BOP sürecinde Türkiye-Amerika ilişkileri

“Başından günümüze Amerika – Türkiye arasındaki ilişkiler” başlıklı yazı dizimizin önceki bölümleri:

ABD – Osmanlı Devleti ilişkileri  OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN,

Kurtuluş savaşı sırasında ve Lozan’da ABD’nin tutumu  OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

Lozan’dan sonra Atatürk döneminde Türkiye-ABD İlişkileri OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

Atatürk’ten sonra Soğuk Savaşa kadar Amerika ile ilişkiler OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

Soğuk Savaş süresince Türkiye – Amerika ilişkileri  OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

BOP- Büyük Orta Doğu Projesi OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN

———————————

Kosova askeri müdahalesi

1991 yılının Haziran ayının sonlarında Yugoslavya’da dağılma süreci başlamıştır. 25
Haziran’da Hırvatistan, Slovenya, Yugoslavya’dan bağımsızlıklarını ilan etmiştir. Aynı yıl Kosova’da yaklaşık %99 gibi bir oranla bağımsızlık kararı çıkmıştır.  Kosova’nın
bağımsızlık deklarasyonu, Arnavutluk dışında hiçbir devlet tarafından kabul görmemiştir. Kosova’nın bağımsızlığının sağlanacağı umudunu yitiren Arnavutlar, 1996 yılında Sırp güvenlik güçlerine karşı saldırılara başlamıştır.  Miloseviç liderliğindeki Sırplar saldırılara sert bir şekilde karşılık vermiştir. Miloseviç, sivil-milis ayrımı yapmadan tüm Arnavut ulusuna karşı baskı ve şiddet uygulamalarına girişmiştir.

Sırpların, Kosova’daki Arnavutlara karşı saldırıları 1999 yılının başlarında artmıştır. Miloseviç’in katı tutumu, NATO’nun müdahalesini kaçınılmaz kılmıştır. 24 Mart 1999 yılında 13 NATO üyesi ülke, BM’nin onayını almaksızın, Yugoslavya’yı bombalamaya başlamıştır. Operasyona en büyük askeri katılım ABD’den olmak üzere İngiltere, Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, Almanya, İtalya, Hollanda, Norveç, Portekiz, İspanya ve Türkiye harekâta katılan diğer ülkeler olmuştur. Türkiye, 21 adet F-16 ile katılmıştır. Türk uçakları, 2000 saatin üzerinde uçuş yapmıştır. Operasyon boyunca, 38 004 sorti uçuş gerçekleştirilmiş, bunun 10 484’ünde saldırı yapılmıştır. Bu uçuşun %65’i ABD uçakları tarafından gerçekleştirilmiştir. ABD, operasyonda, B-52 ve B-1B bombardıman uçaklarını; E-8 JSTAR, U-2, E-3 AWACS, KC-135R keşif ve komuta-kontrol uçaklarını; EA-6B Prowler ve AV-8B Prowler elektronik harp uçaklarını ve F-15, F-16, F-18, F-117 savaş uçaklarını kullanmıştır. Çeşitli tiplerde 28 236 adet hava yer mühimmatı kullanılmış ve İngiliz ve ABD gemilerinden 218 adet Tomahawk seyir füzeleri atılmıştır.

NATO saldırılarına direnemeyeceğini anlayan Sırbistan Lideri Miloseviç, 10 Haziran 1999 tarihinde, NATO barış şartlarını içeren taslağı kabul edeceğini açıklamıştır. Ardından Kosova’da güvenliğin sağlanması amacıyla BM çatısı altında “Kosova Barış Gücü” (KFOR) kurulmuştur. Türk ordusu KFOR bünyesinde 20 yıldır görev yapmaktadır. Türkiye KFOR’a parasal yardım da yapmıştır. Kosova, 2008’de bağımsızlığını ilan etmiştir. Kosovayı tanıyan ülkeler arasında A.B.D. ile Türkiye’de bulunmaktadır.

Bu Kore Savaşından sonra Türkiye’nin Amerika ile birlikte katıldığı ikinci askeri harekat olmuştur.

Kuzey Irak’ta Kürt devleti

ABD 17 Ocak 1991’de Irak’a saldırdı. 1. Körfez Savaşı olarak isimlendirilen bu saldırı, 3 Mart 1991 günü imzalanan ateşkes anlaşması ile “fiilen” sona erdi.

ABD imzaladığı ateşkesten 1,5 ay sonra, 17 Nisan 1991’de, bu kez “Kürtlerin yerleşim bölgelerine güvenli bir şekilde dönmesini sağlamak” bahanesiyle “huzur operasyonu” başlattı. Operasyon, ABD’nin Saddam’ın Bağdat yönetimine yasakladığı 36. paralelin kuzeyini kapsıyordu. Bu paralel, aynı zamanda ABD’nin kurmayı planladığı kukla Kürt Devlet’in de doğal sınırıydı. “Huzur Operasyonu”nu yıllarca yürütecek Çekiç Güç’ün Türkiye’ye yerleştirilmesine, 12 Temmuz 1991 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla izin verildi. Çekiç Güç, 77 uçak ve helikopter ile 1862 personelden oluşuyor ve İncirlik ile Pirinçlik üslerine yerleştiriliyordu. Aynı zamanda Irak’ın kuzeyindeki Zaho’da da ABD askeri karargâhı oluşturuldu.

6 Ekim 1992’de ABD’nin güvence ve gözetimi altında başkenti Erbil olmak üzere Kuzey Irak’ta bir Kürt Federe Devleti kuruldu. Kürt Devletini kuran ABD, imkan veren de Türkiye olmuştu.  Yıllar içinde Çekiç Güç, sadece Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti oluşturmakla kalmadı, aynı zamanda PKK’yı da büyüttü. Çekiç Güç’ün Bisi yaylasına havadan PKK’ya yardım malzemeleri indirdiği ortaya çıktı. Dahası, içinde Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis ile dönemin Jandarma Asayiş Bölge Komutanı Korg. Necati Özgen’in de olduğu helikopteri düşürmeye çalıştığı iddia edildi.

Muavenet olayı

Bu arada planlı bir NATO tatbikatında, 1974 Kıbrıs Harekâtı’na da katılmış olan TCG Muavenet muhribine 2 Ekim 1992 gecesi ABD’ye ait USS Saratoga uçak gemisi tarafından akıl almaz bir şekilde, asıl görevi uçak veya füze/güdümlü mermi düşürmek olan 2 adet Sea Sparrow füzeleri atıldı. Füzeler geminin köprü üstü, savaş harekât merkezi ve telsiz kamerasına isabet etti. Gemi komutanı, uçaksavar yardımcı subayı, telsiz astsubayı, ikmal çavuşu ve bir er hayatını kaybetti, 22 personel yaralandı. Saldırıdan sorumlu yedi Amerikan subayı mahkemeye sevk edilmeyerek sadece ‘disiplin cezası’ aldılar. Olayın arkasında ABD’nin bilinçli olarak bölgedeki çıkarlarını ve planlarını yürürlüğe koymak adına verdiği bir uyarı mesajı”olduğu öne sürüldü.

Afganistan’da ABD ve Türk ordusu

Amerika, ülkesine yapılan 11 Eylül 2001 saldırılarından Usame bin Ladin’in lideri olduğu El Kaide’yi sorumlu tutarak 7 Ekim 2001’de radikal İslamcı Taliban’ın yönetimde olduğu Afganistan harekatına başladı. Aralarında Tacik, Özbek ve Türkmen asıllı Afganların da olduğu Kuzey İttifakı güçleri Amerikalı, İngiliz ve Kanadalı askerlerle birlikte harekata katıldılar.

Türkiye, Afganistan harekatı sonrasında, NATO önderliğinde Afganistan’da kurulmuş; amacı güvenliği sağlamak ve insani yardımlarda bulunmak olan ISAF’ta (International Security Assistance Force) başlangıcından itibaren (2002) 1300 civarında askerden oluşan birlik bulundurmaktadır. Türk birliği bir ara ISAF komutanlığını da üstlenmiştir. BAKINIZ FOTOĞRAFLAR

ABD’nin Irak’ı işgali

2001 yılında, ABD Irak’a ikinci kez saldırmaya karar verdi. Çünkü Washington, Çekiç Güç gibi sınırlı yapılarla, BOP’u gerçekleştiremezdi. İlk taslağı 2001 yılının sonunda hazırlanan “OPLAN-1003-98” kod adlı Pentagon’un askeri harekât planında, “ABD’nin Türkiye üzerinden bir kuzey cephesi açması” konusu da yer almıştı.

Kuzey Cephesi’yle ilgili ilk resmi temas, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in 19 Mart 2002 tarihli Ankara ziyareti sırasında oldu. Hem Başbakan Ecevit’le hem de Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu ile görüşen Cheney istediği desteği alamadı. ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ve daha önce Ankara Büyükelçisi olan Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman’ın 17 Temmuz 2002 ‘de Ankara ziyaretinde, Washington’un isteği daha da somut olarak dile getirildi. Talebe direnen Ecevit-Kıvrıkoğlu ikilisi, Türkiye ile ABD arasında “siyasi-askeri danışma kanalı” açılmasını kabul ederek, zaman kazanmaya çalıştılar. Ancak ABD’nin zamanı yoktu. Hemen ardından 31 Temmuz 2002’de Türkiye’de erken seçim kararı alındı.

3 Kasım 2002’deki seçimler, Türkiye’nin ABD direncini kıracak bir AKP siyasi yapılanmasıyla sonuçlandı. ABD, “kuzey cephesi” talebini resmi olarak 19 Kasım 2002’de AKP Hükümetine yaptı. Taleplerin somutlanmış son hali de, 21 Aralık 2002 günü ABD Büyükelçisi tarafından Başbakan Abdullah Gül’e bizzat elden verildi.

