Reenkarnasyon

Not: Reenkarnasyonla (Ruh göçü – Tekrar doğuş) ilgili tüm sorulara cevap veren, dünyaya nereden, neden gelindiği, nereye gidileceğini açıklayan  REENKARNASYON HAKKINDA ÖĞRENMEK İSTEDİĞİNİZ HERŞEY‘i  de okumanız tavsiye olunur.

Reenkarnasyon yoksa Allah’ın adaleti de yok

Neden dünyaya gelenler zengin-fakir, güzel-çirkin, siyah-beyaz, sağlıksız/özürlü-sağlam, ünlü-ünsüz, uzun-kısa, erkek-dişi, ana/babalı-yetim, çocuklu-çocuksuz, aptal-zeki gibi farklı özelliklere sahip oluyorlar? Neden hiç kimseye zararı olmayan iyi bir insanın başına türlü sıkıntılar, felaketler gelebiliyor? Üzerinde akıl yürütmeden konuya böyle bakanlara “İlahi Adalet” neden herkesi eşit yaratmıyor ve herkese adil davranmıyor olarak görünüyor?

Allah’ın adaletsizliği gibi görünen eşitsizliklere İslam dinine inanan bazıları şöyle açıklama getirir: “Allah kullarını farklı farklı dener. Kimine yoksulluk, yokluk verir, ki, bakalım şikayet, edecek mi? İsyan edecek mi? Kimilerini de rahatlık, refah, bolluk verir, ki, bakalım servetini paylaşacak mı, şükredecek mi?”

Allah dünyaya gönderirken yazı-tura mı atar?

Diyelim ki Allah Ahmet’e zenginlik vermiş, o da nankörlük etmemiş, Allah’a şükretmiş, muhtaçlara yardım etmiş. Öbür taraftan Allah Mehmet’e fakirlik vermiş, o da isyan etmemiş, yokluğa bile şükretmiş. İkisi de 80 yıl yaşamışlar. Böylece ikisi de sınavlarını başarıyla geçerek, İslami inanışa göre, cennete gitmeye hak kazanmışlar. Buraya kadar tamam. Ama dünyadaki hayatları açısından ve bağlı olarak Allah’ın adaleti açısından oldu mu? Olmadı. Biri zevk-ü sefa içerisinde 80 yıl yaşamış, yediği önünde, yemediği arkasında, malikhaneler, yatlar, merkezi sistem klimalar, takım elbiseler, dünyada görmediği yer kalmamış v.b., v.b.. Ötekiyse  80 yıl kuru ekmeğe talim etmiş. Kümes gibi yerde, kışın yakacak bulamamış, altı delik ayakkabı, köyünden başka yer görmemiş v.b., v.b. Allah’ın adalet bunun neresinde?

Neden tersi olmamış, yani Mehmet zenginliği, Ahmet fakirliği yaşamamış? Ayrıca Ahmet fakir olsaydı şükredecek miydi? Ya da Mehmet parayı görseydi sapıtacak mıydı?

Öteki tarafa gittiğinde Mehmet dese ki, “Allah’ım beni yoklukla imtihan ettin. Şükür ki  sınavı geçtim. Ama Ahmet gibi beni de varlıkla imtihan etseydin, ben gene sana kul olurdum ama hiç olmazsa şu dünyada biraz gün görürdüm”. Cevap: “Ne yapalım, kader,  felek kimine karpuz verir, kimine kelek, kimine de verir acı bir dümbelek” şeklinde mi olacaktır?

Neden Ahmet – Mehmet olmamış, Mehmet – Ahmet olmamış? Allah seçimini neye göre yapmış, (haşa) yazı tura mı atmış?

İnananlar için İlahi Adalet var mıdır? Elbette ki inananlar açısından İlahi Adalet olmalıdır, Allah’ın çizdiği yolda çelişki  olmamalıdır, yoksa inanç olmaz. Ya, İlahi Adalet neden herkesi eşit yaratmıyor ve herkese adil davranmıyor sorusuna cevap bulmak gerekiyor, ya da herşeyi Allah bilir deyip inancı körükörüne sürdürmeye devam etmek. Ha, bir de bunlar gayba girer deyip geçiştirmek de var. Kur’an’ı düşünmeden mantık süzgecinden geçirmeden okuyanlar ya benim yıllarca önce ilk başta yaptığım gibi “yahu bu ne biçim şey” (haşa) derler ya da İslam nakil dinidir, herşeyi Allah bilir deyip körükörüne inanırlar, bu gayba girer derler.

Gayb nedir?

Göklerde ve yerde, Allah’tan başka hiç kimse gaybı bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler. Hayır, onların bilgileri ahiret konusunda yetersiz kalmıştır. Daha doğrusu onlar ondan kuşku duymaktadırlar. Hayır, hayır! Onlar, onu göremeyecek kadar kördürler.” (Neml 65-66)

Bu ayet çok kimsenin yanlış yorumladığı gibi gelecekle, dolayısıyla kader ile ilgili olmayıp ahiret konusunda beş duyu ile elde edilebilecek beşeri bilgilerin yetersiz olduğunu vurgulamaktadır.

Gayb “bilinmeyen” anlamında olup bu ayette bilinmeyenin bilinemeyeceği vurgulanmaktadır. Bilinmeyen başka şeydir, gelecek başka şeydir. Aksi takdirde bu ayete göre yarın havanın nasıl olacağını da kimsenin bilmemesi gerekirdi.

Peki, gayb bilinemez demek gayb hakkında, beş duyunun ötesinde, düşünülemez, akıl yürütülemez mi demektir? Düşünülebilir, akıl yürütülebilir ama varılan sonuçlar mutlaka öyledir denemez.

Eğer varsan, nefes alırsın.
Nefes alırsan, konuşursun.
Konuşursan, sorarsın.
Sorarsan, düşünürsün.
Düşünürsen, araştırırsın.
Araştırırsan, tecrübe edersin.
Tecrübe edersen, öğrenirsin.
Öğrenirsen, büyürsün.
Büyürsen, arzularsın.
Arzularsan, bulursun.
Ve eğer bulursan… Şüphe edersin.
Şüphe edersen, sorgularsın.
Sorgularsan, anlarsın.
Eğer anlarsan, bilirsin.
Bilirsen, daha çok bilmek istersin.
Daha fazla bilmek istiyorsan…
Yaşıyorsun!
National Geographic.

Sıkıntılar – felaketler

Size gelip çatan her musibet ellerinizin kazandığı yüzündendir. Ve mâ esâbekum min musîbetin fe bi mâ kesebet eydîkum ve ya’fû an kesîr(kesîrin)” Şura 30.

Eğer hala mûsibetlere yana yana üzülüyorsan, gerçeği bilmiyorsun demektir. Şemsi Tebrizi

Musibet, sıkıntı-felaket anlamında olup bir şeyin sıkıntı-felaket olup olmaması başına gelen kişinin kabulüne bağlıdır.

Örnek olarak bir çocuğun sakat dünyaya gelmesi bu Kur’an ayetine göre kendisini yüzünden olabilir mi? İyi de kundaktaki sakat çocuğun hiçbir yanlış/kötülük sergilemeden, kötülük yapmaya imkan dahi bulamadan başına gelen musibet (o ileride bunu musibet yani sıkıntı-felaket olarak kabul ederse) nasıl kendisini yüzünden olabilir?

Bu arada, sakat, engelli, çirkin vb. denilen maddi oluşumların nedenlerini bilen ve bunları musibet (felaket-sıkıntı) olarak görmeyen tekamül etmiş insanlar konumuz dışındadır. Zira bunlar eksiklik, kusur değildir. Karma (ektiğini biçme), tekamül (olgunlaşma, gelişme) gereği olan zuhur (görünme) durumudur. Karma ve tekamül konularına başka yazılarımızda geniş şekilde değinilmiştir.

Neden Ruşen?

Bu gerçek bir olaydır. Ruşen öz kardeşim. Sakat doğdu ve doğduktan kısa bir süre sonra öldü. Ruşen bir kaç ay yaşamış da olabilirdi, farketmez. Ben Bülent ise 66 yıldır yaşıyorum. Neden böyle bir şey Bülentin değil de Ruşenin başına gelmiş? İlahi İrade tarafından seçim neye göre yapılmış?

Neden Ben?

Kuş sesleri, hatta sinek vızıltıları bir anda kesilir, makasın kâğıdı kestiği gibi, bir anda… Sırtüstü yapışırsın yere, uğultuların arasında mayın kelimesini ayırt edersin sadece… Masmavi gökyüzüne bakarken bulursun kendini, arkadaşların bi şeyin yok diye bağırır, bilirsin ki, bacağın yok… Hep o soru çınlar aklında, tekrar tekrar, neden ben, neden ben?

Denebilir ki: Kur’an birçok ayetiyle bize insanların hemen şer, kötü diye algıladığı olayların aslında şer olmadığını, hayra götüren bir vesile olduğunu anlatır. İnsanın aceleci yapısı sebebiyle çok peşin hükümler verdiğini, sabırsızlık gösterdiğini hatırlatır.

Kötü diye nitelendirdiğimiz şeyler olacak ki iyiyi anlayabilelim. Tekâmülde iyi kadar kötü de olmazsa olmazlardan biridir. Başımıza gelen iyi kadar kötü de tekâmül gereğidir. Allah onu da “karmamızın gereği olarak” verecek. Yine hatalarımızın sonucunda olanlara katlanacağız.

Bunlar Ruşen’in annesi, babası için söz konusu olabilir. Onlar açısından başta kötü olarak kabul edilebilecek bu olay onları hayra götürecek bir vesiledir mutlaka. Peki, anneyi, babayı anladık da dünyada bir kaç saat yaşamış olması Ruşen’i nasıl hayra götürecek?  Cevap olarak yine denebilir ki “bak işte Ruşen bu sayede cennete gidecek, olayın hayrı orada”.

Doğru. Ruşen açısından da durum böyle. Ya Ruşen olmayanlar açısından? Ya benim açımdan? Kendime soruyorum, doğum sonrası hemen ölen bir bebek yanlış yapmaya, günah işlemeye fırsatı olmadığından cennete gidecekse, buna karşılık 10 yıllarca yaşayanlar ister istemez işledikleri günahlar yüzünden cennete gidemeyeceklerse  Allah’ın adaleti bunun neresinde? Cennet-cehenneme inanan kime sorsanız her halde bu dünyada fazla yaşamadan doğrudan cennete gitmiş olmayı tercih edecektir.

Öteki aleme intikal ettiğimde cennete gidemezsem Allah’a demeyecek miyim: “Ey Allah’ım Ruşen’in yerine beni tercih etseydin cennete giden ben olacaktım, bana da kısa ömür verseydin, beni de cennete gönderseydin”.

Ancak işi oraya bırakmadan bu soruyu yaşarken ve şimdi, burada, kendime sorup cevabını da, Allah’ın izniyle, kendim bulmaya çalışacağım.

Size gelip çatan her musibet ellerinizin kazandığı yüzündendir.”  diyen Kur’an ayetine göre, mesela, çocuğun sakat doğması kendi suçu ya da kendi elleriyle ettiğinin karşılığı mı? Sakat doğanın başına gelen kendi yüzünden mi diyor ayet? Demek ki o bebek bir şey yapmış. İyi de ne yapmış olabilir annesinin karnında ya da kucağında, kundakta? Demek ki olay anne karnını, kucağını, kundağını aşıyor. Ötesi olmalı.

Bu ötesi nedir, neyin nesidir? Anlamak için gelin bakış açısını biraz genişletelim.

Ömrün süresi

Denebilir ki: “Allah kullarını farklı farklı dener, Allah kullarını çeşit çeşit musibet, belalarla dener. Bakalım şikayet, edecek mi? İsyan edecek mi?”

İnsan başına geleni geleni düşünecek, idrak edecek ondan sonra şikayet edecek, isyan edecek veya şükredecek. Bunun için de mutlaka zaman gerekli. Nitekim Allah da size bu zamanı verdim diyor:

sizi biz orada öğüt alanın öğüt alacağı bir süre ömürlendirmedik mi?” …e ve lem nuammirkum mâ yetezekkeru fîhi men tezekkere“Fatır 37. Bazı meallerde “öğüt alacağı” yerine “düşüneceği” yer alır. 

Allah Kur’an aracılığıyla kullarına öğütler vermiştir.  Ayete göre  ömür Allah’ın bu öğütlerini alacak, Kur’an’ı okuyup, üzerinde akıl yürütüp, düşünecek, anlayacak bir süredir.

Hal böyleyken tam idrak, muhakeme ve düşünme sürelerinden önceki bebeklik, çocukluk süreleri öğüt almaya yeterli midir? Kur’an’ın başka ayetlerinde (Nisa 6) ve İslam örfünde  bırakın bebekliği, büluğ çağı öncesi bile Allah’ın öğütlerini alacak için yeterli  mütalaa edilmez. O halde bebekliğinde, büluğ çağından önce ölen çocukları bu ayetin neresine dahil edeceksiniz? Öteki dünyaya gittiklerinde sormayacaklar mı bu ayet neyin nesiydi diye? Hiç boşuna “efendim bu ayet…. ” diye başlamasın birileri.  Daha açık söyleyelim, dinciler boşuna kıvıttırmasın. Allah’ın ayetleri her bir kulu için geçerlidir. O halde “her varlık” Allah’ın öğütlerini idrak edecek bir süre kadar mutlaka yaşayacaktır. Bir seferde olmadıysa bir başka seferde.  Bunun adı da reenkarnasyon, tekrar bedenlenme, yeniden bedenlenme, ruh göçüdür.

Ayete ilerde tekrar değineceğiz.

Demek ki fazla yaşamamış bir bebek daha önce bu dünyada öğüt alabileceği bir süre yaşamıştır ve/veya daha sonra yaşayacaktır. Allah’ın adaleti, takdiri ve hükmü bu yönde olup bunu Kitabında kullarına bildirmiştir.

Ömür, öğüt almanın yani tekamülün süresidir yani “kül”dür yani bütündür. Buna göre yaşadığımız, yaşayacağımız her bir hayat “cüz”dür yani bütünü oluşturan bölümlerden biridir.

Örneğin bir cüzde zengin olan diğer bir cüzde fakir olabiliyor. Böylece yaşamı her türlü yönleri ile yaşayarak tekamül ediyor. Aynen ana okulundan başlayıp doktora yapıncaya kadar her seferinde yeni bir sınıfta, yeni bir çevrede, değişik hocalarla, arkadaşlarla, her seferinde bir üst  düzeyden yeni bir eğitim alarak, ya da sınıfta kalındığında aynı düzeyi tekrar ederek, belli aşamalardan sonra daha üst bir okula, hatta başka ülkelerdeki okullara giderek nasıl eğitim tamamlanıyorsa varlıklar da benzer şekilde enkarne olarak (bedenlenerek) tekamüllerini tamamlamaya çalışıyorlar. Her yaşam sınıfı yeni bir başlangıç, yeni bir sayfa oluyor ama geçmiş sınıflarda edinilen bilgiler arka planda yeni sınıfa taşınıyor. Her seferinde birikim açısından sıfırdan başlanmıyor. Ayete göre ömür her seferinde tekamüle göre ders alınacak kadar bir sürede tamamlanıyor. Aksi takdirde bir kaç gün, bir kaç saat, bir kaç dakika yaşayıp ölen bir bebek nasıl olup da  bu kısa sürede öğüt almış olabilir?

Bedenlenmeler, öğüt tamamen alınıncaya yani tekamül edinceye kadar devam edecektir.

Özetle ömür, varlığın öğüt alması için gerekli olan tüm bedenlenmeleri sırasında geçirdiği maddi hayat sürelerinin TOPLAMIDIR.

Eee, madem reenkarnasyon var da neden önceki hayatlarımızı hatırlamıyoruz?

Bunu da aşağıdaki ayet açıklıyor:

Allah sizi yarattı. Sonra sizi vefat ettirecek. İçinizden bazıları ömrün en basit noktasına geri çevrilir ki, bir ilimden sonra hiçbirşey bilmez olsun.” Nahl 70

Yani öldükten sonra, hayatın/ömrün en basit noktası olan döllenme sırasında yeniden dünyaya gönderiliyor ama önceki hayata dair hiçbir şeyi bilmez yani hatırlatılmayacak şekilde.

Dünyaya her gelişte yeni ve temiz bir sayfa açmak için önceki hayatları hatırlamayarak yani beyin hafızası resetlenmiş/sıfırlanmış (en basit nokta) olarak ama bir önceki hayatta kalınan ruhsal tekamül düzeyinden, ruhsal birikiminden başlanmaktadır. Önceki hayatları dünyada olduğumuz süre zarfında hatırlamamaktayız ama onların tüm birikimlerini, ağırlığını ve izlerini üzerimizde taşımaktayız. Ruhun tekamülü ise süreklidir, bu dünyada, öteki alemde, tekrar bu dünyada … bu sürer gider ve hiçbir zaman kesintiye uğramaz. Sonuçta ruh bedene bağlanınca artık o bağlandığı formun bilinç ve eylem olanakları ile sınırlanır. Böylece kendini, neden oraya geldiğini, omuzunda taşıdığı geçmiş hayatlarını hatırlayamaz. Bunu bir başka ayette de görüyoruz:

“...yine içinizden bir kimse bir ilimden sonra birşey bilmesin diye ömrün en basit ve düşük noktasına geri gönderiliyor. Hac 5.

Yani öldükten sonra, bedenlenmenin en basit ve düşük noktası olan döllenme sırasında tekrar dünyaya gönderilmesi önceki hayata dair hiçbir şeyi bilmesin hatırlatılmasın şeklinde oluyor.

Misyon görevlileri geçmiş hayatlarını çoğunlukla bilirler zira geçmişin negatif etkisinde kalmayacak düzeydedirler. Ondan çoktan alacaklarını almış, negatiflikleri çok geride bırakmış, pozitife çevirmişlerdir.

Bizlere ise geçmiş hayatlarımız özellikle hatırlatılmaz. Ruhumuzda bunlar silinmemiştir, bütün geçmişimiz kayıtlıdır ama beynimiz sıfırlanmış olarak yeniden dünyaya geliriz. Zira bizim düzeyimizde birisi geçmiş hayatını hatırlasaydı onun negatif etkilerinden kurtulamazdı. Beyni de tüm çer-çöpüyle kaldığı yerden devam ederdi. Yani fasit daire içinde döner dururdu. Bizim gibilere onun için beyin açısından temiz bir sayfa açılır. Ama ruhumuz aynen kaldığı yerden devam eder, yeni hayatın hard diskinde, belleğinde yani arka planda izler mutlaka kalmıştır.

Özetle bu konu, bilgisayar hard diskinden bir şey silindiği zaman özel bir işlemle tamamen silinmedikçe onun izlerinin arka planda kalmasına benziyor.

Bu hana ve bu handan
Kaç seyyah geldi geçti
Kaç kervan kefenlenip gitti
Herkes geldi, herkes gitti
Kimse bilmedi neden geldiğini
Nereye gittiğini…”   James Clarence Mangan, İrlandalı şair. Daha fazla bilgi için TIKLAYIN

Çocuk abakustan toplamayı öğrenir ama yıllar sonra abakusu hatırlamaz bile. Önemli olan artık toplamayı yapabilmesidir. Onu nasıl öğrendiği mazide kalmıştır. Geçmiş hayatı hatırlamamak da buna benzer.

Dr. Bedir Hatem “Sevgi ve Umut” adlı kitabında bunu şöyle açıklıyor: ”Sebebi: geçmiş yaşantılarımızı hatırlasaydık bu yaşantımızda geçmişin intikamlarını almaya kalkar dolayısıyla bu yeni yaşam eskisinin devamı olurdu ve kısır döngülerle girerdik yeni yaşamlar bulamadan eski yaşamların bunalımlarını yaşamak zorunda kalırdık. Yani aynı filin devamı arkası yarın dizilerine dönerdi. Oysa insan bir aktör gibi enkarnelerinde yaşamı boyunca devamlı olarak farklı ve değişik senaryoları olan filmle (yaşamlar) çevirmek için vardır. Örnek: katilini tanıyan bir maktul isek ve katili hatırlayıp görürsek onu öldürmeye çalışırsak. Eşini aldatan bir kadın kocası tarafından tanınırsa intikam alabilir. Dolayısıyla dizi gibi enkarneler olurdu o zaman yaratılışın amacı olan evrimler sonucunda tekamül felsefesi işlemez olurdu.” (Hatem, 2007;11).

Çok zor ve ekstrem olarak hipnoz yoluyla geçmiş hayatlara erişilebilmektedir. Spiritüalizmde buna “ekminezi” denmektedir. Ancak bunun doğruluğunu tesbit etmek kolay değildir. O zamana ait kimsenin bilemeyeceği bir olayın, çevrenin, kültürün v.b. tahkikiyle anlatılanların doğrulanması bazı durumlarda mümkün olmuştur. Mesela uyutulan insanın birden bire hiç bilmediği bir dili konuşmaya başlaması gibi. Hipnoz yoluyla geçmişe gitmek bazan ızdırap vermekte bazen ise rahatlık sağlamaktadır.

Farkındalık bazı durumlarda olabilir, özellikle Güney Anadolu’daki Nusayriler reenkarnasyona inandıkları için genelde çocuklarının ilk konuşmalarına (böyle konuşma olursa tabii) kulak verirler. Hatay, Adana ve Mersin’de Nusayriler arasında çok sayıda, oldukça şaşırtıcı reankarnasyon olgularının gözlemlenmesi bu sayede olmuştur. Nusayrilerde reenkarnasyon inancı konusu bir başka yazımızda ayrıntılı olarak ele alınmıştır. OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Buna paralel görüşe göre yeniden dünyaya gelişte aslında herşey hatırlanır. Çocuk konuşmayı öğreninceye kadar bunların tamamını ya da çoğunu unutur, konuşmayı öğrenmeye başladıktan sonra ilk yapmak istediği iş olarak geçmiş hayatına ait aklında kaldıysa bir şeyleri anlatmak olur ama ebeveynleri saçma, sapan konuşma gibi gerekçelerle onları sustururlar, onlar da susar, 4 yaşından sonra da beyinleri yeniliklerle dolmaya başlar ve herşeyi unuturlar.

Bunu bilmeyen toplumlarda çocuğun konuşmalarına inanılmaz, susturulur ya da çocuk aldıran olmayınca kendisi susar ve unutur. Ancak olması gereken geçmiş hayatı hatırlamamaktır. Yoksa yeni bir sayfa hiç bir zaman açılamaz.

