtülmesidir. İsteyen başını da örtebilir, bu bir tercih işidir.

Seferi namazları iki rekâttır. Ancak hocalarımız diyor ki iki rekâttan sonra sünneti de kılabilirsin. Allah dört rekâtı ikiye indirmiş fakat imamlar sünnetten bahsediyor. Bu bir çelişki değil mi?
Bahsettiğiniz konuda imamların değil sizin dediğiniz doğrudur.

Allah rızkınızı veririm diyor, sabırla ve namazla yardım dileyin diyor. Ancak aylardır rızkımı istiyorum, namazla yardım diliyorum, bir sonuca ulaşamıyorum. Sabretmem mi gerekir, neden dileklerim kabul olmuyor?
Namaz rızık edinme aracı değildir.
Namazlarınızla Allah’ı imtihan etmeye kalkmayın. Allah bizleri imtihan eder, biz Allah’ı imtihan edemeyiz.
Rızkınız için çalışın. Namazla elde edilecek yardım ruhsal destek ve faaliyet bilincidir.

Namaz kılmak için mekan sorunu varsa, Sadece duaları okumak yeterli midir?
İmkan yoksa namaz vakti içinizden Allah’ı anar,”salat”ınızı bu şekilde yerine getirirsiniz. Zaten Kur’an yürüyerek namaz kılmayı da hükme bağlamıştır.

Cenaze namazı namaz mıdır, dua mıdır? Abdestsiz kılınabilir mi?
Cenaze namazı bir duadır, abdestsiz de kılınabilir.

Cübbe ve sarığın namazla bir ilgisi var mıdır?
Cüppe ve sarık bir Arap kıyafetidir ve İslam’la bir ilgisi yoktur.

Namaz sırasında Fâtiha’dan sonra bir sure okursak, sureyi okumadan besmele çekmek gerekir mi?
Fâtiha’dan sonra bir sure okumak şart değildir. Okunursa da besmele çekmek gerekmez.

Kandil gecelerinde kılınan namaz ve yapılan ibadetler insana daha mı çok sevap kazandırır?
Kur’an’da kandil geceleri diye bir şey yoktur. (Kadir Gecesi hariç) Hiçbir gecede yapılan ibadetin de ötekinden farkı yoktur. Önemli olan ibadette huşûdur.

İstihare namazına yatılarak sorunlara çözüm bulunabilir mi?<
Hayır, bulunamaz. İstihare namazı ile hiçbir soruna çözüm bulunamaz. Bulunsaydı İslam dünyası bu halde olmazdı.

Namazda secdeye iki defa eğilmek gelenek midir?
Secdenin iki defa yapılması Hz. Peygamber’in sünnetidir.

Farz namazlardan önce kamet getirmek zorunlu mudur?
Kamet cemaatle kılınan namazda gereklidir.
(Bülent Pakman’ın notu: Kamet anlamı; Farz olan namazdan önce okunan iç ezan. TDK Sözlük)

Kur’an’daki sabah namazı şahitlidir ifadesi ne anlama gelmektedir?
O ayetteki (İsra 78) ifade sabah namazı değil, sabah okunan Kur’an’dır. O ifadenin tam olarak neyi kastettiğini şu an için bilemiyoruz.

Yunus Suresi 87. ayetteki namaz sözcüğünü hangi anlamda alabiliriz?
Mûsa’ya ve kardeşine şunu vahyettik: Kavminiz için kendilerini yerleştirmek üzere Mısır’da evler hazırlayın. Evlerinizi kıble yapın/karşılıklı yapın ve namazı/duayı yerine getirin! İnananlara müjde ver.
Anılan ayetteki salât sözcüğünü bugün kıldığımız namaz anlamında alamayız. Dua etmek anlamını alabiliriz.
(Bülent Pakman’ın notu: “Ve evhaynâ ilâ mûsâ ve ahîhi en tebevveâ li kavmikumâ bi mısra buyûten vec’alû buyûtekum kıbleten ve akîmus sâlah (sâlate), ve beşşiril mu’minîn (mu’minîne)Yunus 87)

Salât, namaz ilişkisi nedir?
Kur’an; aynı zamanda dua anlamına gelen salâtın bağlı olduğu temel şekil kurallarını da göstermiştir. Ancak geniş anlamda bütün dualar salât kavramı içine de girer.

Fıkıh kitaplarındaki namaz kılma tarifleri ne kadar doğrudur, Hz. Peygamber nasıl namaz kılmıştır?
Fıkıh kitaplarının anlattığı namaz, Hz. Peygamber’in kıldığı namazın aynı değildir. Temel kaynak niteliğindeki fıkıh kitapları okunduğunda Peygamberimizin kıldığı namazla ona yapılan ilaveleri birbirinden ayrılabilir. Bu bir bilgi ve ihtisas işidir. Peygamberimizin kıldığı şekliyle namazı yakında çıkacak olan Kur’an ve sünnete göre hazırlanmış İslam ilmihalinden öğrenebileceksiniz. Şimdilik, İslam Nasıl Yozlaştırıldı kitabımızın Namaz bölümüne bakabilirsiniz.

İbadet / namaz ana dilde olmalı diyorsunuz (manasını anlamak için) Almanya ya da diğer ülkelerde ana dilleri farklı Müslümanlar var. Herkesin ayrı camisi mi olacak?
Konunun sizin söylediğinizle bir ilgisi yoktur. Cami ve cemaatta orijinal Kur’an metni okunur. Ancak bireysel ibadette herkes kendi diliyle ibadet edebilir. Bu konu, Yeniden Yapılanmak kitabımızın “Ana Dilde İbadet” bölümünde çok geniş incelenmiştir. Lütfen oradan okumaya çalışın.

Namazın toplu şekli Kur’an’da verilmiyor, parça parça veriliyor. Açıklar mısınız?
O parçaları Hz. Peygamber birleştirerek bugünkü şekliyle namazı göstermiştir. Namaz, toplayıcı bir ibadettir. Rûkü ve secdede söylenen sözler bağlayıcı değildir. Söylemeseniz de olur, yerine başka bir şey söyleseniz de olur.

Namazda hangi dua veya sureyi okuyabiliriz?
Kur’an’ın dua ayetlerini okumak en ideal yoldur. Bu konuda bizim “Kur’an’ın Öğrettiği Dualar” adlı kitapçığımızdan yararlanabilirsiniz.

Hz. Peygamber, şu an İslam âleminin kıldığı şekilde mi namaz kılıyordu?
Büyük ölçüde bugünkü şeklin dışında bir biçimde kılıyordu.

İslam’da, bâtın ve zâhir adı altında iki türlü namaz var mıdır?
Böyle bir ayrım yoktur. Böyle bir ayrım İslam’ın ruhuna aykırıdır.

Cinsiyet değiştirenlerin cenaze namazında ne söylenmelidir?
Cenaze namazında cinsiyet belirtilmesi dinin bir emri değil geleneğin bir uygulamasıdır. Cenazede niyet edilirken, “musalladaki ölüye” diye cinsiyet belirtmeden de namaz kılınabilir.

Namazı nasıl kılacağız, Kur’an’da tarifi var mı?
Namazın nasıl kılınacağı Kur’an’da parçalar halinde verilmiştir. Bir bütün olarak nasıl kılınacağını ise Hz. Peygamber bize göstermiştir.

Seferi namaz, insanların ulaşım sırasında yorulmadığı günümüz şartlarında da kılınabilir mi?
Yolculuğa çıkan, tüm sefer hallerinde seferi namaz kılınabilir.

Namaz için düzen ve disiplin eskiden gerekliydi şimdi gereksizdir diyenler günah işler mi?
Namaz için bu tür şeyler söylemek temelden yanlış ve günahtır.

Seferi namaz kılınması için km. şartı var mıdır?
Km. şartı yoktur, yolculuğa çıkanın vereceği karar önemlidir.

Dinî bayramlarda farz namazlardan sonra getirilen tekbirlerin kaynağı nedir?
Bayram namazları farz değildir. Tekbirler de o namazlara sonradan eklenmiştir.

Namazı sadece farzları ile tarif ediyorsunuz. Sünnetler nasıl var oldu?
Borcumuz olan namaz farzlardan ibarettir. Onun ötesinde istediğiniz kadar kılabilirsiniz. Sevap olur.

Ben namazların yalnız farzlarını kılıyorum ve cem de yapıyorum. Doğru muyum?
Namaz kılış şekliniz vahyin verilerine uygundur.

Cem namazının niyetini nasıl yapacağız? Akşam ile yatsıyı, yatsı namazında cem edersek akşam kazaya kalmaz mı? 17 rekatlık farz namazlara Peygamberimizin kıldığı sünnetleri de ilave ederek açıklar mısınız?
Cem’de namaz kazaya kalmış değildir. Sırayı bozmadan her namazı kendine has niyetle kılarız. Sünnetin sayısı dondurulmamıştır. İstediğiniz kadar kılarsınız. Sünnetlerin sayısını farzlara eklemek İslam dışıdır.

Namaz kılarken Arapça sureleri anlamadan ezberleyip okumak istemiyorum. Türkçe neler söyleyebilirim? Günde 2 kez namaz kılsam olur mu?
Namazınızı bildiğiniz dilde kılmalısınız. Kur’an’dan bölümler okumak isterseniz ve Arapça bilmiyorsanız bildiğiniz dildeki çevirisinden okuyun. İş ya da eğitim hayatınız zorunlu kılıyorsa iki vakit kılıp Allah’a sığının.

Namaz kılarken okumamız gereken sureleri Türkçe olarak veya içimizden geleni söyleyerek namaz kılabilir miyiz?
Söylediğiniz şekilde namaz kılabilirsiniz.

Akşam ezanı kıyamet kopacağı endişesiyle mi çabuk okunmaktadır?
Akşam namazının vakti çok kısa olduğu için ezanda kısa okunur ki namaz bir an önce kılınsın. Bunun kıyametin kopmasıyla bir ilgisi yoktur.

Ezan okunurken bacak bacak üstüne atılır mı?
Ezan okunurken böyle oturmak haram değildir. Ancak edep tavrına uymaz.

Namaz kılarken gözlerimizi kapatabilir miyiz? Gözüm kapalı olduğunda kendimi daha iyi namaza verebiliyorum ve Allah’a daha içten dua edebiliyorum.
Evet, kılabilirsiniz. Namaz kılarken gözleri kapamanın yasak olduğuna ilişkin bir vahiy beyanı yoktur. Hatta bazı fıkıhçılar namazdaki huşûun gözleri kapamak olduğunu söylemişlerdir.

Gece ibadetinde namaz kılmak mı, Kur’an okumak mı daha iyidir?
İkisi de mümkündür. İkisi de ibadettir. Ancak genel bir kural olarak, anlamı üzerinde düşünerek Kur’an okumak veya Kur’an ilimleriyle meşgul olmak, namaz kılmaktan daha öncelikli ve üstün bir ibadettir. Ankebût Suresi 45 ve Mûzzemmil Suresi 3-4. ayetler bunu açıkça bildirmektedir.

Adet halindeyken oruç tutulabilir mi, namaz kılınabilir mi?
Âdet halindeki yasak için Bakara Suresi 222. Ayete bakabilirsiniz.
(Bülent Pakman’ın notu: “Sana adet halini de sorarlar. De ki: “O, insana rahatsızlık veren bir haldir. Hayızlı oldukları sırada kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın. İyice temizlendiklerinde, Allah’ın emrettiği yerden onlara gidin.” Şu bir gerçek ki Allah, çok tövbe edenleri sever, iyice temizlenenleri de sever.” BAKARA 222)

Biz sadece Kur’an’ın anlattıklarından mı sorumluyuz? Hz. Muhammed’in sünnetleri bu sorumluluğun içinde midir? Namaz, Kur’an’da anlatılan şekilleriyle farz, belirtilmeyen yönleriyle de kişilerin yorumuna açık mıdır?
Sorumluluğun ölçüsünü ve çerçevesini Kur’an belirtir. Peygamberimizin sünneti işte bu sorumluluğu kavramamızda bize kolaylık sağlar. Namazlar, Hz. Peygamber’in yorumuna göre kılınır.

Siz beş vakit namazı camide farz olarak mı kılıyorsunuz? Evde farzlar dışında namaz kılıyor musunuz? Eğer kılıyorsanız nasıl niyet ediyorsunuz?
Camilerimiz büyük ölçüde bidat yuvası haline geldiklerinden, vakit namazlarını tamamen kendi başıma kılıyorum. Cemaatle kılmam gereken “Cuma” yı ise dışarıda cemaat oluşturabildiğimde yine cami dışında kılıyorum. Aksi halde en uygun gördüğüm bir camiye “Cuma” için gidiyorum. Evde ayrıca zaman zaman teheccüd namazı kılmaktayım. Farz dışı namazlar için hiçbir niyet gerekmemektedir.
(Bülent Pakman’ın notu: Bidat anlamı; 1. İslam dininde Hz. Muhammed zamanından sonra ortaya çıkan değişik yargılar ve ilkeler. 2. Sonradan türeyen şey. TDK Sözlük)

Vacip nedir, sünnetten farkı var mıdır? Bayram namazları vacip mi yoksa sünnet midir?
Vacip, fıkıh dilinde müekked (pekiştirilmiş) sünnet karşılığı kullanılır. Yerine getirilmesi gerekli olan demektir. Vacip Hanefî mezhebinde bir terimdir ve müekked sünnet ifade eder. Bayram namazları sünnettir.

Namazı günde üç vakit kılarsak rekât sayısı değişir mi? Peygamberimizin üç vakit kıldığını nereden anlıyorsunuz?
Namazın vaktiyle rekât sayısının bir ilgisi yoktur. Rekât sayısı değişmez. Peygamberimiz namazı 5 vakit kılar, ancak çoğunlukla bu beş vakti üç vakitte toplardı, yani cem ederdi.

Camilerde kılınan namazların bir ekonomik maliyeti vardır. İmamın maaşı, elektrik, su giderleri, temizlik, bakım gibi… Bu giderler devlet bütçesinden karşılanıyor. Namazı kılan kişi sevabı alıyor ancak maliyetine karışmayıp başkalarına ödetiyor. Sevabı aldığı gibi maliyetini de ödemesi gerekmez mi? 70.000 caminin giderlerine katıldığım için bu kılınan namazlardan bana sevap düşer mi? Ya da hakkımı helal etmesem kılınan bu namazlar geçerli olur mu?
Camiler ve cami giderleri ile ilgili düşüncelerinize katılıyorum. Bu uygulamalar İslam dışıdır.

Namazın kılınış şekli tam olarak kutsal kitabımızda neden tarif edilmemiştir?
Namazın kılınış şekli parçalar halinde verilmiştir. Hz. Peygamber bu parçaları birleştirerek namazı en mükemmel şekliyle göstermiştir. Ancak namazın parçaları olan hamd, şükür, tespih (Allah’ı yüceltmek), secde, rükû, kıraat ayrı ayrı birer ibadettir.

Sayı tutturmak için kılınan çok rekât yerine gönül huzuru ve aşk ile kılınan bir rekât namaz daha makbuldür.” diyorsunuz. Namaz kılarken mümin kişi rekât sayısını kendine göre düzenleyebilir mi?
Namaz asgari iki rekâttır. Nafile namazlarda uzun ve dikkatli kılmanın rekât sayısını artırmaktan daha üstün olduğu bütün fıkıh kitaplarında yazılıdır. Çünkü Kur’an’ın istediği huşû sayı çokluğu ile değil sakin ve dikkatli kılmakla elde edilir.

Namazın Allah ile Hz. Peygamber arasında geçen pazarlık sonrasında 50 vakitten 5 vakte indiği doğru mudur? Değilse kaç vakittir?
Peygamberimizin 5 vakit namaz kılıp bunu zaman zaman 3 vakitte topladığı tarih açısından kesindir. Ancak namazın bazı pazarlıklarla belirlendiği yolundaki rivayet İslam dışı bir uydurmadır.

Yaratılmış olduğumuza göre nerede olursa olsun Allah’a kulluk edeceğiz. Ve ibadet sürekli yapılmalıdır. Yani elli-altmış yaşına gelince namaz kılmak Allah’ı küçük görmek, onu anlamamak değil midir?
İbadet bulûğ çağından itibaren yapılmalıdır. Ancak mükemmel olanı yapamayanların eksik biçimde ibadet etmelerine karşı çıkamayız. İslam’ın yolu en iyisini teşvik ve temenni etmektir. Eksiği olanları tamamen ibadetsiz bırakmak değil.

Namazda, yalnız Allah’ın adının anılması ile ilgili bir ayet varsa, euzubillahiminneşeytanirracîm sözcüğünü söylemek bu ayete aykırı bir davranış mıdır?
Namazda “euzu” nun söylenmesi namaza aykırı değildir. Allah’ı anmak her hangi bir biçimde de yapılabilir.

Afganistan’daki Şii bir Türk arkadaşım, namaz kılarken secdede alnını koyacağı yere kilden yapılmış bir madde koyuyor. Sorulduğunda, insanın topraktan yaratıldığını ve yine ona dönüleceğini söylüyor. Sizce tekâmülümüz toprakta mı Tanrı’da mı tamamlanacaktır?
Tekâmülün toprakta tamamlanacağını ve secdenin toprağa yapılması gerektiğini söylemek bir hurafedir.

Camileri süslemek, duvarlarına insan isimleri yazmak, fakir çocukların eğitimi için harcanabilecek paralarla camiler için gereksiz harcamalar yapmanın Kur’an’daki hükmü nedir? Böyle yerlerde namaz kılınır mı?
Bunların hiçbiri Kur’an’a uygun değildir. Şirk kalıntısıdır.

Dinen uygun ve ideal bir cami nasıl olmalıdır? Genel hatlarıyla özelliklerini verebilir misiniz?
İslam’da resmî mabet anlayışı yoktur. Dine uygun diye bir tâbir doğru değildir. Secde edilen her yer dine uygundur. Müslümanların namaz kılacağı mekân anlamında cami; temiz, sade, huzur ve huşû veren, şatafattan, duvarlarına , tavanlarına asılmış yazı ve levhalardan arınmış olmalıdır.

Farz namazların 3 olduğunu söylediniz. Bu durumda ikindi ve yatsı namazlarının farzına niyet etmek Hz. Peygamber’i Allah’a şirk koşmak olmaz mı? (Terk edilemez sünnet, v.b.)
Namaz Allah için kılınır. Farzına ya da sünnetine niyet diye bir şey yoktur.

Özellikle namazlarda sürekli olarak Peygamberimizi anmak, ayetten önce onun dualarını okumak, yapılan duaları O’na salavat getirmeye bağlamak gizli bir şirk olmuyor mu?
Söyledikleriniz tamamen Kur’an’a uygundur.

Mirac ve Kırklar Cemi İslam’da yoktur diyorsunuz. Yani Kur’an’da Mirac’dan bahsedilmemektedir. Doğrudur fakat bu konuda sayısız hadis mevcuttur. Sahih değillerse namaz ne zaman Hz. Peygamber’e sunulmuştur?
Namazın farziyeti onlarca ayetle belirtilmişken siz öteye beriye ne diye baş vuruyorsunuz? Kanıt olarak Kur’an yetmiyor mu?

Namazda sessiz ya da sesli gülmek namazı ya da abdesti bozar mı? Cemaatle kılınan namazda kıbleden ne kadarlık bir sapma namazı bozar?
Bu hal namazı bozar ancak abdesti bozmaz.Cemaatle kılınan namazda önemli olan saf düzenini tutmak ve kıbleye yönelmektir.Milimetrik hesap gerekmez. Sonuçta kıbleye değil Allah’a ibadet ediyoruz.

Kur’an’da 3 vakit namaz ifade edilmişken, Peygamberimiz neden 5 vakit kılmıştır? sorusuna, “5 vakit kılmış yani bir miktar sevap namaz eklemiştir. Ama çoğunlukla namazlarını üç vakitte toplamıştır.” diye cevap vermişsiniz. Peygamberimizin farz namazları belirleme (arttırma) konusunda tasarrufu var mıydı?
İlaveleri müekked sünnet türündendir. Farz olsaydı zaten üç vakitte toplayamazdı.
(Bülent Pakman’ın notu: müekked anlamı; pekiştirme)

Güneşin konumları (doğuşu, dik, batışı) niçin namazın kılınma zamanlarını sınırlamaktadır?
Güneşe tapanlar bu zamanlarda ibadet ettiklerinden, ona uyulmaması gerektiğini göstermek içindir.

Namazda Allahu ekber dendiği yerlerde,”Allahımı tespih ederim” diyorum. Doğru mudur?
Fark etmez, ikisi de Allah’ı yüceltmek anlamındadır ve geçerlidir.

Abdest uzuvları hangileridir?
Abdestte iki tür uzuv söz konusudur:
1.Yıkanan uzuvlar: Yüz, dirseklere kadar kollar. 2. Mesh edilen uzuvlar: Baş ve ayaklar.

Yüzümüz makyajdayken namaz abdesti alabilir miyiz?
Yüzünüzü yıkamanız şartıyla makyajınız abdeste engel değildir. Önemli olan açık havaya maruz kalan abdest organlarını sudan geçirmektir, makyajlı ya da makyajsız, rujlu ya da rujsuz.

Saça sürülen jöle, briyantin gibi maddeler abdest’i bozar mı, namaza engel midir?
Bu maddelerin abdest ve namazla hiçbir ilgisi yoktur.

Cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanılırsa, üzerinden 1 namaz vakti geçmeden hemen yıkanılması mı gerekir?
Prezervatif de kullanılsa cinsel ilişki gusül abdesti almayı gerektirir.

Hz. Peygamber niçin namazlarını cem ederdi?
İnsanlara kolaylık örneği olsun diye bunu yapmıştır.

Namazımı sayenizde Türkçe olarak kılıyorum. Rükû ve secdeye giderken, “Allahımı tespih ederim. “diyorum. Başlarken “Allahu ekber” bitince “Esselamun aleyküm ve rahmetullah” diyorum. Bunları Türkçe en güzel biçimde nasıl söylemeliyim?
Karma bir dil de kullanabilirsiniz. Allahu ekber, Allahım sen büyüksün; essalamun aleyküm ve rahmetullah, barış, esenlik ve rahmet üstünüze olsun demektir. Bunları bu şekilde de söyleyebilirsiniz.

Ankebût Suresi 45. ayete dayanarak, namazın insanı kötü davranışlarda bulunmaktan alıkoyduğu gibi, görünür, görünmez (metafizik kökenli) kötü etkilerden de koruyucu etkisi olduğunu söyleyebilir miyiz?
Bunu ancak gerçek manasıyla namaz için söyleyebiliriz.
(Bülent Pakman’ın notu:Kitap’tan sana vahyedileni oku. Namaz da kıl. Çünkü namaz, çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyar. Elbette ki Allah’ın Zikri/Kur’an’ı daha büyüktür. Allah, neler yaptığınızı biliyor.Ankebut 45)

2. rekâtta ettehiyyatü okunurken sağ el işaret parmağı ile bir işaret yapılıyor. Bunun gereği ve anlamı nedir?
Teşehhüdde parmağı kaldırmak bir örftür. Yapmamanız daha iyi olur.

Namazı her hangi bir yöne doğru kılabileceğimizi belirtiyorsunuz. O halde Bakara Suresi 144-151 ayetleri ne anlama geliyor? Yüzünüzü Mescid-i Haram yönüne döndürün demekle ne kastediliyor?
O ayetler Müslümanlara bir kıble belirliyor. Biz cemaat halinde, zorunlu olarak, bireysel ibadetlerde de tercihan o kıbleye döneriz. Ancak bireysel ibadetlerde Kur’an’ın: “Nereye dönerseniz dönün orada Allah’ın yüzü vardır. ” ayeti geçerlidir. Yani tek başına kılınan namazlarda kıbleye dönülmemiş olması namazı geçersiz kılmaz.

Geleceği bilen Allah, ileride insanların sünnet, hadis, fıkıh gibi konularda tartışmaya düşeceğini biliyordu. Örneğin namaz konusu (rekat, cem etme) tartışma olmayacak şekilde Kur’an’da verilebilirdi. Acaba bir sınava mı tâbi tutuluyoruz? Bir çok hadisi kabul etmezken Peygamberimizin cem etmesini hangi güvenilir kaynağa bağlayıp iddia edebiliyorsunuz? Peygamberimize bir Arabın gelip de “Ben Fâtiha da olsa ezberleyemem, içimden geleni söylesem namazım olur mu? ” sorusuna Peygamberimizin evet cevabı vermesini nasıl kesin gerçektir diye değerlendirebiliyorsunuz?
Rivayetler iki özellik birleştiğinde güvenilir olur:
1.Kur’an’a uygunluk,
2.Tarihsel belge bakımından güvenilir olmak.
Anılan rivayetlerde bu iki özellik de vardır.

Peygamberimizin, namaz hareketlerini, Süryani papazlara bakarak belirlediği doğru mudur?
Bu söylentiler asılsızdır.

Müslümanlar namaz kılarken başlarını takke veya benzeri birşeyle örtmek zorundalar mıdır?
Bu gelenek Yahudilik’ten sıçramıştır. Kesinlikle böyle bir zorunluluk yoktur.

Sürekli tekrarlanan (belli sayılarda) bazı kelimelerden medet ummak yanlıştır, diyorsunuz. Namazdan sonraki tesbihlerde 33’er defa “sübhanallah, elhamdülillah, Allahu ekber “denmesi hakkındaki düşünceniz nedir?
Allah’ı her hangi bir biçimde anmanın yanlış tarafı olamaz. Ancak sayılara ilişkin iddiaların tümü Kur’an dışıdır. Namazdan sonrası için belirlenen sayılı icraat ise tümden uydurmadır. Namaz selam verildiği anda biter.

