Biraz da farklı, değişik bakışlar

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hesap gününde “Ne yapayım, bana öyle dediler” diyerek  kurtulmak mümkün müdür?

“Kur’an’ı ağır ağır, düşüne düşüne oku!..Yaratan Rabbinin adıyla oku… Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır...Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?Muzzemmil 4, İkra 1, Yunus 100, Mu’minûn 80

Allah, aklı kullanmayı, onu yapabilmek için okumayı, sürekli bilgi edinmeyi, bilinçlenmeyi, bilmeyi, aramayı, sormayı, düşünmeyi öğütlüyor.
Bilinçli olan, b
ilgiye edindiği haliyle değil, her yönüyle sorup, araştırıp, iyice öğrenip düşündükten, anladıktan sonra inanır.
Aramakla bulunamıyor olsa da, bulanlar sadece arayanlardır.

Hiçbir fikir, birisi doğru olduğunu söylüyor diye doğru değildir.

Bunlara hangisi uyuyor?

Manevi mirasım akıl ve bilimdirdiyen Atatürk mü?

 “Aklı bırakın, nakle bakındiyen şeyh, hoca, hocaefendi mi?

Yandan ya da üstten tıklayarak erişebileceğiniz sayfalarda bunların cevabı araştırılmaktadır.

Yazılarımda anlaşılmayan bir husus olduğu takdirde  sormaktan çekinmeyin. Ancak bizi okuyan, takip eden değerli insanlara saygımız gereği:

Lütfen forum, Facebook grubu gibi açık tartışma ortamında değil, sayfa sahibinin kendi dünyasını anlattığı özel bir yerde olduğunuzu unutmayın.  Görüşleri beğenmeyen olursa X tuşuna basıp çıkabilir. Çok ender de olsa, düşünceye saygısızlık yaparak sayfa sahibine yanlışlığını ifade etmeye, direktif, akıl vermeye kalkanlar, karşı görüşlerini empoze edenler, doğrudan ya da aklınca yemlik sorularla başlayıp ardından sayfayı sabote etmeye, sulandırmaya çalışanlar olmaktadır.
Yine arada da olsa yasalara-etiğe aykırı, terbiye sınırları dışına çıkan, uygun üslupta olmayan, nefret duyguları, yalanlar, iftiralar içeren, inançlara saygı duymayan, yorumculara sataşan-direktif-akıl veren, karşılıklı suçlamalara, kişisel tartışmalara-gerginliğe yol açacak nitelikte olan, kes-yapıştır, izinsiz-kaynaksız alıntılar, kişisel-siyasi-mezhep-misyoner-tarikat-cemaat propagandaları, maksatlı sitelerin tanıtımları, reklam- amaçlı, konularla ilgisiz, maksatlı, çelişkili, tekrarlayan yorumlara da rastlanmaktadır.
Bunlar anında ve gerektiğinde geriye dönük olarak moderasyona uğramaktadır. Aşırı uzun olanların moderasyonu uzun sürebilir. Sayfa reorganizasyonlarında yorumlar otomatikman silinebilir.1901340_835664903130155_9081936962293004650_n

Yoğun ilgi görmekte olan içerikler büyük ölçüde günlüklerden ve kısmen de alıntılardan oluşmakta daha sonra eklemeler, güncellemeler olmaktadır. Bu yüzden yazı ve fotoların tamamı ya da bir bölümü izin alınmadan  ve aktif link verilmeden alıntılanamaz/iktibas edilemez. 

Yazılarımı yedeklemeye çalıştığım Blogspot sayfam dışında başka yerlerde bana ait olarak gösterilenlerle ilgim yoktur.

free countersÜlke sayacı kayıt peryodu 1 haftalıktır.Twitter Widgets

Bakü Ofis 2011Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bülent Pakman’ın video arşivi:

Bülent Pakman video kanalı 1

Bülent Pakman video kanalı 2

Bülent Pakman video kanalı 3

Atatürk, Azerbaycan, Dünya, Konya, Orta Doğu, reenkarnasyon, Türk dünyası, Türkiye, Yurdum, İnanç içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Feto’nun Azerbaycan’a girişi

FETÖ, Türkiye’de mi, yoksa Azerbaycan’da mı daha güçlü?
Yanıt arayışına başlayabilirim:
Gazeteci İlhami Yangın’ın kitabı çıktı:
Cemaat’in İlk Darbesi.” (Tekin Yayınları)
Kitabın isim babası benim. Gazeteci Yangın kitabını çıkarmadan önce okumamı istedi. Yazdıkları ilgimi çekti. Çünkü…
İlhami Yangın bir dönem; Azerbaycan Halk Cephesi lideri/Cumhurbaşkanı, Atatürk aşığı Ebulfez Elçibey’in yanında bulunmuştu; ve kitap o dönemin karışık siyasi atmosferini ele alıyordu. (Kitaptan öğreniyoruz ki, Elçibey üzerinde gizlice hep bir Atatürk rozeti taşırmış.)
Kitapta Cemaat’in ilk darbesinden kastedilen; Türkiye değil, Azerbaycan’dı!..
Azerbaycan, Sovyetler Birliği’nden ayrılarak 30 Ağustos 1991 tarihinde, bağımsızlığını ilan etti. Ama bu iş hiç kolay olmadı…
Ermenistan uluslararası desteği arkasına alarak Azerbaycan’a saldırdı.
“Uluslararası destek” derken aklınıza sadece diaspora Ermenileri gelmesin; Ermeni Ulusal Hareketi’nin lideri Levon Ter Petrosyan’ın kayınpederi Yahudi Fraim Abramovich Pliskovsky’in de büyük katkısı oldu!
Ermenistan karşısında dağınık Azeriler pek varlık gösteremedi. (Azerbaycan milli ordusunun kurulması için yıllarca görev yapan emekli Tümgeneral Yaşar Demirbulak Paşa’yı da rahmetle analım.)
Azerbaycan petrollerinde gözü olan ABD, İngiltere, Fransa başta olmak üzere, çok sayıda Batı ülkesi, Azerbaycan’a el altından müdahale ediyordu. Peki…
O günlerde Fethullah Gülen ne yapıyordu?..

İlk büyük himmet

Fethullah Gülen 12 Eylül 1980 darbesinden kolayca kurtulunca vaazlarına başladı. İlk olarak, 13 Ocak 1989 tarihinde, İstanbul Üsküdar Valide Sultan Camisi’nde, büyük bir kalabalığa hitap etti. Vaaz konuları tamamen değişti; eski konuşmalarında genellikle İslâm büyüklerinden bahseden, dinî hikâyeler anlatan Fethullah Gülen, yeni vaazlarında “Orta Asya’daki esir Türk kardeşlerim” diye söze başlıyor; “kulağıma çatırdılar geliyor” diyerek, “Sovyetlerin dağılışını görür gibi olduğunu” anlatıyordu.
Süleymaniye Camisi’nde verdiği “meşhur” vaazının tamamını Orta Asya’ya ayırdı. Kürsüde ağlayarak, “kardeşleriniz orada perişan durumdayken, nasıl burada rahat uyuyabiliyorsunuz?” diyerek Nahçıvan’a yardım edilmesini söyledi. Ardından, Zaman gazetesi yardım kampanyası başlattı. Ve…
İlk büyük himmet paraları böyle toplandı; Faisal Finans, Kuveyt Türk, Vakıfbank ve Ziraat Bankası’nda açılan hesaplara para yağıyordu! İyi de…
Ermeniler Nahçıvan’a saldırmadı ki! Asıl yardıma ihtiyacı olan, Elçibey liderliğindeki Azerbaycan Türkleri idi. Keza…
Nahçıvan tarım ve hayvancılık bakımından çok zengindi; ülkede yiyecek sıkıntısı söz konusu değildi.
Neler oluyordu?..
Nahçıvan’da Haydar Aliyev vardı. Cemaat; Elçibey ile değil, Aliyev ile işbirliği yapıyordu. Nedense Cemaat, Elçibey karşısındaki Aliyev’in güçlenmesini istiyordu. Haberlerinde yalan yazmaktan geri durmuyorlardı. Örneğin, Aliyev Ermenistan’ın Sisiyan Köyü doğumluydu ama Zaman gazetesi, hep Nahcıvan doğumlu olduğunu yazıyordu!
Fethullah Gülen o günlerdeki rüya yorumlarında Aliyev’in bir gün mutlaka Azerbaycan’ın cumhurbaşkanı olacağını söylüyordu!
“Meclis’in İmamı” denen AKP eski milletvekili ve halen tutuklu olan İlhan İşbilen ile; halen kaçak Ali Bayram o dönemin karanlık ilişkilerini bir gün anlatır mı?

Cemaatçi subaylar

Tarih: 26 Nisan 1991.
Azerbaycan yangın yeriydi. Oluk oluk kan akıyordu. Ve…
Cemaati’n kilit isimlerinden Halit Esendir ve İlhan İşbilen Bakü ve Nahçıvan’da Zaman gazetesi bürosunu açıp; gazetenin yayımlanması için izin aldılar.
Zaman gazetesinin yurt dışında yayımlandığı ilk ülke Azerbaycan oldu. Böylece…
Azerbaycan’da resmî kayıtla faaliyete başlayan ilk yabancı şirket Zaman gazetesini çıkaran Feza Gazetecilik AŞ oldu. Yılmaz Polat Zaman gazetesi Bakü temsilcisi oldu.
Bu işler nasıl bu kadar kolay oluyordu; çünkü, Günaydın gazetesinin savaş muhabiri İrfan Sapmaz, Bakü’ye izinsiz girdiği için, Bakü havaalanında tutuklandı. Türk hükümetinin araya girmesiyle ancak 75 gün sonra serbest bırakıldı.
Oysa “birilerine” kapılar kolay açıldı:
Cemaatçi Hilmi Öney, İstanbul’daki fabrikasını tasfiye ederek, Cemaatin Azerbaycan’daki faaliyetlerini organize etmek üzere Bakü’ye gitti; ve burada ticarî faaliyete başlayan ilk yabancı işadamı oldu!
Bu nasıl işadamı ise, Zaman gazetesi Bakü Temsilcisi Yılmaz Polat ile, 1991 yılı eylül ayında, özel uçakla Nahçıvan’a geçip Haydar Aliyev’le röportaj yaptı!
Cemaate kapıları kolayca açan güç neydi?
Cemaat Haydar Aliyev’i neden parlatıyordu? Elçibey’e neden düşmandılar?
Fethullah Gülen tarafından bizzat seçilen Halil İbrahim Avcı, Mustafa Nuri Atalay, Muharrem Menekşe’den oluşan üç kişilik bir Cemaat ekibi gazeteci kimliğinde Azerbaycan’a sokuldu. Bu üç kişi de, Türk Silâhlı Kuvvetleri’nden re’sen emekli edilmişti. Yani, sıradan Cemaat şakirti değil, profesyonel eğitim almış uzman askerdiler! Görevleri Aliyev’e istihbarat toplamaktı!
Faruk Aslan gibi kimi “gazeteci” kimlikli aslen asker kökenli Cemaat ajanları deşifre edilip ülkeden kovuldu. Dönemin Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Gülerce ile Ankara temsilcisi Hidayet Karaca, “muhabirleri” Faruk Aslan’ın CIA ile ilişkisini anlatsalar da tüm detayları öğrensek!

Aradığımız soru şu:
FETÖ, Türkiye’de mi Azerbaycan’da mı daha güçlü?
Azerbaycan Cumhurbaşkanı seçilen Ebulfez Elçibey, ilk yurt dışı seyahatini, 24-27 Haziran 1992 tarihleri arasında Türkiye’ye yaptı. Hayranı olduğu Atatürk’ün mezarını ziyaret etti ve Anıtkabir şeref defterine şunu yazdı:
Gayrı söylenecek başka söz kalmadı. En güzelini sen söyledin; Ne Mutlu Türk’üm Diyene…
Senin askerin Ebulfez Elçibey/ Azerbaycan Cumhurbaşkanı
TBMM’de konuşma yapan Elçibey, Azerbaycan’ın Mustafa Kemal Paşa’nın çizgisinde olacağını söyledi. Başbakan Süleyman Demirel’le görüşme yaptı; bazı yardım talepleri oldu; alamadı.
Elçibey, 30-31 Ekim 1992’de yine Türkiye’ye geldi; Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi’ne katıldıktan sonra Başbakan Demirel’le görüşme yaptı. Ve yine…
Para istedi, Ankara vermedi.
Silah istedi, Ankara vermedi.
Elçibey, son olarak, “hiç olmazsa bir helikopter verin de, cephedeki ölü ve yaralılarımızı taşıyalım” dedi. Onu bile vermediler!
Demirel nedense Elçibey’e karşıydı!
Ankara’yı soğutan Bakü merkezine Şah İsmail’in heykelinin dikilmesi miydi? Elçibey İrancı mıydı? Hayır. Atatürk’ün heykelinin dikilmesi çalışmalarını da başlatmıştı. Keza…
Kiril alfabesi yerine Latin harflerine geçilmişti.
Türkçe konuşma -yazma zorunluluğuna geçilmişti.
Tüm bunlara rağmen Ankara, Elçibey’den ısrarla uzak durmayı tercih ediyordu.
Öyle ki…
Ankara isteseydi; Azerbaycan petrol-doğalgaz tesisleri Türkiye’nin desteğiyle yeniden çalışmaya başlar; çıkartılan petrol ve doğalgaz hızlı şekilde dünya pazarlarına ulaştırılırdı. Ama… Ankara isteksizdi; Elçibey’e soğuktu!
BP (İngiltere), Amoco (ABD), Pennzoil (ABD), Unocal (ABD), Exxon (ABD), McDermott (ABD),  İtochu (Japon) Türk cumhuriyetlerini adeta istilâ ediyordu; ve gözleri petrol zengini Azerbaycan’da idi!
Elçibey tam bağımsızlık için direniyordu…

Albaylar isyanı

Elçibey direniyordu ama…
Türkiye; -Azerbaycan topraklarını işgal eden- Ermenistan’a elektrik hatları çekip elektrik verdi; Alican sınır kapısını açıp Ermenistan’a her türlü malın rahatça girmesini sağladı; Türkiye-Ermenistan hava koridorunu açtı ve en sonunda Ermenistan’ı tanıdı!
Elçibey direniyordu ama…
Demirel’in onayıyla Alpaslan Türkeş, Yahudi işadamı Jak Kamhi ile Azeri petrolünün Ermenistan üzerinden taşınması için lobi yapmaya başladı! (Alparslan Türkeş, yanında götürdüğü oğlu Tuğrul’la birlikte 13 Mart 1993 tarihinde Paris’te Ermeni lider Petrosyan ile bile görüştü.)
Elçibey direniyordu ama…
CIA, “Ilımlı İslam” senteziyle Ortaasya’ya Cemaat faaliyetleriyle sızmaya başlamıştı.
“Mustafa Kemal’in Askeri” Elçibey yapayalnızdı.
Büyük Oyun sahnedeydi; hedef Elçibey’in kellesiydi!
– Ermeniler tekrar saldırıya geçti…
– Azeri Komutan Albay Suret Hüseyinov darbe için isyan bayrağı açtı…
– Azerbaycan’da Fars kökenli Talişler, Albay Alikram Hummatov liderliğinde ayaklandı.
Elçibey, Demirel’den yardım istedi.
Demirel’in cevabı kısa oldu: “Nahçıvan’dan Aliyev’i çağır. Onu Millî Meclis Başkanı yaparsan, o olayı çözer!”
Çaresiz Elçibey, Haydar Aliyev’i Bakü’ye davet etti.
Elçibey “büyük oyunu” anlayamadı.
Hele Cemaat’i hiç tanımıyordu.
FETÖ bu işlerin neresindeydi?

Petrolcülerin darbesi

Azerbaycan’da doğru dürüst gazete yoktu. Savaştan perişan olmuş halk, kapısının önüne bedava getirilen Zaman gazetesinden öğreniyordu ne olup bittiğini!
Zaman gazetesi, manipülasyonla halkı Aliyev lehine bir araya getirdi. Sonuçta…
Özel bir uçakla, 9 Haziran 1993’te Bakü’ye gelen “büyük kurtarıcı” Haydar Aliyev’i, Zaman gazetesinin organize ettiği gruplar coşkuyla karşıladı!..
Aliyev Milli Meclis Başkanı yapıldı.
Ve hemen Suret Hüseyinov ile anlaşarak Cumhurbaşkanı Elçibey’e darbe yaptı.
Ülke ikiye bölündü; bir kısmı
Elçibey’in hâlâ cumhurbaşkanı olduğunu söylüyordu.
Zaman gazetesi yine devreye girdi; Aliyev taraftarlarıyla röportajlar yaparak, Elçibey aleyhine konuşan kim varsa manşete taşıdı.
Ardından…
Haydar Aliyev cumhurbaşkanı; ve darbeci Albay Suret Hüseyinov başbakan oldu!
Aliyev’in yaptığı ilk icraat; Elçibey döneminde petrol ve doğalgazla ilgili yapılan anlaşmaların tümünü, 26 Haziran 1993 tarihinde, iptal etmek oldu!
Ardından Aliyev, Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi SOCAR’ın ikinci başkanlığına, (Yahudi asıllı eşi Zarife Aliyeva’dan doğan) oğlu İlham Aliyev’i getirdi. (Ne tesadüf; Ermenistan lideri Petrosyan’ın eşi de Yahudi’ydi! Savaşan iki ülkenin arasını bulmak isteyenler de Yahudi işadamlarıydı!)
Sonuçta… Azeri petrolü paylaşıldı: SOCAR (Azerbaycan) yüzde 20, BP (İngiltere) 17.12, Amoco (ABD) 17.01, Lukoil (Rusya) 10, Pennzoil (ABD)  9.82, Unocal (ABD) 9.52, Statoil (Norveç) 8.56, Mc Dermont (İskoçya) 2.45, Ramco (İskoçya) 2.08, TPAO (Türkiye) 1.75, Delte Nimir (Suudi Arabistan) 1.68…
“Asrın anlaşması” adı verilen bu ilk sözleşmeden sonra ardı ardına 29 ticari anlaşma daha imzalandı.
Yıllar sonra… İngiltere’nin etkili gazetelerinden Sunday Times, şu haberi yayınladı: “Azerbaycan’da 1993’teki Cumhurbaşkanı Elçibey’in devrildiği darbenin arkasında İngiliz petrol şirketi BP ve ABD petrol şirketi Amoco vardı.” (26.3.2000)
İngiliz gazete FETÖ’nün bu darbedeki rolünü atlamıştı! Örneğin şunu bilmiyor olamazlardı:
Cumhurbaşkanı Elçibey, İngilizce eğitim vereceği için Cemaat’in Azerbaycan’da okul açmasına izin vermedi. Aliyev ise cumhurbaşkanı olunca Cemaat, Azerbaycan’ın her ilinde okullar, dershaneler açtı!
Bu okullardan mezun olanlar bugün Azerbaycan’da ne yapıyor?.
Evet… Aliyev tarafından “devlet madalyası” ile ödüllendirilen FETÖ, bu ülkede bugün ne kadar güçlü?..

CIA ile ilişkisi deşifre olduğu için Azerbaycan’dan kaçıp Kanada’ya yerleşen Faruk Arslan Azerbaycan’daki amaçlarını “İlk Muhacirler” kitabında, “Yağmur Gözlüm” diye hitap ettiği Fetullah Gülen’in Azerbaycan’dan beklentisini yazdı:
“Yağmur Gözlümün, ‘Bir kuşak yetiştirmek en az 25 sene ister. Olmuyor, diye ümitsizliğe kapılmayın, sabırlı olun’ tavsiyesinden yola çıktık. Kısa süre içersinde ürün beklenmiyordu. Fakat çiçekler çok çabuk açacaktı…”
Azerbaycan’da çabucak açan çiçekleri bir Azeri gazeteci yazdı…
Adı, Agil Alesger…
“Terörün Gülen Yüzü” adlı kitabı Türkiye’de şu isimle çıktı:
“Sessiz İşgal/Azerbaycan’da FETÖ Örgütlenmesi” (Kırmızı Kedi)
Azerbaycan’daki FETÖ faaliyetlerini 2006’dan beri yazan gazeteci Alesger’in başına gelmeyen kalmadı. Cemaat, Türkiye’de yaptığı Tahşiye kumpasını Azerbaycan’a ulaştırıp Alesger’i tutuklatmak istedi! Ama o, geri adım atmadı; kitap yazdı.
Okuyunca anlıyorsunuz ki…
Cemaatin, 20 yılda Azerbaycan’da kontrol altına almadığı polis-asker-yargı-bürokrasi ve ticaret gibi kurum-alan kalmamıştı.
Örneğin, başta petrol, inşaat ve gıda olmak üzere ticarette büyük güç sahibi olmuşlardı. Kurdukları TÜSİAB (Türkiye Sanayici ve İşadamları Birliği) aracılığıyla Türkiye’den Azerbaycan’a gelecek işadamlarını bile tekellerine almışlardı. FETÖ’den vize almayan işadamı Azerbaycan’da iş yapamaz hale gelmişti.
Bugün… FETÖ şirketlerinin Azerbaycan’daki öz sermayesi yaklaşık 3 milyar dolar idi.
Alesger’in kitabında İhsan Kalkavan’dan Mübariz Mansimov’a kadar çok işadamının adı var!..