Çocuklukta geçmişi hatırlama ile diğer bilgiler ayrı bir yazımızda verilmektedir. Okumak için lütfen tıklayın

Kur’an’a  göre iki türlü ölüm var

Allah, canları, ölümleri sırasında alır, ölmeyenleri de uykuları sırasında. Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir. Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” Zümer 42.

Burada alıkonanlar ve serbest kalanlar şeklinde ikiye ayırma söz konusu. Bunu anlarsak ayetin önceki bölümünde neden canın alınmasının da ikiye ayrıldığını anlayabiliriz. İki türlü ölüm söz konusu.
Birinci grup bir süre ya da hiç geriye dönmeyecekler yani reenkarne olmayacaklar. Bir süre hesaba çekilecekler. Onlar için ayette belirtildiği gibi “ölüm hükmü verildiği” için ya bir daha hiç, ya da uzun bir süre tekrar bedenlenmeyeceklerdir, ya da ileride başka boyutlarda, sistemde bedenleneceklerdir.  Ayette bu husus açık değil.
İkinci grup geriye dönecekler yani reenkarne olacaklar. Onlar geçici olarak bedenlerini kaybedecekler, sanki uykuda rüya görüyor gibi öldüklerini farketmeyecekler, can vermenin hemen akabinde serbest bırakıldıkları için şahit oldukları bir cinsel ilişkinin çekiciliğine kapılıp birileri döllenme gerçekleştirirken yeniden madde dünyasına geri ama bu kez başka bedende dönecekler ama bunu da farketmeyecekler. Sanki herşey bir rüyada olup bitmiş, ruhsal açıdan hiç ölmemişler gibi.

Ayette ibret olarak gösterilen önemli bir husus da ölümün idrakidir. Beşer olarak idrak etmek ya da uykuda olduğunu zannetmek, belki de ölümü kabullenmemek hatta kabul etmemektir.

Sonunda ne olacak, yani reenkarnasyon bir yerde son bulacak mı?

De ki: “Şefaat, tümden ve sadece Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkü/yönetimi O’nundur. Sonunda O’na döndürüleceksiniz.Zümer 44

Açıklamaya gerek var mı?

Ruhlar nereden gelir?

Yaygın İslami görüşe göre: “Ruh ile beden birlikte yaratılmıştır. Bedenden önce ruhlar alemi diye bir yer yoktur. Bedenden önce ruhların yaratıldığı anlayışı müfessirlerin kendi kafalarında önceden yerleştirdikleri düşüncelerin bir sonucudur. Ruhlar alemi bedenlerden önce yaratılmamış, aksine bedenlerden ayrılan ruhların oluşturduğu bir alemdir.”

Aşağıdaki açıklamalardan görülecektir ki bu çok dar ve akla uymayan bir görüştür. Nitekim: “Ruhlar toptan yaratılmıştır ve Allah tarafından onlardan,Kalu bela” denilen bir zamanda söz alınmıştır. Ruhlar bedenlenmeden önce varlar ve dünyaya gelmeden önce Bezm-i Eleste diye bir yerde beklerler.”şeklinde daha akla uygun bir İslami görüş var. Bu ikinci görüş akla uygun bir şekilde, Kur’an verilerinden de yararlanarak, yazılarımızda anlatılmaktadır. OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

Bedenlenme hangi anda başlar?

Sperm başlı başına ayrı bir varlık. Ayrı bir maddi bedeni ve ruhu var. Yumurta hücresi de öyle. Döllenme sırasında erkek spermi ve dişi yumurta hücresinden gelen kromozomlar birleşir, yeni canlının kromozomları tek hücre şeklinde “zigot” oluşur. İki maddi varlıktan bir başka ruhun maddi varlığının hayatı tam başlarken  spatyomda bekleyen bir başka ruh o döllenen bedene girer. Yani  olayda 3 unsur var: annenin yumurtası, yumurtaya giren babanın spermi ve rahimde hayat bulan zigot aşamasındaki çocuk. Bunların hepsi ayrı maddi bedenlere ve ruhlara sahip ayrı canlı varlıklar. Aynen şu anda bedenimizde bulunan sperm, yumurta, hücre, alyuvarlar, akyuvarlar vb. gibi.   Sperm ve yumurta döllenme ile görevlerini bitirirler yani ölürler. Rahimde meydana gelen çocuğun ruhunun, annenin yumurtası ve babanın spermi ile RUHSAL AÇIDAN hiçbir ilgisi yok MADDE AÇISINDAN var, genetik açıdan var, baba spermi vasıtasıyla ve anne yumurtası vasıtasıyla bazı maddi varlıklarını (Y-kromozom, mtDNA) ilerde embriyo-cenin-bebek-çocuk vb. halini alacak olan zigota aktardıkları için… Genetik konularla ilgili yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

* “…Siz ölülerdendiniz. O sizi diriltti. Sizi yine öldürecek ve sonra diriltecektir. Nihayet O’na döndürüleceksiniz” …”kuntum emvâten fe ahyâkum, summe yumîtukum summe yuhyîkum summe ileyhi turceûn(turceûne)..” Bakara 28.

Çoğu kimseler reenkarnasyonu çok açık ve basit şekilde anlatan bu ayeti tevil etmede yani görünür anlamından başka bir anlama çevirmede yarışıyorlar.

Mevt ölü, emvâten – ölüler demek. Bazı dincilere göre “ölülerdendiniz” demekle ana rahmindeki durum kasdediliyormuş. Ana rahmindeki insan yani zigot, embriyo, cenin ölü müdür? Ölmek için önce bedenlenmek lazım. İlk zigot formunda bedenlenen sonra o bedeni embriyo, cenin formunda gelişen insan rahimde bu aşamalardan birinde ölürse ondan sonra nasıl dünyaya gelebilir/dirilebilir?

Bazı dinciler de diyor ki “efendim  emvaten Berzahta mevt idiniz demektir, mevt ise geçici olarak ayrılmaktır“. Buna göre yukarıdaki ayet “siz geçici olarak ayrılmıştınız” demiş. Mevt ölüm demekse geçici olarak ayrılmak ölüp tekrar bedenlenmek demek.

Peki diyelim ki onların dediği gibi, bunu diyen sayın hazret cevap ver, ana rahmine girmeden önce kim geçici olarak, nereden ayrılmış? Kim nereden ayrılabilir? Elbette dünyadan. Yani “siz ölüp geçici olarak dünyadan ayrılmıştınız, o sizi diriltip tekrar dünyaya gönderdi“. Eee biz ne demiştik? Senin zorlamayla bizi götürmek istediğin yer bizim dediğimizin tıpkısının aynısı. Yani reenkarnasyon. 

Yukarıda değindiğimiz gibi bazı İslami kesimler dünyaya gelmeden önce ruhların toplandığı bir yer olduğuna inanıyorlar. Olabilir, bu spatyom inancına yakındır diyeceğiz ama Allah’ın emri, arkadan ille bir saçmalık gelecek. Meğer emvaten yani ölüler orada toplanan ruhlarmış. Neyse bazıları ruhların hiç olmazsa nereden geldiklerini kabul etmişler, bizim spatyom dediğimiz yerden, ama bu arada “haşa” “ayete göre” aslında kendilerine göre ruhları orada bekledikleri sırada durup dururken öldürmek zorunda kalmışlar. Ruhun ölmezliğini bu insanlar da biliyorlar ama başka türlü ayeti nasıl “tevil” edecekler? Ayrıca ölmek için önce yaşamak gerekiyor. Hiçbir varlık yaşamadan ölmez. Ruhlar orada beklerken ölü idilerse daha önce yaşamış olmaları gerekir. Yani yeniden bedenleniyorlar, yani reenkarnasyon. Yine geliyoruz bizim dediğimize.

Bazılarına göre de ayette ölüm demekle döllenme sırasında erkeğin sperminin ölmesi ve diriltme demekle de spermin ruhunun ceninde dirilmesi kastediliyormuş. Evet erkeğin spermi döllenme sırasında ölür. İyi güzel de spermi anlattınız da onunla eş göreve sahip yumurta hücresini nereye koydunuz? Onu unuttunuz. O da sperm gibi canlı varlık. Ortada iki canlı varlık var. İnsan döllenmeden önce ikiye mi bölünüyor? Ayrıca spermin ölmesi kasdedilseydi ayette “siz ölülerdendiniz” değil “siz öldünüz” veya “siz öldürüldünüz” denirdi

Nitekim İlahiyat Profesörü Süleyman Ateş, modern ilmin ışığında bu âyeti yorumlarken, insanın babanın sülbünde (sülb: sülale, döl, zürriyet) sperm halindeki durumunu, ölü olarak nitelendirmemiştir. Zira, sperm de diridir ve boyutundan umulmayacak derecede bir canlılık ve harekete sahiptir. Gâyet bilinçli hareket eder. Ateş`e göre, bu sebeple “Siz ölüler idiniz” ifadesi, insanın tohum halini anlatmamaktadır. (Ateş; Kur`an Ansiklopedisi, c. 20, s. 252.).

Ateş bu anlayıştan hareketle, ilk bedeninden ayrılan bir ruhun olgunlaşmak için ikinci bir bedene geçene kadar bulunduğu yere ruhlar alemi denebileceğini iddia etmiştir. Durum böyle ise yukarıda zikre geçen âyetti nasıl anlamak gereklidir? Ateş`e göre bu âyet, ruhun bedensiz durumunu anlatmaktadır. Yani bir bedenden ayrılmış (buradan kişinin dünyaya geldikten sonra ölmesi kastediliyor) ve olgunlaşmak için başka bir bedene girmek zorunda bulunan ruh, “ölü” olarak ifade edilmiştir. Yani onun bedeni ölmüştür. O ruh bir ölünün ruhudur. Ayrıldığı bedeni kastedilerek ona “ölü” denmiştir. Onun, yeni bir bedene sokulması, diriltilmesi demektir. O bedeninden ayrılması da ikinci ölümdür. Bu ikinci ölümden sonra tekrar “diriltilmeden” den söz edilmemiştir. Bu anlayışın sonucu olarak Ateş, “artık evrimini tamamladığı için ruhun yeni bir bedene girmesine gerek kalmadığını belirtmiştir.” (Ateş; Kur`an Ansiklopedisi, c. 20, s. 252).

Ateş`in bu âyet hakkındaki yapmış olduğu yorum, yani âyetteki “ölü idiniz” derken bu dünyada ölen kimselerin kastedilmesi daha doğru gibidir. Zira ölümün olması için ölümden önce bir hayatın olması lazımdır. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için Ateş`in “insan ruhu” dendiği zaman, ne anladığını kısaca incelemekte yarar vardır. Zira Ateş, meni hayvancıklarında ve yumurtada ruh`un varlığını savunur. Fakat onlardaki ruh sadece canlılık vasfını taşıma özelliğine sahiptir. Ateş ruhun bu çeşidini, hayvansal ruh olarak isimlendirmiştir. Yumurta döllendikten, hadislerde belirtilen süre içinde çocuğun organları teşekkül ettikten sonraysa, ruha melek tarafından insan bilinci üflenir.

Ateş bu görüşüne delil olarak da aşağıdaki âyeti kullanmıştır:

 “Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene. Ardından da ona bozukluğunu ve takvasını ilham edene ki,Şems 7-8.

Bu âyete göre Yüce Allah nefsi düzenlediği zaman henüz nefis, fücur ve takvasını, iyilik ve kötülüğünü ayırt edecek bilince sahip değildir. Ne zamanki düzenlenen nefis, insan biçimine konur, işte o zaman fücur ve takvasını idrak etme düzeyine gelmiş olur. Bu idrak Allah tarafından ona lütfedilir. (Ateş Kur`an Ansiklopedisi,  c. 20, s. 255).

Ateş`in bu izahın kaynağı ise yukarıda değinildiği gibi “insana ruh üflenmesinden” ona bilinç üflenmesi anlamını çıkarmasıdır.

Dincilere göre ise ayet spatyomda bekleyen insan ruhunun önce bir can taşıyan spermde bedenlendiğini, yumurta içerisine girdikten sonra öldüğünü, sonra zigot olarak tekrar bedenlendiğini (dirildiğini) anlatmaktadır. Buna ilave delil olarak aşağıdaki ayeti de gösterirler.

Nutfeden yarattı onu, ölçülendirip biçimlendirdi. Sonra, yolu kolaylaştırdı ona. Sonra onu öldürdü, kabre koydurdu: Sonra dilediği zaman diriltip ortaya çıkardı onu. Min nutfeh (nutfetin), halakahu fe kadderah (kadderahu). Summes sebîle yesserah(yesserahu). Summe emâtehu fe akberah(akberahu). Summe izâ şâe enşerah(enşerahu). Abese 19, 20, 21, 22.

Nutfeye sonra döneceğiz. Ayete göre ölçüp biçimlendirdiği yani sürekli belli ölçülerde şekil alan embriyo, cenin. Ondan sonra yolu kolaylaştırdı yani rahimden bebek olarak çıkışını sağladı, doğurdu. Sonra öldürdü, kabre koydu.

Dincilere göre bundan sonra ayette belirtilen diriltme, ahiretteki yaşammış. İyi de insan öldüğünde/kabre girdiğinde ruh bedenden ayrılmış olur yani ruh olarak dirilme o anda olur. Ayet ise tersini söylüyor, dirilme zamanı gelince olur, hemen değil diyor. Allah’ın insanı dilediği zaman diriltmesi demek önce öteki alemde hesaba çekilip ve varsa orada ödeyecek kefaretlerini ödedikten sonra ancak Allah’ın takdirine göre tekrar bedenlenecek demektir. Bunun da adı reenkarnasyondur.

Gelelim nutfeye. Nutfe meallerde farklı verilmiş ve çoğu kez Allah’ın ayetine parantez açılmıştır:
“nutfe (damla)”
“nutfe (sperma)”
“nutfe (meni)”
“nutfe”
“meni”
“katre su”
“katre su, sperm, yumurta”
“damla su”
“nutfe (hakir bir sudan süzülmüş hulâsa)”
“sperm damlası”

Kur’an ansiklopedi değildir. İnsanların bilgileri arttıkça anlayışları da farklı olacaktır. Günümüz bilgilerine göre sperm/meni erkek bireylere ait üreme hücresidir insanın iki “biyolojik” kaynağından biridir. Spermde/menide hücre yoksa döllenme de olmaz. Bu durumda meni ersuyundan başka birşey değildir. Meni ya da sperm ya da ersuyu değil sperm hücresi, başındaki kalıtsal bilgileri insanın diğer biyolojik kaynağı olan yumurta hücresine vermek için kuyruğunu dışarıda bırakıp, yumurta zarından geçer. Birinin fertilizin diğerinin antifertilizin maddeleri salgılamasıyla döllenme olur. Bu nedenle nutfenin  “hücre” olarak tercüme edilmesi daha doğrudur. Sadece Elmalı, mealinde nutfeyi tercümesiz ve parantezsiz vermiş ve hiç olmazsa hataya düşmemiştir. 

Şimdi geriye dönüp Bakara 28 ile Abese 19-22 yi birlikte irdeleyelim:

Bakara 28 de insan spermmiş, rahimde ölmüş diyen dincilere soralım: İyi ama Abese 19-22 de öldü kelimesi nerede? Ayet düpedüz döllenme/bedenlenme, rahimde gelişme, doğum, ölüm ve tekrar bedenlenmeyi film şeridi gibi anlatıyor.

İnsan ruhu hiçbir zaman sperme giremez. Neden mi?

Birincisi sperm de, yumurta hücresi de basit varlıklardır, ruhları da ancak basit hücre/hayvan seviyesinde olabilir. Süleyman Ateş’de bu görüştedir. Basit hayvan seviyesindeki ruh da bir anda-döllenmeden önce tekamül edip insanın ruhunun tekamül seviyesine çıkamaz, yani sperm ruhu insan ruhu olamaz. 

İkincisi: RUH ÖLMEZ, ister kendi kendine, ister başka bir ruhla birleşip, yeni bir ruh haline dönüşmez, transfer olmaz, transforme olmaz.  Sadece ve sadece tekamül seviyesine uygun olarak bedenlenir ve zamanı gelince bedeninden ayrılır. Evet bedenlenme açısından geçişleri vardır. Ama bu belli tekamül evrelerini izleyerek olur. Ölen spermin bedenidir. Aynen diğer hücreli varlıklar gibi sperm ölünce ruhu ahirete intikal eder.

Üçüncüsü: İnsan ruhu önce sperme ve yumurta hücresine girer ve bu ayrı ayrı ruhlar ölürlerken birleşebilirler ne demektir biliyor musunuz? Bu, erkeğin bütün spermlerinde ve kadınların her ay  yumurtladıkları yumurta hücrelerinde insan ruhu var demektir. İnsan ruhu taşıyan varlığa da insan dendiğine göre erkeğin ömür boyu tazeleyerek ürettiği menisinde normal olarak var olan  500 milyon spermi, ömür boyu tazelenme sayısıyla, kainattaki erkek sayısıyla  bir çarpın ve erkek ruhlarının sayısının bir kısmını bulun, üstelik bu saçmalığı iddia edenlerin reenkarnasyona da inanmadıklarını göz önüne alarak trilyonlarca insanın hiç doğmadan öldüğünü düşünün, aynen korku filmi gibi.

Dördüncüsü: Sperm ancak tenasüh inancına göre insan ruhu taşıyabilir. Tenasüh de ruh göçüdür. Reenkarnasyon yoktur diyen tenasüh vardır derse ruh göçünü yani ruhun bir şekilde yeniden bedenlenmesini kabul etmiş olur.

Yazık bu cahilliklerle zamanımızı boşuna harcıyoruz ama yapacak birşey yok. O nedenle devam ediyoruz:

Rabbimiz! Bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin. Artık günahlarımızı itiraf ettik. Buradan çıkmak için bir yol daha var mı? Mümin 11

Diyanet vakfı Mumin suresi 11. ayeti: “Onlar: Rabbimiz, bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de günahlarımızı itiraf ettik. Bir daha (bu ateşten) çıkmaya yol var mıdır? derler” olarak meallendirmiş ve dünya hayatının sonundaki ölüm, kabir sorgusu için dirilme, kıyamete kadar tekrar ölüm ve sur ile yeniden dirilme olarak tesfir etmiş. İslam’da olmayan ruhban sınıfı için bütçeden 8 bakanlığının toplam bütçesine eşit, 11 bakanlığı geçerek 5.4 milyar TL pay alan, meallere “parantez içerisinde ayette olmayan kelime” koyarak şirke giren Diyanetçiler ölüleri ahirette bir daha öldürmüşler. Hiçbir zaman ölmeyecek ruhları öldürmüşler.

Bakara 28 deki dinci/spermci mantığını bu ayete uygularsak Allah spermleri ana rahmine iki kere koymuş ki iki defa öldürmüş oluyor, yani ki aynı insan ana rahmine birden fazla defa girebiliyor. Sonuçta bu ayet ikizleri anlatmış oluyor dinci tevilci mantığına göre. Bakara suresi 28. ayette kasdedilen “siz ölülerdendiniz”in sperm, yumurta falan olmadığı burada bir kez daha görülüyor.

Diğer ayetler

Ölümü aranızda biz takdir ettik. Yerinize diğer benzerlerinizi getireceğiz ve sizi bilemiyeceğiniz bir şekilde yeniden oluşturacağız.” Vakıa 60-61.

Biz yarattık onları ve kuvvetli yaptık bağlarını/eklemlerini. Dilediğimizde benzerleri ile değiştiririz onları.İnsan 28.

derileri piştikce, azabı tatsınlar diye onlara başka deriler vereceğiz.” Nisa 56.

Yine dincilere göre bu ayet cehennemde yananların derisinin sürekli değişeceğini anlatıyormuş. İyi de deri maddedir. Etin, kemiğin yani bedenin örtüsüdür, elbisesidir. Ruhun derisi olmaz.  Böylelerine sadece öteki dünyada azab çekmek yetmeyecek, yeni bir deri (bedenle) dünyaya gelip orada da azap çekecekler. Ayetin dediği bu.

Bu ayet ünlü İslamî düşünce ekolü İhvânu’s-Safâ  (Safa Kardeşler) tarafından tekrar bedenlenmeye delil olarak değerlendirilmiştir (Süleyman Ateş; Yüce Kur`an`ın Çağdaş Tefsiri, c.8/s.202). Ateş daha sonra bir TV programında reenkarnasyon yok diyenlerin bu ayeti nereye koyacakları sorusunu sormuştur.

Hanginizin daha güzel iş yapacağını belirlemek için sizi imtihana çekmek üzere ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” Mülk 2. 

Buradaki o mükemmel sıralamaya bakın ÖLÜM hayattan önce geliyor. Yani dünyaya gelmeden önce ölüm var. Ölüm olması için de önceki bir hayatın yaşanmış olması lazım.

Ve Allah sizi bir bitki gibi yerden bitirdi. Sonra sizi yere geri gönderiyor ve sonra bir çıkarışla tekrar çıkarıyor.” Nuh 17-18.

Elleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıklarında, orada haykırırlar: “Nerdesin ey ölüm! “Bugün bir ölüm çağırmayın, birçok ölümü davet edin.” Furkan 13-14.

Bu ayetlerde de olgunlaşıp bedenin ölümden sonra cennete giden ruhların bir daha dünyadaki bedensel hayata dönmeyecekleri fakat daha olgunlaşmadan bedenden ayrılan ruhların bir süre ruhsal azaptan sonra bedene dönüp tekrar ölecekleri ta ruh olgunluğuna erinceye dek birkaç kez bedensel hayata dönüp ölümü tadacakları, ancak olgunlaşmış olan ruhların bedenden ayrıldıktan sonra cennetlere girip ölümsüzlüğe erecekleri anlatılmış olabilir.

Saffât Suresi 54-61’de biri cehennemde, biri cennette iki arkadaş şöyle konuşturulmaktadır:

Dedi: ‘Siz de bir araştırır mısınız?” Araştırdı, nihayet, onu cehennemin ta ortasında gördü. Dedi: ‘Vallahi, az kalsın sen beni de buralara düşürecektin. Rabbimin nimeti olmasaydı, kesinlikle ben de şurada toplananlar arasına girmiş olacaktım. Peki, biz artık ölmeyecek miyiz? Sadece ilk ölümümüz; azaba da uğratılmayacağız, öyle mi? Doğrusu bu, büyük başarının ta kendisidir. Çalışanlar, böylesi için çalışsınlar.”       Saffât 54-61.