Plana göre Amerikan ordusu İskenderun’a çıkacak, Türkiye topraklarından geçerek Irak’a kuzeyden Kürt bölgesinden rahatça girecekti. Bunun için İskenderun limanının genişletilmesi gerekiyordu.  2003 Şubat başında Bayram günü bu işi iyi yapar diye bazı Türk müteahhit patronları apar topar tatilden çağrıldılar, yapacakları anlatıldı, makine ve işgüçlerini İskenderun’a göndermeleri istendi. Masrafları Amerika’dan alınacaktı. Müteahhitler mobilizasyona başladılar.

Amerikan ordusunun Türkiye’ye girmesine izin verecek tezkere Türkiye Büyük Millet Meclisinde 1 Mart 2003’de oylandı. 264 kabul, 250 ret oyu çıktı. Bu sonuca bakılarak tezkerenin kabul edildiği açıklandı. Ancak tezkerenin onaylanması için 268 salt çoğunluk oyunun gerekliliği anlaşılınca iktidardaki Adalet Kalkınma Partisi mensupları şaşkınlık geçirdiler. Aynı şekilde haberi alınca şok olan ABD’ye “merak etmeyin Meclise yeni tezkere sevkederiz” dendi ama parti içi muhalefetten korkulup vazgeçildi. Asker dolu ABD savaş gemileri böylece İskenderun’dan geri döndüler. AKP’nin acemiliği yüzünden tezkerede Türk Ordusunun Irak’a girmesi izni de vardı. Bu yüzden Türk ordusunun durup dururken eli kolu bağlandı. Halbuki ABD ve Türk ordusu için iki ayrı tezkere olmalıydı. Türk ordusu, Kuzey Irak’a yerleşme fırsatını böylece kaçırdı.

Dönemin ABD Başkanı George W. Bush o günleri anlatıyor: “Türklere, topraklarını kullanmamıza izin vermesi için aylardır baskı yapıyorduk, böylece 4’üncü Piyade Tümeni’nden 15 bin askeri kuzeyden Irak’a sokabilecektik. Ekonomik ve askeri yardımda bulunma, Türkiye’ye Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kilit programlarına erişim sağlaması için yardım etme ve Türkiye’nin AB’ye katılımına güçlü desteğimizi sürdürme sözü vermiştik. Bir noktada, izni alacağız gibi görünüyordu. Abdullah Gül’ün kabinesi, talebimizi onaylamıştı. Ancak tezkere az farkla kabul edilmedi. Hayal kırıklığına ve hüsrana uğramıştım. Şimdiye kadar yaptığımız en önemli taleplerimizden birinde, NATO müttefikimiz Türkiye, Amerika’yı yarı yolda bırakmıştı.”

Dönemin ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld anlatıyor: “Amerikan yönetimi emindi. Ancak TBMM,  jilet farkıyla ABD’nin geçiş talebini onaylamamıştı. Bölgedeki kilit bir NATO müttefikinden destek alınamaması, operasyonel açıdan ciddi terslik olmasının yanında, siyasi bir utançtı

Çuval olayı

Amerika, Türkiye’ye artık başka gözle bakıyordu. 22 Nisan 2003 günü, Kürt Bölgesinde bulunan Erbil’deki Özel Kuvvetler Komutanlığı Karargahı’nda görev yapan Türk askerleri, “Türkiye’den gelen bir insani yardım konvoyuna eskortluk etmek üzere” gittikleri Kerkük’te gözaltına alınmış, ertesi gün de Amerikan askeri personeli eşliğinde Türkiye’ye gönderilerek, Irak’tan sınırdışı edilmişlerdi.

Amerikan askerleri 4 Temmuz 2003’de Kuzey Irak Süleymaniye’ de Türk Özel Kuvvetleri tim mensubu 3 subay ve 8 astsubayı, karargahlarını basarak göz altına almışlar, başlarına çuval geçirerek alıp götürmüşler ve tutuklamışlardı. Tamamen Türk Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı olan Türk Özel Kuvvetlerine Amerikalı askerlere direnmeme emri verilmişti.

Dönemin Özel Kuvvetler Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Abdullah Kılıçarslan anlatıyor: “2002 Aralık ayında olası bir Irak harekatı öncesinde tedbir olarak hazırlanan PKK düşman, KYB-KDP ve Koalisyon Güçleri dostane tutum sergilemedikleri sürece silahla karşılık verilecektir” emrini Kuzey Irak’ta görevli askeri personele ilettik. Kerkük’teki malum hadise yaşanınca biz yeniden Ankara’ya yazı yazdık ve bundan sonra bu tür bir olay olursa nasıl davranmamız gerektiği konusunda angajman kuralını bizlere bildirmelerini istedik. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, 2003 yılı Mayıs ayının ortasında ‘ABD ve koalisyon unsurları ile çatışma ortamı yaratılmayacak, dostane işbirliği içerisinde çalışılacaktır’ emrini bize iletti. Bu emir her ne şart olursa olsun, Türk askerinin silah kullanmasının önüne geçen emirdi. Eğer düşman unsurlara silahla karşılık verme hakkımız olsaydı, özel kuvvetler personeli olan Mehmetçiklerimiz ABD’lilerin hepsini orada öldürürdü. Silah kullanma hakkımız olsa ABD’li askerlere o çuvalları yedirirdik. Belki bizim askerlerimizin de hepsi şehit düşerdi ama bu olay kesinlikle yaşanmazdı.”

O sırada Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı olan İlker Başbuğ anlatıyor: “Sonradan öğrendim ki, O gün Genelkurmay’dan aradıklarında kimseyi bulamadılar. Bu TSK ve Pentagon arasında bayağı bir uçurum, boşluk yarattı. Soğuk bir hava. Eylül ayı başında Genelkurmay 2. Başkanlığı’na tayin oldum. Geldiğimde Türk-Amerikan ilişkileri oldukça gergin ve soğuk safhadaydı.

İlk yapacağımız iş buna benzer bir olayı yaşamamız lazımdı. Hemen bu olayı düşündük, ne yapabiliriz diye. Sayın Genelkurmay Başkanı’na arz ettim. Özel Kuvvetler Komutanı’nı Irak’ın kuzeyine yollayalım. Bütün timlerinizi dolaşsın, sizin yazılı emrinizi bütün tim komutanlarına tebliğ etsin ve timlerin gücüne baksın, komutan da ‘uygun’ dedi. Tim komutanlarına verdiğimiz emir şu: Size herhangi bir şekilde kimden gelirse gelsin, bir saldırı olursa hiç kimseye, yok Ankara’ya, Özel Kuvvetler Komutanı’na sorayım demeden misliyle mukabele edeceksiniz. İmzayı da attık. Herhangi bir saldırı olursa tim komutanı hiçbir yere sormadan silahla mukabele edecek. Belki de şehit olacak hepsi. Bu emri Amerikan Büyükelçiliği’ne yolladık. 1 saat sonra bir telefon ‘Efendim Amerika Büyükelçisi sizinle görüşmek istiyor’, ‘Tamam gelsin’ dedik. Bizim timimizin birisi burnunu kanatırsa, saldırı olursa kimden gelirse gelsin, 16 kişi orada şehit olur, ama sizden de öldürebildiğimiz kadar öldürürüz, başka çaremiz yok. Türk-Amerikan ilişkilerinde ikinci bir travma yaşatmak istemiyorsanız, yetkili de sizsiniz, sorumlu da sizsiniz, gereken tedbirleri alın, ikinci Süleymaniye olayına neden olmayın, kim olursa karşılığını alır. ‘Haklısınız’ dedi.”

Amerika’nın, Türkiye – Azerbaycan dostluğunu bozma girişimi

Sovyetler yıkıldıktan sonra Soros destekli Turuncu Devrim ile ABD güdümündeki ülkeler işaretlenmiş, Türkiye güneyden ve kuzeyden bir yanda Ukrayna’dan Yunanistan’a uzanan bir hat diğer taraftan İsrail’den Gürcistan’a çizilen diğer hatla kuşatılmıştı. Harita bu şekilde çizilip merkeze Türkiye Cumhuriyeti konulduğunda bu kuşatmanın yıkılacağı hat da ortaya çıkıyordu. Kıbrıs-Türkiye-Azerbaycan hattı.

Türkiye, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgali üzerine Azerbaycan ile dayanışma gereği Ermenistan ile diplomatik ilişki kurmamış, 1993’de sınır kapısını kapatmıştı.

ABD, 2008 Ağustos’unda Rusya-Gürcistan Savaşı sonrasında Kafkaslarda çok önemli bir prestij kaybına uğramıştı. ABD bu kaybını Ermenistan’ı yanına çekerek kapatmak ve kolu kanadı kırık Gürcistan’ın Rusya tarafından tanınan Abhazya ve Güney Osetya toprak eksilmelerini telafi etmek için Doğu Karadeniz’de yeni bir müttefik ve konum kazanmak istemişti. Ermenistan’ın bunun karşılığında ABD’den isteği Türkiye sınırının açması ve diplomatik ilişki kurması için Türkiye’ye baskı yapması olmuştu.

Zamanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül harekete geçirildi. 6 Eylül 2008 de Ermenistan-Türkiye futbol milli maçını seyretmek üzere Erivan’a giderek Ermenistan açılımına tek yanlı olarak start verdi. Zamanın Başbakanı Erdoğan ile Genel Kurmay Başkanı Özkök bu gidişe rıza vermemişlerdi.