SOCAR’ın himayesinde

Sahi…
Dünyanın büyük petrol şirketlerinden Azerbaycan SOCAR, bu 20 Eylül 2016’da halka açılacaktı; ne oldu?
Bu halka arz Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. SOCAR, Türkiye’de faaliyetlerini 30 Aralık 2011 tarihinden itibaren SOCAR Turkey Enerji A.Ş. adıyla sürdürüyor.
Peki…
Azerbaycan’da parasal olarak çok büyüyen FETÖ ile petrol devi SOCAR arasında nasıl bir ilişki var?
Kısa bir süre önce… SOCAR Türkiye CEO’su Kenan Yavuz ve SOCAR Türkiye 1. Başkanı Samir Kerimli -FETÖ kapsamındaki soruşturmaların ardından- görevden alındı!
SOCAR 20 Eylül 2016’da Azerbaycan’da halka açılacaktı; fakat 20 Eylül 2016’da Türkiye’de PETKİM’e polis operasyonu yapıldı!
Biliyorsunuz… PETKİM, 30 Mayıs 2008’de gerçekleşen özelleştirme ihalesi sonucunda “blok satış” yöntemiyle 2 milyar 490 milyon dolar bedelle SOCAR’a verildi.
FETÖ kapsamında yapılan soruşturma sonucu; PETKİM Genel Müdürü Sadettin Korkut, SOCAR Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Azerbaycan uyruklu İlgaz Mehmetoğlu, Kurumsal İletişim Müdürü Memduh Taşlıcalı, İnsan Kaynakları Müdürü Azerbaycan uyruklu Rakif Farajov, Satın Alma Yöneticisi Selim Bal, Satış Yöneticisi İbrahim Aydın gibi isimler tutuklandı!
Türkiye’de bulunanlar açığa çıkarılıyor; Azerbaycan SOCAR’daki FETÖ gücü bilinmiyor!
Bilinen Cemaatin Azerbaycan’da beyin merkezi olan Kafkas Üniversitesi’nin SOCAR’ın himayesinde olduğudur. Keza…
Cemaat okulları da SOCAR himayesine alındı!
Gazeteci Alesger’in kitabından öğreniyoruz ki; FETÖ’nün Azerbaycan’daki tüm kurumları isim değiştirerek görevlerini sürdürüyor. Eskiden “Çağ” idi, şimdi ismini değişip “İstek” oldu! Gülen’in onursal başkan olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın Azerbaycan bölümü Diyalog Avrasya Platformu hâlâ aktif çalışıyor. Vs.
FETÖ’yü Azerbaycan’da kimler koruyor?
Bu koruma-saklama işinin “mimarı” olduğu iddia edilen SOCAR Başkan Yardımcısı Halik Memmedov kimin emriyle hareket ediyor? (Halik Memmedov’un oğlu Kenan Memmedov SOCAR`ın Türkiye temsilcisi; ve PETKİM Yönetim Kurulu Üyesi!)

Gülen’in ses kaydı

“Azerbaycan İmamı” Enver Özeren, Azerbaycan’daki organizasyonları hakkında Fetullah Gülen’e yazdığı mektupta şöyle diyordu:
“Muhterem Fetullah Gülen Hocaefendi… Hizmet harekatımızın Azerbaycan’daki durumuyla ilgili olarak kendi kanılarımı ilginize sunmak istiyorum. Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı’ndaki dostumuzun girişimleri ve destekleri sayesinde İçişleri, Adalet, Maliye, Olağanüstü Durumlar ve Eğitim Bakanlığı’nda elemanlarımızın koltuk sahibi olmaları dilediğimiz istikamette ilerleme kaydetmiştir.
Özellikle Azerbaycan Gençlik Örgütü’ne çok sayıda genç Hizmet hareketi mensubunun alınması faaliyetimiz açısından fevkalade öneme haizdir. Şöyle ki, Azerbaycan’da önemli devlet görevlerine genç elemanlar bu örgütten seçilerek atanıyor…”
Türkiye, FETÖ konusunda Azerbaycan’a baskı yapınca Cemaat’in kendini nasıl sakladığı da mektuptan anlaşılıyor:
“…Aynı zamanda tüm bakanlıklar ve devlet kademelerindeki adamlarımızı da mevcut durumun hassasiyetini anlatarak ihtiyati tedbirler almaları için uyarmış bulunuyoruz. Özellikle de Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı’ndaki arkadaşımıza daha dikkatli olunması ve ihtiyati tedbirlerin artırılmasıyla ilgili tavsiyenizi de ilettim…
Yurtdışındaki lobilerden Azerbaycan hükümetine yapılacak baskıların buradaki Hizmet askerlerinin yükünü bir hayli hafifleteceği kanısındayım. Cumhurbaşkanlığı’ndaki arkadaşımızın belirttiği üzere halihazırda Azerbaycan devletiyle ABD arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi yönünde lobi faaliyetleri hızlandırılmış durumdadır. ABD’deki arkadaşlarımızın bunu göz önünde bulundurarak faaliyet yürütmelerinin de faydalı olacağı kanısındayım…”
FETÖ’nün “Cumhurbaşkanlığı’ndaki arkadaşı”; Elnur Aslanov idi.
Cumhurbaşkanlığı Siyasi Tahlil ve Enformasyon Temini Şubesi Müdürü’ydü.
Ve… CIA elemanlarıyla mektuplaştığı da ortaya çıktı. Keza… “Gölge CIA” olarak nitelenen özel istihbarat kuruluşu Stratfor’la sıkı temasları da vardı.
FETÖ, CIA ve Stratfor Azerbaycan’da iç içeydi!
Toparlarsam:
Geçen yıl Azerbaycan’da Fetullah Gülen’in ses kaydı ortaya çıktı.
Gülen ses kaydında; Azerbaycan Savunma Bakanı’nı tebrik edip ilişkileri iyi tutma talimatı veriyordu…
Yani:
İlham Aliyev, ABD-İsrail gölgesinden çıkarsa başına ne geleceğini hesap ediyor mu? Türkiye’deki 15 Temmuz darbe girişiminden yeterli dersi çıkardı mı? Pek öyle gözükmüyor…

Soner Yalçın’ın Sözcü gazetesindeki:

Komşudaki FETÖ 27 Eylül 2016 http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/soner-yalcin/komsudaki-feto-1413314/

Hedefteki Cumhurbaşkanı. 28 Eylül 2016 http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/soner-yalcin/hedefteki-cumhurbaskani-1415445/

Petrol devindeki FETÖCÜLER 29 Eylül 2016 http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/soner-yalcin/petrol-devindeki-fetoculer-1417578/

yazılarından yorumsuz alıntıdır. Görüşler yazarına aittir. Bülent Pakman. Eylül 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets

WP_000151

Azerbaycan içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Mehmet Akif’ten Sultan 2. Abdülhamid’e salvolar

Kendilerine öyle telkin edildiği için hiç araştırmadan dincilerin  çok sevdikleri Mehmet Akif’in aynı dincilerin GATA’ya adını verdikleri rom içmesiyle tanınan Sultan 2. Abdülhamid hakkındaki şiirlerinden bir demet:

Ah o Yıldız’daki baykuş…
Nasihatim sana: Herzeyle iştigâli (zevzeklikle uğraşmayı) bırak;
Adamlığın yolu nerdense, bul da girmeye bak….
Adam değil misin, oğlum: Gönüllüsün semere;
Küfür savurma boyun kestiğin semercilere…
Düşürdün milletin en kahraman evlâdını ye’se…
Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun rûh-i İblis’e…
Kafes ardında hanımlar gibi saklıydı Hamid,…
Dedim ki: “Bunca zamandır nedir bu gizlenmek?
Biraz da meydana çıksan da hasbihâl etsek.
Adam mı, cin mi nesin? Yok ne bir gören; ne eden;
Ya çünkü saklanıyorsun bucak bucak bizden.
Değil mi saklanıyorsun, demek ki: Korkudasın;
Ya çünkü korkan adamlar, gerek ki saklansın.
Değil mi korkudasın var kabâhatin mutlak!”
Ah efendim, o herif yok mu, kızıl kâfırdi:…
Çünkü bir şey tanımaz, her ne desen münkirdi (inkar ederdi)
Ne edeb der, ne hayâ der, ne fâzîlet, ne vakar;
Geyirir leş gibi, mu´tâdı değil istiğfar: (özür dileme alışkanlığı yok)
Aksırır sonra, fütûr etmiyerek burnumuza…
Yutarız, çare ne, mümkün mü ilişmek domuza
Savurur balgamı ta alnımızın ortasına,
Tükürürmüş gibi taşlıktaki tükrük tasına!

Zaten Mehmet Akif’i bilenler, araştıranlar onun dinci falan olmadığını anlayabilirler. Aşağıdaki yazılarımızda örnekleri verilmiştir:

Mehmet Akif Mısır’a niye gitmiş?

Mehmet Akif’in Türkçe Kur’an meali

En belirgin örnek; belge, kaynak olmadan her önüne gelene iftira atan, rant için dinci görünen fesli bunağın ona “Serserinin teki” demiş olmasıdır.

Bülent Pakman Eylül 2016. İzin alınmadan, aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Twitter Widgets

Bakü Ofis 2011Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Osmanlı içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Bayram değil, seyran değil, Moody’s durup dururken Türkiye’nin kredi notunu neden çöp seviyesine düşürdü?

Önüne gelen böyle yazıyor, ya cari açıktaki kırılganlığı sebep gösteriyor ya da  Moody’s’e yüklenerek kararın siyasi olduğuna değiniyor. Moody’s yatırım yapan finansal kuruluşlara analiz hizmeti sunmakla iştigal eden bir kuruluş. 23 Eylül 2016 gecesi Türkiye’nin kredi notunu yatırım yapılamaz bir ülke seviyesine düşürdü.

Elbette ki cari açık, kapanması beceriksiz yönetimle mümkün olmayacak düzeyde ama Moody’s in söz konusu kararı da siyasi, zira dış borçlandırmanın özünde dış siyasi amaçlar yatıyor. Bunu daha iyi anlayabilmek için önce Cumhuriyetin borç tarihine kısaca göz atalım.

Kurtuluş savaşında Buhara Türkleri 100 bin altın rubleyi yardım olarak Sovyetler aracılıyla Ankara’ya göndermişler, Lenin Hükümeti bunun 18 binini yani % 18 kadarını “3 yılda” nakit olarak Türkiye’ye teslim etmiş, bir bölümünü Türkiye’ye verdiği silah ve cephaneye mahsup etmiş, kalan büyük bölümüne el koyarak kendi ihtiyaçlarına harcamıştır. Aynı dönemde Türk soylu Hindistan Müslümanlarından toplam 1 055 000 lira, Azerbaycan Hükümetinden de 500 kilo altın yardım gelmiştir. Atatürk bu yardımların “Yunanı yenecek ve İstanbul’u kurtaracak kadarını” Kurtuluş Savaşına harcamış, kalanını Cumhuriyet döneminde ülkenin onarımına, tarıma, sanayiye, İş Bankasının kuruluşuna kullanmıştır. 1934-35 de Osmanlı’dan miras kalan 700 bin altın Türk lirası dış borç ödenmiştir.

Atatürk döneminde 1930’da ABD’den 10 milyon dolar, 1934’de Sovyetlerden 8 milyon dolar, 1938’de İngiltere’den 16 milyon sterlin dış borç alınmıştır. Bunlar ve 1939’da alınanlar 1946 yılına kadar geri ödenerek “kapatılmış”, Osmanlı’dan miras kalan borçların taksitlerinin ödenmesine devam edilmiştir.

“2. Dünya savaşı buhran dönemine rağmen sıfır dış borçla” gelinen 1946 yılında ve sonrasında Stalin Rusyasının tehditleri yüzünden tamamen askeri amaçlı alınan dış borç stoku 775 milyon lira 1950 de Demokrat Parti hükümetine devredilmiştir.

Dış güçler Demokrat Partinin iktidara gelmesiyle Türkiye Cumhuriyetini borç tuzağına düşürme fırsatını yakalamışlardır. Böylece Demokrat Parti döneminde dış borçlar daha önce görülmemiş bir hızla artmaya başlamıştır.

Son olarak AKP iktidarı 129.6 milyar $ olarak devraldığı toplam dış borcu % 312 artışla 2016 Haziran sonunda 405.2 milyar $’a çıkarmıştır.

Dış güçler AKP iktidarını sıcak para ve borçla ayakta tutmuşlardır. Borçları ve borç faizlerini ödemek için AKP devletin elinde ne var ne yoksa satmaya başlamıştır. Satıp savma da yeterli olmamış, ülkeye giren para çıkandan az olunca döviz eksiği cari açık dış borçla ve sıcak parayla kapatılmaya çalışılmıştır. Son açıklanan verilere göre 2016 Temmuz ayı cari açığı 2.6 milyar $ dır. Devlet yatırımları kaynak olmadığı için yapılamıyor, piyasa Hazine gelir garantili Yap İşlet Devlet projeleri ile, düşük kredi faizli konut inşaatlarıyla sürdürülmeye çalışılıyor. Bu arada Türkiye büyümek zorunda.

Uzun lafın kısası Türkiye sonunda emperyalizmin kucağına oturmuş ve onlar ne derse yapmaya mecbur bırakılmıştır. ABD’nin Truva atı Feto’ya yıllarca ne istediyse verilmiş, BOP’unAtatürk ilkelerinden vazgeçilmiş, eğitimde geriye gidilmiş, NATO’nun orada ne işi var denilen Libya’ya karşı NATO koalisyonuna katılınmış, Kuzey Irak Kürdistanı tanınmış, bölücülerle masaya oturulmuş, Kuzey Suriye’deki kırmızı çizgiler unutulmuştur. Göçmenlerin Batıya geçmesine artık izin verilmemekte, statüsü dondurulmuş Ege adalarına Yunan bayrağı çekilmesine ses çıkarılamamaktadır. Ege kıta sahanlığı iddiası artık bahis konusu bile edilmiyor. Kıbrıs verilmek üzere. Son olarak Türk ordusunu Suriye’ye girmeye, IŞİD’e saldırmaya zorlayan ABD orada TSK eliyle PYD’nin önünü açmaya çalışmaktadır.

Dönelim ekonomide bu aşamada ne değişti ki, neden Moody’s bu zamanda böyle bir karar aldı sorusuna. Bu soruya Erdoğan neden ABD’ye gitti sorusuyla cevap verelim. Erdoğan ABD’ye elbette ki BM’in boş koltuklarına söylev vermeye gitmedi. BM’de kendisini kimsenin dinlemeyeceğini gayet iyi biliyordu. ABD’ye gidiş sebebi kendisine biraz daha nefes aldırmalarının sağlanmasıydı. Girdiği Suriye batağında ABD ile anlaşma zemini aradı. O yüzden kalabalık bir heyetle gitti. Görüşmeler yaptı. New York’da ikisi de Yahudi olan Henry Kissinger ve James Rothschild ile toplantıya girdi. Toplantıyı Michael Bloomberg ayarladı. Moody’s bu görüşmelerin sonucunu bekledi ve değişen bir şey olmadığını gördü, Erdoğan ABD’den ayrılırken kararını açıkladı.

ABD’nin BOP çerçevesinde Türkiye’nin Güneyinde Kürdistan kurulması projesi adım adım gerçekleşiyor. Ardından yerinde yönetim kamuflajıyla, eyaletlerle Güney Doğu Anadolu dahil olmak üzere Türk-Kürt federasyonu tuzağı gelecek. Onun da ardından bölünme ve Büyük Kürdistan.

Bunlar için Erdoğan’ın yerinde kalması gerekiyorsa hiç merak etmesin onu sağlarlar ama ikide bir masa altından beyzbol sopası göstererek. Erdoğan’ı gözden çıkarıldılarsa sıcak para musluklarını kestirmeleri yeterli. Yapma muhalefet liderleriyle siyasi alternatiflerin özellikle oldurulmadığı, Atatürk ilkelerinin rafa kaldırıldığı, ordunun zayıflatıldığı mevcut ortama ekonomik çöküntünün yaratacağı kaos da eklenince Erdoğan olsa da olmasa da zaten Kürt kalkışmasına ve ayrılmaya engel olunamayacaktır.

Haçlı emperyalizminin Lozan’da kararlaştırdığı dış borç tuzağına girmenin bedelidir bu durum. Hatırlayalım Lord Curzon, Lozan’da İsmet İnönü’ye ne demişti: “Siz reddediyorsunuz ama bunları karşınıza çıkaracağım.” Yani diyordu ki bu geçici bir olaydır. Bir gün gelecek bizim istediklerimizi yapacaksınız. İnönü’ye neden Menderes’in aksine dış borca girmediği sorulunca bu olayı anlatırdı. Maruz kaldığı tehditin arka planını anlamıştı. Türkiye’nin eninde sonunda ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalacağından eminlerdi.

97 yıl önce de Türk milletini aynı duruma düşürenler o zaman hiç hesap etmedikleri Mustafa Kemal Atatürk deneyimini yaşadıklarından onu kötüleyerek, gözden düşürmeden, devreden çıkarmadan başarılı olamayacaklarını biliyorlardı. Bunu da dinciler ve içerdeki hainler kanalıyla yaptılar ve yapmayı sürdürüyorlar.

Bülent Pakman. Eylül 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets

IMG_2654Bülent Pakman kimdir  https://bpakman.wordpress.com

Türk siyaseti, Uncategorized içinde yayınlandı | Tagged , | Yorum bırakın

Çözüm süreci – eyaletler

Giriş

Çözüm Süreci AKP iktidarının, Türkiye’de 1984 yılından beri devam eden PKK terörünü sonlandırmak için başlattığı, bir kaç yıl sürdürdüğü, anlaşmaya varıldığı halde kendisine oy kaybettirdiği için şimdilik bir kenara koyduğu ancak ilerde bir şekilde tekrar ele almak zorunda kalacağı prosesdir. Bu yazıda, sürecin önemli kilometre taşlarının kronolojik sıralanmasını takiben geleceği irdelenmektedir.

2008 Eylül – Görüşmeler başlıyor

AKP iktidarı, zamanın MİT Müsteşarı Emre Taner ve yardımcısı Afet Güneş’i görevlendirerek, gizlice Oslo’da ayrılıkçı/bölücü/hain terör örgütü ile masaya oturup çözüm sürecini başlattı. Norveç ve İngiltere’nin görüşmelere gözlemci olarak katıldığı iddialar arasında. Gizli görüşmeler 2009-2011 arasında Oslo yanında İmralı’da da sürdürüldü.  2010’da görüşmeleri Emre Taner yerine MİT Müsteşarlığına getirilen Hakan Fidan devraldı. 2012’den itibaren gizlilik ortadan kalktı.

2009 Mart – Çok iyi şeyler olacak

Kürt sorunuyla ilgili önümüzdeki günlerde çok iyi şeyler olacak“. Zamanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül.

2009 Nisan – Ateşkes

PKK görüşmelerde varılan anlaşma uyarınca ateşkes kararı aldı.

2009 Ekim – Habur Olayı

Çözüm Süreci çerçevesinde AKP İktidarı-PKK arasında varılan anlaşma gereği, 34 PKK’lı teröristten oluşan kafile PKK üniformalarıyla, büyük tantana ile Kuzey Irak’tan gelip Habur sınır kapısından Türkiye’ye girdiler. Habur’da kurulan seyyar mahkemeye çıkarıldılar, “pişman değiliz” dedikleri halde Pişmanlık Yasasından faydalandırılıp serbest bırakıldılar. Ülke çapında tepkiler üzerine bu uygulamanın devamı gelmedi.

2010 Ağustos – Görüşmeler inkar ediliyor

Bugüne kadar AKP iktidarı olarak terör örgütüyle hiçbir zaman masaya oturmadık, hiçbir zaman da oturmayacağız. Bizim felsefemizde, anlayışımızda böyle bir şey olamaz. Bizim bunlarla masaya oturduğumuzu söyleme şerefsizliğini yapanlar bu alçakça iftirada bulunanlar, bunun hesabını her yerde vereceklerdir… bu iddianızı ispatla siz mükellefsiniz siz … Eğer ispatlamazsanız müfterisiniz …” Zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan 21 Ağustos 2010

2011 Haziran – Görüşmeler sonunda üzerinde anlaşmaya varılan 9 maddelik mutabakat metni

* Taraflar, süregelen Oslo ve İmralı süreci bağlamında, Kürt sorununun çözümü konusundaki kararlılıklarını koruduklarını bir kez daha belirtmişlerdir.
* Taraflar, bu güne kadar Oslo ve İmralı süreçlerinde vurgulanan Kürt sorununun kalıcı çözümüne yönelik temasların sürdürülmesi ve yürütülecek çalışmaların Anayasal ve yasal çerçevede sonuçlandırılmasının esas alınmasının gerekliliği konusunda varılan mutabakatları teyit ederler.
* Taraflar, 10 Mayıs 2011 de İmralı’da yapılan görüşmede Sayın Öcalan tarafından sunulan, ‘Türkiye’de Temel Toplumsal Sorunların Demokratik Çözüm İlkeleri Taslağı’, ‘Türkiye’de Devlet ve Toplum İlişkilerinde Adil Barış İlkeleri Taslağı’ ve ‘Kürt Sorununun Demokratik Çözüm ve Adil Barışı İçin Eylem Planı Öneri Taslağı’ adı altındaki taslaklar konusunda, en geç Haziranın ilk haftasına kadar görüş ve önerilerini sunarlar. Kürt tarafı, sözü edilen taslakları memnuniyetle karşılar, prensip ve ilkesel olarak kabul eder.
* Taraflar, aynı süre içinde yukarıda adı geçen taslaklarda zikredilen Anayasa Konseyi, Barış Konseyi, Hakikat ve Adalet Komisyonu için isim düzeyinde çalışma yaparlar ve netleştirdikleri isim önerilerini sunarlar.
* Türk tarafı, seçimlerden sonra en kısa zamanda örgütü temsilen iki kişinin sayın Öcalan’ı ziyaret etmesi, yukarıda adı geçen konsey ve komisyonlar kurulduktan sonra, birer alt komisyonlarının da sayın Öcalan’la ilişkilendirilmesini taahhüt eder.
* Kürt halkının siyasi ve legal temsilcileri, basın yayın organları ve çalışanlarına yönelik uygulanan baskı, tutuklama ve çalışmalarını engelleme vb. yönelimlere son verilmesi ve KCK adı altında gerçekleşen siyasi operasyonlarda tutuklananların serbest bırakılması, sürecin yumuşatılması ve çözüm yönünde ilerlemesi için önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede Türk tarafı ilk adım olarak Nevruz ve sonrasında tutuklanan Kürt siyasetçileri bırakmayı taahhüt eder.
* Taraflar, seçimlerin güvenli bir ortamda geçmesi ve ortamın normalleşmesi için, en üst düzeyde kamuoyuna açık çağrı yapacaklardır.
* Kürt sorununun nihai çözümünün, ancak çatışmasızlık zemininde gerçekleşebileceğinden hareketle tüm askeri, siyasi ve diplomatik operasyonların ve eylemlerin durdurulması ve uygun tedbirlerin karşılıklı geliştirilmesi esastır. Bu çerçevede taraflar, 15 Haziran 2011’e kadar her türlü operasyon ve askeri eylemlerini durdururlar.
 * Taraflar, müzakereleri derinleştirmek üzere hazırlıklarını yaparak 2011 Haziran ayının ikinci yarısında bir araya gelmeyi kararlaştırmışlardır.”

2011 Temmuz – Ateşkes sona eriyor

12 Haziran 2011 seçimlerinden  güçlü çıkan AKP Haziran ayının 2. yarısında yeni görüşmelere yanaşmayınca KCK Yürütme Konseyi AKP Hükümetinin izlediği “inkar-imha” politikaları nedeniyle eylemsizlik kararını kaldırdığını duyurarak ateşkesin sona ermesinden AKP’yi sorumlu tuttu. 14 Temmuz 2011 de PKK tekrar saldırılara başladı.

