12 Ada’da Osmanlı Hakimiyeti

Anadolu’da kurulmakta olan Osmanlı Devleti’nin ilk yıllarında bile adalarla ilgilendiği, bazı tarihçilerce ileri sürülmektedir. Bizans kaynaklarında, daha Osman Gazi devrinde (1310), Osmanlıların Rodos’a asker gönderdiği belirtiliyorsa da, Osmanlı kaynaklarında buna dair bir kayda rastlanmamaktadır.
İstanköy ile doğrudan ilgilenen ilk Osmanlı sultanı I. Bayezıd oldu. Batı Anadolu’da Osmanlı hakimiyetini sağladıktan sonra I.Bayezıd, gözünü Anadolu sahiline yakın Ege adalarına çevirdi. Çünkü Sultan bu adaları Anadolu’nun bir parçası olarak görüyordu. Daha önceki Osmanlı Sultanları Anadolu’daki Türk birliğini sağlamayı ön planda tuttuklarından bu adalarla ilgilenmeye fırsat bulamamışlardı.
I.Bayezıd Aydın, Saruhan, Menteşe beyliklerine son verdiğinde, devletinin sınırlarını Ege adalarına kadar uzatmayı hedeflemişti. Bunun için evvela donanmasını güçlendirmeye çalışmıştı. Çünkü biliyordu ki, 1390 yılındaki İstanbul kuşatmasında donanma çok önemli olmuştu. Bu yüzden de denizcilik faaliyetlerine gereken önemi vermişti.
Bu faaliyetlerin en önemlisi de Gelibolu tersanesinin genişletilmesiydi. Burada inşa edilen gemilerle Sultan, Ege sahillerini korsanlardan veya saldırılardan korumayı düşünmüştü. Çünkü adalılar çok kere Anadolu sahillerine baskınlar yapıyor, yerli ahaliye oldukça zarar veriyorlardı.
1391 yılında Saruca Paşa komutasındaki 60 gemiden oluşan bir filoyu Sultan, adalar üzerine gönderdi[3]. Donanma Eğriboz ve Sakız adasındaki korsanları bertaraf etmeye muvaffak oldu. Daha sonra da Limni, Midilli ve Rodos adalarına yöneldi. Bu deniz seferi sırasında Osmanlı donanması, İstanköy adasını da kuşattı. Bu kuşatma sırasında Narence kalesi kuşatıldı. Bu kale alındı. Daha sonra Andimahia (Rahia) kalesi muhasara edildi. Yirmi iki gün süren muhasaradan sonra Osmanlı askerleri arasında çıkan kanlı basur hastalığından dolayı donanma Midilli’ye geri döndü[4]. Saint Jean Şövalyeleri Osmanlı deniz kuvvetlerini püskürtmeyi başardılar ve daha sonra da kaleyi yeniden inşa ettiler.
Osmanlı Sultanı, donanma ile fethedemediği bu adalar üzerine değişik bir siyaset izlemeye başladı. Bu da adaların iaşesinin kontrol altına alınması idi. Bilindiği gibi ve daha ileride de anlatılacağı gibi bu adalar yiyecek ve içeceklerinin çoğunu Anadolu sahillerinden sağlıyorlardı. I. Bayezıd adalara hububat gönderilmesini yasaklamıştı.
I.Bayezid, 1391 yılındaki bu adalar seferi ile bazı Anadolu kıyılarındaki bu adaları ele geçirememişti. Ancak uyguladığı yeni politikasıyla batı Anadolu kıyılarını emniyet altına almış oluyordu.
Fatih Sultan Mehmed’e kadar Osmanlı sultanları bu adalarla doğrudan ilgilenme fırsatını bulamadılar. Bu dönemde Saint Jean Şövalyeleri Oniki adalar üzerinde hakimiyetlerini sağlamlaştırdılar. Bu arada belirtilmesi gereken en önemli olay, Çelebi Sultan Mehmed’in İzmir civarında şövalyelerce yapılmak istenen bir kuleyi yıktırmasıdır. Sultan sadece şövalyelerin Bodrum’daki kaleyi tahkim etmelerine izin vermişti (1415).
