Gamalı Haç ile Kızılyıldız Arasında

TRT Televizyonunda yayınlanan “Gamalı Haç İle Kızıl Yıldız Arasında” adlı belgesel, savaş tarihi belgesellerinde şimdiye kadar pek incelenmeyen bir konuyu Sovyet Rusya topraklarında yaşarken II. Dünya Savaşı’nda Kızılordu’da savaştırılan, eğitimsiz, donanımsız, donatımsız ön cepheye sürülen Nazi ve Kızılordu arasında kalan, ölen, kaybolan, sürgüne gönderilen  Türklerin acı dolu yıllarını anlatıyor.

1. Bölüm

Türkler cephede nasıl kullanıldı, savaşın ardından neler yaşadılar? II. Dünya Savaşı’nın karanlıkta kalmış köşelerinden bakan Sovyet Doğu halkları; Kazak, Kazan ve Kırım Tatarı, Kırgız, Türkmen, Azerbaycan, Kafkas halkları, Karaçaylar ve Malkarlar’ın yüzü!.. Prof. Nadir Devlet ve Alman araştırmacı-yazar Patrick Von Zur Mühlen’in görüşleri..

2. Bölüm

Fazla gündeme getirilmemiş ibret verici olaylar …1917 devrimi; Rusya’daki minareleri deviriyor, Orta Asyalı öğretmenleri tutukluyor, aydınları çalışma kamplarına gönderiyor…

1917’den sonra Rusların, Rus olmayanlar üzerindeki hakimiyeti yeniden ve nasıl kuruldu. Bu dönemde yaşanan acı olaylar. Bir çok tanıkla röportajlar:

Leo Hoffner – Kırım Almanı: Bu çok büyük bir sorundu. Bir yandan Almandık öte yandan Stalin ve Komünist rejim tarafından ezilmiş, göç etmeye zorlanmıştık. Amcam gibi pek çok akrabamız o dönem hapse bile girmişti. Amcam o dönem öleceğini düşünmüş, hapse atıldıktan sonra bir gecede saçları ağarmış, bembeyaz olmuş.

Musa Ramazan – Lak – Kuzey Kafkasyalı: Komünist parti ne diyorsa onu yapmaya mecburuz. Ona evet demeye mecburuz. O söylerse intihar edeceksin, intihar etmeye mecburduk.

Stalin, mutlak hakimiyetine karşı gelebilecek her çeşit muhalefeti despotizmle yok ediyor, 1924 yılından sonra Milli aydınlar ve önde gelenlerin büyük bir kısmı öldürülüyor ve sürgün ediliyor. Bazı tanıkların röportajları gerçekten ibret verici…

Kırım Tatarı Nazmiye Yılmaz. Bu dönemleri yaşamış; 3 kardeşim vardı. Ondan sonra 1924 senesi bize kulak dediler, babamı Nova Sibirya’ya sürdüler, bizleri Ural Dağı’na sürdüler. Tise’de 3 kardeşim 10 gün içinde öldü.

Talat Dağcı-Kırım Tatarı: Mesela ben affedersiniz sünnet oldum, 500 km yerden geldiler, sünnet yapıp kaçması bir oldu adamın. O da Stalin zamanında gizli olarak. Çünkü yakaladılar mı çok büyük cezası var. O dahi yasaktı, sünnet dahi yasaktı.

Prof. Nadir Devlet Aydınların bir kısmı 10 ila 20 yıl gibi ağır hapis cezalarına (çalışma kamplarına) mahkum edilmekle kalmayıp, bazıları idam da edildi. Türk ve Müslüman kökenlilerin zaten az olan aydın sayısı bu uygulamadan büyük darbe yedi.

Patrick V. Z. Mühlen Alman AraştırmacıBu farklı etnik gruplara, kendi dillerini konuşma hakkı gibi birtakım haklar verildi, ancak onların kendilerine özgü kültürlerine asla saygı duyulmadı.

Türk ve Müslümanların nüfusu, toplam Sovyet nüfusunun % 11’i, ancak 1927 Aralığında toplanan 15. Komünist Parti Kongresi’nde Müslümanların oranının ancak %1,6 olduğuna dikkat çekiliyor…

Sovyet Rusya’nın Türk ve Müslüman halkları, II. Dünya Savaşı’na nasıl itildi?.. “Gamalı Haç ile Kızılyıldız arasında” geçen acı dolu yıllar nasıl başladı?..

İkinci Dünya Savaşı…

22 Haziran 1941’de SSCB topraklarına giren Alman orduları karşısında hazırlıksız yakalanan Stalin, elindeki en büyük kaynak olan insan gücünü eğitimsiz, teçhizatsız ve ilkel silahlarla aceleyle savaş meydanlarına sürüyor.

Mehmet Kengerli Azerbaycan Türkü: Sovyetler’in sistemini herhalde çok şükür yaşamadınız ama okuyup görmüşsünüzdür. Cephede asker iki ateş arasındaydı. Karşıda Alman ateşi, arkada da Rus siyasi teşkilatının silahları. Cephede Türkler’e mermi dağıtmazlardı. Taarruza geçmeden 1-2 saat evvel 10-15 tane mermi verirlerdi.