Her gün belli vakitlerde tekrarlanması gereken bir ibadet şekli olan namaz, insanı alışkanlığa yöneltmez mi?  Bu insan ruhuna olumsuz etki yapmaz mı?
Bu söylediğiniz tür namaz, ne dediğini anlamadan bilinçsiz bir şekilde kılınan namaz olabilir. Ne dediğini anlayarak bilinçle kılınan bir namaz ise böyle değildir. İnsanın ruhuna güzellikler getirir.

Namaz esnasında kıyamda Fatiha Suresi’ni okuduktan sonra “amin”  / sen kabul eyle Allahım denmesi gerekli midir?
Amin kelimesi Kur’an’da geçmez. Namazda söylenmesi de doğru değildir. Bu İbranice kelimeyi söylememek daha uygundur.

Abdestsiz namaz kılınabilir mi? Kadınlar çıplak namaz kılabilirlermiş, doğru mudur?
Kadın-erkek hiç kimse abdestsiz ve çıplak namaz kılamaz.

Namazda istediğimiz sureyi okuyabilir miyiz?
Namazda istediğiniz sureyi veya içinizden gelen bir duayı okuyabilirsiniz.

Camide namazdan sonra çekilen tesbihi bid’at olduğu için çekmek istemiyorum. Fakat işgüzarın biri camideki tesbihlerden birini önüme atıveriyor. Çeksem bir türlü çekmesem bir türlü.  Ne yapmalıyım?
Namazdan sonra çekilen tespih bid’attır. O tespihi, size atana iade edin.

Peygamber Efendimizin sabah namazının ilk rekâtını ikinci rekâta göre daha kısa tuttuğu doğru mudur? Doğruysa sebebini biliyor muyuz? böyle yapmak sünnet midir?
Peygamberimizin, bunun aksi, okuyuşları da vardır. Söylediğiniz bir tercih meselesidir.

Namaz 3 vakitse diğer 2 vakit de Peygamberimizin eklediği sünnetse neden 5 vaktin de farzları var? Farz Allah’ın emri demek değil midir? 5 vakit ve şu kadar rekât farzı demek ne demektir?
5 vaktin farzı tâbiri fıkıhçıların kullandığı teknik bir tâbirdir. Sünnet namazlar için de farz dendiği zaman bunun anlamı, fıkıh tekniği bakımından, gerekliliktir.

Namazların ezandan önce kılınmasının bir sakıncası var mıdır? Sabah namazlarını bazan ezandan önce kılıyorum.
Vakit girmişse kılarsınız.

Bazı ayetlerde, korku yüzünden namazı kısa tutmanızda size bir günah yoktur, deniyor. Namazı kısa tutmak nedir?
Korku ve kaygı zamanlarında namaz, kısa bir dua halinde yapılabilir. Ayakta, binek üstünde gibi…

Hz. Peygamber’in namazlarını genelde 3 defada topladığını söyledikten sonra sevap amacıyla ekleme yaptığını söylüyorsunuz. Peygamber bile olsa dine ekleme yapma yetkisi var mıdır?
Din tarafından konmuş bir ibadeti fazla yapmak dine ilave değildir. O fazlalar farzlaştırıldığında ilave olur. Hz. Peygamber’in ilave olarak kıldığı müekked (pekiştirilmiş) sünnetler sonradan farzlaştırılmıştır.

Namazlarda, öğle ve ikindi hariç diğer namazların ilk iki rekâtında ayetler imam tarafından açıktan okunmaktadır. Eğer açıktan okuma imamın arkasında saf bağlayanların okunanı anlaması için ise neden diğer namazlarda açıktan okunmuyor?
Bu bir bir gelenektir. Bu ayetlerin açıktan ya da gizliden okunması namazın geçerliliğine etki etmez. Artık bunları bırakalım da Kur’an’ı kendi dilimizde okuyarak ne dediğini anlamaya çalışalım.

Tesbih namazı diye bir şey var mıdır? Tesbih namazını kılarsan Allah bütün günahları affeder diyorlar.
Böyle bir namaz ve böyle bir anlayış İslam’da yoktur.

Bir televizyon programında, hanımlar âdet zamanında namaz kılabilir diye bir açıklama yapmışsınız. Acaba bir yerimiz kanadığında abdest bozulur mu?
Kan abdesti bozmaz. (ön ve arka yollardan çıkan şeyler abdesti bozar) Ayrıntılı bilgi Kur’an’daki İslam kitabımın Mâide suresi açıklamalarında vardır. Ayrıca sitenin soru arşivinden yararlanabilirsiniz.

Karanlıkta namaz kılmanın bir sakıncası var mıdır?
Hayır, hiçbir sakıncası yoktur.

Namaz (özellikle Cuma namazı) anında abdest, yellenme ya da başka bir sebeple bozulursa ne yapmalıyız?
Dışarı çıkmamız problem yaratmayacaksa dışarı çıkıp namazınızı sonradan yeniden kılabilirsiniz. Çıkmanız problem yaratıyorsa olduğunuz yerde oturup uygun zamanı bekleyeceksiniz.

Namaz kılarken önümüzden küçük ya da büyük bir kişi geçerse namaz bozulur mu?
Namaz bozulmaz ancak geçmemesi yeğlenir.

Ölünün arkasından, “devir” adıyla, günahları veya gitmediği hac borcu ya da kılmadığı namaz borçları hesap edilip karşılığınca para veriliyor başka insanlara. Bu doğru mudur? İnsanın kendine farz olan kılmadığı namazlar hesabınca yoksulara ya da kime olursa olsun birilerine para verip namaz borçları silinebilir mi?
İbadetlerde vekâlet olmaz. Böyle bir sistem İslam’da yoktur. Sonradan hurafe sistemi tarafından uydurulmuştur.

Bugün uygulanan namaz saatleri tam saat ve dakika olarak neye göre hesaplanıyor?
Bu hesaplamalar fıkıhla rasathane bilgilerinin verilerine göre yapılmaktadır.

Duaların ve bunun gibi eylemlerin ölülere bir faydası olmadığına göre cenaze namazının anlamı nedir?
Cenaze namazının anlamı, bizim ölen kişiye ve ortak imanımıza saygımızı ifade etmektir.

Bir bayan olarak cuma namazı kılmayı istediğim halde ne cemaat oluşturabildim ne de camiye gidip kılabildim. Gitsem tek başıma ne yapabilirim? Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki tamamen çevre baskısı ve toplumsal şartlanmaların pençesindeyiz, özellikle bayanlar. Bu konuda fetva bile verildiği halde neden camiler bize kapalı ? Camiler sadece erkeklerin mekânı mıdır? Bu durumda bizler camide namaz kılmaktan mahrum oluyoruz. Cuma namazı kadın erkek herkese farz olduğu halde,  isteyip de şartlardan dolayı kılamamanın günahını kim yüklencek?
Şikâyetlerinize aynen katılıyorum. Bu durumda sizin hiçbir sorumluluğunuz yoktur. Günah bu yanlışı yapanlarındır.

“amin” / sen kabul eyle Allahım denmesi gerekli midir? sorusunun cevabında, bu İbranice kelimeyi söylememenin daha uygun oldugunu belirtmişsiniz. Fakat Türkçe olarak sen kabul eyle Allahım denmesi gerekir mi?
Yaptığınız duanın sonunda “kabul eyle” diye Allah’a talimat vermeye ne gerek var? Siz duayı yapın, kararı Allah verir.

Cami dışında, kendi dilimizde yani Türkçe namaz kılınmasının mümkün olduğunu ifade ediyorsunuz. Camide namaz kılınırken imama uyulmaktadır. İmam da farz olan namazlarda, Arapça okunan bütün kelime veya ayetlerden hemen sonra bir de Türkçesini ifade etse, namaz daha anlaşılır hale gelmiş olmaz mı?
İmamın bunu yapmasına gerek yoktur. Cemaat, arkasından Türkçe okuyabilir. İmam, birliği sağlamak için özgün metni okumalıdır.

Hz. Muhammed’in “Her kim ki evinden çıkarken Kur’an’ın bir ayetini ezberleyip şuuruna varırsa o gün kılacağı 1000 rekât namazdan daha hayırlıdır”  dediği doğru mudur?
Bu rivayetlerin tarihsel belgeleri yoktur.

Daha çok kış aylarında namaz vakitlerinin araları çok kısa. Sinema gibi sosyal aktivitelere katıldığımda namazın bir vaktini kaçırıyorum ve bunun günah olduğunu söylüyorlar. Bu doğruysa bu tip sosyal aktivitelere katılmamalı mıyım?
Böyle durumlarda namazlarınızı cem edin, sosyal etkinliklere de katılın.

Bazen camiye tam zamanında yetişemediğimiz oluyor ve içeriye girdiğimizde cemaat farzın 2 veya 3. rekâtını kılıyorsa bu durumda ne yapmamız gerekiyor?
İmama uyar ve geri kalan rekâtları tek başınıza tamamlarsınız. Oradaki imam arkadaş size yol gösterecektir.

Peygamberimizin Uhud Savaşı’nda kılamadığı namazları Bilal’e ezan okutarak vakit sırasıyla cemaatiyle birlikte kaza yaptığı İslam ansiklopedisinde bilgi olarak veriliyor. Bu durum kaza namazı kılınabileceğine delil olarak gösteriliyor. Bu uygulama kaza namazı olduğuna delil midir?
Böyle bir şey asla yoktur. Bunlar dayanıksız rivayetlerdir. Fırsat bulduğunuzda namaz kılmanız elbetteki makbuldür. Ancak buna isim koymanız gerekmiyor.

Allah, inananların, Kur’an insanlarının, anti sosyal kişiler olmamaları için toplu ibadetleri ve özellikle cuma namazını gerekli görmüştür, denebilir mi?
Evet, denebilir.

Hz. Muhammed camide hiç sünnet namazı kılmazdı diyorsunuz. O zaman neden ikindi ve yatsı namazlarını camide kılıyordu? Bu namazları cem etse bile yine de camide cem ediyordu ve sonuç olarak da camide sünnet namazı kılmış oluyordu. Bu durumda ya yatsı ve ikindi farz ya da sizin söyleminizde bir çelişki var. Açıklar mısınız?
Burada bir terminolojik karışıklık var. Camide farzlar kılınır, ister cem ederek ister ayrı ayrı. Bizim sünnet namazı kılmaz derken kastettiğimiz, 5 vaktin farz dediğimiz rekâtlarına eklenen kısımlardır. Yani gelenekteki farz denilen kısımlar dışındakiler.

Biz Müslümanların kıblesi Kâbe’dir. İslam’a inanmayanlar, siz Kâbe’ye secde ediyorsunuz, Kâbe puttur, diyorlar. Nasıl cevap verebiliriz?
Kur’an’ın ifadesiyle Kâbe, birliği sağlayan bir yön göstericidir. Tek başına kılınan namazda Kâbe’ye dönmek şartı yoktur.

Sehiv secdesi nedir ve nasıl yapılır?
Namaz içinde unutarak yapılan yanlışların telafisi için öngörülen ve namaz sonunda yapılan bir secdedir.

Cemaatle kılınan namazların sevabının ferdi olanlara üstün olduğu söylenir. Ben evimde eşime imamet ederek namaz kılarsam bu, cemaatle kılınan namaz kapsamında mıdır?
İslam vahiyleri içinde namazlarla ilgili böyle hiçbir beyan yoktur. Bunların tümü Emevi uydurmasıdır. Evde namaz kılmak son derece makbuldür. Eşler birbirlerine imamlık edebilirler. Cemaat oluşturabilirsiniz. ”Cuma”ları da bu şekilde kılabilirsiniz. Cemaat için imamlık yapanın dışında en az üç kişi gerekir

Ezana sonradan eklemeler yapıldığı söyleniyor. Doğru mudur? Doğru ise ekleme yapılmamış halini biliyor muyuz?
Sabah namazında okunan kısım, ezana sonradan eklenmiştir. Başka eklemelerin varlığı söyleniyor ancak ben tespit edemedim.

Dövme yaptırmak gusül abdestini engeller mi?
Hayır engellemez.

Her gün duş alıyorum ve boy abdesti için niyetleniyorum. Zorunluluk olmadığı halde gusül abdesti almak yanlış mıdır? Gusül abdesti,namaz abdesti yerine geçer mi?
Gusül, vücudu yıkamak demektir. Her zaman makbuldür ve namaz abdesti yerine de geçer.

Abdest alırken üç kere ağıza ve buruna su alacağımıza bir kere bolca su alsak olmaz mı?
Abdest Mâide Suresi 6. ayette ayrıntılı olarak verilmiştir. Sayı diye bir şart yoktur.

Gusül abdesti aldıktan sonra idrar yollarında kalan meninin, idrar yapma, ağır birşey kaldırma gibi yollarla atılması gusül abdestini bozar mı? Şöyle de sorabiliriz: Cinsi münasebetten sonra gusül abdesti almadan önce tuvalete gitmek gerekir mi?
Şehvetle kopmayan kalıntılar guslü gerektirmez. Ancak gusülden önce küçük abdeste gitmek tercih edilmelidir.

Cinsel birleşmenin olmadığı ancak karşı cinsle sarılmak, el ele tutuşmak esnasında cinsel organda meydana gelebilecek akıntı durumunda kişi cünup sayılır mı?
Birleşme olmasa da akıntı tam boşalma ise cünupluk oluşur. Eğer mezi denen küçük bir ön akıntı ise cünupluk olmaz.

Aynı abdestle kaç vakit namaz kılınabilir?
Abdestiniz bozulmadığı sürece istediğiniz kadar namaz kılabilirsiniz.

Gusül abdesti için kullanılan, “toplu iğne başı kadar kuru yer kalmaması” ifadesi bir hadis midir? Ağız, burun, kulak yıkamanın sınırı nedir?
Bu ifade bir yorumdur. Ağız, burun, kulak ayrıntısı da yoktur.

Kur’an,”cünüp olduğunuzda iyice yıkanın” ifadesini kullanmaktadır.

Mesh edilen organın çıplak olma zarureti var mıdır? Yoksa ayaklar, ayakkabı üzerinden de sıvazlanabilir mi?
Ayaklar, Peygamberimiz döneminde çorap ve ayakkabı üzerinden de mesh edilebiliyordu.

BÖLÜM 3 – BAŞÖRTÜSÜ İLE İLGİLİ SORULAR CEVAPLAR

Bayanlar namaz kılmak için abdest alırlarken başlarını örtmeli mi? Bir bayanın namaz kılarken en makbul şekildeki örtünmesi nasıldır?
Başın örtülmesi hiçbir durumda zorunlu değildir. En makbul örtünme derecesi el, ayak ve baş dışındaki bölgelerin örtülmesidir. İsteyen başını da örtebilir, bu bir tercih işidir.

Tesettürün tarih boyunca, özellikle kadınların sosyal statüsünün sağlanmasında gerekli olduğunu görmekteyiz. (köle-hür ayrımı) Bu yüz yılda bu ayrım kalktığı için saçların örtünmesinin önemi kalmış mıdır?
Yaklaşımınız saçların örtünmesi açısından doğrudur. Abdest uzuvları tesettüre tabi değildir. Baş da bir abdest uzvudur.

Hıristiyanlık ve Yahudilikte kadın ve erkeklerin giyimi hakkında kurallar var mıdır? Tesettür gibi.
Vardır. Örneğin baş örtüsü İncil’de, Pavlus tarafından bugünkü şekliyle istenmektedir.

Başörtüsünün dindeki yeri bir tarafa, takmak isteyenlerin engellenmesi din açısından doğru mudur?
Başını örtmek isteyenlerin engellenmesi insan hakları açısından doğru değildir.

Başörtüsü konusunun 14 yüzyıl boyunca sizin görüşünüzden farklı anlaşılmasının nedenleri nelerdir?
Bu konuyu 14 yüzyıl boyunca benim gibi anlayanlar da vardır. Ancak eski zamanların böyle bir meselesi olmadığı için Kur’an’ın bu konudaki görüşü irdelenmemiştir. Herkes örfî hayatını yaşamaya devam etmiştir. Ortadoğu’da birçok ülkede sadece kadınlar değil erkeklerde başlarını kapatmaktadırlar. Anadolu’da yakın zamanlara kadar başı açık gezen erkeklere bile iyi gözle bakılmazdı. Bunlar bizim için ölçü değildir. Bizim için önemli olan Kur’an’ın ne dediğidir.

Başörtüsünün zorunlu olmadığını vurgulayan âlimlerden birisiniz. Diğer âlimler gerçeği kavrayamayacak kadar yetersiz mi?
Konunun gerçeği kavrayıp kavrayamamakla bir ilgisi yoktur. İşin esası, geleneği tedirgin etmeme hesabından kaynaklanmaktadır.

Başörtüsü konusundaki yorumunuza Hz. Peygamber döneminden dayanak bulabiliyor musunuz? Bu konuyu sizin gibi yorumlayan İslam âlimleri var mıdır?
Elbette benim gibi yorumlayan İslam âlimleri vardır. Hz.Peygamber döneminde cariye ve köle kadınlar baş açık dolaşıyor ve namazlarını o şekilde kılıyorlardı. O halde başı örtmek veya açmak din değil, örftür. Kur’an’ın istediği göğüslerin örtülmesidir.

Kur’an’dan ve sizin kitaplarınızdan anladığım kadarıyla örtünme emri GÖĞÜS’e yapılmış. Muhammed Esed’in mealinde de İmmar, müşrik kadınların süs olarak kullandığı şal. Benim başım kapalı, sınavlara girmedim. Ailem başımı açmama karışmıyor ancak saptığımı söylüyorlar. Ne yapabilirim?
Başınızı örtmeniz veya açmanız sizin tercihinize kalmıştır. Kur’an’ın sizden istediği abdest uzuvlarının dışındaki vücut bölgelerini kapatmaktır. Baş kapanma bölgesi dışındadır. Bunun aksini söyleyenler kendi tercihlerini dinleştirmiş olurlar.

“Başınızı örtmeniz veya açmanız sizin tercihinize kalmıştır. Kur’an’ın sizden istediği abdest uzuvlarının dışındaki vücut bölgelerini kapatmaktır. Baş kapanma bölgesi dışındadır. Bunun aksini söyleyenler kendi tercihlerini dinleştirmiş olurlar.” diyorsunuz. “Baş, kapanma bölgesi dışındadır.” Sizin mealinizde Nur Suresi 31 ise şöyle: örtülerini/başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar.” Siz de Kur’an mealinizde başörtüsü diyorsunuz; eğer baş kapanma bölgesi dışında ise başörtüsüne ne gerek var?
Emrin gereklilik ifade etmesi için açık ve kesin olması gerekir. Teknik ifadeyle ayetteki emrin müteallakı (ilişkin olduğu nokta) göğüstür. Yine teknik ifadeyle vücup göğse ilişkindir. Başın örtülmesi vücuba bağlanmamış, tercihe bırakılmıştır. Esasen Kur’an, abdest’i, vücudun açık havaya maruz kalan bölgelerine uygulatmaktadır. Yani başın örtülmesi emir değildir. Ayette başörtüsü kelimesinin geçmesi hiçbir şekilde başörtüsü ile ilgili bir emrin gerekçesi olamaz. Buna tefsir ve fıkıh kuralları da izin vermez. Kaldı ki kelimedeki başörtü anlamı aslî anlam değil örfî anlamdır. Kısacası emrin vücup (gereklilik) ifade etmesi manaya delaletin kesinliği şartına bağlıdır. Anılan ayette başın örtülmesine ilişkin değil kesin delalet, zannî delalet bile yoktur.

Siz başörtüsü takmamanın günah olmadığını söylüyorsunuz. Hollanda’dan yazıyorum ve buradaki bir cami hocası, kadınların görünen her bir saç kılı için 70-80 yıl cehennem azabı göreceğini söylüyor. Düşünceniz nedir?
O hoca, din adına yalan söylediği için cehenneme kendi gidecektir.

Siz örtünme emri İslam’da var ama başörtüsü takmak farz değildir diyorsunuz. Açıklar mısınız?
İslam’ın örtünme emri başı içermemektedir.

Bir mealde Ahzap-59.ayet : Ey Peygamber! eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dış giysilerini üzerlerine alsınlar. bu, onların tanınmaları ve incitilmemeleri için çok daha uygun bir yoldur. Allah gafûr’dur, rahîm’dir. ” şeklinde tercüme edilmiş. Burada kavramı çağdan çağa ve coğrafyadan coğrafyaya değişebilsin diye Kur’an “dış giysi” tanımını kullanmış. Bu tanım sadece “başörtüsü” nü işaret eder şeklinde yorumlamıyorum. Düşünceniz nedir?
O ayetin başörtüsüyle zaten bir ilgisi yoktur. Ayet, evlerinde neredeyse tamamen çıplak dolaşan Arap toplumuna dışarı çıkarken derli-toplu giyinmesini emrediyor.

İslam tarihinde başörtüsünü, sizin gibi örtülmesi zorunlu kısımlardan görmeyen ilim adamları var mıdır? Bunların günümüzde yaşayanları ve eski bilginler kimlerdir?
Elbette vardır: Sait b. Cübeyr, el-Cassâs, Fazlurrahman, Hüseyin Atay, Hatemî…

Erkek ve kadının örtünme ölçüleri nelerdir? Bir erkek, karısının İslam’a aykırı olan örtünme şekline müdahale edebilir mi?
Kadınların abdest organları dışındaki yerlerini, erkeklerin ise edep yerlerini örtmeleri Kur’an’ın emridir. Erkeğin kadına örtünme konusunda önerileri ve teşvikleri olabilir. Ancak baskı uygulayamaz.

Siyah örtülerle sadece gözleri görünenler acaba örtünme ile ilgili Kur’an ayetlerini bilmiyorlar mı? Bayanların örtmesi gereken yerler belli iken neden kendilerine işkence ediyorlar?
Bu sorunun cevabını ben de çok merak etmekteyim.

İslam’da cariyelerin durumu nedir? Onlarla evlenmeden cinsel İLİŞKİYE girmek neden caizdir? Kur’an’da hür kadınlarla cariyelerin ayrılabilmesi için getirilen örtünme hükmüne ne diyorsunuz?
Kur’an’da “cariye” diye bir kelime yoktur.” Cariyeler” için düzenlenmiş ayrı bir örtünme hükmü de yoktur. Ancak antlaşmalarla ilişki kurmak Kur’an’da geçmektedir. Buna muta denir. Çok sıkı şartları vardır.

Örtünen kadınlara sadece, “Örtünmeyen cehenneme gider.” deniliyor. Yani sadece örtünmeleri, şeriatın kitabını yazan erkeklere göre, kadının sorumlulukları açısından yeterli. Esas diğer kurallar var. Kaldı ki, sizin mealinizde göğüs yırtmaçlarının kapatılması diye yazıyor. Her lafınızın üstüne atlayan muhalifleriniz niye bu lafınızın üzerine atlayıp günlerce tartışmadılar? Herhalde tartışmayarak konuyu kaynatmaya çalışıyorlar. Tv’de görüşü alınan türbanlı, yetkili bir bayana Nur Suresi’ndeki göğüs yırtmacı kelimesini sordum. Kem küm etti. En son göğüs kafesi dedi. Sonra da göğüs kafesi diye bir şey yok dedi. Bence bu işin üzerine biraz daha gidin. Bunlar konuyu tartıştırmayarak unutturmaya çalışıyorlar.
Örtünmeyle ilgili söylediklerinizin tümüne katılıyorum. Elimizden geleni yapacağız.

Esas olan göğsün örtülmesidir, diyorsunuz. O zaman baş örtüsünü niye başımıza bağlıyoruz, onun yerine şalı boynumuza dolasak Allah’ın sözlerine uygun bir örtünme OLUR MU? Ayrıca bu baş örtüsü gelenekten ibarettir diyorsunuz. Gelenekse, Hz. Hatice’den veya Hz.Fâtıma’dan kalma bir gelenek midir yoksa farz olmadığına göre sünnet midir?
Örf anlamında sünnettir. Kimden kaldığı önemli değildir. Göğsünüzü istediğiniz şeyle kapatabilirsiniz. Şal şartı yoktur.

Erkek ve kadının örtünme ölçüleri nelerdir?
Kadınların abdest organları dışındaki yerlerini, erkeklerin ise edep yerlerini örtmeleri Kuran’ın emridir. Erkeğin kadına örtünme konusunda önerileri ve teşvikleri olabilir. Ancak baskı uygulayamaz.

Nur Suresi’nin 31. ayetini “Örtülerini/başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar” şeklinde http://www.kuran.gen.tr adresinde meal olarak vermişsiniz. Bu sitede ise aşağıdaki soruya verdiğiniz cevap çelişki yaratmıyor mu?
Soru: Müslüman kadınları kastederek “Başın örtülmesi zorunlu değildir.” diyorsunuz. Böyle ise 1400 küsür yıldır Müslüman kadınların başlarını örtmeleri ve İslam ulemasının baş örtüsü gereklidir demelerinin hikmeti nedir?
Cevap: Yıl fazlalığı bir şeyin gerçeğini değiştirmez. 1400 yıldır kitleler tercihlerini öyle kullanmışlardır, buna saygı duyulur. Ancak zaman uzunluğu dinde hüküm gerekçesi değildir. 2800 yıllık gelenekler de vardır. Bunları da din mi sayacağız?
O ayetten teknik olarak çıkan mana, başların örtülmesi değil açılmasıdır. Baş örtüsü kelimesinin kullanılması, dikkatleri başın örtülmesinden göğsün örtülmesine çekmek içindir. Ne yazık ki geleneksel tutum, alışkanlıklarını dinleştirmek için bunun tersini yapmıştır. Nur 31. ayeti bütünüyle okumak ve abdestte yıkanan uzuvların açık tutulan bölgeler olduğunu unutmamak gerekir.

Abdest uzuvlarının örtülmeyeceği hangi ayetlerde belirtilmiştir?
Örtülen yerleri belirten ayetler, nerelerin açık kalacağını da göstermiştir.