Ardından ABD Başkanı Barack Obama, Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton’u alıp Türkiye’ye geldiler. Obama, 6 Nisan 2009 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşarak Ermenistan sınırının açılmasını ve iki ülke ilişkilerinin normalleştirilmesini istedi. Devamında Hillary Clinton’un girişimi ve yönetiminde Türkiye ve Ermenistan arasında diplomatik ilişkilerin kurulması ve sınırların açılmasını öngören protokollar Ekim 2009 da İsviçre’nin Zürih kentinde imzalandı. Türkiye adına imzayı zamanın Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu atmıştı. Hemen ardından, Abdullah Gül’ün daveti üzerine, Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan futbol milli maçının rövanşını seyretmek üzere Bursa’ya geldi. Sarkisyan gelmek için provokatif bir şart öne sürdü; Stadyum içinde ve dışında Azerbaycan bayrağının açılmayacaktı. Bu yüzden Abdullah Gül’ün talimatıyla Bursa’da polis terör estirdi. Polisler gördükleri bütün Azerbaycan bayraklarını topladılar, yerdeki koli kutularına konanlar da oldu. Türkiye’ye nota veren Azerbaycan  buna Türkiye bayraklarına ülkesinde misilleme uygulamaları ile cevap vermeye başladı. Ayrıntıları OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Türkiye Büyük Millet Meclisine görüşülmek üzere gönderilen Ermenistan protokolü, Azerbaycan’ın Hükümeti, Devlet kademesi ve halkının büyük tepkileri üzerine Meclis gündemine alınamadı. Ayrıca Recep Tayyip Erdoğan 2 kez Bakü’ye giderek Ermenistan Azerbaycan ile anlaşmadıkça sınırların açılmayacağı sözünü verdi. Ayrıntıları okumak için lütfen tıklayın.

Sonuçta, Türkiye’nin Azerbaycan ile ilişkileri düzelirken Amerika ile ilişkileri yara aldı. ABD, Başkan Wilson’un 1918’de hazırladığı Ermenistan haritasının Türk Ordusunun Doğu Harekatı sonucu çöpe atılmasından sonra bir kez daha fiyasko yaşamış oldu.

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Eşbaşkanlığı görevlendirmesi

28 Temmuz 2004’te dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a, Tahran’da “BOP’da ortak hedef olarak İran gösteriliyor. Bu konu gündeme geldi mi?” diye soruldu. Erdoğan soruyu: Şu anda demokratik ortak olarak geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesi içinde, bu projenin eşbaşkanları olarak Türkiye, İtalya ve Yemen yer alıyor. Bu ülkelerde demokrasi, özgürlükler, egemenlik ve ekonomik kalkınma konularındaki gelişmeleri izleyeceğiz. Elimizden ne geliyorsa, bunu bölge barışı için, bölgenin refahı ve mutluluğu için yerine getirme gayreti içinde olacağızdiyerek yanıtladı.

Bundan 1 yıl sonra dönemin ABD Başkanı Bush’la görüşmesinin ardından Erdoğan şunları anlatıyordu: “Başta Kıbrıs, Ortadoğu, İsrail-Filistin, Irak, bunun yanında Suriye, İran, Afganistan, Geniş Ortadoğu Projesi’ndeki çalışmaları görüşme fırsatımız oldu…Sea Island sürecinde Türkiye, İtalya ve Yemen geniş Büyük Ortadoğu Projesi’nde demokratik ortak olarak bir görev üstlendi ve bu görevle birlikte eş başkanlık, bu üç ülkeye verildi. Buradaki hedef reformlar, demokratik sürecin hızlandırılması ve demokrasiye geçiş, insan hakları, hukukun üstünlüğü, baskıcı rejimlere yönelik takınılması gereken tavırlar, bunun yanında teröre karşı ortak bir mücadele, güvenlik konusu ve bir de bu ülkelerin kalkınmasına yönelik atılacak adımlar. Şu anda Türkiye bu istikamette çalışmalarını sürdürüyor. Şu anda Ortadoğu coğrafyası üzerindeki ülkelere yapmış olduğumuz ziyaretler ve onlarla yapmış olduğumuz görüşmelerde, bu konulara özellikle yaptığımız vurgular, hep bunun açık, net örnekleridir. Bir Suriye, bir Ürdün, bir Lübnan, Kuzey Afrika ülkeleri, Fas, Tunus, bunlara yaptığımız ziyaretler, hepsi bunun birer adımıdır ve bu da devam edecek… Aynı şekilde yine geleceğe yönelik olarak söylüyorum, geniş Ortadoğu Projesi’ne yönelik takındığımız tavır, Geniş Ortadoğu Projesi bir hayır mıdır, evet midir? Bu nelere rağmen denmiştir. Bunları artık göreceksiniz.”

Libya’ya askeri müdahale

Libya’da darbeyle yönetimi ele geçiren ve 42 yıl yönetimde olan Başkan Muammer Kaddafi’yi devirmek amaçlı BOP çerçevesinde iç  karışıklıklar çıkarıldı. 19 Mart 2011’de karışıklığı düzeltme amaçlı operasyon başlatıldı. Libya Başkanı Muammer Kaddafi, ABD Başkanı Barack Obama’ya operasyon öncesinde şunları yazmıştı: “Oğlumuz Sayın Barack Hüseyin Obama’ya. Sana daha önce de söyledim. Allah korusun Libya ile ABD savaşa girse bile sen bizim oğlumuz olarak kalacaksın. Bizim gözümüzdeki resmin değişmeyecek. Senden aynı imajı korumanı istiyorum. Eli silahlı El Kaide militanları senin ülkendeki şehirleri kontrol etseydi sen ne yapardın? Söyle ben de aynı yolu izleyeyim.”

Muammer Kaddafi, “Biz dostuz, arkadaşız” diye seslendiği Recep Tayyip Erdoğan’ın müdahale komplosunu boşa çıkaracağını ummuştu. Nafileydi. Son röportajını TRT’ye vererek, “El Kaide Libya’yı ele geçirirse büyük bir facia yaşanır. Türkiye olayların gerçek yüzünü öğrendiğinde tutumunu değiştirecektir” demişti. Erdoğan önce “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diye çıkışmış, fakat 24 saat geçmeden çark ederek İzmir’i NATO müdahalesi için ana karargâha dönüştürmüştü.

Türkiye operasyonun deniz unsurlarını içeren kısmına dördü fırkateyn beş gemi ve bir denizaltı  ile, hava unsurlarını içeren kısmına da F16’larla katıldı.

Bu Kore Savaşından ve Kosova hava harekatından sonra Türkiye’nin Amerika ile birlikte katıldığı üçüncü silahlı askeri harekat olmuştur.

BOP Türkiye ayağı – Ulus Devlet hedefte

BOP’un yol haritasında Türklüğü, Türk milliyetçiliğini, Türkçülüğü yani ULUS DEVLETİ ortadan kaldırıp yerine Türkiyeliliği, ümmetçiliği getirmek var.

İçerisinde: “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. Türkiye Cumhuriyeti… demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.” hükümleri bulunan ve bunların değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğini öngören Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının ilk 4 maddesinin ve “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” tanımını içeren 66. maddesinin değiştirilmesi tartışmaya açıldı.

Ekim 2013’de “Türküm…Ey Büyük Atatürk!.. Varlığım Türk varlığına armağan olsun… Ne mutlu Türküm diyene!” ifadelerini içeren ilkokullarda öğrencilerin her gün dersler başlamadan önce topluca söyledikleri “Öğrenci Andı” okumalarına son verildi.

Recep Tayyip Erdoğan aşağıda örnekleri verilen sözleriyle stratejiyi belirlemekteydi:

⇒Şubat 2013’de; “Biz her türlü milliyetçiliği, ayaklarının altına almış bir iktidarız. Kuru milliyetçilik yok

⇒Ağustos 2014’de;  Müslüman, Hristiyan, Musevi, Süryani, Ezidi’den önce Türkiyeli vardır. Alevi’den, Sünni’den önce Türkiyeli vardır. Türk, Kürt, Arap, Laz, Gürcü, Boşnak, Çerkez, Roman, Pomak’tan önce, Rum, Ermeni’den önce Türkiyeli vardır.”

⇒Aralık 2017’de; “Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet, Bizim Güvenlik Stratejimiz…” (Türk milleti, Türk Bayrağı, Türk Vatanı, Türk Devleti yerine)

⇒Temmuz 2019’da; “…şunu unutmayın ki bu ümmeti parçalamaya hakkınız yok” (Millet yerine ümmet kavramı)

Atatürk hedefte

BOP’un yol haritasının diğer bir aşaması olarak da akla hayale gelmeyecek iftiralarla Atatürk  Türk milletinin gözünden düşürülmeye çalışıldı. AKP mensupları ve yandaş medya da buna katıldı. Atatürk’ün mason, dinsiz/din düşmanı olduğu, anlı şanlı Osmanlı imparatorluğunu yıktığı, Latin harflerine geçerek milleti cahilleştirdiği, İskilipli Atıf’ı şapka giymediği için astırdığı, 1. Dünya savaşında Filistin’i kaybettirdiği, Kurtuluş savaşı sırasında Azerbaycan’ı ve Batum’u sattığı, Dersim’de katliam yaptığı, ülkeyi içki sofralarından yönettiği, Mehmet Akif’in ona karşı olduğu gibi iftiralar bu sayfalarda tek tek çürütülmüş, Anıtkabir’in mason tapınağı ile ilgisi olmadığı “ilk kez” bu sayfalarda kanıtlanmıştır: OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Atatürk’ü silmeyi başaramadılar. Tepki olarak bütün aklı başında ülke insanları Atatürk’e daha da fazla sarıldılar, sahip çıktılar.  Ancak Fetocular dahil şeyhleri, hocaefendileri tarafından beyinleri yıkanmış tarikat mensupları, dinciler, eğitimsizler, dünyadan habersizlerden oluşan önemli bir kesim bu iftiralara inanmaktalar.

