Gobustan

Gobustan, Azerbaycan’da tarih öncesi çağlardan günümüze değin çok sayıda medeniyet eserlerinin sergilendiği bir açık hava müzesidir. 4400 hektarlık alanı kaplayan bu tarihi milli park, Azerbaycan’da Büyük Kafkas dağlarının güney-doğu eteklerindeki bir bölgede yer almaktadır. Kuzeyde Büyük Kafkas’ın güney yamacı, batıda Pirsaat çayı, güneyde Haremi ve Mişov dağları, doğuda Hazar denizi ve Abşeron yarımadası ile çevrelenmiştir. Uzunluğu kuzeyden güneye 100 km, genişliği 80 km’ ye yakındır. Ortalama yükseklik 600-700 m’ dir. Bölgede petrol, gaz yatakları ve çamur volkanları bulunmaktadır. Burada ılıman, sıcak yarı çöl ve karasal çöl iklimi hüküm sürmektedir.
Başta kaya resimleri olmak üzere kültür ve sanat eserlerini korumak, tanıtmak ve yaşatmak amacıyla 1967 yılından bu yana açık hava müzesi haline getirilen Gobustan, Azerbaycan’ın en ilginç yerlerinden biridir.


Gobustan’da zengin kaya resimlerinden başka, Taş Devrinden başlayarak orta çağlara dek devam eden çok sayıda ilk yerleşim yeri, mezarlar vb. arkeolojik kalıntılar bulunmaktadır. Burada 1960’dan sonra yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalarda, 14 eski yerleşim yeri ve 30’dan fazla mezarda incelemeler gerçekleştirilmiştir. Bunların 5’inde Mezolit, 4’ünde Neolit devirlerine ait, 7’sinde Tunç, 1’inde antik ve 5’inde de Ortaçağ dönemlerine ait kültür katmanı ve çeşitli kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Mezolit ve Neolit devirlere ait katmanlarda bulunan silah ve iş aletleri, genellikle çakmak taşı ve çay taşındandır. Darp aletleri, mızrak uçları, kesici aletler bunlara örnektir. Gobustan’ın ilk sakinlerinin kireç taşından da geniş ölçüde yararlandıkları anlaşılmaktadır. Çakmaktaşı aletlerinin şekli, işleme tekniği genellikle Orta Asya, Ortadoğu ve kısmen de Kuzey Kafkas anıtları ile benzerlik göstermektedir. Söz konusu kazılarda, ‘Firuz’ adı verilen Mezolit devri yerleşim yerinde ortaya çıkarılan mezar büyük öneme sahiptir.11 kişinin bulunduğu bu mezarda, iskeletler çok kötü durumda olsalar da, kafataslarından ikisini antropolojik açıdan incelemek mümkün olmuştur. Bu mezardan ayrıca, balık ağı örmeciliğinde kullanılan kemik aletler, taştan ve çeşitli hayvan dişlerinden yapılmış boncuklar, çay taşından, kemikten ve deniz kabuklarından yapılmış asmalar da bulunmuştur. “Kenize” denilen yerleşim yerinde ise, Mezolit devrine ait kemikten mızrak sapı ve kireç taşından kadın figürleri, “Anazağa” adı verilen bölgeden de Neolit devrine ait seramik kapların kırıntıları bulunmuştur.
Gobustan’daki arkeolojik kazılarda Tunç devrine ait yerleşim yerlerinden M.Ö. 3. ve 2. binlere ait yapı kalıntıları, iş aletleri, seramik kap kırıntıları, hayvan kemikleri, silahlar ve süs eşyaları ortaya çıkarılmıştır. Elde edilen bulgular; Mezolit, Neolit ve Tunç devirlerinde Gobustan ve çevresinin yaşam için uygun bir yer olduğunu, buradaki insanların da o dönemlerde avcılık, balıkçılık, tarım ve hayvancılıkla geçimini sürdürdüklerini göstermektedir.
Gobustan’ın en önemli ve dikkati çeken kalıntıları kuşkusuz kaya resimleridir. Bunlar, Başkent Bakü’nün yaklaşık 55-60 km güneyinde, Büyüktaş, Küçüktaş ve Cingirdağ bölgelerindeki kayalıklar üzerinde bulunmaktadır. Bu resimlerin asıl önemi, görsel çeşitliliğinin yanısıra, uzun bir devri (M.Ö.8. bin yıldan M.S. 19. y.y’ e dek) eserleri kapsaması ile dünyada bu tür anıtların en zengini olmasından kaynaklanmaktadır.