Kadınların örtünmesi gereken yerlerini kitaplarınızda ve sohbetlerinizde açıklıyorsunuz. Ancak örtünmüş görünmekle beraber, son derece dar ve vücut ölçülerini âdeta verircesine bir örtünme ne derece iffete ve kadını korumaya yöneliktir?
Biz din adına kıyas yaparak ölçü koyamayız. Elbisenin şekli, rengi, deseni, inceliği, kalınlığı serbest bırakılmıştır. Bu sözünü ettiğiniz toplum örflerinin dikkate alınmasını, bu anlamda bir titizliği gerektirir ancak din adına haram-helal hükmü olmaz.

Müslüman kadınları kastederek “başın örtülmesi zorunlu değildir.” diyorsunuz. Böyle ise 1400 küsür yıldır müslüman kadınların başlarını örtmeleri ve İslam ulemasının baş örtüsü gereklidir demelerinin hikmeti nedir?
Yıl fazlalığı bir şeyin gerçeğini değiştirmez. 1400 yıldır kitleler tercihlerini öyle kullanmışlardır, buna saygı duyulur. Ancak zaman uzunluğu dinde hüküm gerekçesi değildir. 2800 yıllık geleneklerde vardır. Bunları da din mi sayacağız?

Ayetlere göre Kur’an, kendisinde en ufak bir şüphe olmayan apaçık bir kitap. Ancak birçok emir farklı kişiler tarafından farklı algılanıyor. Örneğin baş örtüsü size göre dinin emri değilken başka birine göre farz. Açıklar mısınız?
Bahsettiğiniz tartışmalar Kur’an’dan çıkmıyor. Kendi mezhep anlayışlarını Kur’an diye kutsallaştıran gelenekçi taassuptan çıkıyor. Kur’an bir konuyu yoruma açık bırakmışsa bu bir tutarsızlık ve çelişme değil Kur’an’ın akla bıraktığı bir serbestlik alanıdır.

Saçın abdest uzvu olduğunu söylüyor, dolayısıyla örtülmesinin şart olmadığını belirtiyorsunuz. Buna delil olarak Nur-31’i gösterenlere de karşı çıkıyorsunuz. Bizler kime uyacağımızı şaşırdık. Bu konuda rahatlatıcı bir-iki delil yazarsanız müteşekkir oluruz. Delil, Nur Suresi 31 ve abdestin bizzat kendisidir. Ayeti sonuna kadar dikkatlice okuyun. Örtülmesi istenen göğüstür. Şaşıracak bir durum yok. Şaşırmak isteyen her zaman şaşırır.

Kadınlarımızdan bazılarının giydiği kara çarşaf Arap putperestlerinden mi kalmadır? İslam’dan önce kara çarşaf neyin simgesiydi?
Kara çarşafın orijini hakkında kesin bir bilgiye sahip değilim. İslam örfünün malı olmadığı kesindir. Bizans-Rum kökenli olduğu söylenmektedir.

BÖLÜM 4 – ÖRTÜNME KONUSUNDA DİĞER GÖRÜŞLER

«… Nûr 31 deki emir kipi, başa ilişkin bir emir değil, göğse ilişkin bir emirdir. Yani mutlak emir göğsün kapatılmasına yöneliktir, başın örtünmesine değil… Göğüslerin, özellikle göğse takılmış olan süs takılarının kapatılmış olmasıdır… Zînet : Süs tabirini kadının vücudu olarak değerlendirilip el ve yüz dışında tüm vücudun avret olduğunu ve kapatılması gerektiğini söylemek inandırıcı değildir. Kadın vücudunun zinet olarak düşünülmesine dayanak olacak hiçbir Kur’ân ayeti yoktur

Abdest vücudun açık havaya maruz bölgelerine uygulanır. Eller-kollar, yüz, ayaklar ve baş bu organlardır ve abdest bu organlara uygulanan bir temizlik hareketidir. Asrısaadet’te, abdesti kadın erkek herkes toplu halde aynı yerde, hatta aynı kaptan alabilmekteydi. Bunun örtünme emrinden önce olduğu, sonradan kaldırıldığı yolunda en küçük bir beyan yoktur. Kur’ân ve Sünnetin verileri de, abdest uzuvlarının örtünmeye dahil olmadığını göstermektedir.

Özetlersek : Müslüman kadın, başı-yüzü, dirseklere kadar kolları, bileklere kadar ayakları DIŞINDAKİ vücut bölgelerini zamanı, zemini, iş şartlarını, iklim ve coğrafyanın özelliklerini dikkate alarak kapatır…»
(Bkz. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk-İslâm Nasıl Yozlaştırıldı-Say: 358-362)

Şu bir gerçek ki Kur’an’da kadının örtünmesiyle ilgili açık emirler vardır. Ancak bu emirler, bugünkü İslam dünyasında, özellikle Arap-Acem coğrafyalarda siyasal bir simgeye dönüştürülen ve adına “tesettür” denen uygulamanın iddialarına asla destek vermez. Bu konuda özellikle, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’nin, “İlahi Hikmette Kadın” adlı eserine bakılmasını öneririz. Kur’an’ın örtünme emri, abdest organlarını, o arada başı içermemektedir: Yüz ve baş, kadın ve erkekte eşitliğin gösterge bölgeleridir. Ve iki cinste de açık havaya maruz bölgelerdir. Bunun için de iki cinste de abdestin ortak organları arasındadır. Başı açık olanlar köleler, işçiler ve cariyelerdi; başı bağlı olanlar ise hür ve seçkin tabaka idi. Fıkhın, kadınları hürler ve cariyeler diye ikiye ayırmasının dayandığı mantık da budur; Kur’an’ın herhangi bir ayeti değil. Günümüzde bâzı çevrelerin “Başörtüsü özgürlüğün simgesidir” söylemlerinin anlamı da bu olsa gerek. Nûr 31. ayette vücup ifâde eden bir emir vardır ve o da göğsün kapatılmasıdır. Başın- saçların kapatılmasına ilişkin bir emrin o ayetten çıkarılması zorlama ile bile mümkün olmaz. Sünnetten de buna kanıt yoktur. Bu ayetten anlaşılır ki kadının göğsü ve boynu avrettir, yabancı erkeklerin görmesi caiz olmaz. Nûr 31’den açıkça çıkan tek emir, göğüslerin kapatılmasıdır. Şunu da unutmamak zorundayız: Abdest, vücudun açık havaya maruz bölgelerine uygulanır. Eller-kollar, yüz, ayaklar ve baş bu organlardır ve abdest bu organlara uygulanan bir temizlik hareketidir. Asrısaadet’te, abdesti, kadın-erkek herkes toplu halde aynı yerde, hâttâ aynı kaptan alabilmekteydi. Bunun, örtünme emrinden önce olduğu, sonradan kaldırıldığı yolunda en küçük bir beyan yoktur. Olsaydı, özellikle kadını baskı altında tutmak isteyenler, bunu anında kayıtlara geçirirlerdi.

BÖLÜM 5 –  BAZI ÖZEL SORULAR CEVAPLAR

İyi bir kalem, güçlü bir hitabet ve pek çok başarı! Bu bir lütuf mu?
Onların hepsi benim işimin icabı. Galiba biraz da Kur’an bana lütufta bulundu. Bana iltimas ettim. Buna inanıyorum.

Büyük bir mücadele başlattınız. Bu mücadeleniz, Diyanetin söylemleri, meslekdaşlarınız ve toplumda yaşanan dindarlıkla oldu…
Öyle bir mücadele seçmedim. Diyanet mesajlarımdan etkilendi. Ve onları kabullendi, mesajları savunmaya başladı!

Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Büyük fikir adamlarının kaderi budur…Ne büyük şanslı adamım ki bunları sağlığımda hayatımda gördüm.

Söylemleriniz belli kitlelerce kabul edilirken, bir kitle var ki, şiddetle size ve söylemlerinize karşı çıkıyor. Sizce karşı çıkışın nedeni nedir?
Dini saltanatlarına uyarladılar. Benim getirdiğim mesaj bu saltanatı rencide ediyor. Bu saltanattan nemalanan adamlar da tabii ki rahatsız olup karşı çıkacak. Onlara göre ben dinde reform yaptım. Eee senin hepsini söylemen şart mı? Bir kısımını da söyleme diyorlar.

Son dönemde ilahiyat camiasını nasıl görüyorsunuz?
Hiçbir şeyde ümitsizliğe düşmek olmaz. Çok güzel insanlar, çok iyi mesajlar veren insanlar çıkıyor. Fakat geneli itibarıyle ilahiyat camiası, son 20 yıl içinde maruz kaldığı büyük istismarın tahribi ile çok aşındı. Yani düşünün İmam Hatip mektepleri ki ben de o mektep mezunuyum; oraya siyaset elini soktuktan sonra bozuldu. Yani benim içinden geldiğim İmam Hatip zihniyet ve hukuku devam etseydi, inanın, Türkiye’nin çevresi başka olurdu. O  imam hatip neslini katlettiler, yok ettiler.

Mümtazer Türköne bir yazı yazdı.  İmam hatipler artık devrini bitirmiştir diye. Ne diyorsunuz?
İmam hatipleri isim vermek istemiyorum, zehirle katlettiler. İmam hatip nesli, benim neslim yükselmek, itibar kazanmak ve gururlanmak için, bir tek gerçek biliniyordu: İlimde yükselmek. İmam hatibi arka bahçe yapanlar bu ruhu katletti. Bugün Türkiye adı konmamış bir sömürge durumundadır. Hiç kimse ekonomik rakamlar, şunlar bunlar demesin. Geçin bunları. Kurtuluş Savaşı’nın cephede kaybettikleri savaşın intikamını bu şekilde aldılar.

Muhafazakarlar üç dönemdir iktidarda. Ama yapılanlar ve yaşanılan dindarlık, pek çok çevre tarafından tartışmaya açıldı. “Gardrop İslamı” tanımı gündeme geldi. Ne dersiniz?
Ben Türkiye’de son yıllarda dindarlığın geliştiği yolundaki kanaat ve iddiayı asla kabul etmiyorum. Bunu söyleyenler ya kasten bunu yapıyorlar, hesapları ve siyasetleri böyle gerektiriyor, ya da, işin hiç farkında değiller. Türkiye’de son yıllarda din çürütülüyor. Din çürütüldü. Siz cami sayısının artmasını dinin gelişmesi ve dindarlık mı sayıyorsunuz? Hayır. Hz. Peygamber de Kur’an da bunu dinde çürümenin bir alameti olarak görüyor. Niye söylemiyor bunu kimse? “Bütün ümmetlerin felaketleri mescit yapma yarışıyla başlamıştır. Benim ümmetimin felaketi de böyle başlayacaktır.” diyor. Bunu diyen peygamberdir. Bugünlerde dev cami tartışmaları da devam ediyor. Hiçbirinde namaz kılınmaz bunların. Zarar (mescid-i dirar) mescididir bunlar. Kur’an-ı Kerim bunları vermiş.

Peki geriye dönüp bir tahlil yaparsak, ne tür hatalar yapıldı?
Burada ortak felaket Kur’ansızlıktan kaynaklanıyor. Kendilerini dindar diye tanımlayanların dininin omurgasında Kur’an yok. İslamı bir biçimde eleştirenlerin de Kur’an’dan haberleri yok. Dolayısıyla saldıran neye saldırdığını bilmiyor. Savunan neyi savunduğunu bilmiyor. Böyle enteresan bir tezgah kuruluyor. Birileri İslam adı altında bir şeylere sövüyor.
Yanlışlar uygulana uygulana bu makas açıldı…
Bugün İslam adı altında Kur’an’ın ve peygamberin asla onaylamayacağı apayrı bir din oluşturulmuştur. Türkiye buna engel olacak bir numaralı ülkeydi. Niçin?.. Atatürk aydınlığı yüzünden… Onun için bakın dikkat edin Atatürk’e çullanıyorlar devamlı. Çünkü Atatürk’ün karakteri Batı’yı çıldırtıyor.

Türkiye’de Atatürk ile ilgili çok ciddi bir yıpratma kampanyası var…
Öyle deme o yetmez. Türkiye bugün Atatürk’ü yok etmenin ana vatanı konumuna getirilmiş. Atatürk’ün anavatanı olmaktan çıkarıldı. Ben; televizyonları taradığım zaman özellikle Türk televizyon ve medyası Atatürk’e sövmek onu yok etmek için mi kuruldu diyorum… Yaptıkları başka birşey yok.

Bugünkü dindarlığı, kavramların bilinmeyişini ve hatta yozlaşmayı Atatürk’e fatura etmeye kalkıyor…
Atatürk’e sövenlerin hiçbirisi bir fikirden hareket etmiyor. Talimattan hareket ediyorlar. Şundan anlayın bunu, bugün Atatürk’e en şerir şekilde küfür edenler senelerce Atatürk istismarı ile köşe olmuş adamlar., kişiler, kalemlerdir. Yarın bunlar tekrar döner. Atatürk’ü joker olarak kullanmaya kalkar, tekrar ilahlaştırabilirler. Şaşacak birşey yok. 

Okurlara son mesajınız neler olacak?
Herkese mesajım aynıdır.
1. Bizim bugün bize anlatılan ve bu toplumda yaşatılan dinin Kur’an’ın getirdiği ve peygamberin gösterdiği din olmadığını bileceğiz.
2. Kur’an’dan aldığım ilhamla söylüyorum. Bu dini yaşamamak yaşamaktan Allah katında evladır. Daha fazla konuşturma beni Ramazan günü.
3. Müdafa-i Hukuk zihniyetinin, Mustafa Kemal’in bıraktığı yerden sürmesi lazım. Açık reçete budur. Türkiye’nin Müdafa-i Hukuk ruhuna sahip çıkmaktan başka selameti yok. Gerisi Hikaye.

BÖLÜM 6 – REENKARNASYON İLE İLGİLİ SORULAR CEVAPLAR

Hocam reenkarnasyon nedir?
Reenkarnasyon, dünya boyutunda, dünya planında tekamülünü tamamlamamış ruhun veya benliğin taşıdığı bedenden ayrıldıktan, öldükten sonra tekrar başka bir bedende tekamülünü tamamlamak üzere dünya planına gelmesi, gönderilmesi inancıdır. Ama bunda geriye gidiş yoktur, yani insan olarak gelmiş bir varlık reenkarne olduğu zaman hayvan olara, papatya olarak veya yılan olarak gelmez, insan olarak gelir. Geriye adım atma yok. O tenasüh inancında var. Daha aşağı varlık olarak dönmek Hint sisteminde. Reenkarnasyonda yoktur. O insan olarak gelmiş, kendisine verilen krediyi layıkıyla değerlendirememiş, tekrar gelecek, tabi o geliş keyif yapmak için değil. Izdırap çekerek onu tamamlayacak. Bunda din de renkarnasyon inancı da müttefiktir. İnsan tekamül etmeye mecbur ve mahkum bir varlıktır. O tekamül tamamlanacaktır. Büyük Sufi Kuşadalı İbrahim diyor ki “sen bu alemda  dik yokuşta bir yere geliyorsun rahatlamak için geriye dönüyorsun, yanlış yapıyorsun, tahammül et, yokuşu çık, geriye gittin mi bir daha çıkacaksın o yokuşu. Keyif yapayım diye geriye yürüme. O yokuşu sana tamamlatacaklar.” Reenkarne olanlar o yokuşu bitirememiş. Bir zirve koymuş yaratıcı. “Buraya geleceksin” diyor. Geliyor, olmamış, ölüyor, gidiyor alem-i berzaha, ara aleme, bakıyor ki vaziyet kötü, bir daha bir iki, mesela bir ayette diyor ki “iki defa geldik tamamlayamadık, bir kere daha bizi gönder de tamamlayalım”. “Yok gidemezsiniz daha” diyor. İşte haşir inancı burada devreye giriyor (B. Pakman’ın notu: haşir veya haşr kıyamet gününde toplanma inancı). Reenkarnasyon da haşir’e inanır. Tenasüh gibi değildir. Ahiret inancı reenkarnasyona inananların büyük kısmında vardır. Ne diyor? “1 defa, 3 defa geldi, opsiyonların hepsini berbat etti, fırsatları.” Bu defa bunu cehenemde tamamlayacak. Cehennem de tekamülü tamamlamanın  bir aracıdır. Allah kimseye azap ederek  zevk almıyor. Bir defa gelmiş, bir daha gelmiş, belki bir daha gelmiş, bilmiyoruz. Olmamış. İnat. O inadı Cehennemle kılacaklar. Cehennem de Allah’ın bir tekamülüdür.

Reenkarnasyonu yaşayan bir insan önceden erkekse reenkarnasyon ile bayan olabilir mi? Cinsiyet değişir mi?
Olabilir. Cinsiyet önemli değildir. Ruhta cinsiyet yok. Ama tekamülün seyri bakımından büyük oranda aynı cinste gelinir ki kaldığı yerden devam etsin. Yani bıraktığı eksiğe göre cinsiyet değişebilir.

Bir ana rahminden önceki durumu bir de kabirdeki hali, hepsi iki ölüm iki diriltmedir, reenkarnasyon yoktur (Twitterdan gelen soru)
Kur’an’da “Rabbimiz bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Bir üçüncüsüne imkan yok mu?” diyorlar. Cenab-ı hak da “Hayır bu kadar” diyor. “Bundan  sonrasını cehennemde tamamlarsınız” O ayette diyor ki ordaki ölüm, işte bu Bakara 28 dekini, oradaki ölüm dünyaya gelmeden önceki haldir.
(B. Pakman’ın notu. Dediler: “Rabbimiz! Bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin. Artık günahlarımızı itiraf ettik. Buradan çıkmak için bir yol daha var mı?” Mümin 11.   
 “Allah’a nasıl nankörlük ediyorsunuz?! Siz ölülerdiniz, O sizi diriltti. Sizi yine öldürecek ve sonra diriltecektir. Nihayet O’na döndürüleceksiniz.” Bakara 28)

Bu tam bir saçmalıktır. Bunu nasıl söylüyorlar? Ayıp diye bir şey var. Bir defa ölümden söz etmek için hayata gelmiş olmak lazım ki öleceksiniz. Dünyaya gelmemiş bir varlığın ölümünden hem de iki defa, üç defa söz edilir mi? Yahu bunlar kafayı mı yemiş?  “Emettenesneteyni ve ahyeytenesneteyni – bizi iki defa öldürdün iki defa dirilttin” diyor. Dünyaya gelmemiş varlığın ölümünden söz edilir mi? Dünyaya  gelecek, ölecek, bir daha gelecek, bir daha ölecek, onu diyor Kur’an. “O ana rahmindeki durumudur da ordan değil”. Ana rahmindeki cenin ölü müdür ya? Ölümden söz etmek için dünyaya gelmek lazım. Bu saçmalığı bir matahmış gibi habire tekrarlayıp durmasınlar. Ayıp oluyor…Kur’an’ı Kerim reenkarnasyona açık ifadeler taşımaktadır, otuza yakın ayet var. Ama hüküm veremeyiz çünkü müteşabihtir (B. Pakman’ın notu: Müteşaibih =  Yoruma açık). Ahiret inancını bir iman olarak koruruz, onun izahı sadedinde reenkarnasyon da devrede olabilir bir ihtimaldir deriz. Bu kadar.

Zaman zaman dejavu yaşamak reenkarnasyon alameti midir? (B. Pakman’ın notu: Dejavu: Bir yeri daha önce görmüş olma veya bir olayı daha önce yaşamış olma duygusu).
Olabilir. Dejavu değil transa veya hipnozla bilincin alt, aşağı kademelerine indiriliş insanlar fotoğraf verir gibi milimetrik ayrıntılarına kadar önceki hayatlarında yaşadıkları şeyleri anlatıyorlar. Literatürde bunlar doludur. Doludur. Mesela denizden korkuyor adam. Niye korkuyor? Suya girmekten korkuyor. Karadenizli. Denizin kenarında doğmuş, büyümüş. Babası, anası, yedi sülalesi. Suya sokamıyorsunuz ayağını. “Bana Hazreti Süleymanın hazineleri şurada var deseniz” diyor adam, ben bunu bizzat dinledim, “diz kapağımdan yıukarı geçen bir suya ben girmem”. Şimdi hipnozla indiriyorlar şuuraltına, arka dönemlere geçiriyorlar. Bir yere geliyor, feryat, figan. Boğularak ölmüş. Boğularak ölmüş. Oraya geldi mi onu yaşıyor ve aynen yaşıyor onu. Yaşıyor yani kapı numalararına kadar eşiklerin mermerlerine kadar, kapının tokmağına kadar, yüz sene, yüzelli sene geçmişi, oraya indiriyorlar hipnozla, veriyor bunları sana. Bunları kaldırıp atamazsınız.

İlk kayıtlardan itibaren bir de, oralara falan da gidebiliyorlar. Değil mi?
Tabi ki daha gerileri de olacaktır bunun ama bunu hipnozla ne kadar temin edersiniz? Bunlar kolay işler değil. Ben ona bakmıyorum. Ben kutsal metnin verilerine bakıyorum. Kutsal metin bunun mümkün ve muhtemel olduğunu en azından veriyor. Ben şimdi seleflerimin olmaz diyenlerine de hakaret eder gibi “yok efendim onlar yanlış demişler vardır bu” böyle bir edepsizlik yapmam. Kur’an bunu en azından muhtemel olduğunu bizim önümüze koyuyor. Herkes birbirine saygılı olsun. Ahiret inancını koruyan insanlar reenkarnasyondan bahsedebilirler ve onları da dinlemek lazım. Bu da fasafiso değildir. Bu kadar. Ama hüküm-müküm olmaz.

Peki bütün dinlerde reenkarnasyon inancı var mı?
Hayır. İslamiyette resmi akide reenkarnasyonu kabul etmez. Hıristiyanlıkta da kabul etmez. Ama bütün dinlerin mensupları içinde reenkarnasyona inanan büyük bir yekun var. Ama Hint sistemlerinde reenkarnasyon hem de tenasüh mertebesinde kabul edilir. Hayatın esasıdır. Ha o tenasuh dedik. Onu da bir kurcalayalım. Yani Kur’an’da nelerin olduğunu herkesin bilmesi lazım. Kur’an bizim bildiğimiz. bize belletilen yedi sekiz ayetten ibaret değildir. Kur’an 6300 küsur ayetten ibarettir. Onların hepsinde ne olduğunu herkesin bilmesi lazım. İlmini yapmak ayrı birşey ama konu olarak bilecek. Mesela Kur’an kötülükler, aşırı kötülükler, zulümler yaparak lanetlenmiş insanların maymuna, domuza döndürüleceğini söylüyor. Al bakalım şimdi. Nerde reenkarnasyon. Çıplak baktığınız zaman bu doğrudan doğruya tenasuhdur. Hint sistemindeki tenasuhun Kur’an’daki ifadesidir. Ben tenasuha hiç inanmadığım için bu ayetleri ben de “bunlar mecazi manadadır” diye tevil etme yönüne gidiyorum ama birisi çıkar da “kardeşim ne zorluyorsun sana bunları tevil etme yetkisini kim veriyor, ben tevilsiz kabul ediyorum”. Mesela demin şeyden bahsettik ki o bağlamdadır. Maun suresinde o ayeti değerlendiriyorum. Hükmi domuzlar dedik. Hükmi domuz insandan olur. Domuz zaten domuzdur. Allah’ın zavallı hayvanı. Ne suçu var. Hükmi domuz dikkat çelicidir. Çünkü o insandan oluyor. Diyor ki. bak bak bak. Tabire bak. “Allah kimi lanetlemişse, işte şu şu kötülüklerinden dolayı, ona gazap etmişse onlardan” diyor “maymunlar, domuzlar ve firavun uşakları yaratır”. Bu Kur’an’da ayet bunu ordan yok edemezsin. Şu şu şu melanetleri işleyen ve Allah’ın lanetine çarpılan hükmi domuzlar diyor, hükmi domuzlar, Allah tarafından maymuna ve domuza tebdil edilir. Diyorlar ki bunla roldukları yerde domuza döndürülmüştür. Eski devirlerde vardır. Ne eski devirleri? Ya, şimdiki insanlardan bahsediyor. Yalan söyleyerek zorla Kur’an ayetini saptırmayın. Eski, meski yok. Şimdiden bahsediyor. Bugün geçerli o ayet. Bugün biz durup durken bir adamın maymuna, domuza döndüğünü görüyor muyuz? Birden domuzlaşırmış o. Taşlaşarak domuz olurmuş. Hayır böyle birşey yok. Bu doğrudan doğruya, ha ben de zorlayarak diyorum ki onlarda domuz ve maymun huylarını geliştirir. O manadadır. Ama Allah biliyor benim de içime sinmiyor. Hükmi domuzlar gerçekten domuz olarak dünyaya gelsin, benim içime sinen bu. Ama ben bunu bir hükme dönüştürerek Kur’an tenasuhe de cevaz verir demiyorum. Seleflerime saygım yüzünden demiyorum. Ama Kur’an ayeti  orda. Şu şu şu kötülükleri yapmış hükmi domuz olmuş adamları diyor Allah maymuna ve domuza döndürürüm. Biz bu alemde Sünnetullaha değişmez olan Sünnetullahın değiştiğini ve bazı insanların durduğu yerde domuza ve maymuna döndüğünü hiç görmedik. Tarih böyle bir şeyi kaydetmiyor… Maide’de sanki tenashühü doğrudan tarif eder gibi.  Şu şu şu kötülükleri yapanlar diyor. Sonra diyor ki onlardan daha beterini size haber vereyim. Maide suresi 59 dan 62 ye kadar okumak lazım. 60 ayet şöyle: “De ki, Allah katında ceza olarak bundan da kötüsünü size bildireyim mi?” Kötülük yapanların cezalarından bahsediyor, geçiyorum onları, bundan daha kötüsü var diyor. Bakın cezadan celandırmadan bahsediyor. Mecaz, mecaz. Zaten şu ifade bu ayeti  mecazi manaya almaya engeldir. “Allah’ın lanetlediği üzerine gazap indirdiğidir o.” Şimdi açıyor bunu. Allah’ın lanetleyip üzerine gazap indirdikleri kimlerdir? Şimdi Maun suresine ben bunu niye koydum? Çünkü orada da lanetlenmiş bir güruhtan bahsediyor. Allah’ın lanetlediği insanların nasıl bir akıbete uğrayacaklarını hükmi domuz haine geldikleri için bu ayet o müfesser ayetleri burada müfessir olarak tefsir ediyor. Kur’an’ın bazı ayetleri bazı ayetlerini tefsir eder. Bu da müfessir bir ayettir. Bak ne diyor? “Allah böylelerinden maymunlar, domuzlar ve tağut uşakları yapmıştır. İşte bunlardır yer bakımından aha kötü, yolun denge noktasını kaybetme bakımından daha sapık olanlar.” Siz şimdi bu kitabın, “efendim  reenkarnasyona nasıl bakıyor?”u soruyorsunuz. Şunu çıplak okuyan bir adam ne diyecektir? Evet Kur’an’ı okumak lazım. Bizim küçücük zavallı hafsalamıza Kur’an’ı sıkıştırmaya kalkmayalım. Musa Carullah’ın muhteşem bir sözü var. O da büyük İslam alimidir. Diyor ki “Bazı insanlar kendi hafsalalarını büyüterek İslamı kavramak yerine İslamı kendi küçük hafsalalarına sığdırmak için küçülttüler. Başımıza ne geldiyse bu yüzden geldi” diyor. Adam ezberlemiş, bir at gözlüğü takmış, ağzını açtın mı “künahdur”. “Ağzını açtın mı künahdur”.  Künahdur, künahdur, künahdur, künahdur.  İslam dinini bir künahlar at gözlüğüne döndürdüler. Kim müslüman olursa o gözlüğü takacak ve ondan sonra da Kur’an ne olacak peki? 