Almanların savaş makinelerinin üstünlüğü karşısında Kızıl Ordu geri çekilmekten başka bir şey yapamadı, bu arada milyonlarca Sovyet askeri savaş meydanlarında çaresizce öldü ya da esir düştü.

3. Bölüm

“Nazi ordusunun esir kampları’nda Türkler” … “Ölümler arttıkça, Nazi ordusunun masrafı düşüyordu” … “uzaklarda taş aramak lüks, mezarsız yatıyorlar !” … “Tarihin dile getirilmeyen acıları” …

2. Dünya Savaşı’nda Kızılordu üniformasıyla Nazi askerlerine esir düşen Türk ve Müslüman halkların dramı… Esir kampındaki Mustafa’nın 80 gram ekmeğini altıya bölmesi… O dönemleri yaşamış tanıkların ve Yazar Cengiz Dağcı’nın yürek dağlayan öz yaşamsal öyküsü Korkunç Yıllar…

İkinci Dünya Savaşı’nın dönüm noktalarından biri olarak kabul edilen Almanya’nın Rusya’ya saldırısı ve milyonlarca Kızıl ordu askerinin esir edilmesi, 3,6 milyon Kızıl Ordu askerinden açlık, salgın hastalık, SD birliklerinin cinayetleri ve işkenceleri sonucu 2,6 milyonunun ölmesi.

Nazi esir kamplarının ve 1940’lı yılların birebir yaratıldığı dramatik sahneler. Esirlerin gerçekten pek de farklı olmayan hasta, aç, bir deri, kemik kalmış hallerini ve Nazilerin acımasız davranışlarını izleyen bazı dönem tanıkları o anları tekrar yaşadıklarını ve ürperdiklerini söylüyorlar.

SEYİT AHMET BOZKURT – KIRIM – Ölünün üzerinden atlayıp geçiyoruz orda. kimisi ölmüş, kimisi yatıyor yerde. Böyle yapıyor ama kalkamıyor onu da Almanlar ölüyle beraber arabaya atıyorlar götürüyorlar, çukura gömüyorlar.

HAMİT ÖZBEK – ÇEÇENTrene bindirip bizi Dachau Dead kampına 6 milyon kişinin öldüğü kampa götürdüler. Orada dead kampında kokudan ölenler,birbirini yiyorlar hayvanlar gibi. Ayaklarım yürüyemez hale geldi. Yürüyemeyenleri ölülerin arasına atıyorlar.

ROLPH KELLER Alman AraştırmacıGESTAPO sürekli kamplarda aramalar yaparak, kendilerine göre gereksiz ve istenmeyen insanları ayıklıyordu. İstenmeyen bu insanlar da Yahudiler ve Bolşeviklerdi. Bu insanları esir kamplarından alıp, toplama kamplarında bir araya getirerek kurşuna diziyorlardı. Burada da öldürülenlerin sayısı çok fazlaydı. 10 binlerce insan öldürüldü.

ALİM ALMAT – KAZAK Alman adamı yakalıyor, yat diyor, yatıyor. 75 kırbaç vuruyor ondan sonra adam mosmor olup kalıyor. Üstüne bir kova soğuk su döküyor. Silkeleniyor köpek gibi,ölüyor kalıyor on dakikada. Günde arabayla 100 kişi-50 kişi taşıyıp,götürüp,çukura atıp gömüyorduk.
-Siz gömüyordunuz?

4. Bölüm

“Esir kamplarında umut tükenince tek kurtuluş ölmekti” … “Naziler’in ölüm listesinde Türkler’in de adı vardı” …“Nazi rejiminin katlettiği Türk ve Müslüman halkların acısı

Dünyanın yıllardır bilmediği, korkunç bir gerçek: Auschwitz’de Türklerin de acımasızca öldürüldüğü…

“Türkistan’lı Mansur Atabek’in, 1943’de Himmler’in iskelet koleksiyonuna konmak için öldürülen 115 hemşehrisi arasında olduğunu anlatması insanın tüylerini diken diken ediyor.”

Nazi rejiminin yüz binlerce Sovyet esirini katletmesi, açlık, salgın hastalıklar ve Alman askerlerinin saldırgan tutumları yüzünden 5.734.528 esirden, 3,3 milyonunun ölmesi. Onların, yeşil renkli suyu çorba; taşlı-samanlı hamuru ekmek diye yemek zorunda kaldıkları esir kamplarındaki yaşantısı dramatik sahneler. Tüm bu çektiklerine rağmen, esirlerin vatanlarına olan aşklarını dile getirmeleri yürekleri burkuyor…

5. Bölüm

“Hitler’in esirler ordusu, Stalin’in Kızıl Ordu’suna karşı” … “İki cephede savaşmak, İki düşmana esir olmak!” …

Almanların amacı Kafkasya ve Orta Asya petrol kaynaklarını, madenlerini kendi çıkarı için kullanmaktı…..
Sovyet üniformasıyla esir düşen Türkler, Alman tarafında savaşmaya zorlanıyordu…..