Rodos’un fethi ile ilgili ilk önemli teşebbüs Fatih Sultan Mehmet devrine rastlar. Şövalyelerin Anadolu sahillerinde güçlü üslere sahip olmaları, Anadolu’da siyasi birliği sağlamayı gaye edinmiş olan Fatih Sultan Mehmet’in siyaseti ile bağdaşmamaktadır. Ayrıca St. Jean Şövalyeleri’nin Türkler aleyhine kurulan ittifaklara girmeleri, Haçlı donanmalarının Rodos ve civarındaki adalarda üslenmeleri, şövalyelerin Türk ticaret gemilerine ve Anadolu sahillerine saldıran korsanlara yataklık yapmaları, İstanbul’un fethini takip eden yıllardan itibaren Osmanlı padişahı ile Rodos Şövalyeleri’ni karşı karşıya getirmişti.
1451’te Fatih’in tahta çıkışını tebrik maksadıyla şövalyeler hükümdara elçi göndermişler ve İstanbul’un fethinden sonra hediyeler yollayarak ticaret anlaşması istemişlerdir. Ancak şövalyeler İstanbul’un fethinden sonra Papa III. Calixtus’un teşebbüsü ile Türkler aleyhindeki Hıristiyan ittifakına girmişlerdir.
Bu itibarla Osmanlı Devleti ve Rodos Şövalyeleri arasında, Fatih Sultan Mehmet’in tahta çıkışı dolayısıyla yapılan Aralık 1451 tarihli antlaşmanın sağladığı dostça ilişkiler uzun devam edememiştir. Çünkü, İstanbul’un fethinden sonra ne Fatih Ege’de egemenlik kurmaktan, ne de Şövalyeler meslekleri olan korsanlıktan vazgeçmişlerdir.
Osmanlıların Ege adaları ile ilgilenmeye başladığı sıralarda bütün Ege adaları üç ayrı devletin egemenliği altında bulunuyordu. Çanakkale Boğazı civarında bulunan adalar Cenevizlilerin; Yunanistan’a yakın olan adalar Venediklilerin; Rodos ve Oniki Ada ise diğer birkaç ada ile birlikte Rodos Şövalyelerinin hakimiyeti altındaydı.
Adaların bir kaçı Osmanlıların hakimiyetini tanımışlardı. Sakız ve Midilli adaları Osmanlılara vergi vermeyi kabullenmişlerdi. Sıra Şövalyelerin elinde bulunan Rodos ve Oniki Ada’ya gelmişti. Şövalyeler ise Osmanlı sultanına haraç ödemek istememişlerdi.
Bütün bu sebepler Fatih’in adalar üzerine sefere çıkmasını gerektirmişti. 1455 yılında Aydınlı denizcilerden oluşan Osmanlı donanması, şövalyelerin elinde olan İstanköy (Kos) adasına saldırdı. Adayı alamadılar, ancak ganimetlerle geri döndüler. Bu arada Sultanın emri ile ikiyüze yakın irili ufaklı savaş gemisi ile Kaptan Hamza Bey idaresi altındaki Osmanlı donanması, Gelibolu limanından adalar üzerine hareket etti.
Kritovulos kaptanın Yunus Paşa olduğunu söyler. Diğer bir rivayete göre de kaptan Baltaoğlu Süleyman Bey’dir. Ancak Yunan Kaynakları Hamza Bey de müttefiktirler.
Bu deniz seferinde önce adanın kuzeyinde Narence kalesi kuşatıldı. Bu kale alındı. Daha sonra Andimahia (Rahia) kalesi muhasara edildi. Yirmiiki gün süren muhasaradan sonra Osmanlı askerleri arasında çıkan kanlı basur hastalığından dolayı donanma Midilli’ye geri döndü.
Fatih, Hamza Bey’in bu başarısızlığından sonra, onun yerine Gelibolu muhafızı Yunus Paşa’yı tayin etti.
Yunan kaynakları Hamza Bey idaresi altındaki Osmanlı donanmasının, İstanköy kuşatmasını oldukça abartılı anlatırlar ve muhasara tarihi olarak da 3 Haziran 1457 yılını verirler.