Devleti ele geçirin

Bu arada, Amerikan Evanjelist Hıristiyanların, Neoconların, özellikle Yahudi Neoconların (bakınız: Bu konudaki açıklamalar) Truva atı olan Saylorsburg Pennsylvania ABD’de yaşayan Fethullah Gülen, müridlerine Türkiye’nin bütün Anayasal kurumlara sızma ve oraları ele geçirme talimatları vererek BOP’un ona tayin ettiği görevi yerine getirmeye başlıyordu.

Üniversitelere, askeri okullara giriş, devlet memuriyet sınav sorularını önceden örgütten alan müridler Fetonun talimatlarını yerine getiriyorlardı. Adalet, emniyet güçleri, ordu, bütün devlet daireleri, belediyeler Fetocuların eline geçmeye başlıyordu. AKP iktidarı, yurtseverlerin bütün uyarılarına rağmen, BOP gereği, bütün bunlara göz yumuyordu. Fethullah Gülen ve Fetocuların ne olduklarını açıklayan diğer yazılarla birlikte 7 yıl önce yukarıdaki video bu sayfalarda yayınlanıyor ve soruluyordu ki; SAVCILAR NE YAPIYOR?  OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Türk Ordusuna kumpaslar

BOP’un yol haritasının bir diğer önemli bir aşaması Türk ordusunun zayıflatılması, defterinin dürülmesi, BOP aşamalarına müdahale edemez hale getirilmesiydi. Fetocular sahte delil üreterek ve gizli tanıklar yaratarak Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy ve Askeri Casusluk davaları gibi Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personeli hakkında 2008 ile 2012 yılları arasında 20’ye yakın kumpas (hile, düzen) davaları açtırdılar ve mahkum ettirdiler. Erdoğan “Ben bu davanın savcısıyım diyerek” ortakları Fetoculara destek verdi.

Fetocu subaylar, bu zaman içerisinde tasfiye edilen subayların yerlerine gelerek 15 Temmuz darbe girişiminin yolunu açmışlardır. Diğer yandan kumpas davalarını takiben Fetocu gençlerin askeri okullara ve teğmen rütbesiyle TSK’ya sızması da önemli ölçüde artmıştı. Davalar TSK yapısında büyük hasarlar meydana getirdi. Ordudaki Fetocu subayların 15 Temmuz 2016 kalkışması sonucu TSK yapısında hasarlar daha da büyüdü.

Dinleme, kaset ve 15 Temmuz 2016 olaylarından sonra AKP iktidarının nihayet aklının başına gelmesiyle, kumpasların anlaşılmasından sonra mahkeme kararlarında kumpas davalarının yabancı istihbarat servisleriyle emniyet içindeki FETÖ mensubu polisler tarafından birlikte hazırlandığı yer alabildi.

Fetoya müsamaha erimeye başlıyor

Aralık 2011’de zamanın Başbakanı’nın hem Başbakanlıktaki ofisinde hem de evinin altındaki ofisinde dinleme cihazları bulundu. Dinleme cihazlarının Fethullahçılar tarafından Kasım 2011’de, dinleme kayıtlarının ilerde işlerine yarayabileceği düşüncesiyle, yerleştirildiği anlaşıldı. Bunu üzerine AKP Hükûmeti, Fetocularla BOP ortaklığını sonlandırmaya karar verdi.

Devlete büyük ölçüde hakim olmuş Fetocuların karşı hamlesi  2012 Şubat ayında İstanbul’da savcılığın MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı PKK  terör örgütüyle yapılan gizli görüşmeler nedeniyle ifadeye çağırması oldu. AKP iktidarının jet hızıyla çıkarttığı yasayla Fidan’ın savcılığa gitmesi önlendi. Fidan savcılığa gitseydi, belli ki tutuklanacak ve vatana ihanetten yargı karşısına çıkarılacaktı.

Hükümet karşı hamle olarak Fethullahçıların dershanelerini kapatmaya karar verdi. Bu Fetocuların çok büyük gelir kaybına neden olacaktı. Fetocular ellerindeki bütün medya gücüyle iktidara karşı kara propagandaya başladılar.

Fetocuların karşı hamlesi ile 17 Aralık’ta 2013’te aralarında iş adamları, banka genel müdürü, belediye başkanı, üç bakan oğullarının da bulunduğu 80’den fazla kişi gözaltına alındı ve bunların 24’ü tutuklandı. Polis operasyonu sırasında banka genel müdürünün evinde ayakkabı kutuları içine saklanmış 4.5 milyon doların, bakan oğlunun yatak odasından para sayma makinelerinin çıktığı açıklandı.

Sonrasında yargı ve emniyet içerisindeki Fetocular ile Fetoya bağlı olamayanlar arasında sürekli çatışmalar yaşandı. Hükümet nihayet varlığını kabul edebildiği ve “Paralel Yapı” olarak adlandırdığı Fetocuları tasfiye etmeye başladı.

25 Şubat 2014’de yolsuzluklarla ilgili ses kayıtları internete düştü.

Amerika’nın Kanal İstanbul Projesi

Kanal İstanbul, Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilk kez Nisan 2011’de açıklanmış olan, İstanbul’un Avrupa yakasında Karadeniz ve Marmara’yı yapay bir suyolu ile bir birine bağlama projesidir.

Emekli Amiral Türker Ertürk anlatıyor: “Kanaatim o ki; Kanal İstanbul projesi ülkemiz dışından belli amaçlara yönelik olarak sufle edildi… Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin tartışılması ve masaya gelmesi durumunda Türkiye, güvenliği ve boğazlar üzerindeki egemenliği açısından, kazanımlarını çok büyük bir oranda kaybedecektir… ABD Deniz Kuvvetleri; Karadeniz’de uçak gemileri ve nükleer denizaltıları da dahil olmak üzere, hiçbir sınırlamaya tabi olmadan, devamlı olarak konuşlanmak istemektedir… ABD; Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden memnun değildir ve değişmesini istemektedir. Bu maksatla uygun ortamı kovalamaktadır. Hiç tereddüt yok ki bu proje; dışarıdan yerli aracılar vasıtası ile Erdoğan’a iletilmiş ve ikna edilmiştir. Esas amacı; Montrö Sözleşmesinin diplomasi masasına gelmesi için doğal şartları hazırlamak ve bu Sözleşme’nin Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletlerin savaş gemilerine getirdiği kısıtlamaları kaldırmaktır.”

ABD Türkiye’yi iyice gözden çıkarıyor

Bu sayfalarda yıllarca Feto ve Fetocular olarak adlandırılanlar, 15 Temmuz 2016 Feto kalkışmasından sonra nihayet resmi açıklamalarda Fetö (Fetullah Terör Örgütü) olarak anılmaya başlandılar.  Feto konusunda  ABD’yi suçlamaya başlayan AKP iktidarı seçimlerde oy kaygısıyla önce terör örgütü PKK ile mutabık kaldığı Oslo Anlaşmasını, Kürt çözümünü ve Kürt açılımlarını dondurmuştu. Yine oy kaygısıyla Suriye konusunda da ABD’ye karşı özerk Suriye Kürt bölgesinin oluşmasını engellemeye karar verdi.

Ilımlı İslam projesinde kilit unsur teşkil eden Fethullah Gülen ve örgütünün AKP iktidarı tarafından devre dışı bırakılması ve AKP’nin Kürt politikasından geri dönüş yapması nedeniyle AKP iktidarı ABD nezdinde artık güvenilir olma niteliğini kaybetmiştir. Bunun sonucunda ABD ve Türkiye arasında artık çok büyük krizler yaşanmaya başlamıştır.

İncirlik’teki nükleer başlıklar

Türkiye’de 2016 başarısız darbe girişimi sırasında, isyancıların elindeki F-16 savaş uçaklarına yakıt ikmali yaparak İstanbul ve Ankara’yı tehdit etmelerine olanak veren tankerler İncirlik’ten kalkmıştı. Erdoğan rejiminin buna yanıtı üssün elektriğini kesmek ve komutanını gözaltına almak oldu. Bu Washington’da silahlarının güvenliği ve Türkiye ile ilişkiler gerginleştiğinde bu silahların rehin alınması riski konusunda alarm zillerinin çalmasına yol açtı.

İncirlik Üssü’ne üst düzey yetkililer yollandıysa da bombaların çekilmesine gerek olmadığı sonucuna varıldı. Nükleer savaş başlıkları sadece bir kod kullanılarak aktif hale getirilebiliyor ve saklandıkları kasalar elektrik kesintisi durumunda kendiliğinden kilitleniyordu. Bu da Amerikan güçlerine, gerektiğinde üsse askeri güç kullanarak ulaşmak için zaman sağlıyordu. Amerika yine de bombaları üsten gizlice kaçırıp yerine kuru sıkı başlıklar takmayı düşündü. Amerikan taktik nükleer silahlarının maliyeti yılda 1 milyar dolar. Konu Avrupa ülkelerinde tartışılmakta.

Sıra Suriye’de

BOP’a göre, Irak işgali ve Kürt devletinin kurulmasından sonra sıra Suriye’ye gelmişti. AKP iktidarı da Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad rejimini devirme yanlısı idi. Şam’da Emevi Camii’nde Namaz Kılacağızhavalarındalardı. BOP’a uygun olarak başlatılan ve sürdürülen Arap Baharı çerçevesinde Nisan 2011’de Suriye’de ayaklanma ve iç savaş çıkarıldı. AKP iktidarı, Suriye’deki ayaklanmayı Esad’ın seküler ve Arap milliyetçisi diktatörlüğünü kendi siyasal İslam modeline daha yakın bir liderlikle değiştirme fırsatı olarak gördü. Esad’ın Nusayri olmasının da önemli bir eksi puan olduğu kabul ediliyordu.