2012 Şubat – Gizli görüşme soruşturması

MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Eski MİT Müsteşarı Emre Taner ve Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş, “şüpheli” sıfatıyla İstanbul Özel Yetkili Savcı Sadrettin Sarıkaya tarafından:
– MİT ile PKK arasında devletin bilgisi olmadan bir takım taahhütlerde bulunulduğu,
– MİT’in önceden bilmesine rağmen PKK’nın eylemlerine engel olmadığı,
– MİT heyetinin istihbarat toplama ve bilgi edinme görevinin dışında örgütün yönetilmesine aracılık ettiğini ve örgütün yönetilmesine olanak sağladığı,
– PKK’nın şehir yapılanması olarak bilinen KCK yapılanmasının MİT heyetinin gözetiminde tamamlandığı,
– MİT’in gerek doğrudan temaslarında gerekse örgüt içindeki ajanları aracılığıyla elde ettiği saldırı ve eylem talimatlarının önlenmesi ve engellenmesine yönelik harekete geçmediği,
– MİT’in, eylem talimatlarını yerine getirecek olan Kandil ve kırsal kadrolara iletilmesine aracı olduğu,
– MİT’in istihbarat toplama vazifesini aştığı,
– Yeni Anayasa’da Özerk Kürdistan’a imkan tanınması, Öcalan’ın önce ev hapsine alınması ardından özgürlüğüne kavuşması, PKK’nın özerk Kürdistan’da polis gücü olarak kullanılması, Birleşmiş Milletler veya NATO’nun bölgeye müdahalesini de içeren mutabakat metinlerinin oluşturulduğu,
– Avukatların, Öcalan’ın kaleme aldığı mektupları cezaevinden  çıkaramadığı, dolayısıyla terör örgütünün Avrupa ve kırsal kadrolarına iletimediği için bunu MİT heyeti üstünden sağladığı,
– MİT’in Öcalan’ın 6 Temmuz 2011’deki “KCK Yürütme Konseyi Başkanlığına” başlıklı el yazısı mektubu da Avrupa kadrolarına ulaştırdığı,
– Öcalan’ın birçok defa MİT heyetiyle görüştüğünü, mektup trafiği yaşandığı,
– 2011’de Norveç’in başkenti Oslo’da MİT ile PKK arasında yapıldığı öne sürülen toplantıda 9 maddelik bir mutabakat metni kabul edildiği,
v.b. gerekçeleriyle 7 Şubat 2012’de ifadeye çağrıldılar.

Türkiye Gazetesine göre; MİT Müsteşarı Hakan Fidan ifadeye çağrıldığında ameliyata alınmakta olan zamanın Başbakanı Tayyip Erdoğan’a ulaşamayınca zamanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü aradı, Gül “İfadenizi verin, problem çıkmaz” dedi. Olayın gerçekleştiği sırada narkozlu ve ameliyatta olması beklenen Erdoğan ameliyat saati değiştirilince talimattan haberdar oldu ve Fidan’ı telefonla arayarak “Gitme” dedi. Erdoğan, Fidan’la bu görüşmesi sonrası derhal AKP grubuna hasta yatağından talimat verdi. Hemen yasa değişikliği teklifi hazırlandı. Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 26. maddesinde jet hızıyla değişiklik yapılarak MİT mensuplarının veya özel bir görevi ifa etmek üzere Başbakan tarafından görevlendirilen kişilerin, görevin niteliğinden doğan ve görevi ifa sırasında işledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlandı. Eski/yeni MİT’çiler bu sayede ifade vermeye gitmekten kurtarıldıları için soruşturmanın ucunun Başbakan’a erişmesi de önlenmiş oldu.

2012 Haziran – Oslo görüşmelerinin itirafı

Eğer olay bazı gastelerde çıktığı gibi yok Oslo’da şu olmuş, bu olmuş vesaire bunlarsa bir defa benim müsteşarım, yanında giden arkadaşları kimseye böyle bir taviz vermek yazı vermek…orada konuşulanları yazılı ifadeleri … kalkıp da müsteşarıma yıkmaya kalkarsanız … benim müsteşarım adaya bile gittiği zaman bir şey için gidiyor… sadece Fidan döneminde değil ben ilk defa Emre bey ile bu süreci başlattım o da gitti geldi, Emre bey de hatta aynı şekilde yardımcıları olan hanfendi de bu süreci beraber yaşadılar…bir başbakan olarak direkt bana bağlı olan müsteşarıma ben sahip çıkmazsam, çünkü ona talimatı veren benim. Ha! Eğer alacaksanız o zaman beni alın. Onu değil. Çünkü talimatı veren benim. Talimat verilen alınmaz” Zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan. 6 Haziran 2012

2012 Aralık – İmralı görüşmelerinin itirafı

16 Aralık 2012’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan İmralı adasına giderek Öcalan’la görüştü. Ardından 28 Aralık 2012’de zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan  bunu TRT canlı yayınında açıkladı: “Ben risk alıyorum, müsteşarım risk alıyor…Görüştükleri kişiler malum… onların eli ayağı durumu olan devletteki ajanları, temsilcileri vardır ve bunları yapar. Ada ile de görüşür adanın kanaatlerini, düşüncelerini arar, sorgular … Adayla görüşmeler halen var. Çünkü netice almamız lazım. 

2013 Ocak – PKK’ya operasyon yok

Ha biz onlara neyi garanti edebiliriz. Daha önceki çıkışlarda bazı operasyonlar yapıldı. Silah bırakarak yapacakları çıkışlarda bu tür şeylere müsaade etmeyiz“. Zamanın Başbakanı Erdoğan’dan 10 Ocak 2013’de PKK’nın Türkiye’den silahsız çekilmesi halinde operasyon yapılmayacağı garantisi.

2013 Mart – PKK çekilecek

Bölücübaşının  21 Mart 2013’te silahlı mücadeleye son verildiğini deklare etmesi üzerine PKK bütün silahlı güçlerini Türkiye topraklarından Kuzey Irak’a çekeceğini duyurdu. Hükümet de buna karşılık anayasal değişiklikler ile ilgili çalışmaların da çekilme kararıyla birlikte başladığını bildirdi.

2013 Nisan – Akil insanlar

AKP iktidarı çözüm sürecini halka anlatmaları ve teşvik etmeleri için aşağıdaki isimlerden oluşan Akil İnsanlar Heyeti teşkil etti:
Rifat Hisarcıklıoğlu, Can Paker, Tarhan Erdem, Yılmaz Ensaroğlu, Ahmet Taşgetiren, Deniz Ülke Arıboğan, Yusuf Şevki Hakyemez, Lale Mansur, Sibel Eraslan, Avni Özgürel, Kezban Hatemi, Beril Dedeoğlu, Mithat Sancar, Vedat Bilgin, Tarık Çelenk, Ayhan Ogan, Arzuhan Doğan Yalçındağ, Mehmet Emin Ekmen, Cemal Uşşak, Levent Korkut, Fatma Benli, Kadir İnanır, Mahmut Arslan (Hak-İş), Erol Ekici (DİSK – kabul etmedi), Murat Belge, Celalettin Can, Mustafa Armağan, Şemsi Bayraktar (TZOB), Nihal Bengisu Karaca Abdurrahman Dilipak, Hilal Kaplan, Fazıl Hüsnü Erdem, Vahap Coşkun, Ali Bayramoğlu, Kürşat Bumin, Şükrü Karatepe, İzzettin Doğan, Hasan Karakaya, Yılmaz Erdoğan, Doğu Ergil, Ahmet Gündoğdu, Oral Çalışlar, Muhsin Kızılkaya, Abdurrahman Kurt, Fuat Keyman, Etyen Mahçupyan, Erol Göka, Hayrettin Karaman, Orhan Gencebay, Öztürk Türkdoğan (İHD), Zübeyde Teker, Fehmi Koru, Lami Özgen (KESK), Mustafa Kumlu (Türk-İş), Hülya Koçyiğit, Yıldıray Oğur, Hüseyin Yayman, Mehmet Uçum, Baskın Oran, Ahmet Faruk Ünsal (Mazlum Der), Fadime Özkan, Yücel Sayman, Bendevi Palandöken (TESK). Önceden teklif alıp kabul etmeyenler: Mehmet Barlas, Taha Akyol, Vedat Ahsen Coşar, Hülya Avşar ve Sezen Aksu.

2013 Nisan – Operasyonlar için yasal düzenleme

İl İdaresi Kanunu’nda yapılan düzenlemeyle  valilerin iznini almadan askerlerin operasyon yapmaları engellendi.

2014 Temmuz – PKK ile Görüşmeler için Yasal Düzenleme

Çözüm yasası olarak bilinen “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” 16 Temmuz 2014’te Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Böylece yurt içindeki ve yurt dışındaki PKK’lı kişi ve kuruluşlarla temas, diyalog, görüşme ve benzeri çalışmalar yapılması ve bu çalışmaları gerçekleştirecek kişi, kurum veya kuruluşların görevlendirilmesi, silah bırakan PKK mensuplarının eve dönüşleri ile sosyal yaşama katılım ve uyumlarının temini için gerekli tedbirlerin alınması yasal statü içerisine alınmış oldu.

2014 Eylül – Bölücübaşının yol haritasının kabulü

MİT Müsteşarı Hakan Fidan, İmralı Adası’na giderek Öcalan’la çözüm süreci yol haritasında mutabakata vardı. HDP’li Önder ve Buldan yol haritasını Kandil’e götürdüler.

2014 Ekim – Süreç sekteye uğruyor

PKK, IŞİD’e Türkiye’nin destek verdiği ve Meclisten Suriye tezkeresinin geçtiği gerekçeleriyle Türkiye’den çektikleri bütün birlikleri geri gönderdiklerini açıkladı ve saldırılara tekrar başladı.

2015 Şubat – Dolmabahçe Protokolu

Çözüm sürecine ilişkin olarak İstanbul Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisinde Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu ile HDP’den İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan ve İdris Baluken arasında görüşme gerçekleştirildi.

Dolmabahçe Protokolu

Dolmabahçe’de HDP-AKP Anlaşma Töreni

Görüşme sonrasında yapılan  açıklamalar:
Yalçın Akdoğan: “Çözüm sürecinde önemli bir aşamaya gelmiş bulunuyoruz. HDP heyeti dün İmralı’ya giderek görüşme gerçekleştirdi. Aslında gök kubbe altında konuşulmadık bir şey kalmadı. Milletimizin hayır duası ve desteğiyle süreci nihai sonuca ulaştırmakta kararlıyız. Yeni anayasayı birçok köklü ve kronik sorunun çözümünde önemli bir fırsat olarak görüyoruz. Sürecin ete kemiğe bürünmesi, somut gelişmelerin yaşanması önemlidir.
Sırrı Süreyya Önder ise Abdullah Öcalan’ın “Silahlı mücadeleyi bırakma temelinde stratejik ve tarihi kararı vermek için PKK’yi bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya davet ediyorum” çağrısını okuduktan sonra Öcalan’ın silah bırakma çağrısı yapmak için ön şart olarak ortaya koyduğu ve Hükümetin bu toplantıda açıklanmasını kabul ettiği 10 maddeyi okudu:
1. Demokratik siyaset tanımı ve içeriği
2. Demokratik çözümün ulusal ve yerel boyutlarının tanımlanması
3. Özgür Vatandaşlığın, yasal ve demokratik güvenceleri
4. Demokratik siyasetin devlet ve toplumla ilişkisi ve bunun kurumsallaşmasına dönük başlıklar
5. Çözüm sürecinin sosyo-ekonomik boyutları
6. Çözüm sürecinde demokrasi güvenlik ilişkisinin kamu düzenini ve özgürlükleri koruyacak şekilde ele alınması
7. Kadın, kültür ve ekolojik sorunların yasal çözümleri ve güvenceleri
8. Kimlik kavramı, tanımı ve tanınmasına dönük çoğulcu demokratik anlayışın geliştirilmesi
9. Demokratik cumhuriyet, ortak vatan ve milletin demokratik ölçütlerle tanımlanması, çoğulcu demokratik sistem içerisinde yasal ve Anayasal güvencelere kavuşturulması
10. Bütün bu demokratik hamle ve dönüşümleri içselleştirmeyi hedefleyen yeni bir anayasa.

Medyada atılan başlıkların aksine Dolmabahçe’de ortada imzalanmış, deklare edilmiş protokol olmadığı gibi ayrı yapılan açıklamalarda da ortak ifadeler yoktu. Bunlara bakıldığında aslında toplantının anlaşmazlıkla sonuçlandığı ancak yaklaşan seçimler düşünülerek ortam gerilmesin diye durumun idare edilmeye çalışıldığı anlaşılmaktaydı.  Nitekim bir taraftan Recep Tayyip Erdoğan 22 Mart 2015’de: “Bir metin okunmadı, iki metin okundu. Onların okuduğu metinle Yalçın Bey’in okuduğu metin birbirinden tamamen ayrı. Aynı metin değildi dikkat ederseniz. Ben oradaki toplantıyı da doğru bulmuyorum… Açıklanan 10 maddelik metne gelince… Bu metnin demokrasi adına neresini kabul edeceğim?” derken diğer taraftan HDP ve PKK’dan da konuların sürüncemede kaldığı şeklinde şikayetler gelmişti.

2015 Haziran – Genel Seçim

7 Haziran 2015 Seçim sonuçları AKP’nin 13 yıllık tarihinde ilk kez tek başına hükümet kurmasına izin vermeyen bir tablo çıkardı. Bunun en büyük nedeni Çözüm Süreciydi.
* Erdoğan’ın çözüm sürecinde tıkanmaya ve Kürt sorununa ilişkin geleneksel AKP çizgisinden sapmaya işaret eden söyleminin ve Uludere, Kobani meselelerindeki tavrının Kürt seçmen için barajı aşma şansı yüksek görülen HDP’yi cazip bir adres haline getirerek AKP’nin Diyarbakır, Van, Şanlıurfa, Mardin gibi kentlerde % 10-15 arasında oy kaybetmesi,
* Sadece Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da değil, büyük kentlerde ciddi bir oy potansiyeline sahip Kürt seçmenin de AKP’den uzaklaşması,
* AKP’nin diğer yandan çözüm sürecini başlatıp yürüten bir parti olarak Orta Anadolu ve Karadeniz bölgesindeki milliyetçi muhafazakar kalelerinde ağır darbeler yemesi, Erzurum, Kayseri, Gaziantep, Bursa, Trabzon, Samsun, Sivas, Yozgat gibi kentlerde muhafazakar seçmenin MHP’ye yönelmesiyle AKP’nin oy kaybının % 9 -15 olması,
* HDP’nin meclisteki grubunun sayısının artması halinde barış sürecinin güçleneceğine ilişkin beklenti.
Bunlar Çözüm Süreci’nin Recep Tayyip Erdoğan nezdinde gözden düşmesine neden oldu.
Bölücübaşının 10 maddelik şartlarının kabul edilmeyeceğinin kesinleşmesine PKK baraj yapımlarını bahane göstererek 20 Temmuz 2015 de Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde 2 polis memurunu başlarından vurup öldürerek tepki gösterdi. Böylece AKP-PKK arasındaki çözüm süreci gündemden kalktı.

2015 Ağustos – Çözüm sürecinin ülkeye verdiği zararın itirafı

Halkın şöyle söylediğini biliyorum, ‘Üzerinde silah olan PKK’lı teröristler karakolun önünden geçiyorlar, onlara el sallıyorlardı. Asker de onlara hiçbir şey yapmıyordu.’ Durum biraz böyleydi…Meğer onlar alay ediyorlarmış. Yani el sallarken, ‘Biz buradayız bak, sen de bize karışamıyorsun.’…onlar bunu yeniden güçlenmek, silahlanmak, serhildan için fırsat kollamak, devrimci halk ayaklanması için uygun ortamı bulmak amacıyla sinsi bir biçimde kullandılar… onlar bu süreci tamamen ileriye bir hazırlık ve hükümeti en zayıf anında vurmak üzere bir operasyon olarak düşündüler”. Bülent Arınç 2 Ağustos 2015

Çözüm süreci PKK’ya silah stoklama imkanı verdi itirafı

Çözüm Süreci bunlar tarafından bir ihanetle değerlendirildi.  Çözüm sürecini bunlar adeta Güney Doğu’da kısmen Doğu’da kendileri için silah stoklama süreci olarak değerlendirdiler ve çok ciddi bir silah stoklaması yaptılar. Burada bu süreç içinde güvenlik güçlerimiz, tabi ‘herhangi bir çatışmaya, şuna buna girmeyelim’ dediler ama daha sonra anladık ki bunlar bunu yaptılar.” Recep Tayyip Erdoğan 7 Ağustos 2015

Çözüm sürecinin buzdolabına havale ilanı

Terör örgütleri ülkemiz için tehdit olmaktan çıkarılana kadar, devletimize ve milletimize doğrultulan silahlar bırakılıp, gömülünceye kadar … üzerine beton dökülene kadar, sınırlarımız içinde tek bir terörist kalmayana kadar mücadelemize devam edeceğiz… bunlar ne yazık ki, çözüm sürecini filan anlamadılar, anlamak istemediler. Öyleyse, şu anda bu buzdolabındadır.” Recep Tayyip Erdoğan 11 Ağustos 2015.

2015 Kasım – Erken Seçim

7 Haziran seçimlerinde Çözüm Süreci HDP’ye ve MHP’ye yaramış, AKP oy kaybetmişti. 1 Kasım 2015 seçimlerinde ise tersi oldu. Seçmenin ekonomik ve siyasi istikrar endişelerine ilave olarak Çözüm Sürecini ortadan kaldırılmış olarak algılaması, terörün ve silahlı çatışmaların tekrar başlaması AKP’ye yaradı,  MHP ve HDP’ye oy kaybettirdi.  Çatışma süreci nedeniyle tepkili dindar, muhafazakar Kürt seçmenleri PKK ile arasına mesafe koymadığı için HDP’ye oy vermediler. İki seçim arasında hükümetin PKK’ya karşı operasyonlara başlaması, terör eylemleri, şehitler ve sivil halkın can kaybı bir önceki seçimde MHP’ye oy veren bazı seçmenlerin bu seçimde AKP’ye oy vermelerine yol açtı.

2016 Mart – PKK’nın üzerine gitmeyin talimatı itirafı

Çözüm Süreci içinde valilerimiz kendilerine verdiğimiz talimatlar gereği ciddi manada bu terör örgütlerine karşı şu andaki operasyonlarına girmiyorlardı  bazı bizim tavsiyelerimiz olmuştu,.. üzerlerine gitmeyin’ vesaire diye… o süreç içinde ülkemize ciddi manada bir silah girişi oldu… Bu süreç içinde hazırlık safhasına girdiler. Çok ciddi bir silah stoklaması yaptılar. Sözde mezarlıklar kurdular … aslında çok manidardır, içinde ibadethane diye kurulan yerler aslında ibadethane değil… kabir diye kurulan yerlerin de bir kısmının içinde yine bu tür silahlar söz konusu.Recep Tayyip Erdoğan 20 Mart 2016

2016 Eylül – Nokta konuluyor

Çözüm mözüm yok kardeşim… o fırsatı kaçırdılar.Binali Yıldırım 2 Eylül 2016.

………………..

Buraya kadar kaynaklardan alıntılarla çözüm süreci öyküsü kronolojik olarak  yorumsuz verilmiştir. Sıra geldi analizlere:

Dünya dönüyor

Her zaman olduğu gibi Çözüm Sürecinde de yine 180 derece dönüşlerin, önce A dediğine sonra Z demelerin gırla gittiği görülüyor.
*Saygıdeğer Hocaefendi Türkiye’ye gel hasret bitsin” ⇒ “Ey Amerika FEtullahTerörÖrgütü başını Türkiye’ye iade et“,
*Rus uçağının düşürülmesini emrini ben verdim“⇒ “Fetocu Pilot kendisi düşürmüş“,
*Özür dileyecek biri varsa ben değilim Rusya’dır” ⇒ “…diyorum ki özür dilerim (и говорю: извините – i gavaryu izvinite)”
dönüşümlerinin  benzer versiyonu Çözüm Sürecinde de yaşanmıştır.

Bundan sonra ne olacak?

Kime nasıl güveneceğiz? Elbette ki bugüne kadar beceriksiz politikalarıyla herşeyi yüzlerine gözlerine bulaştıranlara, ülkeyi yönetemeyenlere güvenmeyeceğiz. Herşeyin bir anda tekrar tersine dönmesi beklenmelidir. Ekonomik ve siyasi bağımlılık nedenleri yüzünden çözüm süreci bir başka ad ve görüntüyle halka er geç yutturulmak zorunda. Zaten Recep Tayyip Erdoğan’ın yukarıda verilen ifadesiyle çözüm süreci buzdolabına kaldırıldıysa bu lağvedilmedi anlamına geliyor.  Zamanı gelince dolaptan çıkarılacak. Ne zaman? Bu soruya cevap vermek için önce çözüm sürecinin ne şekilde geri geleceğini tahmin etmek gerekiyor, o da Emekli Tümgeneral Adnan Tanrıverdi’nin Ocak 2015 konuşmasında: “Devletin kurumlarında ve uluslararası ilişkilerde resmi dil Türkçe olmalı. Ancak Kürtlerin ve diğer etnik grupların kendi dillerini konuşma, geliştirme ve kendi dilinde eğitim yapma imkanı anayasa ile koruma altına alınmalıdır. Kürtçe dilinin geliştirilmesi, devletin kültür programlarında yer almalıdır. Devletin resmi okullarında isteyen Kürt vatandaşlarımıza kendi dilinde eğitim hakkı sağlanmalı, ikinci dil olarak da Türkçe öğretilmelidir. Türkçe eğitim yapan devlet okullarında da ikinci dil olarak Kürtçe dili tedrisata dahil edilmelidir.

Eyalet sistemi getirilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin taşra teşkilatı ve devletin yönetim şekli tekrar düzenlenmelidir. Bu sistem hem Kürtlerin ve diğer etnik grupların özerklik isteklerini kaplayacak hem de devlete bağlılık ve aidiyet duygusunu artıracak şekilde oluşturulmalıdır. Her bakanlık kendine bağlı en fazla 6 veya 10 birimi layıkıyla sevk ve idare edebilir. 81 vilayet merkezden dirayetle yönetilemez. Merkezi idarenin hem ülkemizin diğer milletler nezdindeki menfaatlerini bir akım koruyabilmesi hem de mahalli ihtiyaçların daha yakın tespit ve karşılanabilmesi için coğrafi, ekonomik ve etnik şartlar göz önünde bulundurularak eyalet sistemi oluşturulmalıdır.