Vasilis Hadjiavasileau, eserinde bu olayı şu şekilde anlatmaktadır:
“Türk donanması Nerancia (Narrontiem) kalesine saldırdı. Vurdu ve yaktı. Fakat kale içinde hiç kimseyi bulamadı. Ahali daha emniyetli yerlere gitmişti. Kalenin sağlam oluşu ve açık yerde bulunuşu Türkler arasında hayret uyandırmıştır. Türkler ayrıca şövalyelerin terk ettiği Peripato’da bulunan bir kaleyi yaktılar. Türk donanması, kuzey-güney ve doğu-batı sahillerini kuşattılar ve aynı anda Pilios (Pyli) ve Kefalos (Kephalos) kalelerine saldırdılar. Kalelerin sağlam ve bulundukları yerlerin zor geçitli olması, Türkleri çok çabuk geri çekilmeye mecbur etmiştir. Böylece Türkler bütün kuvvetlerini Antimahia (Lendemachi) kalesine saldırmak için topladılar. Kuşatma yirmiüç gün sürdü ve her türlü savaş aleti kullanıldı. Taş atan büyük kuleler (omnius tormentis), kuşatma makineleri (machinis) ve diğer silahlar. En önemli saldırılar 23-25 Haziran arasında olmuştur. Türkler büyük bir kuvvetle kale surlarına saldırıp delik açmaya ve merdivenle surlara tırmanmaya çalışıyorlardı. Kaledekiler bunlara karşılık olarak merdivenleri ters çevirdiler ve Türklerine üzerine erimiş kurşun ve kızgın yağ döktüler. Türkler üç tane yeraltı tüneli (minos mirabiles) açtılar, fakat kaledekiler bu tünelden gelenleri püskürttüler. Bu püskürtme kaleden de bir yeraltı tüneli (anteminus) açarak yapıldı. Bu olayda pek çok Türk havasız kalarak ölmüştür.”
Osmanlı donanmasının, İstanköy adasına yaptığı bu seferden tarihçi Bosio da şöyle bahseder;
“1457 yılında II. Mehmed’in emri ile kuvvetli bir donanma İstanköy’e geldi Komutan 18 000 asker indirdi ve 20 gün boyunca Antimahia kalesini kuşattılar. Diğer kaleler savunmasız olduğu halde onlara teslim olmadı. Kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı. Askerler İstanbul’a elleri boş döndüler, fakat her yeri yakıp yıktılar.”
Haziran 1457 kuşatmasının, İstanköy’ün bir ada olarak çölleşmesine neden olduğunu yazan Bosio’ya göre, “Savaştan geri kalan açlık ve hastalıktır. Bu salgın hastalıklar da 1 556 kişinin ölümüne sebep olmuştur.”
Yunan kaynaklarında, 1457 seferinden sonra 1460, 1464, 1477 yıllarında ada üzerine yeni seferlerin düzenlediğinden bahsedilir. Anlaşıldığı kadarıyla bu muhasaralar pek başarılı olmamıştır.
Bütün bu saldırılardan sonra İstanköy kaleleri, Rodos şövalyeleri başkanları tarafından yeniden inşa edilmiştir.
Fatih Sultan Mehmet, İtalya’yı fethetmek niyetinde olduğundan, denizde de kuvvetli bir donanma yaparak Gedik Ahmet Paşa komutasında 1479 yılında Ege denizi adalarından Kafelonya, Zanta, Ayamavra adalarını fethetmiş ve 1480 yılından da Mesih Paşa komutasında Rodos seferine çıkmıştır.
Rodos’ta o tarihte Şövalyelerin büyük reisi Fransız Pierre d’Aubusson’dur. Mesih Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri üç ay süren kuşatma (23 Mayıs-19 Ağustos 1480) sırasında bir ara surları aşıp Rodos kalesine girmelerine rağmen, başarı sağlanamamıştır.
Kuşatma sırasında, arasında Fatih Sultan Mehmet’in damadının da bulunduğu onbin Türk askeri şehit olmuştur. İki Napoli gemisi, Şövalyelerin yardımına gelerek büyük vezirin gemilerini batırmış, bu Osmanlılar için öldürücü bir darbe olmuştur. 27 Temmuz 1480 günü Türkler geri çekilmek zorunda kalmıştır. Böylece Rodos kurtulmuştur; aslında Pierre d’Aubusson Avrupa’yı kurtarmıştır. Minnet hisleri duyan Papa ona kardinal rütbesini vermiştir.
Rodos kuşatması, İslam Ansiklopedisi’nde şöyle anlatılmaktadır:
“16 yıl süren Osmanlı-Venedik savaşında Şövalyelerin Venediklileri desteklemeleri ve senelik vergilerini ödememeleri, 1480 ilkbaharında Vezir Mesih Paşa kumandasında kuvvetli toplarla teçhiz edilmiş bir donanmanın Gelibolu’dan Rodos’a hareket etmesine sebep oldu.
