İslam Dini

Kur’an, “Kur’an ne dedi?” sorusuna cevap bulmaktan çok, “Ne demek istedi?” sorusuna cevap bulmak için okunur. Kur’an’ın ısrarla öne çıkardığı ‘tedebbür’ (anlam üzerinde düşünerek okumak) budur. Bunun için birikim lazım. Elbette ki birikim için de okumak lazım.” Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk. http://www.yurtgazetesi.com.tr/yazarlar/allah-ile-aldatmak-71-baski-makale,7591.html

Her zaman, her yerde, hiçbir şart koşmadan Kur’an’ı aç, oku ve düşün; yolunu bulacaksın”. Prof. Dr. Hüseyin Atay, Kur’an’a Göre Araştırmalar, VII, 18. 

İslam dini ile ilgili alt yazılarımız:

Bülent. Pakman. Temmuz 2009. Yazılarım izin alınmadan aktif link verilmeden kısmen ya da tamamen alıntılanamaz, yayımlanamaz.

Twitter Widgets Facebook Widgets

Bakü Ofis 2011Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

İslam Dini için 6 cevap

  1. Bahattin Ergezen dedi ki:

    ALAK SURESİ
    1- Yaratan Rabbinin adıyla oku!
    Okumanın sonucunda elde edilen şey bilgidir…
    Bilgi aklı çalıştırır…
    Bilgi elde etmek için kullanılan organlar: göz, kulak, dil, deri, burun…
    En aktif olarak kullanılan gözdür…

    Görerek elde edilen bilgi
    Duyarak elde edilen bilgi
    Soru sorarak elde edilen bilgi
    Dokunarak elde edilen bilgi
    Koklayarak elde edilen bilgi

    İnsana ait akıl; gördüğü ve duyduğu olumlu ya da olumsuz iyi ya da kötü her türlü bilgiyi depolar…
    İnsan aklında depolanan bilgi muhakemeye tabi tutulur…
    Muhakeme yapılırken iki faktör devreye girer…
    Nefs ve Ruh…

    Örnek:
    Kişi hırsızlık yapan bir insanı görür…
    Hırsızlık olayına ait bilgiyi akıl depolar…
    Nefs; emek harcamayarak, kolay yoldan para elde etme isteğini akla gönderir…
    Ruh; paranın hak edilerek kazanılması gerektiği isteğini akla gönderir…

    Bu durumda akıl, nefsin ve Ruhun isteklerine maruz kalarak bir karar vermek zorundadır…

    Ya nefsinin isteğine uyup hırsızlığın iyi-doğru olduğunu onaylayacak…
    Ya da
    Ruhun isteğine uyup hırsızlığın kötü-yanlış olduğunu onaylayacak…

    Akıl tarafından muhakeme yapılarak onaylanan-benimsenen-kabul edilen düşünce kişinin kalbine yerleşir…

    Kalbe yerleşen iyi ya da kötü düşüncelerden kişi sorumludur…
    Akılda gezinen ve kalbe yerleşmeyen iyi ya da kötü bilgi ve düşüncelerden kişi sorumlu tutulmaz…

    1. Olasılık
    Kişiye ait akıl; nefsin “kolay yoldan para kazanma” isteğini onaylayarak kalbine yerleştirirse,
    Bu durum kalp üzerinde bir miktar pas oluşturur…
    Hırsızlık, zina, rüşvet, riba, zorbalık ve benzeri kötülüklerin kalbe yerleşerek zaman içerisinde oluşturacağı paslar o kişinin kalbinin mühürlenmesine neden olur…

    Kişinin kalbinin mühürlenmesi demek Ruhun devre dışı kalması demektir…
    Yani
    Paslanma yüzünden üstü örtülen ruh; isteklerini akla gönderemez olur…

    Ruhun devre dışı kalması, kişinin aklı ve nefsiyle baş başa kalması demektir…

    Kalbi mühürlü, ruhu devre dışı kalmış bir insanın iyi ve güzeli bulma ihtimali ortadan kalkar ve kişi kötülükten başka bir şey üretemez hale gelir…
    Bu durumda o insan için imtihan bitmiş demektir…

    2. Olasılık
    Kişiye ait akıl; ruhun “hak etmediği paraya tamah etmeme” isteğini onaylayarak kalbine yerleştirirse,
    Bu durunda kalp gözü bir miktar açılmış olur…
    Kötülüklerden uzak durup iyi ve güzel olanı kalbine yerleştiren kişinin kalp gözü zaman içerisinde tamamen açılır…

    Kalp gözü açık olan kişinin ruhu aktifliğini korur ve akıl üzerinde daha etkili olur…

    Nefsin aktifliği insan yaşadığı sürece devam eder…
    Ruhu ve nefsi aktif olan insan imtihan halindedir…
    Akıl; ruhun istekleri doğrultusunda karar alarak zaman içerisinde nefs üzerinde egemen olur…