II. Dünya Savaşı’na girmeyen genç Türkiye Cumhuriyeti, hem Sovyetler, hem de Naziler tarafından aldatılan ve korkunç şekillerde katledilen Türkleri kurtarmak için elçilerini Kırım’a yollamıştı…..

Tüm bu gerçekler, ve II. Dünya Savaşı’nın kanlı sayfaları arasında yitip giden hayatlar. O dönemin kostüm, dekor ve mekanının birebir hazırlanmasıyla oluşturulan sahneler ve bu olayları birebir yaşamış Cengiz Dağcı’nın ‘Korkunç Yıllar’ adlı romanından yapılan canlandırmalar..

AŞİR MELEK – KIRIM TATARI – Sizin anlayacağınız ben size şunu söyleyeyim. Biz kaldık iki taşın arasında. Ne komünizm bize bir şey yaptı ne faşizm. Şimdi hangisine hizmet edeceğiz. Affedersin yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal veyahut kabahat bizde.

ROLPH KELLER – ALMAN ARAŞTIRMACI Sovyetler Birliği’nde bulunan pek çok farklı millet Sovyet yönetiminden zarar görmüş, çoğu yerinden yurdundan edilmişti… Bu da Almanlarla ortak olan bir yönleriydi. Dolayısıyla Almanlarla işbirliğini kabul ettiler. Aslında çoğu, Nazilerin prensiplerini benimsememişlerdi. Onlar sadece, savaştan sonra özgür ve bağımsız bir ülkeye dönmeyi umuyorlardı.

SÜLEYMAN TEKİNER-AZERBAYCAN TÜRKÜ
-Peki bu birliklerin içindekiler gerçekten gönüllü müydü?
Yok canım, ne münasebet. Kimisi açlıktan, kimisi başka çare yok
-Yani zorla?
Ölmemek için. Zorla denmez ama çünkü öyle bir şart var, şartlar öyleydi ki zorlamaya lüzum yoktu. Herkes bir lokma ekmek alabilmek için oraya giriyorlardı.

Dr. PATRİK VON ZUR MÜHLEN-ALMAN ARAŞTIRMACI – Esir kampındaki pek çok esir de oluşturulan bu taburlarda yer almak için gönüllü olarak başvurdular. Onları bu askeri birliklerde yer almaya iten en önemli nedenlerden biri de, esir kamplarındaki o ağır yaşam şartlarıydı. Oralarda açlık, hastalık ve soğuk hava şartlarıyla mücadele ediyorlardı. Yüz binlerce esir beslenme yetersizliğinden, soğuktan ve tifo gibi hastalıklardan dolayı hayatını kaybetti.

HABİBULLAH ARSLAN – KIRIM Fakat bu sefer doğrudan doğruya Alman elbisesi giydirdiler. Gönüllü de değildik, nasıl gönüllü olalım? Ne için çarpıştığımızı da bilmiyorduk.

6. Bölüm

“İki ordu, iki sembol, iki diktatör ve iki ölüm arasında kalan Rusya Türklerinin trajik öyküsü”

İşgal altındaki halkların Almanlara yakınlık göstermesinin nedeninin, Stalin’in baskıcı rejimi ve Bolşevizm’den kurtulma arzusu. Bu sefer de Nazilerin canavarca uygulamaları, bu çaresiz insanları yok etti. Almanlar bu halkları ve hayatta kalabilmiş esirleri Ruslara karşı savaşmaya zorladı.

“Rusya Türkleri ve Müslümanları Stalin, Hitler ve bir de Müttefik Kuvvetler arasında ufalanıyordu”

Bu zavallı halklar savaşın sonunda bir darbe de müttefiklerden yiyor, yüz binlerce savaş esiri İngilizler ve Amerikalılar tarafından Kızıl Ordu’ya teslim ediliyor, çoğu sınırı geçer geçmez öldürülüyor ve çok azı da asla sağ dönemeyecekleri Sibirya’ya sürülüyor; tarihin yok saydığı günlerde.

“Bir oğul Alman, diğeri Sovyet askeri olmuş”

Korkunç Yıllar Romanı – Cengiz DağcıBugün, bir oğlun, sırtında Alman üniforması, göğsünde gamalı haç. Öteki dağlarda, kalpağında kızıl yıldız tepeden tırnağa milletinin kanına bulanmış Bolşeviklerle beraber… Babam, daha çok kimi düşünüyor, kime acıyor? Bana mı, Bekir’e mi, yoksa kendine mi? Bilmiyorum

7. Bölüm

İkinci Dünya savaşı Batılılar için bitmişti, ancak Sovyet cephesinde felaket devam ediyordu. Milyonlarca Sovyet Türkü çoluk çocuk demeden vatanlarından sürülüyor, ya da öldürülüyordu.

İkinci Dünya Savaşının sonrasında yaşanan acı yıllar. İnsanlığın gördüğü en büyük felaket olan, İkinci Dünya Savaşı ardında 50 milyonu aşkın ölü, milyonlarca sakat, yoksul, evsiz ve vatansız perişan insan bıraktı ve bu savaşta milyonlarca insan kamplarda, akıl almaz işkenceler altında can verdi.

