Hz. Peygamber uyarmış: Atatürk’e hainlik etmeyin

Tekkeler-dergahlar

Tasavvuf, Tanrı’nın niteliğini ve evrenin oluşumunu varlık birliği anlayışıyla açıklayan İslami-felsefi akım olarak başlamış. İlk zamanlarda tasavvufun maneviyat önderleri insanların gönlüne hitap etmişler. Sohbet, muhabbet, vaaz, nasihat, tövbe, aşk, güzel ahlak, incelik, sadelik, cömertlik gibi güzelliklerle gönülleri fethetmişler.  Ancak Kur’an’da öğütlenen ve Hz. Peygamberin hayatında uygulamaları görülen hayat tarzını benimsemede zamanla artan yorum farklılıkları, Osmanlı’nın son dönemlerinde tekkeleri, zaviyeleri (küçük tekke-dergah) dolduran efendiler, şehyler, dervişler, müritler, dedeler, seyitler, çelebiler, babalar, nakipler, halifelerden (şeyhlerden vekalet alanlar) Anadolu ve Rumeli’yi geçilmez hale getirmiş. İçten içe erozyona uğrayan tekkeler 30.11.1925 tarihinde kabul edilen “Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun ile kapatılarak kangren kesilip atılmak istenmiştir.

İsabet oldu diyenler

O sırada sadece İstanbul’da 400 civarında faal tekke ve dergâh vardı. Buralarda yaşayan mürşidler, aileleri ve yatılı müridlerin sayısı birkaç bini bulmaktaydı. Yasaklama bu insanlara büyük bir darbe olmuşsa da çoğunluk durumu sessizce kabul etmiştir. Örneğin, Necip Fazıl’’ın “Son Devrin Din Mazlumları” kitabında Nakşibendi tarikatı, Halidiye kolu Kaşgarî Dergâhı postnişini Abdulhakîm Arvasî’’nin durumu: “”Hükümet tekkeleri değil, boş mekânları kapattı. Onlar kendi kendilerini çoktan kapatmışlardı.”” şeklinde yorumladığı belirtilir. Tekkelerde feyzin kalmadığını iddia eden Halvetiye tarikatının Şa’baniye kolundan Kuşadaviye (İbrahimiye) tarikatı şeyhi Kuşa­dalı İbrahim Halveti İstanbul’daki dergâhının yeniden tamir edilerek ihyasını talep eden müridlerini reddederek “”Çok şükür merasimden kurtulduk”” demiştir.

Şeyh Mevlüt Rahmi Efendi

Ancak  böyle düşünmeyenler de az değildi. Bunlardan biri de Mevlüt Rahmi Efendi’ydi. Mevlut Rahmi I. Abdulhamid döneminde Şeyhülislâmlık yapmış, İslami kesimde  mürşid-i kâmil  (doğru yolu gösteren rehber) olarak Osmanlı’nın son döneminin, cumhuriyetin de ilk günlerinin maneviyat ehli arasında sayılmış. Mevlüt Rahmi Efendi, Mustafa Sabri‘nin yeğeni olan ve kerametleriyle tanınan Şeyh Mustafa Hâki Efendi’nin halifesi. Tarikat ehline göre  mürşid-i kâmil: “Ehl-i sünnet itikadını iyi bilen, İslami ilimlere tam vukufiyeti olan ve her halinde istikamet üzere yaşayan kişi”.

Mustafa Sabri’yi  bir başka yazımızda detaylı olarak anlatmıştık (OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN. Vahdettin döneminde Damat Ferit hükümetlerinin Şeyhülislâmı Mustafa Sabri Efendi İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin (İngiliz dostları derneği) kurucularından olup koyu bir Atatürk düşmanıydı, milli mücadeleye karşı çıkmış, Sevr Antlaşması’nın kabulü yolunda fetva vermiştir. Ermeni techirinde Yozgat bölgesinde ihmali bulunduğu gerekçesiyle işgalci devletlerin baskısıyla yargılanan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, Mustafa Sabrinin fetvasıyla haksız yere idam edilmiştir. Mustafa Kemal hakkındaki ölüm fermanını, 11 Nisan 1920 tarihinde “öldürülmesi caizdir, hatta dini vazifedir” diyerek bizzat Mustafa Sabri kaleme almıştır.  Milli Mücadele’ye katılan Ankara müftüsü Rıfat Börekçi için de idam fermanı çıkarmıştır v.b.