    Nefs üzerinde egemenlik kuran akıl ve ruh nefsin takva kısmı ile birlikte hareket eder…

    ŞEMS SURESİ
    7- Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene.
    8- Ardından da ona bozukluğunu ve takvasını ilham edene ki,

    Örnek…
    Nefsin cinsellik isteği aklı harekete geçirir…
    Aktif olan ruh bu isteğin takva ölçülerinde nikâhlı olunan eşiyle karşılanmasını ister…
    Nefsin bozuk kısmı zinada yapabilirsin isteğini seçenek olarak sunar…

    Akıl ruhun isteği doğrultusunda karar alarak nefsin bozuk kısmının isteğini reddeder ve nefsin takva ölçülerine uygun olan isteğini karşılamış olur…

    • bpakman dedi ki:

      Müslümanlar olarak aklı kullanmada biraz da gavurları örnek alsak. Rönesanstan itibaren akıl yürüten, neyin nasıl olduğunu öğrenmek isteyen, onun için düşünen, araştıran, bulan gavurlar almış yürümüş, hatta ve hatta İsviçre’de milyarlar harcayıp yer altında kmlerce tüneller açıp hadron denilen atom altı parçacıklarını bulma yolundalar. Uzayda fink atıyorlar. Falanca müslüman ülkesinde, filanca bilim adamı var diyebiliyor muyuz?

      • Bahattin Ergezen dedi ki:

        Bana bir tek Müslüman ülke ismi verebilir misiniz?

        Amerika’nın köpekliğini yapan kral Abdullah’ın ülkesi Suudi Arabistan mı?
        Yoksa
        Küfür ölçüleri ile yönetilen Türkiye mi?

        MAİDE SURESİ
        44-…Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, kâfirlerin ta kendileridir…

        Türkiye de hükümler Allah’ın indirdiği ile mi veriliyor?
        Ki, Müslüman bir ülke denilsin!

        ENFAL SURESİ
        39- Fitne kalmayıncaya ve din tümüyle Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın!

        Türkiye de fitne yok mu ki herkes oturduğu yere çakılmış duruyor!

        Eğer üçüncü bir seçeneğim yoksa…
        Kuran ölçülerini uygulayan münafıkların ülkesinde yaşamaktansa
        Küfrün ölçülerini uygulayan inkârcıların ülkesinde yaşamayı tercih ederim…

        Suudi Arabistan da yaşamaktansa Türkiye de yaşamak benim için daha evladır…

        Teknoloji ilminin neden (sizin tabirinizle) gavurlara verildiğini, Kuran ölçüleri dahilinde daha sonra açıklamayı ümit ediyorum…

      • bpakman dedi ki:

        Rönesanstan bu güne kadar Müslüman ülkelerin gelmiş geçmiş bütün yönetecilileri mi engellemiş, müslümanların aklını kullanarak, dünya çapında bir tane buluş yapmalarını, bir tane hastalığın dünya çapında tedavisini keşfetmelerini?

  2. openreel dedi ki:

    Şunu iyi bilmekte fayda var.
    Bağdat, zamanında İslam Alimi kaynıyordu. Cebir, (uzmanlık alanım olan Optik) ve diğerlerinden bahsetmeme gerek yok…
    İslam Alimleri, çoğu ilimsel kaynağı, Grekçe ve Latinceden Arapçaya çevirip güzel ve zengin bir referans kaynağı oluşturdular ve buna kendi katkılarını da ekleyerek geliştirdiler.
    Sonra ne oldu, Batıda kütüphaneler yakıldı. Neredeyse tüm kaynaklar tükendi.
    Bugün ileri ilim, Araplarca saklanan çeviri ve eserlerin tekrar çeşitli dilere çevrilmesine borçludur. Ancak bu neyi değiştirir ki…
    Geçmiş yerine geleceğe bakmak lazım!
    “Kedi uzanamadığı ciğere mırnav der.”
    Sen de kendi ilmini geliştir, güçlü ol, o bu sana da karışamasın!
    Senin (mecazi anlamda) dereceye bile sokmadığın biricik yavrumuz, Amerika’da ödül adı. Yanlış hatırlamıyorsam, konusu, sıvılardan iyonları arıtmak idi..ç
    Çok yakın zamanda ise Hacettepe Üniversitesi’nden bir kardeşimiz, “en yüksek oy ile” Harvard Üniversitesi’nin Genç Akademi Üyesi seçilen ilk Türk’tür.

  3. openreel dedi ki:

    İşte insanlar, sizin ve benim gibi dünyayı görmeleri bilmeleri gerekir Bülent Bey…
    Müslüman ülke deyince insanların aklına hep Arap ülkeleri geliyor!
    Ben cevap vereyim müsaadenizle “MALEZYA”…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s