23 Mayıs’ta Rodos’a varan Osmanlı kuvvetleri, kaleyi denizden ve karadan kuşatmış, iki aydan fazla süren kuşatmadan sonra 28 Temmuz’da genel taarruza geçmiştir. Topların açmış olduğu deliklerden surlara girilmişse de Mesih Paşa’nın yağmayı yasaklaması üzerine askerin şevki kırılmış, dışarıdakiler içeri girmek istememiş, içerdekiler de yalnız kaldıkları için imha edilmişlerdir. Bunun üzerine donanma geri dönmüştür.”
Katip Çelebi’nin dediği gibi, “Mesih Paşa’nın hasisliği ve askerin aç gözlülüğü, sonu görünen bir teşebbüsün boşa çıkmasına ve Rodos’un daha 42 sene şövalyeler elinde kalmasına ve bu arada geçen yıllar içinde çok kan dökülmesine” sebep olmuştur.
1482 yılında Fatih Sultan Mehmet’in oğlu II. Beyazıd’ın kardeşi Cem Sultan’ın Rodos Şövalyelerine sığınması ile Rodos adası Türkler açısından yeni bir önem kazanmıştır. Cem Sultan’ın adada oluşu Osmanlı Devleti’nin elini kolun bağladığı için, Ege adaları, Rodos ve Oniki Ada’ya karşı istenilen harekat bir türlü yapılamamıştır. Kemal Reis’in Rodos kuşatması da bir sonuç vermemiştir.
II. Beyazıd devrinde, 1498 ve 1500 yıllarında adalar üzerinde yapılan iki deniz seferinde Osmanlı donanmasının İstanköy adasına uğrayıp uğramadığı hakkında bilgimiz yoktur.
1517’de Mısır’ın fethinden sonra Rodos ve çevresindeki adaların Osmanlı hakimiyetine alınması düşünüldü. Çünkü Rodos şövalyeleri Mısır ve İstanbul arasındaki deniz ticaretini engellemeye devam etmekteydiler. Ayrıca Venedik, Ceneviz ve Papalık donanmaları bu adalarda üslenip Anadolu sahillerine taarruz etmekten geri kalmıyorlardı.
Yavuz Sultan Selim, Rodos ve ona bağlı adaların fethedilmesini sultanlığının son yıllarında düşünmüştü. Ancak güçlü bir donanmanın ve erzakın olmamasından dolayı bu düşüncesini gerçekleştiremedi. Nitekim Katip Çelebi’nin “Tuhfetül’l-kibar fi esfarü’l-bihar” adlı eserinde bu teşebbüs ayrıntılı olarak anlatılmaktadır.
II.Mehmed ve I.Selim tarafından fethedilemeyen Rodos ve ona bağlı adaları, I. Süleyman fethetmeye azmetti. Bunun için pek çok sebebi vardı. Bunlardan en önemlisi, Rodos’ta üslenmiş olan şövalyelerin, 1520’de Suriye’de isyan eden Canberdi Gezali’ye yardım etmeleri idi. Şövalyeler, her fırsatta Osmanlı sultanlarının aleyhine çalışıyorlardı. Diğer bir sebep de, şövalyelerin Cem sultanın oğlu şehzade Murad’ı Osmanlı tahtının varisi olarak ortaya çıkarmalarıydı. 1496 yılında Cem sultanın Kahire’de ölümü üzerine oğlu şehzade Murat, Rodos’a getirilmiş ve şövalyelerce Osmanlı sultanına karşı bir koz olarak kullanılmaya çalışılmıştı. Bunun yanında, Rodos şövalyelerinin Safevi devletinin kurucusu Şah İsmail ile de münasebetleri olmuştu.
Bu sebeplerin yanında Rodos, İstanköy ve Bodrum başta olmak üzere diğer adalar, şövalyelerin üssü durumundaydı. Dolayısıyla Avrupa devletlerinin donanmaları, bu adalarda zaman zaman üsleniyorlardı. Bu durum da Anadolu sahillerinin korunmasını mecburi kılıyordu.
Bütün bu sebepler Kanuni Sultan Süleyman’ı, Rodos üzerine bir sefer düzenlemeye itti. Kaynaklarda Rodos seferi için hazırlanan donanmanın sayısı hakkında farklı bilgiler vardır. Yunan kaynakları ile Türk kaynakları birbirini tutmamaktadır. Yunan kaynaklarında gemi ve asker sayısı oldukça abartılıdır.
Kanuni, Belgrad zaferinden döndükten sonra Rodos’un fethini görüşmek üzere divanı toplamış ve burada adanın özellikleri, taşıdığı önem ayrıntılı olarak görüşülmüştür. Üyelerden çoğunluğu adanın fethinin zor olacağını belirtmişlerse de, Sadrazam Piri Mehmet Paşa ve Kudoğlu Muslihittin Reis, seferin yapılmasında ısrar etmişlerdir. Padişah da onlarla aynı düşüncedeydi.