Dönelim Mustafa Sabri’nin yeğeninin halifesi ve onun gibi Atatürk’ün , günümüz moda deyimiyle “etkisiz hale gelmesi” taraftarı Mevlüt Rahmi Efendi’ye.

Rahmi Efendi subay babası Mahmud Niyazi Bey’in 93 Harbi’nde Kars cephesinde, Kars Kalesi savunması sırasında şehit olmasından sonra, Şeyhi Mustafa Hâki Efendi’nin de tavsiyesi ile annesi ve bir kız kardeşi ile ata ocağı Yozgat’a dönmüş, vefatına kadar köyünde ziraat ile meşgul olması yanında ve köy camiinin imamlığını da yapmış.
Mütevazı köy evinin bitişiğindeki bağımsız odasını, hiç eksik olmayan genellikle dışarıdan gelen şeyhlere, dervişlere tahsis etmiş. 1925’de tarikatların yasaklanmasıyla pek çok benzeri vakıada olduğu gibi, Mevlüt Rahmi Efendi’nin evi de dergah haline gelmiş.

Kahretsin

Şeyh Rahmi 1930’lu yıllarda  bir gün yine uzak yerlerden şeyh, halife ve derviş arkadaşlarını önemli bir sebeple toplanmak üzere evine davet eder. Toplantının amacı “Kahriye” (birinin yok edilmesi isteğiyle yapılan özel ve zikirli beddua) okunmasıdır. Yani “Ya Kahhâr” (mutlak güç sahibi) zikri çekilerek “Türkiye Cumhuriyeti Şeyhler, Dervişler, Müritler, Meczuplar Memleketi Olamaz. En Doğru, En Hakiki Tarikat,Medeniyet Tarikatıdır” diyen Mustafa Kemal ve rejiminin “kahr u tedmiri” (yok edilmesi) için beddua okunacaktır.

Davetliler gizlice gelmeye başlarlar. Kahriyenin okunacağı sabahın gecesi Şeyh Rahmi Efendi bir rüya görür:
Bir dünya haritası. Ortasında Türkiye. Türkiye toprakları dünyanın diğer bölgelerinden bariz bir şekilde ayrılırcasına yemyeşil. Fakat etrafı, sınırları simsiyah, hayli kalın, lakin alçak duvarla çevrili. Hz. Muhammed haritanın başında ve insanların gözü önünde dünyayı yeniden taksim ediyor; şurayı şuna, burayı buna verin diye emirler veriyor, etrafındakiler de gerekeni yapıyorlar.
Mustafa Kemal, Trakya bölgesi gibi bir yerde duruyor. Yüzü Hz. Peygamber’e dönük değil ve duruşundan anlaşıldığına göre mahcup ve tedirgin bir durumda; bu yüzden Hz. Muhammed’e bakamıyor. Sıra Türkiye’nin kime verileceğine geldiği zaman Şeyh Efendi gözlerini iyice açıyor ve pürdikkat kesiliyor. Hz. Peygamber yüzünü çevirmeden yalnız eliyle işaret ederek “burayı şuna verin” buyuruyorlar. Burası dediği Türkiye‘dir, şu dediği de Mustafa Kemal‘dir.
Şeyh Efendi kan ter içinde uyanıyor. Tasavvuf ve tarikat kültüründe rüya, doğrudan bilgi kaynaklarından biri olduğundan düşüncelidir. Niyetiyle rüyası arasında bir müddet gidiyor geliyor.  Abdestini alıyor, namazı cemaatla kılmak için arkadaşlarının yanına gidiyor. Namaz kılınıyor, namaz duası bitiyor. Fatiha çekiliyor. Herkesin kahriye okunmasına geçilmesini beklediği anda Şeyh Efendi rüyasını anlatmaya başlıyor.

Cemaat rüyayı şöyle yoruyor: “Türkiye yemyeşil olduğuna göre bu hayra, İslâm’a alâmettir ve durumun esas itibariyle iyi olduğunu gösterir. Etrafındaki duvarların kalın ve siyah oluşu tedirginlik verici; çünkü siyah küfür işaretidir, fakat alçak oluşları mevcut menfi durumun çok uzak olmayan bir zamanda aşılabileceğini gösteriyor. Gerek Efendimiz’in ona karşı tavrı, gerekse Mustafa Kemal’in duruşu menfi… Fakat Türkiye’yi ona veren Efendimiz olduğuna göre buna karşı çıkamayız“.