Eyalet valileri seçimle iş başına gelmeli. Adalet, iç güvenlik, savunma ve dış işleri merkezden; devletin diğer faaliyetleri eyaletler tarafından mahallinden yönetilmelidir.

Cumhurbaşkanlığı forsuna bir yıldız daha eklenmelidir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin Türklerden sonraki en vasfi etnik grubu Kürtlerdir. Cumhurbaşkanlığı forsunda tarihte kurulmuş 16 Türk devletinin simgesi bulunmaktadır. Eyyubi Hanedanlığı Devleti, Kürtler kadar Sünni Müslümanların da iftiharla ve hayırla yad ettiği bir devlettir. Eyyubi Hanedanlığı Devleti’nin simgesinin 16 Türk Devleti’nin simgesiyle birlikte Cumhurbaşkanlığı forsuna 17. yıldız olarak dahil edilmesi Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı aidiyet duygusunu artıracağı gibi, bu vatandaşların dışarıdan tahrik edilmelerinin de önüne geçilecektir.

Kürt kimliği tanınmalıdır. Türk ırkına mensup olmayan vatandaşlarımızda ve Kürtlerde devlete karşı aidiyet duygusunun oluşması ve gelişmesi için 1982 Anayasası’nın 66. Maddesinde geçen, “Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkese din ve ırk farkı gözetmeden Türk denir” hükmü yerine “vatandaşlık temel bir haktır. Kanunun öngördüğü esaslara uygun olarak bu statüyü kazanan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır” ifadesine benzer bir hüküm yer alması daha kapsayıcı ve birleştirici olacaktır.”

Denebilir ki “Ne var yani bunda, kendi fikrini ifade etmiş”. Ancak kazın ayağı öyle değil. Bunlar “Çözüm sürecinin ulaştığı aşamada ASDER-ASSAM raporunun sunumu.  Yani Tanrıverdi’nin kendi fikirleri değil, analiz çalışması. ASDER 2004’te YAŞ kararları ile ordudan atılan 7 askerin kurduğu Adaleti Savunanlar Derneğinin, ASSAM: Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin açılımı. Bu analizin Recep Tayyip Erdoğan açısından öyle gelişigüzel bir fikirler manzumesinden ibaret ve Tanrıverdi’nin lalettayin biri olmadığı:
* Bu sunumdan 6 ay sonra, 15 Temmuz darbe girişimi akabinde Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığına getirilmesinden,
*Resmi ideoloji Anayasa’da olmasın, Anayasa’da laiklik ilkesi olmasın” görüşleriyle de tanınmasından,
* Müslüman ülke silahlı kuvvetlerinin organizasyonu ve stratejik kullanımına danışmanlık, son kullanıcıdan eğitici seviyesine kadar özel konularda eğitim, harp, silah ve araçlarının temini ve onarımı hizmetlerinde görev yapma, daha açıkçası özel güvenlik teşkilatı kurma amaçlı SADAT Uluslararası Savunma Danışmanlık A.Ş.‘nin kurucusu olmasından
anlaşılmaktadır.

Artık parçalar birleştirilince Çözüm Sürecinin önümüze ne şekilde geleceğini tahmin etmek zor olmayacak. “Çözüm Süreci ne zaman buzdolabından çıkarılacak” sorusunun cevabı da kendiliğinden ortaya çıkacak:
* Yasama, yürütme ve yargıyı üstlenen totaliter Başkanlığı, güçlendirilmiş yerel/yerinde yönetimleri, Atatürksüz – Türksüz laik temelden uzak, iki dilli cumhuriyetini tesis edecek olan yeni Anayasanın yürürlüğe girmesiyle seçim/oy hesapları önemini yitirdiğinde
* Yetkilerle güçlenmiş, kendi güvenliklerini sağlayan yerel/yerinde yönetimler tedricen eyaletlere dönüşmeye başladığında…
* Türkiye; Musul, Kuzey Irak, Kuzey Suriye ile “federasyon” tuzağına/aldatmacasına çekildiğinde…
Ayrı halk, dil ve sosyal yapı özelliğini edinmiş federe eyalet(ler) özerklik isteyecek(ler).
Ardından tek yanlı ayrılma karar(lar)ı alacak(lar). Ayrılma silahla bastırılmaya (o zamana kadar iç ve dış güçlerce daha da zayıflatılacak güvenlik güçlerinin hala takati kaldıysa ve ekonomik kriz ülkeyi çökertmezse) teşebbüs edildiği takdirde “İkiz Yasalar” gereği yabancı barış gücü araya girerek çatışmalara müdahale edebilecek.

İkiz Yasalar nedir?

Türkiye’nin uzun yıllar kabul etmekte direndiği “İktisadi, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme” ve “Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme” dış baskılar sonucu 15.08.2000 tarihinde imzalanmak zorunda kalınmış, 3 yıl sonra AKP iktidarı tarafından 23.09.2003 tarihinde “İkiz Yasalar” olarak bilinen 4867 ve 4868 numaralı yasalarla yürürlüğe konulmuştur. Bu Sözleşmelere göre ayrı halk, ayrı dil ve ayrı sosyal yapı olma özelliğini kazananlar, taleplerini daha ileri götürerek kendi kaderlerini tayin hakkına sahip olacaklardır. Bu uluslararası Sözleşmeleri kabul edip yasallaştıran devletler, halkların kendi kaderlerinin tayin hakkının sağlanması için çaba göstermeyi ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne uygun olarak bu hakka saygılı olmayı kabul etmiş olmaktadırlar.  Sözleşmelerde, ulustan değil halktan bahsedildiği için, bir ülkede halk olma özelliğini kazanmış, “halk” kimliğini elde etmiş topluluklar, Avrupa Birliği ile doğrudan doğruya temas kurabilecekler, yaşadıkları ülkenin egemen gücünün kendilerine yönelik baskı, cebir – şiddet ve tehdit yöntemlerini kullandığını iddia etmek suretiyle Birleşmiş Milletler Örgütü’ne başvurduklarında, Örgüt’den askeri seçenek de dahil olmak üzere yardım ve destek alma hakkını kazanacaklardır.

Sonuç

Çözüm Süreci “Kürt Çözümü” olarak açıkça ya da “yerinde yönetimler” adı altında kapalı şekilde yeni Anayasa’da karşımıza gelecektir. Bu da, güney sınırlarımız dışındaki siyasi/askeri gelişmelerle birlikte, idari yapının eyaletlere, federasyona dönüşmesine yol açacaktır. İleriyi görmeden atılacak adımlar yüzünden bölünmenin, istense de, engellenmesi mümkün olmayacaktır. Ya da bilerek, kasıtlı olarak atılan adımlardan sonra bölünme olduğunda ne yapalım kardeşim konjonktür böyle, analar daha fazla ağlamasın denecektir.

Kaynaklar:

Gül: Kürt sorununda iyi şeyler olacak. T24  Bağımsız İnternet Gazetesi 10 Mart 2010 http://t24.com.tr/haber/gul-kurt-sorununda-iyi-seyler-olacak,33742

Terör örgütü ile hiçbir zaman masaya oturmadık oturmayacağız. Video kaydı 21 Ağustos 2010 https://youtu.be/ZwthNGUaTbY

Erdoğan: AKP Terör örgütü ile masaya oturmaz. T24  Bağımsız İnternet Gazetesi 21 Ağustos 2010 http://t24.com.tr/haber/erdogan-ak-parti-teror-orgutuylemasaya-oturmaz–kayseri-aa,9284

MİT Müsteşarı ifadeye çağrıldı. Habertürk 8 Şubat 2012 http://www.haberturk.com/gundem/haber/713829-mit-mustesari-ifadeye-cagrildi

MİT’e şok suçlamalar. Milliyet 9 Şubat 2012 http://www.milliyet.com.tr/mit-e-sok-suclamalar/gundem/gundemdetay/09.02.2012/1499748/default.htm

AKP iktidarı PKK ile görüşmüş. Video kaydı 6 Haziran 2012  https://youtu.be/3e9nym3OwGg

Talimatı ben verdim, alacaksanız beni alın. Haber7    7 Haziran 2012. http://www.haber7.com/siyaset/haber/888272-talimati-ben-verdim-alacaksaniz-beni-alin

Alacaksanız beni alın. Al Jazeera Turk   7 Haziran 2012 http://www.aljazeera.com.tr/haber/erdogan-alacaksaniz-beni-alin

Ateşkes mi dediniz? Sıtkı Güngör. Etkin Haber Ajansı 22 Haziran 2012 http://www.etha.com.tr/Haber/2012/06/22/guncel/adeskes-mi-dediniz/

Oslo belgeleri açıklandı. Gazete Vatan 19 Eylül 2012 http://www.gazetevatan.com/oslo-belgeleri-aciklandi-481714-siyaset/

2009 Habur – 2012 Ankara. Emin Çölaşan. Sözcü 1 Kasım 2012 http://www.sozcu.com.tr/2012/yazarlar/emin-colasan/2009-habur-2012-ankara-99472/

Ana dilde savunma ve ikiz yasalar. Prof. Dr. Ersan Şen. Haber7    5 Kasım 2012 http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/948058-ana-dilde-savunma-ve-ikiz-yasalar

İmralı’yla görüşüyoruz. Habertürk 28 Aralık 2012 http://www.haberturk.com/gundem/haber/807198-imraliyla-gorusuyoruz

İşte İmralı görüşmesinin tutanaklarının tam metni! T24 Bağımsız İnternet Gazetesi 28 Şubat 2013 http://t24.com.tr/haber/iste-imralidaki-gorusmenin-tutanaklari,224711

İşte merak edilen Oslo’da yapılan MİT-PKK görüşmesi. Tam Metin https://www.facebook.com/notes/ilk-ve-son-adim-atatürk/işte-merak-edilen-osloda-yapılan-mit-pkk-görüşmesi-tam-metin/248819375198025

İşte Akil İnsanlar Heyeti. Ümit Kozan. Hürriyet 04 Nisan 2013 http://www.hurriyet.com.tr/iste-akil-insanlar-heyeti-22957853

Akil İnsanlar’ listesi 1 saatte 2 fire verdi Haber Sol 3 Nisan 2013 http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/akil-insanlar-listesi-1-saatte-2-fire-verdi-haberi-70851

Akil İnsanlar Listesi’nde olmayı reddedenler! İnsan Haber 3 Nisan 2013 http://www.insanhaber.com/guncel/akil-insanlar-listesinde-olmayi-reddedenler-h11434.html

PKK ilk kez açıkladı…Oslo’da neler oldu? Akşam 24 Nisan 2013 http://www.aksam.com.tr/siyaset/pkk-ilk-kez-acikladiosloda-neler-oldu/haber-199057

Türkiye eyaletlere bölünecek. Video kaydı Ocak 2015 https://www.youtube.com/watch?v=nP16h20RhPI

‘7 Şubat’ta Gül, Hakan Fidan’a ‘ifade ver’ dedi; Erdoğan ‘gitme’ dedi’. T24 Bağımsız İnternet Gazetesi 21 Şubat 2014 http://t24.com.tr/haber/7-subatta-gul-hakan-fidana-ifade-ver-dedi-erdogan-gitme-dedi,251631

Çözüm süreci. Ortak açıklamanın tam metni. Aljazeera Turk 28 Şubat 2015 http://www.aljazeera.com.tr/haber/ortak-aciklamanin-tam-metni

Dolmabahçe’de tarihi açıklama. Milliyet 1 Mart 2015 http://www.milliyet.com.tr/dolmabahce-de-tarihi-aciklama/siyaset/detay/2021055/default.htm

Oslo’da varılan mutabakat Dolmabahçe’de açıklandı. Sözcü 3 Mart 2015 http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/osloda-varilan-mutabakat-dolmabahcede-aciklandi-759861/

7 Haziran seçiminin 8 sonucu. 8 Haziran 2015 http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/06/150608_secim_satir_baslari_gs2015

Bülent Arınç’tan PKK’ya göz yumduk itirafı. Video kaydı 2 Ağustos 2015  https://youtu.be/HjNizsJpHY

Bülent Arınç’tan canlı yayında PKK itirafı. İnternet Haber  3 Ağustos 2015 http://www.internethaber.com/bulent-arinctan-canli-yayinda-pkk-itirafi-805030h.htm

Erdoğan’dan: Terör örgütü çözüm sürecinde silah stokladı. Milliyet 7 Ağustos 2015 http://www.milliyet.com.tr/erdogan-dan-teror-orgutu-cozum/siyaset/detay/2113870/default.htm

Çözüm süreci buzdolabında. Video kaydı 11 Ağustos 2015 https://www.youtube.com/watch?v=t9LbJdElP0I

Erdoğan, ‘Bundan sonra çözüm süreci buzdolabına kaldırılmıştır’. Türkiye Gazetesi 11 Ağustos 2015 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/politika/296110.aspx

Şimdi söz sırası kronolojide. Yıldıray Oğur. Türkiye Gazetesi 11 Ağustos 2015 http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yildiray-ogur/587467.aspx

Terör örgütü çözüm sürecinde silah stokladı. Video kaydı 7 Eylül 2015 https://youtu.be/V5um6JiFWFo

Seçmen neden yeniden AKP dedi?. 3 Kasım 2015 http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/11/151103_akp_nasil_kazandi

Erdoğan: Valilere ‘Üzerlerine Gitmeyin’ Talimatı Verdik, Silahlar O Zaman Geldi. Haberler 21 Mart 2016 http://www.haberler.com/cumhurbaskani-erdogan-valilere-uzerlerine-8280540-haberi/

Valilere PKK’nın üzerine gitmeyin talimatı verdik. Video kaydı 20 Mart 2016  https://youtu.be/MBeLSqthphA

Erdoğan’dan çözüm süreci itirafı. Sözcü 21 Mart 2016 http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/erdogandan-cozum-sureci-itirafi-1146264/

SADAT’ın kurucusu Cumhurbaşkanlığı başdanışmanı oldu. Yeniçağ gazetesi 17 Ağustos 2016 http://www.yenicaggazetesi.com.tr/sadatin-kurucusu-cumhurbaskanligi-basdanismani-oldu-144283h.htm

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Kürtler için özerklik istedi! Yeniçağ gazetesi 18 Ağustos 2016 http://www.yenicaggazetesi.com.tr/cumhurbaskani-basdanismani-kurtler-icin-ozerklik-istedi-144316h.htm

Erdoğan’ın yeni danışmanı “Laiklik ilkesi olmasın”. Yeniçağ gazetesi 22 Ağustos 2016 http://www.yenicaggazetesi.com.tr/erdoganin-yeni-danismani-laiklik-ilkesi-olmasin-144636h.htm

Başbakan Yıldırım: Çözüm mözüm yok kardeşim, o fırsatı kaçırdılar. DHA 2 Eylül 2016 http://www.dha.com.tr/basbakan-yildirim-cozum-mozum-yok-kardesim-o-firsati-kacirdilar_1317649.htm

Çözüm süreci. Vikipedi  https://tr.wikipedia.org/wiki/Çözüm_süreci

2011 Silvan saldırısı. Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/2011_Silvan_saldırsı

Hakan Fidan. Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Hakan_Fidan

Bülent Pakman. Eylül 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Twitter Widgets

Bakü Ofis 2011Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Türk siyaseti içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Bir Feto hatırası

Zeyno Baran Bryza

1989’dan itibaren ABD’de yaşadığı yıllarda Stanford’dan mezun olmuş, doktora yapmış, Ortadoğu ve Kafkaslarla ilgili petropolitik araştırmalar yapan CSIS – Stratejik ve Uluslararası Etüdler Merkezi, Hudson Institute gibi “Think-Tank” (fikir üretme) kuruluşlarının Kafkasya, Avrasya, Türkiye bölümlerinde çalışmış, ilginç analizlere imza atmış olmasıyla tanınır. Döneminde Türkiye ile ilgili önemli senaryolar geliştirilmiş, tartışılmıştı. Mesela Türkiye’de büyük yankı yapan 2007 ye ait ancak adeta GÜNÜMÜZÜ anlatan senaryoda patlayıcı yüklü araçlarla intihar saldırıları, Beyoğlu’nda, Şam’da patlayan bombalar, Erdoğan’ın aşırı milliyetçileri cezbetme kararı, TSK’nın Kuzey Irak harekatı, suikast, askeri darbe, halk gösterileri… vardı.

Eşi ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, Ulusal Güvenlik Konseyi Demirperde, Kafkasya-Avrasya uzmanı, Rusça, Lehçe, Almanca, İspanyolca bilen Yahudi asıllı Matthew Bryza’nın ABD Bakü Büyükelçiği sırasında Azerbaycan lehçesine kısa sürede aşina olan Baran’ın blog sayfasında ve yerel radyolarda kendisi ve “hayat yoldaşına” ait ilginç yorumlarını izliyorduk.

6 Aralık 2011’deki Bakü Sohbet Toplantısına konuşmacı olarak davet edildi. Konu “İslam, İslamcılık ve Batı”. Böyle geniş bir konuya ayrılan süre ½ saat olunca anlatım da bildik başlıklarla sınırlı kaldı. Merak edilen ABD projesi/Truva atı Feto hakkında ne diyeceğiydi. Fetonun parasal kaynağı sorusuna verdiği cevap sayesinde bilgi sahibi olduk: “Müritleri arasındaki dayanışma”. Mesela berbere gidileceği zaman Fetocu olana gidiliyormuş, usta çağrılacağı zaman Fetocu olan çağrılıyormuş. Cemaatin zenginliği buradan geliyormuş.

Nezaket gereği tebessüm etmemek için kendimi zor tuttuğumu hatırlıyorum.

Bülent Pakman. Eylül 2016. İzin alınmadan, aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Twitter Widgets

Bakü Ofis 2011Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bülent Pakman’ın video arşivi:

Pakman video kanalı 1

Pakman video kanalı 2

Pakman video kanalı 3

Azerbaycan, Bakü, Türk siyaseti içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Türkçe mi Azerbaycan dili mi?

Molla Nasreddin Dergisi

Molla Nasreddin Dergisi

İlk olarak şunu ifade edeyim ki, karşılaştırmalı analiz, dil konusunun yalnızca bilimsel değil dünyada daha çok siyasi olduğunu gösteriyor. Keza bizde de siyasi etken halledici rol oynamaktadır.

1918 yılının Haziran ayında Azerbaycan’da Cumhuriyet hükümeti devlet dilinin Türkçe olması hakkındaki kanunu kabul etti. Romantik etnik milliyetçiliğin yeni siyasi elit arasında öncül mevkiye sahip olduğu şartlarda bu tamamıyla tabii idi, hem de gerçeklere dayanan tarihi realiteyi aksettiriyordu.

Yani, mesela seçkin edebi dili yüzünden tarihimizin bir parçası olarak hesap ettiğimiz Fuzuli bu dili “Türkçe” olarak adlandırıyordu.

Mirza Şafi Vazeh dilin öğretimi için hazırladığı kitabın adını “Kitabi-Türki” koyuyordu, Bakıhanov çoğunluğa bakarak “Ahalinin dili Türkçedir” diyordu.

Ahundov’dan başlayarak aydınlıkçılarımız Azerbaycan’da yaşayanların ekseriyetinin konuştuğu dili “Türk dili” olarak varsayıyorlardı.

Cumhuriyetten sonra gelen Sovyetlerin devlet dili meselesine farklı bakışı yok idi.

Türk dilinden Azerbaycan diline

Moskova’da umumiyetle bu anlayıştan tamamıyla kaçınma taraftarları, başta Lenin olmak üzere, az değildi. Hem de onsuz da Rus dilinin resmi statüsüz de öncül mevkiini koruyacağı tamamıyla açık idi.

Amma öz mukadderatını tayin etme uğrunda mücadele etmiş diğer Sovyetler Birliği halkları dil meselesine ayrı önem verirlerdi. Bu zıddiyetli yaklaşım Sovyet hükümetinin ilk yıllarında resmi dokümanlarda da kendini gösteriyordu.

Fakat Sovyetlerin ilk dönemlerinde Azerbaycan SSR’nda çoğunluğa ait yerli dilin adı meselesinde hala problem yok idi. Cumhuriyet devri ananesi devam ettiriliyordu.

1921 yılının Şubat ayında Azerbaycan “Revkom”unun (Devrim Hükümeti, Революционный комитет, ревком Revolutionary Committee. Kızıl Ordunun işgali sonrası Azerbaycan’ı yöneten geçici hükümet. B.Pakman’ın notu) emri ile bizim dilin Rus dili ile paralel resmi kırtasiye işleri dili olarak istifadesi meselesi yasallaştırıldı. Bu evrakta dilimiz “Türk dili” olarak tanıtıldı.

1922 yılında Azerbaycan Sovyet Respublikası Gürcistan ve Ermenistanla Zakafkaziya Sovyet Federasyonu adı altında (ZSFSR) birleşti.

ZSFSR’nin 1922 yılı Anayasasında arma tasvirinde dilin adı “Türk dili” olarak geçer, bu Federasyonun 1925 yılı Anayasasında ise resmi senetli dillerinden biri olarak yine  “Türk dili” tanındı.

1922 yılında SSCB’nin kurulması hakkında anlaşma imzalandı. Anlaşmanın 14üncü maddesinde bizim dil Rus, Ukrayna, Belarus, Gürcü, Ermeni ve “Türk dili” olarak kaydedilen SSCB’nin 6 yazışma dilinden biri olarak tanınmıştı.

1924 yılının Haziran ayında ise Sovyet Azerbaycan’ının Merkezi İcra Komitesi “Türk dili”ni bizim Cumhuriyette aynı zamanda devlet dili olarak resmîleştirmişti.

Azerbaycan SS Cumhuriyetinin 1927nci yıl Anayasasında devlet dili anlayışı olmasa da, Cumhuriyetin bayrağının üstündeki yazılar tasvir edilirken yine “Türk” terimi işletilmişti.

1937 yılında ise vaziyet kökünden değişti. Bu yılda kabul olunmuş Anayasada devlet dili anlayışı yine yer almasa da, artık tasvirlerde ve mahkeme diline ait maddede “Türk dili” ifadesinin yerini “Azerbaycan dili” ifadesi aldı.

1956 yılında ise “Azerbaycan diline” kanuni şekilde resmi devlet dili statüsü verildi. Bu statü 1978 yılı Anayasasına da aksettirildi.

Gördüğümüz gibi, “Türk dili” anlayışı bir taraftan kendi devrinin siyasi ülkülerinin belirlenmesi olmakla birlikte, tarihi gerçeklere dayanan realiteyi aksettiriyordu.

“Azerbaycan dili” mefhumu ise hiç kuşkusuz Sovyet hükumeti tarafından bizlere telkin edilmiş anlayıştır, sırf siyası maksatlarla tatbik edilmiştir.