Kur’an’da bir surede ilk ölümden bahsediliyor. Bu ne demek?
Bu bana göre reenkarnasyon.

İlk ölüm
İki defa ölmek iki defa dirilmek. Defalarca ölmekten dirilmekten bahsediliyor. Kur’an’da bunlar var.

Peki bunlar varsa mesela, kimileri niye reenkarnasyona inanmıyor?
O, o da bir tür tabuculuk. Yani bir defa şurda bir karıştırma var. Bu Hintteki tenasuh. Yani insan öldükten sonra ceza olarak hayvana döner. Yılan olur, böcek olur falan. Bunla, ki orda ahiret inancı da yok, reenkarnasyona inananlar ahirete inanır, reenkarnasyon ahiret inancını reddetmiyor, apayrı bir kavram o, Hint tenasuhu ile bunu karıştırıyorlar.

Hayır şimdi mesela bu bahsettiği sure hangi sure bilmiyorum da siz muhakkak, belki anlatırsınız, biliyorsunuzdur, ne deniyor orada, ilk ölümden…
İllâ mevtetenâl ûlâ ve mâ nahnu bi muazzebîn. Sadece bizim ilk ölümümüz var. Bir daha biz azba uğratılmayız. Ha gayet açık ki ikinci bir ölüm de olacak. Bir başka yerde de diyor ki: Kâlû rabbenâ emettenâsneteyni ve ahyeytenâsneteyni. Rabbimiz bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Fe hel ilâ hurûcin min sebîl. Bir üçüncü dirilme olacak mı? Eksiklilerimizi düzeltelim. Veriyor. Efendim işte o ilk ölüm ana rahminde…Ana rahminde ölüm. Ölümden söz etmek için bir defa hayata gelmesi lazım. Hayat sahnesine çıkması lazım ki onun ölmesinden söz edelim. Ana rahmindeki ceninin ölmesinden söz edilebilir mi? Herneyse. Yani Kur’an’ı Kerim reenkarnasyona mesnet olacak onlarca ayet barındırmaktadır. Ama bütün bunlardan sonra bu bir müteşaibih alan olduğu için biri çıkar hayır yok efendim onlar mecazdır tevil edilir..şöyle..benim ona da bir itirazım yok. Ne olacak şimdi ben bunda ısrar edersem? Şişlide bana apartman mı tahsis edecekler veya öbürüne? Yoksa yok kardeşim. Yani Süleyman Ateş hoca bunu tefsirinde, ilk, bak burda ilklik onun hakkıdır, ilk bunu çok geniş ve çok mukni ve çok geniş şekilde bunu gündem yaptı. Ona da çok sataştılar filan, ama, sataştılar ama aşamadılar ve dediği hala ilmi manada inandırıcılığını koruyor. Süleyman Ateş Hocaya göre ahiretin müteşaibih olmasının bir manası da bu. Reenkarnasyon bu müteşaibih ahiret inancının bir tür yorumudur, işleyişidir. Ahiret hayatı müteşaibihdir. E işte biraz müteşaibihini çözdün mü bu diyor, çıkar karşına. Cennet cehennem hep bu reenkarnasyonla izah edilir. Ne var bunda? Bundan yararlanmak lazım. En azından müsaade edin. İlmihal kitabına yaz diyen yok size. Ama bırakın bu fikrî temrinleri bu tefekkür cimnastiğini Müslüman düşünürler, aydınlar yapsın. Sen niye hemen aforoz ediyorsun? Senin babanın tapulu malı mı? Tabii bunlar…şimdi bakın bunların içinde inancının icabı bunlara tahammül edemeyip eleştiri getiren… onlara saygı duyuyorum. Öyle görmüş ve inancı buna zorluyor. Tamam. Ama bir de namussuzlar var. Kendi dediği gibi demedin mi, ne olursa olsun, hemen aforoza giriyor. Bir namussuz bana mail yazmış geçenlerde, diyor ki sen Kur’an… bunlar tamam ama bunları diyor sen bir tür paravan gibi kullanarak dini tahrip ediyorsun. Yani ben Trabzon’un Sürmene kazasının bir dağ köyünden ve annem itibariyle de Bayburt’un bir dağ köyünden bir insan. Babasının dizinin dibinde üç yaşında Kur’an okumuş, sekiz-dokuz yaşında Kur’an ezberlemiş, hayatı Kur’an kursundan, medrese eğitiminden, imam hatipten, klasik liseden, ilahiyattan gelmiş, New York Üniversitesinde hocalığa kadar gitmiş bir adamım. Dedelerim İslam alimi büyük dedelerim, yedi sülalem geriye doğru on batın git öyle. Şimdi bütün biz bütün bu işleri büyük dedelerimden, babamdan, sahib-i tertip babamdan bana kadar İslam’ı tahrip etmek için bu din hizmetlerini, bunları maske…Şerefsiz, namussuz onun bunun çocuğuna bakar mısın? Bunların müstehak olduklarını ifade edecek ben altı dilde okuyan bir adamım, hiçbir bildiğim dilde, okuduğum dilde kelime bulamıyorum. Ne demek lazım bunlara? Bulamıyorum. Bulsam hiç acımadan söyleyeceğim. Ya, namussuz diyorum, onun bunun çocuğu diyorum…

Cenab-ı hak insan yapısını kodlamış. 150 yıla kadar yaşayabilir. Bunu 150 yılın altına çekmek insanın davranışlarıyla ilgili bir hadisedir. Yoksa Cenab-ı Hak zalim mi? Sana şu kadar yıl, ona şu kadar yıl, buna bu kadar yıl. Niçin, sebep ne? Herkese aynı yıl vermiş, 150 yıla kadar yaşayabilirsiniz, gerisi size kalmış. Değişmez kanun kader budur. Allah herkese göre bir kader takdir ederse Allah zalim olur. Emevi zalimleri kendi zulümlerini kapatmak için, Arap Emevi kodamanları, Allah’ı zulümlerine alet ettiler, bu kader kavramıdır dediler.

Peki mesela hani anne karnında ölen bebekler var veya doğduğu anda ölen bebekler var onlar ne oluyor o zaman?
Onu bilemem, ben onu. Yalnız ben orada reenkarnasyonun mutlaka devrede tutulması gerektiği kanaatindeyim kanaat-i acizem odur. Reenkarnasyonu dışlayarak hayatı izah edemezsiniz. Benim kanaatim bu. Hintli bunu sekiz bin yıl önce bulmuş. Biraz aşırıya götürmüş olabilir ama kutsal metinler bunu düzeltiyor. Yani reenkarnasyon yoktur, ahiret inancına aykırıdır filan” ya git şurdan ya. Ne aykırısı? Ahiret inancının en büyük takviye edicisi reenkarnasyon. Bu reenkarnasyonu ileriki zamanlarda insanlık ciddi biçimde gündeme alacaktır. Bunsuz hayatı izah edemezsiniz.

Eee tamam o zaman bebeğin mesela ölmesinin reenkarnasyonla alakası var mı?
Var.

Anlatın.
Ben, onun izahının hepsini ben yapamam. Yani külli adalet sistemi, ilahi adalet reenkarnasyonla ciddi biçimde bağlantılıdır. Eski hayatlar yeni gelişleri etkiliyor, şekillendiriyor. Kur’an diyor ki bunu hatırlama imkânını sizden aldık. Hatırlarsa o zaman bunun hiçbir kıymeti kalmaz. Haa… ben eski hayatımda şöyle yapmıştım, şimdi… yok öyle yağma. Li keyla ya’leme min ba’di ilmin şeyyan diyor (Bülent Pakman’ın notu:ilimden sonra birşey bilmemesi için” Nahl 70)

Onun için mi mesela helalleşilir hocam?
Gayet tabi. Siz adam gibi yaşamanın önünüze konmuş evrensel şartlarına uarak yaşayacaksınız. Eski şöyleydi, böyleydi ama lütfen, Allah zulüm mü yapıyor bazı insanlara ya? Biri orda doğuyor, biri burada doğuyor, biri kör doğuyor biri kötürüm doğuyor, öbürü malul doğuyor, öbürü sefalet içinde. Bir Fransız yazar okumuştum, Krono Üniversitesinde Profesördü, eserinin son cümlesi şuydu: doğunun yoksul ülkelerinin külleri içinde heba olup giden Beethovenları, Schopenleri görüyorum ve içim sızlıyor diyor. Bak. Allah adildir. Ahret denen bir yerde mahşerde milleti bir meydanda toplayacaklar, bütün insanlığı, ve orada bir terazi kurulacak ve herkesin orda … ya Allah’ın sünnetullah diye kanunları var bunlar orda da işliyor burda da böyle bir şeyin olacağına kafanız basıyor mu? Bunlar müteşabih kavramlardır. Hesap sorulacak, nasıl sorulacağını Allah biliyor, işte reenkarnasyon bunun nasıl sorulduğunun izahlarından biridir. Ha biri derse ki kardeşim hesap sorulacak ama reenkarnasyonu falan bu işe karıştırma, bu başka bir şekilde olacak bunu bilmiyoruz, eyvallah başım üstüne ona da bir itirazım yok.

Peki hocam şimdi bütün hayatlara dair mi hesap sorulacak yoksa öteki gelişler mesela bir takım gelişleri telafi etmek için mi?
Kur’an’dan bakıyorsak ki burda öyle bakıyoruz, Kur’an her yaratılan ruha, gönderilen her ruha bir kredi veriyor. Kur’an’ı adam gibi okumadılar ki. Kur’an’ın şaşmaz milimetrik sapma yapmayan ilahi bir insicamı sistemi var. Onu Kur’an istediği gibi okuduğu zaman bulursunuz onu. Allah’a bin şükür ben onu bulanlardan biri olarak görüyorum kendimi. Şimdi Kur’an diyor ki her insana, her ruha bir kredi veriyorum ben. Bu kredinin adı ömür. Kur’an’da geçiyor. Bu krediyi adam gibi kullanan bir kere gelir kullanır hakkını verir gider ve öbür alemlerde devam eder. Krediyi ihlal eden, krediye ihanet eden, kredinin haklarını çiğneyen, icaplarını yapmayan faturayı ödemek üzere tekrar gelir. Yine olmadı bir daha gelir. Olmadı bir daha gelir. Kur’an iki, üç gelişten bahsediyor. Gelir, faturayı öder.

Sonuncuyla mı ödeniyor, yani?
Faturayı ödeyene kadar gelir.

Ha, haaa.
Faturayı nasıl ödeyecek? Bu dünyada çektikleriyle. Yani Allah’tan fazla merhametli olmaya da kalkmayın denmiştir. Bu ne demek biliyor musunuz? Siz sahip olduğunuz imkanların hakkını verip insanlarla paylaşacaksınız, onlara yardımcı olacaksınız, bu sizin kredinizi adam gibi kullanmanızın icabıdır. Fakat. Ya Allah da amma yanlış yapıyor, nedir bu sefalet, ben bunları düzelteceğim filan diye böyle Allah’a posta koymaya kalkanlar da var. Hayır efendim orda dur bakalım. Adam geçmişte yaptıklarının hesabını burada ödüyorsa sen bunun önüne hiç set çekemezsin. Dolayısıyla…

Siz bu sefer niye geldiğinizi biliyor musunuz hocam?
Ben… ben ikinci sefer mi geldim, kaç sefer geldim, niye geldim, bilmiyeceksiniz diyor. Bilirseniz bunun hiçbir espirisi kalmaz.

Ama hayır, şimdi mesela yaşam amacınızı bulmak, ne bileyim ben onu bir şekilde değerlendirmek, deneyimlemek filan… Ne olmuş olabilir sizin gelme sebebiniz mesela? Nedir misyonunuz?
Valla bilmem. Amerika’da Morgan’ın bana dediğine göre üçüncü gelişim benim. Demek ki ben de birtakım haltlar işlemişim, yanlış yapmışım. Bundan önceki hayatımda Suriye dolaylarında büyük bir kumandan…

Hocam niye zaten üçüncü gelişte bu şekildeyseniz bence iyi bir şey kaç kere gele.. yani ne kadar çok gelirsen o kadar iyi derler.
Niye adam gibi gelip… gerçi büyük Mevlana diyor ki insanoğlu bir kere, nihayet 2 kere doğar. Bense defalarca doğdum diyor. Şimdi bir de bazı ruhların gelişleri kendilerinin hatalarını tamirden çok hemcinslerine ışık tutmaya yönelik olabilir.

Hocam peki daha önceki gelişlerinizde neymişsiniz?
Son gelişimde ordu kumandanı, 3 hatunu olan ve hatunlardan birini devamlı yanında taşıyan…

Gene erkekmişsiniz yani.
Evet.

Üç hatun var. Bir tanesini hep yanınızda taşıyorsunuz.
Hep yanımda taşırmışım.

Bence sizin kadınlarla ilgili bir şeyinizi çözmeniz lazım hocam bu gelişte.
Neymiş o?

Bilmiyorum, siz kendiniz bulacaksınız.
Defteri kapatırsın olur biter.

Hayır işte çözün ki yani bir daha bir daha olmasın
Benim öyle bir problemim yok. Niye öyle çözün diyorsun? Çözülesiye bir problem gibi görmüyorum.

Hocam söyleyene değil, söyletene bakın.
Benim bir şikayetim yok.

Şikayetiniz yok da yani, ne bileyim ben. Çıktı bir anda ağzımdan ben de bilmiyorum niye çıktı.
Yani benim orda bir…bir defa Allah’a bin şükür kompleksim yok

Yani bir şey demedim
Bastırılmış heveslerim falan filan yok

Onu da demedim hocam.
Demedin ama ben güzelliklere meftun bir insanım. İnsan münasebetleri de güzelliğin bir parçası, ona bir şey dediğim yok ama benim böyle ısrarım falan böyle bir şey yok

Ondan demedim, şundan da bakarsak, herkesin içerisinde bir kadın bir erkek var hepimizin içerisinde, belki de onunla mı acaba bir dengelemek lazım?
Canım var yani altmış sene oldu var şimdi ne yani mezar kapısına kadar da ille kadın olacak diye bir şart yok

Hocam daha o aşkınız var daha kavuşamadığınız, a aa… Olmazsa hocam bir dahaki gelişinizde yine çıkacak karşınıza
Yok onu bu sefer halledeceğiz.

İşte onu diyorum
Şu nekahet dönemini bir geçirelim

Bir geçirin onu, bence de yani. Peki ilk gelişinizde neymişsiniz?
Onu söylemedi Morgan. Bilmiyorum.

İlginç bir şey bu konu. Gerçekten ama hani, gerçi Morgan neciydi hocam?
Morgan erkek ismi gibi duruyor ama kadın.

Kadın mı?
Zenci bir kadın.

Ha falcı mıydı?
Yani. Falcı diyebiliriz, evet. Beni zorla bir nevi tuttu elden girerek falan böyle.

Ha hah elden söyledi..
Böyle…yani elim…bir saate yakın…şu elde bir saate yakın ne okunur allahaşkına. Korkunç bir kadın o. Her neyse.

Peki hocam böyle şeylere inanmak mı gerekir inanmamak mı?
İnanmak çok ağır bir tabir ama bunları safsata görmek de isabetli değil bence. Onların da bir yeri var.

Ama safsata olanları da var.
Kesin tabi. Onun için öyle diyorum. Bunların matematik gerçekliği yok. Ama ben bunları…tamamen de alt etmiyorum yani. Bunlar insanlığın asırlık tecrübeleriyle yürütülüp gelen bir takım deneyimleri de bize aktarıyor, yani onu da gözden uzak tutmayalım.

Peki ikincideki göreviniz neymiş, hani subaydınız üç tane hatun vardı da
Hayır, birinci ikinci, bundan önceki yani ikinci. Ordu kumandanı.

E tamam da yani hani şey olaraktan, eee, misyon, o işiniz o, misyonunuz neymiş? Tamamlamamışınız ki geldiniz yani.
Misyonum ordu kumandanlığı da neresini eksik bıraktık…bilmiyorum.

Onu bence bi…
Biyerini eksik bıraktık.

Bence de
Ama çok önemli bir kumandanmışım. Çok önemli bir kumandan imişiz.

Şimdi de bambaşka bir şekilde onu şey yapıyorsunuz işte.
Şimdi de fikirde.

Fikir kumandanısınız.
Görev yapıyorum. Allah’ın izniyle.

Gine..şey derler…o doğru mudur, mesela daha önceki hayatında kimi tanıyorsan, bu hayatında tanıdığın herkesi, herkesle daha önceki hayatarında muhakkak ki tanışmışlığın bir irtibatın olmuştur derler, doğru mu?
O biliyor musunuz, o Peygamberimizin de bir sözüdür yani aşağı yukarı aynı anlamlarda ruhlar, dünya öncesinde, ruhlar aleminde tanışır, bilişirler veya itişirler, nefretleşirler demeyim tenakür tabirini kullanmıştır Hazreti Peygamber. Orada tanışıp, bilişen, birbirine ısınan, taaruf onun karşılığı da, bu dünyada da birbiriyle ısınır, kucaklaşırlar, tenakür edenler orada itişenler birbiriyle zıtlaşanlar burada da zıtlaşırlar, senin dediğini hatırlatıyor.

Hemen hemen benziyor yani. Demek ki öyle bir şey var. Ne kadar çok
Yani şu dünya bir önceki şeyin bir şeylere devamıdır. Ne başlangıçtır ne sondur.

Çok ilginç değil mi yani, sizinle de Halil’le de, ne bileyim ben kameraman arkadaşlarla da herkesle de demek ki daha önceden de bir irtibatımız varmış.
Olabilir.

Belki de daha önce ben onların kameramanıydım.
Yani şimdi siz bu dünyada geliyorsunuz biriyle çok da izah edemediğiniz biçimde yakınlık hissediyorsunuz, birbirinizi adeta çekiyorsunuz veya birine aşık oluyorsunuz. Niye o değil de o.

Evet hocam, niye? Şimdi, Mecnun’a demişler sen bu Leyla’ya böyle, işte mecnun olmuş Leyla için, “nedir bu ya bu kara, kuru, yamga bir kız, bunun neyine aşıkı bu ya, bu kadar şiirler, bilmemneler yahu yazık” . Diyor ki “siz ona benim gözümle bakmıyorsunuz, Benim gözümle baksanız beni yadırgamazdınız”. Niye o gözle bakıyor?
Niye hocam?
E… belki geçmiş hayatta yarım kalmış bir şi var.

Şimdi hocam olayı birazcık böyle şey yaparsak . eee magazinselleştirirsek demeyim de böyle “light”laştırırsak, onu da şimdi Türkçe, mesela geçtiğimiz günlerde Gönül Yazar gelmişti, hatta Gönül Yazar size de sormamı söyledi programda, altı kere evlenmiş ya…işte bu diyor…
Altı mı?

Altı diyo.
İyi ben onbir biliyordum.

Neee?
Öyle bir şey var benim kafamda, neyse, evet…

Neyse altı diyelim. Şimdi diyo ki öyle yazılmış benim yazım diyo. Altı kere evlendi diye yani hepsi yazılmış mı olmuş oluyo o zaman yani?
Allah sizin evliliklerinizle mi uğraşıyor her şeyi bitirdi de?

Hani denir ya. Allah.. işte..kiminle evleneceğini bilir.
Allah cüziyatla meşgul olmaz. Kuralları koyar, külli irade, şimdi bunların altından kalkamıyacaksın diye girmiyorum. Külli irade. Sana ne dedim? Ana koordinatlar. Kur’an da cüziyatla uğraşmaz mesela. Koordinatları koyar. Kur’an bu ayrıntılarla uğraşmadığı için Kur’an’ı dinin dışına attılar, ayrıntıları doldurdukları kitapları da Kur’an’ın yerine koydular. Felaket buradadır. Kur’an koordinat veren kitaptır. Cenab-ı Hak da koordinatları koyar, teferruatla uğraşmaz, kasap hesabı çetele tutmaz.

Peki hocam o zaman deminkinden yola çıkarak belki daha önceki hayatta yaşamışlardır, ordan bir temasları vardır, Leyla ile Mecnundan işte örnek verdiniz, o gözle bakıyordur.O zaman öyle mi olmuş oluyor?
O sizin işiniz. Olur. Olur.Yani ben size bir daire çizmiştim, bak…

Hocam niye sizin işiniz diyorsunuz canım hepimizin işi.
Hayır, hayır sizin derken bizim, insanlığın. Bir daire çizmiştim. İşte bak. Şu geniş daire, külli irade. İnsanoğlu bunun dışına asla çıkamaz. Kader bu. Varlığa Cenab-ı Hakkın egemen kıldığı kanunlar ki Kur’an bunlar değişmez diyor, sünnetullah. Bunun içinde sonsuz daireler var. Kum tanelerinden daha çok. Bizim dairelerimiz. Biz bunların içinde istediğimiz gibi hareket ederiz. Özgürlük verilmiş bize. Ama şu ana sınırları zorlayıp buralarda bir taşma yapamayız. Kader budur. Bize nasıl anlattılar kaderi? Şu bizim küçük kum tanesi kadar küçük dairelerimizin içinde kader, senin alnına ne yapacaksan yazılı. Yani neredeyse akşama mercimek çorbası mı içeceksin, tarhana çorbası mı? O da yazılı. Ben akşama arpalı,yoğurtlu çorba söyledim mesela yapın özlüyorum şimdi bu benim kaderimde yazıldı mı bu ya? Bunla uğraşır mı Cenab-ı Hakkı? Bir Fransız yazar muhteşem bir söz söylemişti. En büyük hatalarımızdan biri Allah’ı minimize etmememiz, pazar yerine indirmemiz. Dinci hurafeciliğin yaptığı en büyük kötülük budur. Allah’ı minimize etmeyin, küçültmeyin, hesaplara uydurmayın. Pazar yerine indirmeyin. Allah’ı ulvi ve külli koordinatların müteal kudreti olarak ait olduğu yerde tutun.

Peki hocam mesela çok sevip de kavuşamayan çiftler var. O ne?
Sevip de kavuşamayanlar. Şimdi, iki şey geliyor aklıma.

Mesela istiyorsunuz, istiyorsunuz, olmuyo yani…
Samimiyetle. Ya tam istesen olur Saba, yapma. Bir takım sıkıntı, hesaplar, şöyle olursa şöyle olur. Şimdilik şöyle olsun, şunu da şöyle yapalım. Çıkıp adam gibi “tamam kardeşim ben gönlümün götürdüğü yere giderim” tak “ver elini yallah” de bak nasıl oluyor.

Neden demediniz o zaman, orda takın yüzüklerinizi….
Çünkü sosyolojik bağlar her birimizi şartlandırıyor. Ben ki özgürlüğü, çılgınca yaşamayı hayat edinmiş bir adamım, ben bile bu şartlardan kurtulamıyorum. Mecburum, toplum içinde yaşıyoruz. Neyse onu geçelim. Şimdi iki şey olabilir. Sevip de kavuşamıyor diyorsun. Ne olabilir? Sevip de kavuşma durumunda olanları bir biçimde haksız yere engellemiştir, şimdi faturasını böyle ödüyor.

Öncekinde
Bak adalet-i ilahiye. İki. Bir hikmete mebni sevip kavuşamıyor, ödülü bir biçimde ona hayat tarafından verilecektir. Sen bilir misin ki Peygamber efendimize isnadedilen, isnat demeyim, sanki uydurma gibi oluyor çünkü, bu söz gayet yerinde bir sözdür, Peygamberimiz söylemiş olabilir, “samimiyetle birbirine aşık olarak kavuşmadan ölenler şehit mertebesindedir” diyor. Ne muhteşem bir söz. Bakar mısınız? Bir biçimde engellenmiş. Anadolu’da böyle binlerce vardır. Ben ne örnekler biliyorum. Şehit mertebesinde. Hükmen şehittir. Nasıl? Peygamberin bu sözünden hiç bahsedildiğini duydun mu bugüne kadar? Varsa yoksa Arap fistanı, Arap takkesi.