Adeta tokat yemiş hale gelen şeyhler, halifeler kahriye okumaktan vazgeçiyor ve  memleketlerine dönüyorlar. Mesaj o kadar açık ki kahriye okumak için uzak yerlerden gelen meşayih (şeyhler, velîler, evliyâ) ve dervişandan söz konusu kahriye meclisin iptali kararına itiraz eden çıkmıyor, takdirin ikazına boyun eğiliyor. Bu karşı çıkılmayışta mesajın muhatabı Mevlüt Rahmi Efendi’nin ihlâsı (içtenliği) ve manevî kemâline (olgunluğu,  yetkinliği) duyulan saygı da etkili oluyor. Rahmi Efendi’nin gördüğü saygınlık babasının imamlığı, Şeyh Mustafa Hâki Efendi’nin halifesi olması, Yozgatlı Nakşî şeyhi Şeyhzade Ahmet (Ergin) Efendi, çağdaşı ve haldaşı (dert ortağı) olmasından da kaynaklanmaktaydı.

Bu olay İsmail Kara’nın “Şeyhefendinin Rüyasındaki Türkiye” kitabında anlatılmıştır. İsmail Kara’ya da bunları, Turgut Özal’ın cumhurbaşkanı seçildiği günün ertesinde Kasım 1989’da Cağaloğlu’nda karşılaştığı ciltçi ve Sezgin Neşriyat’ın sahibi Ahmet Mehmetbaşoğlu isimli bir derviş anlatmış. Ona da, yani yayınevi sahibine, anlatan Şeyh Rahmi Efendi’den el alan bir zatın müridiymiş. Yayınevi sahibi rüyayı anlatmaya, kendince, alçak siyah duvarların aşılacağı zamanın geldiğini anladığında, yani Nakşibendi tarikatı Gümüşhanevi dergahı Halidiye kolu müridi Turgut Özal’ın cumhurbaşkanı olduğunda karar vermiş.

Benzer bir rüya

Atatürk ve Hz. Muhammed ile ilgili benzer bir rüyayı gören de Şeyh Ahmet Sünusi. Şeyh Ahmet  aktivizmi ve Sufizmi savunan 1837 yılında Libyalı Muhammed Bin Ali Sünusi tarafından Libya’da kurulmuş Sünusiye tarikatının şeyhiydi.

sunusi atatürkAhmet Sünusi bir gün rüyasında Hz. Muhammed ile karşılaşır. Hz. Muhammed, elini sol eliyle sıkar. Bu çok gariptir ve olmayacak bir şeydir zira Araplarda sol el taharet için kullanılır, sol elle yiyeceğe temas edilmez, böyle yapan biri ile aynı sofraya oturulmaz, oturulmuşsa kalkılır. Aynı şekilde mecbur kalınmadıkça sol elle tokalaşılmaz. Sunusi bu yüzden “Ey Allah’ın Resulü, neden sağ elini uzatmadın?” diye sorar.  Hz. Muhammed, “Sağ elimi Anadolu’da Mustafa Kemal’e uzattım” diye cevap verir. Bunun üzerine Ahmet Sünusi Libya’dan derhal yollara düşer, Anadolu’ya gelir, Mustafa Kemal’in görevlendirmesiyle Milli Mücadeleye katılır, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da her yeri gezerek camilerde verdiği vaazlarla halkı Milli harekete katılmaya çağırır. Verdiği vaazlar ve hutbeler çok etkili olur. Sivas’ta ve Urfa’da birer kongre düzenleyen Şeyh Ahmet Sünusi, Güneydoğu Anadolu’daki propaganda çalışmalarıyla bir çok Kürt aşiret reisini de Milli harekete katılmaya ikna eder. Bu konudaki ayrıntılı yazımızı okumak için lütfen tıklayın

İslamda rüyalar

Rüyaların önemine ve verdiği mesajlara bir başka yazımızda değinmiştik. Okumak için lütfen tıklayın.

İslam inanışında hadis ve âyetlerin rüyaları onayladığı, rüyanın doğrudan bilgi kaynaklarından biri olduğu kabul edilir, İslâm örfü, rüya tabirine (yorumlamasına) şer’î (İslam hukukuyla ilgili) bir bilim gözü ile bakar.

Andolsun ki Allah, Resulünün rüyasını hakkıyla doğru çıkardı.” Fetih 87.