Bu ayetlerde cennet ehlinin yani tekâmülünü tamamlamış olanların tekrar bedenlenip tekrar öldürülmeyecekleri söylenerek cehennem ehliyle bir farklarının da bu olduğuna dikkat çekilmektedir.

Dinciler neden şiddetle karşı çıkarlar?

İnanç sektörü hacısıyla, hocasıyla, hocaefendisiyle, şeyhiyle, duahanıyla, imamıyla, müezziniyle, vaiziyle altın yumurtlayan tavuk yani RANT. Onlar da bu fırsattan/ranttan olabildiğince yararlanıyorlar. Yiye yiye bitiremediler. Ama en komiği dinci tayfasının materyalist, ateist taifesiyle omuz omuza olması. Zira hepsi birlik olmuş reenkarnasyon yok diyorlar.

Reenkarnasyon inancının olmazsa olmazı Allah’a, İlahi/Kozmik Yönetim Mekanizmasına, onun adaletine, spatyom denilen öteki aleme orada hesap verileceğine yani ahirete inanmaktır. Reenkarnasyon ahiret ve haşir (mahşer) inancını inkar etmez. Dinciler bilmeden anlamadan öyle olduğunu zannederler ya da kasıtlı olarak bunu uyduran “efendilerine” aldanırlar.

Reenkarnasyona bir çok din adamları neden yok diyorlar?

İlahiyat Profesörü Süleyman Ateş, ayetlerin bir reenkarnasyon ihtimalini belirten ifadelerinin çeşitli tevillerle (tevil=başka anlamlar verme) bu anlama gelmediklerini söyleyenleri şöyle eleştirmektedir:

 “İnsanlar, belli yönde şartlanmış olan kamunun tepkisinden çekindikleri için bazı ayetlerin açık anlamını tevil etme yolunu tutmuşlardır.” (Ateş; Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri c.8/s. 318)

Gerçekten de Süleyman Ateş (kendi Kur’an tefsirinde vb), Yaşar Nuri Öztürk (Kurandaki İslam Sayfa 161, 249, 257, 283, 312, 320) gibi az orandaki din otoriteleri dışında sünni din sektörü, softa-hacı-hoca-duahan-şeyh ittifakı ve Diyanet reenkarnasyona şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Görünürdeki kaygıları şudur: “Biz bu reenkarnasyonu kabul edersek ahiret, haşir inancı zarar görür, güme gider.” Halbuki gitmez. Ancak perde arkasındaki asıl neden dinin aslında/özünde olmayan maaşlı-ücretli tarikat, ayin, mevlüt, dua, 40, 52. gece, hatim v.b. yollarıyla geçinen bir ruhban sektörünün çok önemli gelir kaynaklarını yani “rantı” kaybetmek istememeleridir. İnsan bir yaşamında Müslüman diğer yaşamında Hıristiyan veya Yahudi olabiliyorsa bunun anlamı dinin amaç değil araç olduğudur. İnsanlar “bu dünyada acaba kaç mezarımız var” diye düşünmeye başladıklarında kaymaklı din sömürü/kazanç/rant düzeninin sonu da gelecektir.  Bırakın reenkarnasyonun ahiret inancını reddetmesini tam tersine ahiret ve haşr inancını takviye ediyor. Bunu onlar da biliyor o yüzden ödleri patlıyor.

YORUMLARDA SORULAN SORULARIN CEVAPLARI

**Peygamberler de reenkarne olmuşlar mıdır?

**Kur’an’da neden reenkarnasyon geçmiyor ya da Kur’an neden reenkarnasyonu anlatmıyor?

**Kur’an’da geçen Baas nedir?

**Reenkarnasyon varsa Kur’an’da bazı günler neden çoğul olarak geçmiyor? “Her nefis ölümü tadıcıdır” ifadesinde birden fazla ölen insanlar için ifadenin ölümleri tadıcıdır şeklinde olması gerekmezmiydi?

**Kur’an’daki kıyamette kabirden kalkmaya işaret eden ayetlere göre bir çok defa bedenlenen ruh hangi kabrinden kalkacak?

**Önceki hayatı sonunda cehenneme gitmeyen neden yeniden bedenlensin ki?

**Allah ölenin hesabını görürken yaşamlarının ortalamasını mı alacak?

**Ya reenkarnasyon yoksa?

Bu ve diğer tüm soruların cevapları topluca ayrı bir yazımızda verilmiştir. OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Nice kez geldim gittim delim sûret yarattım
Bu şimdiki sûrette Yunus olup dûr idim.
Ben bu sûretten ileri adım Yunus değil iken
Ben ol idim ol ben idim bu aşkı sunanda idim. Yunus Emre

“Küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle.. Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil, kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla…!” Mevlana Celaleddin-i Rumi

İnsanoğlu bir kere doğar. Nihayet 2 kere doğar. Ben defalarca doğdum. Mevlana Celaleddin-i Rumi

Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum. Bitki olarak öldüm ve hayvan oldum. Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum. Öyleyse ölümden korkmak niye? Hiçbir sefer kötüye dönüştüğüm, Ya da alçaldığım görüldü mü? Bir gün insan olarak ölüp, ışıktan bir yaratık, rüyaların meleği olacağım. Fakat yolum devam edecek, Allah’tan başka her şey kaybolacak. Hiç kimsenin görüp duymadığı birşey olacağım. Yıldızların üstünde bir yıldız olup, Doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım.” Mevlana Celaleddin-i Rumi

Mevlana daha ne desin? Herşeyi gayet açık anlatmış.

İbni Rüşd’ün yaklaşık 850 yıl önce çizdiği, Batı’nın rönesansı bu sayede keşfettiği yoldan giderek Kur’an’ı akıl yürüterek  okursak bunları daha iyi anlayabiliriz BKZ https://bpakman.wordpress.com/dininanc/ibnrusd/ .

Reenkarnasyonu gözardı eden inanç eksik ve körükörüne olarak kalmaya mahkumdur. Ne yapılırsa yapılsın dünyaya niçin, neden, nereden, nasıl gelindiğini, doğum ve ölüm sonrası hayatı, hayatın anlamını, başımıza gelenlerin nedenlerini, her şeyin mükemmel bir planın eseri olduğunu, tesadüf diye hiçbirşeyin olmadığını, varlıkların farklılığını, ilahi adaleti v.b. reenkarnasyon olmadan idrak etmek mümkün degildir

Reenkarnasyon yoksa, “haşa” Allah’ın adaleti de yok

Yazının başındaki başlık aslında bu şekilde olmalıydı.  Okurların dikkatini çekmek için o şekilde düzenlenmiştir. Benim Allah’a da, Onun  adaletine de, Kitabına da, ahirete de çok şükür inancım tamdır. Bunun kuşkuya yer kalmayacak şekilde tam olması reenkarnasyon sayesinde olmuştur.

Senin bilmemen/akıl yürütmemen/aklının almaması sonucu “yok demen” onun yok olduğunun kanıtı değildir senin cehaletinin kanıtıdır .

Bülent Pakman, Temmuz 2009. Son düzenleme Haziran 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz.

Reenkarnasyonla ilgili olarak büyük ilgi görmüş bütün yazıların birleştirilmiş versiyonunu OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Yazılarımda anlaşılmayan bir husus olduğu takdirde  sormaktan çekinmeyin. Ancak bizi okuyan, takip eden değerli insanlara saygımız gereği:

Lütfen forum, Facebook grubu gibi açık tartışma ortamında değil, sayfa sahibinin kendi dünyasını anlattığı özel bir yerde olunduğu unutmamalı.  Görüşleri beğenmeyen X tuşuna basıp çıkabilir. Sayfa sahibine yanlışlığını ifade etmeye, direktif, akıl vermeye, karşı görüşlerini empoze etmeye, doğrudan ya da aklınca yemlik sorularla başlayıp ardından sayfayı sabote etmeye, sulandırmaya, kes-yapıştır, izinsiz-kaynaksız alıntılarla, tarikat-cemaat propagandaları yapmaya çalışan dinciler,  istediğiniz yerde salyalarınızı kusabilirsiniz. Ancak benim sayfamda size asla müsaade etmem. Gidin istediğiniz yerde istediğinizi yapın.

Reenkarnasyonla doğrudan ve dolaylı ilgili yazılarımız:

Twitter Widgets Facebook Widgets

IMG_2654 Bülent Pakman kimdir     https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Reenkarnasyon için 109 cevap

  1. Geri bildirim: Reenkarnasyon Sorular Yanıtlar « Pakman World

  2. Geri bildirim: Ruh Çağırma « Pakman World

  3. xd dedi ki:

    kafam karışıktı iyice çorba oldu (ağzım açık bütün yazıları okuyorum)😀

    • bpakman dedi ki:

      Face’de cevap verdim. Kur’an akıl kitabıdır. Akla uygundur. Yeter ki akıl yürüterek okunsun.

  4. kezi dedi ki:

    Merhabalar.Öncelikle verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim.Benim araştırıpta bulamadığım iki konu var.Birincisi neden herkes değilde bazıları önceki hayatını hatırlar? İkincisi soru ise; bu olaylar çoğunlukla neden Hatayda oluyor? İyi günler dilerim

    • bpakman dedi ki:

      Aslında kimsenin hatırlamaması gerekir ki doğrusu budur. Yoksa tekrar gelmenin anlamı olmaz. Doğrusu bilinçaltının geçmiş hayattan etkilenmesi olmalıdır. Diyelim ki geçmiş hayatında korkuları olan bir insan onları hatırlarsa korkuları aynen devam edecektir. Yazılarımda bunları ayrıntılı belirttim.
      Kişisel görüşüme göre kimi çocuklar dünyaya gelince geçmiş hayatı bir miktar hatırlarlar. Kimi çocuklar da konuşmaya başlayınca geçmiş hayatına dair birşeyler anlatmaya çalışırlar. Ama ebeveynler buna aldırmaz, bir şey anlamaz hatta çocuğu susturmaya çalışırlar. Çocuk da bir şey varsa unutur gider. İşte Nusayrilerin farkı burada. Onlar reenkarnasyona inandıkları için çocuğu dinlerler ve çocuk birşeyler söylerse derine giderek olayı çözmeye çalışırlar. O nedenle Mersin-Adana-Hatay’da renkarnasyon örnekleri incelenebilmiştir.
      Kimileri de karmaları gereği geçmiş hayatlarını hatırlamalarına göre programlanmışlardır. Onlar istisnadır.
      Hayatını bitirip geldiği yere yani ahirete geri dönenler tüm geçmiş hayatlarını tekrar hatırlarlar.

  5. UFOCU dedi ki:

    Tenasüh, reenkarnasyon, hulûl kavramlarıyla da ifade edilen ruh göçü, ruhların beden değiştirerek dünyaya tekrar tekrar gelmelerine inanmaktır. Ruh göçü inancı, Hindistan ve Çin’in büyük bir bölümü başta olmak üzere dünyanın bazı bölgelerinde varlığını sürdürmektedir. Bu inanca sahip olanlara göre, ruhun bir defa dünyaya gelmesiyle evreni tanıması mümkün değildir. Bunun için bir beden ölünce ruhu, başka bir bedene geçer. Bu yeni bedende ruh öncekine oranla daha da olgunlaşır. Söz konusu intikal her ömrün sonunda başka bedende ve varlıkta gerçekleşebilir. Nitekim su, bulut ve gök gürültüsüne dönüşüyor. Yumurta kuş biçimine geliyor. Palamut, meşe ağacı oluyor. Odun ateş ve kül halini alıyor.

    Tenasüh inancı İslâm’la bağdaşmaz. İslam inancına göre ruh, ezelî olmayıp sonradan yaratılmıştır. O, bedenin tamamlayıcısıdır. Ölümle bedenden ayrılan ruh, tekrar başka bedenlerle dünyaya gelmeyecek, ahirette beden yeniden yaratılınca ruh tekrar ona iade edilecektir. Dolayısıyla dünyadaki ameline göre mükafat veya cezaya muhatap olacaktır. Kur’ân’da ruh göçünün olmadığı kesin olarak ifade edilmektedir: “Nihayet onlardan birine ölüm gelince: ‘Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım’ der. Hayır! bu sadece onun söylediği boş bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.” (Mü’minûn 23/99-100).

    Reenkarnasyoncular sanki bizzat görmüşler gitmişler gelmişler gibi bunu inatla savunurlar. Gerekçeleri de hep, tek bir ömrün, insan gelişimine yetmeyeceğidir.

    • bpakman dedi ki:

      Reenkarnasyon deyince birçok İslami yorumcular, dinciler bozuk plak gibi tekrarlayıp dururlar Hindu Tenasüh inancını gündeme getirir başlar anlatmaya. Bunu kasıtlı yaparlar, reenkarnasyona inanılmasın diye, ayrıca çoğu Tenasüh ile modern Reenkarnasyon inancı arasındaki farktan habersizdir. Bilinmesi gereken şey, bu iki inancın temelden farklı olduklarıdır. Tenasüh kısacası ruhun yaşam performansına göre yeniden doğuşlarda geriye de dönebilmesi inancıdır yani birey bir sonraki yaşamında insan olmayabilir, ruh yaşamın her formunu denemelidir ve sonunda bir sonsuzluk anlayışında (Nirvana) kaybolacak ya da bütünleşecektir, bu inançta ruhlar alemi, yeniden doğuş kuralları, özel seçimler ve sonunda bilge veya öğretici rehber ruh olmak gibisinden ayrıntılar yoktur. Oysa modern reenkarnasyon inancında, tüm yeniden doğuşlar ileriye yani gelişmeye, tekamüle yöneliktir, ruh adı verilen varlık bedenini terk ettikten yani öldükten bir zaman sonra oturur düşünür ve nasıl bir yeni yaşam seçeceğine karar verir, ona göre de yeniden bedenlenebilir. Rehber yani ileri düzeydeki görevli madde ötesi (ruhsal) varlıklar, bu aşamada ona yardımcı olurlar hatta yön verirler. Ruhun Nirvana’ya erişmesi yani karmanın (amellerden gelen sebep-sonuç olgusunun) tamamlanması ve varlığın artık tüm dünyevi/maddi arzulardan kurtulması ve dünyevi bilgilere ihtiyacı kalmaması demektir. Yaşam planı bir önceki yaşamda varlığın eylemlerine göre yapılır ve ruh bedenlendikten sonra çeşitli ritüellerle kendisini eğiterek karma bilgisini algılamaya çalışır, bunu başardığında da artık bedenlenmekten kurtulur. Bütün bunlar özgün inançlar yani Uzak Doğu dinlerinin birer parçasıdır ama aslında Uzak Doğu sözü bir genellemedir çünkü Çin Budizmi’nde ve Japon Şintoizm’inde böyle bir inanç yoktur. Reenkarnasyona karşı çıkan tüm büyük dinlerin ama özellikle de İslami araştırmacıların önemli bir kısmının bir türlü kurtulamadıkları çok ciddi yanlış ya da bilinçli saptırmaları buradadır. Kısacası Hindistan ve Tibet yöresindeki reenkarnasyon inancının temeli “Tenasüh” kavramına dayanır yani ruh yaşam karnesinin sonuçlarına göre geriye de gidebilir hatta bitki veya hayvan olarak da tekrar dünyaya gelebilir. Oysa, modern reenkarnasyon inancında ruh tekamül eder yani sürekli ilerler, gelişir. İkisi çok farklı yerlere, uygulamalara ve sonuçlara giderler, bilinmesi gereken şey, reenkarnasyonla tenasühün apayrı birer inanç olduğudur.Bir bebek dünyaya geldi ve hemen öldü. Hiçbir günahı olmadığından kesinlikle cennete gidecek. Bir başkası 60 yıldır yaşıyor, ister istemez tonla günahı oldu, cennete gidip gidemeyeceğini Allah bilir. Eğer cennete gitmezse ve reenkarnasyon yoksa Allah neden bir kuluna bu şekilde iltimas geçiyor, diğerine geçmiyor sorusuna renkarnasyona inananlar kolayca cevap verir, inanmayanlar kem küm eder.

      Bir bebek dünyaya geldi ve hemen öldü. Hiçbir günahı olmadığından kesinlikle cennete gidecek. Bir başkası 60 yıldır yaşıyor, ister istemez tonla günahı oldu, cennete gidip gidemeyeceğini Allah bilir. Eğer cennete gitmezse ve reenkarnasyon yoksa Allah neden bir kuluna bu şekilde iltimas geçiyor, diğerine geçmiyor sorusuna renkarnasyona inananlar kolayca cevap verir, inanmayanlar kem küm eder.

      • Nergiz Gülen dedi ki:

        Bebek örneği biraz yetersiz aslında. Zira doğduğunda ya da bir zaman sonra ölecek olan bebek, cennete gitmek ya da yeniden dünyaya gelebilmek için değil anne-babaya verilecek bir ceza, bir günah karşılığı için Allah tarafından öldürülmüş olabilir. Ya da anne-babaya bir ders, hayatın manasını algılamaları için yaşattırılan bir tecrübe olabilir. Yani o bebekler Allah tarafından kullanılan, yeterli yaşam gücüne sahip olamayan ruhani bedenler olabilir. Dolayısıyla kimi bedenlerin erken ölmesinin, cennet-cehennem ikileminde belirleyici unsur olmayabilirler.

      • bpakman dedi ki:

        Konumuz Dünyaya gelince fazla yaşamayan bebek örneğiydi.
        Anne-baba açısından olasılıkları belirtmiştim. Sizin yazdıklarınızı da yani.
        Bebek açısından ise, bebek ruhun maddi bedene girip doğduktan sonraki halidir. Ömrü vefa ettiği ölçüde ilerde gelişecek, sırasıyla çocuk, ergen, yetişkin, orta yaşlı, yaşlı vb. olacaktır. Bu safhaların birinde belki de en başında ölecektir. Bu işin maddi beden tarafıdır.
        Ruhu ise dünyaya gelmeden önce de vardı, geldiğinde de var, dünyadan ayrıldıktan sonra da varlığını sürdürecektir. Daha önce bir veya daha fazla insan olarak dünyada bedenlenmiş olabilir, ilk defa insan olarak dünyaya gelmiş de olabilir. Bu gelişiyle insan olarak bu planda tekamülünü tamamlamış da olabilir tamamlamamış da. Bunu bilemeyiz.
        Allah tarafından kullanılma her varlık için geçerlidir. Her varlık mükemmel bir plan çerçevesi içerisinde hem tekamül eder hem de o plan içerisinde belli görevler alır. Bu görevlerin bazıları kullanılma dediğiniz şey de olabilir. Zaten kaderlerin çakışması her zaman olan bir şeydir. Ruhani bedendeki yani maddi bedene sahip olmayan bir ruhun sizin deyiminizle yeterli yaşam gücüne sahip olmaması demek yeterli tekamül seviyesinde değil demektir. Ruhun gücü enerjisidir. Onun miktarı da tekamül seviyesine göredir.

      • Sercan dedi ki:

        Pakman bey,

        Size çok kısa bir soru sormak istiyorum.
        Bir bebek öldüğü zaman, henüz kendisi bir irade sahibi olmadığı, dolayısıyla sevap ya da günah işlemediği halde bu bebeğe ait ruhun cennete gitmesi Allah iltimas geçti demek olurdu, böyle de birşey olmaz diyorsunuz.

        Peygamberlere baktığımızda, kendilerine bu onurlu görev gelmeden evvel çoğunluka birçok sınavdan geçtiklerini görürüz. Bir örnek ” …Seni iyiden iyiye denemeden geçirdik. Bunun için yıllarca Medyen halkı arasında kaldın. Sonra takdire göre (bu makama) geldin ey Musa!” Taha- 40.

        Size sorum ise şu, Hz İsa a.s peygamber olarak doğmuştur. Kendisi erginlik çağına erip herhangi bir teste tabi tutulmadan yüce bir makama erdirilmiştir. Bu durumda yüce Allah Hz. İsa’ya iltimas mı geçmiştir? Hz İsa a.s’da bir beşer olduğuna göre, bu nasıl mümkün olmuştur?

        Cevabınız için teşekkür ederim.

      • bpakman dedi ki:

        Bebek öldüğü zaman cennete gider diyen ben değilim. Klasik din anlayışı der. Bunu kabul ettiğimiz zaman Allahın adaleti olmadığını da kabul etmiş oluruz. İnsanın ölünce cennete mi cehennem mi gideceğine Allah karar verir. Reenkarnasyona inanmayan, kısa süre yaşayıp ölmüş bir bebeğin hiç günahı olamayacağına göre cehenneme gitmeyeceğini kabul etmek zorundadır. Geriye cennet kaldığına göre….Ancak reenkarnasyona inanlar için kabuller farklıdır. Bunların ne olduğu yazılarımda var.
        Peygamberler İsa olsun başkası olsun teste tabi tutulmuştur. O seviyeye gelinceye kadar. Tekamül sürecinden geçmiştir. Herkes nasıl geçmişse.

      • Sercan dedi ki:

        Geri dönüşünüz için teşekkür ederim,

        Lakin Hz. İsa a.s’ın peygamberlik öncesi teste tabi tutulmasından kastınızı anlayamadım? Bunu neye dayanarak söylediniz. Kur’anımızda;

        “Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir Kelime’yi müjdeliyor. Adı Meryem oğlu İsa’dır. Mesih’tir; dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah’ın kendisine yakın kıldıklarındandır.” Ali-imran 45

        ve

        “Zekeriyya mabedde durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle nida ettiler: Allah sana, kendisi tarafından gelen bir Kelime’yi tasdik edici, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler.” Ali-imran 39

        ayetleri, bu salih kulların doğuşlarından itibaren Allah’ın elçileri olarak görevlendirildiklerini göstermiyor mu? Elinizde bunun aksi üzere bir delil var mı?

      • bpakman dedi ki:

        Doğuş dediğiniz madde dünyasında bedenlenmedir.
        Bu salih kullar doğuşlarından itibaren Allah’ın elçileri olarak görevlendirilmemişlerdir. Ana rahmine düşmeden madde dünyasında bedenlenmeden önce görevlendirilmişlerdir.
        “….Allah’ın kendisine yakın kıldıklarındandır.” Ben aksini iddia etmiyorum. Dünyada o sefer bedenlenmeden önce itibarlı ve yakın kılınmış olmasa kendisine o görev verilmezdi.

    • bpakman dedi ki:

      Bizzat görmek gitmek gerekmez. Aklı varsa insana yeter.