Gerçekten hiç duymadım, haklısınız.
Ha bire takke pompaladılar. Ha bire takke pompaladılar. “Peygamber efendimizin def-i haceti de gaitayı şerifedir, o da tahirdir.” Senin Allah iyiliğini versin. Senin Allah iyiliğini versin. Peki ahlakı nedir? Ama ahlakını hiç şerif yapmadılar Peygamberin…..

Engellilerle ilgili bu tarz sorular çok geliyor hocam. Onların bir sorumluluğu olmayacak mı? Yani hani sonuçta varıcağımız..
Hayır nasıl sorumluluğu olur ya..Çünkü maluliyetleri var. Sorumluluk kullanılacak güce göre belirlenir…onları Allah münasip bir şekilde belki de yeniden reenkarne olup başka şartlarla sorumluluk yüklenecek kıvama gelecekler. Bilemiyorum.

Gerçekten hemen hemen reenkarneden bahseden ender insanlardan birisiniz. Helal olsun Hocam.
Reenkarnasyon insanlara garip geliyor. Ya ben illa ısrar etmiyorum. Belki de yok. Ama bana öyle geliyor ki hayatın en önemli realitelerinden biridir reenkarnasyon ve Kur’an’a Kur’an imanına dokunan hiçbir yanı yoktur. Müteşabih olan ahiret meselelerinin bu müteşabih yanlarından birine getirilmiş bir izahtır. E doğru değil. Doğru değilse doğru değil kardeşim. Benim bir kaybım olmaz. Ama ben önemsiyorum.

Bülent Pakman. Haziran 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Twitter Widgets

Bakü Ofis 2011Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

 

İnanç içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hint Yarımadasında Türk Eserleri

“Türkler yedi yüz yıl Hindistan topraklarına hakim oldular ve orada güçlü devletler kurdular”. Osmanlı’nın altı yüz yıl hüküm sürmesiyle övünenlere bunları söyleseniz, olsa olsa “haaa… Tac Mahal… İslam devleti… Hint-İslam devleti” gibi cevaplar alırsınız. Gayet normaldir. Zira Türk’ün kaderi kendi insanı tarafından tanınmamış, düşmanları tarafından reddedilmiş, yabancılar tarafından da başka türlü tanıtılmış olmasıdır.

Türkler ilk kez M.Ö. 9000 yıllarında Alplerin Güneyinde Alpinler olarak ortaya çıktılar. Bir kısmı oradan M.Ö. 6000⇒4000 arasında Hindistan’a göçtüler.

Hindistan’da bulunan Gupta İmparatorluğu’nun 5. yüzyılın sonlarında parçalanmasından sonra Ak Hunlar’ın Hindistan’a doğru ilerleyen bir kolu 510 yılında İndüs Vadisi’ni ve Ganj Vadisi’ni aldı. Fakat Hindistan’daki Ak Hunlar altıncı yüzyılın ilk yarısından sonra tarih sahnesinden çekilerek yerli halk arasında kayboldular.

Orta Asya’da yerleşik Türkler  M.S. 10. yüzyılın sonlarından itibaren tekrar Hint yarımadasına ilgi duymaya başladılar.

Gazneliler

692px-TE-Gazne_devleti_(1030).svgİlk Müslüman Türk devletlerinden olan, Alp Tekin tarafından Afganistan ‘da kurulmuş Gazneliler Devleti, Karahanlılarla aynı dönemde yaşamış, birlikte Asya kıtasında, bölgesel bir güç olmuşlardı. En önemli hükümdarları Gazneli Mahmut’un 11. yüzyılın başlarında Hindistan’ın Pencap bölgesinin yönetimini ele geçirmesiyle Hindistan, Pakistan ve Afganistan ‘da Türk hakimiyeti ile birlikte İslamiyetin yayılması süreci de başlamış oldu. Gazneliler 1040 Dandanakan Savaşı‘yla Batı bölgelerinin neredeyse tamamını Selçuklu Devletiyle kaptırarak yıkılma sürecine girdiler 1183 yılında Gurlular tarafından yıkıldılar.

Gurlular

13. yüzyılın ilk yarısında Gurlu Muhammed’in, Ganj ovasına hakim olmasıyla Türkler, merkezi bugün Afganistan sınırları içinde kalan Gur kenti olmak üzere Hindistan’ın büyük bir kısmına hükmeden güçlü bir yönetim kurdular. 1175 ve 1192 yılları arasında Gurlu Muhammed önderliğinde Uç, Multan, Peşaver, Lahor ve Delhi gibi merkezler işgâl edilerek ele geçirildi. Gurlular’ın kurduğu imparatorluğun toprakları günümüz İran, Afganistan, Pakistanını, Hindistan’ın kuzey bölgelerini, Türkistan’ın ve Arap ülkelerinin bazı bölümlerini kapsıyordu.

Delhi Sultanlığı

1206’da Gurlular’ın ordusunda yer alarak Delhi’yi fethetmiş Türk/Kölemen general, Kutbettin Aybek bağımsızlığını ilân etti ve gelecekte Delhi Sultanlığı adı altında yaşayacak sultanlıklar dizisinin ilk halkasını kurdu (1206-1526). 14. yüzyılın başlarına gelindiğinde Delhi Türk Sultanlığı olarak anılan bu devlet, Dekkan ve Maysor’a kadar olan bölgeleri de yönetimi altına aldı. 1526’da toprakları Babür tarafından fethedilinceye kadar Hindistan’a hakim oldu.

560px-Babür_ImparatorluguBabür İmparatorluğu

Timur Devletinin yıkılmasıyla Emir Timur’un torunlarından ve Türk Barlas Kabilesi’nden Ömer Şeyh Mirza, Fergana’da bağımsızlığını ilân etti. Ömer Şeyh Mirza’nın ölümünden sonra oğlu Babür amcası ile yaptığı taht mücadesini kaybetti ve emri altındaki beylerle birlikte 1504′ te Kabil’e yerleşti. Babür, sonra da Hindistan’a seferler yapıp Babür İmparatorluğu’nu kurdu. Babür 150 milyonluk nüfusu ile imparatorluk dünya nüfusunun dörtte birine hükmeder konumdaydı.

Babür Şah’tan sonra Türk kültürü ve Türk dilinin Çağatay lehçesinin yavaş yavaş etkisi azaldı ve yerini Farsça, daha sonra da Urduca aldı. Ekber Şah döneminde sarayda Hint etkisi arttı. Bu dönemde Hintler de devlet ve askerlik işlerinde görev almaya başladılar. Cihangir Şah döneminde İngilizler Hint kıtasına gelmeye başladılar. Evrengzib devrinde Hindistan ticareti, İngiliz ve Hollandalıların eline geçti. 1764 yılında yapılan Balkar Savaşı’nda Babürlü ordusu yenilgiye uğradı. İngilizler ile yapılan Allahabad Anlaşması neticesinde alt kıtanın idaresi İngilizlerin eline geçti. 1858 yılında bir isyan üzerine bölgeye müdahale eden İngilizler Babür İmparatorluğu’na son vererek Hindistan’ı, Büyük Britanya İmparatorluğu’na bağladılar. Böylece Türklerin Hindistan topraklarındaki hakimiyeti yaklaşık yedi yüz yıl sonra sona ermiş oldu.

Hindistan’da Türk Dönemleri Sıralaması

İlk Devletler : 1001-1526
Gazneliler. 1001-1186
Gurlular. 1186-1206
Kölemenler. 1206-1290. Delhi Türk Sultanlığı. Kutbettin Aybek, İltutmuş
Halaçlar (Kalaçlar). 1290-1320. Delhi Türk Sultanlığı
Tuğluklar 1320-1398. Delhi Türk Sultanlığı. Gazi Melik Tuğluk, Behmeniler.
Timur istilası 1938-1939
Tuğluklar 1399-1413. Delhi Türk Sultanlığı.
Seyyidler 1414-1451. Delhi Türk Sultanlığı.
Loldiler (Ludiler – Lodiler). 1451-1526.

Babür Devleti (1526-1857) Hükümdarları
Yerleşme ve Büyüme Devrinde: 1526-1707.
Babür. 1483-1530
Humayun (Hümayun Mirza). 1530-1556
Ekber (Celaleddin Ekber). 1556-1605
Cihangir. 1605-1627
Şah Cihan. 1627-1658
Evrengzib (Alemgir I). 1658-1707

Duraklama ve Gerileme Devrinde: 1707-1857
Bahadır Şah I. 1707
Cihangir İskender. 1712
Ferruh. 1713
Refiudderecat. Şah Cihan II. Muhammed Şah. 1719
Bahadır Şah. 1747
Alemgir II. 1753
Şahı Alem (Alemşah) 1760
Ekber Şah II. 1806
Bahadır Şah II. 1837

Mahalli sultanlıklar
Babür Devletinden önce ve sonrasında Bâbürlüler’in hâkimiyeti dışında kalmış çeşitli bölgelerdeki sultanlıklar arasında önemlileri:
Bengal Sultanlığı. 1337-1576
Keşmir Sultanlığı
Mâlvâ Sultanlığı. 1401-1531 Orta Hindistanın Malva bölgesinde
Gucerât Sultanlığı. 1407-1573
Beridşahlar. 1492-1619 Hindistan’ın güneybatısında Bidar bölgesinde
Âdilşâhîler Bicapur Devleti 1490- 1686 Güney Hindistan’da Dekkan bölgesinin batısında
Kutubşâhîler. Güney Hindistan’da Dekkan bölgesinde 1512-1687 arasında hüküm süren başşehirleri Golkonda (Gülkende) daha sonra Haydarabad olan bir Türk Şii hânedanı/sultanlığı. Soyları Karakoyunlu Türklerine dayanmaktaydı. 1687’de Babür Devleti topraklarına ilhak edildiler. Hükümdarları:
Sultan Kulu Han. 1512-1543
Cemşid Kutub Şah. 1543-1550
Sübhân Kulu Kutb Şah. 1550
İbrâhim Kutub Şah. 1550-1580
Muhammed Kulu Kutub Şah. 1580-1596
Muhammed Kutub Şah. 1596-1612
Abdullah Kutub-Şah. 1612-1672
Ebü’l-Hasan Kutub Şah. 1672-1687

Mugal – Mughal – Moğol – İslam

Batılılar bilinçli olarak Hindistan’da Türk varlığını  yanlış isimlendirmişlerdir. Hindistan ve Güney Asya’nın büyük gücü Babür İmparatorluğuna İngilizler Mugal demiştir. Hindistan’ı bir süre işgal eden Emir Timur’un asalet ve göksel bir meşruiyet aradığı için kendisini Cengiz Han’a bağlamak istemesinden kaynaklanan bir kavram olan Mugal’ı batılılar gayet iyi kullanmışlardır. Halbuki Emir Timur dönemi Hint yarımadasında 700 yıl süren Türk varlığının 2 yılını bile teşkil etmez. İlave olarak, Hindistan’a gelen Türklerin içinde Moğol boylarının bulunması da Batılılarca kullanılmıştır.

O yıllarda da Hint yarımadasında nüfus yoğunluğu çok fazlaydı. Bu yüzden ve ayrıca Türk hanedanlarının, askerleriyle birlikte saraylara kapanmaları ve lokal kadınlarla evlenmeleri yüzünden dilleri lokal diller arasında etkin olamamış, tam tersi olmuş, buna bir de çoğu Türk dünyasını etkileyen Farsça da eklenince Türkçe unutulmuştur.

Böylece Hindistan’da yaşayan Türk toplulukları da Batılılarca Mugal diye adlandırılır olmuştur. Bütün bunlar değiştirilmesi mümkün olmayan hakim anlayış haline gelmiştir. Öyle ki internette yabancı dildeki kaynakları hatta Türkçe kaynakları bile taramak için Mugal, Mughal yazmak zorunluluğu bulunmaktadır. Sonuçta Hint yarımadasında Türk varlığı yok edilmiş yerini Moğol-Muğal-Moğul, Türk Devletinin yerini Muğal-Mugal İmparatorluğu almıştır.

Gerçeklerden bihaber cahiller bir de Muğalı telafuz hatası sonucu Mungul yapınca Hint Yarımadasındaki Türklerin esamesi kalmamış, devletleri ve kendileri Moğol olmuş çıkmıştır.

Bizim çoğu tarihçiler bile bunlarda etkilenerek, Hindistan’da kurulan Türk devletleri için “Türk-Moğol” adını kullanmayı tercih ederken bazıları Moğol yanlışlığına düşmemekle birlikte “Türk-İslam” adını kullanmıştır.

Hint yarımadasında Moğol izi taşıyan herhangi bir esere rastlamanın mümkün olmaması bile söz konusu devletlerden “Moğol” devleti olarak söz etmenin doğru olmadığının göstergelerinden biridir. Oysa, yarımadanın her yerinde Türk-İslam eserlerini görmek mümkündür.

İslam unsuru

Türklere İslamiyet’in kılıç zoruyla kabul ettirildiği dönem 670-740 yılları arasıdır. Sonrasında Türklerin Müslümanlığı tanıma ve tasavvuf yoluyla benimseme dönemi gelir. Türklerin Hindistan’a girdikleri dönem de bu evrelerin sonlarına denk gelmektedir. Hindistan’a gelen Türklerin Müslüman olmaları nedeniyle Hint kültürünü etkileyen unsurların, temelde İslam kültürü etkisi gibi görünmesine neden olmuştu. Hindistan’da İslamiyet’i kabul edenlerin sayısı arttıkça , Türk etkisinin “Türk-İslam” kültürü biçiminde görülmesi de artmış oldu.

Türklerin Hindistan’a girmesi hiç de kolay olmamış başlarda Kuzey Hindistan’daki hakimiyetleri uzun süren çetin savaşlar sonunda mümkün olabilmişti. Sıcak, rutubet, bol yağış ve yılda iki-üç kez hasat yapmaya elverişli verimli Hindistan toprakları Türklerin hiç de alışık olmadığı iklime sahipti. Çok farklı bir coğrafyada ve farklı yaşam biçiminin hüküm sürdüğü yörelerde yedi yüz yıla yakın bir süre hüküm sürmek hiç de kolay değildi. Türkler; Hindistan’a hakim olurken savaşçı güçlerini kullandılar. Hakimiyeti ele geçirdikten sonra uzun süre geniş toprakları yönetebilmelerini ise halka eşit davranmalarıyla olabildi. Bu da Hindistan’da kast sisteminin zayıflamasına neden oldu. Tebaalarında bulunan insanları ırk ve din bakımından ayırmadılar, kimseye ayrıcalık tanımadıkları gibi baskı da uygulamadılar. Bir etnik grubu bir diğerine üstün saymadılar ve birbirlerine düşman etmediler. Öyle ki Babür Devletinin kurucusu Babür’ün torunu Şah Ekber’in (1556-1605) eşlerinden müslüman, Hindu, Hıristiyan olanlar vardı. Ekber onların ibadetlerini rahatça yapabilmeleri için saraylarında şapel, tapınak yaptırmıştı. Fetihpur Sikri’de inşa ettirdiği Bülend Darvaza kapısının iç yüzünde Kur’an ayeti yerine Hz. İsa’nın: “Bu dünya bir köprüdür, üzerinden geçin fakat orada evinizi yapmaya kalkışmayın. Bunu bir an için bile düşünen kişi ebediyen bu düşüncesinden uzaklaşamaz ve kurtuluşa eremez” sözlerinin yazılı olması Ekber’in din ayrımından uzak olduğunun bir başka göstergesidir. Ekber daha da ileri giderek Hindistan’da bulunan tüm inançların bir sentezini oluşturmak istemişse de, bunda başarılı olamamıştı. Dinciler bunu “Din-i İlahi” adı ile derleme bir din kurmaya çalıştı diye nitelerler ve bu yüzden Ekber’i sevmezler.

Falih Rıfkı Atay, “Hind” adlı ünlü eserinde, Hindistan’da çok sayıda Müslüman’ın yaşadığını şöyle ifade etmektedir: “11.-16. yüzyıl arası Türkler Hindistan’a İslamiyet’i yaydılar. Seksen milyonluk İslam yığını Türk saltanatlarının mirasıdır. “ (Atay, 1943; 34). Falih Rıfkı Atay kitabında, R. Coupland’ın bir yorumuna da yer vermektedir: “Müslümanlar, yerli halkı, kılıçla din dönme arasında seçmeli bırakmadılar. Türkler, Avrupa’daki çağdaş Hıristiyan hükümdarlarının hepsinden daha liberaldi…” (Atay, 1943; 34). Batılı bir araştırmacının böyle bir ifade kullanması oldukça anlamlıdır.

Hint Yarımadasında Türk Eserleri

Türklerin amaçları, Hint diyarını yakıp yıkmak, talan etmek ve sömürmek olmamıştır. Aksine, bu toprakları kendilerine yurt edinmek, daha yaşanır hâle getirmek istediklerini bıraktıkları ölümsüz mimari eserlerden anlayabiliyoruz. Bu uzun devirde Hindistan İtalya rönesansı, XIV. Louis ve Kanuni Sultan Süleyman dönemleriyle kıyaslanacak parlak yükselme kaydetmiştir. Şah Cihan’ın saltanatı, imparatorluğun mimarlık ve sanat alanında altın çağıdır. Agra’daki efsanevi Tac Mahal’in yanı sıra pek çok mükemmel eser onun döneminde yapılmıştır.

Türklerin, uygarlıktan yoksun, sadece savaşmayı bilen, önüne geleni yakıp yıkan ve talanla geçinen bir ulus olduğunu işleyenler var. Talancı uluslar, ele geçirdikleri topraklara yatırım yapmazlar. Türklerin bıraktıkları ölümsüz mimarî eserlere baktığımızda ise Türklerin geldikleri toprakları “yurt” edinmek istediklerini anlamak hiç de zor değildir. Türkler gerçekten de gittikleri yörelere kendi kültürlerini taşıyan, yöre insanıyla kaynaşan uygar ulus olmuşlar. Bu sayede sadece Orta Asya’da ve Çin’de değil, Hindistan’da da Türk izlerini görmek mümkün olmuştur. Türklerin MS 10. yüzyıl sonlarından itibaren Hindistan topraklarına kuzeyden girmesiyle, Türk kültürünün Hint kültürünü etkilediği açıkça görülmektedir. Çin’de örnek kentler kuran Türklerin torunları, aynı başarıyı Hindistan’da da göstermişlerdir. Orta Asya’da, Tun Huang (okunuşu: dun huang) Budist tapınaklarını inşa eden Türkler, Hindistan’da da mükemmel saraylar, camiler ve türbeler inşa etmişler.

Türkler Hindistan’a geldiklerinde Hindistan, tapınak ve anıtlarla dolu bir memleketti. İki milyondan fazla tanrı idolü bulunmaktaydı. Türkler, İslamiyet’le birlikte cami ve türbe kültürünü de Hindistan’a getirmişler. Önceleri, Hintli usta ve sanatçılarla çalışmışlar. Bundan dolayı, ilk yapılan eserlerde, mimari bir sentez görmek mümkün. Babür döneminde ise, başta İstanbul olmak üzere, çok sayıda Türk usta ve sanatçı Hindistan’a getirtilmiş. Bu dönem eserleri hemen kendisini belli eder. (Atay, 1943; 35).

Hindistan’ın öz yapı üslubu ile Türklerin getirdiği mimari şekli tam bir tezat meydana getirmiştir. Hint mimari stili sayısız heykel ve süslerle kaplı yüksek yapılar şeklinde kendini gösteriyordu. Buna karşılık Türk-Müslüman mimarisinde gösterişsiz düz duvarlar ve mimari şekillerde açıklık ve uyum göze çarpıyordu. Heykel ve insan figürleri kesinlikle kullanılmıyordu. Hint mabetleri tanrı heykellerinin bulunduğu zemin üzerinde yükseltilmiş kümbet ve kalın sütunların dizildiği dehlizlerden ibaretti. Buna karşılık camilerde cemaatin toplandığı geniş bir avlunun bulunması gerekiyordu. Hindistan’da o dönemler bu karakterde iki cami stiliyle göze çarpmaktaydı. Birincisinde, etrafı sundurmalarla çevrili bir alandan ibaret olan namazgâh denilen cami şeklinde, cami alanının kıble tarafından büyük kemerlerle süslü mihrap ve minare bulunurdu. İkinci stilde camiler kalelerin içinde veya medrese gibi yapıların ortasında bulunurdu. Kale duvarlarının dört köşesinde bulunan toparlak kuleler ise minare olarak kullanılmıştır. Türklerin yönetimi döneminde Hindistan’da yarım küre şeklinde kubbeler görülmeye başlandı. Budizm’in etkisi altındaki Uygur sanatında lotus yani nilüfer çiçeği şeklinde süslemeler vardı. Bu süsler, Hindistan’da Türk döneminde görülmektedir. Türk mimarisinin her döneminde görülen özelliklerden birisi olan küçük kubbelerin sıra sıra dizilmesi Hint-Türk eserlerinde de yer almıştır. Kubbeli türbeler de Türklerin Hindistan’a getirdiği Hakanlı ve Selçuklu türbelerinden etkilenen bir yapı şeklidir. Türklerin Hindistan’a getirdikleri diğer bir mimari özellik kemerlerdi. Budist dönemde bu şekil Orta Asya’da gelişmiştir. Tahta kalıplara dökülen kemer, Budizm’in Hindistan’dan çıkmasından sonra Hindistan’da görülmemiştir. Türk döneminde tekrar görülmektedir. Bundan başka, Türkler Hindistan’a Orta Asya saray mimarisini de getirdiler. Bilindiği gibi Orta Asya’da egemen olan Türkler çadır veya tahtadan yapılan köşklerde otururlardı. Kalelerin içine de bu şekilde çadır veya köşk kurarlardı. Bu özelliği aynı şekilde Hindistan’da inşa ettikleri kalelerde de görmekteyiz. Yapılarda Hindistan’ın doğal zenginliklerinin verdiği bütün malzemelerden yararlanılmış, kırmızı kumtaşı, çeşitli renklerde mermer, taş, tuğla ve birçok değerli ve yarı değerli taşlar kullanılmıştır. Türbeler özgün yapılarıyla, Hindistan’da birer Türk mührü gibidir. Türk eserleri sadece bir-iki kentte toplanmış olmayıp geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Buradan da şunu anlıyoruz ki Türkler, Hindistan’ın küçük bir bölgesinde değil, hemen hemen tüm Hindistan’da, günümüz Pakistan’ında, Bangladeş’inde etkili olmuşlardır.

Türk-Delhi Sultanlığına ait pek çok mimarî eser günümüze ulaşamadan yok olmuştur. Kalanlar ise harap bir hâldedir. Kerpiç ve ahşaptan yapılmış olan pek çok mimarî eserden bazısı günümüze ulaşamadan tümüyle yok olmuş, bazısı da yıkıntı olarak günümüze kadar ulaşmıştır ve çoğu harap hâldedir. Ancak günümüze kadar ulaşan bu kalıntılar bile, bu eserlerin dönemlerinde ne kadar muhteşem yapılar olduklarını anlamamız için yeterlidir.

Atatürk ve Turan

Tarihte Türk izlerinin bulunmasına büyük önem veren ulu önder Atatürk, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi kurulması direktifini vererek Orta Asya’dan Hindistan’a, Hindistan’dan Mezopotamya’ya, Mezopotamya’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Avrupa’ya adım adım Türk kültürünün araştırılmasını hedeflemiştir. Günümüzde bazı bilim adamları hala, Ankara’daki Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi bünyesinde neden Sinoloji, Hindoloji, Sümeroloji, Hititoloji ve Hungaroloji kürsülerinin yer aldığını kavramakta zorlanmaktadır. Bu bölümlerin yanında da Arkeoloji, Antropoloji, Sanat Tarihi ve benzeri kürsülerin de bulunması rastlantı değildir.

Hindistan’daki Türk etkisi ve izlerini bilmeyenler, Hindoloji’nin neden kurulduğunu anlamakta elbette ki zorluk çekerler. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin ön cephesinde taş kabartma olarak Ulu Önder’in güzel bir sözü yer almaktadır. “Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir.“

Hint yarımadasındaki Türk eserlerinden bazı örnekler

                                              Fetihpur (Fatehpur) Sikri
Agra’ya 37 km mesafede bugün harabe halinde eski bir şehir. 1569-1585 yılları arasında Hükümdar Celaleddin Muhammed Ekber tarafından inşa ettirilmiştir. Üç tarafı kale duvarları ile çevrili. Dördüncü tarafında çok büyük suni bir göl vardı. Ekber’in buraya şehir kurmasındaki sebep, orada yaşayan ve kendisine çok hürmet duyduğu, ermiş Selim Çisti’nin oturduğu yer olması. Selim Çisti, Sikri (Sihri) köyü yakınlarında bir mağarada yaşayan Çistiyye tarikatı şeyh­lerindendi. Çisti, erkek çocuğu olmayan Ekber sultana yakında bir oğlunun olacağını müjdeler, Ekber Şah bununun üzerine burada bir saray inşa ettirmeye karar verir ve başkentini Agra’dan Sikri’ye taşıyarak ermişi onurlandırır.

Fetihpur (Fatehpur), zafer şehri anlamına gelmekte. Gujarat fethini temsil eder. Fetihpur Sikri Babürlüler’in 1574-1586 yılları arasında başşehri olmuş. Su yetmezliğinden 1586’da terk edilir.

