Biraz da farklı, değişik bakışlar

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hesap gününde “Ne yapayım, bana öyle dediler” diyerek  kurtulmak mümkün müdür?

“Kur’an’ı ağır ağır, düşüne düşüne oku!..Yaratan Rabbinin adıyla oku… Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır...Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?Muzzemmil 4, İkra 1, Yunus 100, Mu’minûn 80

Allah, aklı kullanmayı, onu yapabilmek için okumayı, sürekli bilgi edinmeyi, bilinçlenmeyi, bilmeyi, aramayı, sormayı, düşünmeyi öğütlüyor.
Bilinçli olan, b
ilgiye edindiği haliyle değil, her yönüyle sorup, araştırıp, iyice öğrenip düşündükten, anladıktan sonra inanır.
Aramakla bulunamıyor olsa da, bulanlar sadece arayanlardır (önce aramak, ama yetmez, düşünmek, akıl yürütmek… sonunda bulmak)

Hiçbir fikir, birisi doğru olduğunu söylüyor diye doğru değildir.

Bunlara hangisi uyuyor?

Manevi mirasım akıl ve bilimdirdiyen Atatürk mü?

 “Aklı bırakın, nakle bakındiyen şeyh, hoca, hocaefendi mi?

Yandan ya da üstten tıklayarak erişebileceğiniz sayfalarda bunların cevabı araştırılmaktadır.

Yazılarımda anlaşılmayan bir husus olduğu takdirde  sormaktan çekinmeyin. Ancak bizi okuyan, takip eden değerli insanlara saygımız gereği:

Lütfen forum, Facebook grubu gibi açık tartışma ortamında değil, sayfa sahibinin kendi dünyasını anlattığı özel bir yerde olduğunuzu unutmayın.  Görüşleri beğenmeyen olursa X tuşuna basıp çıkabilir. Çok ender de olsa, düşünceye saygısızlık yaparak sayfa sahibine yanlışlığını ifade etmeye, direktif, akıl vermeye kalkanlar, karşı görüşlerini empoze edenler, doğrudan ya da aklınca yemlik sorularla başlayıp ardından sayfayı sabote etmeye, sulandırmaya çalışanlar olmaktadır.
Yine arada da olsa yasalara-etiğe aykırı, terbiye sınırları dışına çıkan, uygun üslupta olmayan, nefret duyguları, yalanlar, iftiralar içeren, inançlara saygı duymayan, yorumculara sataşan-direktif-akıl veren, karşılıklı suçlamalara, kişisel tartışmalara-gerginliğe yol açacak nitelikte olan, kes-yapıştır, izinsiz-kaynaksız alıntılar, kişisel-siyasi-mezhep-misyoner-tarikat-cemaat propagandaları, maksatlı sitelerin tanıtımları, reklam- amaçlı, konularla ilgisiz, maksatlı, çelişkili, tekrarlayan yorumlara da rastlanmaktadır.
Bunlar anında ve gerektiğinde geriye dönük olarak moderasyona uğramaktadır. Aşırı uzun olanların moderasyonu uzun sürebilir. Sayfa reorganizasyonlarında yorumlar otomatikman silinebilir.1901340_835664903130155_9081936962293004650_n

Yoğun ilgi görmekte olan içerikler büyük ölçüde günlüklerden ve kısmen de alıntılardan oluşmakta daha sonra eklemeler, güncellemeler olmaktadır. Bu yüzden yazı ve fotoların tamamı ya da bir bölümü izin alınmadan  ve aktif link verilmeden alıntılanamaz/iktibas edilemez. 

Yörük Türkmen Dernekleri diye bir sayfa birçok yazımı izin almadan, link vermeden alıntılamış ve alıntılamaya devam etmektedir.

Yazılarımı yedeklemeye çalıştığım Blogspot sayfam dışında başka yerlerde bana ait olarak gösterilenlerle ilgim yoktur.

free countersÜlke sayacı kayıt peryodu 1 haftalıktır.

Bakü Ofis 2011Bülent Pakman kimdir?

 

Atatürk, Azerbaycan, Dünya, Konya, Orta Doğu, reenkarnasyon, Türk dünyası, Türkiye, Yurdum, İnanç içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 11 Yorum

Ali Bardakoğlu İslam’ı anlatıyor

Diyanet eski Başkanı diyor ki…”İslamiyet bize bazı ibadetleri yerine getirdiğin zaman anahtar teslim bir mutluluk da vaat etmiyor. Diyor ki, başarmak ve iyiliğe ulaşmak istiyorsan elini taşın altına koyacaksın. Çalışma, üretme, hak, hukuk, adalet, bir toplumun kalkınması, özgürlüğün korunması için bir şeyler yaparsanız gelişirsiniz. İslam dini dünyada yaşansın diye gönderildi, ahirette değil. Yani dünyayı terk et, hiçbir şey yapma, ahirette kazanırsın mesajını vermiyor. Müslümanlar dünya-ahiret dengesini yitirdiler…”

Yazının tamamını OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

Bülent Pakman Eylül 2021

Bülent Pakman kimdir?

04072009009
İnanç içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bir Güney Azerbaycanlı Atatürk’ü anlatıyor

Cumhuriyet bir değerdir ve Atatürk öncesi yoktu…

Laiklik, sadece bir değer değildir, değerlerin üreme ve üretilme olanağıdır ve Atatürk öncesi yoktu…

Türkçe bir değerdir ve Atatürk öncesi yoktu…

Atatürk öncesi kadın yoktu…

Atatürk öncesi tarih hafızası olan bir toplum yoktu…

Türkler için (sadece Türkiye Türkleri için değil) Atatürk´ten önce tarihin kendisi de yoktu…

Atatürk´ten önce edebiyat yoktu, çünkü alfabe yoktu…

Atatürk öncesi musiki yoktu….

Bunlar bazı başlıklar. Yazının tamamını OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

Bülent Pakman Eylül 2021

Bülent Pakman kimdir?

04072009009

Atatürk, Azerbaycan içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Romanya’ya gelmeden önce hesabınızı yapın

ROMANYA

Nüfus: 19 milyon 320 bin

Garson ortalama aylık ücret: 435$

Hemşire aylık ücret: 1.225$

Öğretmen aylık ücret: 1.040$

Volkswagen Polo – 2010 : 6.350$

Mercedes Benz E300 – 2015: 18.600$

Volkswagen Caddy 1.6TDI – 2012: 8.800$

Audi A3 1.9TDI – 2008: 7.050$

Iphone 12: 720$

Vinç operatörü aylık ücret: 1.200$

Kamyon şoförü aylık ücret: 1.100$

Oto elektrikçi aylık ücret: 900$

Dana eti (1 kg): 7.60$

Şarap: 4.80$

Süt:1.10$

Bira: 0.88$

Peynir: 5.80$

12’li yumurta: 2.30$

Ekmek (500 gr): 0.70 $

Rumen Leyi, Romanya resmi para birimidir.

1 Rumen Leyi (RON): 2,01 Türk Lirası / 0,23 dolar (1 $: 4,20 Ron) / 0,20 € (1 Euro: 4,92 Ron)

2016 da 1 Ron = 0, 74 tl iken ,TL’nin 5 yılda büyük değer kaybıyla (yaklaşık %400) 2,01’e gelmiştir.

Patates kızartmalı, Coca-Cola veya Pepsi ile bir burger fiyatı son yıllarda ne kadar değişti;

2010: RON15, 2011: RON16, 2012: RON18, 2013: RON18, 2014: RON18, 2015: RON18, 2016: RON18, 2017: RON18, 2018: RON18, 2019: RON20, 2020: RON20

Peki ya Romanya sebze fiyatları?

Buna domates örneğinde önceki yıllarda sebze fiyatları karşılaştırabilirsiniz: 2012: RON4.8, 2013: RON4.5, 2014: RON4.6, 2015: RON3.9, 2016: RON4.4, 2017: RON5, 2018: RON5, 2019: RON5.6, 2020: RON5.8

Romanya ‘da daire kiralama fiyatları önemli ölçüde arttı mı?

Kent merkezinde son yıllarda kira fiyatları şöyle:

2010: RON1,700, 2011: RON1,700, 2012: RON2,100, 2013: RON2,000, 2014: RON1,900, 2015: RON2,000, 2016: RON2,300, 2017: RON2,400, 2018: RON2,600.