Suriye’de kimler var?

Suriye Ordusu: İktidardaki Beşşar Esad rejiminin ordusu
Özgür Suriye Ordusu:
Türk ordusuyla harekatlara katılan rejim muhalifi silahlı sünni grup
Suriye Ulusal Konseyi:
Özgür Suriye Ordusunun siyasi kanadı
İslami Cephe:
Yedi grubun birleşmesiyle oluşan rejim muhalifi sünni grup. Katılımcı gruplar; Tevhid Tugayı, Selefi Ahraruş Şam, Liva el-Hak, Sukûr el-Şam, Ceyşul İslam, Ensar el Şam, Kürt İslam Cephesi
IŞİD – Irak Şam İslam Devleti:
Ağırlıklı olarak Irak ve Suriye’de etkinlik gösteren, bu bölgede hilâfet devleti kurmak amacıyla güvenlik güçlerine ve sivillere karşı eylemler yapan yasa dışı, silahlı ve ele geçirdiği topraklardaki meşruluğu hiçbir ülke tarafından tanınmayan Selefi (İbn-i Teymiye’nin görüşlerine bağlı İslâm inanışı mezhebi) cihatçı örgüt
El Kaide:
Dünya çapında faaliyet gösteren İslamcı, cihatçı terörist örgüt
El- Nusra:
Silahlı radikal, cihatçı, İslam Devleti kurma amaçlı Selefi örgüt
PYD -Kürt Demokratik Birlik Partisi (Partiya Yekîtiya Demokrat)

YPG – Kürt Halk Koruma Birlikleri (Yekîneyên Parastina Gel), PYD’nin askeri kanadı
SDG: Suriye Demokratik Güçleri – ABD Ordusu’nun kıdemli subayı ve Amerika Birleşik Devletleri Özel Harekat Komutanlığı eski komutanı General Raymond Anthony Thomas’ın PYD/PKK’yı gizlemek için kurduğu silahlı güç. General Thomas’a göre 15 binini çok iyi eğitip donattıkları 38 bin YPG savaşçısı var. Kişi başına 400 dolar maaş veriliyor. Ama örgüt, savaşçıların maaşının 200 dolarına el koyuyor. Ayrıca örgüte, Suudi Arabistan’a ulaştırılan Suriye petrolünden bir miktar muhafızlık payı da veriliyor.
Amerikan askerleri El Ömer petrol sahasında YPG’ya destek veriyorlar.
Rus silahlı kuvvetleri Tartus ve Hımeymim askeri üslerinden Suriye rejimine büyük miktarda subay,  asker, uçak, helikopter, gemi, tanklarla destek veriyorlar.
İran askeri ve diğer alanlarda uzmanlar ile Şam havaalanında Devrim Muhafızlarına bağlı Kudüs Tugayı’nın bir bölümünü oluşturan düzenli ve seçkin askeri birlikleri, İran’a bağlı yerli silahlı milis güçleri.
Türk askeri

Kim ne yaptı?

Esad rejiminin dostları, yani Rusya ve İran, Ankara’nın Suriye’deki sonradan yeterince güçlü olmadıkları anlaşılan müttefiklerini ve AKP iktidarının vizyonunu püskürtmeyi başardılar. Ankara da, Rusya askeri varlığını ve İran’ın bölgedeki Hizbullah gibi müttefiklerini dengelemek için  radikal savaşçıların Türkiye üzerinden Suriye’ye geçerek Şam yönetimi ve müttefikleriyle mücadele etmesine göz yumdu. Ankara’nın planına göre Esad düşerse iyi çocuklar olarak gördüğü yani Ankara’nın desteklediği isyancılar yönetimi devralıp “kötü çocukları” yani cihatçıları temizleyecekti. Ama bu hatalı bir hesaptı. Suriye’ye geçen kötü çocukların en azından bazıları Ankara’nın gözleri önünde IŞİD’in saflarına katıldılar.

Bu dar görüşlü vizyonla IŞİD’in yükselmesi Pentagon içerisindeki Ankara’ya negatif bakışı daha da güçlendirdi. Ankara ise Şam’daki düşmanını saf dışı bırakmaya yeterince destek vermediği için Amerika’ya içerliyordu.

2014 yılında Pentagon IŞİD’le mücadelede, Kuzey Suriye’de 2003 yılında kurulmuş olan Kürt PYD/YPG  ile işbirliği yapmaya başladı. Türkiye’nin baş düşmanı PKK’nın Suriye uzantısı ve ABD müttefiki olan PYD/YPG, ABD ordusunun hava koruması altında Kuzey’de kendilerine ait, petrol kuyuları olan, büyükçe bir Kürt bölgesi elde ettiler. Böylece Türkiye’nin güney komşu toprağı Kürtlerin eline geçmiş oldu. Irak Kürtleri gibi Suriye Kürtleri de otonom devlet olduktan sonra New York senatörü Charles E Schumer’e göre sıra İran ve Türkiye’deki Kürdistan parçalarına gelecekti.

Rahip Brunson krizi

Eylül 2016’da İzmir Diriliş Kilisesi Rahibi ve ABD vatandaşı Andrew Craig Brunson’un milli güvenliği tehdit eden faaliyetlerde bulunduğu iddiasıyla, eşi Norine Lyn Brunson ile birlikte sınır dışı edilmesine karar verildi. 20 yıldır Türkiye’de yaşayan Brunson çifti, İzmir Mimar Sinan Mahallesi’ndeki evlerinden alınarak Göç İdaresi’ne teslim edildiler. Bu arada bir gizli tanığın Brunson aleyhine savcılıkta ifade vermesi üzerine Evanjelik Rahip Brunson, Gülen ve PKK bağlantılı olduğu gerekçesi ile tutuklandı. “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etmek” suçlamasıyla toplamda 35 yıla kadar hapsi istendi.

Gizli tanıklara göre: Brunson dini faaliyetler kılıfı altında, eski kilise çalışanları üzerinden Didim’de de çalışmalar yürütmüştü. Brunson’un oluşumu içerisinde yer alanlarla eşi Norine Lyn Brunson Alevi ve dar gelirli Kürt vatandaşları etkileyerek kendi amaçları doğrultusunda hareket etmelerini sağlamak kastıyla ayinler düzenlemişti. Söz konusu kişiler Türkiye’yi etnik olarak ayrıştırmaya çalışmışlardı. Brunson Türkiye’yi etnik olarak ayrıştırmada önemli rol oynayacak sinerjiyi oluşturmaya yönelik çalışmalar yapmıştı. Daha önce Rahip Brunson’un kilisesinde görev yapmış Bedroz isimli bir papaz ve Norine Lyn Brunson yeni bir oluşum üzerinde çalışıyorlardı. Bedroz’un kendilerini Pazar günleri saat 11.00’de Didim Alevi Bektaşi Kültür Derneği ve Cem Evi’nde ayin yaptıklarını belirterek davet ettiğini belirten tanık, amaçlarının farklı olduğunu anlamaları üzerine davete katılmadıklarını söyleyerek şu ifadeleri kullandı: “Bu şahısların bulundukları yerde nüfus kitlesine göre hareket ettiğini, Didim’de hedef kitlelerinin Süryaniler, Kürt görünümlü Ermeniler, Aleviler, dar gelirli Kürt vatandaşlar olduğunu gördüm. Didim Türkiye’de kurtarılmış bir bölge olarak yabancılar tarafından addedilir. Ayrıca şu an ismini hatırlayamadığım bir profesör de ‘Gezi Olayları’ sırasında Alevilik üzerine 11 seans konferans vermişti ve burada üstü kapalı olarak Aleviliğin bir isyan hareketi olduğundan bahsederek, sanki gezi olaylarına psikolojik temel oluşturuyordu. Bu konferanslar Avrupalıların finanse ettiği bir Alevi Enstitüsü tarafından gerçekleştirilmişti. Bir vatandaş olarak gördüğüm manzara ve faaliyetler daha çok Türkiye’deki etnik yapının ayrıştırılması konusunda paralellik arz ediyordu.”

28 Eylül 2017’de Recep Tayyip Erdoğan “bir papaz sizde var bir papaz da bizde” diyerek ABD’den Brunson’u serbest bırakma karşılığında Fetullah Gülen’i istedi.

Yazı dizimizde anlattığımız gibi Amerika Osmanlı döneminde başlattığı Anadolu’da misyoner faaliyetlerine çok önem veriyor, kesintiye uğramasını kabul etmiyordu. Rahip Brunson’da bu açıdan Amerika için çok önemliydi. 37 ABD Senatörü ve 78 ABD Kongre üyesi Erdoğan’dan yazıyla rahibin serbest bırakılıp Türkiye’den çıkmasına izin verilmesini istediler.

16 ay boyunca iddianamesinin hazırlanmasını hapiste bekleyen Brunson, 16 Nisan 2018’de FETÖ/PDY üyeliği ve yöneticiliğinden ömür boyu hapis cezası istemiyle mahkemeye çıktı.

19 Nisan 2018’de ABD Başkanı Trump “Papaz Brunson Türkiye’de zulme uğruyor” dedi ve hemen ardından ilk yaptırım uyarısı ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wess Mitchell’dan geldi. Mitchell Brunson’ın serbest bırakılmaması halinde, ‘Türkiye için sonuçları olabilir” tehdidini yaptı. Bir gün sonra iki senatör yaptırım için çalışma başlattı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, rahibin serbest bırakılması için Washington’dan gelen çağrılara hukuki sürece müdahale edilemeyeceği ve mahkemenin sonucunun beklenmesi gerektiği yanıtını verdi.