Fetihpur Sikri’de Ulu Cami, Selîm Çistî ile torunu İslâm Han’ın türbeleri, saray ve hükümet binaları ile aşevleri, çarşılar, kervansaraylar ve hamamlar yapılmış. Sarayın bölümlerini oluşturan Dîvân-ı Hâs (özel misafirlerin kabul edildiği salon), Penç Mahal (5 katlı bina), Dîvân-ı Âm (halkın kabul edildiği salon), harem daireleri ve hükümet binaları birbiriyle bağlantılı inşa edilmiş ve etrafı duvarla çevrilen bu külliye Hâthî Pol (filler kapısı) denilen büyük bir kapı ile dışarıya açılmış. Ortasında sekiz köşeli bir sütunun yükseldiği tek bir mekândan ibaret olan Dîvân-ı Hâs, bu şehirdeki Ulucami gibi dünyada bir benzeri bulunmayan ilginç bir yapıya sahip. Dîvân-ı Âm ise 111 tane cumba tarzında duvar bölmesiyle çevrilmiş ve batı tarafına sultanın tahtı yerleştirilmiş genişçe bir mekândan oluşur. Ayrıca Defterhane (kayıtların tutulduğu ofis) ve Mektebhane (yazılı metinlerin, kitapların tercüme edildiği yer) bölümleri de bulunmakta.

Ulu Camii
1571-72 yılında bitirilmiş olup şehirdeki en önemli mimari eserlerden biri. Cami Mescid olarak da adlandırılır. Mekke’de içinde Kabe’nin bulunduğu Mescid’i kopya etmek amacıyla inşa edilmiş. HaramGüneyinde Bülend Darvaza adıyla bilinen zafer takı niteliğindeki 1602 tarihli ana giriş kapısı, Doğusunda Badaşi Darvaza kapısı yer alır.

Selim Çisti Türbesi
Ulu Camii avlusunda yer alır. 1570 yılında mükemmel bir işçilikle ve beyaz mermer malzemeyle yapılmış.

Bülend Darvaza
Anlamı: Yüksek Kapı – Muhteşem Kapı. Fetihpur Sikri’de bulunan 54 metre yüksekliğindeki anıtsal yapı. Babür Türk Devletinin 1556-1605 arası Hükümdarı Ekber’in Gujarat üzerine yaptığı seferden zaferle dönmesi hatırasına yaptırılmış. Bu yüzden “Zafer Kapısı” da denilmekte. Cami Mescidin Güneydeki ana kapısını teşkil eder. İç yüzünde Hz. İsa’nın: “Bu dünya bir köprüdür, üzerinden geçin fakat orada evinizi yapmaya kalkışmayın. Bunu bir an için bile düşünen kişi ebediyen bu düşüncesinden uzaklaşamaz ve kurtuluşa eremez.” sözleri yazılı. Darvaza Azerbaycan ve Türkmen Türkçesinde büyük giriş kapısı demektir. Bazı Türk ağızlarında darbaza da denmekte.

Sultan Sarayları

Ekber’in Müslüman, Hindu ve Hıristiyan üç eşinin Fetihpur Sikri’de ayrı konakları/sarayları (harem daireleri) bulunmaktaydı:
1. Jodha (Codh) Bai Sarayı
Ekber’in Hindu eşi Jodha için yapılmış. Ekber’in üç eşinin sahip olduğu sarayların en büyüğü. Jodha, Amber Mihrace’nin kızıydı. Konağın içinde bir Mandir (Hint tapınağı) bulunmakta.
2. Meryem Konağı
Ekber’in Hıristiyan eşi ve oğlu Cihangir’in annesi Meryem (Miriam- Mariam uz Zaman) için yapılmış. Duvarlarında minyatürler olan küçük sarayın içinde bir de mini şapel yer alır.
3. Sultan Begüm Evi
Ekber’in Türk-Müslüman eşi Sultan Rukiye Begüm’ün oturduğu ev. Ana saraya en yakın sultan evi. Ahşap süslemeleriyle öne çıkar. Yapının içinde bir Türk hamamı da yer almakta.

Panç (Penc) Mahal
Budist mimari tarzda inşa edilmiş 5 katlı bina. Onun için Beş Saray anlamına gelir. Ekber Şah ve eşlerinin eğlenmeleri için kullanılırdı. Her kat bir öncekinden daha küçük olarak inşa edilmiş dolayısıyla daralan bir mimari yükselişe sahip yapının son katında tek odacık yer alıyor.

Cuma Mescidi
1648 yılında Şah Cihan’ın kızı Cihanara Begüm adına inşa edilmiş, yerine Agra Kalesi Demiryolu İstasyonu yapmak için yıkılmış.

                                                            Agra
Agra Hindistan’ın kuzeyinde Uttar Pradeş eyaletinde, Yamuna Nehri kıyılarında bir şehir. Babür döneminde Hint-Türk İmparatorluğu’nun başkentiydi.
Ekber’in Türbesi
Delhi – Agra yolunda şehrin birkaç km dışında Sikandara’da bulunan bu türbe Babür Devleti hükümdarı Ekberin defnedildiği yer. Ekber Şah, kendi sağlığında kişisel felsefi görüşleri doğrultusunda İslami, Hindu, Budist, Jain ve Hıristiyan motifleri bir araya getirerek dinlerin kardeşliği ilkesini ortaya koyacak bu yapıyı 1605 yılında inşa ettirmeye başlamış. Ölümünden sonra oğlu Cihangir babasının planlarının çoğunu değiştirerek bu yapıyı ortaya çıkartmış. Dördü kırmızı kumtaşından, beşincisi de beyaz mermerden ve yukarıya doğru piramit gibi daralan beş katlı bir yapı. O yüzden Panç (beş) Mahal diye adlandırılan türbenin yapı stili Güney Doğu Asya’da Kemer stilini andıran Budist vihara yani mabetlere benzer. Ekber’in sade bir lahdi var, yapının bodrum kısmında gömülü. Ekberin kızları Şakrul Nişa Begüm ve Aram Banu’nın mezarları da burada. Ekber’in müslüman eşi, Cihangir’in annesi, Meryem el Zamani’nin türbesi de Sikandra’da.
İtimad-üd Devle Türbesi
İtmad-ud-Daulah ve Bebek Tac olarak da bilinir. 1622 -1628 arasında Hükümdar Cihangir’in eşi Nurmahal tarafından Agra’da babası Mirza Ghiyas Bey’e türbe olarak yaptırılmış. Aynı zamanda Nur Mahal’ın annesi Asmat Begüm’ün de türbesi. Türbenin her tarafı mermer. Mermerin üzeri türlü renklerde değerli taşlarla kakma yapılarak işlenmiş. Bunlar genellikle bitki motifleri. Sanduka, kubbeye benzer bir çatı ile kapatılmış, pencereleri ise mermer kafesli. Gerçek mezar Türk geleneklerine uygun olarak türbenin altında. Hindu stilinin yanında türbede Selçuklu ve Osmanlı etkileri tam bir uyum içinde.
Tac Mahal
Elbette zamana yenik düşmeyip, dönemin ihtişamını günümüze kadar taşıyan eserler de bulunmakta. Bunun en güzel örneği Hindistan’ın sembolü haline gelen “Tac Mahal”.
Tac Mahal, Türk hükümdarı Şah Cihan tarafından çok sevdiği eşi Mümtaz Mahal için yaptırdığı beyaz mermerden bir anıt mezar. Muhteşem görünümüyle bir sarayı andıran Tac Mahal, aslında bir türbe.
Mümtaz Mahal, 17 yıl evli kaldığı imparatora 14. çocuğunu doğururken 1629 yılında ölmüş ve Şah Cihan’ı dayanılmaz acılar içine sürüklemiş. İmparator, bu acı kayıptan sonra 2 yıl süreyle yas tutmuş ve çok sade bir hayat sürmeye başlamış. Şah Cihan, İmparatorluğunu genişletmek ve yeni ülkeler fethetmekten çok mimari alanında sanat eserleri meydana getirmeye yönelmiş. Eşine olan sevgisinin büyüklüğünü bütün dünyaya kanıtlamak için bu anıt – mezarı yaptırmaya karar vermiş. Tac Mahal’in yapımına 1632 yılında başlanmış ve anıt, 21 yıl sonra 1653’de tamamlanmış. Yapımında sadece Hindistan’dan değil Orta Asya’da birçok yerden getirilen toplam 20 bin işçinin çalıştığı bilinmekte. 2.5 ton ağırlığında olduğu tahmin edilen mermer bloklar 300 kilometre uzaklıktan taşınırken sayısı bine yaklaşan filler kullanılmış. Bu blokların yapının tepesine çıkartılması için 3.2 km. uzunluğunda bir rampa yapılmış.
Tac Mahal’in icinde bulunduğu geniş arazi, Yamuna nehrinin kıyısında kurulmuş iki girişi olan yemyeşil bir bahçe. Her giriş kapısı birer cami şeklindedir ve kırmızı taştan yapılmış. Bu yapıların üzerine Kuran’dan ayetler işlenmiş.
Tac Mahal’in mimarının kim olduğu konusunda farklı görüşler bulunmakta. Tac Mahal’in mimarı konusunda önceleri Osmanlı mimarı Mehmed İsa Efendi olduğu görüşü kabul görmüşse de, daha sonraları Mimar Ahmed tarafından yapıldığı görüşü kabul edilmiş. Şah Cihan’ın gözdesi olan Mimar Ahmed, Mimar Sinan’ın öğrencisi olan ve sonradan Hindistan’a çağrılmış Türk mimarı Yusuf’un oğlu.
Agra Kalesi (Red Forth- Kırmızı Kale)
Şah Ekber tarafından 1565 yılında yapılmaya başlanmış ve çeşitli eklerin inşasıyla Şah Cihan tarafından bitirilmiş. Kale, önceleri askeri amaçlı olarak yapılmışsa da Şah Cihan burayı bir saray olarak kullanmış. Şah Cihan, yaşamının son günlerinde büyük oğlu Âlemgir tarafından buraya hapsedilmiş ve penceresi Tac Mahal’e bakan sekizgen kulede ölmüş. Kalenin çevresi 2.5 km. uzunluğunda ve 20 metre yüksekliğindeki duvarlarla koruma altına alınmış.
Moti Mescid (İnci Camii-Mina Mescid)
1648-1655 yılları arasında Agra kalesinde kırmızı kumtaşından inşa edilmiş. Üzeri sedef görünümünde beyaz bir mermerle kaplanmış. Dilimli kemerleri ve süslü kolonları ile nefis bir eser. Mescidin içindeki Farsça yazıtlarda yapı mükemmel bir inci ile kıyaslanmakta.
Cihangir’in Sarayı
Şah Ekber, oğlu Şah Cihan için yaptırmış. Geleneksel Hindu ve Orta Asya mimarilerinin ilginç bir karışımı.
Divan-ı Aam: İmparatorun halkı huzuruna kabul ettiği salon. Şah Cihan tarafından yaptırılmış, Mermer ve ağaç oyma işçiliğini birlikte kullanan eşsiz bir eser.
Divan-ı Khas: İmparatorun önemli elçileri ve ziyaretçileri kabul ettiği salon. Ünlü tavuskuşu desenli taht, Âlemgir tarafından Delhi’ye götürülmeden önce burada bulunuyordu.
Mahal (Aynalı Salon): sarayın harem dairesi, duvarları küçük küçük aynalarla dekore edilmiş.
Anguri Bagh (Üzüm Bağı): bir Moğol bahçe mimarisi örneği.
Cihangir’in Havuzu (Hauz-i Cahangiri): Saray bahçesinde yer alır, yekpare taştan oyulmuş.

Delhi

Kuvvet-ül İslam
Delhi’de 1193-1197 yılları arasında inşa edilen cami. Önceleri Kubbet-ül İslam denilmekteydi. Günümüzde harabe halinde. Bu görünüşüyle bile dünyanın en muhteşem yapılarından sayılabilir. Cami, Delhi’yi fetheden Delhi Türk Sultanlığının kurucusu Kölemen Kudbeddin Aybek tarafından yaptırılmış. Daha sonra, sırayla 1230 yılında İl-Tutmuş, 1315’te Alaeddin Kılcı gibi sultanlar camiye çeşitli eklemeler yaptırmışlar. Caminin bir iç bir de dış avlusu bulunmakta. Caminin doğu duvarında bulunan bir yazıda, bu caminin yirmi yedi Hindu tapınağının malzemesi ile yapıldığından bahsedilmekte. Bu yüzden iç avluda bulunan sütunlarda Hindu izleri görülmekte. İltutmuş Dönemi’nde yapılan bölümler İslamî karakterdedirler. Halen sağlam bulunan kısım ise, yapının batı yönündeki 120 metre uzunluğunda kemerler dizisi. İltutmuş, camiyi iki kat büyütmüş. Caminin alanı içinde kendisi için bir türbe yaptırmış. Alaeddin Kılcı ise camiye havuzlar ve kemerler ilave ettirmiş.
Kutb Minar
Kutub Minaresi. Kuvvet-ül İslam Camisi avlusunun içinde. 73 m yüksekliğinde. Kutbeddin Aybek tarafından 1200 lerde kazandığı zaferin sembolü olarak tuğladan inşa ettirilmiş. Burada bulunan bir yazıda 1368 yılında yıldırım düşmesiyle zarar gören minarenin Firuz Şah Tuğluk tarafından tamir ettirildiği ve beşinci kat ilave ettirildiğinden bahseder. Beşinci katın üstü bir kubbe ile örtülmüş. Hindistan’daki Türk-Müslüman egemenliğinin soylu anıtlarından biri. Orta Çağ’ın ünlü gezgin ve yorumcusu İbni Batuta, Kutb Minar için “diğer İslam topraklarında bir benzeri bulunmayan dünyanın harikalarından biri” diye söz eder. Günümüzde de büyüleyici görünüşü, harika işçiliği ile benzerleri içinde en güzeli olduğu kabul edilmekte. Dünya Kültür Mirası listesinde bulunmakta.
Gıyaseddin türbesi
Gıyaseddin Tuğluk’un Tuğlukâbâd’daki türbesi. Delhi’de 1325 yılında kırmızı kumtaşından yapılmış ve kare şeklinde. Duvarları çok kalın. Bu kütlevi ve ağır görünüşlü yapının çevresi taştan burçlarla kuşatılmış. Türbe adeta kale görünümünde. Türbenin üzerindeki beyaz mermer kubbe sekizgen bir silindirin üzerinde yer alır. Türbenin dış duvarları kırmızı kumtaşından işlemelerle örtülü. Türbe, Hindistan’da Türk-Müslüman mimari tarihinin önemli bir dönemeci sayılır. Zira duvarları belli bir eğime sahip ilk bina niteliğini taşır. Türbe inşa edildiği zaman yapay bir gölün ortasında bulunuyordu.
Kalan mescid
14. yüzyıla ait Delhi camileri içinde en önemlisi. Yapının köşelerinde kubbeli burçları, giriş kısmının iki tarafında bulunan sivri başlıklı silindir şeklinde minareleri ile ihtişamlı bir görünüşü var.
Humayun Türbesi
Ekber’in babası Hümayun için Delhi’de 1565­-1569 arasında inşa ettirdiği türbe. Bazı kaynaklara göre eşi Hacı Begüm tarafından inşa ettirilmiş. Türbe yüksek duvarlarla çevrili büyük kare şeklinde bir bahçenin ortasına yerleştirilmiş. Batı ve güneyinde iki tane çok yüksek tak şeklinde gri taştan iki büyük kapı var. Üzerleri kırmızı kumtaşı ve beyaz mermerlerle süslenmiş. Türbenin ana gövdesinin şekli kısa dört uzun kenarlı sekizgen. Dış kubbenin içinde bir de iç kubbe var. Bu Türkistan stilleridir. Dış kubbe beyaz mermerden, soğanı andıran şekilde. Dünyanın en güzel kubbelerinden biri diyebileceğimiz bu kubbe silindir şeklinde bir platforma oturtulmuş. Üzerinde bakırdan bir alem var. Türbenin içinde sekizgen biçimli birçok odacık var. Hindistan’da daha önce böyle zarif bir iç düzenleme ve koridorlar kompleksi inşa edilmemişti. Diğer bir özellik de kubbenin dört köşesine yerleştirilen çatri, yani kulelerin ilk defa kullanılmasına örnektir. Gerçekte Hümayun’un türbesi tasarımındaki saflık ve basitlik, oranlarındaki mükemmellik ve mermerle kırmızı kumtaşının karışımındaki ustalık sebebiyle birçok özelliklerle dolu bir yapı. Türbeyi çevreleyen bahçede diğer Türk bahçelerinde olduğu gibi taşlarla döşenmiş patikalar, çiçek tarlaları, selvi ağaçları ile süslü su yolları, su depoları ve fıskiyeler var. Binanın mimar ve ustaları Semerkand ve İran’dan gelmiş. Yapının mimarı Mirza Giyas. Türbede çeşitli yapı şekillerini bir arada görülmekte: Bahçesi ile dış kısımdaki yan yana kemerler İran, kubbesi ve planı Türk, kubbenin köşelerindeki çatri yani kuleler ise Hindu stiline örnek. Bu başarılı karışımından zarif bir yapı ve büyük bir sanat eseri ortaya çıkmış.
Cemali-Kemali Mescidi
Bu mescid Türk-Müslüman mimarisi için ilgi çekici bir örnek olup Delhi’de Hümayun dönemine ait geride kalan tek eser. Diğerleri saltanatı ele geçirip 1540-1555 yılları arasında Delhi’de Suri hanedanını kuran Afgan Prensi Şehr Şah zamanında yıktırılmış.
Lal Kila (Kırmızı Kale – Red Fort)
Hükümdarlığının on bir yılını Agra’da geçiren Şah Cihan, başkentini Delhi’ye taşımaya karar verince mimarlarına Agra ve Lahor’daki kaleler gibi bir kalenin Delhi’de inşasını emreder. İnşaat 1618 de başlanır 1648 de tamamlanır. Kalenin mühendisleri Ahmed ve Hamid. Çevresi 2.4 kilometre. Cumna nehrine bakan duvarları 18.2 metre yükseklikte, kara tarafındaki duvarları ise 33.5 metre yüksekliğinde. Kaleyi ayrıca 22.8 metre genişlik ve 9 metre derinliğinde bir su kanalı çevirir. Kalenin duvarları kırmızı kumtaşından yapılmış ve kalenin dışardan çok güzel görünmesine yol açan kuleler, kubbeler, pencereler ve duvarlara oyulan resimlerle kaplanmış. Bu yüzden kaleye Kırmızı Kale yanı Lâl Kila denilmekte. Zamanla çeşitli olaylarda Kırmızı Kale’nin pek çok bölümü yıkılmış.
Cama Mescid
Hindistan’da bulunan camilerin en büyüğü olan Delhi’deki Cama – Cami – Camia Mescid’in yapımına 1650 yılında başlanmış. Mimarı üstad Halil’dir. Caminin yapımı sırasında beş yüz işçi çalışmış ve altı yılda tamamlanmış. Caminin alanı 1170 metrekare. Bir platformun üzerine inşa edilen camiye güney, doğu ve kuzeyden olmak üzere üç kapıdan girilir. Bu üç giriş tabanı büyük kırmızı kumtaşı bloklarıyla döşenmiş bir avluya açılır. Avlunun batı tarafında cami bölümü bulunur. Camide üstleri bakır kaplamalı üç kubbe var. Bu kubbeler caminin ihtişamın artırıyor. Ortadaki kubbe diğer iki kubbeden daha yüksek ve büyük. Caminin kuzey ve güneyinde zarif bir şekilde incelerek yükselen iki minare var. Bu minareler 39.6 metre yüksekliğinde olup dikey yerleştirilmiş beyaz mermer ve kumtaşı şeritlerden meydana gelmiş. Her minarenin üç şerefesi vard. Minareler 130 basamaklı. Çadıra benzeyen, sivri kaplamalı sekizgen mermerden bir kubbe ile örtülüler. Camii Mescid plan bakımından Agra’daki Moti Mescidi’ne benzer. Caminin giriş kapısı Fatehpur Sihri’deki Bülend Darvaza gibi ihtişamlı değilse de yine de onun kadar çok ihtişamlı ve güzel. Yapının önemli özelliklerinden olan siyah ve beyaz mermerin kırmızı kumtaşına yapılan kakmaları, genişliğini daha da fazla gösteren odalarla dolu avlusu, kemerleri destekleyen büyük duvarları, zarif minareleri ile kuru soğan şeklindeki kubbeleri ve dekoratif süslemeleri ile günümüze kadar bozulmadan gelmiş muhteşem eserlerden birisi. Cami, muhteşem yapısı ile saygı duyulacak bir eser.
Safdercun Türbesi
Safdercun – Safder Ceng olarak da bilinen Vezir Mirza Mukim Ebul Mansur Han’ın kumtaşı ve mermerden 1754’de yapılmış türbesi.

Lahor

Lahor günümüzde Pakistan’ın kuzeydoğusunda Pencap Eyaleti’nin yönetim merkezi. 1584-1598 arasında Celaleddin Muhammed Ekber’in, 1605-1628 arasında Ekber’in oğlu Cihangir’in başkenti olmuş.
Cihangir’in Anıt Mezarı
Nureddin Muhammed Cihangir’in ve eşi Nur Cihan’ın Lahor’un 4 mil kuzeyinde Şahdara’da bulunan anıt mezarı 10 yılda tamamlanmış ve 1637’de bitmiş. Cihangir’in karısı Nur Cihan tarafından yaptırılan bu eser kayınpederi İtimad-ud-Daula anıt mezarıyla aynı plânda olup ondan az daha büyük. 7 m. yüksekliğindeki yapıda yer yer kakma taşlarla tasvirler yapılmış. Dört köşesinde 32’şer m. yüksekliğinde minareleri var. Sikh egemenliği sırasında harap edildiğinden anıt mezar günümüzde orijinal biçimini kaybetmiş.
Lahor Kalesi
Daha önce bir çok kez yapılmış yıkılmış olan kalenin inşası 1566’da Ekber tarafından başlatılmış ve oğlu Cihangir tarafından tamamlanmış. Eski kale diye de bilinir. Kırmızı kum taşından. Erken dönem Babürlü mimari örneklerinden. İçi ve dışı oldukça düzenli. Kale Şah Cihan döneminde ve sonraları Sikh egemenliğinde pekçok değişikliğe uğramış. Şah Cihan kale içinde birçok ak mermerden anıt ve yapı inşa ettirmiş. “Çilsütun” yani kırk sütun denilen Divan-Umm, Musemmen Burç ve içindeki Şiş Mahal, hvabgah (uyku odası), hükümdarlık hamamı, ayrıca kadınlar bahçesi kale içindeki yapılardan bazıları. Yapılarda çini süslemeler kullanılmış. 1763’de kalenin Alemgir girişi (kapısı) yapılmış.
Şalamar Bahçeleri
Ünlü Şalamar bahçesi Şah Cihan’ın mimari zevkinin örneklerinden. Şalamar adında Lahor, Delhi ve Keşmir’de (Sirinagar) üç bahçe var. Lahor Şalamar bahçesi Şah Cihan’ın Lahor’u ziyaret ettiği zamanlarda kalması için özellikle tasarlanmış. Ali Mardan tarafından yapılmış. Bahçe üç kademe olarak inşa edilmiş. Bahçe içinde yazlık evler ve birkaç ak mermer köşk de bulunur. Üç büyük havuzu, şelâleleri ve sayısız fıskiyeleri bahçeyi daha da güzelleştirmekte. Kanallarla bahçeye su desteği sağlanmış. Gizliliği sağlamak için bahçe 500×225 metre ebatlarında yüksek, sağlam duvarlarla çevrilmiş.
Vezir Han Cami
Şah Cihan’ın tabibi ve ünlü veziri, genellikle Vezir Han diye bilinen, Hekim
İlm-ud-Din Ansari tarafından 1634’te inşa edilmiş. Geniş bahçe kapısı, görkemli 4 sekizgen biçimdeki minareleri ve eşsiz mozaik süslemeleri eserin ihtişamını daha da artırmış.
Badşahi Mescid
1673-1674’te Hükümdar Evrengzib tarafından inşa ettirilmiş. Kırmızı kum taşından yapılmış yüzeyi ak mermer kakmalı çeşitli bitki ve geometrik desenlerle süslü. Avlusunun köşelerinde uzun sekizgen biçiminde kuleleri ve dört küçük minaresi var. İbadet bölümünün üç geniş mermer kubbesi bulunur. Heybetli görüntüsüyle Babürlü devri mimari özelliklerini sergilemekte.
Moti Mescid (İnci Camii)
Hükümdar Cihangir döneminde inşa edilmiş.
Meryem Zamani camii
Hükümdar Cihangir’in annesi Meryem-uz Zamani (Zamanın Meryemi) tarafından inşa ettirilmiş.

Dekkan

Güney Hindistan’ın Dekkan bölgesindeki Türk-Müslüman egemenliği özerk hanedan sultanlıkları şeklinde yüzyıllar boyu devam etmiş. Bunun sonucunda bu bölgede Türk mimarı özelliğini taşıyan birçok yapılar inşa edilmiş. Golkonda kalesinin içinde Aslanhana (silah deposu), Gasılhana (ölülerin yıkandığı yer), Nagina Bagh (çiçek bahçesi), Su Kanalları, Divan-ı Has (Üst Meclis), Divan- Âm (Halk Meclisi) ile İbrahim Kulu Kutub Şah adına cami (1580), Mekke (Macca) Darvaza, Fateh Sihri, Moti Darvaza, Naya Kila Darvaza, Patançetu Darvaza, Brahmi Darvaza isimlerinde devasa büyüklükte kapılar inşa edilmiş.
Türbeler
1600-1700 yılları arasında hüküm süren Sultan Muhammed Kulu ile Abdullah Kutub Şahi ve diğer Kutub Şahi hükümdarları ve hanedan mensuplarına ait Golkonda kalesi yakınlarında İbrahim Bagh (Bağ) adında geniş bir bahçe içinde tamamen doğu ve Türk mimari stiline uygun inşa edilmiş. Türk-Müslüman zaferinin ve büyüklüğünün yaşayan abideleri olarak karşımıza çıkmakta. Türbelerin genel planı kare şeklindeki gövdenin üzerine oturtulmuş yuvarlak kubbe şeklinde. Kubbelerin kenarlarına lotus yaprakları işlenmiş. Zeminde dört tarafı çevreleyen sütunlar var.