Romanya yakıt fiyatları:

Romanya Benzin fiyatları şu civarındadır 15 TRY 1.80 USD 1.50 EURO

Romanya Dizel yakıt fiyatlarına civarındadır 16 TRY 1.80 USD 1.60 EURO

Otobüs bileti, metro, taksi:

Romanya Ortalama taşıma ücretine 3.64 dolar olup, Türkiye içinde ortalama fiyatı daha düşüktür .

Yerel ulaşım. Tek yönlü bilet fiyatları kent içi ve çevresinde: 5.80 TRY 0.69 USD 0.59 EURO

Yerel ulaşım. Aylık geçişte şu civarındadır: 131 TRY 15 USD 13 EURO

Restoranda yemek maliyeti

Romanya Restoranda yemek ortalama fiyatı 1.02 kez Türkiye ortalamasından daha büyüktür.

Bütçe restoranda (1 kişi başı fiyatı) civarındadır: 47 TRY 5.50 USD 4.70 EURO

Orta sınıf Restoran (2 kişi için yemek) Romanya ortada: 210 TRY 25 USD 21 EURO

fastfood combo’s: 47 TRY 5.50 USD 4.70 EURO

Romanya’da kent merkezinde kiralık evler ortalama 215-530$ şehir merkezi dışında ise 165-359$‘a kadar daire bulunabilmektedir.

85 m2 daire için; elektrik, ısıtma, su, doğalgaz, internet için ortalama: 125$

Asgari ücret: Romanya asgari ücreti, 2021 yılında alınan kararla brüt 550$ olarak belirlenmiştir.

Romanya’da yaşam maliyeti, bulunduğunuz bölgeye göre değişim göstermektedir. Genel olarak bekar bir kişi asgari maaş ile rahatlıkla geçinebilir.

Başkent Bükreş’te, birçok Türk şirketi ve firması yer almaktadır. Bu yüzden Romanya’da iş bulmak isteyen Türk vatandaşları genel olarak bu firmaların kendi web sitelerini takip edebilirler.

Romanya’da bulunan Türk şirketler genel olarak inşaat sektörü ile ilgilidirler.

Romanya laik bir devlettir ve resmî dini yoktur. Ülkede din özgürlüğü vardır ve resmi olarak devlet tarafından 18 din tanınmıştır. Nüfusun yaklaşık %81’i Ortodoks Hristiyan’dır.

Polonya’dan sonra Orta ve Doğu Avrupa’nın en gelişmiş ve en büyük ikinci pazarına sahip olan Romanya’da, iktisadi olarak dış ticaret önem kazanmıştır.

Romanya ekonomisinin %80’lik dilimini tarım oluştururken, %8’i ise endüstri odaklıdır. Tahıl üretiminde dünyada sayılı ülkeler arasındadır. Mısır, arpa, buğday, şeker kamışı ve üzüm en önemli tarım ürünleridir. Balıkçılık da bir diğer önemli ekonomik gelir kaynağıdır.

Romanya’da eğitim sistemi AB standartlarına uygundur ve temel eğitim Türkiye ile benzerlik göstermektedir. İlk ve ortaöğrenim zorunlu ve ana dilde yapılmaktadır. Bununla beraber uluslararası yaygınlığı olan İngilizce, Fransızca gibi dillerde de nispeten yapılabilmektedir.

Romanya’nın, Orta ve Doğu Avrupa arasında bir geçiş noktasında bulunması kültürüne de yansımıştır. Ülkede, hem Balkan hem Avrupa hem de komşu ülkelerin kültürlerinin etkisi vardır.

*hikersbay sayfasından yararlanılmıştır.

ALINTI: Ercan Çölmekçi’nin Facebook sayfası https://www.facebook.com/ercancolmekci01/posts/4225277214259194

Paylaşıma gelen önemli yorumlar ile paylaşım dışı bilgiler:

1990-2000 yılları arasında Romenler kaçak yollardan Türkiye’ye inşaatlarda çalışmak için gelirlerdi. 2010’dan sonra gelenlerin sayıları azaldı. 2012 den sonra ise Türk vatandaşlar Romanya’da inşaatlarda çalışmak için her yolu denemeye başladılar. 2010 yılına kadar Romanya’daki Türklerin azamisi patron olarak iş görüyorlardı. Şimdi Romanya’da Türk nüfusunun neredeyse yüzde 40-50’si işveren patron geri kalanlar işçi statüsünde. Yarısı evlilik, geri kalan kaçak yollardan çalışma durumunda.

Romanya’da her çalışan kendi sigortasını ödemek zorundadır bunu da bilin.

Çavuşesku devrildikten hemen sonra eşimle Köstence’ye gittik. Sokakta 100 dolar bozdurmaya kalktık. Tırnakçılıkla kerizlendik. Tırnakçılığın ne olduğunu bilmeyenler için ek açıklama: Dövizinizi yüksek kurdan bozarım diyen biri 100 dolarımız aldı, Romen Leyini sayarken o anda çevredeki adamları polis geliyor diye bağırdılar,  100 doları alan adam parayı geri verip ortadan kayboldu. Baktık ki geri verdiği 1 dolar.

O zamanlarda Romanya’ya karı kız için gidilirdi. Eşimle benden başka bir evli çift daha vardı. Olay olduk. Bizi görmeye geldiler. Türkiye’den evli çiftler gelmiş diye.

Köstence’nin bulunduğu Dobruca bölgesinde Osmanlı zamanında Kırım’dan getirilip iskan ettirmiş Tatar Türk göçmenlerin soyları yaşamaktadırlar.

Bülent Pakman. Ağustos 2021. Kısmen ya da tamamen alıntılamak için yazarına başvurulmalıdır.

Bülent Pakman kimdir?

Avrupa başlığı altında alt sayfalar:

Dünya içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Nuri Şeker

Hemen herşeyimiz yabancıların elinde. Kalanlarını da çok sürmez veririz. Kar garantilerini, kar transferlerini, aldıkları yabancı kredilerin geri ödemelerini Uluslararası tahkim maddeleriyle garantiye almışlar. Dünyanın her yerinden herşeyi ithal eder hale gelmişiz. Bir de Atatürk dönemine bakalım:

Yıl 1923… Atatürk’ü bekleyen çoktu. Hayati Bey hepsini atlatıp gelen yaşlı köylüyü içeri soktu. Gazi köylüyü ayakta karşıladı. Oturttu;

— “Buyur Nuri Efendi.

— “Teşekkür ederim Gazi Paşam. Ben Uşak’ın Kalfa köyündenim. Babamdan helva ile haşhaş yağı imalathanesi kaldı. Askerliğimi İstanbul’da yaptım. Gözümü, kulağımı açtım, İstanbul’da çok şey öğrendim. Avrupa’dan mektup zarfı içinde pancar tohumu getirttim. Bu tohumları köyümdeki toprağıma ektim. Pancarları rendeleyip kaynattım. Pekmez yaptım. Şeker elde ettim. Onunla köpük helvası imal ettim. Pancardan şeker yapabileceğimize inandım. Mehmet Hacim Bey’in önderliğinde elli bir kişi birleştik Terakki-yi Ziraat Türk Anonim Şirketi diye bir şirket kurduk. 600 bin lira sermayemiz var. Paşam! Bize el ver. Şeker fabrikamızı kuralım. Köylü ister pancar yetiştirir, ister fabrikada çalışır. Uşak şenlenir. El verir misin?”

”Cumhurbaşkanı yerinden fırladı, Nuri Efendi’yi sevgiyle, saygıyla kucakladı:
— “Hepiniz var olun! Türkiye’yi bu azim, bu istek, bu şevk kurtaracakBen seni şimdi bir yaverle Başbakan’a yollayacağım. O da seni belki bir iki bakanla konuşturur. Hepsine bana anlattıklarını iyice anlat. Bir sorun olursa aldırma, bana gel. Kapım her zaman sana açık olacak.”

Nuri Efendi’yi yanaklarından öptü. Bu heybeli köylü Türkiye’nin ilk şeker fabrikası kurucularından ünlü Nuri Şeker olacaktı.