28 Mayıs 2018’de Trump: ”Brunson masum. O casus ise ben ondan da casusum. Türkiye’de yargılanması devam ediyor, ama yargı süreci de pek yargı süreci değil. Türkiye’dekilerle bu konuda bir şey yapılması için konuşuyoruz. Rahip Brunson, umarım bizi duyabiliyorsunuz, bir noktada size yardım edeceğiz. Bunun üzerinde uzun zamandır çalışıyoruz” dedi. Bundan sonra F-35 savaş uçaklarının teslimatı konusu ABD’de Brunson ile birlikte anılmaya başlandı.

18 Temmuz 2018’de Başkan Trump Twitter üzerinden Brunson’un tahliye talebinin reddedilmesini ‘rezalet‘ olarak tanımladı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çağrıda bulunarak, Brunson’ın serbest bırakılmasını istedi. Türkiye’de dolar kuru yükselmeye başladı. Ertesi hafta Brunson ev hapsine çıkarıldı. ABD bunun yeterli olmadığını açıkladı. Ertesi gün ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile hemen ardından Başkan Trump’tan peş peşe yaptırım açıklamaları geldi. Pence, “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye hükümetine ABD Başkanı Trump adına mesajım var: Pastor Andrew Brunson’u hemen serbest bırakın ya da sonuçlarına katlanmaya hazır olun” ifadelerini kullandı. Pence, “ABD, Türkiye’ye karşı bazı ekonomik yaptırımlar uygulayacak” dedi. Trump da Twitterde “ABD, harika bir Hristiyan, aile babası ve harika bir insan olan Rahip Andrew Brunson’ın uzun süreli tutukluluk hali sebebiyle Türkiye’ye geniş yaptırımlar uygulayacak. Brunson çok acı çekiyor. Bu masum din adamı hemen serbest bırakılmalı” paylaşımını yaptı. Açıklamalar gündeme bomba gibi düştü. Hem siyasette hem de piyasalarda şok etkisi yarattı. Ocak’ta 3.75, Temmuz başında 4.57 olan Dolar kuru tarihi rekor kırarak 14 Ağustos’ta 6.90’a çıktı.

12 Ekim 2018’de Brunson’un 4. duruşmasında tanıklar ifadelerini değiştirdiler, böylece Rahip mahkemece serbest bırakıldı ve Trump tarafından karardan önce gönderilmiş, İzmir’de beklemekte olan özel bir uçak ile Türkiye’den ayrıldı. Uçağın Türkiye Hava sahasının dışına çıkmasından hemen sonra yaptığı açıklamada Trump “Onu tekrar yanımızda görmekten onur duyuyoruz. Çok çekti” dedi.  Brunson’u Beyaz Saray’da ağırlayan Trump, Twitter mesajında Türkiye ile “hiçbir anlaşma yapmadıklarını” söyledi “Rehineler için anlaşma yapmam” ifadelerini kullandı.

ABD’li basın kuruluşu ABC News’e göre, ABD Başkanı Donald Trump Amerikalı Pastör Andrew Brunson’ın serbest kalmaması durumunda tüm Amerikan diplomatların Türkiye’den çekilmesi yönünde bir plan hazırlamıştı. Washington’un üzerinde çalıştığı diğer seçenekler arasında Türk iş dünyasına ve yetkililere yönelik yaptırımların artırılması da vardı. Haberde “Türkler her düzeydeki öfkeyi açıkça gördüler. Eğer Erdoğan Brunson’ı Ekim’deki duruşmada serbest bırakmasaydı, her şey ortaya dökülecekti. Yaptırımlar, diplomatları çekme, her şey masada olacaktı. Her türlü diplomatik baskının masada olduğu mesajı açıkça verildi” deniliyordu.

Suriye Operasyonu krizi

Türkiye, Suriye’de güvenli bölge oluşturma önerisini 2012’den beri gündeme getiriyordu. Ancak bu öneriye, hem eski ABD Başkanı Barack Obama hem de halefi Donald Trump sıcak bakmıyorlardı. ABD ile sürdürülen görüşmeler sonucu nihayet Eylül 2019’da Türkiye, Suriye’nin kuzeydoğusuna bu amaçla bir operasyon/harekat başlatma olanağı bulacaktı. ABD Başkanı Trump Twitterdeki bir dizi paylaşım ve sözlü açıklamalarla: Türkiye’nin kendisinin harekat için belirlediği sınırları aşması durumunda ülke ekonomisini daha önce Brunson olayında yaptığı gibi tamamen mahvedeceği, Türkiye’nin insancıl olmayan uygulamalar yapması halinde ekonomisinin büyük zarar göreceği tehditlerinde bulundu.

Trump’un Tweet paylaşımları: “Daha önce de açık bir şekilde söylediğim gibi, tekrar ediyorum, eğer Türkiye benim müstesna ve eşsiz bilgeliğimle belirlediğim sınırların dışına çıkarsa (daha önce yaptığım gibi) Türkiye ekonomisini mahvederim. Türkiye, Avrupa ve diğerleri ile birlikte IŞİD savaşçıları ve ailelerine nezaret etmek zorundalar. ABD IŞİD halifeliğini tamamen ele geçirme dahil kendisinden beklenebileceklerin çok daha fazlasını yerine getirdi. Bazıları çok zengin olan bölge ülkelerinin kendi topraklarını koruma vakti geldi. ABD muhteşemdir“.

Kürtler bizimle savaştı ancak bunu yapmaları için onlara yüklü miktarda para ödendi ve teçhizat verildi. (Kürtler) On yıllardır Türkiye’ye karşı savaşıyorlar. Bu savaşı 3 yıl boyunca engelledim ancak bizim için bu saçma, çoğu aşiret kaynaklı, sonu gelmez savaşlardan uzaklaşmamızın ve askerlerimizi eve geri getirmenin artık zamanı.”

Devamında Trump’un açıklamaları: “Türkiye’ye, ABD’nin Suriye’de insancıl olmayan bir uygulama görmesi durumunda ekonomilerinin büyük zarar göreceğini söyledim“.

Trump, Erdoğan’a Suriye’de görevli ABD’lilerin incinmesi durumunda da ‘büyük bir sorunları’ olacağını ilettiğini kaydetti. Trump ayrıca aldığı Suriye’den çekilme kararıyla kimsenin tarafını seçmediğini de belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la iyi bir ilişkileri olduğunu kaydeden Trump, “Erdoğan’a IŞİD’liler sizin sorumluluğunuz dedim” dedi.

Türkiye’de oy açısından kan kaybetmekte olan AKP iktidarının kamuoyunun gözünü boyayabilmesi için Trump, bir miktar güvenli bölgenin Türklere bırakılmasına, Kürtlere fazla dokunmaması şartıyla onay vermişti. Bir diğer şart; Kürtlerin elinde olan Suriye’nin petrol yatakları, Türklerin istediği güvenli bölgenin güneyinde kalacaktı. Trump’un bahsettiği sınır buydu.

Türk ordusunun söz konusu şartlara uyması için başka tehditler de geldi. Örneğin Pentagon olarak da bilinen Amerikan Savunma Bakanlığı yazılı açıklamada Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine planladığı operasyonu hiçbir şekilde onaylamadığı ve Amerikan ordusunun da desteklemediğini belirtti. Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham bu kararın basına yansıdığı şekliyle olması halinde “felakete mahkum” olduğunu belirtti ve söz konusu planın hayata geçirilmesi halinde, Senato’da kararın iptal edilmesini isteyen bir karar çıkartacaklarını söyledi ve ekledi “Türkiye’nin Suriye’ye adımını atması halinde, ordusu ve ekonomisine yaptırım uygulanması için elimden gelen her şeyi yapacağım“. ABD’nin eski BM Büyükelçisi Nikki Haley #TurkeyIsNotOurFriend (Türkiye dostumuz değil) etiketiyle birlikte paylaştığı Twitter mesajında, “Eğer arkamızı kollamalarını istiyorsak, her zaman müttefiklerimizi desteklememiz gerekir. Kürtler, Suriye’de IŞİD’e karşı başarılı mücadelemizde kilit rol oynadı. Onları ölüme terk etmek büyük bir hata” dedi. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo  ABD Başkanı Donald Trump’ın “gerekirse güç kullanabileceğini” söyledi. Pompeo, “Barışı savaşa tercih ediyoruz. Ancak askeri tutum almak gerekirse, Başkan Trump’ın buna hazır olduğunu bilmelisiniz” dedi.

16 Ekim 2019’da New York Federal Savcılığı, “ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının delinmesinde yardımcı olduğu” gerekçesiyle Halkbank hakkında iddianame hazırladı. Ertesi gün ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı’na başlamasının ardından Demokrat Senatör Chris Van Hollen ile birlikte hazırlamış olduğu Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin ABD’deki mal varlığının tespitini içeren rapor hazırlanması öngörülen  yaptırım tasarısını ABD Kongresi’ne sundu.

ABD’den gelen ateşkes çağrılarını Türkiye reddediyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Asla ateşkes ilan edemeyiz” sözleri ile Suriye’nin kuzeyinde güvenlik bölge oluşturmak istediklerini tekrarlıyordu.

Ateşkes

Aynı gün ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo 17 Ekim’de Ankara’ya gelerek Türkiye’nin harekatı durdurması karşılığında ABD’nin Türkiye’ye yeni bir yaptırım uygulamayacağı sözünü verdiler. Bunun üzerine ateşkes ilan edilerek harekat sonlandırıldı.

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin ardından basın açıklaması yaparak  Türkiye ABD ile Suriye’de ateşkes için anlaştığı için ABD’nin Türkiye’ye yaptırım uygulamayacağını ifade etti ve ekledi: “ABD Başkanı Trump net bir şekilde ifade etti, bugün ateşkes olmasaydı Türkiye’ye çok büyük yaptırımlar gelecekti“.