Ancak felaket Sovyet cephesinde devam edecekti.

gamalihac_06Milyonlarca insan, kadın ve çocuk vatanlarından sürüldü ya da öldürüldü. Karaçaylar’ın, Malkarlar’ın, Kırım Tatarları’nın, Kalmuklar’ın, Ahıska Türkleri’nin ve Çeçen-İnguşların adeta bir soykırıma dönüşen bu sürgünler sırasında nüfuslarının yarısından fazlasını kaybetmesi yürekleri burkuyor. Bu korkunç yılları yaşamış insanlarla röportajlar, bu çaresiz ve mağdur kavimlerin “Gamalı Haç ile Kızılyıldız Arasında” kalmanın bedelini çok ağır ödediğine dikkat çekiyor. Batıya kaçmayı başaran binlerce kişi ise Batılılar tarafından Sovyetlere teslim edildi ve sınırı geçer geçmez çoluk çocuk demeden öldürüldü..

18 Mayıs 1944 Kırım Tatarlarının sürgünü sırasında yaşananlar

ŞERİFE ÖMER – KIRIM TATARI – Sürgün sırasında 7 yaşlarında.
-Başta babacığım öldü. Babam beni pek severdi, alıp gittiler babamı. Babamı gördüm. Sonra halalarım öldü. Onları da alıp gittiler. Çocukları öldü. Onları da alıp gittiler. En sonunda anam öldü. Anam ölünce korktum onu da alıp, giderler diye. Ölmüş anamı, üç gün boyunca kucaklayıp yattım. Sabah çıkıp kapının önüne oturuyordum. Kim gelip sorsa “Anam uyuyor girmeyin eve” derdim. Üçüncü gün kokusu çıkmaya başladı. Beni kaldırıp attılar kapının önüne bir de girip baksalar, anam ölmüş, şişmiş….

HASAN KAYASLI – KIRIM TATARI Babamın iç çamaşırlarını soyuyorlar, babamı dövüyorlar. O gece kız kardeşimi de alıyorlar. Ahır var oraya. On yedi kişi tecavüz ediyor sabaha kadar, inanır mısınız? Sonra çekip gidiyorlar. (Ağlıyor) Böyle oldu, kız kardeşim kahrından intihar ediyor ertesi gün…

Tarihin eksik kalmış sayfaları.

8. Bölüm

Bir vatana sahip olmanın önemi

Yurtlarından ayrı bırakılmış binlerce kişinin uzak ülkelerde, yabancı topraklarda kimsesiz gömüldü. Hayatta kalanlar ise yıllarca vatan ve aile özlemi çektiler, o korkunç yılları her gece tekrar tekrar yaşadılar, ancak uğruna bir ömür adadıkları vatanlarına halen dönemediler.

O günleri yaşamış son birkaç kişi, 60 yıldan fazla zamandır vatanlarının kokusunu, toprağını özlüyor ve zorla dahil edildikleri bu savaş sırasında “Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız” arasında kaybettikleri hayatlarını arıyor.

Soru: Vatan uğrunda bir ömür verilmeli mi?… Hayatları bir asra yaklaşan bu insanların cevaplarından herkes için çıkaracak dersler var…

Basında Gamalı Haç İle Kızıl Yıldız Arasında belgeseli

Nazi kamplarındaki Türkler

2. Dünya Savaşı’nda Almanlar’a esir düşen Türklerin hikayesi. NBA’de oynayan basketbolcü Mehmet Okur’un anneannesi Fatma Baştimur’dan tarih profesörü İlber Ortaylı’nın annesi Şefika Ortaylı’ya, Dr. Mehmet Kengerli’den Ethem Feyzul’a pek çok Türk’ün kaderi Nazi kamplarında kesişti. İkinci Dünya Savaşı yıllarında SSCB topraklarından sürgüne gönderilen yüz binlerce Türk’ten sadece birkaçının öyküsü.

Nazilerin Sovyetler Birliği’ni istila etmesi ve o topraklarda yaşayan Türklerin sürgün yolculukları. Sürgünlerin çoğu doğdukları topraklara dönmemiş. Fatma Baştimur, Ruslar’a yakalanmamak için İtalya’ya kadar süren yolculuğunu anlatıyor. Şefika Ortaylı oğlu İlber’in doğduğu kampı daha sonra ziyaret etmiş. Ethem Feyzul ise Alman birlikleri arasına yerleştirilen Türkler’den bahsediyor.

Fatma Baştimur 15 yaşındayken Almanlar’a esir düşmüş, çırılçıplak vagona bindirilen 300 kişinin arasında, bilmediği yere doğru sürgüne gitmiş. Bir çukurda üç ay yaşayan Şefika Ortaylı doğduğu topraklara ancak 36 yıl sonra bir gezi vesilesiyle dönebilmiş. Savaşta kaybettiği ayağının yerine taktığı tahtadan ayakla yürüyebilen Tataristan doğumlu Ethem Feyzul ise vagonlarda istif edilen insanları hatırlıyor. Onlar İkinci Dünya Savaşı yıllarında SSCB topraklarından sürgüne gönderilen yüzbinlerce Türk’den birkaçı yalnızca. Nazi istilasından paylarını alıp doğdukları topraklara dönemeyip, hayatları gamalı haç ile kızılyıldız arasına sıkışmış ve tarihin çok az bilinen sayfalarının tanıkları.

İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar’a esir düşen Türkler’in hikayesini anlatan Belgesel, Alman yazar Patrick Von Zur Mühlen’in aynı adlı kitabı ve Kızılordu’da teğmen rütbesiyle savaşıp, önce Polonya’ya ardından da İngiltere’ye giden Kırımlı Türk yazar Cengiz Dağcı’nın kitaplarından yola çıkılarak hazırlanmış. Yönetmen Neşe Sarısoy Karatay’ın 2004 yılında başladığı uzun görüşmeler, yüzlerce tanığın ifadeleriyle de şekillenen yapıt, yalnızca Sovyet topraklarında yaşayan Türklerin trajik hikayelerini anlattığı gibi, İkinci Dünya Savaşı’nın çok az bilinen yönlerine de ışık tutuyor.

Gamalı Haç ile Kızılyıldız’ın hikayesi 1994 yılında belgeselin danışmanlığını da yapan Zafer Karatay’ın bir arkadaşıyla Mavi Yayınları’nı kurması ve ilk kitap olarak da Alman yazar Zur Mühlen’in kitabını yayınlamasıyla başlıyor. KendisiKırım Türk’ü olan Zafer Karatay SSCB’nin dağıldığı 1990’lı yıllara kadar Muhlen’in kitabından belgesel yapma olanağı bulamamış, SSCB’nin dağılması, olayları yaşayanların üzerlerinden korkularını atmasıyla hazırlıklara girişilmiş ve daha önce Osmanlı Devleti’nin Doğuşu belgeseliyle 2000 yılında Sedat Simavi Ödülü’nü alan Neşe Karatay’ın yönetiminde proje hayata geçmiş. “Bizim için beş dakika gibi görünen şey onlar için hayatlarının en büyük trajedisi” diyor Karatay belgesel için. Kuzey Kafkasya’dan ABD’ye, Almanya’ya kadar belgesel için gittikleri her yerde aynı trajedinin izlerini görmüşler. Biri Karaçay’da (Nalçık özel bölgesinin başkenti) diğeri ABD’de yaşayan ve birbirlerini 60 yıldır görmeyen akrabaların bir araya geldiği an, tarihçi İlber Ortaylı’nın doğduğu kampın yanındaki otel, ABD Başkanı Bill Clinton’a danışmanlık da yapan Orhan Sadıkhan’ın anlattıkları hepsi de o trajedinin parçaları. Bugün New York’un sayılı zenginlerinden olan Sadıkhan’ın, “patatesten yaptığı mühürle Alman kamplarından Türkleri nasıl çıkarttığını, Fatih’te bir Kırım Türk’ünün kahveden Alman kamplarında kalan esir Türkler’e ‘bunlar akrabamız” diyerek sahte mektuplar gönderdiklerini” anlatıyor Karatay. Basketbolcu Mehmet Okur’un anneannesi Fatma Baştimur’un Kırım’dan İtalya’ya devam eden uzun yolculuğu, Türkistan ordusunda Ruslar’a karşı savaşan eski Kızılordu askerleri, 3 bin kilometre yol teptikten sonra 50 metre uzağındaki babasına ulaşamayan Nafi Yahyaev’in hikayesi de dahil bütün bu hikayelerin özü hayatları iki sembol arasına sıkışmış insanların trajedisi.

Nuh KÖKLÜ. Sabah Gazetesi.

Hitler ve Stalin arasında kalan tarih

Bilinen tarih, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’na girmediğini söylüyor ama gerçek hiç de öyle değil. Rusya topraklarında yaşayan Müslüman Türkler önce Kızıl Ordu saflarında, sonra da Nazi bayrağı altında savaşmış… Bu yazılmamış tarih, “Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında” adlı belgeselde.

2. Dünya Savaşı, sınırlarımızdan uzakta gelişen bir felaketti. Türkiye, özellikle İsmet İnönü’nün başarılı diplomatik manevraları sayesinde bu savaşın dışında kalmayı başardı. Bu, tarih kitaplarında anlatılanlar. Oysa pek çok Türk, “bilfiil” savaşın içindeydi. Hatta öyle ki önce Rus saflarında kızıl bayrak altında Almanlar’la göğüs göğüse çarpıştılar. Sonra esir düştüler. Nazi kamplarında “devşirildikten” sonra bu kez de gamalı haçın gölgesinde Ruslar’a mermi sıktılar.

“Gamalı Haç İle Kızıl Yıldız Arasında” adlı belgesel, savaş tarihi belgesellerinde şimdiye kadar izlemediğimiz bu ilginç konuyu gündeme getiriyor, 2. Dünya Savaşı’nda Nazi ve Kızıl Ordu arasında kalan Rusya Müslümanları’nın acı dolu yıllarını anlatıyor.