    • Sercan dedi ki:

      Şimdi daha iyi anladım ne demek istediğinizi.
      Yani diyorsunuz ki ” o sefer bedenlenmeden evvel” peygamberlik gelmiştir.
      Yani bir önceki hayatında haketmiştir peygamber olmayı, bu sefer (reenkarnasyon ile daha önceki ölümünden sonra yeniden) doğarken peygamber olarak gelmiştir.

      Doğru anladım değil mi, tam olarak kastınız bu?

      • bpakman dedi ki:

        Her varlığın nasıl tekamül ettiğini tek tek bilmemize imkan yok. Mesela Hz. İsa olarak bildiğimiz insan, Hz. İsa olarak bedenlenmeden önce bizim dünyamızda ya da başka dünyalarda, başka planlarda kaç defa bedenlenmiştir, nasıl tekamül etmiştir, tekamül ederken nasıl sınavlardan geçmiştir bunları bilmemiz mümkün değil. Tahminimiz şu ki: ona peygamberlik görevi verildiğine göre ve de dünyada yaptığı işlere bakarak ileri derecede tekamül etmiş bir varlık olduğunu kabul ediyoruz. O yüzden de görev ona verilmiştir.

    • Sercan dedi ki:

      Sizin bakış açınız bence şu noktaları taşıyor,

      1. Bir insanın üzerine bir hal geldi ise bu mutlaka daha önceki hareketlerinin bir sonucu olmalıdır.
      2. Genç hatta bebek yaşta gelen ölüm, peygamberlik gibi sebepler de, o insan daha önce pek birşey yapmış olmadığı için ancak bu hayatın öncesinde başka bir hayat yaşadığı ile açıklanabilir.
      3. Kur-An’daki çeşitli ayetleri derinlemesine düşünerek, reenkarnasyonun var “olabileceği” sonucuna “subjektif olarak” varılabilir.
      4. Sizin tüm dini inancınız bu 3 madde temelinde ilerlemektedir. Ola ki bir şekilde reenkarnasyonun olmadığı melekler tarafından gelip bildirilse sizin din sisteminiz çökecek.

      • bpakman dedi ki:

        Sizin görüşleriniz, düşünceleriniz inançlarınız sizi ilgilendirir onların üzerinde yorum yapamam. Siz istediğiniz şeylerden kaçınabilirsiniz, kaçınmazsınız, düşünebilirsiniz, düşünmezsiniz, şunlar hakkında akıl yürütebilir, bunlar hakkında yürütülemez diyebilirsiniz o sizin bileceğiniz iş ama ne siz bana ne de ben size şunu yap bunu yapma diyebiliriz.
        O yüzden sadece yazınızda ilk 4 maddedeki benim adıma vardığınız kanaatleri cevaplıyabiliyorum:
        “1. Bir insanın üzerine bir hal geldi ise bu mutlaka daha önceki hareketlerinin bir sonucu olmalıdır.” Benim inancımın böyle olduğunu iddia ediyorsunuz.
        Buna Karma deniyor. Karmanın ne olduğu yazılarımda var. Kısaca “ne ekiyorsan onu biçersin”. BU Kur’an ayetinde de var.
        2. Genç hatta bebek yaşta gelen ölüm, peygamberlik gibi sebepler de, o insan daha önce pek birşey yapmış olmadığı için ancak bu hayatın öncesinde başka bir hayat yaşadığı ile açıklanabilir. Benim bakış açımın böyle olduğunu iddia ediyorsunuz.
        Bunlar benim kelimelerim değil, o yüzden ne demek istediğinizi tam anlayamadım. Benim kelimelerimle: Herşeyin sebebi vardır. Sebebin neden olabileceğini anlayınca gerisini de anlamak kolaydır. Varlıkların madde aleminde bedenlenme sebepleri çeşitlidir. En önemli sebep tekamüldür. Yani varlıklar genelde tekamül etmek için madde dünyasında bedenlenirler. Başka sebepler de var, mesela kefaret ödemek ki kefaret ödemenin aynı zamanda tekamüle de faydası vardır. Bir başka sebep de görev. Yani varlığa bir görev verilir. Bu görev sırasında tekamül de edebilir, etmeyebilir de. Varlıklar sırf eğlenmek, yiyip içmek için, maddeyi madde dünyasını çok sevdikleri ona bağımlı oldukları için de dünyaya gelebilirler vb.
        3. Kur-An’daki çeşitli ayetleri derinlemesine düşünerek, reenkarnasyonun var “olabileceği” sonucuna “subjektif olarak” varılabilir.Benim bakış açımın böyle olduğunu iddia ediyorsunuz.
        Reenkarnasyon var mıdır, yok mudur diye araştırmak, düşünmek isteyen bunu her açıdan irdelemelidir. Kur’an ayetlerinin da araştırılması da dahil.
        4. Sizin tüm dini inancınız bu 3 madde temelinde ilerlemektedir. Ola ki bir şekilde reenkarnasyonun olmadığı melekler tarafından gelip bildirilse sizin din sisteminiz çökecek. Benim durumumum böyle olduğunu iddia ediyorsunuz.
        Herkesinki gibi benim dini inancım da bana aittir, beni ilgilendirir. Sayfalarımda “dini” inançlarımı anlatmıyorum. Reenkarnasyon dini inanç değildir. Budur diye önümüze konulan her şeyi, din dahil, zamanım ölçüsünde inceliyor, araştırıyor, bilgi sahibi olmaya çalışıyor, bakış açılarımı, gerektiğinde başkalarınınkini de referans göstererek “günlükler” yazıyorum. Buna bloglama deniyor.
        Reenkarnasyon ya da diğer inandığım şeylerin gerçekte olmadığını anlarsam ne olur sorusunun cevabı: Farzedelim ki reenkarnasyon yok, bu durumda ne kaybederim? Allah ve ahiret inancım yerinde duruyor, inancım reenkarnasyonu idrak etmemden önce zaten vardı, reenkarnasyonu idrak etmemin sonrasında da var olmayı sürdürdü, daha güçlü bir şekilde. Konu reenkarnasyon değil. Araştırmak, bilgi edinmek, sorgulamak, bilmek, düşünmek, bilinçlenmek, akıl yürütmek. Elbette Allah ve ahiret inancı bunları yapmadan da olur. Kimileri öyle yapıyor. Ama Batı medeniyeti hangisini yapmış ve hangisi yapmaya devam ediyor, sonuçta kuyruklu yıldızın 10 yıl sonra nerede olacağını bilip o saat ve dakikaya, o koordinata uzay aracı gönderip üzerine oturtuyor. Aradaki fark bu.
        Elbette ki yazdıklarımın bir kısmı hatta tamamı yanlış olabilir. Bunlar gayet normaldir ve herkes için geçerlidir. Biri gelir (melek ya da başkası) aksini söylerse ne yaparım dersek hiçbir zaman düşünemeyiz, akıl yürütemeyiz, hayat felsefemizi oluşturamayız. Mesela melekler kanıtlarıyla gelseler bana deseler ki “her şey tesadüftür, ne olup bitiyorsa kendi kendine oluyor, Allah falan yoktur vs.vs” O zaman benim Allah inancım da mı çökecektir?
        Ateistler neden ateist olmuşlar/oluyorlar, onlara inanç diye sunulanlarla ikna olmadıkları için. Ben niye ateist değilim? Mesela bana bunlar hadistir denilenleri enine boyuna araştırmasam, Kur’an verileriyla karşılaştırmasam, uydurma olduğunu anlamasam ben de kesinlikle ateist olurdum. Nereden, neden, nasıl geldik, nereye gideceğiz diye düşünüp, bunlara kendi açımdan mantıklı cevaplar bulmasam kesinlikle ateist olurdum.

  6. Bülent dedi ki:

    Reenkarnasyonun tenasüh inancı ile ilgisi yoktur. Dinciler bunu özellikle karıştırırlar. Zira tenasüh akla uygun değildir. Reenkarnasyonu da öyle göstermek isterler.

  7. Yasin Özergil dedi ki:

    Sayın Pakman;
    Öncelikle selam eder,İyi akşamlar dilerim.
    İnşaat mühendisliği ile ilgili bir araştırmam sırasında sitenizden bir bilgi aldım.Bunun için teşekkür ederim.Siteyi tam kapatırken anasayfa da bulunan “Dİni İnanç” başlığına tıkladım ve Kuranı Kerim den ayetleri görünce çok duygulandım.Çünkü insanlarımız dini dedelerinden,hocalardan,babalarından öğrenerek tatbik ediyorlar.Oysa binyılı geçmiş, değişmemiş ve değişmeyecek olan Yüce Kuranı Kerimi okuyarak anlamak ve dinini anlayarak tatbik etmek kimsenin aklına gelmiyor galiba.Neyse buda maalesef bizim eksikliğimiz.İnşallah düzelecektir.
    “Size gelip çatan her musibet ellerinizin kazandığı yüzündendir.” Şura 30.

    Ayetiyle ilgili olarak birkaç şey sizinle paylaşmak istiyorum.

    1-Musibet derken kastedilen şey ölüm,sakatlık…vs gibi şeyleri anlarsak ayeti yanlış yorumlamış oluruz diye düşünüyorum.
    Basit birkaçtane örnek:
    a- İrfan Balioğlu(inşaat müh):Tamamen felçli ancak türkiyenin en iyi statikçisi.lütfen araştırın
    b- Aşık Veysel:Gözleri görmüyor ancak türkiyenin en iyi ozanlarından
    c-Ludwig van Beethoven:Doğumundan beri hastalıkla uğraşmış,sağır olarak da son on yılını tamamlamış.
    Yani bu kadar basit bence.Bunları musibet olarak ben düşünmüyorum.

    • bpakman dedi ki:

      Çok güzel düşünceleriniz. Konuyu daha da açmış oldunuz. Teşekkürler.
      Kur’anda geçen kelime aynen: “müsıybetin
      Musibet ne demektir. Bakalım Türk Dil Kurumu Sözlüğüne: “Ansızın gelen felaket, sıkıntı veren şey.”
      Bir anlamda musibet izafi olmalıdır. İnsan “Allah beni sakat yaratmış, bir hikmeti vardır, bu benim kaderimdir” diyorsa bu ona göre musibet yani sıkıntı-felaket değildir.
      Bir diğeri “Allah neden beni sakat yaratmış, niye ben, benim ne günahım vardı” diyorsa bu ona göre musibettir yani sıkıntıdır-felakettir.
      Ben reenkarnasyona, kadere inanan biri olarak birinci düşüncedeyim. Bahsettiğiniz şahıslar da eminim o düşüncede olmuşlardır. Ya da bu şahıslara bakarak herkesin birinci düşüncede olması gerekir diyebiliriz.

      Ama bütün bunlar ikinci düşüncede olanların varlığını ve onların düşüncesini yok edemez. Kur’an her zaman olduğu gibi bu ayette de mucizevi tarafını gösteriyor. Sadece onlara hitap ederken farklı düşünenlere de çok şey hatırlatıyor.
      Saygılar.

  8. Bahattin Ergezen dedi ki:

    Mümin suresi
    11. Dediler: Rabbimiz bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin.
    -Kötü insanlar ölümü (gerçek ölümü) iki kez tadarlar.

    Saffat suresi
    59. Sadese ilk ölümümüz; azaba da uğratılmayacağız, öyle mi?
    -İyi insanlar ölümü (gerçek ölmü) bir kez tadarlar.

    Zummer suresi
    42. Allah canları ölümleri sırasında alır, ölmeyenleri de uykuları sırasında. Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkoyar; ötekileri belirlenen bir süreye kadar salıverir.

    İki tür ölüm vardır:
    1. Gerçek ölüm
    2. Uyku hali ölüm

    Gerçek ölüm iki safhadan oluşur:
    1. Kalplerin mühürlendikten sonra tekrar gönderilmek üzere canların alınması-KALBİ MÜHÜRLÜ CANLARIN SALIVERİLMESİ
    2. Canların tekrar gönderilmemek üzere alınması-CANLARIN ALIKONMASI

    Uyku hali ölüm: Canların tekrar gönderilmek üzere alınması-CANLARIN SALIVERİLMESİ

    Kuran ve Tevrat ölçüleri dahilinide düşünüldüğünde insan ömrü ortalama 1000 yıldır.
    İlk 400 yıllık imtihan süresince Allah’ın kılavuzluğuna muhatap olan tupluluğun sapıklığına hükmedilmez…
    Tevbe suresi
    115. Allah bir topluğa kılavuzluk ettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine ayan-beyan bildirinceye kadar, onların sapıklığını hükmetmez.
    -400 yılın sonunda açık-seçik bildirilen ayetlere iman etmeleri istenir; iman edenler ve iman etmeyenler için farklı süreç işlemeye başlar.

    İman etmeyenler için işleyecek olan süreç:
    400 yıl sonunda iman etmeyen kişi, ilk gerçek ölümü tadar ve kalbi mühürlenerek kabre konur.

    Abese suresi
    21. Sonra öldürdü onu, kabre koydurdu onu
    22. Sonra dilediği zaman diriltip ortaya çıkardı onu
    23.Hayır, hayır! O, O’nun kendisine emrettiğini hiç yerine getirmedi.

    Kalbi mühürlenen kişi için imtihan bitmiştir, kalan 600 yıllık süresini tamamlaması için kabirden çıkarılarak tekrar tekrar yeryüzüne gönderilir.
    Bu kişinin iman etme ihtimali yoktur ve cehennemlik olduğu kesindir; sadece kendileri için belirlenen süreyi tamamlasınlar ve daha çok günah işlesinler diye yaşatılırlar.

    Ali İmran suresi
    178. Küfre sapanlar, onlara süre tanımamızın kendileri için hayırlı olduğunu asla düşünmesinler. Onlara biraz daha günah işlesinler diye süre veriyoruz.

    -Kendileri için belirlenen süre tamamlandığında (ortalama 100 yıl) ikinci gerçek ölümü (helakı) tadarak, tekrar çıkarılmamak üzere kabre konurlar.

    Müminun suresi
    100. Ötelerinde dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır.
    Enbiya suresi
    95. Helak ettiğimiz bir kente yaşamak haram edilmiştir. Onlar bir daha geri dönemezler.
    96. Yecüc ve Mecüc’ün önü açıldığı zaman onlar, her tepeden akın ederler.

    İman edenler için işleyecek olan süreç:

    İlk 400 yılın sonunda iman ettikleri için kalp mühürlenmesi ölümünü tatmazlar ve kalan 600 yıllık sürelerinde imtihana devam ederler.
    Toplamda 1000 yıllık sürelerini tamamladıklarında bir kez gerçek ölümü tadarlar.
    İman eden insanlar dünyaya gönderildikleri her seferinde, uyku hali ölüm ve gerçek ölüm esnasında müslüman olarak can vermek zorundadırlar.

    Ali İmran suresi
    102. Ey iman edenler! Allah’tan kendisine korkmaya yaraşır bir biçimde korkun. Müslümanlar olmanın dışında bir hal üzere sakın can vermeyin.

    -İyi insanlar uyku hali ölümü tattıklarında kabre konmazlar; tekrar gönderilmek üzere yerde bekletilirler.
    1000 yılın sonunda bir kez Gerçek ölümü tattıklarında yine kabre konmazlar; Allah katına çıkarılırılar ve mahşer gününe kadar orada bekletilirler.

    • Bahattin Ergezen dedi ki:

      İnsan ömrünün ortalama 1000 yıl olabileceği…

      SECDE SURESİ-75
      5 -İş ve oluşu gökten yere doğru çekip çevirir; sonra o O’na yükselip çıkar. Bir günde ki, süresi sizin saymakta olduğunuz günlerden bin yıla denktir.

      ANKEBUT SURESİ-85
      14 -Yemin olsun, biz, Nuh’u toplumuna gönderdik de o onların arasında bin yıldan elli yıl eksik kaldı.

      KADİR SURESİ-25
      3 -Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

      Kadir gecesi, içerisinde kadir gecesi olmayan 1000 aydan daha hayırlıdır…

      Örnek: EKİM
      Kadir gecesi bin “ekim” ayından daha hayırlıdır…
      Bin ekim ayı bin yılda vuku bulacağına göre, anlatılmak istenen süre bin ay değil bin yıldır…

      TEVRAT/MEZMURLAR–90
      3- İnsanı toprağa döndürürsün ve: Ey Âdemoğulları, dönün dersin.
      4- Çünkü senin gözünde bin yıl; geçen dünkü gün ve bir gece nöbeti gibidir…

      TEVRAT/ TEKVİN–10
      28- Ve Nuh tufandan sonra üç yüz elli yıl yaşadı.
      29- Ve Nuh’un bütün günleri dokuz yüz elli yıldı; ve öldü

      • Bahattin Ergezen dedi ki:

        Reenkarnasyon sisteminde,
        İnsan kendisine ait geçmiş yaşantılarını neden hatırlayamaz ve kendisine ait bütünsel bilgiye ne zaman ulaşacaktır…

        TEKVİR SURESİ
        7.Benlikler çiftleştirildiğinde,
        14.Her benlik, önceden ne hazırlamışsa bilmiş olacaktır.

        Kişi; kıyametten sonra, hesap gününden önce yaşadığı hayatlar birleştirilip tek vücut haline getirilerek (benlikleri çiftleştirilerek) kendisine ait bütünsel bilgiye ulaştırılacaktır…

    • bpakman dedi ki:

      İnternette reenkarnasyonu bir başka açıdan ele alan bu görüşlerin ifade edildiği sayfalarda şu da var:

      Reenkarnasyon sisteminde peygamberlik süreci nasıl işler?

      —Ortalama 1000 yıllık ömürlerinin ilk 400 yılını insan olarak, kalan 600 yıllık ömürlerini de iyi insan olarak yaşarlar.

      —Toplamda 1000 yıllık ömürlerini tamamladıklarında bir kez gerçek ölümü tadarlar ve Allah katına çıkarlar…

      Yine bu görüşlere göre “Tevrat ve Kuran’da var olan reenkarnasyon sisteminde, insana ortalama 1000 yıl ömür verilmiştir

  9. Geri bildirim: Reenkarnasyon - Sayfa 7

  10. abey dedi ki:

    yolumuz uzun,fikirlerimiz klavuz aklımız ışık ya buraların yabancısıyız ya da burlarda çok toz duman yutmuşuz..ama yolun sonu vardır tabi insanlar için neyse ki buna reankarnasyon inanıyor ya inanmayana ne demeli YÜCE ALAHIN varlığını hissedemeyene ne demeli hadi gel de anlat yokluk nedir mesela?Allah yoksa hiç kimse yoksa ne var? ya da Allah varsa hiç kimse yoksa tek Allah var ve ne yapar niye biz var olduk vs…ya namaz niye kılınıyor neden farz olmuş öncelikle bunlar tam yapılıyor mu allah bunların yapılmadığı durtumlarda azabının çok ağır olacağını söylemiş..ee biz bu azaptan korkmuyor muyuz acaba kalplarimiz mührlü mü ikinci ölümümü bekliyoruz..inanç konusunda hangi noktadayız yani allaha iman etmekle ne geçecek elimize?

    • bpakman dedi ki:

      Kur’an’da hangi ayette namaz kılınmadığı durumlarda azabın ağır olacağı yazılı?

  11. abeybeder dedi ki:

    Nihâyet namaz bitince, artık yeryüzünde dağılın ve Allah’ın lütfundan (rızkınızı)arayın ve Allah’ı çok zikredin; tâ ki kurtuluşa eresiniz! Allaha göre kurtuluş reçetelerinden sadece biri cuma namazı..ümit edilebilir ..kurtulamayan ne olur ümitsizlik içinde kalır dolayısıyla kurtulamaz..netice cehennem&cennet o artık allaha kalmış..sen söyleneni yapmayan adamı ödüllendirir misin yoksa cezalandırır mısın sana kalmış..yol ikiye ayrılıyor..iyi kötü seçim senin..

    • bpakman dedi ki:

      Allah namaz kılınmadığı durumlarda azabın ağır olacağını söylemiş demiştiniz ben de bunun hangi ayette yazılı olduğunu sormuştum. Ayeti belirtmediğinize göre öyle bir ayet yok demek ki.

  12. Bahattin Ergezen dedi ki:

    TEVBE SURESİ
    107. Bir de şunlar var: Tutup bir mescit yapmışlardır; zarar vermek için, nankörlük için, inananları fırkalara bölmek için, daha önceden Allah ve resulüyle savaşmış kişiye gözetleme yeri kurmak için! “iyilik ve güzellikten başka bir şey istemiş değiliz!” diye gerile gerile yemin de edecekler. Allah şahittir ki, onlar kesinlikle yalancıdır.

    108. Böyle bir mescitte ebediyen namaza durma! Daha ilk gününde takva üzerine kurulan bir mescit, içinde namaz kılman için çok daha uygundur. Temizlenmek arzusu taşıyan erler vardır o mescitte. Allah, temizlenenleri sever.

    Takva üzere kurulu mescit ve temizlenme arzusu taşıyan erlerin olduğu mescit yok ise cuma namazı kılınmaz…
    Tabi, bir insanın bu ayrımı (hak-batıl / iyi-kötü) yapabilmesi için de Kuran ölçüleri ile donanmış olması gerekir…

  13. abeybeder dedi ki:

    (Medîne’de nâzil olmuştur.)
    “…Peygamber, size ne verirse onu alın, neden de neyhederse ondan sakının. Ve Allah’tan korkun. Muhakkak ki Allah, azâbı şiddetli olandır.” Haşr, 7
    peki peygamber ne diyor:namazla ilgili söyledikleri en geniş bişimde anlatılmış namaz kılmadığında karşılaşacakları durumları da..haa sen sadece ben kurana bakarım dersen kuran da sana yol göstermiş birini tayin etmiş yeryüzünün halifesi peygamber ona uyun uymasanız allahın azabı şiddetlidir..peki peygamber ne demiş dinleyelim
    İman ile küfür arasındaki fark, namazı kılıp kılmamaktır.) [Tirmizi] yani namaz kılarsan kafir olmazsın kılmazsan ola dabilirsi olmaya da bilirsin senin inancına kalmış bi de allahın affı tabi..
    hee bir de ..
    cehennem ateşinde önce kabir azabı var onu önce tatmadan cennete girilmeyecek yani bi karşılama töreni gibi ..tabi bu dünyada okumuş bilim adamı olmuş ama hak ve hakikatı inkar etmiş insanlar içindir..
    Onlar devamlı surette ateşin karşısına dikilir, öylece bekletilirler.
    Kıyamet kopunca da ‘Atınız şu Firavun soyunu en şiddetli azabın içine’ denir” (Mü’min 40/45-46).