Nuri Şeker

Şeker, 19. Yüzyıl’da Osmanlı ticaretinin en önemli ithal ürünü… İthal edilemediğinde karaborsaya düşüyor. Cumhuriyet’in ilk girişimcilerinden olan Nuri Şeker, Türkiye’nin ilk şeker fabrikasını 10 bin çiftçiden topladığı küçük sermayelerle kurdu.. İşte öyküsü…

“Cumhuriyetin ilk sanayi kuruluşu hangisidir?” sorusunun yanıtı Nuri Şeker’in çok ortaklı “Uşak Şeker Fabrikası”dır.

Şeker, 19. Yüzyıl’da Osmanlı ticaretinde en önemli ithal ürünüdür. Parasızlık veya savaş gibi nedenlerle ithal edilemediğinde karaborsaya düşmektedir. Birinci Dünya Savaşı döneminde karaborsaya düşen şekeri bulamayan halk şeker ihtiyacını, pekmez, bal ve kuru üzümle gidermiştir.

Şeker üretimi Cumhuriyet’in ilanından sonra yerli ve milli girişimci Nuri Şeker’in girişimiyle hayata geçmiştir. Bu öncü girişimi nedeniyle “Şeker” soyadını almıştır. 1850’lerde Uşak’ın Kalfa köyünde doğan Nuri Şeker, Avrupa’dan getirttiği pancar tohumlarını Uşak köylerinde ektirerek pancar yetiştirmiştir.

Nuri Şeker, köylüleri ve Uşak halkını pancardan şeker üretilebileceğine ikna ederek, 1923 yılında 10 bin ortaktan küçük küçük paralar toplar. 600 bin lira sermayeyle Uşak Terakki Ziraat T.AŞ’yi kurar. Fabrikanın temeli 6 Kasım 1925’te atılır, yurt dışına makineler ısmarlanır. Ancak bu sermaye, girişimin başarıya ulaşması için yeterli değildir. Bu noktadan sonra da Sümerbank’a dönüşecek olan Türkiye Sanayi ve Maadin Bankası’nın yüzde 30 katılımıyla girişimini sürdürür.

Nihayet Uşak Şeker Fabrikası’nı 17 Aralık 1927’de işletmeye açar ve şeker üretimini başlatır. Bu fabrikayı aynı yıl Alpullu, 1934’te açılan Eskişehir fabrikaları izler. Genç Cumhuriyet girişimcisi, Anadolu insanı Nuri Şeker’in çabasıyla temelleri atılan şeker sanayii, Cumhuriyet’in öncü sanayi dalı olur. Bununla kalmaz, dönem itibariyle kendi kendine yeten bir ekonomi yaratmanın amacını yansıtır. Önemli bir ithalat kalemi olan şeker ülke içinde üretilir.

Kaynaklar:

Erhan Aktaş, Atatürk ve Uşak, İstanbul 1981 106–108

Şeker sanayinin kurucusu Nuri Şeker Osman Arolat 28 Ağustos 2020 https://www.dunya.com/kose-yazisi/seker-sanayinin-kurucusu-nuri-seker/479540

Bülent Pakman Haziran 2021. İzinsiz ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

İlgi yazımız: Şeker

Bülent Pakman kimdir?

Atatürk içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Montrö

6 Ağustos 1924 tarihinde yürürlüğe giren Lozan Antlaşması ile İstanbul ve Çanakkale Boğazları Türkiye’ye iade edildi.  Boğazlarının statüsü Boğazların Tabî Olacağı Usule Daîr Mukavelename (Boğazlar Mukavelesi-Sözleşmesi) ile tespit edildi. Bu sözleşme ile Boğazlardan serbest geçiş ve gidiş-geliş ile ilgili rejim belirlenirken, Boğazların çevresindeki mıntıkaların askerden arındırılmasına ve uluslararası kontrolü sağlamak amacıyla Boğazlar Komisyonu’nun kurulmasına karar verildi.

Türkiye, Lozan Antlaşması’yla birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesi’nin getirdiği kısıtlamalardan dolayı sürekli endişe içinde bulunuyordu. Sözleşmenin imzalandığı tarihlerde güncelliğini koruyan silahsızlanma ümitlerine güvenen Türkiye’nin silahlanma yarışının tekrar başlamasıyla duyduğu huzursuzluk giderek artmıştı. Türkiye, duyduğu bu huzursuzluğu ve Boğazlar’ın statüsünde değişiklik yapılması yolundaki teklifini konu ile ilgili imzacı devletlere duyurduğunda  farklı kutuplarda yer almaya başlayan bu devletlerin hemen hepsinden O ZAMANKİ ULUSLARARASI SAYGINLIĞINDAN DOLAYI ortak bir anlayış görmüştü. İngiliz Dışişleri Bakanlığının 23 Temmuz 1936 tarihli bir notasında konu hakkında şu görüşlere yer verilmiştir: “Türkiye’nin Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesi ile ilgili isteği haklı kabul edilmektedir.”

Boğazların statüsü ve gemilerin geçiş rejimi ile her zaman yakından ilgilenen Birleşik Krallık’ın Türkiye’yi desteklemesine paralel olarak Balkan Antantı Daimi Konseyi’nin 4 Mayıs 1936’da Belgrad’da yaptığı toplantıda Türkiye’nin teklifini destekleme kararı alınmıştır. Daha önce Sovyetler Birliği ile yapılan saldırmazlık antlaşması uyarınca Sovyetler Birliği’nin de desteği alınmıştır. Türkiye’nin girişimi Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin diğer akitleri tarafından da kabul edilince 20 Temmuz 1936’da Bulgaristan, Fransa, Büyük  Britanya, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Türkiye tarafından imzalanan yeni Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye’nin kısıtlanmış hakları iade edilmiş ve boğazlar bölgesinin egemenliği Türkiye’ye geçmiştir. İsviçre’nin Montrö kentinde düzenlenen Sözleşme 9 Kasım 1936’da yürürlüğe girmiştir. Günümüzde de yürürlüktedir.

Türkiye’nin haklarını en iyi şekilde koruyan Montrö; sadece Türk Boğazlarından geçişi düzenleyen bir sözleşme değil, Türkiye’ye İstanbul, Çanakkale, Marmara Denizi ve Boğazlardaki tam egemenlik haklarını geri kazandıran, Lozan Barış Antlaşmasını tamamlayan büyük bir diplomasi zaferidir. Montrö, Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliğinin temel belgesi olup Karadeniz’i barış denizi yapan sözleşmedir.

26 Temmuz 1936, Montrö’nün imzasından 6 gün sonra ünlü Amerikan gazetesi New York Times “Türkler Boğazların Anahtarını Aldı” başlığı altında Montrö’yü anlatıyor: 

montrö

New York Times 26 Temmuz 1936

Akdeniz ve Karadeniz arasında yer alan ve Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi  ile Boğaziçi’nden oluşan, son savaşta uzun uzadıya çatışmaların yer aldığı Gelibolu ile Truva Harabelerinide içine alan  bu dünyanın en tarihi su yolunun kontrolü, ticari ve stratejik anlamda uluslararası kontrolden Türk kontrolüne geçti ki Türk kontrolü demek modern askeri bilimlere göre yenilenecek tahkimat demek…  Boğazlarda egemenlik değişmemiş oluyor. Egemenlik Türkler, İstanbul’u fethettikleri 1453 yılından beri kimde idiyse öyle kalacak. Yani şimdiye kadar kısıtlı olan egemenlikleri, artık mutlak hale geldi ve Türkiye, kendi mirasının tartışmasız efendisi oldu…Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemileri savaş zamanında ya Milletler Cemiyeti (günümüzdeki Birleşmiş Milletler’in temeli sayılabilecek bir organizasyon) adına ya da Cemiyet  tarafından kabul edilmiş Türkiye dahil bölgesel bir antlaşmaya (antanta) göre hareket etmesi kaydıyla Boğazlardan geçebilecekler. Bu laf kalabalığının önemi gerçek olaylara uygulanabilirliğinde yatmaktadır… 

Gazete yazısının da işaret ettiği gibi  Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşme olmuş. Türkiye’nin II. Dünya Savaşında tarafsızlığını korumasının sigortasını oluşturmuştur.