Ateşkes ilan edilmesini yorumlayan Trump ise abukluğunu, sabukluğunu sürdürüyordu.  Türkiye’nin Suriye’de Kürt grupların kontrolü altındaki bölgelere yönelik operasyonunu “okul bahçesinde kavga eden iki çocuğa” benzeterek “Ben biraz kavga etmeleri gerekiyor dedim. Okul bahçesindeki iki çocuk gibi kavga etmelerine izin vereceksiniz, sonra da ayıracaksınız. Birkaç gün kavga ettiler ve oldukça şiddetliydi Biz oraya gittik ve bir ara vermelerini istedik. Kürtler müthişti. Biraz geri çekilecekler” diyordu.

İnsan ne diyeceğini bilemiyor. Okul bahçesinde iki çocuğun kavga etmelerine izin vermek ne demek? Ne hasta bir zihniyet. ABD’nin Suriye eski özel temsilcisi Brett McGurk da Trump’ın “kavga eden iki çocuk” benzetmesini “ayıp ve cahilce” şeklinde niteledi.

Trump ateşkesten 4 gün sonra Suriye’de ateşkese uyuluyor, ufak çatışmalar devam ediyor. Kürtlere 400 yıl boyunca bölgede kalacağız diye bir söz vermedik. Eğer Türkiye uygunsuz davranırsa yaptırımlar ve vergiler uygularız. Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin Suriye petrolünden elde edilecek gelire, nakit akışına erişimlerinin olması için bir şeyler düşüneceğiz dedi.

Harekat sonucu Türk ordusu 911 km. uzunluğundaki Suriye sınırında sadece Resulayn ve Tel Abyad’da 32 km derinliğinde bir bölge edinmiş oldu.

Bir zehir zemberek mektup daha

Ertesi gün, 18 Ekim’de ABD Başkanı Donald Trump’un Türkiye Cumhurbaşkanına gönderdiği 9 Ekim 2019 tarihli zehir zemberek bir mektup ortaya çıktı. Beyaz Saray’dan sızdırıldığı anlaşılan, tarafların varlığını kabullendikleri mektubunun tam metni:

Sayın Cumhurbaşkanı:
Hadi iyi bir anlaşma üzerinde çalışalım. Siz binlerce kişinin katledilmesinin sorumlusu olmak istemezsiniz, ben de Türk ekonomisini tahrip etmek istemem, ki yaparım. Yapabileceklerimin küçük bir örneğini Rahip Brunson konusunda zaten size göstermiştim.
Sizin sorunlarınızdan bazılarını çözmek için çok çalışıyorum. Dünyayı hayal kırıklığına uğratmayın. İyi bir anlaşma yapabilirsiniz. General Mazlum (Şahin Cilo adlı PKK’lı) sizinle müzakere yapmak istiyor, geçmişte hiçbir zaman yapamayacakları pek çok tavizi vermeye razı. Yeni elime geçen, bana hitaben yazdığı mektubu ekte size özel olarak gönderiyorum.
Eğer bunu doğru ve insani şekilde yapabilirseniz, tarih size olumlu bakacaktır. Eğer iyi şeyler olmazsa sizi sonsuza kadar şeytan olarak görecektir. Sert bir adam olmayın. Aptal olmayın.
Sizi daha sonra arayacağım. Saygılarımla,

Bu, Türkiye-ABD ilişkilerinde önceki yazılarımızda bahsettiğimiz Johnson’un mektubundan sonra bilinen ikinci tehdit mektubudur, üstelik bu seferki diplomatik nezaket kurallarını hiçe saymıştır, küstahlıklarla doludur. Ankara ise ABD’nin bu ve diğer terbiyesizliklerini yutmayı sürdürüyor.

NATO’nun sonuna mı geliniyor?

Ankara NATO’dan Suriye’nin kuzeyinde terör örgütü YPG’ye karşı verdiği mücadelede daha fazla destek istedi. Ayrıca NATO’nun “PYD/YPG’nin, terör örgütü PKK’nın uzantısı olduğunu” kabul etmesini de istedi. ABD ve diğer üye ülkeler buna sıcak bakmadılar. ABD isteği veto etti. ABD’nin vetosu üzerine NATO’nun pek çok Avrupalı üye ülkesi de bu konuda Washington yönetimi ile aynı çizgide davranıyor. Bunun üzerine Ankara da, NATO’nun bir Rus saldırısı olduğu takdirde Polonya, Litvanya, Letonya ve Estonya’nın korunması için hazırlanan askeri planı veto edeceğini bildirdi. Ancak 2019 Aralık ayı başında Londra’da düzenlenen NATO liderler zirvesinde veto Erdoğan tarafından gündeme getirilmedi.  Bunun karşılığında Türkiye’nin ne aldığına ilişkin herhangi bir detay ortaya çıkmadı. Veto koyulmasına neden olan, “PYD/YPG’nin terör örgütü sayılması” konusunda ise, Londra zirvesi sonucunda yayınlanan bildiride herhangi bir ibare yer almadı. NATO Genel Sekreteri Stoltengerg, zirve sonunda yaptığı açıklamada, NATO’nun YPG’yi nasıl nitelemesi gerektiği konusunu görüşmediklerini söyledi. Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda ise, Türkiye’nin veto hakkını kullanmaması karşılığında bir talepte bulunmadığını açıkladı. “Kimse bizden bir şey istemedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gösterdiği dayanışmadan dolayı hepimiz teşekkür ettik” dedi. Türkiye’deki iktidara yakın medya, veto konusuna hiç değinmedi.

NATO’nun halini Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron açıklıyor: “Şu an yaşadığımız şey NATO’nun beyin ölümüdür. ABD, Avrupa projesine sırtını döndü. ABD ve NATO müttefikleriyle stratejik karar alma mekanizmasında bir koordinasyon yok. Bir diğer NATO müttefikimiz Türkiye, bizim ilgimizin olduğu bir alanda haber vermeden askeri harekat düzenliyor”.

ABD Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile ilişkilerini geliştirmekte. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Güney Kıbrıs Rum yönetimine askeri eğitim desteği verileceğini açıkladı. ABD Kongre Bütçe Ofisi’nden yapılan açıklamaya göre Yunanistan’a 2022-2026 yılları arasında 134 milyon dolarlık savunma desteği verilecek. Bunlara paralel olarak Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesinde, Edirne sınırına 40 kilometre uzaklıkta Dedeağaç’ta üs kurdu. Ardından Afganistan’daki bütün askerlerini çekti. Temmuz 2021’de Dedeağaç üssüne 400’den fazla tank ve zırhlı araç sevkıyatı yaptı. Bu kalıcı olarak yapılmışsa,  Türkiye’ye güvenmediğini, Irak ile Suriye’deki üsleri de göz önüne alındığında Türkiye’yi çevrelemek ve İncirlik üssüne alternatif oluşturmak istediği anlamına gelir.

ABD, Türkiye’yi F-35 programından resmi olarak çıkardı

Türkiye, F-35 Müşterek Taarruz Uçağı Programı’na Ortak Mutabakat Zabtı ile ortak üretici olarak katılmıştı. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alması nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri Türkiye’yi F-35 programından çıkardı.  Türkiye 1.25 milyar dolar ödediği F-35 programında kalmak için ABD’de Washington DC’nin en prestijli hukuk firmalarından biri olan Arnold & Porter’la 750 bin dolara anlaşmıştı ancak bu para da boşa gitmiş oldu.

ABD Başkanı Biden, 1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanımladı

24 Nisan 2021’de yaptığı yazılı açıklamada “24 Nisan 1915’te Konstantinopolis’te Ermeni aydınları ve cemaat önderlerinin Osmanlı yetkililerince tutuklanmasıyla başlayarak bir buçuk milyon Ermeni bir imha harekatı dahilinde sınırdışı edildi, katledildi ya da ölüme yürütüldü. Her yıl bugün Osmanlı dönemindeki Ermeni soykırımında ölenleri hatırlıyoruz ve böyle bir zulmün bir daha yaşanmaması için taahhüdümüzü yeniliyoruz” diyerek İstanbul’dan “Konstantinapolis” olarak bahseden Joe Biden, Ronald Reagan’ın ardından 1915 olayları için ‘soykırım’ nitelemesini yapan ilk ABD Başkanı oldu.

S-400 krizi

Türkiye Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın almak için Rusya ile 2017’de anlaştı.

22 Mayıs 2019’da Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu, Rusya’dan S-400’leri satın alması halinde Türkiye’ye yaptırım uygulanması yolunda çağrı yapan yasa tasarısını kabul etti.

Kongre açıklamalarında, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 satın almasının ABD Kongresi’nin Ağustos 2017’de çıkardığı Amerikanın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası – Countering America’s Adversaries Through Sanctions Act- CAATSA’nın Rusya’nın istihbarat veya savunma sektörleri ile alışveriş yapan kişi veya kurumlara yönelik yaptırım uygulanmasını öngören 231’inci maddesini ihlal edeceği ve yaptırımların gündeme gelmesi gerektiği belirtti.

6 Haziran 2019’da ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a bir mektup gönderdi. Mektupta Shanahan, Amerika’da F-35 eğitimi alan Türk pilotların 31 Temmuz’a kadar ayrılacaklarını ve program kapsamında yeni eğitim verilmeyeceğini söyledi. Shanahan, bu kararın nihai olmadığını ve S-400’den vazgeçilmesi durumunda değişeceğini vurguladı.

10 Haziran 2019’da ABD Temsilciler Meclisi, 22 Mayıs’ta Dış İlişkiler Komisyonu’ndan geçen S-400 tasarısını onayladı. “ABD-Türkiye ittifakına yönelik endişelerin ifade edilmesi” başlıklı tasarı; Ankara yönetimine S-400 kararından geri adım atma çağrısı yapıyor, Türkiye’de tutuklu bulunan ABD vatandaşlarına değiniyor ve Türkiye’nin NATO üyeliğinin sorgulanacağını ifade ediliyordu. 2 gün sonra Amerika Türk pilotlara ve bakım mürettebatına verilen F-35 eğitimini durdurma kararı aldı.