Niyet, etnik Azerbaycan milleti kuruculuğunu ve bizleri Türkiye tesirinden uzaklaştırmak idi.

SSCB dağıldıktan sonra Cumhuriyetin, onun niteliklerinin restore edilmesi ve hem de etnik Türk milletçiliğinin yeni yükselişi zemininde 1992 yılında dil hakkında kanun ile yeniden bizde devlet dilinin adı “Türk dili” olarak değiştirildi.

Lakin Haydar Aliyev’in teşebbüsü ile 1995 yılında kabul olunmuş Anayasada devlet dilinin adı olarak “Azerbaycan dili” ifadesi geri getirilerek “Türk dili” ifadesinin yerini aldı.

Dilin özü

Aydınlıkçılık devrinde aydınlarımız arasında bizim dilin adı meselesinde fikir ayrılığı olmasa da, standart dil, edebi dil meselesinde ciddi tartışmalar vardı.

Mesela, “Molla Nasreddin”in ilk sayısındaki kitabında Mirce Celil ana dilimizi “Türk dili” olarak adlandırır, amma “Anamın kitabındaki” Samed Vahid roman kahramanının örneğinde edibin, öz dilini bırakıp Osmanlı edebi dilinde konuşan Azerbaycanlılara olumsuz münasebet gösterdiği belli oluyor.

O vakitler Celil Memmedkuluzade gibi aydınlıkçılarımız edebi dili memleketimizdeki vernaküler, yani konuşma dili bazında resmileştirmeye çağırıyorlardı.

Bir kısım Hüseyin Cavid gibi ediplerimiz ise Osmanlıda istifade olunan yazı dilinden edebi dil olarak yararlanmaya üstünlük veriyorlardı. Matbuatta da benzer vaziyet geliştirilmişti.

Sovyetleşmeden sonra ise birinci idea daha popüler oluyor ve Cefer Cabbarlı gibi ediplerimiz tarafından geliştirilerek, farklı standartlaşmış Azerbaycan Türkçesinin resmileşmesi yolu devam ettiriliyordu.

Fakat 1920-1930 yılları boyunca hala bizde Osmanlı yazı dilinin gramatik, leksik vesaire kaidelerinin güçlü tesirini görmek mümkündü.

1937 yılından sonra dilin adının değiştirilmesi ile birlikte linguistik ıslahatlarla özü de ciddi değişikliye maruz kaldı. Paralel olarak Türkiye’de de yoğun dil ıslahatları gerçekleştirildi.

Yani, realitede gerçeklere dayanan iki muhtelif standartlaştırılmış yazı ve söz dili: Türk ve Azerbaycan dilleri şekillendi.

Şehirleşmenin, bilim ve eğitimin, televizyonun tesiri ile bu kutuplaşma hem düşey, hem yatay istikamette derinleşti.

Biraz şaka anlamında, “kıçım ağrıdı”, yahut “filankes bekardır” gibi ifadelerin güldürücü durumlar yaratması üçün bereketli çevre şekillenmiştir.

Hatırlırlarım ki, ilk defa Türk film ve televizyon programlarına baktığımda çok zorlukla anlıyordum.

Onların bizim standart edebi dili anlaması ise herhalde, şimdi de kolay iş değil.

Yeri gelmişken, ıslahatların tabiatı sebebiyle Türkiye’nin yazı ve söz diline göre bizim standart dil ananevi köklerine daha yakındır,

Sovyet sonrası devrinde

1995 yılında kabul olunmuş Anayasada “Azerbaycan dili” mefhumunun restorasyonu Sovyetlerin etnik Azerbaycan milliyetçiliğinden ve Türkiye’nin medeni-siyasi tesirinden korunma siyasetinden dönüş idi.

Lakin ad şeklî meseledir. Adı farklı, özü ise aynı diller de mevcuttur. Sırp ve Hırvat dilleri var, alfabeleri de farklıdır, amma uzmanlar der ki, bunlar tamamen ayni dillerdir.

Yahut, Tacikistan’da devlet dilinin adı “Tacik dili”dir (Alfabe Kirildir), Afganistan Taciklerinin dilinin adı ise “Dari” olarak resmîleştirildi.

“Azerbaycan dili” örneğinden farklı olarak, “Tacik” ve “Dari” terimlerinin derin tarihî esasları da mevcuttur, her ikisi Fars dilinin orta asırlarda istifade olunmuş adlarıdır.

Lakin bugün Tacikistan’da, yahut Afganistan’da yararlanılan standartlaşmış diller denebilir ki İran’daki Fars edebi dilinin aynısıdır.

Yani, şimdi bizde de dilimizin resmi adı farklı olsa da, İran Azerbaycan’ı halkının “Türk” olarak adlandırdığı dille aynıdır.

Amma  halihazırda Türkiye standart dili yalnız bizim edebi dile değil onlara daha güçlü tesir etmektedir,

Öyle, bizde de son 25 yılda Türkiye televizyonlarının, ilmi ve sanatsal edebiyatının, Türkiye’de yüksek tahsil alanlarımızın, buradaki Türk okullarının rolü ve tesiri inkar edilemezdir.

Artı, bizim standart dilin bu devirde kaliteli ürün üretme bakımından gerilemesi rekabet potansiyelini zayıflattı.

Sovyet devrinde keza sınırların kapalı olması, kapalı şartlarda edebi “Azerbaycan dili”ni güçlendirirdi. Ondan önce ise hiç şüphesiz bizim aydınlıkçı edebiyatımız bölgenin yaygın olanı idi.

Halihazırda hem tesire açık, hem rekabete karşı dayanıksızız. Tahsilimiz, bilimimiz, matbuatımız, edebiyatımız kaliteli dil aşılama fonksiyonunun üstesinden hala gelmiyor.

Buna ilave olarak, ekseriyet hiç okumuyor, seyrediyor. Okumayanların ekseriyetinin baktığı da yalnız “Kurtlar vadisi”dir, “O Ses Türkiye”dir, Esra Erol dur vesaire.

Genç nesil şimdi bu dili bizden kat-kat iyi bilir. Amma eğilim halihazırda aşağı-yukarı bu tür olsa da, devamlı olup olmayacağını demek zordur.

Çünkü tekrar edelim ki, siyasi etken bu meselede önemli rol oynuyor, dil ise dinamiktir.

Altay Göyüşov Tarihçi bilim adamı, BBC Azeri, 9 Ağustos 2016 Bakü http://www.bbc.com/azeri/analysis/2016/08/160809_azer_turk_language?SThisFB

Türkiye Türkçesine çeviren Bülent Pakman. Ağustos 2016. İzin alınmadan, aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Twitter Widgets

Viyana Parlamento Binası

Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Azerbaycan içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , | Yorum bırakın

Nihayet kafalarına saksı düşenler

Hocaefendiyi (Fethullah Gülen), Cemaati – Fetocuları yere göğe sığdıramıyorlardı

    • Gülen Cemaati ile yakın ilişkide olacaksınız. Bulunduğunuz ülkelerde Cemaat tarafından kurulan okullar HÜKÜMETİMİZ bilgisinde ve Milli Eğitim Bakanlığımız tarafından desteklenmektedir” Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün dünya üzerindeki tüm Büyükelçilik ve Başkonsolosluklara 16 Nisan 2003 tarihinde ıslak imzası gönderdiği  3847 sayılı genelge. Gül’e göre  “Bu tip genelgeler ilk değildi”. Başbakan Erdoğan’a göre de  “Teröre bulaşmadıktan, bir fiili eylemin içerisinde olmadıktan sonra ülke hassasiyetlerini koruyan derneklerle, vakıflarla niçin bizim büyükelçiliklerimiz iletişim içinde olmasın?” (Genelgeden birkaç gün sonra katıldığı bir televizyon programından). Hem Gül hem de Erdoğan söz konusu genelgeyi normalleşmenin bir adımı olarak tanımlamışlardı.

    • Hocaefendi 12 seneden beri Türkiye’nin dışında. Haksız bir şekilde ülkesinden hicrete mecbur edildi. Hakkında yapılmadık iftira kalmadı. Medyası, siyasileri, çıkar odakları, Türkiye’nin karışmasında fayda ve menfaat umanlar, Hocaefendi’yi hep kötülediler, yanlışı olduğunu söylediler. O da hüzünlü gurbeti tercih etti. Hocaefendi hakkında onlarca beraat kararı var, Türkiye’ye girmesine engel yok. Gelebilir, hayatının bundan sonraki kısmını Türkiye’de geçirebilir…Sonunda bunlar güzel insanlar, bunlar doğru insanlar, bunlar sözünün eri insanlar, bunlardan zarar gelmez, bunlar ancak ülkemize yarar sağlar diye düşünülmüş ise Hocaefendi de yarın uçağa binip Türkiye’ye geldiğinde onu havalimanında çiçeklerle karşılayacak olanlar, hakkında binbir türlü iftira yapanlar olacak. Türkiye bu noktaya gelmiştir emin olunuz. Ağızlarını her açtıklarında Hocaefendi’ye iftira yağdıranlar şimdi kendilerine destek bulmak için O’nu kendilerine referans göstermeye başladılar. Çiçeklerini de hazırlamaya başlasınlar artık. Bu Türkiye’nin bu müspet hareketi savunan insanlarının da başarısı olacaktır.(AKP’nin Başbakan yardımcısı Bülent Arınç. 5 Haziran 2010. Fetocuların 8. Türkçe Olimpiyatlarındaki konuşmasından)

    • Oy kullanabilmek için yurtdışından gelerek gümrük kapılarında iradesini ortaya koyan kardeşlerimi kutluyorum. Dünyanın dört bir yanından Okyanus ötesinden bu sürece destek veren tüm kardeşlerimi de kutluyorum. Buradan okyanus ötesine mesajlar olduğuna göre bizim de bu mesajı verenlere bir mesajımız olması lazım“(Recep Tayyip Erdoğan. 12 Eylül 2010. Referandumdan lehine çıkan ‘Evet’ sonucunu değerlendirme konuşmasından).

    • 13887053_981198162000096_4339784735887879248_nKim yapıyor bunu, Bu gençler yapıyor. Bu gençlere emek veren öğretmenler yapıyor. Teşekkür ediyoruz onlara. Sağolsunlar, varolsunlar. Gerçekten bu proje müthiş bir proje. Dostluğun projesi, barışın projesi ve özellikle Türkiye’nin tanıtılması projesi. Emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Ve özellikle. Ve özellikle muhterem büyüğümüz, muhterem büyüğümüz Fethullah Gülen hocama şükranlarımızı sunuyoruz. Sağolsun, varolsun.”  (AKP’li Melih Gökçek. Haziran 2011.   9. Türkçe Olimpiyatlarında Hocaefendiye teşekkür konuşmasından)

    • 2011 yılında Fetullah Gülen Cemaatinin yayın organı Samanyolu TV ve Kimse Yok Mu Derneği “İnsanlık Ölmedi” başlığıyla Somali’ye “yardım” kampanyası başlattı. Bunun için 2011’in Ağustos ayında Samanyolu TV’de “yardım” programı düzenlendi. Dönemin AKP Milletvekili, Cemaatçi Fetocu Hakan Şükür’ün ve birçok ünlünün katıldığı programa dönemin Başbakan’ı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da telefonla bağlandı. Samanyolu TV’ye teşekkür eden Erdoğan, Fetocuların kampanyasına da destek verdi ve vatandaşları yardım yapmaya çağırdı.

      En yüksek bağışı 750 bin lirayla Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk yaptı. Metro Turizm adına Galip Öztürk 500 bin lira ile bu rekoru takip etti. Fetih Koleji 300 bin TL, Bank Asya 250 bin TL, işadamı Ali Ağaoğlu 250 bin TL, işadamı Celal Oruç 250 bin TL, işadamı Suat Sancak 200 bin TL, Hidayet Türkoğlu önderliğindeki basketbol milli takımı 150 bin TL, Fatih Terim 100 bin TL, işadamı Fettah Tamince 100 bin TL, Gaziantep Sunguroğlu Koleji Mezunları Derneği 100 bin TL, Menajer Polat Yağcı 100 bin TL, işadamı Abdurrahim Albayrak 50 bin TL, Acun Ilıcalı 50 bin TL, Murat Doğanay 50 bin TL, Fatih Üniversitesi 30 bin TL vermişti.

  • Gittiğim birçok ülkede Türkiye’nin okullarını, Türkiye’nin vefakar öğretmenlerini, Türkiye muhabbetiyle büyüyen Türkçe konuşan çocukları görmekten çok büyük bir gurur hissettim. Aynı şekilde Avustralya’dan Azerbaycan’a, İspanya’dan Amerika’ya kadar 35 farklı ülkede, 10 farklı dilde, 2 farklı alfabede yayın yapan bir Türk gazetesini, Zaman’ı görmekten çok büyük bir gurur duydum. Çok büyük bir heyecan hissettim. Zaman camiasını, Zaman gazetesi yöneticilerini, bize, milletimize, ülkemize bu gururu, bu heyecanı yaşattıkları için sesimizi, nefesimizi dünyaya duyurdukları için ayrıca teşekkür ediyor, her birini gönülden kutluyorum…. Zaman, ateşte açan bir çiçek gibi Ankara Rüzgarlı Sokak’tan Türkiye’nin fikir ve medya dünyasına renk kattı. Zaman, sadece bir gazete olmadı. Zaman gazetesi bin yılın birikimi ile bu toprakların sesi, nefesi olarak, bu ülkenin son 25 yılına şahitlik yaptı. Yani çeyrek asrın kaydını tuttu. Zaman, haberleriyle olduğu kadar yorumlarıyla, duruşuyla, tavrıyla kendisine farklı bir yer edindi. Zaman, bir rüzgara kapılıp gitmek, akıntıya kapılmak yerine, bu ülkenin rüzgarına güç, bu ülkenin vizyonuna vizyon kattı.

    En zor zamanlarda, doğruyu söylemenin bedel gerektirdiği, manşetlerin gazete binalarının dışında kurgulandığı dönemlerde, Anadolu’nun, Trakya’nın hissiyatını Zaman dile getirdi. Sosyal sorumluluğunu hakkıyla yerine getirerek, temiz gazeteciliği, meslek ahlakını yücelterek, zaman genç nesillere, genç gazetecilere örnek teşkil etti.” (Recep Tayyip Erdoğan. 29 Kasım 2011. Her gün 650 000 basılarak dünya çapında bedava dağıtılan Fethullah Gülen’in Zaman gazetesinin 25. kuruluş yıl dönümünde)

  • Cemaatin bir kaydı mı var? Yıllardır bu paranoyayla yaşadık. İnsan kendisine ait olan bir şeyi ele geçirir mi? Şu ele geçiriyor, bu ele geçiriyor. Kamuda çalışan solcu insanlar var mı, ülkücü insanlar var mı? Var. Oraya sızmış, buraya sızmış bu su mu, nem mi? Kamu personeli nasıl alınıyor; belli. KPSS sınavı var. Bu insanların yüz kızartıcı suçu yoksa, engel yoksa biz onların vicdanına hafiye kulağı dayayarak atayamayız. Cemaat devleti ele geçirmiş, devlete sızmış bunlar kargaları güldürür. Bu paranoyaları bir tarafa bırakalım” (AKP Gn. Bşk. Yd. Hüseyin Çelik. 20 Şubat 2012. NTV’ye demecinden)

  • Gurbet hasrettir. Hasret bedeli çok ağırdır, faturası çok ağırdır. Biz, gurbette olup, şu vatan topraklarının hasreti içerisinde olanları aramızda görmek istiyoruz. Gurbet aynı zamanda garipliktir. Zaten oradan anlamını yükleniyor. Onun için de biz garipliğe tahammül edemeyiz. Diyoruz ki, bu sıla hasreti artık bitmelidir, bitsin istiyoruz. Doğrusu ben şu andaki tavrınızla hep birlikte bu hasretin bitmesini istediğinizi anlıyorum. Öyleyse bitsin bu hasret diyelim” (Recep Tayyip Erdoğan. 14 Haziran 2012. Fetocuların Uluslararası Türkçe Olimpiyatları kapanış töreninde Fethullah Gülen’i Türkiye’ye daveti)

  •  “Yıllar önce olimpiyatlar için gün gelecek bu olimpiyatları yaptığınız yerler, kapalı salonlar veya stadyumlar olabilir amma stadyumlar da kapalı açık salonlar da dar gelecek diyen ufuk çizen vizyon ortaya koyan Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendinindir. O zaman belki olur mu? Böyle işler deniyordu. İlk başta neler oldu neler yapıldı herkes bilir. Bu okullara husumet beslemeyi ibadet sayanlara bir kez daha diyorum. Elinizi vicdanınıza koyun şu tabloya şu esere bir bakın. Bu eseri yaratanlara husumet beslemeyi sizin vicdanınız izin verir mi? sadece alkış vermek destek olmak ister insan. Bu ateşi yakan bu yolu açan bu fikri veren ve destek olan Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’ye Antalya’dan gönül dolusu sevgiler saygılar gönderiyorum.13699985_10154556142755116_2150567445714445993_n(AKP’nin Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ Haziran 2012. Fetocuların Uluslararası Türkçe Olimpiyatları açılış töreninden)

  • Amerikaya dört günlük ziyaret öncesinde Hoca Efendi’yi bir ziyaret edebilir miyim diye gönlümden geçirmiştim. Hanım da bu işe çok sevindi, ‘keşke imkan bulabilirsek gidelim, ziyaret edelim’ dediler. Washington’dan bulunduğu yer 4-5 saatlik bir mesafe ama gidilebilecek bir şey. Sayın Başbakanımıza da (Recep Tayyip Erdoğan’a) gitmeden önce konuyu açtım, ‘fırsat bulursam böyle bir ziyaret yapmak istiyorum. İzin verir misiniz, uygun görür müsünüz ‘ dedim. Çok memnun oldu. Hatta ‘keşke bizim için de mümkün olsa, biz de görüşebilsek’ dedi… Ama programları çok yoğundu. Bu programlardan fırsat bulup da böyle bir mesafeli ziyaret olabilir miydi? O, pek ihtimal vermedi. Özellikle birinci gün boş olacak. Mümkünse 15’inde bu ziyareti yapabilirsiniz’ demişti…Biz 15’inde oradaydık eşimle birlikte…Karayoluyla yaklaşık 4,5 saatte gittik birkaç saat Fethullah Gülen’in misafiri olduk.

    Bu ziyaretimiz bir resmi ziyaretin ötesinde kendisini çok seven bir dostunun ziyareti olarak düşünmek lazım. Bu sıradan veya Hocaefendi ile bugüne kadar hiç görüşmemiş tanışmamış sıradan, dışarıdan bir insanın onu ziyareti olarak algılanmamalı böyle düşünülmemeli. Ben 1975 yılından beri hocaefendiyi tanıyorum. O günden beri de kendisine çok büyük saygım ve sevgim var… 75-76 yıllarında Manisa’da kaldı. Biz onun vaazlarını sohbetlerini zaman zaman konferanslarını hiç aksatmadan takip etmeye başladık ve çok beğendik, çok sevdik. Çok ihlaslı bir mü’mindi. Konuşmaları çok etkiliydi. Çok bilgiliydi. Etrafında güzel dostlar vardı. Biz bu süreç içerisinde kendisini yakinen tanıdık. O da bizi sevdi, öyle düşünüyorum.

    Sayın Başbakanımıza (Recep Tayyip Erdoğan’a)  sorulduğu zaman gastelerin temsilcileri, o benim kendisine vekaleten bu ziyareti yaptığımı ve görüştüğümü ifade etti. Bana sorsalar ben de söyleyecektim bu ziyareti yaptığımı… Bu ziyaret…40 yıldan beri kendisini seven sayan dualarından eksik etmeyen bir insanın bir yüzünü görebilmek duasını alabilmek için eşimle yaptığım bir seyahattir, ziyarettir… Sonra da Başbakanımız tabi kendisinin de selamlarını sevgilerini iyi dileklerini iletmemi istedi, bizden bir emirleri olur mu, bir tavsiyeleri olur mu onu da öğren dedi.  Sayın Başbakınımız en son yine bir Türkçe Olimpiyatında mıydı…hocaefendinin Türkiye’ye dönüşünü büyük bir özlemle beklediklerini bundan mutlu olacaklarını ifade etmişlerdi, hem sayın Başbakanımızın arzusu hem de kendi şahsi düşüncem olarak artık maddi, manevi hiçbir engel kalmadı, hepimiz de çok özledik, Türkiye’ye gelseniz…Türkiye’yi çok seviyor, memleketine çok bağlı… (AKP’nin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç. Mayıs 2013. Amerika’da Fethullah Gülen’i ziyaretini anlatıyor)

    Gülen dostlar

    2013 yılının Ekim ayında Fethullah Gülen geçirdiği kalp rahatsızlığından dolayı kendisine geçmiş olsun diyenlere gazete ilanlarıyla teşekkür ediyor. Geçmiş olsunları karşılığında teşekkür almaya mazhar olan Gülen dostlarından BAZILARI:

    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Meclis Başkanı Cemil Çiçek, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan… Bakanlar ve diğer AKP’liler: Bülent Arınç, Ali Babacan, Faruk Çelik, Erdoğan Bayraktar, Ahmet Davutoğlu, Sadullah Ergin, Taner Yıldız, Suat Kılıç, Zafer Çağlayan, Binali Yıldırım, İsmet Yılmaz, Hüseyin Çelik, Mehmet Ali Şahin, Süleyman Soylu, Yalçın Akdoğan, Kadir Topbaş, Melih Gökçek…İş adamları: Muharrem Yılmaz, Bülent Eczacıbaşı, Ferit Şahenk, Hüsnü Özyeğin, İshak Alaton, Hacı Boydak, Aydın Doğan, Ahmet Çalık, Akın İpek, Mehmet Emin Karamehmet, Fettah Tamince, Zeynel Abidin Erdem, Adnan Polat, Hamdi Akın, Ethem Sancak, Mehmet Torun, Mehmet Ali Yalçındağ…Tarikat şeyhleri; Mahmut Ustaosmanoğlu, Siirtli molla Bedrettin Sancar, Mersinli Nurettin Mutlu, Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Cengiz Hortoğlu… Gazeteciler;  Enis Berberoğlu, Nuh Albayrak, Erhan Başyurt, Eyüp Can, Mustafa Çelik, Zahid Akman, Metehan Demir, Nuri Elibol, Mustafa Kartoğlu, Abdülkadir Selvi, Deniz Zeyrek…isimleri tek tek sayılamayan diğer dostlar…

    Can ciğer kuzu sarmasıydılar

    AKP’liler, tarikatlar, dinciler dışında herkes Fethullah Gülen’in kim olduğunu, Gülen hareketinin amaçlarını baştan beri biliyorlar, deşifre ediyorlar, AKP’lileri uyarıyorlardı. Orduyu ele geçirecekleri, darbe yapacakları AKP’LİLERİN BAŞINA BELA OLACAKLARI bile yazılmıştı, söylenmişti.