Nitekim 1941’de İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler Alman donanmasını Boğazlardan Karadeniz’e geçirmek istedi.  Ama zamanın Cumhurbaşkanı İnönü, ortada Montrö Sözleşmesi var diyerek Çanakkale ve İstanbul Boğazlarından savaş gemisi geçirebilmelerin mümkün olmadığı yanıtını verdi. Bunun üzerine, Hitler düşündü taşındı, Fatih Sultan Mehmet’in karadan yürüterek Haliç’e kadırga indirmesi gibi, Avrupa’yı boydan boya yürüterek, Karadeniz’e denizaltı indirmeye karar verdi. Efsanevi U-Bot’ların dizaynında değişiklik yaptırttı. Daha küçük, daha hafif, 42 metre boyunda, 4 metre eninde, 270 ton ağırlığında, altı adet özel denizaltı ürettirdi. U9, U18, U19, U20, U23, U24 adlı denizaltıları tek parça halinde taşımak imkansızdı. Parçalara ayrıldılar. Hamburg’tan römorkörlerin çekeceği özel dubalara yüklediler. Elbe Nehri üzerinden Dresden’e getirdiler. Dubalardan indirip, kamyonların çekeceği yirmi tekerlekli devasa dorselere yüklediler, karayoluyla Ingolstatdt’a getirdiler. Dorselerden indirip, yine dubalara yüklediler, Tuna Nehri üzerinden Romanya Köstence’ye getirdiler. 2 bin 300 kilometre taşıdılar, 11 ay sürdü. Monte ettiler. Karadeniz’e indirdiler. Savaş sonunda kaçarak Türk karasularına geldiler. Boğazlardan geçmek istediler. İnönü yine yapamayız dedi. Mürettebatları mecburen denizaltıları batırıp teslim oldular. Montrö olmasaydı, Alman savaş gemileri ve denizaltılarının Boğazlardan geçmelerine izin verilse ikinci bir Göben-Breslau (Yavuz-Midilli) olayı yaşanacak, izin verilmese Türkiye taraf tutmuş Müttefikler tarafında savaşa katılmış olacaktı. Montrö olmasaydı, Türkiye ikinci dünya savaşına katılmaktan kurtulamaz, Karadeniz günümüze kadar barış denizi olarak kalamaz, Türkiye yine yangın yerine dönerdi.

Kaynak: 15 yıl 8 ay süren Atatürk – İngiliz savaşı. Bülent Pakman. Şubat 2021 https://bpakman.wordpress.com/ataturk/ataturk-ozeldi/ingilizler-ataturk/

Bülent Pakman. Nisan 2021. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

   Bülent Pakman kimdir?

Atatürk, Türk siyaseti içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Rakibi küçümsemeyeceksin

60 yıl önce yine bir Mart ayında (5 Mart 1961) yine İstanbul’da (Mithatpaşa stadı) Fenerbahçe – Gençlerbirliği maçını Ankara’dan cızırtılı, zar zor çıkan orta dalga İstanbul radyosundan canlı dinlemeye çalışıyorum. Bu maçtan önce Fenerbahçe gol yemeden üst üste 9 maç kazanmıştı.

İlk gol acaip hızlı koşan “Rüzgarın Oğlu” lakaplı solaçık Zeynel Soyuer’den (GB) dk. 3, skor 0-1.

Dk. 17 Naci Erdem FB, skor 1-1.

Dk. 21 Mustafa Güven FB, skor 2-1.

Dk. 35 Zeynel korner atıyor, direk gol, skor 2-2. Zeynel kavisli kornerleri ile meşhurdu. Top kimseye değmeden rakip kaleye girerdi. Bir hafta önce de başka bir lig maçta böyle bir gol atmıştı.

Dk. 36 yine Zeynel’in kornerinden golü atan Orhan Yüksel. Gençlerbirliği, sarı-laciverte bürünmüş stadda 3-2 önde.

83. dakikadan sonrasını Zeynel anlatıyor:

3-2 bitiyordu. Bir pozisyon oldu, Selçuk’a bariz faul yapıldı. Öyle bir gol attılar. Orta hakem Muzaffer Sarvan, golü verdi, yan hakem Orhan Gönül gitmedi santraya. Mecburen Muzaffer Sarvan ona gitti, golü iptal edince de saha karıştı. Kıyamet koptu. Sonra yeniden bastırdılar, yine Selçuk’un falan sırtına binip aynı golü bir daha attılar. Maç 3-3 bitti sonuçta.

Bakmayın şimdi de şikayet ediliyor falan ama o zaman üç büyüklerin çok büyük fazlası vardı, hakemler üzerinde çok tesirleri vardı. Şimdi yine iyi!

86. dakikadaki beraberlik golünde yan hakem ofsayt kaldırmış ama Muzaffer Sarvan bu bayrağı dikkate almamıştır. Öyle de kalmamış, maçtan sonra Fenerbahçeliler Gençlerbirliği oyuncularını saha içinde kovalamış, tartaklamış, Tevfik Kutlay’ın (maçta oynayan GB futbolcusu) hatırladığına göre kulübün sembol kişilerinden, malzemeci tavukçu Hüseyin’i dövmüşlerdi. Bu maçtan sonra Fenerbahçeli altı futbolcu ceza kuruluna sevk edildi, 1 ila 3 ay hak mahrumiyeti cezasına çarptırıldı. Ayrıca Fenerbahçe Teknik Direktörü Szekely 1, Genel Sekreteri Faruk Ilgaz 6 ay hak mahrumiyeti cezası aldılar.”

Selçuk Çakmaklı (maçta oynayan GB futbolcusu), bu maçı, kendine özgür bir ezeli rekabetin, Gençler-Fener rekabetinin miladı sayıyor: “Maçı berabere bitirene kadar öldü, Muzaffer Sarvan! Bizi de Gazhane’den (Hilton tarafındaki kale arkası) kaçırdılar. Fenerliler o gün bizi yenememeyi hazmedemediler. Ta o eskiden beri gelen bir rekabet var aramızda!”

Zeynel anlatıyor: “Maçta hakemlere çok fena konuştum. Tutup Beşiktaş karakolu’na götürdüler. Yalnız ben karakolluk olmadım, futbolcular da hakemle takıştılar. Rahmetli kayınpederim Hasan Öziş geldi beni karakoldan aldı. Kendisi aynı zamanda Fenerbahçe’nin ilk üyelerinden, Öziş Ecza Deposu’nun sahiplerinden. Ondan sonra Büyük Fikret de (Arıcan) karakoldaydı. Polisler “niye geldiniz” diye kayınpedere soruyorlar, o da ‘damadı almaya geldim’ deyince, hep birlikte gülüyorlar tabii, “Hasan bey” diyorlar, “başka damat bulamadın mı?

Fenerbahçe: Şükrü Ersoy, Atilla Altaş, İsmail Kurt, Şeref Has, Osman Göktan, Kadri Aytaç, Mustafa Güven, Naci Erdem, Yüksel Gündüz, Lefter Küçükandonyadis, Hilmi Kiremitçi

Teknik direktör: Szekely Laszlo

Gençlerbirliği: Doğan Acar, Ali İhsan Temen, Aykut Oğuz “deli aykut”, Oral Keçelioğlu, Cumali Doğru, Tugay Özçeri, Oktay Arıca “paçoz oktay”, Tevfik Kutlay “baba tevfik”, İlhan Geliş, Orhan Yüksel, Zeynel Soyuer

Teknik Direktör: Yüksel Doğanay

Hakemler: Muzaffer Sarvan, Orhan Gönül, Nejat Şener

Kaynaklar:

Öz anılar

Maç anıları https://macanilari.com/getir.php?fid=196019612606&cmd=tarihtebugun&cmd_deger=tarihtebugun

Bülent Pakman. Mart 2021. Kanyak gösterilmeden aktif link verilmeden alıntılanamaz.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA   Bülent Pakman kimdir?