Haydarabad

Haydarabad şehrinin inşaatına Muhammed Kulu Kutub Şah’ın döneminde 1591 de başlanmış 1612 yılında tamamlanmış. Günümüzde Hindistan’ın Telengana eyaleti içerisinde.
Mekke Mescid
Hindistan’ın en büyük camilerinden biri. Kırmızı renkli kesme taştan yapılmış. Sultan Muhammed Kulu Kutub Şah (1580-1611) döneminde yapımına başlanmış, 1693 yılında Babür Hükümdarı Evrengzib tarafından tamamlanmış. Cami, Şah Cihan döneminin mimari özelliğini taşımakta. Caminin yanında 1724’de iktidarı ele geçiren Haydarabad nizamlarından Asaf Cahi sülalesine ait türbeler var.
Charminar
Cahar Minar, Çarminar, Dört Minare. Sultan Muhammed Kulu Kutub Şah döneminde 1591-1594 arasında inşa edilmiş anıt ve dört minareli camii.
Bibi-ka Makbara Türbesi
Halanın Kabri. Avrangabad’da Şah Cihan’dan sonra Hükümdar olan Evrengizib’in oğlu Azam Şah tarafından 1679’da annesi Rabia-ud-Durrani (Dilras Banu Begüm) için inşa ettirilmiş. Bu yapı Tac Mahal’in küçük bir kopyası. O yüzden Dekkan’ın Tacı da denir. Beyaz mermerden, sekizgen şekilli, dört köşesinde dört minaresi olan türbenin ihtişamlı ve zarif bir görünümü var.

Peşaver

Balahisar kalesi
Hükümdar Babür 16. yüzyılda inşa ettirmiş.
Mahabbet Han Cami
Peşaver yöneticisi Mahabbet Han için 1634’de Hükümdar Şah Cihan döneminde inşa edilmiş. Eser Babürlü devrinin güçlü karakteristik yapılarından sayılır.

Bicaypur

Hindistan’da Dekan bölgesinin batısında bulunan Bicaypur’da (Bicapur) 1490–1686 Adilşahlar (Bicapur Hanedanlığı) hüküm sürmüştür. XVII. yüzyıla kadar 1600 adet cami inşa edilmiş. Bu dönemde şehrin nüfusu bir milyondu. 1686’da Evrengzib’in şehri ele geçirmesiyle Adilşahlar dönemi sona ermiş. 1883 yılında İngilizler Bicaypur’u askeri karargah yapmışlar. Şehirde bulunan bazı yapılar:
Camii Mescid. (1576) değişik planlı ve pencereleri oymalı, Hindistan’da bulunan en güzel camilerden biri.
Mihtar Mahal. Küçük bir cami.
Calamandir. Nefis bir su köşkü.

Caunpur

Kuzey Hindistan’da Uttar Pradeş eyaletinde Benares (Vanarasi) yakınlarında yer alır. Delhi ile Bengal sultanlıkları arasında 1394-1479 yıllarında burada Caunpur Sultanlığı hüküm sürmüştür.
İbrahim Naib Barbak Camii. Kale içinde. 1377 yılında tamamlanmış.
Atala Camii. 1408 yılında inşa edilmiş.
Camii Mescid ve Küçük Lâl Darvaza Camii. 15-16. yüzyıl eserleri.

Ahmedabad

Hindistan’ın Gujarat eyâletinde Bombay’ın kuzeyinde Sabarmati Nehri civarında yer alır. Hindistan’ın Dekken bölgesinde Müslüman-Türk Hanedanlığı olan Behmenilerin Sultanı Ahmed Şah tarafından 1411 yılında kurulmuş.
Ahmedabad Camii Mescid
Yapımı 1411 yılına rastlayan Ahmedabad Camii Mescid’de Hindu karakteri hakim. 260 tane ince sütunun üzerinde 15 tane simetrik şekilde düzenlenmiş kubbeler bulunur. Caminin içinin aydınlanması iklime uygun olacak şekilde ustalıkla düzenlenmiş.
Hilâl Han Kazı Camii
Ahmedabad yakınında Dholka’da 1333 de inşa edilmiş.

Mandu

Hindistan’ın orta batısında yer alan Malwa bölgesinin eski başkenti.
Cuma Camii Mescidi
1454 yılında tamamlanan Camii Mescid İskoç Mimar Fergusson’a göre “büyüklüğü ve güçlü görünümü ile Hindistan’da bulunan örneklerin en üstünü”. Hindu etkisinden uzak tamamen Türk-Müslüman sanat eseri.
Hûşeng Şah Gūrî Türbesi
Hint-İslâm türbelerinin en değişik örneklerinden olup kare plan üzerine inşa edilerek geniş ve yüksek bir kubbeyle örtülmüş. Kubbenin kenarlarında bulunan saçağın dört tarafında dört küçük kubbe yer alır.
Cehâz Mahal Sarayı
1460 tarihli olduğu sanılan saray iki göl arasında yer alır ve dar uzun planıyla dikkat çeker. Sırlı çinileri ve alçı süslemeleriyle ön plana çıkan sarayın değişik çatı örtüleri gösteren sütunlu açık köşkleri de binanın içinde bulunduğu tabiat çevresiyle uyum halinde.

Bahçeler

Hint-Alt Kıtasında Babürlü yönetimi süresince tüm hükümdarlar mevcut bağ ve bahçelerin geliştirilmesine ve bulundukları her yerde yeni bahçelerin kurulmasına çok özen göstermişler. Bu faaliyetlerinde de estetikten oldukça yararlanmışlar. Hükümdar Ekber döneminden başlayarak bu alanda belirgin bir gelişme kaydedilmiş. Hindistan’da bolca çiçek bulunmasına karşın Avrupa ve İran’da yetişen ender çiçekler istetilerek yeni kurulan bahçelerde yetişmelerini sağlamışlar. Özellikle Ekber döneminde pek çok yeni bahçe kurdurtulmuş. Cihangir ve karısı Nur Cihan bahçe yapımına çok ilgi duymuşlar.
Bizzat Cihangir’in emirleriyle inşa edilen Lahor’daki Dilkuşa Bahçesi ve Badami Bahçe Babürlü devri ünlü bahçelerinden. Şah Cihan döneminde de bu faaliyetler devam ettirildi ve ünlü Şalamar bahçeleri bu dönemde yaptırtıldı. Şalamar adında Lahor, Delhi ve Keşmir’de (Sirinagar) üç bahçe var.

Achabal Bahçesi
İslamabad’a yaklaşık 7 mil uzaklıktaki Achabal kaynağının olduğu yerde 3 kademeli olarak inşa edilmiş. Dağların arasından akan kaynak suyunun sağlığa faydası dönemin ünlü tabiplerince kabul edilmiş. 80’e yakın fıskiyenin bulunduğu bahçede sayısız meyve ağaçları dikili. Çınar ağaçları sırası diğer Türk bahçelerinde olduğu gibi burayı da görkemli kılmış. Bahçedeki yapılardan ayakta kalan harem odaları şimdi harap durumda.

Diğerleri

Acmer camii ve minareleri
1200 yılında yapımına başlanan ve İltutmuş zamanında bitirilen Racasthan eyaletinde Acmer’de Hindistan’daki en eski camilerden biri olan Acmer Büyük Camii’nin günümüzde kalıntıları.
Acmer Çeşme-i Nur
Cihangir zamanında yapıldı. Mimari ve manzarayı uyumlu bir şekilde birleştirme yeteneğinin en iyi örneği
Cuma Camii Mescid. 1325 de yapıldı. Hindistan’ın Gujarat eyaletinde Cambay’da (yeni adı Khambat).

Bengal

Hint yarımadasının doğusunda Bengal Körfezinin en üst ucunda yer alır.
Adina (Adine) Cuma Mescidi. Bengal Sultanı I. İskender Şah tarafından Bengal’in Gaur bölgesinde Pandua yakınında 1373 de yaptırılmış. Depremler yüzünden harabe halinde.
Sâth Kümbet Camii
Bâgerhât’ta 1459 tarihinden önce Uluğ Şah Cihan tarafından inşa ettirildiği bilinmekte.

KAYNAKLAR:

Hindistan’da Türk İzleri. Şengül Demirel.Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika Çalışmaları Kongresi. 10-15.09.2007. Ankara. Bildiriler. http://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/DOĞUBİLİM-ÇALIŞMALARI.pdf

Hind. Falih Rıfkı Atay. 1943. Semih Lütfi Kitabevi, İstanbul.

Hindistan Tarihi Cilt: I-II. Y. Hikmet Bayur. 1987. Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara.

Hindistan’da Türk Müslüman Mimarisi. İnci Macun. 1990. Ankara Üniversitesi , Dil Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Cilt: 33, Sayı: 1-2, Ankara. http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/26/1242/14173.pdf

Hindistan’da Müslüman Türk-Hint Mimarî ve Resim Sanatı. İnci Macun. Türkiye Ansiklopedisi, C. 8 , Ankara. 2002. https://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=380570

Pakistan’da Babürlüler dönemi Mimari Eserleri. Gülseren Halıcı. http://www.ayk.gov.tr/wp-content/uploads/2015/01/HALICI-Gülseren-PAKİSTANDA-BABÜRLÜLER-DÖNEMİ-MİMARİ-ESERLERİ.pdf

Resim Sanatı. İnci Macun. Türkiye Ansiklopedisi, Cilt: 8, Ankara. 2002.

Attractions in Agra. JourneyMart. http://journeymart.com/de/india/uttar-pradesh/agra/

Agra. Hindistan gezi rehberi. http://www.hindistangezi.com/?sayfa=agra

Agra – the City of the Taj Mahal http://www.agraindia.org.uk

Essays on Indian Art and Architecture. Raj Kumar. 2003. Discovery Publishing House. 2003. New Delhi India.

TDV İslam Ansiklopedisi:
http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=180101
http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=180102
http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=180103
http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=180104
http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=180105
http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=180106
http://www.tdvia.org/dia/ayrmetin.php?idno=180107

Fetihpur Sikri. TDV İslam Ansiklopedisi. http://www.islamansiklopedisi.info/dia/pdf/c12/c120290.pdf

Fetihpur Sikri Ulu Camii. TDV İslam Ansiklopedisi. http://www.diyanetislamansiklopedisi.com/fetihpur-sikri-ulucamii/

Buland Darwaza.Wikipedia. https://en.wikipedia.org/wiki/Buland_Darwaza

Qutb Minar. Wikipedia. https://en.wikipedia.org/wiki/Qutb_Minar

Qutb complex. Wikipedia. https://en.wikipedia.org/wiki/Qutb_complex

Adhai Din Ka Jhonpra. Wikipedia. https://en.wikipedia.org/wiki/Adhai_Din_Ka_Jhonpra

Ak Hun İmparatorluğu. Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Ak Hun İmparatorluğu

Kutbiddin Aybek. Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Kutbiddin_Aybek

Kutubşahiler. Rehber Ansiklopedisi http://rehber.ihya.org/yenirehber/kutubsahiler.html

Behmeniler. Türk Tarihi. http://www.dallog.net/devletler/behmeniler.htm

Bedirşahlar. Türk tarihi. http://www.dallog.net/devletler/beridsahlar.htm

Babürlüler (Babür İmparatorluğu, Gürgâniyye Devleti). Türkçe Bilgi. https://www.turkcebilgi.org/tarih/genel-tarih/baburluler-babur-imparatorlugu-gurganiyye-devleti-31601.html https://www.turkcebilgi.org/tarih/genel-tarih/baburluler-babur-imparatorlugu-gurganiyye-devleti-31601_2.html

Hint Diyarındaki Türk Devleti ‘Babürlüler’. A. Erkan Yiğitsözlü. Sızıntı Dergisi. Aralık 2010 http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/hint-diyarindaki-turk-devleti-baburluler-aralik-2010.html

Bülent Pakman. Haziran 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets

Viyana Parlamento Binası

Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

 

Türk dünyası içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Atatürk’e Söven “Kadir Mısırlıoğlu Kimdir?

Kadir Mısıroğlu diye bir adam var.
Siyasal İslamcılar arasında daha bilinen, kabul gören ve okunan bir isimdir.
Kimine göre zavallı bir meczup, kimine göre ardından gidilmesi gereken bir fikir önderidir.  Hitabetini görenlerde “Müslüman mı, yoksa koca bir şarlatan mı?” kuşkusunu bırakan garip bir üslubu vardır.
Tabi ki bilemeyiz, Müslüman mı, yoksa koca bir şarlatan mı?
Orasını Allah bilir ve Mahkeme-i Kübra’da elbette hükmünü verir. Dolayısıyla biz bilmediklerimizi bir kenara bırakalım, bildiklerimizi yazmaya başlayalım.
10 Kasım günü herkesi tahrik edercesine “saat 09.05’te kenefe gidin” çağrısını yapan Kadir Mısıroğlu’nu biraz daha yakından tanıyalım.
Bilmem ki hangi birini yazalım. Mustafa Kemal’e hakaretine alkış tutan “muhafazakâr demokratlara” Kadir Mısıroğlu gerçeğini nasıl anlatalım?
En iyisi biz, kendi ağzından hayatını anlattığı yazılarında yer vermeye gerek görmediği “Hac Ticaretinden” başlayalım.

Yıl 1963!
Bugün “dindar gençliğine” rol model olarak sunulan ve kendini “belli ölçüde deliyim” şeklinde tanımlayan Kadir Mısıroğlu’nun henüz bu denli tanınmadığı yıllardır.
Bugün olduğu gibi, o günlerde de Kadir Mısıroğlu çevresine dindar bir profil çizmekte, tertemiz Müslüman profiliyle güven telkin etmektedir. Ticarete heveslidir. Dönemin tanınmış ilahiyatçılarından olan ve Türkiye’nin ilk Hac ve Umre Organizasyon şirketinin kurucularından Prof.Dr.Mehmet Müftüoğlu; ağzı iyi laf yapan bu genç adama güvenir. Kadir Mısıroğlu ve İhsan Toksarı’yla birlikte “ORTAŞARK” isimli Hac ve Umre Organizasyon Şirketi’ni kurarlar. Hacı Bayram Mevkiinde Kıskaç Sok Numara 4’te kurulan bu şirket Güney Matbaasının hemen yanındadır.
Mehmet Müftüoğlu çok iyi düzeyde Arapça bilmesi nedeniyle Türkiye’den Hacca giden kafilelerin başında yer alır. Müftüoğlu, Hacılarla birlikte Suudi Arabistan’a giderken; şirketin Türkiye’deki işlerini de Kadir Mısıroğlu ve İhsan Toksarı’ya bırakır…
1960’ların Türkiye’sinde oldukça uzun süren bir Hac seyahatine çıkan Mehmet Müftüoğlu bu defa geri döndüğünde her şeyin buhar olup gittiğini fark eder.. Dünyası yıkılmıştır. Her şeyini emanet ettiği Kadir Mısıroğlu ve İhsan Toksarı toplanan Hac paralarını adeta buharlaştırmıştır. Bir türlü hesabı tutturamazlar. Rivayet göre İhsan Toksarı hacıların parasıyla bebekte apartman yaptırmış, Kadir Mısıroğlu da paraların bir kısmını buharlaştırmıştır.
Olay Adliyelik olur. Bütün birikimini bir anda kaybeden İlahiyat Profesörü Mehmet Müftüoğlu derhal mahkemeye koşar.  Kadir Mısıroğlu ve İhsan Toksarı aleyhine alacak davası açar. Açar ve kazanır da! Ama parasını tahsil etmesi mümkün olmaz. Ahını bırakıp geride, Rahmet-i Rahman’a intikal eder. Çok meraklısına buna ilişkin mahkeme kararını da gönderebiliriz.
Neyse Kadir Mısıroğlu, sonrasında yayıncılık gibi işlerle uğraşır. Ama asıl işi Atatürk’e ve Cumhuriyeti kuran kadroya küfretmek ve şeriat düzeni istemektir.
Hayatını küfür ve hakaretlerle geçiren ve güya Allah’tan başkasından korkmayan Kadir Mısıroğlu; hakir gördüğü Allahsız Devrimcilerin ya da kafatasçı ülkücülerin hücrelerde tutulduğu ihtilal günlerinde; cuntacıların hışmından korkmuş ve soluğu yurtdışında almıştır.
Bütün hayatı boyunca, memlekete Batı tipi bir düzen getirmekle suçladığı Mustafa Kemal’e küfreden ve şeriat düzeni isteyen Kadir Mısıroğlu’nun, hayalindeki gibi şeriatla yönetilen bir İslam Ülkesine kaçtığına kesin gözüyle bakılmıştır. Oysa şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım diyen dili bir anda “lal” olmuş, cuntacıların şerrinden kaçıp şeytan dediği Batı’ya sığınıvermiştir. Gençlere şeriatın hikmetlerini, Batı’nın melanetini anlatan Kadir Mısıroğlu soluğu Almanya’da almıştır. Frankfurt’a yerleşen Mısıroğlu, buradan da İngiltere’ye geçmiştir…
Bakmayın şeriat istediğine, 7 Eylül 1983 tarih ve 18158 numaralı kararla birlikte Türk Vatandaşlığından çıkarıldığında, bu defa da İNGİLTERE’DEN siyasi iltica talep etmiştir.
Sonrası mı?
İngiltere’de geçirdiği günleri sonrasında beş parasız kalmıştır. Mehmet Müftüoğlu’nu hiç hatırladı mı bilinmez ama rotayı yine şeriata değil “kişisel rahatına” kırmıştır. Tekrar Almanya’nın yolunu tutmuş, yurtdışında kaldığı 11 yıl boyunca dilinden düşürmediği “şeriatla yönetilen İslam ülkelerine” bir kez bile uğramamıştır..
Almanya’da camileri dolaşıp, kurduğu sucuk fabrikası için Müslümanlardan para toplamıştır. Tabi aklına kim geldiyse söverek…
Bugün Tayyip Bey’in mirasçısı olmakla övünüp durduğu Demokrat Parti’nin kurucusu Celal Bayar’ı “İnönü’den bile dinsiz ilan ederek…”
Çok merak edenler arşivlerden, sucuk fabrikası için para toplayan Kadir Mısıroğlu’nun Celal Bayar’a ithamlarını da okuyabilirler.
Uzatmayalım…
1991 yılından sonra Türkiye’ye tekrar dönmüştür. Kaldığı yerden Atatürk’e, İnönü’ye ve Bayar’a; Cumhuriyeti kuranların neredeyse tamamına küfretmeye devam etmiştir.
Sadece O kadar mı?
Elbette hayır…
Akif’e de küfretmiştir Akif’e…
Yandaşların dilinden düşürmediği Mehmet Akif’e…
Kaldırıp milli şairimize “serserinin teki” deyip geçmiştir…
Dedik ya…
Müslüman mı, yoksa koca bir şarlatan mı bilemeyiz…
Bu adama alkış tutmaya devam edenlere de sadece Allah’tan akıl ve fikir ihsan etmesini dileyebiliriz…

Yücel Bulut. Ortadoğu Gazetesi. Serbest Köşe.15.11.2014. http://m.ortadogugazetesi.net/makale.php?makale=yucel-bulut&id=17797

Yorumsuz alıntıdır. Görüşler yazarına aittir. Bülent Pakman. Haziran 2016. Kadir Mısırlıoğlı ile ilgili bir diğer yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

Twitter Widgets

IMG_2654Bülent Pakman kimdir  https://bpakman.wordpress.com

Türkiye içinde yayınlandı | Tagged , | Yorum bırakın

Eşsiz bilgi sahipleri

  • Amerika’yı Kolomb keşfetmedi, Kolomb Amerika kıtasına geldiğinde Küba’da cami gördü(Kasım 2014. Neyse ki iki rekat da namaz kıldı dememiş)

  •  “Günün manasına uygun olarak Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Sanat isimli şiirini okumak istiyorum” (Ekim 2008. Türk Dil Kurultayında okuduğu şiir, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın değil, Faruk Nafiz Çamlıbel’in)

  • “Kanuni’nin 30 senesi at sırtında geçti” (Kasım 2011. Kanuni 13 defa sefere çıkmıştı, toplam 10 sene 3 ay seferde kalmıştı. Demek ki, 30 seneye tamamlamak için, sarayda da 20 sene at üstünde oturmuştu)

  • Bir yandan 200 bin askeriyle Romen Diyojen, diğer yandan 50 bin askeriyle Sultan Alparslan ve onun askerleri. Diyojen ve askerleri, batarya batarya, gülle gülle saldırırken, onun karşısında Sultan Alparslan ve askerleri ‘Allah Allah’, ‘Vatan vatan’ diye saldırıyordu.” (Ağustos 2003. Malazgirt’te top yoktu, 1071’de top icat edilmemişti, barutun toplarda kullanılmasına daha 250 sene vardı)

  • İstanbul’un tarihçesini bilmiyorlar, öyle elinde mercekle Romen Diyojen gibi dolaşılmaz(2013. Gel de düzelt, iyi ama neresinden başlayalım? Doğru olan tek şey Bizans imparatoru Malazgirt’te esir düşen Romen Diyojen. M.S. 1068 ile 1071 arasında yaşamış ancak mercekle hiç mi hiç ilgisi yok. Evet elinde mercekle dolaşan biri var ama İngiliz roman kahramanı Sherlock Holmes. İngiliz yazar Arthur Conan Doyle’un 1887 de yani  Romen Diyojenden 800 yıl sonra yarattığı Britanyalı hayalî dedektif. Hazret elinde fenerle dolaşan birini kasdetdiyse Diyojen olabilir. O da Sinoplu filozof M.Ö. 404 – 323 yılları arasında yani Romen Diyojenden 1500 yıl önce yaşamış. Yani Bizans imparatorundan bahsedeyim derken, 2300 yıl içinde her şeyi karman çorman etmiş)

  • Bizans’ın hanımları Fatih’i karşılarken, başımızda kardinal külahı görmektense Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz demişlerdir(Aralık 2012. Bunu söyleyen Bizanslı hanımlar falan değil, Bizanslı Grandük Notaras.  Fatih’i karşılamakla falan da ilgisi yok yani 1453 de değil 12 Aralık 1452’de olmuş. Fatih’in İstanbul kuşatmasına başlaması üzerine Bizans Kralı Konstantin, Papa’ya haber göndererek Ortodoks Kilisesi’yle Katolik Kilisesi’ni birleştirmeye hazır olduğunu duyurmuş. Ayasofya’da Katolik ayini düzenlemiş. Ortodoksluktan vazgeçmeyen Bizans halkı ve din adamlarının çoğu Katolik Papalığa borçlu kalmaktansa Osmanlılar tarafından yönetilmeyi tercih ediyormuş. Şehirde birleşme protesto edilirken Ortodoks Grandük Notaras Bizanslılar’ın duygularını “Şehirde kardinal külahı görmektense Türk sarığını yeğlerim” diye dile getirmiş)

  • Bizim Karadeniz’de bunun türküsü var, hıçkırık tuttu beni, tuttu da bırakmadı beni” (Türkü, Ege yöresine ait “Hıkkıdık duttu beni, duttu da guruttu beni”)

  • Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır(Elazığ mitingi. Mart 2014. Şairinin Arif Nihat Asya olduğunu söylediği şiir Mithat Cemal Kuntay’ın “On Beş Yılı Karşılarken” adlı şiirinin son mısralar)

  • “Akdeniz, beyaz deniz, White Sea olarak adlandırılır”. (Haziran 2013. Akdeniz’in, Türkiye Türkçesinden başka bütün dillerdeki karşılığı Mediterraneo, Mediterranean, Mittelmeer, Средиземное море yani aradaki deniz, iki kıta arasındaki deniz, aralık denizi anlamına gelir. White Sea ise Rusya’nın kuzeyinde)

  • Olimpiyatlara adını veren dağ, Antalya’daki Olimpos dağıdır” (Olimpos dağı, Antalya’da değil, Selanik’te. Antalya’daki Olimpos ise dağ değil, deniz kıyısında plaj, carettaların yavrulama alanı. Yunanlılar’ın buna tepkisi “Lütfen Türkler’in ne içtiğini söyleyin” şeklinde oldu. Yunan medyasına göre Yunan Olimpiyat Komitesi’nin başındaki isim Isidore Kouvelos, Erdoğan’a tarih öğrenmesi tavsiyesinde bulundu)

  • Almanların Goethesi varsa, İspanyolların Sokrates’i var” (Kasım 2014. Elmayla armutu, aralarında 2000 yıl bulunan  biri MÖ 469- MÖ 399’de yaşamış Antik Yunanlı Sokrates ile  M.S. 1605’de yaşamamış İspanyol hikaye kahramanı Cervantes ile karşılaştırmış)

fesliEŞSİZ  tarih bilgilerinin kaynağı muhtemelen Ağustos 2015’de KaçAKsarayda ağırlananan ve Maraş dondurmacısı gibi kafasında fesle dolaşan. Fesli Bakırköy akıl hastanesinde yatmış. Cerrahpaşa psikiyatri kliniğinde yatmış. Harbi harbi raporluymuş yani.

Fesli belgesiz, mesnetsiz  yumurtlamalarıyla ünlüdür:

İslamın şartı 7.” (7. şart AKP’ye oy vermekmiş)

Selahaddin Eyyübi, namussuz, şerefsiz bir adam. Haçlılarla anlaşarak dedi ki  Selçuklu ülkesi sizin olsun, bana dokunmayın.”

Yezid haklı, İmam Hüseyin haksız.

Azerbaycan’da kümül diye bir teşkilat vardı“. (Doğrusu “Qardaş Kömeyi Mecmuası” – Kardeşe Yardım Dergisi. Milli Mücadele sırasında Azerbaycan’da Türk halkına  yardım topluyordu.)