    Âyet-i kerîmede, dünya durdukça onların cehennemin karşısına dikilecekleri ve kendilerini bekleyen feci azaba bakarak tir tir titreyecekleri, asıl işkencenin ise kıyamet kopunca başlayacağı bildirilmektedir.
    Kabir azâbı hakkında bu âyetle yetinmeyenlere, Allah’ın Resûlü’nün bu konuda verdiği doyurucu bilgilere inanmayanlara ne yapılabilir ki
    Sonsuz âhiret hayatının ilk istasyonu olan kabir bizi düşündürmelidir. Özene bezene güzelleştirmeye çalıştığımız şu iğreti evlerimizden, orada daha uzun süre kalacağımız iyi bilinmelidir. Asıl orayı güzelleştirip sevgili Peygamberimiz’in deyişiyle, “cennet bahçelerinden bir bahçe” haline getirmemiz gerektiği unutulmamalıdır.daha yeni komşumuz kadın yaşlanmıştı öldü allah rahmet eylesin namaz kıldıysa kar kalmıştır..kabirde karşılama iyi..

  14. abeybeder dedi ki:

    musa as. de ayetlede geçer kıssa edinmiş belki örnek temsil eder..diyor ki ey kavmim siz bana neden eziyet ediyorsunuz..halbuki ben allahtan size indirilmiş bir peygamberim..ee anlamayanlara ne diyelim..yazık kavmine lafı anlatamamış zararlı çıkan kim tabiki kavmi..çünkü onun kavminden şu an amel edecek durumda olan yok biz hz muhammedin kavmiyiz onun dediklerine inanırsak belki kurtuluruz..hoş bu da kesin değil çünkü onlarca günah işliyoruz..ama enazında inancımız sağlam olsa ebedi kalacağımız hayattır..uzun bir azap görmeyi istemiyorsak bu metrise benzemiyor..ya da guantanamoya..hadislerde beyni kaynatacak dercede şiddetli azapların olacağını haber verilmektedir..ama geç değil tövbe edenler için ..çünkü daha yaşıyoruz..haydi kolay gelsin

  15. abeybeder dedi ki:

    neticeye gelelim-tecrübeyle sabittir.hiç bir kimse yoktur ki inancı yanlış olupta,beş vakit namazı dost doğru kılsın;her namazını dost doğru kılan kimse ise inancı sağlamdır..namaz insanı her kötülükten alıkor .. konuşmakla olmaz uygulama şart..lafla peynir gemisi yürümez demişler..benim inancım doğru diyen denemelik bir sene kılsın da görelim..bu size kalbin hidayet bulacağına vesile olmaz denemelik olur sadece..çünkü allah gerçek inananları övmüştür onların cennete gideceğini bildirmiştir..

    • bpakman dedi ki:

      Bu hangi ayet. Ben ayetten bahsediyorum. Namaz kılmayanların vay haline diye bir ayet yok. Ama kılanların (kılanlar arasında şunu…şunu yapanların) vay haline diye sure var (Maun).

  16. abeybeder dedi ki:

    hee doğru ya öncelikle dünya hayatı oyun ve oyucaktan ibrattir.denilir işte oyunun kuralına yaşayalım kuralları bilmeyen ya da uygulamayan diskalifiye olur kaybeder..namaz kılanların vay haline ki onlar iki türlüdür biri münafık blindiği gibi içi fesat dolu biri de müşrik müslüman gibi gezinen..vur birini ötekine nitekimmekkede böyle olmuş ve bu ayet(maun)nuzul sebebidir.ama ya namaz kılmayanlara bakalım önce namaz insanı kötülükten nasıl korur”Namazı dosdoğru kıl. Şüphesiz namaz; insanı her türlü hayasızlıktan, çirkinlikten ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebut 29/45)
    sonra gelelim kılınmadığında azabın şiddetine”Sizi cehenneme sevk eden nedir? Namaz kılanlardan değildik” derler (Müddesir 74/42-43)peki cehennem az mı geldi merak buyurmayın alternatifleri mevcut..gidince gürüsünüz..allah muhafaza
    “Namaz, müminlere vakitli olarak farz kılınmıştır” (Nisa 4/103) kafaya göre değil..sonradan reankarne olacam da kılarım yook..vakit geçmeden kılınmalı..kılmadığına dair üzülürsen belki allah affeder allahın affı sonsuzdur..
    “Namazlara hele orta namazlara dikkat edin ve gönülden boyun eğerek Allah’ın divanında durun” (Bakara 2/298)gayri ihtiyari mazeret azalmıştır..uyku yorgunluk gibi kesin kıl..benden söylemesi..
    “Muhakkak namaz, iğrenç ve münker kötü şeylerden vazgeçirir” (Ankebut 29/45)kılmayanları allah iğrençlikler içerisinde boğar..bazı intihar vakıaları gibi..
    “Namazı doğru kılın… Kendiniz için her ne hayır gönderirseniz Allah yolunda onu bulursunuz. Şüphesiz Allah yapkıtlarınızı görüyor” (Bakara 2/110)gözden kaçmaz allah adaletlidir..rankarne olmaya gerek yok..kılan kılmayan..bir kefe boş diğeri dolu oldu mu inkar bu dünyada geçerli..
    “İman edip iyi amel yapan ve namaz kılıp, zekat veren kimselerin Rableri indinde mükafatları şüphesiz kendilerinindir. Ve onlara bir korku yoktur. Ve onlar mahzun olacak değildirler.” (Bakara 2/277)kılmayanları da söyleyelim tersini düşünmek doğrudur..büyük korkular var.gözler faltaşı gibi açılır allah onlara gösterir daha girmeden tirtir titrerler..
    “Hele o namaza devam eden kullarıma bak… İşte bunlara yarın büyük bir mükafat vereceğim.” (Nisa 4/962)bu dünyada biraz eza cefaya katlanıp soğuk sıcak demeden ibadet edenler içindir..size yoook demezler mi?
    “And olsun ki, eğer siz namazı kılar, zekatı verir ve peygamberlerime inanır, kendilerine kuvvetle yardım eder, mallarınızı Allah yolunda güzel bir şekilde harcarsanız o taktirde kabahatlerinizi örterim ve mutlak sizi altından nehirler akan cennetlere koyarım.” (Maide 5/12)kabahat sahibiyiz tövbe edip,kuralları yerine getirildi mi sorun yok..yemin bile ediliyor..
    “İyiliği emredenler, kötülükten alıkoyanlar, namazlarını dosdoğru kılanlar, Allah’a ve elçilerine itaat edenler, Allah onlara merhamet edecektir. Kuşkusuz Allah’ın her şeyi yapmaya gücü yeter ve her işinde hikmet vardır.” (Tevbe 9/71)
    haaa..kötülüğü emredenler olursa allahın ona da gücü yeter..

    • bpakman dedi ki:

      Surenin ilgili ayetlerine bakmak gerekir sadece birine değil. Bakalım: “Suçlular hakkında: .“Sizi yakıcı ateşe sürükleyen nedir?” diye sorarlar. Cevap verdiler: Namaz kılıp dua edenlerden değildik. Yoksulu yedirip doyurmuyorduk. Boş lakırdılara dalanlarla dalar giderdik. Din gününü yalanlıyorduk. Nihayet, tartışılmaz ve karşı çıkılmaz bilgi önümüze dikildi. Artık yarar sağlamaz onlara şefaatçilerin şefaati. Ne oluyor onlara da öğüt verip düşündüren şeyden yüz çeviriyorlar? Sağa-sola kaçışan yaban eşekleri gibidirler. Arslandan ürkmüşlerdir. İçlerinden her kişi de istiyor ki, kendisine açılıp saçılmış sayfalar verilsin. Hayır, öyle şey olmaz! Doğrusu şu ki ahiretten korkmuyorlar. Hayır, iş, sandıkları gibi değil! O bir öğüt verici/bir düşündürücüdür. Dileyen düşünür onu, öğüt alır. Ve onlar, Allah’ın dilediği dışında, öğüt alamazlar. (Müdessir 40-55)” Buradaki suç sadece namaz kılamak değil. Suçları bini aşmış, en nemlisi de dini inkar etmişler. Dini inkar eden zaten namaz kılmaz.

      Konumuz namaz kılmama, reenkarne olduktansonra kılma, namazın farz oluşu değil. Diyelim ki birisi çok iyi bir insan, Allah’a, ahrete, Peygambere, kitaba inanıyor, hiçbir günah işlemiyor ama namaz da kılmıyor. Namazı inkar etmiyor, belki zamanı yok ya da tembellik ediyor. İslam dinini bambaşka bir din haline getirenlerin bu güne kadar söylediklerinin aksine bu insanın cehennemden yanacağı, sıcak sacın üzerinde kılmadığı bütün namazları teker teker kılacağı, kafir olacağı, bilmem ne kadar günaha gireceği, ve de bir namazı kılmayanın 80 yıl cehennemde yanacağı vb tamamen şahsi görüşler olup Kur’an da yeri yoktur.

  17. abeybeder dedi ki:

    şakası yok geri dönüşü olmayan işlerde..elbette dinde hurafelere islamın hakikatını anlayan kişi itibar etmez lakin ,inanç ile ameli birbirinden ayırt edecek kadar deliller mevcut,ve bu konuda iman etme söz konusu yani doğru iman kurtuluşa erdirir ama imanda zorluk olsa amel önemini kaybeder.iyi olması ya da tembellik yapmak başka,önemli olan islamı doğru anlamak ona inanmak namaz kılmazsa, ümit kapısı sonuna kadar açık .allahın rahmetinin azmetinin büyüklüğünü anlamak ,kılınmayan namazlar ve günahlar için kıyaslanmayacak kadardır.allah yarattığı kullarının düşmanı değil, bilakis çok seviyor ama insanları ama onu farkedemiyorlar ne yazıkki onun yazdıklarına dost doğru temiz bir vicdanla yaklaşmıyorlar..allahın sevgisine ulaşanlar kalplerinde allahı hissederler..benden söylemesi..bir daha bu dünyaya gelir miyim hesabını yapıp namaz kılmamak ayrı.ya bu son reankarnense,ya son şansınsa…eyvah eyvah..ya hep böyle vakit geçirildiyse namazsız imansız dinsiz..uslamnaz nefsim demek gelir insanın içinde o gün azap günü…..neyse ki daha dünyadayız..not:ben bir insanın doğru inanca sahip olmasını en az kendim kadar sevinirim..biz müslümanlara da bu yakışır..bir din kardeşimin yanlış inanca sahip olmasını istemem..allah yardımcınız olsun..

  18. bpakman dedi ki:

    Biri bu böyle değil deyip bilinen bir web sayfasından bütün mealleri copy-paste yepmış. Yapmasına yapmış da hepsinin dediği aynı.

    • abey dedi ki:

      habeş kıralına sahabeler islamı kuranda ayetten adeta harf harf anlattıkların aramızda çok fark yok lakin der..açıklama gelir..işte müslümanların hali de bu fark yok ama sı var .benim de isteğim müslümanlık en doğru dindir düşüncem sadece müslümanlarda kalması yani bu hırıstiyan veya yahudiler neden müslüman olmazlar düşüncesi meşgul ediyor..peygamber zamanında hızla müslüman olan kabileler topluluklar vardı..bizim bilginlerimiz maddiyatı kendilerine rehber edinmiş kalplerinde hissetikleri bişey olmedığı için iş bilgisizlere kalmış kopy mi past mı orayı anlamazlar bile..(ama biz çok şükür dini bilgimizi aldık yüksek akademi lisansımız var üniversite hariç,duyurulur)

  19. o3056447 dedi ki:

    “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında der ki, Rabbim! beni geri gönder. Tâ ki, boşa geçirdiğim dünya hayatında iyi ameller işleyeyim. Hayır! O, söylediği boş bir laftan ibarettir. Onların arkalarında ise, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah (12) vardır” (Mü’minûn, 99-100).

    • bpakman dedi ki:

      Başka bir sayfamızda bu ayetlerin geniş açıklamasını yapmıştık: http://wp.me/PAexV-2g0

      Sure bu ayete kadar yine inanları ve inanmayanları anlatır.

      Burada ölüm gerçekleşmiş mi, gerçekleşmemiş mi belli değil, “ölüm geldiği zaman” deniliyor, “öldükten sonra” denilmiyor. Yukarıdaki ayetlerde olduğu gibi yine bir pişmanlık ve dönüş isteği söz konusu. Bunun reenkarnasyon şeklinde olmasının istendiğine dair hiçbir şey yok. İstek ölümün geciktirilmesi, biraz daha ömür tanınması şeklinde. Aklım başıma geldi artık iyi şeyler yapacağım şeklinde. Ama aşağıda anlatacağımız gibi ölüm gelmiş de olabilir, bu önemli değil.

      Önceki ayetlerin aksine burada bir “cevap” söz konusu. “Hayır”. Neden hayır, o da ayetin devamında var, çünkü önce günahlarının kefaretini ahirette ödeyecekler. Ne zamana kadar? “Tekrar diriltilecekleri güne kadar.” Bu açıkça yazıyor. Yani ölenin günahları varsa hemen reenkarne olması söz konusu değil, önce ahirette amellerinin muhasebesini yapacak, kul hakları için bizzat her kuldan af dileyecek, hakkını aldığı kul henüz ölüp ahirete intikal etmemişse onun gelmesini bekleyecek, acı çekecek, günahlarının bedelini ödeyecek. Burada yeniden dirilmeyi bazı hacı-hoca takımı kıyamet günü olarak tefsir eder. Ama görüldüğü gibi ayette öyle bir kelime ya da ima yok. Öyle olsaydı “beas” yerine “kıyam” derdi.
      Şimdi burada bir husus daha var. Hemen dönmemek, önce muhasebe süreci geçirmek genel bir kural mı yoksa sadece burada özel bir durum mu? Her iki ihtimalin de reenkarnasyonun var olup olmaması ile ilgisi yok. Sadece reenkarnasyon sürecinin nasıl olduğu açısından önemli. Ayetin başında “onlardan birine” dendiğine göre burada özel bir durum söz konusu. Onlardan birinin ne olduğunu anlamak için Surenin öncesine döndüğümüzde bunların “müşrikler” olduğunu anlıyoruz.
      Sure’nin öncesi:
      “Dediler ki: “Ölüp, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı, gerçekten o zaman mı diriltileceğiz?” (Muminun 82).
      Yani ayete göre müşrikler ölümden sonra hayatın devam ettiğine inanmıyorlar, daha doğrusu bilmiyorlar. İnsan toprak haline geldikten sonra nasıl tekrar diriltilebilir? Ölü diriltilebilir mi? Hadi canım sende diyorlar. Ve cevaben yukarıda verdiğimiz 99-100. ayetler geliyor. Ölüm anı geldiğinde akılları başlarına gelecek, madem öyle bizi geri döndür diyecekler ama ölmeden ve ahirette kefaret ödemeden bu mümkün olmayacak. Surenin tamamından bu anlam çıkıyor. Reenkarnasyon karşıtı hacı-hoca takımının en çok sığındığı bu ayet tam tersine ahireti ve yanında bonus olarak reenkarnasyonun zamanlamasını da bizlere gayet güzel anlatıyor.
      Özetleyelim:
      1. Bazılarının örneğin inanmayanlarının, müşriklerin, kul hakkı yiyenlerin, kötülük yapanların öldükten sonra öteki alemde hesap verme süresi olacak. Tekamülleri açısından reenkarne olmaları gerekse de bu hemen olmayacak.
      2. Müşrik olmamış, kimseye zarar vermemiş ama madde aleminde yani bu dünyada yararlı iş de yapmamış, zamanını boşa harcamış, alması gereken verileri idrak edememişlerin tekamül süreçlerini tamamlamak için reenkarne olmalarına gerek varsa öteki alemde bir süre geçirmelerine gerek olmayabilir ve kısa sürede reenkarne olabilirler.
      Surenin önceki ayetlerinde aynı bedende tekrar dünyaya gelmenin mümkün olmadığına işaretler bulunmaktadır. Bunun reenkarnasyon ile ilgisi yoktur, zira reenkarnasyon aynı bedende değil başka bedende gelineceğine işaret eder. Prof. Abdülaziz Bayındır aradaki farkı gayet güzel açıklıyor:

  20. memo dedi ki:

    önce hükmü vermişsiniz, Kuran’da delil aramışsınız. Yazık!

    • bpakman dedi ki:

      Hükmü ne zaman verdiğimi nereden biliyorsunuz? Yıllarca araştırdım, düşündüm, akıl yürüttüm. O zaman yanımda mıydınız ki?

  21. Bahattin Ergezen dedi ki:

    Reenkarnasyon sisteminin anlaşılabilmesi için bazı kavramların dar ve geniş manaları olduğunu; iç içe ikili manalar ifade ettiğini fark etmek gerekir
    Örnek:
    İnsan kavramı geniş manada; tüm insanları ifade eder…

    Dar manada ise; henüz İslam’a girmeyenler,
    Ya da
    Henüz kalpleri mühürlenmeyenler anlamına gelir…

    İnsan; İslam’a girdikten sonra Müslüman-şükredici diye anılır…
    İnsan; Kalbinin mühürlenmesinden sonra, kâfir-inkâr eden diye anılır…

    İNSAN SURESİ
    1-İnsan üzerinden, henüz anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi zamandan?
    3-Biz onu yola kılavuzladık. Artık ya şükredici olur ya inkâr eden.

    Kuran da üç tip insan vardır…
    1-İnsan; henüz seçim aşamasına gelmemiş yada seçim aşamasında olanlara verilen isim…
    2-Müslüman insan; seçim aşamasından sonra İslam’ı seçenlere verilen isim…
    3-Kâfir insan; seçim aşamasından sonra İslam’ı reddedenlere verilen isim…

    Müslümanların dereceleri olduğu gibi Kafirlerin de dereceleri vardır…

    İnsana ait ömür ortalama 1000 yıldır…

    A- Kişi ortalama ilk 400 yıl insan olarak anılır… Ne müslümandır ne de kâfir… Çünkü henüz İslam ile karşılaşmamıştır…
    TEVBE SURESİ
    115-Allah bir topluluğa kılavuzluk ettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine ayan-beyan bildirinceye kadar, onların sapıklığına hükmetmez.

    B- Kişi ilk 400 yılın sonunda İslam’ı seçerse Müslüman olarak anılır… Kalan ömründe imtihanı devam eder…
    HUCURAT SURESİ
    14-Bedeviler; “iman ettik” dediler. De ki: Siz iman etmediniz; ancak “Müslüman olduk” deyin. İman sizin kalplerinize girmemiştir. Eğer Allah’a ve resulüne itaat ederseniz Allah, yapıp ettiklerinizden hiçbir şey eksiltmez. Çünkü Allah Gafur’dur, Rahim’dir.
    15-Müminler ancak şu kimselerdir ki, Allah’a ve resulüne iman ederler; sonra hiçbir kuşkuya düşmezler ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda didinirler. İşte bunlardır, özü-sözü birbirine uyanlar.

    C- Kişi ilk 400 yılın sonunda İslam’ı reddederse kâfir olarak anılır… Kalan ömründe kalbi mühürlendiği için iman etme ihtimali yoktur. Cehennemlik olduğu kesinleşmiştir…
    TEVBE SURESİ
    113-Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için af dilemek ne peygambere yakışır ne de iman edenlere.

    ALİ İMRAN SURESİ
    178-Kâfirler, onlara süre tanımamızın kendileri için hayırlı olduğunu asla düşünmesinler. Onlara, biraz daha günah işlesinler diye süre veriyoruz. Yere geçirecek bir azap var onlar için.

    İlk 400 yılın sonunda İslam’ı seçmeyenler birinci gerçek ölümü tadarlar ve kalpleri mühürlenir…
    Kalan sürelerinin sonunda ikinci gerçek ölümü tadarak kabre konulurlar ve dünya hayatı ile aralarına berzah konulur…
    MÜMİN SURESİ
    11-Dediler: “rabbimiz! Bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin. Artık günahlarımızı itiraf ettik. Buradan çıkmak için bir yol daha var mı?”

    İlk 400 yılın sonunda İslam’ı seçenler kalan sürelerinin sonunda sadece bir kez gerçek ölümü tadarlar…
    DUHAN SURESİ
    56-Orada, ilk ölüm dışında ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.
    SAFFAT SURESİ
    59-Sadece ilk ölümümüz; azaba da uğratılmayacağız, öyle mi?”

    Reenkarnasyon sisteminde iki tip ölüm vardır…
    1. Gerçek ölüm
    A- 1000 yıllık sürenin sonunda canların geri gönderilmemek üzere alınması
    B- 400 yıllık sürenin sonunda kalplerin mühürlenerek canların geri gönderilmek üzere alınması…

    2. Geçici ölüm:
    A- 1000 yıllık süre dahilinde canların geri gönderilmek üzere alınması…
    B- 1000 yıllık süre dahilinde kalplerin mühürlenmeden geri gönderilmek üzere canların alınması…

    ZÜMER SURESİ
    42-Allah, canları, ölümleri sırasında alır, ölmeyenleri de uykuları sırasında. Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir. Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.

  22. hüseyin yılmaz dedi ki:

    İslamda Reenkarnasyonun kabul edilmemesinin en büyük nedenleri mahşer günü ve kabir bekleyişi inancıdır.1)Ruh sadece sağlıklı bir bedende durabilir.Beden yapısı bozulduğu zaman bedeni terkeder ve görevli melekler tarafından alıkonur.Bundan sonra ruh bedene asla girmez aksi olsaydı hepimiz tekrar canlanırdık.Bu durumda ruhun çürüyen cesedin yanı başında toprağın altında beklemesi çok saçmadır.Çünkü ne toprak ne de işlevsiz beden onu tutamaz ve serbest kalır.Böyle birşey mümkün değildir.Ruhun mezarı toprak değil bedendir.Ve kendine gösterilen bir mezarda yani bir bedende tekrar dirilir. 2)mahşer gününde haşr edilecek olan bedenlerimiz değil ruhlarımızdır.Bedenler ilahi güce dayanacak şekilde yaratılmamışlardır.Bunu hz.Musanın ve etrafındakilerin onu görünce ölümlerinden anlayabiliriz.Zaten Cennet ve Cehenneme de gidecek olanlar bedenler değil ruhlardır.Çünkü bedenler biyolojik varlıklardır ve çeşitli ihtiyaçları olacaktır.(yemek,içmek dolayısıyla dışkılamak, sex vb.)Ve bu da imkansız bişeydir.Bu durumda reenkarnasyon mümkün görünmektedir.Aksi takdirde yaratıcı adil omayacaktır(haşa).Çünkü dünya hayatı eşitliksizlikler üzerine kurulmuştur.