Türkiye içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

eodev.com sayfası

eodev.com adlı web sayfasında “yldzcyln2000” takma adlı birisi söz konusu sayfadaki “Azeri türkçesi ile türkiye türkçesi arasındaki farklılıklar” sorusuna Azerbaycan Türkiye Türkçeleri lehçe farklılıkları. Ekim 2010″ sayfamdan izin almadan, kaynak belirtmeden, link vermeden kes yapıştırla yanıt oluşturmuş (intihal yapmış): 

İntihal:
Türkçe-Azerice (Azerbaycan’ca) lehçe, kullanış ve okunuş farklılıkları:
Türkiye Türkçesinde de bulunan “e” harfi Azerbaycan Türkçesinde kelimelerin yalnızca ilk hecesinde bulunur.
Ancak Batı ve Rus kökenli kelimelerde “e” harfi kelimenin diğer hecelerinde de olur.
Bazı durumlarda Türkiye Türkçe’sinde kelime başındaki “b” sesi “m” olur.
bağlı olarak birinci tekil kişi zamiri (ben – mən) dışında zamirlerin hepsi ortaktır ama çekimlerinde ses uyumu yüzünden farklılıklar vardır, bana – mənə, sana – sənə  gibi.
Ortasında ‘k’ harfi ve “d” harfi olan kimi sözcüklerde bu ‘k’ harfi ve “d” harfi Türkiye Türkçe’sinden farklı olarak ünsüz (sesli) ikileşmesine uğrar çift (şeddeli) olarak yazılır. Örneğin: dokuz – dokkuz, sakal – sakkal/saqqal, yedi – yeddi, sekiz – sekkiz, adım – addım, çakal – çaqqal. Burada 2. ünsüz tonlu okunur. Mesela sekkiz yazılır sekgiz okunur. Bunun gibi kelime ortasında birbirini takip eden iki tonsuz ünsüzden ikincisi tonlu söylenir: “dəftər” yazılır, defder okunur; “seçki” yazılır, seçgi okunur.
Orijinali:
Türkçe-Azerice (Azerbaycan’ca) lehçe, kullanış ve okunuş farklılıkları:
Türkiye Türkçesinde de bulunan “e” harfi Azerbaycan Türkçesinde kelimelerin yalnızca ilk hecesinde bulunur. Örnekler: “ev”, “yerdə”, “eşitmədim”, “sevir”, “keçit”.
Ancak Batı ve Rus kökenli kelimelerde “e” harfi kelimenin diğer hecelerinde de olur. Örnekler: “şosse, “kompyuter”
Bazı durumlarda Türkiye Türkçe’sinde kelime başındaki “b” sesi “m” olur. Örneğin: ben – mən, bin – min.
Buna bağlı olarak birinci tekil kişi zamiri (ben – mən) dışında zamirlerin hepsi ortaktır ama çekimlerinde ses uyumu yüzünden farklılıklar vardır, bana – mənə, sana – sənə  gibi.
Ortasında ‘k’ harfi ve “d” harfi olan kimi sözcüklerde bu ‘k’ harfi ve “d” harfi Türkiye Türkçe’sinden farklı olarak ünsüz (sesli) ikileşmesine uğrar çift (şeddeli) olarak yazılır. Örneğin: dokuz –doqquz, sakal – sakkal/saqqal, yedi – yeddi, sekiz – səkkiz, adım –addım, çakal – çaqqal. Burada 2. ünsüz tonlu okunur. Mesela sekkiz yazılır sekgiz okunur. Bunun gibi kelime ortasında birbirini takip eden iki tonsuz ünsüzden ikincisi tonlu söylenir: “dəftər” yazılır, defder okunur; “seçki” yazılır, seçgi okunur.

Bülent Pakman Şubat 2021

Azerbaycan, Azerice Azerbaycan Türkçesi içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

15 yıl 8 ay süren Atatürk – İngiliz savaşı

Büyük Britanya İmparatorluğu

Atatürk güya yedi düvelle, dolayısıyla İngiltere ile falan savaşmamış sadece Yunanla savaşmış, azıcık da Fransızlarla. Aslında Kurtuluş Savaşı hiç olmamış, güya İngiliz ile tiyatro oynanmış… vesaire, vesaire. Kuyuya taş atmak kolay.  Ama rakamlar öyle demiyor.

Büyük Britanya ile:
Siyasi ilişkilerin kesikliği/düzensizliği; 19 yıl,
Savaş hali;11 yıl 7 ay,
Silahlı savaş, çatışma dönemi; 5 yıl sürmüştür.
Atatürk bu sürecin en önünde ve karar verme makamında toplam 15 yıl 8 ay geçirmiştir.
Bir başka deyişle Atatürk Devlet hizmetinin yarısına yakınını İngilizlerle savaşmaya, mücadeleye hasretmiştir. 

“Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar Tanrı’yı da İngiliz’in yanında zannediyordum.” Mahatma Gandhi (10 Kasım 1938)

HİKAYENİN TAMAMINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

Bülent Pakman. Şubat 2021. 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA   Bülent Pakman kimdir?

Atatürk, Kurtuluş savaşı, Osmanlı içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kayseri’nin Germir köyünden New York’a

Agios Teodoros Rum Kilisesi, Kayseri Germir Köyü

 

Kayseri’nin Melikgazi ilçesine bağlı Germir köyünde 1725 yılında ibadete açılan tarihi bir  Rum Kilisesi var. Adı Agios Teodoros. Bakımsızlık nedeniyle harabeye dönmüş durumda. Yıkılma tehlikesi de bulunan kilise restore edilmeyi bekliyor.

Şimdiki adıyla Germir Mahallesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1590-1620 arasındaki çalkantılı döneminde, Celali isyanları sırasında yaşanan nüfus hareketinin  sonucu olarak kurulmuş. O zamanlar köy olan Germir’in ilk sakinleri Ermeniler iken, 1700 yılından sonraki tarihte Rum nüfus artmaya başlamış. Rum nüfus, 1840’lı yıllarda Ermeni ve Türk nüfusunu aşmış. Kayseri’de bölgenin 19’uncu yüzyıldaki en önemli eğitim merkezi durumuna gelen Germir’de aynı dönemde 2 büyük kilise inşa edilmiş. Kısmen yerin altında olan Aziz Teodoros Kilisesi 1725, 2 katlı bir çan kulesi olan Panagia Kilisesi ise 1837 yılında ibadete açılmış. 2 kilisenin bulunduğu mahalleyi, özellikle yaz aylarında yabancı gruplar görmeye geliyor.

Germir Mahallesi, ‘Ben ne Rumum, ne Türk, ne de Amerikalı. Ben Anadoluluyum‘ diyen ünlü yönetmen Elia Kazan’ın ve ABD’li televizyon yıldızı Kim Kardashian’ın babaannesinin köyü.
Agios Teodoros Rum Kilisesi,  geçen zamanda bakımsızlık nedeniyle harabe halinde. Tarihi yapının duvarlarına sprey boyayla yazılar yazılarak, zarar verilmiş. Kilisenin içi de defineciler tarafından kazılarak zarar görmüş. Yıkılma tehlikesi de bulunan kilisenin restore edilmesi gerekiyor.

Germir Mahalle Muhtarı Ali Kapısız anlatıyor: “Mahallede 3 medeniyet bir arada yaşamış. Bunlar Ermeni, Rum ve Türkler. Gayet huzurlu bir şekilde yaşamışlar. Çünkü gördüğünüz gibi burada 3 adet kilise, 2 adet de camimiz var. 3 medeniyetin bir arada yaşadığı dönemde Rumlar, Ermeniler ve Türkler kendine has ibadetini yaparmış. En ufak bir sıkıntı yaşanmamış. Sonrasında yaşanan savaşlar nedeniyle Ermeniler ve Rumlar göç ederken burada yaşayan Türkler, ‘Gitmeyin biz sizi koruruz’ demişler. Ancak Ermeni ve Rumlar kalmayarak gitmişler. Kilisenin bulunduğu alan 30 hisseli özel mülk. Burası tapulu olarak şahıslara ait. Şahıs malı olduğu için de herhangi bir restorasyon işi gerçekleştirilemiyor. Burası atıl durumda. Yetkililer ilgi gösterip kamulaştırırlarsa ancak restore edilebilir. Benim girişimlerim bu konuda çaba vermedi. Şahıslarla yaptığım görüşmede yüksek miktarda para istediler. Burası eğer restore edilirse turizm cenneti bir mekân haline gelir. Bu kilisenin sahipleri ile görüştüğümüzde 5-6 milyon civarında bir para istediler. Bende bu konuyu Melikgazi Belediyemiz ile görüştüm. Onlarda miktarın çok yüksek olduğunu belirterek, bu parayı ödeyemeyeceklerini söylediler“.

Elia Kazan kimdir?