Ödüllü belgesel yönetmeni Neşe Sarısoy Karatay’ın imzasını taşıyan ve danışmanlığını Zafer Karatay’ın yaptığı “Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında”, 2. Dünya Savaşı’nda ölen, kaybolan, sürgüne gönderilen Türkler’in hayatlarını gösteriyor. 2. Dünya Savaşı’nın karanlıkta kalmış köşelerinden bakan Sovyet Doğu halklarının; Kazak, Kazan ve Kırım Tatarı, Kırgız, Türkmen, Kafkas halkları, Karaçaylar ve Malkarlar’ın yüzünü aydınlatıyor. Belgeselde Prof. Nadir Devlet ve Alman araştırmacı-yazar Patrick Von Zur Mühlen’in de görüşlerine yer veriliyor.

İnsanüstü çalışma

gamalihac_04Belgeselde, Türkiye, Kırım, Türkmenistan, Kırgızistan, Almanya, Azerbaycan, Avusturya, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirilen çekimlerde dramatik unsurlar ve canlandırmalar da kullanıldı. Hoş sürprizlerden biri de savaş nedeniyle ayrı düşen Dadalı kardeşlerin belgesel çekimlerinde birbirine kavuşmasıydı. Muhammed (80) ve Ahmet Dadali (68) kardeşler, tam 60 yıl sonra belgeselin çekimlerinde buluştu. Savaşta Nazi ordularına esir düşen Kazak Alim Almat’ın gördüğü zulmü anlatmasıyla başlayan belgeselde, Kırımlı yazar Cengiz Dağcı’nın “Korkunç Yıllar” ve “Yurdunu Kaybeden Adam” adlı eserlerinden sahnelerle zenginleştirilmiş öyküsü de yer alıyor. Öyküde roman karakteri Sadık Turan’ın yaşamı canlandırılıyor. Turan’ın ilkokuldan atılmasıyla başlayan süreçte ailesi ve Kırım halkının Stalin yönetiminin ekonomik ve sosyal baskısı altında kıvranması, Kızıl Ordu saflarında askere ve savaşa katılması, Nazi ordusuna esir düşmesi, Alman üniformasıyla Doğu Lejyonları’nda savaşa zorlanması, Roma’da süren kaçak hayatı ve Uruguay’da orman işçiliği sırasında biten ömrü dramatik belgesel biçimiyle seyirciye sunuluyor.

gamalihac_10

Yüksel AYTUĞ 22.01.2006

Gamalı Haç ile Kızılyıldız Arasında

İki sembol arasında kaybolan hayatlar… Türk tarihinde gölgede kalmış bilinmeyen dram. II. Dünya savaşı sırasında Nazi ve Kızılordu arasında kalan Türklerin yaşadığı acılar.

Ödüllü belgesel yönetmenleri Neşe Sarısoy Karatay ve Zafer Karatay’ın elinde titiz araştırmalarla ortaya çıkmış bir belgesel bu…

İkinci Dünya Savaşı sırasında Rusya’da yaşayan Türk ve Müslüman halkların iki ateş arasında kaldığı dönemi ele alan belgesel, adıyla bile farkını ortaya koyuyor:

Çekimlerine 2004’ün Haziran ayında başlanan belgeselin hazırlık ve düşünce tasarım aşaması 1980 yılına kadar uzanıyor. Alman yazar Patrick von zur Mühlen’in belgesel ile aynı adı taşıyan kitabının Türkçe’ye çevrilmesi sırasında, kitapta anlatılan dramların televizyonda anlatılmasına karar veren TRT İstanbul Televizyonu Müdürü ve Kırım Tatar Milli Meclisi’nin Türkiye Temsilcisi Zafer Karatay’ın bugüne kadar vazgeçmediği hayali olmuş.

Çekim ve röportajların tamamlandığı 1,5 yılın içindeki 150 saatlik çekim maratonunda, 100’den fazla savaş tanığının anlatımına yer verilen belgeselin, kendisini kulvarındaki savaş tarihi belgesellerinden ayıran can alıcı noktası ise dünya tarihinin karanlıkta kalan satır aralarına ışık tutması…İkinci Dünya Savaşının Almanlar, Ruslar, İngilizler Fransızlar, Japonlar, Amerikalılar ve çeşitli Avrupa ve Asya ülkeleri arasında geçtiğini biliriz. Ama yüzbinlerce Türk’ün bu savaşta öldüğünü, acı çektiğini, etkilendiğini maalesef bilmeyiz. Neşe ve Zafer Karatay gerçekten zor, hassas insanlık tarihi, Türk tarihi içinde çok önemli ama ciddi olarak Türk Dünyasının gündemine hiç gelmemiş bir konuyu ele almışlar. Nazi Almanyası’nın sembolü “Gamalı Haç” ve Sovyet Rusya’nın “Kızılyıldız”ı arasında kalan Kazak, Kırım Tatarı, Kazan Tatarı, Kırgız, Türkmen, Kafkas halkları, Karaçaylar Malkarların savaşta yaşadığı acı dolu yıllar gündeme getiriliyor. Belgeselde, Sovyetler Birliği sınırları içindeki yaşayan Türkler’in, İkinci Dünya Savaşı sırasında Adolf Hitler’in Nazi ordusuna tutsak düşmesini, esir kamplarındaki korkunç yıllarını ve Alman üniforması giydirilerek yeniden Joseph Stalin’in Kızılordu’suna karşı nasıl kullanıldığı, Nazilerin işgal ettiği bölgelerden 14-15 yaşlarındaki gencecik insanların “Ostarbeiter” olarak çalıştırılmalarını anlatılıyor.