    • bpakman dedi ki:

      İslamda reenkarnasyonun kabul edilmemesi diye bir şey yok. Sadece bazıları kabul etmiyor. O bazıları dini, dindarları büyük ölçüde etkilemişler. Sadece bu konuda değil bir çok konuda. Mesela 40, 52 konusu gibi. Diyanet daha yeni, o da mecburen, böyle birşey yok demek zorunda kaldı.
      Ruh ve insanı karıştırmamak gerekir. Ruh canlanmaz zaten sürekli canlıdır. Ölen insan da bir daha canlanmaz. Onun ruhu gerekiyorsa yeni bir elbise içine girer gibi yeni bir bedene girer. Bu beden önceki ölmüş beden değildir, olamaz. Öteki aleme intikal eden ruh eğer tekrar fırsat olsa da geriye dönüş olsa diye düşünebilir. Bunun artık dünyada kalan o ölmüş bedeninde olması mümkün değildir. Kur’an buna işaret eder. Bunun mümkünatı yoktur. Bunu okuyan aklı kıtlar Kur’an reenkarnasyona imkan yok diyor derler. Halbuki imkansız olan aynı bedene geri dönmektir.
      Ruh öteki alemde bedende durmaz. Onun artık bedeni yoktur. Elbette ki ruh bedenden ayrıldıktan sonra o bedenle irtibatı kesilir. Ve artık kabirde de değildir. Öteki alemdedir. Öteki alem Kur’an’ın dediği gibi gaiptir. Yani bilinmeyendir. Biz onu bilemeyiz. Ancak aklımızla fikir yürütür tahmin edebiliriz.
      Ruh ölmez o yüzden de dirilmez. Ruhun dirilmesi diye bir şey yoktur. Ruh dünyaya gelecekse bir beden içerisine girer. Tıpkı elbise giyer gibi. Ölünce ce o elbiseyi çıkarır gider. Bu kadar basittir olay. Ruha hiçbirşey olmaz, ne ölür ne canlanır. Her zaman neyse yaşarken de öldükten sonra da aynıdır. Tek fark birinde elbisesi yani bedebi vardır, diğerinde yoktur. Ölen bedendir.
      Elbette ki aslolan ruhtur. Öteki alemde hesaba çekilecek olan, gerekirse mükafatlandırılacak gerekirse ceza, ızdırap çekecek olan ruhtur. Bu mahşer gününde de böyledir. Mahşer de topyekün bir olaydır ve de gaipe girer.
      Reenkarnasyona inanmayanlar ruh sadece bir kez bedenlenir yani bir kez dünyaya gelir derler. Reenkarnasyona inananlar ise ruh bedenini terkettikten sonra tekamülünü tamamlamamışsa, karması gereği madde ortamında yaşaması gereken şeyler varsa, ve/veya kendisine bir görev verilmişse tekrar başka bir bedende yeniden dünyaya gelebilir derler. Ruh bedeni terkettikten sonra bütün zamanını öteki alemde geçirmeyebilir. Arada başka bedenlerle yeniden doğuşlarla dünyaya gelip gidebilir. Reenkarnasyona inananlarla inanmayanlar arasında bunlardan başka bir fark yoktur. İkisinde de Allah, ahiret inancı vardır, iksinde de aynı bedende dünyaya geri dönüş yoktur. İkisinde de insanın dünyaya tekrar hayvan olarak gelmesi inancı (Hint menşeli tenasüh inancı) yoktur.

  23. bilemediklerimiz dedi ki:

    Teşekkür

  24. cihan dedi ki:

    “Sonra onların arkasından namazı savsaklayan ve nefislerinin azgın arzularına uyan bir nesil geldi. Onlar ileride cehennemin en derin yerini boylayacaklar”
    biraz kuranı işinize geldiği gibi yorumluyorsunuz izlenimi uyandı bende namaz kılmayan cehenneme atılmayabilir yani namaz kılmasakta olur demeyemi çalışıyorsunuz
    peygamberimiz ilk ömründe peygamber olup sonradan bir ateistte olabilir yani onumu demeye çalışıyorsunuz. firavunun sekara atılacağı yazıyor kuranda ama sizin demenize göre başka yaşantısındada peygamber olabilir bu adam !

    • bpakman dedi ki:

      Meryem 59. ayette kastedilen topluluklar İslam ümmeti değildir, İslam ümmetinden öncekilerdir, söz konusu namaz da İslam ümmetinin namazı değildir. Ayete göre onlar azgınlıkları için cezalandırılacaklardır. Sorumlu olmadıkları namaz için değil.“Ama arkalarından öyle bir nesil geldi ki; namazı yitirdiler, şehvetlere uydular. Bunlar, azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.” KAYNAK: https://bpakman.wordpress.com/dininanc/namaz-kilmamanin-yaptirimi/ Ne demek istediğim açık. Anlayamadıysanız sizin sorununuz.

  25. elif dedi ki:

    Peki sakat doğan hayvanlar hangi suçlarından dolayı sakat doğuyorlar?

    • bpakman dedi ki:

      Hayvanın sakat doğmasından önce neden hayvan olarak doğmuş olduğunu düşünmek gerekir. Dünyanın doğal dengesi için hayvanlar, bitkiler olmazsa olmaz. İnsanların beslenmesinde hayati öneme sahipler. Yani görevliler bir bakıma. Hayvanların da tekâmül süreci var. Onlarda da reenkarnasyon var o süreç içerisinde. Kendi iradeleri bu sürece ne kadar etkili, onu bilemeyiz. Sakat doğan ya da sonradan sakat kalan daha hızlı tekâmül ederek bir kazanç sağlıyor olabilir. Başka varlıklar, insanların tekâmülünde bu şekilde görevlendirilmiş olabilir. İnsanın ya da hayvanın sakat doğması ya da sonradan sakat olması ille de bir cezalandırma olmayabilir. Dünyaya gelmeden önce kendisi bunu seçmiş olabilir, ya da ilahi yönetim mekanizması planlamış olabilir tekâmülü için.

  26. bpakman dedi ki:

    Elli kere yazdık. Reenkarnasyona inanan ahirete de inanır. Başka türlüsü olamaz. Ahiret yok diyen reenkarnasyon var diyemez. Hala dinci geri zekalı örümcek kafalı hocaların tesirinde kalıp reenkarnasyon yok çünkü ahiret var gibi saçma sapan yorum yapmak isteyenler var. Bunlar geri dönüşüm kutusuna gitmektedir.

  27. Ali O. dedi ki:

    Allah ben dileğime veririm dilediğime vermem diyor Kur’an da Allah’ın adaletini insan kıt aklıyla kavrayamaz adil olmak zorunda olduğunu kim söyledi ayrıca !? Allah’ın bu dünyada ki en büyük adaleti bana göre herkese eşit olan ve her nefsin tadacağı ÖLÜM olayıdır, iyi ki ölüm var !
    Selametle

    • bpakman dedi ki:

      Allah adil olmak zorunda değil demek Allah adil olmayabilir demektir. Ben böyle şey ne duydum ne işittim.
      Ayrıca ölüm yok diyen mi var? Reenkarnasyon olunca ölüm olmuyor mu?
      Kusura bakmayın ama reenkarnasyonun olmadığını iddia etmek için mecburen böyle tutarsız şeyler yazmak zorunda kalınır.

      İnsanları kıt akıllı olarak kabul eden kendisini de o sınıfa dahil etmiş olur.

  28. Aysel dedi ki:

    Merhaba, yazınız çok ilgimi çekti. Benim bebekken söylediğim birkaç şey dışında, geçmişime dair hiçbir hatıram yok. Onu da 3-5 yıl öncesinde konu açılınca halam anlatmıştı da haberim olmuştu. Anlattığına göre 2 yaşımdayken beni uyutmaya çalışıyormuş ancak bir türlü uyumamışım. Sonra birden konuşmaya başlamışım: “Hala biliyor musun ben ölmüştüm. Beni bir tabuta koymuşlardı. Babam, çocuklarım tabutuma sarılmış ağlıyorlardı. Ama en çok babam ağlıyordu, kızım gel gel nerdesin, diyordu ama ben gelmiyordum.” demişim. Buna dair hiçbir şey hatırlamasam da, bu olay tüylerimi ürpertiyor. Şu anki hayatımı göz önünde bulundurunca, yaşadığım birçok sorun ve problemin yanında her şeyin normal gittiği zamanlarda bile intihar düşüncesini aklımdan çıkaramıyorum. Bu psikolojik bir durum olmanın ötesinde diye düşünüyorum. Şahsen, eğer ölen kadın gerçekten ben isem, intihar ederek öldüğüme inanıyorum. Bu durumda benim sürekli intihar eden bir ruh olma ihtimalim var mıdır acaba? Aslına bakarsanız yaklaşık bir senedir Deistim. Varolan kitapları okuyup inceledikten sonra gerçekten samimiyetsiz ve çelişkilerle dolu olduğunu görerek sadece yaratıcıya inanmak istediğime karar verdim. Eskisine göre çok daha huzurluyum ve daha az baskı altındayım. Ancak bu reenkarnasyon konusu bana hep mantıklı gelmiştir ve içinde bulunduğum bu kasvetli ruh hali de geçecek gibi görünmüyor….
    Sevgiler.

    • bpakman dedi ki:

      Aslında konuşmaya başlayan her çocuğun başına gelen size de gelmiş. Geçmiş hayatın sonunu anlatmak. Tüyler ürperecek birşey yok. Ölüm mukadder. Kimbilir hepimiz kaç defalarca öldük. Sizinkini hatırlayan ve büyüyünce size anlatan olmuş. Genelde bu pek olmaz. İntihar ettiğinizi görmemişsiniz. İntihar çok önemli bir olay. İntihar etmiş olsaydınız onu da anlatırdınız. Ancak bütün bunları unutun. Geçmişte ne olmuşsa olmuş. Siz bu hayatınızı yaşayın. Hepimiz bu hayatımıza bir şekilde karmamızı yaşıyoruz. Hepimize İlahi İrade bir şans daha vermiş, bunu İlahi İrade Kurallarına uygun olarak en iyi şekilde kullanmaya çalışalım. Allah’ın geçmiş hayatımızı hatırlamamızı istemediğini unutmayalım. Demek ki doğrusu formatlanmış olmak.
      İnanç konusu sizin bileceğiniz iş. Ancak o kadar haklısınız ki. Diğer dinler ile birlikte İslam dini, hepsi ne hale getirilmiş? Dinsiz olmak şu ortamda gayet normal. Aklın yoluna gidildiğinde evrende büyük bir planlayacının olduğunu anlamak zor değil. Din amaç değil araçtır. Yani ille de şart değildir. Allaha inanmak yeterlidir. Ama ben daha öteye gittim. Oturdum Kur’an’ı akıl süzgecinde geçirmeye başladım, yazılarımda görebilirsiniz ve gördüm ki Kur’an’daki İslam dini çok güzel bir din. Benim dinim Kur’an’daki İslam dini. Hadis ve sünnetten de Kur’an ile örtüşenleri alıyorum.
      İlginize teşekkürler.
      Kolay gelsin.

  29. marsephina dedi ki:

    Merhaba. Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. Sayenizde ufkum açıldı ve bilmediğim bir çok şey öğrendim. Tüm bunları araştırmak ve paylaşmak kolay değil. Ancak bazı sorular oluştu kafamda. Dünyaya kimbilir kaç kez gelmişizdir. Hepsinde de birçok aile üyelerimiz var. Kaybettiğimiz ve sahip olduğumuz.. Reenkarnasyondan önce öldükten sonra onları kaybetmeyeceğimizle teselli bulurdum. Ancak şimdi bir sürü anne-babamız, çoluk çocuğumuz var ise, öldükten sonra onlarla birlikte olma ihtimalimiz olmuyor mu? Ve eğer bu musibetlerin sebebi bize verilen hayatlarda yaptığımız yanlışlar ise, en başa gidersek; dünyadaki ilk yaşamımızı doğru bir şekilde harcasaydık, bir daha dünyaya gelmeyecek miydik?
    Mesela dünyada, akıl almaz işkencelere maruz kalanlar var. Onlar için “Bunu hak edecek bir şey yapmış.” mı demeliyiz, yoksa sadece tekamül için bu ve benzeri şeyler mümkün mü? Annem küçükken ona anlattığım bu tarz hikayeler olmadığını söyler ama, küçüklüğümden gelen bir işkence korkum var. Belki önceki hayatımda buna benzer bir şey yaşamışımdır. Çünkü sürekli işkenceyle ilgili hislere kapılıyorum..
    Sorularımla rahatsız ettim, saygılar.

    • bpakman dedi ki:

      Öldükten sonra kimleri göreceğiz, onları bilmek mümkün değil. Kısa süre ölümü yaşayanlar daha önce öteki aleme intikal etmiş sevdikleriyle görüştüklerini söylüyorlar. Şu önemlidir ki madde dünyasındaki ana, baba, çocuk vb. mertebeleri özellikle cinsiyet madde dünyasından ayrılmakla biter, öteki madde dışı alemde böyle derecelendirme yok. Her varlık orada kendi tekamülüne göre derecelendirilir. Başımıza gelenlerin sebebi bizim önceki amellerimizde olabilir, bizim tekamül etmemiz için de olabilir ve bir de bize verilen görev icabı olabilir. Bunu madde dünyasında bilemeyiz. Ama her halukarda ve de mutlaka bir sebebi vardır. İnsan olarak gelinen ilk seferde tekamülü bitirmek kolay iş değil. Reenkarne olmak görev icabı da olabilir. İşkence konusunda haklısınız. Böyle bir dünyanın belki de yarısı işkenceye, zulme uğramıştır. Kolay gelsin.

  30. sercan dedi ki:

    Sorguladığınız konular çok hoşuma gitti. Lakin geçmişte benim de takıldığım önemli bir engelle karşılaştığınızı görüyorum.

    Yakın zamanda sizinle fikirlerimi paylaşacağım. Dini konuları, özellikle de Kur’an Meallerinden referans vererek gündeme getirmeniz çok güzel.

    Burada ilk yorumum şu olacak;
    Biz Kur’an ayetlerini tam anlamıyla kavrayabilmek adına bu blog’da derinlemesine “düşünüyor” muyuz, yoksa “tartışıyor” muyuz.

    İkinci olarak değinmek istediğim husus ise şu;
    Beyin/Akıl bir organdır, tıpkı bir han gibi girişi ve çıkışı vardır. Girişi bilgi(ilim,irfan,tecrübe vb), çıkışı ise davranış ve tasarruftur. Müslüman biri olarak zaten aklımızı Allah’ın yarattığına inanıyoruz. Yine müslüman biri olarak her türlü bilginin bize Allah tarafından verildiğine inanıyoruz.
    “…Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar…”
    (Ayet El Kürsi, Bakara/255.)

    Bu konuları ben de çok merak ediyorum, eminim bizim gibi birçok insan da merak ediyor, lakin ben duyduğum merakı Allah’ın gidermesini diliyorum.

    Ama sanki siz biraz tabiri caizse “acele” edip, Allah kalbinize merak ettiğiniz konunun tevilini bir lütuf olarak indirmeden, aklınıza biraz “fazla” güvenerek müteşabih konuları çözdüğünüzü iddia ediyorsunuz. Bilmem siz ne düşünüyorsunuz.

    Saygılarımla,

    • bpakman dedi ki:

      Bloglar günlüklerdir. Onu yazanların günlükleridir. Her blogçu bloğunda kendi dünyasını anlatır. Kimse bir başkasının günlüğünü, dünyasını tartışamaz. Hakkı varsa eleştirir. Böyle bir hak bloglarda yoktur. Kısacası bloglar serbest kürsü değildir. İsteyen kendi bloğunu açar orada kendi düşüncelerini, dünyasını anlatır.

      Tartışmalar forumlarda açılan topiklere uygun olarak yapılır. Birisi görüşünü belirtir, başkası onu eleştirebilir. Forum ve Blog apayrı şeylerdir.

      Tevil; “Bir sözü veya davranışı görünür anlamından başka bir anlamda kabul etme”, müteşaibih: “Yoruma açık” anlamlarına gelir. Kur’an’da reenkarnasyon ile ilgili olabilecek bir ayeti müteşaibih olarak kabul ediyorsak o ayet “reenkarnasyona işaret ediyor” demek de tevildir “reenkarnasyonu red ediyor” demek de. Bugüne kadar hep bir sürü ayetler sıralanmış ve bunlar reenkarnasyonu red ediyor denmişken kim çıkıp ta “ne yapıyorsunuz bunlar müteşaibihdir, böyle hüküm veremezsiniz” demiş. Şimdi başka birileri çıkıp ta “hayır efendim yanılıyorsunuz bunlar reenkarnasyonu red etmiyor, tam tersine reenkarnasyona işaret ediyor” deyince kabahat mı oluyor? O nedenle benim sayfa başlığım “Kur’an reenkarnasyonu red mi eder?” şeklindedir. Bunlar “çok hassas konularda iddialı konuşmalar yapanlara, aklına biraz fazla güvenerek müteşabih konuları çözdüğünü iddia edenlere” (tırnak içindekiler sizin ifadeleriniz) cevap niteliğindedir.

      Ek olarak Prof. Süleyman Ateş, Tefsiri’nin ilk baskısının 8. cilt 318. sayfasında, reenkarnasyona işaret eden ayetleri değerlendirdikten sonra, kimin tevil yaptığını ve neden yaptığını bakın nasıl ifade ediyor: ‘…insanlar, belli yönde şartlanmış olan kamunun tepkisinden çekindikleri için bazı ayetlerin açık anlamlarını tevil etme yolunu tutmuşlardır.’

      • sercan dedi ki:

        Cevabınıza büyük ölçüde katılıyorum. Özellikle Sayfa başlığınızın ifadesine değinmeniz mesela. İnsanlar kesinkes belli olmayan konularda kesinkes konuşmamalılar. Buna her ne kadar ben de inanmasam da reenkarnasyon konusu dahildir. Çünkü Allah dışında hiçkimseye bu vardır bu yoktur bu iyidir bu kötüdür demek yakışmaz.

        İnsan yorum yaparken, tüm bilgi birikimini değerlendirip, diğer olasılıklara da açık kapı bırakarak ifadelerini kurmalıdır şahsi kanaatimce.

        Dediğiniz gibi insalar kur’an ayetlerini sıralayıp bunlar reenkarnasyona “işaret etmiyor” diyebilir, sizin gibi bence “işaret ediyor” da diyebilir. Kimse hele ki halis, kalb-i selim olarak Kur’anı düşünüp anlamaya çalışan birini kınayamaz, bu bir kabahat değildir.

        Sadece cevabınızın giriş kısmını anlayamadım:
        “Kimse bir başkasının günlüğünü, dünyasını tartışamaz. Hakkı varsa eleştirir.Böyle bir hak bloglarda yoktur. Kısacası bloglar serbest kürsü değildir.”

        İnsanlar, başka insanları “düşünceleri sebebiyle” kur’an ın da ifadesiyle yalnızca “uyarabilir”, eleştrip yargılayamaz. İnsanlar ancak fiilleri sebebiyle yargılanabilir.

        Düşünceleri ve kalplerdeki duyguları yargılayacak olan yalnız Allah’dır.

        Bloglar serbest kürse değil katılıyorum, ancak niçin yazılarınızın altına yorum yapıyoruz ozaman? Yorum yapma gibi bir fonksiyonu var internet sitenizin.

        Bir de yorum yapılacaksa bu gibi hassas bir konu üzerine insanların ne söylemesini bekliyorsunuz, insanlar bu fikre, sizin dünyanızı anlattığınız bloğunuza/günlüğünüze ya katılacak ya katılmayacaklar öyle değil mi?

        Cevabınızın anlayamadığım ve tutarsız bulduğum kısmı buydu.

        Saygılarımla,

      • bpakman dedi ki:

        Benim kasdettiğim “sen şunu yazamazsın, bunu yapamazsın” gibi ifadeler, “şunu yap, bunu yap” gibi talimatlar. Buna kimsenin hakkı yok. “Böyle bir hak dediğim” bu. Yorumlara verdiğim cevaplarda dikkat ettiyseniz anlaşılmayanlarla ilgili soruların hepsine cevap verdiğim özgün fikirlere her zaman saygı duyduğumu görebilirsiniz. Bunların çoğu bana gerçekten katkıda bulunmaktadır. Sizin yaptığınız gibi. Ancak “senin düşüncen yanlış bak doğrusu budur” diyerek bir yerden kes yapıştır yaparak bana cevap vermeye kalkanların yeri de kusura bakmasınlar burası değil.

  31. sercan dedi ki:

    Tekrar merhabalar,

    Esas konu başlığıyla ilgili olarak, sevgili Bülent bey, nasıl ki siz reenkarnasyonu islam içerisinde bir yere koymak ve bunun meşru bir düşünce olduğunu göstermek için örnekler veriyor, düşünceler oluşturuyorsanız, ben de bu konudaki temel fikrimi açıklamak isterim.

    Konunun başlığında geçen “size gelen çatan her musibet, ellerinizle işledikleriniz yüzündendir” ayeti öncelikle “gelen çatan”, “musibet” kelimeleri sebebiyle olumsuz bir anlam taşımaktadır. İnsanın başına hayatta bir çok olay gelmektedir. En başta sevgili peygamberlerin yaşantılarına baktığımızda başlarına gelmeyen olay kalmamıştır. Hz. Yusuf’un senelerce haksız yere hapiste kalması, Hz. İbrahim’in ateşe atılması, Hz. Eyyub’un çektiği hastalık, Hz. Peygamber efendimiz (S.A.V)’a deli, mecnun denmesi, taşlanması gibi nice kalbleri perişan eden dert ve tasalar.

    Şimdi soruyorum, bu güzel insanların “başına gelen çatan” şeyler kendi elleriyle işledikleri kötülükler sebebiyle miydi?

    İnsanın başına gelenler, ceza maksatlı olabileceği gibi, bir sınav, kemalat’a erme yolunda bir kolaylık sebebiyle de olabilir. İnsan tıpkı bir yemek gibi, yanmadan pişemez değil mi?