Kur’an’da rüyadan en fazla bahsedilen Yusuf Sûresi’nde rüyalar tabirleriyle yer almaktadır:

Bir vakit Yûsuf babasına şöyle demişti: “Babacığım, ben rüyada on bir yıldızla, Güneş’i ve Ay’ı gördüm; onları bana secde ediyorlar gördüm. “Yavrucuğum, dedi, rüyanı kardeşlerine anlatma; sonra sana bir oyun oynarlar. Hiç kuşkusuz şeytan, insan için açık bir düşmandır.”

Onunla birlikte zındana iki genç daha girmişti. Bir tanesi dedi ki: “Rüyada gördüm, şarap sıkıyordum.” Öteki de şöyle dedi: “Ben de gördüm ki, başımın üstünde ekmek taşıyorum, kuşlar ondan yiyor. Bunun yorumunu bize bildir. Biz senin, güzel düşünüp güzel davrananlardan olduğun kanısındayız.

Kral dedi ki: “Düşümde yedi semiz inek görüyorum. Bunları yedi cılız inek yiyor. Ayrıca yedi yeşil başak, yedi de kuru başak görüyorum. Ey bendelerim! Eğer rüya tabir ediyorsanız, bu rüyam hakkında bana bir fetva verin.”

Zındandaki iki adamdan kurtulanı, uzun bir zamandan sonra eskiyi hatırladı da şöyle dedi: “Onun yorumunu size ben haber veririm. Siz beni zındana gönderin.”

“Yûsuf, ey özü sözü doğru insan! Şu rüyayı yorumla bize. Yedi semiz inek var, yedi cılız inek bunları yiyor; yedi yeşil başak, bir yedi tane de kuru başak. Umarım buradan insanların yanına giderim, onlar da öğrenirler.”Yûsuf dedi: “Alışılageldiği şekliyle yedi yıl ekin ekeceksiniz. Biçtiklerinizden yiyecek kadar az bir miktar alır, gerisini başağında bırakırsınız.””Bunun ardından yedi kurak yıl gelecek. Bu yıllar, saklayabileceğiniz bir miktar ekin hariç, önceden biriktirdiklerinizi yiyip tüketecek.”Bunun arkasından bir yıl gelecek ki, halk onda bol yağmura kavuşup rahat edecek; meyva suyu sıkıp süt sağacaklar.” (Yusuf 4, 5, 36, 43, 45-49)

Burada tabir edilen rüyalar, gerçeklemiştir. Hadislerde rüyadan nübüvvetin bir cüzü (peygamberliği oluşturan öğelerden biri) olarak rivayet (bahis) edilmektedir. Bunlar Peygamber uykudayken doğrudan veya bir melek vasıtasıyla gerçekleşen rüyalardır.

Beni rüyada gören gerçekten beni görmüştür. Çünkü şeytan benim suretime giremez. (Hadis-i Şerif: Buhārî, Ta‘bir, 10/13. Muslim, Ru’yâ, 1/10 (2266); Muvatta, Ruya 1, (2, 956), Ahmed bin Hanbel, Tirmizi)

İslam  inanışına göre Hz. Muhammed’in hayatında rüyaların önemli bir yeri vardı, rüya ile amel etmiş olup bir kısım vahiyleri, rü’yâ-yı sâdıka (rahman-ı rüya, salih rüya: gerçek düş – vahyin mertebelerinden biri) şeklinde almıştır. Bu türden rüyaların peygamberler, veliler ve temiz inançlı kişiler tarafından görüldüğüne inanılır. Bunların müjdelemek yanında korkutmak uyarmak ve haber vermek fonksiyonları da olduğu kabul görür.

Yorumlar

Söz konusu rüyanın görüldüğü tarihte esasen Osmanlının yıkılmış, Türkiye’nin çoktan kurulmuş olduğu, 1930 yılında Hz. Muhammed’in toprak dağıtmasının akla uygun olmadığı iddia edilmekteyse de Rahmi Efendi’nin rüyasında rüyanın temsil tarihi önemli değildir, söz konusu olam mesajdır.  VERİLEN BİR MESAJ VARDIR, UYARI VARDIR. Sanki deniliyor ki Mustafa Kemal Atatürk’e karşı çıkmayın. O görevlidir. Onu o zaman görevlendiren ilahi kudrettir.

Olayı nakleden, anlatan, yorumlayan İsmail Kara’nın kültür genişliği ve derinliği ve mümin kişiliği ile temayüz etmiş önemli bir tarihçi, arşivci, araştırmacı ve ilahiyatçı bir kişiliğe sahip ve en önemlisi de samimi bir müslüman olduğu onu tanıyanlarca ifade edilmektedir. Araştırmalarını alıntıladığımız Dr. Hayati Bice’nin inanç dünyasını da makalelerini analiz ederek anlamak hiç de zor değil.