Olayları yaşayanların anlattıkları, Patrik Von Zur Mühlen, Prof.Dr.Nadir Devlet, Rolf Keller uzmanların yorumlarına Yönetmen ve Metin yazarı Neşe Sarısoy Karatay, Kırım Tatarı olan yazar Cengiz Dağcı’nın “Korkunç Yıllar” ve “Yurdunu Kaybeden Adam” romanlarından sahnelerle zenginleştirerek muhteşem bir belgesel ortaya çıkarmış. Her saniyesi her karesinde büyük bir emek, titiz bir çalışma var…

Belgeselin Almanya çekimlerinde Nuri Resuloğlu ve Hayrettin Güleçyüz, Amerika çekimlerine Rüstem Borluca ve Kırım Türkleri Amerikan Birliği’nin, Çatalca’daki çekimlerde Zafer Otçu’nun katkılarını da unutmamak gerekir.

Çok sınırlı bir bütçe ile, Çatalca’da İzzettin Köyü ve Sazlıbosna köylerinde, Riva, Belgrad ormanlarında yapılan canlandırma sahnelerini izlerken bir anda o günlerde hissedebiliyorsunuz kendinizi. Eminiz ki seyrederken zaman zaman göz yaşlarınızı tutamayacaksınız, kâh Hitler’e, kâh Stalin’e büyük öfke duyacaksınız… İnsanların, kimisi şimdi aramızda yaşayan insanların yaşadıklarını bir solukta izleyeceksiniz…

Emre Kulcanay

Belgesel

Yönetmen – Yapımcı – Metin Yazarı – Neşe Sarısoy KARATAY
Genel Danışman – Zafer KARATAY
Danışman – Prof. Dr. Nadir DEVLET, Patrik Von Zur MUHLEN, Rolf KELLER
Bölgesel Danışman – Rüstem BORLUGA, Nuri RESULOĞLU, Hayrettin GÜLEÇYÜZ, Halim SAYLAK

Kitaplar

“Gamalı Haç İle Kızıl yıldız Arasında” belgeselini, tüm bu olayları birebir yaşamış Cengiz Dağcı’nın yazdığı ‘Korkunç Yıllar’ romanından yapılan canlandırmalar, daha da ilgi çekici hale getirmiştir.

GAMALI HAÇ İLE KIZIL YILDIZ ARASINDA TÜRKLER
Yazar: Neşe SARISOY KARATAY. Nisan 2011

afisDünya Tarihi kitaplarında onlara yer verilmedi…
İki ordu, iki sembol ve iki diktatör arasında can verdiler….
Cevdet, Osman, Mustafa . Kimse onların hayat öyküsünü filme almadı.
Nazi rejimini anlatan yüzlerce filmde figüran bile olamadılar…. İşte Batılı tarihçilerin yok saydığı milyonlarca Müslüman’ın trajik hayat hikayesine bu kitapta tanık olacaksınız.
İkinci Dünya Savaşı’nın acı bilançosu Hitler’in 17, Stalin’in ise 25 milyon insanın ölümünden sorumlu olduğunu gösterir. Tarih kitaplarında yer almasa da, Sovyetler Birliği’ndeki milyonlarca Türk ve Müslüman da bu savaşta acı çekti, yüz binlercesi sürüldü, yüz binlercesi öldü ve yüz binlercesi vatansız kaldı. İşte elinizdeki bu kitap, dünya tarihinin Alman Nazi ve Sovyet Kızılordu cephesi arasında unuttuğu; Azerbaycan, Kazak Türklerinin, Kırım ve Kazan Tatarlarının, Çeçenler ve Kafkas Halklarının, Özbek, Türkmen, Ahıska Türkleri, Karaçay ve Kırgızların acı öykülerini dile getiriyor.
Ekim devrimi, kendi çocuklarını yemeye başladığında, onların da korkunç günleri başladı. Allah’tan başka kimseleri kalmayan bu insanlar, 1917 İhtilalinin minareleri devirdiğine, Müslüman aydınların tutuklanıp, çalışma kamplarına gönderildiğine ve hatta öldürüldüklerine tanık oldu. Almanlara esir düştüler. Nazi esir kamplarında işkenceler, açlık ve salgın hastalık sonucu acı içinde can verdiler. Milyonlarca Müslüman isimsiz toplu mezarlara gömüldü, başlarına haçlar dikildi. Irkçı Naziler için, Türkler düşük değerli Asyalıydı. Auschwitz’de onların da öldüğünü, Himmler’in iskelet koleksiyonu listesinde Türklerin de olduğunu hiçbir tarih kitabı yazmadı. Ölmekle lejyon askeri olmak arasında kaldılar. Bir oğul Alman, diğeri Sovyet askeri oldu. Kendi halklarını korumaktan başka amaçları yoktu. Savaştan sonra vatanlarına geri dönenleri idamlar ve sürgünler bekliyordu. Kızılordu’ya hizmetin ödülü ise yüz binlerin sürgünü ile sonuçlandı! Savaşta hiçbir suçu olmayan Kafkas Halkları ve Kırım Tatarları, adeta soykırıma dönüşen bu zorunlu sürgünde nüfuslarının yarısını kaybetti. Analar çocuğunu, bebeler anasını kaybetti. Bu kitap, bu halkların dramını tarihçilerin hatırlaması ve araştırması için bir kaynak olarak hazırlandı. “Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında” ki savaşta çaresiz, vatansız ve geleceksiz kalmış, insanların geçmişe gömülmüş karanlık hayat hikayelerine ışık tutmaya çalıştı.