    Mesela Orduda Fetocu olmayan askeri öğrencilere negatif ayrımcılık yapıldığı aileleri tarafından TBMM’ye bildiriliyor. Araştırma komisyonu kuruluyor ancak oradan da sonuç çıkmıyor. Deniz Feneri gibi Fetocu hırsızlıkların üzeri örgüte TC Devletini altın tepside ikram eden AKP tarafından örtülüyordu.

    05 Ağustos 2002. Dr. Necip Hablemitoğlu.  “Türkiye’deki tüm ulusalcıları, fethullahçı tehlikeye karşı çok geç olmadan birlikte hareket etmeye; istihbarat birimlerindeki fethullahçı unsurların temizlenmesi için kamuoyu oluşturmaya çağırıyorum…” (Bunları yazdığı için 18 Aralık 2002 tarihinde AKP iktidarında katledildi katilleri halen bulunamadı).

    10 Haziran 2009. Tunceli Milletvekili Kamer Genç Türkiye Büyük Millet Meclisinde AKP’lileri uyarıyor:Hepiniz biliyorsunuz. Özellikle Amerika’ya giden AKP milletvekilleri Fethullah Gülen’i gidip ziyaret ediyorlar. Şimdi bu Fethullah Gülen, kimdir bu arkadaşımız? Ne yapmak istiyor? Türkiye’de bunun bu sermayesi nereden geliyor? Acaba Türkiye’deki rejimdeki rolü nedir? Bunları bir araştıralım. Niye çekiniyorsunuz? YARIN BUNUN EN BÜYÜK ZARARINI SİZ ÇEKECEKSİNİZ. TÜRKİYE İÇİN ÇOK BÜYÜK BİR TEHLİKEYE GELMİŞ.”

    Fetocular tarafından komplo, sahte delillerle mahkum ettirilen Albay Ali Türkşen 22 Ağustos 2011 tarihli savunmasında şunları söylüyordu “Bu komplo çetesinin mimar ve askerleri, bu komplolara alet olanlar ve göz yumanlar şunu da unutmasınlar. Bugün kendi öz evladına zulümde ortaklık ettiğiniz şeytanlar, yarın toprağınız, malınız, namusunuz, en sonda canınız için kapınıza dayanacaklar. O gün geldiğinde, haksız yere yargılanan, yüreği vatan ve millet sevgisi ile dolu Türk askerini hatırlayınız. Türk Silahlı Kuvvetlerinin içindeki, hain işbirlikçilere güvenmeyiniz…Bugün silah arkadaşını sırtından bıçaklayıp satan, yarın duyduğu ilk mermi sesinde, vatanını haydi haydi satar. Bu hain komplonun mimarları ve koruyanları, kendi ayaklarına değil, şakaklarına kurşun sıktıklarının farkında değiller. Fark ettiklerinde ise artık çok geç olacak.

    O yıllara aitda benim de geniş araştırmalarım, onlarca makalem de var. Linkleri yazı sonunda verilmiştir. 

    Canciğer kuzu sarması ekşimeye başlıyor

    Cemaat 12 Eylül 2010 referandumuna verdikleri “olağanüstü” destekle, Balyoz-Ergenekon-Odatv vs gibi operasyonlar sayesinde “Kemalistlerden ve darbeci ordunun vesayetinden kurtarmakla”, “büyük bir ödülü” hak ettiklerini düşünerek Erdoğan’dan 30 Mart 2011 seçimleri için “120 milletvekili” talep ettiler.  Bu talebi Erdoğan başta kabul etti ama sonradan vazgeçti, Hakan Şükür, İlhan İşbilen, İdris Bal gibi isimlerin olduğu 12-15 arası kontenjan ayırdı. Bu artık filli iktidar olabileceklerini düşünmüş cemaatin üst yönetimini hayal kırıklığına uğradı. Erdoğan, “sınavlardaki cemaat listelerine” de artık geçit vermemeye başlamıştı. Halbuki Bakanlıklara, Emniyete vs. alınacak personel listesi cemaatten gelir ve o liste devlete yerleşirdi. Artık bu olmuyordu. Rahatsızlıklarını dile getirmeye başlayan Cemaate karşı Erdoğan dershaneleri kapatmaktan söz etmeye başlayarak aba altından sopa gösteriyordu.

    Şubat 2012’de Fetocu bir savcı PKK ile OSLO’da ülkenin geleceği ile ilgili gizli görüşmeler sonucu anlaşma yaptıkları gerekçesiyle MİT için soruşturma başlattı. Ancak ifadeye çağırdığı MİT’çiler yukardan gelen talimatla savcılığa gitmediler. Gidip ifade verseler yer yerinden oynayacak ipin ucu en tepeye gidecekti. Meclisteki AKP çoğunluğu acele yasa değiştirerek MİT’çilere dokunulmazlık getirip olayı örtbas ettiler. Bu olaydan sonra Erdoğan dersaneleri kapatmaya karar verdi.

    Fetocuların karşı hamlesi hazırdı. Önemli telefonları dinliyor, kaydediyorlardı. Fethullahçı savcılar 17/25 Aralık 2013’de Türkiye’yi sarsan rüşvet ve yolsuzluk operasyonu başlattılar “yargı darbesi” yapmaya çalıştılar. Başbakan dahil AKP’lilerle ilgili dinleme kayıtları arka arkaya sanal ortama sürüldü ancak operasyon başarılı olamadı.

    Bu şekilde aleni hale gelen Cemaat-AKP savaşı aslında tokmağı kimin tutacağının kavgasıydı ve ülkeyi 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsüne götürecekti.

    Çok şükür kafalarına saksı düşüyor

    Feto örgütlenmesi, ülkeyi 14 yıldır yönetenler tarafından gözardı edilmişti, ta ki ucu böyle kendilerine dokununcaya kadar.

    13887053_981198162000096_4339784735887879248_n

  • Paralel bir yapı emniyet ve yargı içindeki uzantılarıyla binlerce kişinin telefonlarını 3 yıldan fazladır dinledi, dinlenenler arasında bakan, milletvekili, kendi çalışma arkadaşları ve bürokratlar da vardı. Bu paralel yapının elemanları Başbakanınızı dinliyor ne bileyim ben, polisim, polis, devletin polisi ve benim odama böcek yerleştiriyor. Ve orada beni dinliyor. Şimdi kaçak, şimdi kaçmış. Bir başkası yine aynı şekilde ve geçenlerde bunların çünkü yalanı bol, gazetelerinde ‘Kaçmak diye bir şey yok Türkiye’de’ diyor. Türkiye’de ise çıksın meydana. Bunların gazetelerinde yalan bol, takiyye bol, iftira bol, fitne, nifak bol. Yaptıkları bu. İşte Enerji Bakanım bu paralel yapı tarafından dinleniyor. Enerji Bakanımız nükleer santral için, doğalgaz için, petrol için son derece önemli, son derece gizli görüşmeler yapıyor, bu paralel yapı bunları da dinliyor. Bunları dinlemekle kalmıyor yurt dışına servis ediyor. …peki ne için, şantaj için. Bir kumpas, istediği zaman, istediği yeri kontrole alacak

    Üzülüyorum şu paralel yapıya, o tabanda olan saf, temiz kardeşlerimize, diyorum ki, bu oyuna gelmeyin” Çünkü zekatını veriyor, tertemiz, hakikaten iyi niyetle veriyor. ‘Burada işte bir hizmet var diyor’ ne hizmeti geçin. Aldatılıyoruz, aldatıldık ben dahi aldatıldım. Geçenlerde büyük bir iş adamı, önemli bir dostumuza, kardeşimize geldi. Dedi ki ‘Ben yıllarca zekatımı bunlara verdim’, ailece gelmişler, Türkiye’nin sayılı zenginlerinden. … ben sizin art niyetinizi, hafızanızın arka tarafında bu tür bir beklentinin, düşüncenin olduğunu bilmiyordum ki. … bunlar biliyorsunuz rüya da çok görüyorlar, peygamber efendimizle görüşüyorlar, .. Miraçtan peygamber efendimizi indirip kamyona bindiriyorlar, yürütüyorlar, nerede? Televizyon kanallarında. .. Bunlar bunu dahi yaptılar. Televizyon kanallarında bunu dahi yaptılar. Ne olacak, beddua ile güçlendiğini zanneden bir yapı, anlayış bunu yapar.” … şimdi gereğini yapacağız tabii o ayrı mesele …

    Kardeşlerim bakın bir dersaneler meselesi çıktı hatırlayın. Niye rahatsız oldular? Ki orda yılda bir milyar dolarlık rant vardı. Şimdi ne diyorum biliyor musunuz? Sakın ha. Bu dershanelere yavrularınızı göndermeyin. Göndermeyin. Devletin okullarına gönderin. Başka yere de göndermeyin, çünkü bunların hepsi sülük gibi emiyorlar. Hafta sonlarında bundan böyle anneler, babalar arzu etmeleri halinde biz okullarımızda çocuklarımıza takviye dersini vereceğiz, oradan yavrularımız yarışa girsin. Özel okullarda bile para alıyorlar, özel okullarda para alındıktan sonra yine gidiyor dersaneye, bu ne biçim iştir ya. Hem özel okula para, hem dersaneye para. Hep para, money, money, money hep bu. Ya benim Anadolu’daki Ayşe bacım önümü kesiyor diyor ki, ‘Ahırdan davarımı sattım. Davarı sattım, oraya verdim, çocuk yine üniversiteye giremedi’ diyor. E bunlar vakıa. Bakıyorsun öbür tarafta Fatma bacım diyor ki ‘Bileziklerimi verdim, sattım. Gönderdim yine giremedi’ diyor. Sanki dersaneye gidenler yüzde yüz üniversiteye mi girebiliyor. ” (Recep Tayyip Erdoğan. 27 Şubat 2014. Burdur seçim mitinginden)

  • Yukarıda ayrıntılarını verdiğimiz, dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül imzasıyla çıkartılan ve Gülen okullarının yurtdışında desteklenmesini öngören 16 Nisan 2003 tarih  3847 sayılı genelge tam 11 yıl sonra büyükelçilere kriptolu olarak gönderilen Davutoğlu’nun imzaladığı yazıyla iptal edildi.

  • …Ey hoca, eğer bir yanlışın yoksa Pensilvanya’da durma. Siyaset yapacaksan meydanlara çık. Bu ülkenin huzurunu bozma. Ama bu ülkeyi karıştırma, bu ülkenin huzurunu bozma. Birçok provokatif eylemlerin içerisinde bulunma…Sen Türkçe olimpiyatlarında hocamızı övüyordun diyorlar. Evet övüyordum doğru. Biz samimi davrandık, bu tür şeyler görmedik. Biz ülkenin birliğine saldırı olduğu zaman aynı tavrı devam ettirebilir miyiz?“(Recep Tayyip Erdoğan. 27 Şubat 2014. Burdur seçim mitinginde bunları söylüyor ama gerçek bunun tamamen tersi. Fetocuların Fetonun talimatına uygun olarak Devlet kurumlarını ele geçirmekte olduğu bilindiği halde Feto Hocaefendi övüle övüle bitirilemiyordu. Ne zaman ki 17 Aralık 1015 de Fetocuların Devleti yönetenleri de dinlediği, kaydettiği yani AKP’ye de saldırdığı anlaşılınca Hocaefendi birdenbire kötü adam oldu.)

  • Paralel Devlet. Nerden çıktı bu ya? Sene 1999, kaç, Pensilvanya’ya git, orada bazı tohumlar at. Kendini gizle Pensilvanua’dan acaba Türkiye Cumhuriyeti devletini nasıl ele geçiririz. Niye kaçtın, ne işin var orda, e gel o zaman, Türkiye’ye gel, niye gelmiyorsun, suçsuzsan buraya gel, niye gelmiyorsun, birileri koruma altına mı aldı seni, ne işin var orda, gel. Şimdi, zaten bunlarda imam çokmuş. Çokmuş, hepsi de kaçıp gidiyor. Bir kısmı cezaevinde, bir kısmı değişik ülkelerde dolaşıyor. Ne demiştik, inlerine gireceğiz. Girdik, giriyoruz, girmeye devam edeceğiz” (Recep Tayyip Erdoğan. 10.4.2016 İstanbul Ümraniye hastahane açılışında)

  • FETÖ terör örgütüne aktarılan her kuruş bu millete sıkılmak üzere namluya sürülmüş mermidir. Millete kurşun sıkanı nasıl affetmiyorsak, o kurşunu finansa edeni affetmeyeceğiz. Artık bu yapının her okulu, dershanesi, evi birer terör yuvası. Her derneği, vakfı, şirketi birer terör organizasyonudur… Bu adamlar hırsızdır, çünkü sınav sorularını çalarak usulsüz atamalar yaparak milyonlarca insanın geleceğini çalmışlardır… Bu adamlar gaspçıdır, iş adamlarından ve esnaftan tehdit ve şantaj ile ‘himmet’ adı altında çok büyük paralar toplamışlardır. Belki aramızda bunun muhatabı olanlar vardır. (Recep Tayyip Erdoğan 04 Ağustos 2016. Atatürk Orman Çiftliğindeki ağaçlar doğranarak inşa edilen aksarayda düzenlenen oda ve borsa başkanları istişare toplantısında. Hatırlatalım, yukarıda videosunu verdik. Fetocu Derneğe para verilmesini Recep Tayyip Erdoğan Ağustos 2011’de bizzat istemiş).

Sonuç

Hatasız kul olmaz, herkes hata yapabilir. Ama Devlet yönetimine gelince iş değişir, hatanın ve hatadan dolayı ülkeye verilen hasarın bedeli ödenir. Aslında göz yummanın, cümle alemin bildiği, anlattığı gerçekleri, uyarıları yıllarca dikkate almamanın, kendilerini Fetocu kumpas davalarının savcısı olduğunu ilan etmenin adına hata değil gaflet denir. 

Ne yapabilirdim, kandırıldım, ahmakım, darbeyi eniştemden öğrendim gibi kepazeliklerle, rezaletlerle liyakatsizliklerin aşikar olduğu durumlarda mazeret mevzubahis olamaz, en azından, medeni ülkelerde istifa, Japonya’da harakiri müessesesi diye birşey var.

Son Söz

Bir zamanlar aynı görüştelerdi. Aralarını bozan ihtiras oldu. Pastanın, erkin tamamına sahip olma ihtirası. Aralarında o zaman hiçbir fark yoktu şimdi de öyle.

Bülent Pakman. Temmuz 2016. Son güncelleme Eylül 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

FETHULLAH GÜLEN, GÜLEN HAREKETİ, DİNLER ARASI DİYALOG, ILIMLI İSLAM ve TÜRKİYE ÜZERİNE OYNANAN OYUNLAR  İLE İLGİLİ SAYFALARIMIZ

Twitter Widgets

Viyana Parlamento Binası

Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Türk siyaseti, Türkiye içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , | Yorum bırakın

Türkiye Azerbaycanlılar için artık önceki Türkiye değil

Türkiye’deki son askeri darbe girişimine bağlı belki de en hassas sosyal fikir Azerbaycan’dadır.
Türkiye’ye dünyada en yakın ülke de Azerbaycan’dır.
Doğrudur, Azerbaycanlılar Türkiye’yi daha yakın hissederler, Türkiyeliler de Azerbaycan’ı ve de genel bakış açısıyla bu bölgede birbirine duygulu olarak bağlı olan iki başka devlet ve millet yoktur.
Türkiye’de darbeye teşebbüs Azerbaycan’da Nisan muharebesi kadar konuşulan, hissedilen hadisedir.
Burada da insanlar iki kutba bölündüler: Erdoğan’ı destekleyenler ve ona karşı olanlar.
Erdoğan’a karşı olanlar, “biz askeri darbeye karşıyız“ deseler de, yüreklerinde düşündüler ki, darbe başarılı olsaydı aslında daha güzel olurdu, “dincilerden canımızı kurtarırdı”.
Umumiyetle bu bağlamda siyaset çok kişiselleşir, bir insanın ettiği, etmediği, onun manevi hususiyetleri vesaire müzakere olunur.

Türk askerine olan hürmet

Amma belki de üçüncü grup da var. Türkiye’yi sevenler ve karamsar olanlar grubu. Özellikle Türk askerine karşı edilenler insanları çok sarstı.
Azerbaycan’da Türk askerine tarihi olarak büyük hürmet var, 1918 yılı hadiseleri ile bağlıdır, kahraman Türk askeri Azerbaycanlı kardeşlerini kurtarmıştı.
Hem bu hadise, hem modern Türkiye’nin güçlü ordusu, hem de ordunun siyasetteki rolü Azerbaycan insanının zihniyetinde sarsılmaz bir Türk ordusu kahramanı yaratmıştı.
Bu hadiseler o kahramanı dağıttı ve insanlar karamsar oldu. İşin aslı, bu görüntüler ordu hakimiyetinin tabutuna son çiviler idi.
İlk darbeler 2002’de Erdoğan iktidara geldikten sonra yavaş yavaş başlamıştı – Ergenekon ve Balyoz operasyonları ile.
Azerbaycan’da siyasi durgunluğun arka planında Türkiye’deki hadiseler daha kabarık görünür. Bu, insanların sosyal varlık oldukları kadar da siyasi varlık oldukları anlamına gelir.
Türk müziği gibi, Türk futbolu gibi, Türk siyaseti de Azerbaycan insanının sosyal düşüncesini şekillendirir.
Bizde ne futbolun, ne güzel pop müziğinin, ne de siyasetin olmadığını nazara alırsak, bu tesir daha da artar.
Yeni siyaset, futbol ve popüler medeniyet bakımından Azerbaycan sanki Türkiye’nin bir eyaleti, bir bölgesidir. İnsanlar sadece kendi ülkelerinin değil oranın gündemi ile daha çok yaşarlar.

“Türkiye’yi gözardı etmek lazımdır”

Aslında çok güzel “metacoğrafya” örneğidir, belirli bir ortak sanal sosyal alan, bir mekan şekillenir ve o mekanın sınırları ülkelerin fiziki sınırlarını aşar, uzaklaşır.
Sadece fark ordadır ki, evvelce Azerbaycan demokratları belirli anlamda Türkiye’yi bir gelişmiş model gibi görürlerdi, şimdi ise karamsarlık içinde “Türkiye’nin başına bu da mı geldi?”, “Türkiye’yi göz ardı etmek lazımdır”, “Bizim otoriter sistem onlarınkinden insaflıdır” gibi düşünceler işitilir.
Türkiye demokratik düşünceli insanlar arasında çok büyük karamsarlık sembolüne çevrilir.
Türkiye’nin 90lı yıllarda çoğulcu parti sistemi, adaletli seçimi, canlı siyasi muhiti olan bir ülkeden otoriter bir ülkeye çevrilmesi, Azerbaycan’da da demokratik sistemin zamanla yerleşik olabileceği ihtimalini ve inanını azaltır.
Aynı zamanda dindar insanlar arasında Türkiye iktidarının ve Recep Tayyip Erdoğan’ın nüfuzunu artırır.
Azerbaycanlılar hem de Türkiye’yi bir turizm ülkesi gibi seçmiştiler. Hala da gidip gelenler az değil. Amma dün birisi, Avrupa’da yaşayan Azerbaycanlı dostum bana akıl danışırdı, tatil için İstanbul’a gideyim mi gitmeyeyim mi diye.
Terör hadiseleri ve darbeye teşebbüs Azerbaycan’dan turist akınını azaltacak.
Genelde bu tür hadiseler içte Erdoğan’ın iktidarını güçlendirdiyse de Türkiye’nin uluslararası imajına ciddi darbe vurdu ve Türkiye’nin global görünümünün bir Avrupa devletinden, Yakın Doğu devletine doğru gittiğini gösterdi.
Azerbaycan’da da insanlar artık Türkiye hakkında bu bağlamda düşünmeye başladılar.
Tek cümleyle, Türkiye Azerbaycanlılar için artık önceki Türkiye değil.

Reşad Şirin. Siyasi analizci. 18 Temmuz 2016. Bakü. BBC Azerbaycanca. http://www.bbc.com/azeri/analysis/2016/07/160718_turkish_coup_rashad_shirin

Türkiye Türkçesine çeviren Bülent Pakman. Temmuz 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets

cropped-2015-07-18-15-45-10.jpgBülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Azerbaycan, Türkiye içinde yayınlandı | Tagged , | Yorum bırakın

Devletin en yetkili iki ağzından Rus savaş uçağının düşürülme hikayeleri

24 Kasım 2015

Hatay Yayladağı bölgesinde Türk hava sahasını ihlal eden o sırada kime ait olduğu bilinmediği açıklaması yapılan bir uçak, 10 kez İngilizce uyaran ancak cevap alamayan Türk F-16 ları tarafından angajman kuralları (askerî unsurların kuvvet kullanımı sırasında uyması gereken yasa veya kurallar) çerçevesinde düşürüldü. Sonradan uçağın Rusya’ya ait SU-24 savaş uçağı olduğu anlaşıldı.

Ahmet Davutoğlu (zamanın T.C. Başbakanı), 25 Kasım 2015

Hava sahamızı ihlal eden 2 uçaktan biri ihlali sürdürünce Türk hava sahası içerisindeyken uluslararası angajman kuralları çerçevesinde F16 uçaklarımız tarafından ateş açılmış uçak Suriye topraklarına düşmüştür. Bu uçak Türk hava sahası ihlali esnasında düşmüştür. Rusya Büyükelçisine PİLOTLARIMIZA hava sahamızı ihlal eden askeri hava araçlarını milliyetleri ne olursa olsun vurma yolunda DAİMİ TALİMATLAR OLDUĞU bu tür ihlallerin tekrarı halinde YAŞANABİLECEK HADİSELER KONUSUNDA SORUMLULUĞUN TAMAMIYLA RUS TARAFINA AİT OLACAĞI net olarak ifade edilmiştir.

Pazar günü yemin törenimizden hemen önce (17 Kasım 2015) yaptığımız güvenlik zirvesinde … gelişmeler eğer Türk hava sahasını ihlaline yol açacak bir sonuç doğurursa her türlü tedbiri alacağımız dile getirilmiş… SİLAHLI KUVVETLERİMİZE GEREKLİ TALİMATLAR bizzat TARAFIMCA VERİLMİŞTİR…uçak bir tehdit olarak algılanmış ve yürürlükteki angajman kurallarımız TALİMATLAR GEREĞİ uygulanmıştır.”