Elia Kazan

Elia Kazan (Elias Kazancıoğlu) Amerikalı yönetmen ve yazar. Kayseri’nin Germir köyü kökenli halı tüccarı babası Yorgo Kazancıoğlu ve annesi Athena Şişmanoğlu adlı bir Rum ailenin çocuğu olarak 7 Eylül 1909 İstanbul’un Kadıköy semtinde doğdu. Dört yaşındayken ailesiyle birlikte ABD’ne göç etti. New York kentinde ve New York eyaletindeki New Rochelle’de büyüdü. Yüksek öğrenimini Williams College’da tamamladı. Yale Üniversitesi’nde tiyatro öğrenimi gördü.  Yahudi asıllı tiyatro yönetmeni Lee Strasberg’in New York’taki ünlü tiyatro ve film okulu Group Theatre’ında 1932-1939 arasında çalıştı. 1934’de Komünist partiye giren Kazan, Strasberg’i tiyatro müdürlüğünden almak isteyen yerel komünist partisi’nin entrikalarına katılmayınca 1936’da partiden atıldı.

Kazan, ilk oyununu 1934’te New York kentinde sahneledi. 1940’larda yönettiği oyunlarla ülke çapında üne kavuştu ve Broadway’in en iyi yönetmenleri arasına girdi. 1947’de Cheryl Crawford ve Robert Lewis’le birlikte ünlü oyunculuk okulu ‘Actors Studio‘yu kurdu.

Burada Marlon Brando, Montgomery Clift, Julie Harris, Eli Wallach, Karl Malden, Patricia Neal, Mildred Dunnock, James Whitmore ve Maureen Stapleton gibi aktörlere eğitim verdi. Bir yıl sonra Lee Strasberg de bu gruba katıldı.

İlk filmini 1945’te çekti: ”A Tree Grows in Brooklyn” yani ‘Brooklyn’de Bir Ağaç Büyüyor’ ama Türkiye’deki adı ‘Bir Genç Kız Yetişiyor‘. Filmleri çoğunlukla ilerici ve toplumsal açıdan eleştirel temalar içermekteydi.

1948 ve 1955’te Akademi Ödülleri’nde iki kez en iyi yönetmen Oscarını kazandı. 1960-64 arasında da New York kentindeki Lincoln Sahne Sanatları Merkezi Repertuar Tiyatrosu’nun yönetmenleri arasında yer aldı.

1952’de Senatör McCarthy döneminde komünist sinemacıların üzerine inen balyozla birlikte birçok sinemacının da hayatı değişmişti. Soğuk Savaş döneminde ABD Temsilciler Meclisi’nde oluşturulan anti-komünist ‘Amerikan Karşıtı Faaliyetleri İzleme Komitesi’ (HUAC House Un-American Activities Committee) tarafından sorgulanan Kazan, buradaki ifadesinden ötürü ağır eleştirilere uğradı. Bunun nedeni komünist sinemacıların isimlerini heyete söylemesi  yani ispiyonlamasıydı.  Komünist Partisi eski üyesi olan Kazan sessiz kalırsa, ABD’den sınır dışı edilmekle tehdit edilmiş. Önünde iki yol vardı ya susarak başarılı kariyerini sonlandırmak ve ülkeyi onurlu bir adam olarak terk etmek, ya da istenen isimleri ele vermek ve kariyerine ABD’de devam etmek. Tercihi onu ömür boyu takip etmişti, ölene dek.

1954’te çevirdiği ve başrolünde Marlon Brando’nun oynadığı ve 8 Oscar alan “On The WaterfrontRıhtımlar Üzerinde” olmak üzere çeşitli yapıtlar bu kovuşturmadaki tutumuyla ilgili izler taşımaktaydı. Birçok eleştirmen tarafından ‘muhbirliğini topluma aklatma çabası’ olarak yorumlanmıştı.  1960’larda tiyatrodan uzaklaşmaya başladı; sinemayı da ikinci plana bırakarak yazarlığa ağırlık verdi. 1999 yılında 71. Akademi Ödüllerinde Yaşamboyu Onur Ödülü’nü, söz konusu HUAC sorgusu nedeniyle protestolar arasında yönetmen Martin Scorsese ve oyuncu Robert de Niro’nun elinden aldı. 

Hamidiye Alayları

1880’lerde Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki milliyetçiliğin genel yükselişi bağlamında Ermeni Milliyetçiliği de gelişir. Osmanlı Padişahı Sultan II. Abdülhamit Ermeni milliyetçi ve ayrılıkçı hareketi bastırmak için ‘Hamidiye Alayları’ adı verilen Kürt militanları kullandırmaya karar verir. Kürtler 1894-1896 arasında Ermeni militanlar ve sivil halk arasında bir ayrım yapılmadan katliamlar yaparlar. Tepki olarak 26 Ağustos 1896’da İstanbul’daki Osmanlı Bankası merkez şubesi bir grup Ermeni Devrimci Federasyonu üyesi tarafından ele geçirilir. Eylemin amacı Avrupa ülkelerinin ve özellikle Rusya’nın dikkatini çekerek Osmanlı Devleti’ne karşı müdahale etmelerine yol açmaktı. Eylemi planlayan Pastırmacıyan Karekin Efendi  uluslararası finans dünyasında önemli bir rol oynayan Osmanlı Bankası’nın bu amaca hizmet edecek en uygun yer olduğunu düşünmüştür.

Amerika Amerika

Kazan’ın 1962’de yayınlanan aynı adlı kendi kitabına bağlı senaryosunu yazıp 1962’de yönettiği film. 

Elia Kazan’ın da belirttiği gibi film, geriledikçe gerileyen bir İmparatorluğun azınlıklarla olan ilişkisini sergiliyor. O dönemin, etnik kökeni ne olursa olsun, yoksul Anadolu halkının çetin hayat koşullarını, Osmanlı bürokrasisinin laçkalığını, Osmanlı devlet görevlilerinin büyüklük kompleksini ve bununla birlikte sorumluluktan kaçan tavırlarını ortaya koyuyor. Filmde, Ermeni köylü ile askerlik arkadaşı Osmanlı subayının sarmaş dolaş oluşları gibi insancıl sahne de var.

Film, Kazan’ın kendi ailesinden kişilerin öykülerini yansıtıyor. Filmde Stavros Topuzoğlu (Elia Kazan’ın amcası Kayseri’de halı ve kömür satmış Avram Kazancıoğlu‘ndan esinleme) Kayseri kırsalında yaşamakta olan Rum ailesi tarafından 1897’de, yukarıda açıklanan karışıklıklardan uzak kalması için, ailenin tüm serveti eline verilerek İstanbul’a yollanır. Genç Stavros’un hayali Amerika’ya gitmektir. İstanbul’da bir süre oyalandıktan sonra gemiye atlar, 1899’da New York’a ayak basar ve adını Joe Arness olarak değiştirir. Önce sokaklarda yatar, ayakkabı boyacılığı yapar, durumunu düzeltmeye başlayınca Kayseri kırsalındaki ailesine mektup yazar, mektubun içine 50 dolar koymuştur, tüm aile fertlerini Amerika’ya aldıracağını vaadeder. Bu vaadini yerine getirdikten sonraki öyküler Kazan’ın ileriki yıllarda yazdığı “Uzlaşma” kitabında ve çevirdiği “The Arrangement” filminde.

Mektubun arkasından, Türklerin etnik azınlıkları bastırma gücünü tasvir eden kalpaklı Osmanlı süvarileri Stavros’un ailesinin yaşadığı kasabanın içinden at sürerek geçerler. Tüm aile bu manzarayı yüzleri asık, mutsuz seyrederler. Artık Ermenilerden sonra sıranın kendilerine geleceği endişesiyle Amerika’ya göç etme zamanlarının yaklaşmakta olduğuna karar vereceklerdir. 