Korkunç Yıllar

25841

Korkunç Yıllar. Cengiz Dağcı. Ötüken Neşriyat / Edebiyat Dizisi. Henüz öğrenci iken, askere alınan ve ikinci Dünya Savaşı’na sürülen Kırımlı bir gencin, Teğmen Sadık Turan’ın acıklı hikâyesi. Roman, Teğmen Sadık Turan’ın hatıraları olarak anlatılmaktadır. Rusların zulmünden kaçarken Almanlara esir düşer ve esir kampında bir arada tutunmaya çalışan bir avuç arkadaşıyla Almanlar tarafından kurulan Türkistan Kurtuluş Lejyonuna katılır. Ruslarla Almanların arasında kalan ve birinden zulüm diğerinden iki yüzlülükten başka bir şey görmeyen Kırım Türklerinin yalnızlıkları…

2. Dünya Savaşı’nda çarpışan bir yazar

Cengiz Dağcı, adına hazırlanan belgeselde, ölümün kıyılarında gezindiği hayat hikayesini ve eserlerini izleyicilerle paylaşıyor. Kırım’ın ebedi ve edebi sesi Dağcı’nın hikayesi bu. İkinci Dünya Savaşı’nda her iki cephede bulunmuş, bu savaşı en çarpıcı olarak anlatan tek Türk yazar. Bolşeviklerin iktidara yürüdüğü karışıklıklar içindeki bir ülkede, Sovyetler Birliği’nin sancılı yıllarında Kırım’da doğdu. Stalin’in baskılarını, zulümlerini yaşadı, tanıklık etti. İkinci Dünya savaşında tank teğmeni olarak Kızıl Ordu’da Almanlara karşı savaştı. 1941 yılında Almanlara esir düştü, Yahudiler ve diğer Sovyet esirlerle kaldığı Nazi esir kamplarında geçirdiği açlık, ölüm dolu zor yıllarını “Korkunç Yıllar” adı altında romanlaştırdı. İkinci Dünya Savaşı Polonya’sında aşkını buldu. Belgeselde Dağcı’nın hayatındaki önemli dönemeçler ve bilinmeyenler yer alıyor.

Kırımlı
373329_8372097354771db0d5fd1Cengiz Dağcı’nın Korkunç Yıllar adlı romanından beyazperdeye aktarılan film. Vizyon Tarihi 12 Aralık 2014.
II. Dünya Savaşı sırasında Alman esir kamplarında rehin alınan Tatarlı esirlerin yaşadıkları insanlık dramını ve çektikleri acıları konu alıyor. Kırım’da yaşayan Sadık Turan savaş başlayınca diğer Kırım Türkleri gibi askere alınır ve cepheye gider. Savaş esnasında Almanlara esir düşer ve Almanca biliyor olması nedeniyle bulunduğu esir kampında irtibat görevlisi olarak çalışmaya başlar. Kısa süre sonra Almanların, Kırım’ı Ruslardan kurtarıp özgürleştirme vaadiyle Türklerden oluşan birlik kurma planına dahil olarak Alman ordusunda görev almaya başlar. Ancak bunun bir oyun olduğunu fark eden Sadık artık gerçek Kırım kurtuluşu için harekete geçecektir.
Filmin yönetmeni Burak Arlıel. Oyuncu kadrosunda Murat Yıldırım, Selma Ergeç, Bülent Alkış, Gülçin Santırcıoğlu ve Burç Kümbetlioğlu gibi isimler yer alıyor.

Kaynaklar:

http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/belgeseller/2006/gamalihac.html

Belgeselin Resmi Web Sitesi http://www.gamalihac-kizilyildiz.com/gamalihac-kizilyildiz/belgesel.htm

2. Dünya Savaşı’nda çarpışan bir yazar. Yeni Şafak. 10 Nisan 2011 http://www.yenisafak.com.tr/televizyon/2-dunya-savasinda-carpisan-bir-yazar-312962

Nuh Köklü http://arsiv.sabah.com.tr/2005/12/19/cp/gnc101-20051218-102.html

Yüksel Aytuğ 22.01.2006

Emre Kulcanay 06.09.2005

Bülent Pakman. Şubat 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz, yayımlanamaz.

Twitter Widgets

Facebook Widgets

IMG_2654Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s