Şövalyeler büyük reisliğine yeni seçilen Philippe Villiers de L’isle-Adam’a seferden önce bir mektup gönderen Kanuni, şöyle demiştir:
“Uzun zaman ve saadetle sürdüreceğini ümit ettiğim büyük görevinden dolayı memnuniyetimi ifade ederim. Doğruluk ve şeref yönünden Rodos’ta senden önce hüküm sürmüş olanlardan üstün olmanı dilerim. Dedelerimin Rodos’u zapt etmekten vazgeçtikleri gibi ben de seninle dostluk ve iyi komşuluk bağlarını kuvvetlendirmek istiyorum. Sevin dostum, bana olan sevginle benim başarı ve zaferlerimden memnun ol. Zira, geçen yaz bütün sancaklar açılmış Tuna’yı geçerken Macar Kralı ile savaşa hazırlanıyordum. Ondan krallığının en güçlü beldesini kuvvet zoruyla aldım. Sonra, bir fatihe yakışır şekilde, seni selamladığım imparatorluğun başşehri Konstantinpol’e çekildim.”
L’isle-Adam, beklendiği açıkça anlaşılan tebrikleri göndermez, Kanuni Sultan Süleyman’a kısaca dostluğunu belirtmekle yetinir. Bu küstahça davranışa karşı Kanuni, Şövalyelere savaş açar.
Rodos seferine hazırlanan Türk kuvveti hakkında tam bir fikir birliği yoktur. Batı kaynakları “24 Temmuz 1522’de Türk sahilleri açıklarında görülen sultanın donanması 400 parça idi ve 200 000 kişi taşıyordu” demektedir.
Türk kaynaklarında zikredilen rakamlar daha büyüktür. Batı kaynaklarında Türk donanmasının 250-300 gemiden oluştuğu kaydedildiği halde, yerli tarihçilerin bu sayıyı 300’den başlayarak 700’e kadar çıkardıkları görülmektedir.
Oniki Ada eski Maarif Müdürü Ziver Bey, “Rodos Tarihi” adlı eserinde, “Donanma-ı Hümayun’a 500 kadırga, 50 mavna, 500 piştarda, 100 adet gullete ilave alınıp, bunlar için Anadolu’dan 40’000 kürekçi, 25’000 azap askeri celb buyuruldu. Frenk tarihçileri donanmanın adedini 700 parça, 60’000 azap, 14’000 yeniçeri askeri olarak yazarlar. Tevarih’i Osmaniye’ye göre askeri miktarı 100’000 ve donanma da 3’000’ü harp ve 400’ü nakliye olmak üzere 700 parça gemiden ibaret idi.” demektedir.
Başkomutan İkinci Vezir Çoban Mustafa Paşa komutasında İstanbul’dan hareket eden donanmaya Gelibolu’da Kaptan Palak Mustafa Paşa idaresinde bazı gemiler de katılmıştır. Bütün bunlarla birlikte savaş gemisi adedini 400 olarak kabul etmek yerinde olacaktır. Taşıt gemileri bu rakamın dışındadır. Ayrıca, Rodos Savaşı sırasında (19 Ağustos 1522’de) 24 Mısır gemisi Osmanlı donanmasına katılmıştır.
Rodos seferine 150-200 bin kadar kuvvet katılmış; Osmanlı donanması, 20 günde İstanbul’dan Rodos’a gelmiştir. İstanbul’daki kuvvetler de 18 Haziran 1522’de Üsküdar’dan harekete geçmişler ve Rodos’un hemen yanı başında bulunan ve birleşme noktası olarak seçilen Harki adası açıklarına gelmişlerdir. Bu adacık batıdan gelecek yardımcı kuvvetler için çok uygun bir gözetleme, ihbar ve üs notası durumundaydı. Dolayısıyla önce oranın ele geçirilmesi gerekiyordu.
Rodos’u ele geçirmek için Çoban Mustafa Paşa’yı 400’ü savaş gemisi olmak üzere toplam 700 gemiyle Rodos’a gönderen Kanuni’nin kendisi de karadan kapıkulu ocaklarıyla hareket etti ve Marmaris’ten gemilerle adaya geçti. Kuşatma 29 Temmuz 1521’de başladı.