Çekimler sırasında sorunlar

1963 yılında Elia Kazan filmin çekimleri için Türkiye’ye gelir. önceden tanıdığı  Ara Güler’den bir sahne için yardımcı olmasını ve yer göstermesini ister. Filmin kahramanı Rum genci Stravos’un Kayseri’den Amerika’ya gitme hayaliyle yola çıkıp İstanbul’a geldiğinde hamal olarak yük taşıdığı sahneleri çekecektir. Ara Güler de kendisine Unkapanı’nda bağlı bir geminin bulunduğu yeri gösterir. Elia Kazan senaryoda anlatılan dönemdeki yoksul ortamı vermek için hamalların üstlerini başlarını yırtar, asırlık ahşap evlerin camlarını, balkon tahtalarını oturanlara para ödeyerek kırdırır ve bu durum çekimleri takip izlemekte olan gazetecilerin garibine gider.
Gazeteci Doğan Uluç’un “Önümüzdeki sezon vizyona girecek America America filminde Amerikalı filmseverler 1900’lü yılların Türkiye’sini sefil işçiler, yıkık dökük evlerde yaşayan insanlar ülkesi olarak tanıyacaklar” cümlesiyle başlayan haberi ortalığı karıştırır.
Birbiri ardına yayınlanan benzeri haberlerin ardından polis seti basar ve Ankara’dan Turizm Bakanlığı’nın iki temsilcisi filmi yakından izlemek için görevlendirilir. Bir an bile setten ayrılmayan ve çekimlerine karışan memurlardan bıkan Kazan film çekimlerini iptal etmek zorunda kalır. Gerisini Ara Güler anlatıyor:
Polis durdurttu filmi. Ecevit’e söyledik filan o zaman, kızdı çekti Amerika’ya gitti. Kamış atıp filmi durdurttular. 1908’de herifin babası buradan göç ederken bir sahne çekiyorsun, papyon kravatlı mı olacak kömür taşıyan hamallar? Yunanistan’da çekildi o sahneler. ben de Kayseri’de çekilmesi gereken evleri çektim sonra orada rekonstrüksiyon yapıldı. Attığı kamışın kaç liraya mal olduğunu biliyor musun, bunlar gazetecilik midir? Sonra kazık attığın adam kim; Elia Kazan. O her zaman Elia Kazan olarak kalacak ama sen bir halt olamayacaksın.”

The Arrangement

Elia Kazan’ın kendi ailesinden kişilerin öykülerini kurguladığı 1969 yapımı bu filmi Türkiye’de “Kader Değişmez” adıyla gösterilmişti. 1967’de yayınlanan, Türkiye’de ‘Uzlaşma‘ adını alan kitabının orijinal adı da Arrangement. Daha çok “Düzenleme” anlamına geliyor ve film kitapla bağlantılı. Kazan’ın yaşadıklarını, kaderini kurguyla yansıtıyor.   

Daha önce belirttiğimiz gibi film ve kitaptaki karakterler Kazan’ın  “Amerika Amerika” kitabı ve aynı adla çevirdiği filmdekilerin devamı niteliğinde. Amerika Amerika’da ABD’nin kuruluşundan itibaren dünyanın çeşitli ülkelerinden, yoksulluk, azınlık sorunları gibi nedenlerle, Amerika’ya kapağı atma seçeneğini denemek isteyen insanlar sergilenirken, Arrangement’de kapağı atmış olanlar ve onların ikinci nesillerinin psikolojik sorunları ele alınıyor. 

Önceki kitap ve filmde Amerika’ya gelince adını Joe Arness olarak değiştirmiş olan Kayserili  Stavros Topuzoğlu (Elia Kazan’ın amcası Avram Kazancıoğlu’nu temsil ediyor) kardeşi Serafim Topuzoğlu’nu (Elia Kazan’ın babası Yorgo Kazancıoğlu’nu temsil ediyor) Amerika’ya getirtmiştir. Serafim, Sam Arness (Richard Boone oynuyor) adını alıyor. Filmde Türk ve Rum müziğinden çeşitli ezgilerle ve ortak kültürlerle ailenin bu geçmişi ön plana getiriliyor.  Filmin baş erkek aktörü Kirk Douglas, Sam’ın oğlu Eddie Arness’i oynuyor.  Eddie filmde Amerika’da doğmuş ikinci kuşak göçmen çocuğu. Tipik bir Anadolu ailesinde büyümüş, otoriter babası ve susmayı öğrenmiş, kocasına her zaman yemeğini, mezesini hazır eden, ihmal edilmeye alışmış bir Anadolu’lu annesi var. Eddie iş hayatına giriyor, çok zengin oluyor. Filmin başındaki sahneler hep bu zenginliği, ihtişamı, köşkleri, arabaları filân gösteriyor. Eddie, 43 yaşında, kariyer sahibi, reklam sektöründe çalışıyor ve ciddi paralar kazanıyor. Lüks bir semte, Beverly Hills’de havuzlu villada yaşıyor. Öğrencilik yıllarında tanıştığı, zengin, zarif ve soylu Florence adında (oynayan Deborrah Kerr), hoş bir kadınla yirmi yıllık evli. Evlat edindikleri bir kız çocukları var. Çevrelerinde örnek bir çift olarak anılıyorlar. Ama Eddie mutsuz. Eddie, birden bu ikiyüzlü, sahtelik dolu yaşamdan tiksiniyor ve bütün o zenginliği, ihtişamı, malı-mülkü hepsini karısına ve çocuklarına bırakarak sevgilisi Gwen (oynayan Faye Dunaway) ile birlikte ıssız bir yere çekiliyor. O inzivada, Eddie bir taraftan da geçmiş hayatının  muhasebesini şöyle yapıyor:

Günahım kendime karşı. Kendime hainlik ettim ben. Hayatımın başında yola çıktığım zaman olmamaya kesin karar verdiğim her şey oldum. Kendimi yitirdim. Ölmeden önce ufacık bir iyi iş görmek istiyorum, yaptığım için kendime gerçekten hayranlık duyabileceğim ufak bir şey, benim olan, ben olan bir şey.

Eddie’nin Anadolu’lu halı satıcısı babasının en hoşlandığı şeyler: Anadolu küfürleri, su katıp beyazlandırdığı rakı, sardalye, şam fıstığı, dolgun yanaklı erik gibi yumuşacık Yunan zeytinleri ve Türkiye’nin ekşimsi, tuzlu sert bir tür peynir olan Kayseri peyniri ile demlenmek. Akşam eve şeftali, armut, olgun kayısı, erik, kavun, tatlı ufacık taneli çekirdeksiz üzüm getirmek. Yemekten sonra mutlaka Türk kahvesi içmek sonra da uyumak. Pazar günleri evlerine kendi gibi göçmen arkadaşlarını briçe çağırmak.

Anadolu üzümlerine, kayısılarına özlem duyan Baba, Amerika’da aradığı mutluluğu bulamamış, doğduğu ve yetiştiği yerleri hiç unutamamış. “Simetrik, büyük dorukları, karlı, temiz, görkemli kusursuz Erciyes dağı” özlemi içerisinde olmuş. Son isteği yaşadıkları yerleri bir kez daha görmek ve oğluna da göstermek.

Amerika’da  Amerika’ya sığınmalarına, değecek ne kazanmışlardı? Akan suların, meyve bahçelerinin ve Eddie’nin babaannesinin durmadan sözünü ettiği geri kalan her şeyin ülkesinden ayrılmışlar; orayı yaşayacak daha iyi bir yer bulmak için terketmişler, ama bula bula, para kazanmaya daha elverişli bir yer bulmuşlardı.   

Doğduğu yerlere dönüyor

Kazan sonunda babasının, babaannesinin özlemlerinin ne menem şeyler olduğunun merakından olsa gerek 1970’lerden itibaren Türkiye’yi sık ziyaret etmeye başlıyor. İstanbul, Ankara, İzmir, Çeşme, Foça, Bergama, Büyük Taarruz’un geçtiği Afyon – Dumlupınar savaş alanı, Kayseri, Germir Köyü gezdiği yerler.  

Kazan Yaşar Kemal’le, Yılmaz Güney’le ve Zülfü Livaneli’yle dost olur, eserlerini inceler. Yılmaz Güney’in 1983’te sürgündeyken Paris’te çektiği “Duvar” filminin setine gider. 1952 yılında çektiği, Marlon Brando’nun başrolünü oynayarak En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ını kazandığı  ‘Viva Zapata’ filminde, Zapata’nın ölümü sonrası atının dağlara doğru yol almasını İnce Memet’ten esinlenerek filmine koyduğunu yıllar sonra anlatır. 1988’de 7. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde seçici kurul başkanlığı yapar. 1989’da Zülfü Livaneli’nin Sis filminde küçük bir rol alır.  

Kazan ömrünün son demlerinde Zülfü Livaneli’yle birlikte 1997’de bir yolculuğa daha çıkıyor. Kayseri’ye, ailesinin memleketine gidiyor. Sanki ölmeden önce ailesinin anılarıyla vedalaşmak amacıyla. Germir’e de  tekrar gidiyor. Bu gezisinde Kayseri insanlarını keyifsiz buluyor. 