1947 yılından beri yapılan araştırma incelemeler sonucunda burada yaklaşık 750 kaya üzerinde 4000’e yakın insan ve hayvan resmi, çeşitli işaret ve damgalar ile, yağmur suyu ve kurban kesilen hayvanların kanını toplamak için kullanılan kaplar ortaya çıkarılmıştır. Gobustan kaya resimleri genellikle kadın ve erkek resimlerinden, yabani öküz, keçi, maral, ceylan, arslan resimlerinden oluşmaktadır. Kayalar üzerinde kazıma yöntemi ile yapılmış çok sayıda kayık resimleri, kayıklar üzerinde oturmuş silahlı ve silahsız insanlar, balık, yılan kertenkele, iki tekerlekli araba resimlerine rastlanmakta, Arap alfabesi ile yazılmış yazılar göze çarpmaktadır. Gobustan kaya resimlerinde av sahnesi, ortak iş üretme, harman yeri, elleri yukarı kaldırmak suretiyle yapılan ibadet, kız kaçırma, bireysel ve halaya benzer toplu oyun sahneleri gibi konular işlenmiştir. Resimler arasında gerek insanların savaşlarını yansıtan gerekse de hayvanların mücadelesini gösteren tasvirler bulunmaktadır. Kayalarda omuzlarında ok taşıyan kadın resimlerinin bulunması bu devirlerde kadınların erkeklerle beraber avlandığını göstermektedir. Cingir dağının kuzey batı eteğinde bulunan “Gavaldaş” bir anlamda ilkel müzik aleti olmuştur. Kayalar üzerindeki halaya benzer oyunların bu taşın çalınması ile oynandığı düşünülmektedir. Büyüktaş dağının güney doğu eteğinde bulunan kaya üzerindeki Latince yazılı kitabeden anlaşılıyor ki, imparator Domisian’ın devrinde XII. Roma lejyonu Azerbaycan’da bulunmuştur.

Gobustan kaya resimleri, yapıldıkları dönemlere göre ölçü, kompozisyon ve işleme tekniği bakımından birbirinden ayrılmaktadır. M.Ö VIII.-V. bin yıllara ait olduğu tahmin edilen en eski resimler gölge (siluet) tarzında insan tasvirleridir. Öküz resimleri büyük olasılıkla M.Ö XII.- IV. binlerde yapılmış olmalıdır. Büyük ölçüdeki resimlerin daha eski olduğu ihtimali üzerinde durulmaktadır. Kayık resimlerinin de bu devre ait olduğu söylenmektedir. Maral, keçi, ceylan, at, aslan resimleri M.Ö IV- III bin yıllarından orta çağa kadar geçen dönemlerde yapılmıştır. Tunç devri ve sonraki dönem eserlerde resimlerin ölçüsü giderek küçülüyor. Tunç devrinde gölge(siluet) resimlere rastlanmıyor. Örneğin insan resimlerinin düz çizgilerle çizildiği görülmektedir. Bu devirde hayvan tasvirleri, atlı avcı resimleri çoğalmaktadır. Tasvirlere göre av zamanı köpek ve kuştan faydalanıldığı anlaşılmaktadır. Ortaçağlara ait resimler çoğu zaman eski resimlerin taklidine dönüşmüştür. Deve kervanları ve silahlı atlı tasvirleri bu döneme aittir. Ilk toplumsal hayatın başından itibaren, cemiyetin tarihsel gelişimini ardışık olarak yansıtma özelliğine sahip bu kaya resimleri bir anlamda yıllık niteliği de taşımaktadır. Bu yüzden, arkeoloji, tarih, güzel sanatlar ve hatta doğa bilimleri için eşsiz değeri olan Gobustan anıtlarının korunması son derece önemlidir.

Nazım Mammadov. Ekoloji Magazin Dergisi. 1. Sayı (Ocak-Mart 2004)

http://www.ekolojimagazin.com/?id=182&s=magazin

İçerisinde hava delikleri bulunan ve Qaval Daşı” (kaval taşı) adı verilen bir kaya kütlesine küçük bir taş ile vurulunca, tamtamı andıran melodili sesler duyuluyor. Cingir Dağı’nın kuzeybatı eteğinde bulunan “Qaval Daşı” bir anlamda ilkel müzik aleti olmuş. Kayalar üzerinde çizilmiş halaya benzer oyun figürlerinin bu taşın çalınması ile oynandığı düşünülmektedir.

Bülent Pakman. Temmuz 2014. İzin alınmadan, aktif link verilmeden yayımlamaz, alıntı yapılamaz.

Twitter Widgets Facebook Widgets

IMG_1345Bülent Pakman kimdir?  https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bülent Pakman’ın video kanalları/arşivi:

Bülent Pakman video kanalı 1

Bülent Pakman video kanalı 2

Bülent Pakman video kanalı 3

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s