    Benim düşüncem, ölüm en büyük kurtuluştur. Bu hayatta, geçim derdi, savaşlar, yorgunluk, düşmanlıklar, kötü sözler.. Allah’tan gayrı geçirdiğim her an benim için işkence gibi. Büyük bir arzuyla, tüm müslümanlar gibi şu iki ayetin tecellisini inşaallah beklemekteyim.

    Özetle, ölüm Şeb-i Aruz’dur. Bir düğün gecesidir. Eğer bir bebek, daha hayatı yaşamadan görmeden geçirmeden hakkın rahmetine kavuşuyorsa, bu Allah’ın rahmetinin bir tecellisidir. O ruh’a dünya sıkıntılarını çektirmeden onu rahmetine geri almıştır. Ölen bebekler, sokak çocukları, zihinsel engellilerin akıbetini ben bilemem. Çünkü rabbim bize bildirmemiş. Bizim bilgimiz ancak Allah’ın bize öğrettiği kadardır. Siz ise bu durumları reenkarnasyon ile açıklayacaksınız.

    Rabbim cümlemizi en doğru ve en güzele yönlendirsin inşallah.

    • bpakman dedi ki:

      Peygamberler görevli olarak dünyaya gönderilmişlerdir. Kur’an’da adı geçen Peygamberlerin başlarına gelenler gayet normaldir. Zira o olumsuz şartlar olmasa dünyaya gönderilmelerine gerek de olmazdı. Onlar örnek varlıklardı. Onlar insanlara mesaj verme dışında her bakımdan örnek alınması gereken üstün varlıklardı. Bunun ötesinde verilen görevi her “şartta” yerine getirmişlerdir. Bunu musibetle karıştırmamak, ayrıca Kur’an’da “yeri geldiğinde” Hz. Peygambere çeşitli şekilde doğrudan hitaplar hatta ikazlar olduğuna göre onları ve insanlara verilen öğütleri, ikazları ayrı bir yere koymak gerekir.

      Kusura bakmayın, “…ben bilemem. Çünkü rabbim bize bildirmemiş. Bizim bilgimiz ancak Allah’ın bize öğrettiği kadardır…” düşüncenize katılamıyorum. Bu Allah’ın aklınızı kullanın öğüdüne aykırıdır.

  32. bpakman dedi ki:

    Not: Belli başlı Kur’an ayet mealleri bile birbirlerinden hayli bazan önemli farklılıklar arzetmektedir. Bunların hangilerinin doğru olduğu, Hazreti Peygamberin ölümünden 200 yıl sonra ortaya çıkan Hadis rivayetlerinin hangilerinin sahih olduğunun tartışma yeri burasının olmadığı yorumlarda dikkate alınmalıdır. Özellikle bu sayfaları izleyenlerin de bu paraleldeki isteklerine saygı duyma açısından buna aykırı meal, tefsir, hadis kes yapıştır alıntılı yorumların yayınlanması mümkün değildir.

  33. sercan dedi ki:

    Merhaba Bülent bey,
    Burada söylediğiniz şeyler akla yatkın geliyor. Ama benim endişe duyduğum nokta tam da bu.

    Yüce kitabımızda, 3 şeye güvenmenin sağlam olmadığı örneklerle açıklanmıştır.
    1-) Makam/Mevki/Konuma Güvenmek
    Bu ego, insanı şeytanın” ben ondan üstünüm” demesi gibi harab ve helak eder.

    2-) Akla Güvenmek
    Kuran’da birçok yerde aklınızı kullanın, hala aklınızı kullanmaz mısınız gibi beynini çalıştırmayan sorgulama yapmayan insanlar eleştirilmiş ve uyarılmıştır. Ancak Hz. Karun’un “bu elde ettiklerim ancak aklım sayesindedir” demesi onu helak etmemiş midir? Kur’an Aklına bu denli güvenen bir insanın yerin dibine geçirilmesini bize anlatması, ders çıkartılması gereken bir şey değil mi? Veyahut Hz. Ibrahim’in (as) evladının boğazını kesmeye çalışması akıl ve mantık ile doğrulanabilir mi? Hz. Musa’nın bir zat ile tanıştırılıp, bu zatın masum insanların gemisine zarar vermesi, ufak bir çocuğu öldürmesi gibi akıl ile kavranamayacak durumlarda şaşırması da, aklın “bir noktaya ve belirli bir ölçüye kadar” dayanılabilecek bir meleke olduğuna işaret etmektedir benim vicdanım ve aklım için.

    3-) İbadete Güvenmek
    Melekler, İnsanların yaratılışında, “Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun?” diyerek ibadetlerine güvenmiş, ve insana verilen özellikleri idrak edememiştir. Burada aynı zamanda mantığın çökmesi de söz konusudur, “biz tertemiz günahkarken, kan dökecek bir canlı mı halife edilecek” düz mantıktan çıkan sonuçtur.

    Aklını kullanan bir insan kendi evladını kesmeye çalışır mı Allah aşkına?

    Akıl, tıpkı nefs gibi, Allah’ın zahir sıfatını tanımayı, dünyevi ilimleri, gerek hayatı kolaylaştırmak ve gerek savaş için hazırlık yapmak adına teknoloji üretmeye yarar. Kainatta duyu organlarımız ile görebildiğimiz ve algılayabildiğimiz sistemin ahengi karşısında huşu ve imanımızı kuvvetlendirir.

    Benim anlayamadığım nokta, sizin “akıl” ile “gayb” alemi hakkında yorumlar yapıyor olmanız ki bu çok korkutucu. Mesela örtünmek ne ölçüttedir, sigara kesinen haram olabilir mi gibi hayatın içinde olan ve bize verilen muhteşem akıl ile gözlemleyip tartışabileceğimiz konularda değil, ruhlar alemi için yorum yapıyorsunuz. Ve “benim bilgim Allah’ın bana verdiği kadardır diyemem, bu aklı kullanmak zorundayım diyorsunuz”, sonuna kadar katılıyorum, Rabbime binlerce kere hamdolsun, Üniversiteyi derece ile bitirmiş bir insanım, aklımı çok seviyorum ve onu kullanmaktan büyük keyif alıyorum. Lakin, ruh, günah-sevap, kim kimden üstün, kim cennete kim cehenneme gidecek, öldükten sonra bir insanı neler bekliyor gibi “gayb aleminden olan ve akıl ile bulunması Allah’ın kelamında belirtildiği gibi mümkün olmayan” konulara yaklaşmaktan her zaman çekindim.

    Şimdi ayetler, deliller doğrultusunda, Allah’dan başka kimsenin gaybı bilemeyeceği, sevgili peygamber efendimiz dahi(s.a.v) ben gaybı bilmem derken ben nasıl bu konularda yorum yapabilirim ki vicdanlarınıza sesleniyorum.

    Eğer bana, Reenkarnasyon, dünyaya yeniden geliş gibi konular Gayb alemine ait değil diyecekseniz zaten bu tartışmanın hesabı artık Allah’a kalmış demektir. Kıyamette Allah Teala hükmünü verecektir.

    İnşallah Rabbim hepimize en doğruyu göstersin, bizi ona iletsin ve o yolda sabit kılsın.

    Selam ve dua ile.

    • bpakman dedi ki:

      Aklıma güvendiğimi iddia etmiyorum. Yaptığım yorumlarda “bundan ötesini bilemeyiz”, “onu Allah bilir”, “onu sadece Allah bilir”, “belki de…”, “… olabilir” ifadelerini çok kullanmışımdır. Bir sınır olduğunu biliyorum. Belki de kullandıkça sınır genişliyor ki mantıken öyle olması gerekir. Yapılacak şey şudur: Bir fikri başka açılardan test etmek.

      Birileri akıllarını doğru şekilde kullanmamış diye kimse kullanmayacak mı? Onların yanlış kullanımı aklın kullanılmasının yanlış olduğunu mu gösterir? Elbette yanlış kullanımlar var ama doğru kullanımlara ne diyeceğiz. Batı medeniyeti aklın doğru kullanımı sayesinde ilerledi ve ilerlemeye devam ediyor. Nasıl? Akıl ve nakil arasında çelişki varsa akıl geçerlidir diyerek. Aklı bırak nakle bak diyen İslam dünyasının halini ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Demek ki hangisi doğru? Kendi evladını kesmeye çalışan aklını kullanmıyor demektir. Peygamberler de dahil her hangi bir beşerin Allah ile konuştuğuna ya da Allah’tan bir söz işittiğine inanan da.

      Tekrar gayba dönelim. Gayb bilinmeyen demektir. Bilinmeyen elbette bilinemez. Ama bu üzerinde düşünülemez demek değildir. Düşünürsünüz akıl yürütürsünüz. Bunu yapmazsanız gayba giren Allah’a, ahirete, hesap gününe, kadere, meleklere, şeytana vb inanmaz ya da körükörüne inanırsınız. Allah bunun için gayb konusunda bir sürü done vermiştir.

      Peki akıl yürütmenin ne zararını gördüm? Yazılarımı okuyun. Bir tane Allah’a, Ahirete, İlahi Düzene, İlahi Adalete karşı bir görüşüm varsa gösterin. Bütün bunlara ezbere değil gerçekten benimseyerek inandım. Yine de sonuçta herşeyi çözmüş değilim. Bir yere kadar, gerisi halihazırdaki aklımın, bilgimin kapasitesini ve tekamül düzeyimi aşmaktadır. Buna da hayıflanmıyor değilim. Ama bu kadarına da “çok şükür” diyorum.

      Daha önce de belirttiğim gibi burası benim dünyam. Ben kendi dünyamı anlatıyorum. Anlatırken de hiç kimseyi kötü, yanlış yola sevkedecek bir şey verdiğime de inamıyorum. Benim yazdıklarımı okuyup, inanıp dinden imandan çıkan olabilir mi? Eminim tam tersinedir. Tekrar ifade edeyim ki gayb/bilinmeyen konusunda da sınırları aşmadığıma inanıyorum. Mesela falcılığı bu şekilde anlattım, spiritüalizme de yüzeyden değindim. Bu konularda çok uzun süren araştırmalarım sonucu geniş bilgi sahibi oldum ama bunlar gaybın derinliğine girdiği için bildiklerimi burada ifade edemedim.

      Çok doğru: “Bize ancak az bir bilgi verilmiştir”. Ama verilenler üzerinde düşünün, akıl yürütün de denilmiştir. Neden ben? sorusunu sormazsanız mesele yok. Ama sorana da neden soruyorsun diyemezsiniz. Bu soruyu sordunuz mu da gidebileceğiniz yere kadar gitmeniz size kalmıştır ve oralarda bir yerde de reenkarnasyon ile burun buruna gelirsiniz.

      Akıl konusunda “sert” olanlar bence o gidebileceği yere kadar gidemeyenlerdir. Dinciler, yobazlar, körü körüne inananlar, inancı kaale almayanlar, deistler, ateistler, inkarcılar onlardan çıkar. Gidebileceği yere kadar giden, bir yerde tıkanıp kalmayan sert olamaz. Sert olmamayı çok güzel öğrenir o yolda gidişatı sırasında.

      Allah hepimizin yardımcısı olsun, Allah herkesin doğru yolu görmesini nasip etsin.

      • sercan dedi ki:

        Cevabınız için teşekkür ederim,

        Yazınızın şu bölümünü tam anlayamadım:
        “Aklı bırak nakle bak diyen İslam dünyasının halini ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Demek ki hangisi doğru? Kendi evladını kesmeye çalışan aklını kullanmıyor demektir. Peygamberler de dahil her hangi bir beşerin Allah ile konuştuğuna ya da Allah’tan bir söz işittiğine inanan da”

        Benim burada belirtmek istediğim, Hz.İbrahim’in rüyasında oğlunu boğazladığını gördükten sonra, Hem kendisinin hem de evladı İsmailin Allah’a teslimiyet gösterip, bu işi fiilen yapmaları idi. Yani akıllarına bu iş yatmamasına rağmen, sırf Allah’a olan teslimiyetlerinden dolayı bu işi yaptılar. Benim açımdan bu “Akıl” ile imtihandır.

        Yorumunuzda ikinci olarak ” herhangi bir beşerin Allah ile konuştuğuna..” kısmında ne demek istediğinizi anlayamadım.

      • bpakman dedi ki:

        Sizinle ilgisi yok. “Allah ona dedi ki….” diyenlere. Aklını kullanan Allah’ı bu şekilde beşer (haşa) düzeyine indirmez.

  34. sercan dedi ki:

    Ama siz peygamberler de dahil dediniz onu anlayamadım. Peygamberlerin yalnızca cebrail aracılığıyla mı Allah’ın kelamını işittiklerine inanıyorsunuz?. Miraç hadisesi, ya da Hz. Musa aleyhisselam’ın Tur dağında yaşadıklarını nasıl yorumluyorsunuz?

    • bpakman dedi ki:

      Miraç astral seyahattir. Gayet mantıklıdır. Hazreti Peygamberin miraç olayına inanıyorum. Ama hiçbir varlığın Peygamberler dahil Allah ile doğrudan konuşabileceğine inanmıyorum. Araf 143 de bahsi geçen Allah hitabı (kelleme-hu) da bence Cebrail gibi bir aracılıkla ya da bir tür enerji tezahürüyle olmuştur. Bizim maddi alemde birbirimizle “doğrudan konuşma” iletişimimizin aynısının vuku bulmuş olması bana mantıklı gelmiyor. Nitekim Şura 51 kesinlikle böyle birşeyi (direk konuşmayı) zikrediyor (ve me kane) dolaylı şeklini veriyor (perde – hicabin) ama ne olduğunu açıklamıyor. Bu hiç kimsenin anlayacağı bir şey değil. Tam bir “GAYB”. Ayrıca Resullerin iletişimlerinin vahiy yoluyla olduğunu da ekliyor ayet.

      Peki sonuç nedir? “Perde-hicabin” ile bir kapı açarsanız kapatamazsınız.

      Bazı insanlar madde dünyasında yaşarken madde ötesinden sesler duyabildiklerini idda ediyorlar. Onlarla konuşanlar olduğunu iddia ediyorlar. Bir zamanlar Spiritüalizmi bütün yönleriyle araştırdığımı belirtmiştim. Böyle şeyler olmuştur ve olabilir. Bu insanlar arasında Peygamberlerle hatta Allah ile konuştuklarını iddia edenlerin sayısı da az değil. Dedim ya kapı açarsanız kapatamazsınız. Bu hadislere kadar gider.

      Ben kendimce kapıyı çoktan kapattım. Çok yüksek kozmik/ilahi bir iletişimi gayb olarak kabul edip Şura 51 in başına dönerek “Allah konuştu, dedi” gibi ifadeler içeren hadisleri sahih olarak göremiyorum.

      Spiritüalizimi de gayb olarak kabul ediyorum. Evet var ama sadece olduğunu bilelim ve ondan ilahi düzen, kozmik düzen açısından hisseler çıkaralım. Ve orada duralım.

      • bpakman dedi ki:

        Düzelteyim. Hadis(ler) değil. Doğrusu: Hadis rivayeti(rivayetleri)

  35. Geri bildirim: Kur’an Reenkarnasyonu red mi eder? | Pakman World

  36. sıtkı balbal dedi ki:

    Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında, “Ey Rabbim! Beni geri gönder” der.
    “Tâ ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım.” Hayır! Onun söylediği bu söz, boş laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden diriltilecekleri güne kadar süren bir engel vardır
    Bu ayetleri nasıl anlayacaz reenkarnasyon varsa

  37. Geri bildirim: İslam’da reenkarnasyon | Sosyal Yazılar

  38. Özgür dedi ki:

    Yazınız için öncelikle teşekkür ederim. Reenkarnasyon konusunda hem fikirim. Esasen reenkarnasyon fikri bilim ve ruhaniyeti buluşturan bir ortak paydadır diye düşünüyorum. Mevlana’nın şiirinin evrim ile de örtüştüğü kanısındayım.
    Bilindiği üzere big-bang’dan bu yana dünya oluştuğundan beri yaklaşık (rakamların ayrıntılarında yanılıyor olabilirim) 5 milyar yıl geçti. Bunun çoook uzun bir süresi “duran” yani taş ya da mineral seviyesi. (Yaklaşık 4 milyar sene)
    Sonrası malum: Yağmurun gerçekleşmesinin ardından başlayan Bitkisel aşama (yüzmilyonlarca yıl) .. Ardından hayvanların ortaya çıkması (yine yüzmilyonlarca yıl) Ve en nihayetinde insanın atası homo austrolapitekle birlikte insan aşaması.. (Homo Sophiens’ten itibaren yaklaşık 50.000 yıl diye biliyorum) Adem’in de günümüzden yaklaşık 5.700 yıl önce yaşadığını düşünürsek.. Yaratılan varlıktaki şuur hali geliştikçe (taştan insana doğru) zamanın da hızlandığını görüyoruz.

    Belki de her şey yaklaşık 15 milyar yıl kadar önce big-bang ile başladı. Yaratan sistem, bu olayla yaratılanı yarattı ve bizler hepimiz o ilk maddenin içindeydik. Ve esasen tekamül eden hepimiziz. Bu ilk maddeden sonra ayrıştık ve Yaratan sistem, her bir ayrı varlığa ayrı bir anlam yükledi ve kasten şuursuzlaştırdı. Öyle ki özgür irade ile bu anlamları edinip yine o ilk madde vasitasıyla çıktığımız kaynağa ve bu kez özgür irade ile şuurlanarak dönebilelim diye. Bence bu Allah düşüncesine aykırı değil. Kuantum düşünceye de aykırı değil. Zira zaman lineer olarak bizim için var. Zaman, bir kara delikte işlemiyorken, bir yaratıcıyı neden zamanın içinde düşünelim ki.
    İşte belki de bizler ayrışa ayrışa günümüze kadar geldik. Yalnız şu hususu da düşünmüyor değilim: Acaba reenkarnasyon şöyle mi:
    Ali öldü, gitti Veli’nin bedenine girdi.
    Yoksa şu şekilde mi: Ali öldü ve tekamül, şuurlanma, sisteme yönelik arzunun büyüklüğü ve düzelme seviyesine göre Veli, Mustafa, Richard ve Stevenson’un bedenlerine mi girdi? Bunu neden soruyorum? Çünkü aksi halde atıyorum 500 sene önce 300 milyon olan dünya nüfusu şu an 7 milyara ulaştı. Eğer her reenkarne eylemi aynı miktarda olsaydı o halde dünyanın nüfusu da hiç artmamış olur ve binlerce seneden beri aynı kalırdı.
    Burada bir soru daha sorulabilir: Acaba reenkarnasyonun gerçek anlamı sadece ruhun elbise giyip çıkarması mı? Diğer deyişle ölüm nedir? Belki de ölüm, eski bilginin/şuurun yenisi ile yer değiştirmesi suretiyle gelişmesidir. Bu halde çok hızlı gelişen bir ruh varlık, aynı reenkarnasyonu içinde bir günde sayısız kere ölüp dirilebilir. Çok yavaş gelişen bir diğeri ise tüm bir yaşamı boyunca sadece bir kez ölür.

    Toparlarsam, belki de bizler aynı TEK RUHUN yanılsama ile farklı versiyonlarıyız. Şu an tam olarak idrak edemesek bile sürekli yenilenerek şuur halimizi, ve titreşimimizin yoğunluğunu artırıyoruz. Ve belki de peygamberler bu yüksek seviyeye ulaştıktan sonra kaba maddede tekamül etmekte zorlanan bizlere (bizlerin anlayabileceği seviyeden konuşabilmek için) özgür iradeleri ile reenkarne oluyorlardır. Ve belki de bulunduğumuz bu dünyadan daha beter bir nokta yoktur ve her seferinde buraya doğarak her seferinde cehennemi yaşıyoruz; çünkü burayı artık bir cehenneme çevirdik.

    Reenkarnasyonun gerekliliği açısından şu soru da akla gelmiyor değil: O halde yaratılan, neden gelişimi için bir maddeye (yani bedene) ihtiyaç duyar? Belki de kaba madde içindeyken ruhani hisleri şuurlulukla edinebilmek ve bu sayede seviyesini daha da artırabilmek olabilir. Bedende olmayan ruhun çekeceği ızdıraptansa, bedende kazanacağı deneyim sonucu kendi bozukluğunu düzeltebilme olanağı mıdır bilemiyorum.

    Ve bence Yaratan, bu sebeple, yaratılanı kasten kendinden ayırdı.. Sonra çeşitli aşamalarla (cansız, bitkisel, hayvansal ve insan) yaratılanı ayrıştırdı. Her bir yaratılan “ayrı olma hissini” tattı; diğerini hissetmedi. O sebeple değil mi hepimiz sadece kendisinin ve çocuklarının dışında hiçbir şeyi umursamaz olduk. Yetmedi, zaman geldi, bir başkasının mutsuzluğundan haz almaya başladık. Yetmedi, gözümüzü kırpmadan kafa kesmeye başladık. Borsa, para, mara,.. hepsini “ben”im için istedim. “BEN” düşüncesi “BİZ” düşüncesinin önüne geçti. Her koyun kendi bacağından asılır deyimini uydurduk. Halbuki hepimiz aynı sürüye aitiz ve birimizin bacağı kesilirse diğerimizin de acı duyması gerekirdi.
    Ve belki de artık zaman geldi: Artık Kaynak, damlalarının BİRLEŞEREK OKYANUS olmasını ve KENDİ ŞUUR SEVİYESİ ile kaynaşmasını istiyordur. Ve biz birbirimizle kaynaştıkça, her birimiz diğerini anlamaya çalıştıkça ve başkalarını kendimizden daha fazla sevmeye çaba sarfettikçe belki de o zaman bir şeyler değişmeye başlayacaktır kim bilir? Ve reenkarnasyon belki de bu yüce amaç için uzun metrajlı bir filmin kısa metrajlı bir kopyasıdır.! Ve bu sizin de belirttiğiniz gibi benim bu kısıtlı algılarımla edinemeyeceğim çok yüksek bir planın sonucudur. Annemi kaybedeli 1 ay olduğundan bu konuya daha da derinlemesine merak saldığımdan mıdır nedir biraz fazla yazdım sanırım.. Kusuruma bakmayın.
    Teşekkürler

    • bpakman dedi ki:

      Ali öldü Velinin bedenine girdi yerine evrende kodu diyelim CG1594 olan bir varlık Bedenlendi adına Ali dediler, öldü sonra tekrar bedenlendi bu sefer de adına Veli dediler

  39. abey dedi ki:

    bir insan tekrar dünyaya gelecek olsa tekrar yeni çocukları olabilir o yeni doğacak çocukların da çocukları olur bu da şu demek;bir eski çocuklar bir de yeni nesli ve bu bu çocukların da her biri böyle gidip yeniden dünyaya geldiğini düşünürsek bir adamın çocuğu ile eşi farklı zamanlarda reankarnasyonla aynı zamanda geri gelirse belki de ana çocuk aşık olur evlenir nikah düşer islamiyete ters düşer .daha ayrıntılı anlatabilirim

    • bpakman dedi ki:

      Yıllardır reenkarnasyonun olmadığını kanıtlamaya çalışıyorsunuz ama boşuna. Bu konuyu çok iyi bilirim. Her türlü argümana rahatlıkla cevap veririm.
      Ensest ilişki sadece İslamiyette değil her bakımdan doğal olmayan bir olgu olarak kabul edilir.
      Ancak cinsiyet, gen, genetik bağ, akrabalık, soy, ırk gibi şeyler sadece madde dünyasında vardır. Madde ötesi alemde yoktur. İnsan öldüğü zaman bunları öteki aleme götürmez. Götürdükleri amelleridir.
      Ruhun cinsiyeti yoktur. Öyle olunca genleri de olamaz. Eski maddi bedeninde bulunan ve öteki aleme götüremediği cinsiyet, gen, genetik bağ, akrabalık, soy, ırk gibi şeyleri tekrar dünyaya gelirken yeni maddi bedenine taşıyamaz. Döllenme sırasında yeni anne ve babasından cinsiyetini, genetik ve soy bağlarını v.b. alır. Bütün bunlar tesadüfi ve rastgele olmaz. Ruhun karması ve tekamülü gereği ne olması gerekiyorsa Allah’ın iradesi ile onlar tayin edilir ve yeni bedenine yüklenir, yani programlanır.