Zülfü Livaneli’nin ‘Elia İle Yolculuk‘ adlı kitabı, Elia Kazan ile Kayseri’ye yaptığı bu yolculuğu konu eder. Kazan’ın ruh hali, gerçeklerin resmi olarak kayda geçirilir. Hüznü, pişmanlıkları, umudu, mutlulukları, acıları bu yolculuğun duygularının isimleri olur. Onlarca film çekmiş usta yönetmen, Kayseri’de babasının halıcılık yaptığı dükkâna gittiğinde duygulanır ve yalnız kalmak ister. Geçmişiyle, babasının özlemleriyle vedalaşır. Ama sonuçta hayal kırıklığı yaşar. Çünkü gördüklerinin babasının, babaannesinin anlattıkları ile ilgisi kalmamıştır.

Özellikle Tennessee Williams ve Arthur Miller’ın oyunlarını sahneleyerek tiyatroda büyük başarı kazanmış, etkileyici filmleriyle sinema sanatının ustaları arasına girmiş olan Kazan 28 Eylül 2003’de New York’ta vefat etti. 

Kaynaklar:

Olcay DÜZGÜN-Yasin DALKILIÇ/KAYSERİ, (DHA)  Hürriyet 21.04.2019 https://www.hurriyet.com.tr/yerel-haberler/kayseri/elia-kazanin-koyundeki-tarihi-kilisede-yikilma-41189599

Kayseri’den Amerika’ya Elia Kazan’ın öyküsü. Soner Sert,Gazete Duvar 03 Ağustos 2017 https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2017/08/03/kayseriden-amerikaya-elia-kazanin-oykusu

1976 yazında 15 gün süren Petkim maceram. Mehmet Aslan, Enerji Günlüğü net 11 Haziran 2020 1976 yazında 15 gün süren Petkim maceram – Mehmet ASLAN

Kendim için yazıyorum. Gül Ayan. 1 Şubat 2013 http://aci-cikolata-kitap.blogspot.com/2013/02/uzlasma-elia-kazan.html

Türkiye’den Elia Kazan geçti Julide Ergüder. Birikim 46-47/125 https://www.birikimdergisi.com/images/UserFiles/images/Spot/70/46-47/turkiye039den_elia_kazan_gecti._julide_erguder.pdf

Sanat tarihi. Yönetmenler. Elia Kazan http://www.sanattarihi.angelfire.com/EliaKazanjoglous.html

Efsane yönetmen Elia Kazan öldü. NTV 29 Eylül 2003 http://arsiv.ntv.com.tr/news/236459.asp

Elia Kazan, Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Elia_Kazan

The Arrangement (film) Wikipedia https://en.wikipedia.org/wiki/The_Arrangement_(film)

America America Wikipedia https://en.wikipedia.org/wiki/America_America

america america. Ekşi Sözlük 03.11.2012 https://eksisozluk.com/america-america–1708434

Hamidiye Katliamları Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Hamidiye_Katliamları

Osmanlı Bankası Baskını, Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl Bankası_Baskını

Bülent Pakman Ocak 2021. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Sharjah 2011

Bülent Pakman kimdir?

 

Tarihi yerler, Yurdum içinde yayınlandı | 2 Yorum

Rus müdahale edecek mi?

100 yıl önce Kızıl Ordu Ermenistan sınırına dayanmıştı. Sovyetlerin Dışişleri Halk Komiseri Çiçerin, Ermenistan’da iktidarda olan Taşnakları Bolşevik Ermeniler aracılığıyla Sovyetler Birliğine katılmaya ikna etmeye çalışıyor, Van, Bitlis ve Muş vilayetlerini size bağlarız diye de ağızlarına üç parmak bal çalıyordu.

O sıralarda Bakü petrollerini Ruslara kaptırmış olarak Kafkasya’da Ermeni ve Gürcülerle tutunmaya çalışan İngilizler ise Rusların bu hamlesine karşı Sevr Antlaşmasına, sınırları ABD Başkanı tarafından belirlenecek olan Büyük Ermenistan’ın kurulması maddesini koydurttular.

Buna karşı Moskova yeni bir hamle ile Taşnaklara Nahçıvan’ı kağıt üzerinde Ermenilere verdi, ayrıca, Gümrü-Şahtahtı-Culfa demiryollarını da Ermeni kontrolüne bıraktı.

İki taraflı şımartılan Taşnaklar ise Nahçıvan’daki savunmasız Türk köylerine saldırmaktaydılar. Yerel Milli Şura kuvvetleri saldırılara karşı koymaya çalışırken, Mustafa Kemal Paşa’nın talimatıyla terhis edilmeyen ve başlarında Kazım (Karabekir) Paşa olan 15. Kolordu’dan da yardım alıyorlardı. Taşnaklar, Ankara’nın Rusya ile irtibat yolunu kesmiş olarak, Oltu ve Bardız’a ilerlemeye başladılar.

Kâzım Paşa Ermenistan üzerine harekât yapılmasını istiyor, Mustafa Kemal Paşa ise hazırlıklarını yaparken konjonktürü (uygun durumu) bekleyelim diyordu. Bu bekleyiş sırasında Mustafa Kemal, Doğu’da seferberlik ilanıyla 15. Kolorduyu Doğu Cephesi Ordusu haline getirip Kazım Paşa’yı komutanlığına atamıştı. Sonunda Kızıl Ordunun müdahale etmeyeceğinden emin olarak 28 Eylül 1920’de Doğu Harekâtını başlattı.

Ertesi gün Sarıkamış alındı ve orada duruldu. Lenin endişeye düşmüştü ama bu fırsattan yararlanmak da istiyordu zira Taşnaklar Sovyetlerden yardım istemişlerdi. Bolşevik Temsilcisi aracılığıyla Ermenistan’a, bize katılırsanız Türk ordusu ilerleyemez ayrıca size Zengezur ve Karabağ’ı veririz teklifini yaptı. Olup bitenden haberdar olan İngiliz Temsilcisi Albay Stokes Taşnakların teklifi reddetmelerini sağlattı.

Bu gelişmelerden Sovyetlerin işe karışmayacağı sonucunu çıkaran Mustafa Kemal Paşa harekata devam emrini verdi. Türk Ordusu 27 Ekim 1920’de Kars’a girdi. 3 Kasım 1920’de Taşnaklar İngilizlerden yardım istediler. Ama İngilizlerin stratejisi Atatürk’ün tahmin ettiği gibi artık savaşlara kukla piyonları sürme üzerine kuruluydu.

Türk Ordusu 7 Kasım 1920’de Gümrü’yü ele geçirirken Ermenilerin Savunma Bakanı ile Genelkurmay Başkanı esir alındı. 14 Kasım’da Iğdır ve Nahçıvan kurtarıldı. İngilizlerden hava alan Ermeniler mecburen Bolşevik Rusya’dan ve ABD’den yardım istediler. Bolşevik Rusya ilgilenmedi. ABD’den de olumlu yanıt alamayan Ermeniler 17 Kasım 1920’de yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldılar. 22 Kasım 1920’de Gümrü’de barış görüşmelerine oturdular. Aynı gün ABD Başkanı Wilson Sevr Anlaşmasının kendisine verdiği yetkiyle Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan’a verdiğini ilan etmesi Ermenilerde sadece “Zaytung” etkisi yapabildi.

Taşnakları deviren yerine Bolşevikleri getiren Ermeniler bir kez daha yanlış ata oynamanın cezasını Rus boyunduruğu altında 70 yıl çekmeye hazırlanırken Atatürk Milli Mücadelenin başında açıkladığı İngilizlerin, Fransızların, İtalyanların Türk Ordusu ile savaşmayacağı kehanetine bu kez Rusları da ekleyerek olağandışı vizyonunu bir kez daha tarihe altın harflerle yazdırmıştı.

Not: Olayların ayrıntıları blog sayfalarımda. 

Bülent Pakman. Ekim 2020. İzin alınmadan, aktif link verilmeden kısmen veya tamamen yayımlamaz, alıntı yapılamaz.

Sharjah 2011Bülent Pakman kimdir?

Atatürk, Kurtuluş savaşı içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | 3 Yorum