Recep Tayyip Erdoğan, 26 Kasım 2015

Aynı ihlal bugün yapılsa Türkiye yine bu karşılığı vermek durumundadır…Şimdi burada özür dilemesi gereken biz değiliz. Özür dilemesi gerekenler bizim hava sahamızı ihlal edenlerdir. Şu anda Silahlı Kuvvetlerdeki bizim pilotlarımız artık kendi görevlerini ifa etmişlerdir. Nedir o da? Angajman kurallarının ihlalidir. Ve bunun gereğini yerine getirmişlerdir. Olayın aslı budur.”

Ahmet Davutoğlu 29 Kasım 2015

Türk Silahlı Kuvvetlerine angajman kuralları BAŞBAKANLIK DİREKTİFİYLE VERİLİR. Silahlı Kuvvetlerimiz bu anlamda MEŞRU HUKUKİ bir tutum içinde ALDIĞI TALİMATIN GEREĞİNİ yapmıştır.Ordumuz sorumluluğunu yerine getirdi.

Ahmet Davutoğlu 30 Kasım 2015

Angajman kurallarımız açıktır…Biz hatalı değiliz…Rus uçakları Türk hava sahasını ihlal ettiğinde ülkemizi korumak görevimizdir. Ordumuz sorumluluğunu yerine getirdi. Türkiye özür dilemeyecektir.

Çark etmeler

Ahmet Davutoğlu 30 Aralık 2015

Emri ben verdim sözlerim muhalif olanlar tarafından istismar edildi. 17 saniyede talimat verilmez, kurallar bellidir. Ben daha önceki toplantılarımızda bu yetkiyi genelkurmay başkanımıza verdim. O da bu yetkiyi hava kuvvetleri komutanı verebilir. İşler böyle yürür. 17 saniyede böyle bir talimat verilmez.

B. Pakman’ın notu: Kendi ifadeleriyle Angajman kurallarını yani hava sahasını ihlal eden uçağı düşürme emrini “DAİMİ TALİMAT OLARAK” Genel Kurmay Başkanına yani orduya veren, yani orduya sorumluluk yükleyen, uçağın düşürülmesi üzerine Ordumuz sorumluluğu yerine getirdi diyenin yan çizmesi.

Başbakan kendi ifadesiyle Genel Kurmay Başkanına verdiği emrin pilotlara iletildiğini de bildiğini itiraf ediyor (Pilotlarımıza hava sahamızı ihlal eden askeri hava araçlarını milliyetleri ne olursa olsun vurma yolunda daimi talimatlar olduğu…).  Zaten muz cumhuriyetleri hariç, dünyanın hiçbir ülkesinde Başbakan ordunun pilotuna kendisi talimat vermez. Eğer verdiyse o orduya ordu denmez, başıbozuk denir, çete denir. Adam gibi orduda hiyerarşi denen birşey vardır. Yani başbakan talimatını Genel Kurmay Başkanına verir, ondan sonra emir silsile ile yerine ulaşır. Böyle bir durumda  emir aynen yerine getirildiyse tek sorumluluk Başbakana aittir.  Bu olayda da öyle olmuştur.  

Recep Tayyip Erdoğan 01.06.2016

…bir pilotun yapmış olduğu hata veya yanlış sebebiyle koskoca Türkiye’yi feda etmesi gerçekten düşündürücüdür.”

Recep Tayyip Erdoğan’dan Rusya’ya özür mektubundan 27.06.2016

Bizim Rusya’ya ait uçağı vurmak gibi bir arzu ve niyetimiz olmadığını bilmeniz gerekir.  Ölen Rus pilotuna derin taziyelerimi sunuyorum ve diyorum ki: özür dilerim (и говорю: извините). Zararın ve acının giderilmesi için her türlü girişim için hazırız. Rus pilotun ölümünde şüpheli olan Türk vatandaşı hakkında tüm adli ve yasal işlemler devam ediyor.

Aynı ağızdan “görevini yerine getirme” “hata” oluveriyor

B. Pakman’ın notu: Mektup sadece Rusça kaleme alınmıştır. Türkiye resmi kaynaklarına dayanan açıklamalara bakılırsa Erdoğan “özür” dilememiş, kusura bakmayın, üzgünüm falan demiş, ancak bağımsız ve Rus kaynaklara göre mektupta ” извинте – izvinite” yani “özür dilerim” ifadesi yer alıyor. Bunlar yalanlanmamıştır.

Her uluslararası konuda olduğu gibi dış politika basiretsizliğinin, beceriksizliğinin, bilmemenin, ağzından çıkanın arkasında durmama çirkinliğinin, alaturkalığının kabağı emre itaat etmekten başka yapabileceği hiçbirşey olmayan pilotun  başında “hata olarak” patlatılmaktadır.

Bazı iddialara göre bunun tersi söz konusu, uçak düşürmek için talimat alındı ve ikinci bir Göben-Breslau (Yavuz-Midilli) savaş sebebi eşiğinden geri dönüldü. Bu doğruysa sürekli kandırılanlar tarafından yönetilen ülkenin vay haline.

Kaynaklar:

Rus uçağının düşürülme hikayesi. Bülent Pakman video arşivi http://www.dailymotion.com/video/x4l6fv2    https://vimeo.com/175676977

Erdoğan Rus jetini düşüren pilotu suçladı. Yeniçağ Gazetesi 01.06.2016 Erdoğan Rus jetini düşüren pilotu suçladı

Davutoğlu: Hiçbir ülke bizden özür beklemesin. Haber 7. 30.11.2015.  http://www.haber7.com/dis-politika/haber/1680536-davutoglu-hicbir-ulke-bizden-ozur-beklemesin

‘Erdoğan, Rusya’dan özür dilemedi’ diyenlere yanıt: ‘İzvinite’ dedi. Cumhuriyet. 21 Temmuz 2016.  http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/558409/_Erdogan__Rusya_dan_ozur_dilemedi__diyenlere_yanit___izvinite__dedi.html#

Kremlin: Erdoğan özür diledi. BBC Türkçe. 27 Haziran 2016 http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160624_erdogan_rusya

Ve Erdoğan ilk kez özür diledi. Hasan Aksay. T24. 28 Haziran 2016 http://t24.com.tr/yazarlar/hakan-aksay/ve-erdogan-ilk-kez-ozur-diledi,14917

Türkiye Rusya’dan resmi özür diledi, İsrail Türkiye’den güya özür diledi. Nasuh Mahruki Sözcü. 4 Temmuz 2016 http://www.sozcu.com.tr/2016/yazarlar/nasuh-mahruki/turkiye-rusyadan-resmi-ozur-diledi-israil-turkiyeden-guya-ozur-diledi-1302086/

http://www.internethaber.com/putin-erdogandan-ozur-diledi-rus-bakan-acikladi-1493660h.htm

Bülent Pakman. Temmuz 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Açılması sorun olursa video alternatifi: 

Twitter Widgets

rus uçağıBülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Türkiye içinde yayınlandı | Tagged , | Yorum bırakın

Adım adım Şeriat

IndonesiaAcehAçe (Aceh)

Endonezya’ya bağlı, Sumatra adasının kuzey ucunda özerk bir bölge.
Yüzölçümü: 57,366 km².
Büyük şehirleri: Banda Aceh, Langsa, Lhokseumawe, ve Sabang.
Nüfus: 4,731,705 (Ocak 2014)
Etnik gruplar: Açeliler, Gayolar, Alaslar Aneuk Jameeler, Malaylar, Cavalılar, Kluetler, Bataklar
Dinler: İslam (97.6%), Hıristiyan (1,7%), Hindu (0,08%), Budist (0,55%)
Doğal kaynaklar: Uranyum, petrol, doğal gaz, kauçuk, kahve, çikolata, palmiye yağı, çeltik. Endonezya petrollerinin % 20 si burada bulunuyor.

Açe kökeni

Açe’nin bilinen ilk halkı Çamlar (Çam halkı- Çampa halkı). Açe bölgesinin başkenti Banda Açe’nin Banda’sı Farsça “liman” anlamına gelen “bandar”dan, açe (açeh) ise Keling dilinde (hintçe) “güzel” ve “sevimli” anlamına gelen “aci” ve “aca”dan gelmektedir.  Bu denli farklı telaffuzların nedeni, Açe’ye çok farklı uluslardan insanların gelmiş olmasıdır.  İngilizce’de Aceh, Osmanlı arşiv belgelerinde Açi, Aşi, Açin olarak yer alır.
Aceh bir kısaltma olarak algılanır ve şu şekilde açıklaması yapılır: “a” Arapları, “c” Çinlileri, “e” Avrupalıları, “h” ise Hintleri temsil eder.
Bir başka yazılış şekli olan atjeh ise Arap, Türk, Japon, Avrupalı ve Hint anlamına gelir.

Tarih

1471 yılında  günümüz Vietnamının Güney merkez kıyılarında yer alan Çampa Krallığının başşehri Vijaya’nın Vietnamlı Le hanedanı tarafından yağmalanması üzerine kralın oğlu Açe’ye kaçtı ve burada yönetimini kurdu. Açeler 15. yüzyıl ortalarında İslamiyeti benimsediler. 1496’da “Ali Mughayat Syah” Sultanlığını ilan etti.

Açe Sultanlığı Bayrağı

Açe Sultanlığı Bayrağı

Açe Sultanlığı, bölgenin ekonomi ve ticaretinde önemli bir yere sahip olduğundan zengin bir devlet haline geldi. Bu özelliklerinden dolayı Sultanlığa göz diken Portekizliler, Açe sahillerine saldırılar düzenlemeye başladılar. Askerlik ve teknolojik üstünlüğe sahip Portekizliler karşısında fazla tutunamayan Açeliler geri çekilerek bazı yerleri Portekizliler işgaline bırakmak zorunda kaldılar. Günden güne artan Portekiz baskısına daha fazla dayanamayan zamanın Açe Sultanı Alâeddin acilen Vezir Hüseyin başkanlığındaki bir elçi heyetini Portekizliler’e karşı yardım istemek amacıyla İstanbul’a gönderdi. Sultan Alâeddin’in mektubunu getiren Açe heyeti 1566 yılında İstanbul’a ulaştığında, o sırada, Zigetvar Seferi’nde bulunan Kanuni Sultan Süleyman’ın ölüm haberi geldi. Kanuni’nin yerine tahta geçen, içkiye düşkünlüğü ile bilinen Sarı Selim lakaplı II. Selim, elçi heyetinin getirdiği mektubu alarak, Sultan’a her türlü yardımı yapacağına dair bir cevap yazdı ve Açe heyetiyle beraber yolladı.

Hazırlıklarını tamamlayan Osmanlı Donanması tam Endonezya’ya doğru yola çıkmak üzereyken Yemen’de Zeydi imamı Topal Mutahhar tarafından büyük bir isyan başlatıldı (1567). İsyanın tehlikeli boyutlara varmadan önlenmesi gerektiğini düşünen hükümet, donanmayı Sumatra adası yerine isyanın çıktığı Muha ve Aden kıyılarına doğru yolladı. Böylece Açeliler’e yardım gecikmiş oldu.

16. yüzyılda Hint Okyanusu'nda Osmanlı filosu.

16. yüzyılda Hint Okyanusu’nda Osmanlı filosu

Yardım, nihayet 1569 yılında Osmanlı’nın Kızıl Deniz filosu amirali Kurdoğlu Hayreddin Hızır Reis komutasında iki tanesinde top ve tüfek bulunan, 22 parçadan mürekkep Osmanlı Donanması’nın Hint Okyanusu’na açılması ve güvenli bir şekilde Açe sularına ulaşmasıyla gerçekleştirilebildi.

Açe gücünün doruğuna Sultan İskender Muda zamanında ulaştı (1607-1936). Açe  İskender Muda döneminde karabiber ticaretinin önemli bölümüyle Minangkabau ülkesinin altın yataklarını denetimi altında tuttu.

İskender Muda döneminde Malakka’da Portekizlilerle sık sık savaşlar oldu ve Portekiz donanması 1614’te Bintan’da yenilgiye uğratıldı. Hollandalılar 1599’da, İngilizler ise 1602’de Açe’de ticaret merkezleri kurmaya çalıştılarsa da başarılı olamadılar. 1641’de Hollandalılarla kısa ömürlü bir ittifak kuruldu.

19. yüzyıla değin Sumatra’nın en önemli gücü olan Açe, Hollanda ile uzun bir çatışmaya girmek zorunda kaldı. Napoléon Savaşları’nın ardından Doğu Hint Adaları’nın Hollandalılara geri verilmesi üzerine İngilizler Açe’yi Hollanda etkisinden uzak tutmaya çalıştılar ve 1824’te imzalanan bir antlaşmayla düşmanca eylemlere girişilmemesini şart koştular. Hollanda’nın 1873’te Açe’ye ültimatom vererek bir takım imtiyazlar ve isteklerde bulunmasıyla Antlaşma bozuldu, Mahmud Syah (1870–1874) Osmanlı’dan yardım istedi ancak yardıma gelen olmadı. 1873’te başlayan ve otuz yıl süren çatışmalar (Açe Savaşı) sömürgeci Hollandalıların üstünlüğüyle sona erdi. 1904’te Açe sultanı Tuanku Danel Syah Hollandalılara teslim oldu ve 1905’te de ülkeden sürüldü. Bölge idari bakımdan Hollanda kolonisine dahil oldu. Hollanda Açe’ye bir genel vali tayin ederek yönetime el koydu.

Açe 2. Dünya savaşı sırasında 1942-1945 arasında Japon işgaline uğradı. Açeliler işgale karşı koymaya çalıştılar. Savaş sonunda ülkenin Hollanda yönetimine dönmesiyle bağımsız olmasını isteyenler arasında iç savaş çıktı. İç savaştan dinci ulema partisi galip çıktı ve ülke Endonezya Bağımsızlık Mücadelesi süresince özgür kaldı.

Özgür Açe Hareketi

Özgür Açe Bayrağı

Özgür Açe Bayrağı

Endonezya’nın bağımsızlığıyla  Hollanda Açe’yi Endonezya’ya devretti. Açe 1950’de Kuzey Sumatra ili içerisine alındı. Bu karar Açeli bağımsızlık yanlılarını direnişe sevketti. 1976’da Silahlı direniş örgütü Gerakan Aceh Merdeka (GAM – Özgür Açe Hareketi – Free Aceh Movement) kuruldu. 1953’de tek yanlı bağımsızlık ilan edildi. Açe’deki şiddet ve terör olayları nedeniyle yaklaşık 130,000 kişi mülteci konumuna düştü. 10 000 insan öldü.

8 Kasım 1999’da iki milyondan fazla Açeli, başkent Banda Aceh’de toplanarak bağımsızlık ya da Endonezya’ya bağlılık konusunda referandum istediler.

2001 yılında Özel Otonomi Yasası kabul edildi. Bununla eyalet hükümetine kendi yasalarını belirleme hakkı tanındı. 26 yıl süren mücadele sonunda  2002 yılının Aralık ayında Cenevre’de Endonezya Hükümeti ve GAM arasında imzalanan barış anlaşmasıyla Açe’ye otonomi ve serbest seçim hakkı verilmesi karşılığında GAM silahlarını bırakmayı kabul eti.

Ancak çatışmaların devam etmesi üzerine Ağustos 2005’te Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de yeni bir barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile otonomi genişliği artırıldı, Endonezya kuvvetlerinin çekilmesi ve GAM’ın silahlarını bırakması kararlaştırıldı, buna karşılık Türk Bayrağının üzeri ve altı siyah/beyaz bantlı versiyonu Özgür Açe Bayrağının kullanılması yasaklandı.

Aralık 2006’da eyalet valisi seçimleri yapıldı. Seçimler 2012’de tekrarlandı.

Nisan 2013’de Açe’de Beytürrahman Camisi önünde Türk bayrağına benzeyen kırmızı ay yıldızlı bayrağın eyaletin resmi bayrağı olarak kullanılmasına destek için miting düzenlendi.

Tsunami

26 Aralık 2004’de merkez üssü Hint Okyanusunda bulunan depremden sonra meydana gelen tsunami Açe’de 170 000 insanın ölümünde ve batı kıyılarının büyük bölümünün hasar görmesine sebep oldu. Dünyanın her yerinden yeniden inşa faaliyetleri için yaklaşık yedi milyar dolar mali yardım bölgeye aktı. Kızılay 8 TIR yardım malzemesi ile yardıma katkıda bulundu.

10 yıl sonra Açe’de tsunaminin izleri kalmadı. Sahil şeridinde yıkılan bütün köyler yeniden inşa edildi. Yeni evler, camiler yapıldı, sokaklara asfalt döküldü. Açe’de pazarlara hareket, balığa çıkan balıkçılar, fabrikalarda tüten bacalar geri geldi. Hayat sanki tsunami hiç yaşanmamış gibi devam etti.

Felix Heiduk (Berlin merkezli Bilim ve Politika Vakfı’nda Endonezya uzmanı) anlatıyor: “Dünyada eşi benzeri görülmemiş yeniden inşa çalışmaları yapıldı. Bugünkü Açe ile tsunamiden önceki Açe karşılaştırıldığında, son yıllarda modernleşmenin hız kazandığı görülüyor.

Bu Türkler nerede yok ki?

George Alagiah (2004’deki tsunamiden sonra bölgeye giden BBC muhabiri) anlatıyor:

Açe’ye indiğimde kendimi Türkiye’de sandım. Hayır, her yerde kebap dükkânları olduğu için değil… Bana kartpostal satmaya çalışan çocukları gördüğümden de değil… Yok yok, ayakkabı boyacılarının bağrışmalarından ya da araba kornalarından da değil… Belki inanamayacaksınız ama; herkesin Türk bayraklı şapka giymesinden dolayı böyle bir fikre kapıldım. Yolda gördüğüm bir genç Açeli’ye, neden şapkalarında Türk bayrağı olduğunu sorduğumda bana verdiği yanıt çok ilginçti. Adı Recep olan bu genç, ‘kendi bayrağımız olan şapkayı giyersek, altı ay hapis yatıyoruz. Türk bayrağına kimse bir şey diyemiyor. Türk bayrağı da bizimkiyle aynı… Zaten, Türkler bizim atalarımız sayılır ve biz bayrağımızı 500 yıl önce onlardan almışız. Bundan dolayı, ne zaman bir maç olsa Türkiye Millî Futbol Takımının formasını giyiyor, evlerimize Türk bayrağı asıyoruz.’ “Şaşırdım kaldım ‘Tanrım bu Türkler nerede yok?’ dedim“.

Kazın ayağı?

Okyanusya’da Türk bayrakları bizler için gurur verici. Ancak bunlar zurnanın son deliği yani sadece buzdağının görünen kısmı.  Gelin biraz da derinlere inelim.

Mekkenin ön balkonu

Açe Endonezya’da ‘Serambi Mekkah’ olarak tanınmaktadır. ‘Serambi’ kelimesi Türkçe’de evinin ön balkonu anlamına geliyor. Yani ‘Serambi Mekkah’ Mekke’nin ön balkonu anlamına gelir. Bu lakabın verilmesinin 2 sebebi var: Birincisi İslam’ın Endonezya’ya ilk girişi Açe bölgesinden olduğu içindir. İkincisi ise eskiden Endonezya takım adalarında yaşayan müslümanlar, hacca gitmek üzere kendi bölgelerinden ayrılıp Açe’ye gelirler, burada birkaç gün kalıp hep birlikte Mekke’ye doğru hacca çıkarlarmış. Bu yüzden bölge Endonezya’da bu adla tanınmaktadır

Açe’deki camiler

Açe bölgesindeki bulunan camiler, dış ve iç görüntü ve caminin yönetimi bakımından diğer Endonezya bölgelerinden farklı değildir. Hemen hemen her bölgesi tropik iklime sahip olan Endonezya’da camilerin şekli de nerdeyse aynıdır. Buradaki camilerin çoğu açık hava camileridir, rüzgarın esintilerini caminin içinde de hissetmek mümkündür;  sıcaklık sürekli 30-35 derece civarındadır.

Camiler mahalle halkı tarafından yönetilmekte, imamları da mahalle halkı tarafından seçilmektedir. Her caminin, bir organizasyonu, başkanı, yardımcıları ve üyeleri var. Caminin imamı birden fazla, normalde yaklaşık 4-5 kadar, bunlar da mahallenin büyüklerden seçilir, müezzinleri de gençlerden oluşmakta. Bu imamlar devlet tarafından herhangi maaş almazlar. Halkın verdiği sadakalar da, caminin elektrik, su ve diğer harcamalarına kullanılır. İmamlar, müezzinler ve davetli hatip/hocaların ücretleri de bu paradan ödenmekte.

Cemaatlerin ibadet yeri olması yanında her mahallenin kalbi ve merkezi, mahallenin en aktif yeri, bütün mahallece yapılan etkinlikler camilerde yapılmakta ve yine masrafları da cami kasasından ödenmekte. Bazı durumlarda devletten de cami kasasına nakit enjeksiyonu olur. Evlilik törenleri de camilerde yapılmakta. Bütün müslümanlar camilerde evlilik törenini yapıp düğününü da kendi evinde ya da özel bir binada yaparlar.

Ramazan

Ramazanlarda bir çok cami sabahlara kadar açık kalır, cemaat namaz kılar, Kur’an okurlar orada, bazı camiler her gün cemaate iftar yemeğini verirler, bazıları sadece Ramazanın 17’sinde cemaate açık iftar programı yaparlar.

Ramazanın son 10 gecesinde ise bazı camilerde gece namazı ve sahur programları olur, cemaat teravih namazından sonra imamla birlikte gece namazlarını kılar, sonrasında hep beraber sahur yaparlar.

Açe’de Ramazan diğer Endonezya bölgelerinden farklıdır. Ramazan boyunca Açe bölgesindeki okullar tatil olur, sabahtan ikindiye kadar ve yatsı-teravih vakitlerinde lokantaların açılması yasaktır, teravihten sonraki vakitlerden sabaha kadar lokantalar açık olur ve tekrar sahurdan ikindiye kadar kapanır.

Evet, Açe’liler dindarlar, dindarlar da hangi ölçüde? Bunun cevabı bizi zurnanın zırt dediği yere (işi en can alıcı noktasına) götürecek.