  40. ustun.ozer74@hotmail.com dedi ki:

    sonra siz bunun ardından şüphesiz öleceksiniz.(müminun suresi 15)sonra siz kıyamet günü diriltileceksiniz.(müminun suresi 16) bülent bey reenkarnasyon açısından yazdığım ayetleri açıklarmısınız?

  41. ustun.ozer74@hotmail.com dedi ki:

    ”Rabbim öyleyse bana diriltilcekleri güne kadar zaman ver dedi.”(hicr suresi 36)bu ayetin öncesinde iblisin insana secde etmemesi ile alakalı ayetler var yani konu insan ve iblis bu ayetteki cevabı veriyor reenkarnasyona göre diriltileckeri gün yerine diriltilecekleri günlere kadar deyip çoğul kullanması gerekmezmiydi? çünkü diriltilecekleri derken tüm insanları içine alan bir kelime olmuyor mu? açıklamalarınız için şimdiden teşekkür ederim

    • bpakman dedi ki:

      Ben de başka bir örnek vereyim:
      “yevmi yub’asûn(yub’asûne)” Kur’an’ın birçok yerinde var. Kimi meallerde bu kıyamet günü diye geçmiş. Mesela: http://www.imamiskenderalimihr.com/kurani_kerim_tefsiri/araf/rhS.aspx?ayet=14 ve başka Ali Fikri Yavuz: İblis: “-Bana kıyamete kadar ömür ve mühlet ver”, dedi. Halbuki ayette “kıyam” yok “beas/baas” var. Meallerde kıyametten başka “dirilmek” “diriltmek”, “dirilip kaldırılmak”, “ölümden kaldırılmak”, “beas”, “ba’s” olarak geçiyor.
      İblis’le ilgili olan bu ayette “herkes-onlar-insanlar-halk” kelimesi yok ama çoğu meallerde parantezli-parantezsiz olarak var, kimilerinde “tekrar” var kimilerinde yok, “dirilecekler” mi yoksa “diriltilecekler” mi?:
      …herkesin ölümden kaldırılacağı güne…, …(insanların) tekrar diriltilecekleri güne…, …(insanların) tekrar dirilecekleri güne…, …(halkın) dirilib kaldırılacakları güne…, …onların tekrar dirilecekleri güne…, …öldükten sonra dirilme gününe…, ba’s olunacakları güne…, … insanların tekrar diriltilecekleri güne…, Onların yeniden diriltilecekleri güne…, …onların diriltilecekleri kıyamet gününe…

      Mealcilerin hepsi Arapçayı ana dilleri gibi bilenler, Kur’an’ın tamamını okumuş olanlar, tamamını anlamış olması gerekenler….vb

      Kur’an da olsaydı açık açık yazmaz mıydı, Kur’an’da olsaydı yazmaz mıydı? denilen, denilebilecek bir çok konu var. Neden böyle? Zira Kur’an’da kullanılan çoğu ifade insanların bilinç seviyesine. Yani dünyanın tekamül devrelerine göre insanların bilinç seviyeleri düşükken anlayamayacakları bir dilde herşey açık açık ifade edilemezdi elbette. Günümüz bilinç düzeyi 1400 yıl öncesine göre daha tekamül etmiş olduğundan değerlendirmeler de daha gelişmiş olmaktadır. Ancak yine de düzey yeterli olmadığından böyle farklılıklar da olmaktadır.

      Facebook’ta Beyşehirli bir arkadaşımızın kafası bozulmuş, bütün mealleri ve tefsirleri, “tamamını” öfkeyle reddedip kendi meal ve tefsirlerine başladı, Face sayfasında tek tek açıklıyor.
      Müslüman dünyası asırlardır bunlarla uğraşırken gavur dediklerimiz anti maddenin nelerden ibaret olduğunu çözme aşamasında.

  42. üstün dedi ki:

    bülent bey açıklamalarınız için teşekkür ederim ama bir ayetle ilgili daha soru sormuştum ama o yayınlanmamış ayrıca meallerin çok karmaşık olduğunu kabul ediyorum ama dirilecekleri de olsa diriltilecekleride olsa yeniden hayata gelme sözkonusu ve ayet öncekilerle beraber insandan bahseder ve ”ler” ekiyle çoğul olduğu görülür yani insanlardan bahsetmiş olur iblis benim anladığım insanların dirilecekleri GÜN görüldüğü gibi tek ve bir günden bahsediyor kıyam kelimesi yok ama reenkarnasyona göre birden fazla dirilme olması lazım değil mi? o zaman GÜNLERE diyerek ifadeyi çoğul yapması gerekirdi özel tekil bir günden bahsediyor iblis sizde derseniz ki meallerde tekil çoğul ifadeler yok saygı duyarım.başka bir ayet :sonra siz kıyamet günü diriltileceksiniz.(müminun suresi 16. ayet)burdada önceki ayetlerde insanın oluşumu ve ölümü anlatılr sonra da bu ayet gelir sizce gayet açık değil mi ayrıca arapça metinde ”yevmel kıyameti ” diyerek kıyamet günü işaret edilir.ilginiz için teşekkür edrim

  43. üstün dedi ki:

    ayetlerin başında veya içinde geçen” her nefis ölümü tadıcıdır” ifadesinde birden fazla ölen insanlar için ifade ölümleri tadıcıdır gerekmezmiydi gerekmezse bu durumda reenkarnasyona göre Allah c.c. yanlış bilgilendirme yapmış olmazmı ?ifade tekil olduğuna göre tek ölüm sözkonusu değilmidir?’ademoğularından bellerinden soylarını alıp nefislerini kendilerine rabbiniz değilmiyim diye sorduğu ve şahitlik ettirdiği ayette reenkarnasyona göre orada hangi nefsiyle yer aldı diğer deyişle hangi kendisine karşı şahitlik etti.hiçbir günahkar bir başkasının günahını yüklenemez ayetlerde geçen bu ifadede günahkar olarak ölüp tekrar dünyaya gelen kişi ile önceki kişi birbirlerine göre bir başkası olmaz mı?olmazsa neden olmaz?

    • bpakman dedi ki:

      “yevmi yub’asûn (yub’asûne)” Kur’an’ın birçok ayetinde geçer. Kimi meallerde kıyamet günü diye de geçmiş. Meallerde kıyametten başka “dirilmek” “diriltmek”, “dirilip kaldırılmak”, “ölümden kaldırılmak”, hatta çevrilmeden “baas”, “ba’s”, “beas” olarak da geçiyor.
      Mesela Araf 14 de:
      …herkesin ölümden kaldırılacağı güne…,
      …(insanların) tekrar diriltilecekleri güne…,
      …(insanların) tekrar dirilecekleri güne…,
      …(halkın) dirilib kaldırılacakları güne…,
      …onların tekrar dirilecekleri güne…,
      …öldükten sonra dirilme gününe…,
      …ba’s olunacakları güne…,
      … insanların tekrar diriltilecekleri güne…,
      Onların yeniden diriltilecekleri güne…,
      …onların diriltilecekleri kıyamet gününe…
      Lokman 28’de ba’s mealleri:
      …beas edilme (yeniden diriltilme)…,
      …tekrar diriltilme…,
      …(tekrar) diriltilme…,
      …öldükten sonra diriltilip kaldırılma…,
      …tekrar dirilme…,
      …diriliş…,
      …ba’s olunma…,
      … (öldükten sonra) diriltilme…,
      Baas geçmediği halde diriltmeyi kullanan meallerde var mesela:
      Vellezî yumîtunî summe yuhyîn (yuhyîni) Şuara 81.
      Bu ayete ait bazı mealler:
      “Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O’dur”
      “Ki O, beni öldüren, sonra dirilten”
      Burada problem baas’ın Türkçe karşılığının olmaması. Elmalı’nın yaptığı gibi arapça olarak bırakılsa da çoğu kimse hiçbirşey anlamayacak O yüzden “diriltilme” kimilerine göre ise “dirilme” denilmiş ki ikisi arasında bile büyük fark var. Tefsirlerde daha çok açıklamalı olarak baas yer alıyor. Bunun sebebi, meallerde açıklama yapılamaması, tefsirlerde ise yapılabiliyor. Türkçe’de dirilmenin “öldüğü sanılan şeyin canlılık kazanması, tıpta öldüğü sanılan hastanın hayata dönüşü, kendi bedenine dönüşü, eski bedenine dönüşü, geriye dönüş” gibi anlamlara gelmesi. Normalde Türkçe açısından dirilmenin ne reenkarnasyonla ne de bedenin ölümünden sonra ruhun ahirete intikal etmesi ile ilgisi olmaması gerekir.
      Ölen insan ruhunun bir erkek ve kadının cinsel ilişkisi sırasında kadın rahminde döllenme ve sonrasında gebelik, cenin ve doğum süreçlerinden geçerek yeni bir bedende “yeniden” dünyaya gelmesi olan reenkarnasyon ile ölen insan ruhunun “tekrar” kendi dünyasal bedenine döndürülmesinin (dirilme) birbiriyle ilgisi yoktur. Kur’an da insanların öldükten sonra pişman olup keşke imkan verilse de ölüm anına (yani aynı bedene) geri dönsek biraz daha yaşayıp hatalarımızı tamir etsek dileğinde bulunduklarına ancak “dirilmenin” imkansız olduğuna değinir.
      Fiziki bedende “tam ölüm” gerçekleşmemişse halk arasında dirilme de denilen hayata dönme imkanı vardır. Bazen tıbben öldü denilen ve aletlerle suni şekilde yaşatılmaya çalışılan insanların çok ekstrem durumlarda hayata geri döndükleri olmaktadır. Ancak tıpta buna dirilme denmemektedir. Bazan medyada görürüz, öldü diye morga, tabuta konanlar hareket etmeye başlarlar: TIKLAYIN. Bu konular ayrı yazılarımızda araştırılmıştır. Okumak için lütfen tıklayın: https://bpakman.wordpress.com/dunya/neo-spiritualizm-nedir/oteki-tarafa-gidip-gelenler/
      Kur’anda geçen “yevmi yub’asûn(yub’asûne)”, “yevmel kıyâmeti”, “yevmi el âhıri”, baas günü, kıyamet günü, ahiret günü bunları aynı olarak mütalaa edenler var. Genel kabul öldükten sonra ruhun bedenden ayrıldığı ve ahirette dirildiği gün. Halbuki ruh ölmez o yüzden de dirilmez. ruhun dirilmesi diye bir şey yoktur. O yüzden çoğu çevirilerde/meallerde yanlış kelime kullanılmaktadır.
      Konu çok karışık görünüyor ama özetleyince gayet iyi anlaşılacaktır. Ruh ölmez, dirilmez, olup biten şudur: Bedenden ayrılırken de bedene girerken de ruhun “şuur hali değişir”. Kur’an’da bu “değişim” “BAAS” olarak verilmektedir. Genelde meallerde yanlış şekilde “dirilme” olarak çevrilmiş olup bazı ayetlerde tekrar doğuş – reenkarnasyon anlamına gelmektedir (Muminun 100 gibi).
      Bütün bunlar, kavram kargaşasına neden olmuş, Kur’an’da reenkarnasyonun reddedildiği şeklinde, yanlış bir genel kanı oluşturmuştur.

      Şimdi gelelim bu “günler” neden tekil neden çoğul değil? Madem reenkarnasyon var o halde bu ifadelerin çoğul olması gerekmiyor mu sorusuna.
      Yukarıda da belirtildiği gibi reenkarnasyon herkes için kural değildir. Yine yukarıda açıklanan Muminun 1-11 ayetleri kapsamına giren bir insan neden reenkarne olsun? Görev verilirse reenkarne olur mu, o ayrı mesele. Onu bilemeyiz, onunla Allah arasında.
      Nitekim ilahiyatçı Prof. Süleyman Ateş de her ruhun reenkarnasyon işlemine tabi tutulmayacağı görüşündedir. Bu anlayışının sebebi ise, reenkarnasyona işaret eden âyetlerin olgunluk kazanmış mü`min insanlara değil; âhireti inkâr eden kemal bulmamış cehennem halkına hitap ettiğine inanmasıdır. Yani olgunlaşmamış inkarcı insanlar, olgunlaşmak üzere yeniden bedenlere sokularak yaratılacaklardır. Ateş’e göre baas olayı kemal bulmamış ruhlara mahsus olabilir. Olgunlaşan tekamül etmiş ruh bir daha bu bedensel hayata dönmez. Kemal bulmuş ruhlar, huld cennetine gittiklerinden bedensel hayata dönemezler.
      Her can, ölümü tadacaktır; sonra bize döndürüleceksiniz. Kullu nefsin zâikatul mevti summe ileynâ turceûn(turceûne) Ankebut 57
      Sıkça belirtiyoruz. Ruh ölmez. Ölen bedendir. Nefis kişilik demektir. Ayetle ilgili bir çok mealde “can” olarak geçer. “Kullu nefsin” bazı meallerde “herkes” olarak da geçmekte olup, dünya gezegeninde bedenlenmiş, “can taşıyan” bütün varlıklar kasdedilmiştir. Kur’an onu okuyabilene yani “yaşamakta olan insana” hitap eder, öğüt verir. Bir “beden” bir defa ölür. Öldükten sonra ruhu bedenden ayrılacaktır, bedenden ayrılan ruh varlığını devam ettirecektir, mukadderdir, bunların hepsi kaçınılmazdır, Kur’an bunları kesin dille ifade eder. Hesaba çekilecektir, ondan sonra ya cennete gider, ya lanetli olarak varlığını sürdürür, ya cezasını-azabını çeker, ya tekrar dünyada bedenlenir, ya da bedenlenmez, madde dünyasında yaşamakta olan her varlık için kendisine özel durumlardır bunlar. Yeniden bedenlenerek can taşımaya başladığı takdirde tekrar bu ayet kapsamına girecektir.
      Yani ayet ne diyecekti? Her can birkaç defa ölümü tadacaktır mı diyecekti? Yukarıda da belirtildi: Her ruhun ille de reenkarnasyon işlemine tabi tutulacak diye bir kaide mi var? Kur’an koordinatları verir, gerisini okuyana bırakır.

      Kur’an’daki kıyamette kabirden kalkmaya işaret eden ayetlere göre bir çok defa bedenlenen ruh hangi kabrinden kalkacak?
      Kur’an’daki kıyamet ve kıyamette kabirden kalkmaya işaret eden ayetler konuları gayba girer, müteşaibihtir. Ahiret, kıyamet, baas, araf, ahiret günü, baas günü, kıyamet günü, kabir ve kabir azabı konuları da öyle. Bu demek değildir ki dünya dışı alemi, öteki alemi düşünemeyiz, araştıramayız, kendimize göre bir sonuca varamayız. Hatta bunu yapmamız gerekir. Mesela aklımızı kullanırsak kabir azabının cehennem azabı olduğunu rahatça anlayabiliriz.
      İnsanlar ölünce kıyamete kadar kabirlerinde mi olacaklar? Halbuki yukarıda belirtildiği gibi Muminun 1-11’ ayetlere bakılırsa kimileri sonsuza kadar cennette olacaklar. Onların kabirlerinde olması, kabirlerine dönmesi ayet hükümlerine göre mümkün değil. Bazı mütefessirlere göre bu durumda onların kabri cennettir. Bu durumda kıyamette kabirden kalkıp gelineceğine işaret eden ayetlerin anlamı onların cennetten kalkıp gelecekleri şeklindedir. Demek ki bu ayetlerde kasdedilen cesetler değil ruhlardır.
      Peki cennete olmayanlar nereden kalkacak?
      Onlar da neredelerse oralardan kalkacaklar.
      Eğer cesetler, kemikler kasdedilmiş olsaydı kabirleri mevcut olmayanlar ne olacaktı? Mesela bundan 40 bin sene önce yaşamış olanların, yaşadığı kıtalar batmış, yanardağ patlamalarıyla yok olmuş olanların, yakıt dolu tanker-uçak infilak etmiş, sürücünün-yolcunun zerresi kalmamışların kabirleri de yok. Onlar ne yapacaklar? O anda hayatta olanlar, yani kabirleri olmayanlar ne yapacaklar?
      Kıyam arapçada ayakda durmak dikilmek manasına gelir. Kıyamet: Sözlük anlamı kalkmak, diriltmek, dikilmek, ayaklanmaktır. Biz kıyamet derken evrenin yok olmasını kast ediyoruz ama kimilerine göre Kur’an kıyamet derken ölüm sonrası yeniden dirilişi anlatıyor. Kişi öldüğünde ruhu kalkacak yani olduğu yerden ayrılacak, bu kastedilmektedir.

  44. Recep KORKUSUZ dedi ki:

    ”……VELEM YEKÜNLEHÜ KÜFÜVEN EHAD…” …
    MAADEM HAFIZALAR RESETLENİYOR VE YENİ BİR FARKLI İNSAN OLUNUYOR;O ZAMAN REENKARNASYONUN MANTIĞI NEREDE KALDI…?

    • bpakman dedi ki:

      Farklı insan olmak başka şeydir. Mesela kumarcı tövbe eder tövbesini yerine getirir farklı insan olur. Reenkarnasyonda farklı insan olarak doğulmaz. Yeni hayatta farklı bir insan olunabilir. Tabii gayret edilirse.
      Aynı ruh “yeni” bir bedende tekrar doğar. Resetlenmiş olan yeni bedenin beyininin hafızasıdır ruh değil. Yazılarımı saptırmayın. Neler yazdığım ortada. (not hakaretler editlenmiştir).

  45. Elif dedi ki:

    Mahşerde ruhlarımıza Allah’a hesap vermeyecek mi? Ben şuan müslümanım, reenkarnasyon varsa daha önceki hayatımda belki ateisttim. Madem ruhum reenkarne oldu, hesap verirken hangi yaptıklarımdan hesap vericem? İmanlı olarak mı ele alıncam yoksa ateist olarak mı ?Merak ettim doğrusu.

    • bpakman dedi ki:

      Yazılarımı okumamışsınız. Daha önceki hayatınızda ateist idiyseniz onun hesabını o hayatınızı terkettikten sonra vermişsinizdir.

      • pembe dedi ki:

        ee o zaman cehenneme girip girip çıkıyoruz ya da cennete. öyle mi?

      • bpakman dedi ki:

        Ruhun öteki alemde nerede olacağı, nereye ne kadar gireceği, çıkacağı amellerine ve tekamülüne bağlıdır. Onu da sadece Allah bilir.

      • bpakman dedi ki:

        Sorunuzun somut cevabına gelince: sayfalarımda ayrıntılı anlatmıştım özetleyeyim:
        Maddi ömrünü tamamlayıp öteki alemde verdiği hesaba ve tekamül seviyesine göre iyi bir yerde olan daha sonra tekrar dünyaya gelişini tamamlayıp öteki aleme intikal ettikten sonra orada daha öncekinden kötü bir yerde olamaz. Zira tekamülde geriye gidilemez. Cennetten çıkıp cehenneme girilemez. Bu seferki doğumundan önce hangi cennetten gelmişse bu sefer de aynı cennette ya da amellerine göre daha iyi bir cennette olacaktır. Bilindiği gibi İslam inancında cennet 7 – 8 tabakalı olup yüz derecesi vardır.

  46. pembe dedi ki:

    Nedir kanıtlamaya çalıştığınızı ya da bize bunun nasıl bir faydası olacağını anlayamadım.
    Son peygamber Hz. Muhammed, son din İslam, Kur-an’ı Kerim kitabımız. Kitabımızda ne diyosa onu yapmalıyız, ibadetlerini yap kul hakkına girme iyi insan ol, Allah’ın emrettiği şekilde yaşa, gerisi boş. Ne yapacaksın reenkarnasyonu.

    • bpakman dedi ki:

      Kanıtlamaya çalıştığım birşey yok. Hiçbirşeyi kanıtlamak zorunda ve durumunda değilim. Düşüncelerimi, dünyamı açıklıyorum. İnsana neyin ne faydası olacağını anlayabilmesi kendisine bağlı.
      Allah sadece yazdıklarınızı emretmiyor, kitabımızda oku diyor, aklını kullan diyor. Ben de öyle yapıyorum.
      Evrende hiçbirşey boş değildir. Herşeyin sebebi vardır.

    • bpakman dedi ki:

      Ayrıca, 2015’te Nobel Kimya Ödülü’nü alan Prof. Dr. Aziz Sancar’ın “ülke olarak, 500 yıllık Osmanlı ve Türk tarihinde bilime önemli katkılar yapmış değiliz. Peki neden yapmadık?” sorusunun cevabını da “Kitabımızda ne diyosa onu yapmalıyız, ibadetlerini yap kul hakkına girme iyi insan ol, Allah’ın emrettiği şekilde yaşa, gerisi boş” diyerek vermişsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s