İslami kesimin söz konusu rüyanın yorumlanmasında  ikiye ayrıldığı görülüyor. Kimileri, rüyada peygamberi görmenin kendimizi tekrar gözden geçirmeye yönlendirmesi gerektiğini, böyle birşeyin olabileceğini Allah’ın takdirine bağlarken söz konusu rüyanın Atatürk’ü putlaştırmak için uydurulmuş bir fantezi olduğunu, mevcut hali meşrulaştırdığını, üstelik bunu Hz. Peygamber’i alet ederek yaptığını öne sürerken, bir taraftan rüyada Atatürk’e şu denilmesinin onu aşağılamaktır derken diğer taraftan rüya, dinî hususlarda delil olmaz, rüyadan dinî hüküm çıkarılamaz (ayetlere, sünnete ve İslam örfüne rağmen), İslamda beddua vardır,  Resulullah da beddua etmiştir diyenler  “Devletin bekası ve ümmetin maslahatı için sabır siyaseti gerektir. Bu meyanda İslami sembolleri, kurumları ve şahsiyetleri tasfiye eden bu nevzuhur (yeni ortaya çıkan) rejime beddua bile edilmemelidir” diyenleri şiddetle eleştiriyorlar.

Netice itibarıyla bu olayın birçok biçimde dinci kesimi şoka soktuğunu anlamak hiç de zor değil.

Kaynaklar:

Şeyhefendinin Rüyasındaki Türkiye. İsmail Kara . Dergah Yayınları. 2014.

Cumhuriyet Kurulurken Maneviyat Âleminde Neler Oldu? Dr. Hayati Bice http://www.haber10.com/yazar/dr_hayati_bice/cumhuriyet_kurulurken_maneviyat_aleminde_neler_oldu-37758

Şeyhefendinin rüyası ve Türkiye. Recep Koçak. Milat gazetesi. 23.3.2015. http://www.milatgazetesi.com/seyhefendinin-ruyasi-ve-turkiye/67833/#.VqCVflLO-mU

Tasavvufta rüya. İklime Yıldırım https://www.academia.edu/5888865/TASAVVUFTA_RüYA

Peygamberimizin kabir azabıyla ilgili gördüğü rüya nasıldır? Sorularla İslamiyet. 8.12.2012. http://www.sorularlaislamiyet.com/soru/200868/peygamberimizin-kabir-azabiyla-ilgili-gordugu-ruya-nasildir-bu-ruyaya-gore-kabirde-azap-gorecekler-kimlerdir.html

Mustafa Haki Efendi.http://www.sadakat.net/evliyalar-ansiklopedisi/67-m-n-o-oe-p/2729-mustafa-hak-efend.html

Kuşadalı İbrahim Halvetî. Yaşar Nuri Öztürk. Yeni Boyut. İstanbul. 1997.

Kader var mı? Bülent Pakman. Aralık 2010.  https://bpakman.wordpress.com/reenkarnasyon/neden-ben/kader-var/

Mustafa Sabri Efendi. Bülent Pakman. https://bpakman.wordpress.com/turk-dunyasi/eski-turk-devletleri-turk-yurtlari-turk-topluluklari/eski-turk-devletleri/osmanli-devleti/osmanlinin-milli-mucadeleye-ihaneti/mustafa-sabri-efendi/

Gülen Cemaati ve Sünni kodların kaybı. Burhanettin Duran. Star. 2.1.2014 http://haber.star.com.tr/politika/hizmet-hareketi-turkiyedeki-sunni-hareketin-kodlarindan-kopuyor-mu/haber-824293  29 Aralık 2013.http://sehirhaber.org/2013/12/29/burhanettin-durandan-gulen-cemaati-ve-sunni-kodlarin-kaybi-yazisi/

Prof. ünvanını almış kara cahil. Dr. Seyfi Say. 20 Aralık 2013.  https://tebyin.wordpress.com/2013/12/30/prof-unvanini-almis-bir-kara-cahil/

Bülent Pakman. Ocak 2016. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets

Viyana Parlamento Binası

Viyana Parlamento Binası

Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bülent Pakman’ın video arşivi:

Bülent Pakman video kanalı 1

Bülent Pakman video kanalı 2

Bülent Pakman video kanalı 3