Şeriat – hem de Vahhabi tarzı olanı

Açe, Endonezya’nın en muhafazakar bölgesi ve resmi olarak şeriatın uygulamaya konulduğu ilk ve tek bölge. Açe 2001 yılında aldığı özerklik (Autonomy Aceh) hakkından sonra  tüm mahkemeleri şeriat esası üzerinden uygulamaya yöneltmiştir. Açe’de Endonezya hukuk düzeni uygulanmamaktadır. Bölgede dünya kamuoyunun fazla dikkatini çekmeden, sessiz sedasız köktendinci rejim giderek – yavaş yavaş kök salmakta. Henüz %100 şeriat yok ama Açe’deki yöneticiler şeriat kanunlarını tam uygulamak için çabalarını sürdürüyorlar. Bunu çıkarttıkları eyalet yasalarına ve sonradan ekledikleri tüzüklerle gerçekleştirme yolundalar. Habire “ahlak ve günlük hayat tarzını düzenleyen” yeni kanun maddeleri ekliyorlar. Yasaları çıkartan, tüzükler ekleyen Endonezya İslam Bilginleri Kurumu (EMUİ). Bunları dokunulmazlık zırhı içinde; ulema sıfatıyla yapıyor.

151023123310_aceh_sign_624x351_afp_nocredit

Plajda flört edecekseniz, başınıza geleceklerin sorumlusu sizsiniz

Uygulanan şeriat kurallarına örnekler:
İçki satmak yasak
Aleni yerlerde içki içmek yasak
Kumar ve bahis oynamak yasak
Sokakta sarmaş dolaş gezmek yasak
Evin dışında giyilen elbiseler İslam kurallarına aykırı olamaz
Kadınlar dar pantolon, vücuda oturan giysiler giyemez
Kadınlar uzun etek giymek zorunda
Kadınlar-kızlar motosikletin arkasında sadece yan oturabilirler
Kadınlar yanlarında kocaları ya da bir erkek akrabaları olmadan gece saat 11’den sonra ‘eğlence noktaları’na gidemezler
Kızlar ve erkekler spor salonlarının farklı bölümlerinde oturmak zorundalar
Ramazanda sabahtan ikindiye kadar lokantaların açılamaz
Ramazanda plajlara akşam namazından itibaren girilebilir
v.b.
Bu kuralları çiğneyenlere İslam kanunlarına göre çeşitli cezalar verilmektedir. Bunlar sopa, kırbaç gibi şeri cezalandırmalar. İşlenen suça göre kırbaç sayısı 40’dan 200’e kadar olabiliyor. Cezalar halka açık bir şekilde gerçekleştiriliyor.

Eşcinsellerin 100 kırbaç ya da 100 ay hapis ile cezalandırılmasını öngören bir yasa çıkarıldı. Ayrıca suçüstü yakalanmaları halinde 1 kilo altın da para cezası kesiliyor. Endonezya’nın geri kalanında eşcinsellik yasak değil. Zina yapanların cezası da şimdilik aynı. Bunlar dışında el kesme ve recm gibi cezalar şimdiye kadar uygulanmamıştır. Taşlama (recm) için teşebbüsler olduysa da şimdilik yürürlüğe girmedi.

Şeriat Polisi

Yasalara uyulup uyulmadığı Şeriat Polisi (Vilayet Hizbe) tarafından kontrol ediliyor. Mesela bunlar Cumartesi geceleri gençlerin popüler mekanlarını geziyor birbirlerine çok yakın oturan çiftleri uyarıyorlar. Açe’deki Müslümanları ahlaksızlıklardan bu şekilde koruduklarını iddia ediyorlar. Onlara göre evli olmayan bir kadın ve bir erkeğin  karanlıkta yanyana oturması ahlaksızlık. Zina yapmalarını önlemek için birbirlerinden uzaklaşmalılar.

2012’de dini polisler doğudaki Langsa kasabasında konserde 16 yaşındaki bir kız öğrenciyi fahişe olduğunu iddia ederek alıp götürdüler. Kız ertesi gün adını yerel basında görünce intihar etti.

1999 yılında örtünme taraftarı yürüyüşlerle başlayan kampanyalar 2014 yılında kendilerine Tadzkiiratul Ummah adını veren bir grup dincinin, kadın ve erkek pantolonlarına boya atmasıyla devam etti.

Motosiklet yasaları

Halk arasında yaygın olarak kullanılan motosiklet taşımacılığında evli olmayan karşı cinslerin aynı motosiklete binmeleri yasak. Kadınların motosiklette erkek sürücünün arkasına bacaklarını açarak binmesi de yasak. Belediye Başkanı Yahya yeni yasağı duyururken, kadınların motosiklete binerken, erkek sürücünün arkasında bundan böyle sadece yan oturabileceklerini bildirdi ve bacaklarını açarak oturmanın, İslami değerleri ihlal ettiğini savundu. Belediye Başkanı “Bir kadın motora düz oturduğunda erkek gibi görünüyor. Halbuki yan otursa kadın gibi görünecek” diye konuştu. Güvenlik kaygılarına karşılık Yahya’nın görüşü yan oturduğu için motordan düşenlerin sayısının fazla olmadığı şeklinde.

Uzun etek modası

Kısa etek, tayt ve dar pantolonu yasaklayan şeriat polisi, kadınlara dağıtılmak üzere 20 bin uzun etek diktirdi. Polis etekleri dağıtırken talimat da verdi: ‘Bundan böyle vücuda oturan giysiler yasak. Şeriat polisine yakalanan kısa etekli ve dar pantolonlular bunları belirlenen noktalarda hemen uzun etekle değiştirecek.’

Açe’nin batısında bir köye giren polis, giysileri yüzünden 30 kadını durdurup sorguladı. Fatima adlı 40 yaşındaki kadın sorguya patladı: “Giyinme tarzımda yanlış olan nedir? Hangi yasayı çiğnedim? Ben terörist miyim ki kimliğimi göstermemi istiyorsunuz?

Güzellik salonları baskı altında

2006 Aralık ayında Açe’de din polisi, güzellik salonlarını bastı. Şeriat Polisi Şefi Bahagia Hadi, güzellik salonlarının çoğunlukla fuhuş için kullanıldığını, bu salonlara yönelik baskınların artacağını söyledi. Polis baskınında uygun giyinmedikleri gerekçesiyle gözaltına alınan güzellik salonlarında çalışan 13 kadın ve kadın kuaförlere saç kestiren iki erkek müşteri, Şeriat Kurumunda “öğüt verildikten sonra” serbest bırakıldı. Basılan güzellik salonlarından birinin sahibi olan Safrida, kendi iş yerinde ahlaka aykırı bir şey yapılmadığını söyledi ve bu tür baskınların müşteri kaybına neden olmasından yakındı. Safrida, “Müşteri olmadan çalışanlarıma nasıl para ödeyebilirim” dedi.

Son zamanda yasaklamalardan payını alan bir grup da LGBT oldu. Açe Bieureun’da LGBT üyelerinin güzellik salonlarında çalışmalarına, gençlere kötü örnek olacakları endişesiyle engel konuldu. Travestiler çalışabilecekleri en kolay alanın güzellik salonları olmasından dolayı bu karara çok üzüldüklerini ifade ettiler.

Bahse girilemez

Ağustos 2015 de Bireun ilçesinde 6 erkek gelip geçen otobüslerin adı üzerine bahse girdikleri gerekçesiyle tutuklandılar ve sopayla dövüldüler. Sadece bir günde 18 Eylül 2015’de, Banda Aceh’de ve yakındaki Aceh Besar kabupateninde (ilçesinde) sopa yiyenlerin toplam sayısı 34. Açe’de 2015 Ekim ayında kumar, alkol alma ve zina suçlarından en az 108 kişi sopayla cezalandırıldı.

Evlilik öncesi cinsel ilişki 

Açe’de üniversite öğrencisi 23 yaşındaki Vahyudi Saputra ile 20 yaşındaki Nur Elita’ya evlilik öncesi cinsel ilişki yaşadıkları gerekçesiyle hintkamışından yapılan bir sopayla 5’er kez vuruldu. Açe’nin başkenti Banda Açe’deki ‘ceza infaz merasimi’, Baiturrahim Camii’nde gerçekleşti. Çevredekiler, Saputra ve Elita’nın cezalandırılışını cep telefonlarıyla kaydetmeye çalıştılar.  Endonezya basınındaki haberlerde, “Suçlular kırbaçlanmak üzere sahneye getirilirken, izleyenlerin alkışlarla bu uygulamaya destek verdiği görüldü” ifadesi yer aldı. Banda Açe Belediye Başkanı, verilen bu cezalardan “herkesin ders alması gerektiğini” söyledi. Belediye başkanı, “Bu suçluların yaptıkları, örnek alınmamalı. Umarım bu son kırbaç cezası olur” dedi. Nur Elita, infazdan sonra ambulansla hastaneye kaldırıldı.

Halka açık merasimde, dört kişi de kumar oynadıkları gerekçesiyle 5’er kez kırbaçlandı.

Tecavüze uğrayan yandı

2014 yılında ceza kanununa eklenen bir tüzüğe göre: Tecavüze uğrayan olayı kendisi kanıtlamak zorunda.  Kanıtlamak için dört şahit göstermek gerek, tecavüz eden kişi beş defa “ben yapmadım, yemin ederim, iki gözüm önüme aksın” derse suçu işlemediğine kanaat getirilip serbest bırakılacak, tecavüz kurbanı hamile kalmışsa DNA test sonucunu ibraz edecek, aksi takdirde suçlu durumuna düşecek, tecavüzcüyü zina yapmış durumuna soktuğu için kendisi iftira ile suçlanacak ve 80-100 civarında kırbaç cezası alabilecek. Tecavüze uğrayanın çocuk olması durumunda bu suç zina olarak işlem görecek ve ceza o şekilde hesaplanacak. Tüzükte suçu işleyen kişi ile mağdur arasındaki yaş farkı ve çocuğun rızası olmaması yer almıyor. Mağdurun, çocuk, engelli, akli dengesi yerinde olmayan biriyse şahit gösteremeyecek olabilmesi de hesaba katılmamış.

2014 yılında Langsa’da 8 erkek 25 yaşındaki dul bir kadının evine zorla girerek, evinde bulunan evli bir erkeğin kadınla ilişkiye girdiğini ileri sürdüler, adamı döverek etkisiz hale getirirken, kadına tecavüz ettiler, üzerlerine lağım suyu döktüler ve daha sonra polise teslim ettiler.  Polis tecavüzcülerden bulabildiklerini tutuklarken söz konusu kadın ve erkek dini kuralları ihlal ettikleri gerekçesiyle, kamuya açık alanda dayak cezasıyla karşı karşıya kaldılar. Bu arada erkeğin eşi kadına acıyıp kocasının kadını kuma olarak getirmesini istedi.

Müslüman olmayanlara da Şeriat

Açe’de 2014 yılında alınan bir kararla Müslüman olmayanlar da Şeriat Hukuku hükümlerine göre cezalandırılmakta. Ceza, gerek Açe’de yaşayan gerekse yaşamayan, kısa süreli ziyaretçileri, turistleri bile kapsam altına alıyor. Aynı kapsamda Müslüman olmayan kadınlara da başörtüsü kullanmak zorunluluğu getirildi.

indonesia-canning2016 Nisan ayında ilk kez Müslüman olmayan bir kadın kırbaç cezasına çarptırıldı. Başlangıçta 30 kırbaç cezası alan 60 yaşındaki Remita Sinaga’nın tutuklu bulunduğu süre göz önünde bulundurularak cezası 28 kırbaca indirildi. Remita’nın suçu şeriat hukukunu çiğneyerek alkol bulundurması ve satmasıydı. Remita’nın cezasını cektiği gün aynı zamanda dört başka kişi de zina suçundan dolayı 100′ er kırbaç yedi.

Halk konseri çok zararlıymış

Aynı tarihlerde Batı Açe’de müzisyen ve müzik gruplarının halka açık yerlerde konser vermesi yasaklandı. Yasaklama Din Adamları Danışma Konseyi’nin bölge yönetimine teklifi sonrası gündeme geldi. Bu kapsamda her türlü halk konseri İslam Hukukuna aykırı olduğu gerekçesiyle sınırlandı. Yasaklamadan ilk payını alan 24 yaşındaki popüler şarkıcı Zuhdi oldu. 3 Nisan’da vereceğini duyurduğu halk konserine izin alamayan Zuhdi’nin organizatörü konserin iptal edildiğini duyurdu. Karardan üzüntü duyan organizatör “saatinden, salonda izleyenlerin cinsiyetlerine göre ayrı ayrı yerlerde oturmalarına kadar her şartı yerine getirdiklerini yine de izin verilmediği“ söyleyerek halktan özür diledi. Bölge yerel yönetiminden Alaidinsyah, konserin izleyenlere faydadan çok zarar getireceği endişesiyle izin verilmediğini, bu tür konserlerin iç mekanlarda yapılmasının daha uygun olduğunu, şeriat kurallarına aykırı olmadığı sürece her türlü etkinliğe izin verdiklerini ifade etti.

Hıristiyan azınlığa saldırılar

Açe’nin Singkil bölgesinde Hıristiyanlar yaşıyor. Singkil Valiliği ile Hıristiyanlar arasında imzalanan anlaşmaya göre, Hıristiyan halkı bölgede sadece bir büyük kilise ve 4 küçük ibadethane açma iznine sahip. Bölgede anlaşma dışına çıkılarak, kilise sayısının 13’e çıkması sonucu, bölge valiliği kiliselerin yıkılması kararı almıştı. Yıkma işlemi gecikince Aceh Singkil İslami Bakım Gençlik Öğrenci Derneği 13 kilisenin lisansız olarak inşa edildiği ve devlet müdahale etmemesi halinde kendilerinin bunları yıkacağı tehdidinde bulundu. Ekim 2015’de Aceh Singkil İslami Bakım Gençlik Öğrenci Derneği üyeleriHıristiyanların çoğunlukla yaşadığı Suka Makmur köyüne ve kiliselere kamyonlarla saldırdılar ve bir kiliseyi ateşe verdiler, diğer kiliseleri de balyozlar ve baltalarla tahrip etiler. Çıkan çatışma sonunda saldırganlardan bir kişi öldürüldü. Bölgede yaşayanların %75’i başka bölgelere taşındı. Çoğu Hıristiyan yaklaşık 4 bin kişi evlerini terk ederek, Kuzey Sumatra adasına taşındı.

Tepkiler

Bunların faturası turizm gelirinin aniden fark edilir derecede düşmesi ve yabancı yatırımın azalması oldu. Ancak bunlar ulemayı ilgilendirmiyor.

Ölçü gittikçe kaçtığı için  dindar olmasına karşın Açe halkı gidişattan kaygılı. Nasıl yaşamaları gerektiğinin kendilerine dikte edilmesinden hoşnut olmadığını göstermeye çalışan büyük bir genç nüfus var. Setara Demokrasi ve Barış Enstitüsü’nden İsmail Hasani, durumu “zalim, insanlık dış ve anayasaya aykırı” olarak ifade ediyor.

Banda Aceh’de bulunan Solidaritas Perembuan Aceh adlı kadın hakları grubundan Ruvayda’ya göre, uygulanan İslam yasaları, oradaki erkeklere, uygun giyinmeyen bir kadının cezalandırması gerektiği inancını da beraberinde getirmiştir.  Hiçbir hakları olmadığı halde, kendileri İslam yasalarının uygulayıcıları olarak görüyorlar ve istediklerini yapabilecekleri kanatindeler.

Kadına Şiddete Karşı Ulusal Komisyonu, İnsan Hakları İzleme, Uluslarası Af Örgütü tepkilerini dile getirirken Endonezya’nın 2005’te imza koyduğu Helsinki anlaşmasında, aile ve özelin korunması, din ve ifade özgürlüğü gibi sivil ve siyasi hakların korunması ilkelerine de aykırı düştüğü görüşündeler.

Berlin’de bulunan insan hakları örgütü “Watch Indonesia”dan İnsan hakları aktivisti Alex Flur, “Kumar, alkol tüketimi veya sevgili ile birlikte görülmeye dayak cezası veriliyor. Kadınlar sürekli olarak ve her yerde başörtüsü takmak zorunda. Ayrıca kadınlar sadece erkek şoförün yanında otomobile binebiliyor ve motosiklette de kadın koltuğuna oturabiliyor” şeklinde konuşuyor. Alex Flor, şeriat polisinin yasaların ilk kez ihlal edilmesi halinde ikaz ettiğini, ikinci ve üçüncü kez ihlal eden kişileri ise cezaya çarptırdığını vurguluyor. Flor, cezaların ‘ibreti-alem’ zihniyetiyle, gözler önünde çok katı bir şekilde uygulandığına dikkat çekiyor.

Bilim ve Politika Vakfı’ndan Felix Heiduk: “Bu bölge İslam’ın Güneydoğu Asya’ya giriş yaptığı yer ve Endonezya’nın da bugüne kadar en muhafazakâr bölgesi oldu. 2004 yılındaki tsunami felaketi, günahkâr davranışlar nedeniyle Allah’ın verdiği bir ceza olarak yorumlandı. Siyasi gruplar bunu, şeriatın çok sert şekilde yorumlanıp, uygulanmasını sağlamak için araçsallaştırdı. Müslüman olmamakla itham edilmek istemeyen insanlar bu kuralların dışına çıkamıyor.”

Uluslararası Af Örgütünde araştırmacı olarak çalışan Endonezyalı Josef Benedict’e göre “Sopa cezasının kurbanları acı, korku ve aşağılanmaya maruz kalırlar, sopa yeme uzun dönemli ya da kalıcı yaralanmalara sebep olabilir“.

Sonuç

Açe Endonezyanın rüşvet konusunda ikinci önde gelen eyaleti. Hal böyle olunca bütün bunların arkasında yöneticilerin ceplerine doğrudan pompalanan Vahhabi kaynaklı dolarların olduğunu anlamak zor değil. Asgari ücreti  120-150 $ aralığında olan eyalette fakirlik, dolandırıcılık, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet ve uyuşturucunun yaygın olmasına rağmen Açe şeriatının iflas etmemesinin sebebinin Vahhabi finans desteği olduğu aşikar.

Kaynaklar:

Aceh peace deal signed http://news.bbc.co.uk/2/hi/asia-pacific/2556009.stm

Vijaya (Champa). Wikipedia https://en.wikipedia.org/wiki/Vijaya_(Champa)

Aceh Sultanate.Wikipedia https://en.wikipedia.org/wiki/Aceh_Sultanate

Champa. Wikipedia https://en.wikipedia.org/wiki/Champa

Indonesia-ACEs ‘crescent and star’ al flag 1.4.2013 http://defence.pk/threads/indonesia-aces-crescent-and-star-al-flag.243279/

Christian Churches Demolished in Indonesia to Appease Mob of Enraged Muslims. CP World. Samuel Smith. October 20, 2015 http://www.christianpost.com/news/christian-churches-demolished-indonesia-government-muslims-148063/

The heavy hand of religious police in Aceh. Al Jazeera. 21 December 2014. http://www.aljazeera.com/indepth/features/2014/12/heavy-hand-religious-police-aceh-2014122071758539966.html

Açede Şeriat yasakları. BBC Türkçe.  https://www.youtube.com/watch?v=3Sz3pNQE_QQ

Endonezya: Eşcinsellik ve zinaya 100 sopa. BBC Türkçe. 23 Ekim 2015 http://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/10/151023_ace_escinsellik_zina

Açe’de din polisi güzellik salonlarını bastı. Hürriyet 21 Aralık 2006 http://www.hurriyet.com.tr/acede-din-polisi-guzellik-salonlarini-basti-5655108

Açe’ye ”ay yıldızlı” al bayrak. 1.4.2013 http://aa.com.tr/tr/dunya/aceye-ay-yildizli-al-bayrak/259809

Tsunamiden sonra şeriat. Deutsche Welle Türkçe. t24 Bağımsız İnternet Gazetesi. 25 Aralık 2014.  http://t24.com.tr/haber/tsunamiden-sonra-seriat,281662

Açe’de ilk kez Müslüman olmayan bir kadın kırbaçladılar. Gülseren Tozkoparan Jordan. Odatv. 22.04.2016 http://odatv.com/ilk-kez-musluman-olmayan-bir-kadin-kirbacladilar-2204161200.html

Açe ‘Mekke’nin ön balkonu’dur Endonezyalılar için. Muhammed Haykal. Dünya Bizim. 08/10/2015 http://www.dunyabizim.com/mercek-alti/21649/ace-mekkenin-on-balkonudur-endonezyalilar-icin

Evlilik öncesi cinsel ilişkiye giren çifte kırbaç cezası. Sözcü. 29 Aralık 2015.  http://www.sozcu.com.tr/2015/dunya/evlilik-oncesi-cinsel-iliskiye-giren-cifte-kirbac-cezasi-1022274/

Açe polisinin etek modası. Radikal. 27/05/2010 http://www.radikal.com.tr/dunya/ace-polisinin-etek-modasi-999144/

Motosiklet arkasındaki kadına şeriat yasağı. İnternethaber. 03/01/2013 http://www.internethaber.com/motosiklet-arkasindaki-kadina-seriat-yasagi-491109h.htm

Açe’de kanunlar suçludan yana. Gülseren Tozkoparan Jordan. Cumhuriyet. 2 Kasım 2014.  http://gold.ajanspress.com.tr/linkpress/POv6_FW7-c7XBz3-XFjXDQ2/?v=2&s=1557&b=231479&isH=1&lang=tr

1945 Anayasası Işığında Endonezya Şeriat Mahkemeleri Üzerine. Ali Osman Muş. Kapsam Haber Yorum. 21 Mayıs 2016. http://www.kapsamhaber.com/1945-anayasasi-isiginda-endonezya-seriat-mahkemeleri-uzerine-makale,1184.html

Tecavüze uğrayan kadına dayak cezası gelebilir. Radikal. 07/05/2014 http://www.radikal.com.tr/dunya/tecavuze-ugrayan-kadina-dayak-cezasi-gelebilir-1190815/

Endonezya’dan kilise açıklaması. TRT Haber mobil. http://www.trthaber.com/m/?news=kaddafi-natoya-meydan-okuyor&news_id=210792&category_id=4

Açe’de ‘Recm’ Kararı Tepkilere Yol Açtı. Amerika’nın Sesi. 16 Eylül 2009. http://www.amerikaninsesi.com/a/a-17-2009-09-16-voa10-88154182/874120.html

İslam adı altında İslam’a Korkunç Suikast: Yalnız Görüşen Çiftlere Ceza Diye Kırbaç Vurdular! Analiz Merkezi 13.6.2015 http://www.analizmerkezi.com/islam-adi-altinda-islama-korkunc-suikast-yalniz-gorusen-ciftlere-ceza-diye-kirbac-vur-58414h.htm

Açe Sultanlığı. Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Açe_Sultanlığı

Çamlar. Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Çamlar

Açe. Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Açe

Açe Seferi. Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Açe_Seferi

Bülent Pakman. Temmuz 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets

WP_000151Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Dünya, İnanç içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , | Yorum bırakın