 “10 Kasım’da saat 9’u 5 geçe kenefe gidin” (10 Kasım 2014. Facebook hesabından)

“Yunan harbi olamasaydı şöyle olurdunuz böyle olurdunuz. Atatürk bizi kurtardı sözleri doğru değil. Böyle bir şey yok. Bunun adı Milli Mücadeledir. İstiklal harbi değil. Cidar-ı Milli’dir bunun adı. Millet kendi kendini kurtardı ve o başarı sonra bir kişiye mal edildi. Eskiyi kötülemek yeniyi ayyuka çıkarmak için yapılan mübalağaydı. Ne İstiklal Marşı’na İstiklal Marşı, ne de Yunan harbine istiklal harbi demek doğru değildir.

Budizm diye bir din var, putçu bir dindir. Uzak Şark’ta. Ben iddia ediyorum, Buda’nın heykelinden fazla Mustafa Kemal’in heykeli vardır bu ülkede. Bu ne menem bir şeydir, başka milletler büyük adam yetiştirmediler mi?

…Bu putçuluk. Hangi kahramanın ölüm yıldönümünde bu kadar insanı trafikte durduruyorlar. Ben Mustafa Kemal’i sevmeye mecbur muyum? Ben adam değil miyim, farklı düşünemez miyim?

Kemalizm İslam dinini reddetti. Atilla Oral’ın Sansürlenen Atatürk Mektubu kitabında biz öğrencilere İkra (oku) safsatasını mı okutacağız diyor. Lise tarih kitabı yazılırken Türk Dil Kurumu bu bölümü sansürleyip yayınlamadı.”

“Mustafa Kemal’in verdiği zararı Yunan yapmazdı”

“Mehmet Akif Ersoy sersemin teki”

“Çanakkale harbi, büyük bir harp değildir”

Van münüt sözü, İstiklal harbinden daha mühimdir”

“Karl Marx’a Das Kapital’i cinler yazdırdı

William Shakespeare gizli Müslümandı. Abdest alırdı. Gerçek adı Şeyh Pir’dir. Ne önce, ne de sonra; İngiltere’ye Shakespeare adında bir adam gelmedi.

….v.b.

Tarihçi Emre Polat:  “Fes demişken aklıma geldi. Biri var. Yıllarca Atatürk düşmanlığını pompalayan bu kişi …darbe döneminde Almanya’ya kaçmıştı. Almanya’ya kaçtığında İngiliz pasaportu taşıyordu. O İngiliz pasaportunu nasıl aldığını da açıklarsa biz de onun Mustafa Kemal düşmanlığının membaını anlamak adına daha somut şeyler söyleyebiliriz. Ama bu yönüyle ciddiye almıyorum çünkü Osmanlıca belgeleri göstersem ne olduğunu bilmez, öyle bakar. Osmanlıca okumayı bilmeyen insan kalkmış tarihçi diye geçiniyor. Bizim meselemiz o değil, ondan etkilenen ve etkilenmesi muhtemel insanları kurtarabilmek. Bu milletin kurucusu ile arasına açılan uçurumu ortadan kaldırabilmek.”

Tarihçi Orhan Aras (Azerbaycan Türkü araştırmacı yazar. Almanya’da yaşıyor):Onun gibi Atatürk düşmanları sadece Atatürk yere batsın ve Azerbaycan milleti onu hıyanet etmiş biri gibi tanısın diye tarihi de tahrif ediyorlar… tarihçi değil, o din adamı. Onun nasıl bir tarihçi olduğuna internetten bakılabilir.

CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel, “O sofraya davet edildiğini ilk duyduğumda, aklıma gelen ilk düşünce şu oldu; ‘O Saray’ın bir soytarısı eksikti, onu da buldular”. O masa, Türkiye Cumhuriyeti’nin Devlet geleneğinde olan, bizzat Atatürk tarafından Çankaya Köşkü’nde kurulmuş bir masaydı. Böyle bir kritik bir anda, o masaya bir soytarıyı oturtmak, Atatürk’ün böğrüne hançer vurmaktır. Cumhurbaşkanı’nın amacı “Atatürk’ün mirasını silmek”, o nedenle Çankaya’dan Beştepe’deki Saray’a taşındı. Ama ne yaparsa yapsın, Atatürk’ün mirasını silemeyecek“.

İnsan dengesiz olunca bir ara herşeyi unutuverir. Nitekim AKP’nin neden 7 Haziran seçimlerini kaybettiğini sorgularken, sebeplerini Erdoğan’ın Aleviler’in gönlünü hoş tutmak için dinini inkar etmesini ve Davutoğlu’nun Allah’a şirk koşmasını gösterdi: “Tayyip Bey Aleviler’i memnun etmek için ‘Benim Ehli Sünnet diye bir dinim yoktur’ dedi. Bu söz yanlış bir söz!. İslam eşittir Ehli Sünnet. Yanlış konuştu. Davutoğlu ’99 kadın adayımız var’ dedi, Allah’ın sıfatları da 99’dur. Ben bu sözü duyduğum zaman dizlerimi dövdüm ‘eyvah bir ceza gelecek’ dedim. Ceza geldi. Sen neyi neyle kıyaslıyorsun!.

JönTürk web sitesine göre:  Bunun sebebi yazdığı kitap. Fesli Kadir, seçimler öncesinde CHP’yi zor durumda bırakacağını düşündüğü bir kitap projesiyle Recep Tayyip Erdoğan’ın kapısını çaldı. Kitabın masraflarının Örtülü Ödenek’ten karşılanmasını istedi. Erdoğan, fikri beğendi ve kitabın seçim öncesine yetiştirilmesini isteyerek “Ne gerekiyorsa yapmaya hazırız” diye ustasına destek verdi. Fesli, Erdoğan’ın “Örtülü Ödenekten karşılarız” sözüne güvenip CHP aleyhinde kitap yazdı, ve kitap kuşe kağıda, renkli olarak İhlas Matbaasında 100 bin adet basıldı. Kitap zararına satıldı, çoğu da ücretsiz dağıtıldı; nasıl olsa kitabın masrafları “Örtülü”den karşılanacaktı. Fesli Kadir, Erdoğan’a kitabı masraf listesinin eşliğinde gönderdi. Fakaaat, Erdoğan’dan ustasına bir türlü dönüş olmadı.  Üstüne üstlük Erdoğan, Fesli Kadir’e “Çay bahçesine ruhsat verdik daha ne ister” dedi. “Sevgili öğrencisi”nin sırt çevirmesi üzerine baskı ücretini ödeyemeyince feslinin Çengelköy sırtlarındaki leb-i derya evine hem matbaa hem kağıt tedarikçileri tarafından haciz geldi.

Fesli hızını alamayıp Bülent Arınç’ı da sert sözlerle eleştiriyor: “Bülent’i ben Milli Selamet’ten tanırım…Yarı yanmış kömür gibi yarısı çürük olan bir elmanın sağlam tarafından bakarsan çürüğünü görmezsin ama bir dönüşte bir bakarsın arka tarafı çürükmüş. İnsanların da çürüklüğü de bu elma gibidir. Bazılarının çürüklüğü bir benektir. Bazı sebeplerle o çürük büyür. O gün de bunun bir çürüklüğü varmış ki bu bugün tezahür etti. Ulus’taki İttihat ve Terakki’nin merkezinde Atatürk fotoğrafının karşısında ben bunu ağlarken gördüm. Bu rol olamaz. Bu artistler için anlaşılabilir bir şeydir. Artist olmayanlar için kalbi ondandır….O Kemal Paşa’nın resminin karşısında ağlaması gibi bir falsosu daha var. O falso da 1 Mart tezkeresi zamanında ‘ne yani Amerika’yla Irak’a birlikte girseydik de askerler tabutta mı vatana dönseydi’ dedi bu ihanettir eğer cehaletin eseri değilse.

Kaynaklar:

Maraş dondurmacısı gibi kafasında fesle dolaşan tarihçi. Yılmaz Özdil. Sözcü Gazetesi . 20 Ağustos 2015 http://www.sozcu.com.tr/2015/yazarlar/yilmaz-ozdil/maras-dondurmacisi-gibi-kafasinda-fesle-dolasan-tarihci-914328/

Engin bir Tarih ve Edebiyat Bilgisi. Emre Kongar. 24 Kasım 2014 http://www.kongar.org/guncel/2014/24kas2014.php

O sözü Grandük Notaras söyledi. Mustafa Altuntaş. Vatan. 07 Aralık 2012 Cuma http://www.gazetevatan.com/-o-sozu-granduk-notaras-soyledi–497745-gundem/

Bizans’a 1071’de top kullandırdı. Hürriyet Haber. 27 Ağustos 2003 http:/www.hurriyet.com.tr/bizans-a-1071-de-top-kullandirdi-38458011

Erdoğan: ‘Amerika’yı Kristof Kolomb Değil, Müslümanlar Keşfetti. Ulaş Demircan. 15 Kasım 2014 http://onedio.com/haber/-kuba-daki-o-dagin-tepesine-bir-cami-yakisir–403020

Komşunun diline düştük. Milliyet. 5.8.2013. http://www.milliyet.com.tr/komsunun-diline-dustuk-/gundem/gundemdetay/05.08.2012/1576602/default.htm

Olimpiyat hakkımız mı? Yılmaz ÖZDİL. Hürriyet. 08 Ağustos 2012 http://www.hurriyet.com.tr/olimpiyat-hakkimiz-mi-21178483

Kızıl Ordu’nun Azerbaycan’a girişi – Analiz. Bülent Pakman. Ocak 2015. https://bpakman.wordpress.com/baku-2010-fotograflar/azerbaycan-tarihi/kafkas-islam-ordusu/milli-mucadelede-dogu-cephesi-ve-moskova-ile-iliskiler-sorular-cevaplar/

İlk Kurşun Gazetesi. 19 Şubat 2013.  https://www.facebook.com/ILKKURSUN/posts/274666979331438

Kanuni kaç yıl at üstündeydi? Milliyet. 28.11.2012 http://www.milliyet.com.tr/kanuni-kac-yil-at-ustundeydi-/gundem/gundemdetay/28.11.2012/1633872/default.htm

Cumhurbaşkanı sofrasına Mısıroğlu’nun davetine CHP’den sert tepki. Zeynep Gürcanlı. Hürriyet. 18 Ağustos 2015 http://www.hurriyet.com.tr/cumhurbaskani-sofrasina-misiroglunun-davetine-chpden-sert-tepki-29844266

Kadir Mısıroğlu’ndan AKP’ye sert sözler. Sözcü Gazetesi. 28 Ekim 2015. http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/kadir-misirlioglundan-akpye-sert-sozler-968345/

Fesli Kadir, Erdoğan’a güvenip CHP’ye saldırdı, evine haciz geldi. 22/06/2015, Son Güncelleme: 13/10/2015 http://jöntürk.com/2015/06/22/erdogandan-hocasi-fesli-kadire-buyuk-kazik/

Erdoğan’ın “kafayı üşütmüş”dediği Fesli Kadir’e devlet koruması. 18/04/2016. http://jöntürk.com/2016/04/18/erdoganin-kafayi-usutmusdedigi-fesli-kadire-devlet-korumasi/

Fesli Kadir’e 10 milyon dolarlık kıyak! 15/01/2015, Son Güncelleme: 13/10/2015 http://jöntürk.com/2015/01/15/fesli-kadire-10-milyonluk-kiyak/

Kadir Mısıroğlu, ‘Çürük’ Dediği Bülent Arınç’ı İhanetle Suçladı. Aktif Haber. 17 Şubat 2016. http://www.aktifhaber.com/kadir-misiroglu-curuk-dedigi-bulent-arinci-ihanetle-sucladi-1306375h.

Kadir Mısıroğlu Shakespeare’e abdest aldırdı: Gizli Müslümandır, adı da Şeyh Pir’dir. Diken. 04/07/2016 htmhttp://www.diken.com.tr/video-l-tarihci-kadir-misiroglu-shakespearee-abdest-aldirdi-gizli-muslumandir-adi-da-seyh-pirdir/

Bülent Pakman. Nisan 2016.  Ekleme Temmuz 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz, yayımlanamaz.

Twitter Widgets

IMG_2654Bülent Pakman kimdir  https://bpakman.wordpress.com

Uncategorized içinde yayınlandı | Tagged , , , , | Yorum bırakın

Çanakkale Dardanos Bataryası

56ec140518c773296c2528a4Türk milletinin şanlı tarihine altın harflerle yazılan Çanakkale Savaşları’nda, 18 Mart 1915 sabahı Çanakkale Boğazı’na giren “yenilmez armada”yı akşama kadar adeta perişan eden istihkamlardan biri de Dardanos Bataryası idi.

216Dardanos Bataryası, Kepez’in güneyinde orta tahkimatta, kıyıdan 400 m. mesafede boğaza egemen bir tepenin yakınında çok iyi seçilmiş bir mevziye konuşlandırılmıştı. Antik Truva krallığının bir şehri olan Dardanos denilen bu mevki, boğazın girişine karşı bir konumdaydı. Anadolu yakasında Kumkale’den sonra en önemli bataryaydı. Batarya, 1892 yılında II. Abdülhamit döneminde Mareşal Asaf Paşa tarafından inşa edildi. 19 Ağustos 1914 tarihinde, seri atışlı İngiliz Vickers topları Asar-ı Tevfik savaş gemisinden üç adet 150 mm.lik top, Muin-i Zafer adlı gemiden de iki top sökülerek bataryaya yerleştirildi. Böylece top sayısı beşe çıkarıldı. Toplar 1905 modeldi. Ağır topları olmayan bataryanın uçaksavar görevinde kullanılan 37 mm.lik toplarından da bir tane vardı. Ayrıca kadro dışı bulunan adi ateşli toplardan ve bu toplardan oluşturulan sahte bataryalar Dardanos’ta düzenlenmişti Bataryanın başlıca amacı; boğazdaki mayınları sökmek için çalışan mayın tarayıcılarına karşı koymaktı.

Dardanos denilen yer, tam boğazın girişine karşıydı. Düşmanın çelik toplu zırhlıları Boğaz’dan geçmek için ilkin Dardanos’u ezmeye çalışacaklardı. Zaten onun işini çabuk bitireceklerini zannediyorlardı. Bunu Dardanos da biliyor, ona göre hazırlanıyordu. Küçüklüğüne göre yüreğindeki cevher pek büyüktü.

15070602Batarya komutanı Kilitbahirli Üsteğmen Hasan Hulusi Efendi, Bataryanın iki topunun takım komutanı Asteğmen Adil Efendi, diğer iki topunun takım komutanı ise Edremitli Zabit Vekili İsmail Hakkı Efendi’ydi. Bataryanın gözetleme mevkiinde Trablusgarplı Teğmen Mevsuf Efendi ile Nişangah Çavuşu telemetreci Yozgatlı Yunus Çavuş bulunmaktaydı. Üsteğmen Hasan Hulusi Efendi bataryaya tayin olduğu zaman burada, daha önce öğretmenlik yaptığı Topçu Küçük Zabit Mektebindeki bazı öğrencilerine rastlamış, öğrencilerini yanına alarak erlerini çok iyi bir eğitime tabi tutmuş. Öğrencileri Üsteğmen Hasan Hulusi Efendi’nin emirlerini büyük bir şevkle yerine getirmiş, düşman gemilerine karşı vereceği ateş emrini büyük sabırsızlıkla beklemişti.

0125 Şubat’ta İtilaf Devletleri’nin saldırısının ana hedefi Dardanos’tu. 1 Mart Amiral de Robeck Triumph ve Albion’dan Dardanos bataryasının bombardıman edilmesini istedi. 2 Mart günü Saat 14.20 de Canopus Dardanos’a ateş açtı. Bu bombardımana geminin yardımcısı da katıldı ve 16.20 dek sürdü. Önce bu ateşler karşısında susan Dardanos 16.15’te ateşe başladı. Dardanos’un etkin ateşleri gemileri güç durumda bıraktı. Üç isabet alan Canopus subay kabinesi tahrip edilmiş grandi kabinesi de havaya uçurulmuştu. Kıç bacası ve iki filikası da parçalanmış olduğu halde her iki gemi de hızla geri çekilmek zorunda kaldı. 5-6 Mart’ta İngilizler Dardanos’u ateş altına aldılar. 7 Mart’ta ise Dört Fransız zırhlısı boğazda dolaşarak Dardanos tabyası başta olmak üzere iki kıyıdaki tabyaları ateş altına alıp Lord Nelson ve Agamemnon zırhlısını korumaya çalıştı.

Hasan Hulusi Efendi’nin 17 Mart 1915 tarihinde bir kızı dünyaya geldi, izin verilmesine rağmen kızını görmeye gitmedi, görevinin başından ayrılmadı.

03

Geldikleri gibi defolup gidenler

18 Mart 1915 günü saat 11.00’de İtilaf Devletleri Donanması boğaza girdiler. Birbirini 1.000 metre mesafeden savaş hattında izleyen A hattı gemileri; İnflexible, Lord Nelson, Agamemnon, Queen Elizabeth zırhlıları ilerliyor, Majestic ve Triumph ise bu gemilerin sağ ve sol gerilerinden geliyordu. Tabyalar vuracağı yumruğu düşmanın en hazırlıksız yerine indirmek istiyormuşçasına henüz sessislerdi. Dev zırlılar buna aldanmışçasına rahatça ilerlediler. Aniden Dardanos’tan, Hamidiye’den, Rumeli Mecidiyesi’nden, Baykuş tabyasından, biraz daha içerideki gizli tabyalardan bir gümbürtüdür koptu. Dardanos, Birleşik filonun A hattı gemilerine saat 11.30’da başlattığı ateşini bir saat sürdürdü ve Triumph ve Prince George zırhlılarını zor duruma soktu ve donanmanın bütün ateşini üzerine çekti. Düşmanın Dardanos başta olmak üzere Mesudiye Soğanlı bölgesini sürekli ve şiddetli ateş altına aldı.

04Fransız gemileri 11.50’de iki gruba ayrıldı. Suffren ve Bouvet Asya kıyısında; Gaulois ve Charlemagne Avrupa kıyısında demirledi. Saat 12.00’de Swift zırhlısı 9.000-10.000 metreden Dardanos’a ateş açtı. Dardanos Agamemnon’u hedef seçti. Ancak Queen Elizabeth’e de dört salvo yolladı. Üçü güvertede patladı. Birisi ise arkasında su sütunu kaldırdı. 25 dakika içinde 12 isabet alan Agammenon’a üç isabet kaydeden Dardanos filoyu yıldırıyordu. Zırhlı aldığı isabet ile 360 derecelik bir dönüş yapmak zorunda kaldı. Dardanos’un isabetli atışları donanmanın yoğun ateşinin tabyada toplanmasına sebep oldu. 12.30’da Erenköy karşısında duran İngiliz savaş gemileri büyük çaplı topları ile bir taraftan Kilitbahir ve Mesudiye bir taraftan da Dardanos ve Aktepe bataryalarına ateş ediyordu. Aynı anda Anadolu Hamidiyesi ateşe başladı. Dardanos’a sokulmak isteyen Fransız Bouvet’i ateş altına aldı. Konum itibarıyla Çanakkale Boğazı’nın girişindeki Dardanos Bataryası’na arkasına aldığı dağlardan ötürü düşman gemileri isabetli atışlarda bulunamadı. Batarya, boğazdan giriş yapan düşman filosuna karşı mayın bölgesi ve merkez tahkimatını fevkalade güzel savundu. Öğle üzeri Triumph muharebe gemisi Dardanos tabyasına ateş açtı. Karşılık verilmedi. Söz konusu gemi orta bataryaların en korkuncu olan Dardanos’u bombardıman ediyordu. Boğaz üzerinde keşif uçusu yapan bir uçak Dardanos ve çimenlik tabyalarında topçuların bulunmadığını bildirdi. Fransız gemileri ilerleyince Dardanos tekrar ateşe başladı.

osmanlı-tarihinde-bir-ilk

Dardanos bataryası toplarından biri

Hamidiye ateşiyle Bouvet’in batışından sonra saat 16.40 sıralarında Queen Elizabeth zırhlısı bombardımana başladı. O sırada Tabur Komutanı Nihat Bey batarya komutanını telefona çağırdı. Telefonun bulunduğu siper gözetleme yerinden biraz uzakta ve o anda düşman mermilerinin fazlaca düştüğü bir yerdi. Batarya komutanı Üsteğmen telefona giderken üstü başı toz toprağa bulanmış Teğmen Mehmet Mevsuf’ta su içmek için arkasına takıldı. İkisi de telefonun bulunduğu sipere girer girmez Queen Elizabeth gemisinden atılan bir top mermisi bataryanın telefonlarının bulunduğu muhabere bölümüne isabet etti. Siperin önündeki toprağı kaldırdı ve oradakilerin üzerlerine yığdı. Batarya da büyük hasar aldı, topları toprak altında kaldı. Topraklar elden geldiği kadar çabuk kaldırıldıysa da Üsteğmen Hasan ve Teğmen Mevsuf ile birlikte dört er; Zabit Namzeti Halim, Telefoncu Er Mustafa, Telefoncu er İsmail, Telefoncu er Mehmet de şehit oldu. Bazı kaynaklara göre bu şehitlikte olmayan Yedek Subayı Adayı Halim ile bir er daha şehit oldu.

07Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa telefon irtibatı kesilince Hacı Paşa Çiftliği’ndeki karargahından bataryaya geldi. Şehitlerin üzerine örtülen örtüyü kaldırarak gözyaşları içinde “Benim kahraman evlatlarım” diye selamladı.

Batarya personeli asla maneviyatını yitirmedi Batarya komutanlığına atanan Yüzbaşı Muhittin kısa sürede üç topu temizleyip bataryayı tekrar ateşe hazır hale getirdi. İrresistible üzerine ateş açtı. Zırhlıda hasar olunca filoda büyük bir öfke hasıl oldu. Ocean 18.05 de Dardanos ve Soğanlıdere bataryalarının yoğun ateşi altında geri çekilirken mayına çarptı ve 15 derece yana yattı. İrresistible özellikle Dardanos’un isabetli atışları ile 19.30‘da battı.

Ertuğrul bataryası

Ertuğrul bataryası

Dardanos Bataryası muharebenin son saatlerine kadar karşı koymaya devam etti. Dardanos Bataryası 18 Mart’taki saldırının asıl yükünü çekmiş asıl hedef haline gelmiştir. Boğaz sırtların atılan mermilerin yaklaşık yarısını üzerine çeken bu bataryaya o gün düşman 4.000 adetten fazla mermi atmıştı. Halbuki o gün Türk Tabyalarından atılan mermilerin toplamı ise 1.900 idi.

Bu da defolup gidemeyen

Bu da defolup gidemeyenlerden biri

Düşman donanma ateşlerinden sadece bir kez isabet alarak hasara uğrayan batarya, Çanakkale Boğazı’nın savunmasında gerek muharebe hattındaki pozisyonu gerekse Türk askerinin savunmada gösterdiği cesaret, fedakarlık ve kahramanlık nedeniyle özel bir yere sahip oldu. Bataryada görev yaparak kahramanca şehit düşen efrat kalbindeki vatan sevgisinden aldığı ilhamla sona ana kadar üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirdi.

08Şehitler için ertesi gün Çanakkale’de halkın yoğun katılımıyla cenaze töreni düzenlendi. Şehitler, Değirmenlik Mezarlığı’na defnedildi. “Ben Hasan’ı Bouvet zırhlısına değişmem diyen Cevat Paşa, cenaze törenindeki konuşmasında “Burada iki kahraman nefer yatıyor. Bu kahramanlarımızın isimlerini çocuklarınıza vererek bu kahramanlarımızı yaşatın tavsiyesinde bulundu. Hasan Hulusi Efendi 29, Mehmet Mevsuf Efendi 21 yaşındaydı.

06 Cevat Paşa, daha sonra başkomutanlığa gönderdiği yazıyla bataryanın adının burada şehit olan kahramanların ismini yaşatmak için Hasan – Mevsuf Bataryası olarak değiştirilmesini teklif etti. Harbiye Nezareti bu teklifi kabul eti. Daha sonra kahramanların kabirleri nakil edilerek Hasan – Mevsuf Şehitliğine şu anda bulundukları ebedi istirahatgahlarına taşındı. Şehitlik Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasında, Eski Çanakkale-İzmir yolu üzerindeki Kepez Köyü yakınlarında Dardanos mevkiindedir. Şehitliğin kitabesinde şöyle yazmaktadır: “YOLCU. 22 düşman harp gemisinin zorladığı Çanakkale Boğazı Türk azmi karşısında geçilemedi. O gün (18 Mart 1915) Türk zaferinin üstün başarısını, bu topçu bataryası göstermiştir. Burada o gün yurdu için savaşırken şehitlik mertebesine yükselen Batarya komutanı Üsteğmen Hasan ile Takım komutanı Teğmen Mevsuf ve dört eri yatmaktadır. Ruhları şad olsun.”

Kaynaklar:

18 Mart Özel. Dardanos Tabyası ve Hasan Hulusi ile Mehmet Mevsuf. İsmail Bilgin. Tuncay Yılmazer ile Gelibolu’yu anlamak. 17/03/2012 http://www.geliboluyuanlamak.com/377_18-mart-ozel-dardanos-tabyasi-ve-hasan-hulusi-ile-mehmet-mevsuf-ismail-bilgin.html

Çanakkale’nin Bilinmeyen Kahramanları – Dardanos Bataryası. Hürriyet. 18 Mart 2016http://i.hurimg.com/i/hurriyet/90/620×350/56ec140518c773296c2528a4.jpg

Çanakkale Hasan – Mevsuf Şehitliği Ş. Odabaşı. 17 Mart 2011. http://blog.milliyet.com.tr/canakkale-hasan—mevsuf-sehitligi/Blog/?BlogNo=296043

Bülent Pakman. Mart 2016. İzin alınmadan, aktif link verilmeden yayımlamaz, alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets

IMG_1345Bülent Pakman kimdir? https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Atatürk, Türk dünyası içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , | Yorum bırakın