Rodos civarında bulunan ve stratejik açıdan önem taşıyan Harki ve İncirli adaları Rodos kuşatmasının ilk aylarında ele geçirildi. Rodos Şövalyelerinin de güçlü bir donanması vardı. Ancak Osmanlı donanmasının üstünlüğü karşısında denizde savaşmaya cesaret edemediler. Türk donanması Kumburnu’nun arkasına demirledi. Ertesi gün de hemen Rodos şehri sarıldı. Osmanların güçlü topları vardı. Ama buna rağmen, kuşatma 7 aya yakın sürdü. Zira Osmanlıların sayı üstünlüğüne karşın, Rodos şehrinin de iç içe üç beldeden oluşan, iyi korunan dayanıklı kaleleri vardı.
Şövalyeler aylar boyunca Türk saldırılarına karşı koymalarına rağmen, daha fazlada dayanamayacaklarını anladılar. Adada uzun ve kanlı çarpışmalar oldu. Türkler yaptıkları taarruzlarda toplam olarak 50 bin civarında şehit verdiler.
Sonunda Rodos adası 21 Aralık 1522’de Osmanlılara teslim edildi. Rodos Şövalyeleri serbest bırakıldı. Şövalyeler önce Kıbrıs’a, sonra da Malta adasına geçtiler. Rodos Şövalyelerinin Oniki Ada’da süren 213 yıllık hakimiyetleri son buldu. Artık adalarda Türk hakimiyeti başlamıştı.
3 Kasım 1522’de İlike kalesi alındı. 6 Eylül 1522 yılında İncirli adası fethedildi. Bu kalelerin fethedildiğini duyan Tahtalı kalesi idarecileri, kalelerinin anahtarını sultana teslim ettiler ve haraç ödemeyi kabul ettiler.
Rodos adasının fethinden sonra Kanuni’nin İstanbul’a dönmek üzere Marmaris’e geri döndüğü 5 Ocak 1523’te, İstanköy adası ile birlikte Bodrum ve Tahta Kulu Kaleleri de Türklere itaat ettiklerini bildirdiler.
Rodos’ta 22 Aralık 1522’de şövalyelerle yapılan anlaşma gereğince; şövalyelere bağlı ada ve kaleler sultana teslim edildi. Topkapı Sarayı Arşivi’nde muhafaza edilen Ahmed Paşa’nın Arızasına göre, yapılan ahidname gereğince İstanköy ve Bodrum kalesi ve Bodrum kalesi zimmileri Osmanlı askerlerine istiman (aman dileme) gösterdiler. Kalelerin anahtarlarını teslim ettiler. Dizdar ve hisar erleri kalelere konuldu. Kalede mevcut harp malzemeleri bir deftere kaydedildi ve kalenin dizdarına teslim edildi. Diğer irili ufaklı kalelerin zımmi beyleri kalelerin anahtarlarını getirdiler. İstanköy ve Bodrum’da tutsak bulunan müslümanlar salıverildi. İstanköy kalesine topçular, tüfekçiler, zemberekçiler yerleştirildi. İstanköy’e hemen bir kadı tayin edildi. İstanköy adasının baş kalesi olan Narince kalesini korumak için hisar erlerinin (kale muhafızları) tedarikine girişildi. Bu işle Piri Paşa görevlendirildi. Altmış hisar eri ve kuloğlanı Narince kalesine konuldu. Daha sonra bir miktar da azep yerleştirildi. Bir at gemisi ile üç aded de kayık konuldu. Zımmilerin bir kısmı kalenin dışarısına çıkarıldı. İşe yarar güvenilir şehirlilerin kalede oturmalarına müsaade edildi. Beş sene müddetle ada halkı vergiden muaf tutuldu. İsteyenler üç sene içinde adayı terk edebilecekleri ve çocuklarının devşirilmeyeceği kendilerine bildirildi. Dini serbestlik tanındı.
Görüldüğü kadarıyla, İstanköy adası aman usulü ile fethedildi. Bunun için de ada yağmalanmadı. Gayri müslimlerin can ve mallarına dokunulmadı.
Burada dikkat çeken husus şudur: Osmanlı Devleti bu adaların büyük bir kısmını Cenevizliler ve Venediklilerden, birkaç büyük ada ise, Bizanslılardan, Rodos adası ise Saint Jean Şövalyelerinden alınmıştır.

Alıntı: İstanköy ve 12 Adanın Osmanlı Hakimiyetine geçişi  http://www.istankoy.org/documents/about.html

Bülent Pakman. Temmuz 2015.

Twitter Widgets

Bakü Ofis 2011Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s