8 Temmuz 2019’da ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Morgan Ortagus “Herkesin bildiği, Türk makamlarının da bildiği gibi, CAATSA yaptırımlarını içeren tasarı Kongre’den geçti. Türkiye’nin S-400’lerle ilgili devam kararı alırsa gerçek ve olumsuz sonuçlarla karşı karşıya kalacağını söyledik. Buna F-35 programından çıkarma da dahil.” dedi.

Amerika’dan yaptırım tehditleri sürerken 12 Temmuz 2019’da S-400’lerin ilk parti teslimatı başladı. Bunun üzerine Pentagon, Türkiye’nin F-35 projesinden çıkarılması için sürecin başlatıldığını açıkladı. F-35 bağlamında eğitim gören Türk pilotlar ise ABD’yi terk ettiler.

23 Temmuz 2019’da Beyaz Saray’daki “Türkiye Yaptırımları” toplantısına katılan 45 Cumhuriyetçi senatörden biri olan Lindsey Graham, Başkan Trump’ın kendisinden Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu aramasını ve ABD yaptırımlarına hedef olmamak için S-400’leri aktive etmemeleri çağrısında bulunmasını istediğini söyledi. Ardından Türkiye’nin S-400’leri aktive edilmesinin ertelemesini kabul etmesi  karşılığında Amerika CAATSA yaptırımlarını askıya aldı.

Kasım 2019’da Ankara’da S-400’lerin testlerine başlandı. Ancak S-400’ler 2021 Eylül sonu itibarıyla hala aktive edilmediği halde Rusya’dan ikinci set S-400’lerin alınması tekrar gündeme geldi. Erdoğan, ABD’de 26 Eylül 2021’de CBS kanalının “Face the Nation” adlı programında sunucu Margaret Brennan’ın “Hala bir set daha S-400 almaya niyetlisiniz gibi görünüyor?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Bundan sonraki dönemde de kimse bizim, savunma sistemleri noktasında hangi ülkeden, ne kadar, ne alacağımıza müdahale edemez. Bunun kararını verecek olan biziz.” Brennan’ın “Evet der gibisiniz” sözleri üzerine Erdoğan da “Ne demek. Tabii ki evet” dedi. Buna ABD yönetiminden hemen yanıt geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price böyle bir satın alma olmaması konusunda uyardı. Price, “Biz Türkiye’yi her seviyede ve her fırsatta Rusya’dan S-400 sistemi almaması ve ayrıca Rusya’dan askeri mühimmat almaması konusunda uyarıyoruz. Şunu net olarak ortaya koyuyoruz; Rusya’dan yeni silahların alınması CAATSA 231 yaptırımlarını yeniden devreye sokacak ve Aralık 2020’deki yaptırımlara ek kararlar gündeme gelecektir” diye konuştu.

ÖZET

Buraya kadar anlattıklarımızı Amerikalı ekonomist ve yazar John Perkins 2004 yılında yazdığı “Bir Ekonomi Tetikçisinin İtirafları (Confession of an Economic Hit Man)” adlı  kitabında gayet güzel özetlemiş; Kendi otomobilini üretemeyen ülkelere borç para verip otobanlar ve yollar yaptırırız. Sonra onlara araba satarız, sonra bankalarını satın alırız, o bankalardan halka ucuz krediler verip daha çok araba almalarını sağlarız. Ayarlanan kredi asla o ülkenin hazinesine değil, bizim şirketlerin kasasına gider. Enerji santralleri, anayi alanları, limanlar, kanallar, dev hava alanları yapılır. Aslında insanların işine yaramayan bir yığın beton. Sonunda bizim şirketlerimiz kazanır. Tabi ki, o ülkedeki birileri de nemalandırılır. Toplum bu düzenekten bir şey kazanmaz. Ama o ülke büyük bir borcun altına sokulmuş olur. Bu o kadar büyük borçtur ki, ödenmesi imkânsızdır. İşte plan böyle işler. Sonunda ekonomik danışmanlar/tetikçiler olarak gider ve onlara deriz ki: Bize büyük borcunuz var. Ödeyemiyorsunuz! O zaman petrolünüzü satın, doğal gazınızı bize verin, askeri üslerimize yer gösterin! Askerlerinizi birliklerimize destek olmak için savaştığımız bölgelere gönderin. Birleşmiş Milletler’de bizim için oy verin! Elektrik, su, kanalizasyon sistemlerinizi özelleştirin! Onları Amerikan şirketlerine ya da çok uluslu şirketlere satın! Sosyal hizmetleri, eğitim kurumlarını, sağlık kurumlarını hatta adli sistemleri bile ele geçiririz.

Bizler tarihten ders aldık. Kılıç taşımayız, zırh-üniforma giymeyiz. Ekuador, Nijerya, Endonezya gibi ülkelerde yerli öğretmenler veya esnaf gibi giyiniriz. Washington ve Paris’te bürokratlara ve bankerlere benzeriz. Proje mahallerini gezer, yoksul köyleri dolaşırız. Yerel basında ne kadar hayırlı işler yaptığımızdan söz ederiz. Yasadışı bir şeye tevessül ettiğimiz pek nadirdir. Zira sistem aldatmacaya dayansa da tanım olarak yasaldır.

Ancaaak….. Eğer biz başarısız olursak, devreye çakallar (İstihbarat –NSA ve CIA elemanları) girer. Çakallar hazır ve nazır bekler. Ortaya çıktıklarında devlet başkanları devrilir veya feci “kaza”larda ölürler. Eğer Afganistan ve Irak’ta olduğu gibi, bir şekilde çakallar da beceremezlerse genç Amerikalılar ölmeye ve öldürmeye gönderilir.

Kaynaklar:

Erdoğan’ın Çekiç Güç Yalanı. Mehmet Ali Güller. ODATV. 20.05.2011 https://odatv.com/erdoganin-cekic-guc-yalani-2005111200.html

1 Mart Tezkeresi’nin tutanakları açıklanacak mı? Habertürk 12.02.2013 https://www.haberturk.com/polemik/haber/819489-1-mart-tezkeresinin-tutanaklari-aciklanacak-mi

Türk askerinin başına çuval geçirilmesi olayının kritik ismi yıllar sonra konuştu. 4.7.2019. https://www.haberler.com/turk-askerinin-basina-cuval-gecirilmesi-olayinin-12209090-haberi/

İlker Başbuğ, Irak’ta Türk askerinin başına çuval geçirilmesi olayının tüm detaylarını anlattı. Haberler.com 04.07.2019 https://www.haberler.com/ilker-basbug-irak-ta-turk-askerinin-basina-cuval-12212082-haberi/

ABD’nin TCG Muavenet’i vurarak verdiği mesaj. 3.10.2018 https://www.aydinlik.com.tr/abd-nin-tcg-muavenet-i-vurarak-verdigi-mesaj-turkiye-ekim-2018

AK Parti-Gülen Hareketi çatışması. Vikipedi https://www.wikizeroo.org/index.php?q=aHR0c

Böcekler’ Aralık 2011’de bulundu. Serpil Çevikcan. Milliyet 26 Aralık 2012 http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/serpil-cevikcan/bocekler-aralik-2011-de-bulundu-1646968

Başbakan’ın odasına böceği kim yerleştirdi? Haber 61. 27 Ocak 2014 https://www.haber61.net/gundem/basbakanin-odasina-bocegi-kim-yerlestirdi-h170200.html

Erdoğan hala “BOP Eşbaşkanı” mı? Müyesser Yıldız. ODATV 3.4.2015. https://odatv.com/erdogan-hala-bop-esbaskani-mi-0304151200.html

Son dakika: Trump’ın Erdoğan’a yazdığı mektup ortaya çıktı. Zeynep GÜRCANLI Sözcü  https://www.sozcu.com.tr/2019/dunya/trumpin-erdogana-mektubu-ortaya-cikti-5393943/

Adım adım Brunson krizi: Nereden çıktı, nasıl çözüldü? Sertaç Aktan. Euronews   

Recep Tayyip Erdoğan: Bir papaz da sizde var, onu bize verin. Cumhuriyet  http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video_haber/833481/Recep_Tayyip_Erdogan__Bir_papaz_da_sizde_var__onu_bize_verin.html

Trump: Türkiye belirlediğim sınırların dışına çıkarsa ekonomisini mahvederim. Euronews

ABD Türkiye’yi neden F-35 programından çıkardı ve türbülans neden daha da artacak?   Soner Çağaptay, Euronews, 26/07/2019 https://tr.euronews.com/2019/07/26/abd-turkiyeyi-neden-f-35-programindan-cikard-ve-turbulans-neden-daha-da-artacak

Yaptırımlara Hedef Olmamak İçin S-400’leri Aktive Etmeyin’. Amerika’nın Sesi. 25 Temmuz 2019. https://www.amerikaninsesi.com/a/abd-yaptirimlarina-hedef-olmamak-icin-s400leri-aktive-etmeyin/5015541.html

ABC News: Pastör Brunson serbest kalmasaydı Trump Türkiye’den tüm diplomatik personeli çekecekti 15 Ekim 2018 https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-45863058

Brunson’ın kritik duruşması öncesi gizli tanıklardan yeni iddialar ortaya çıktı. İHA Gündem 9.10.2018 https://www.sabah.com.tr/gundem/2018/10/09/brunsonin-kritik-durusmasi-oncesi-gizli-taniklardan-yeni-iddialar-ortaya-cikti#

IŞİD lideri El Bağdadi’nin estetik ameliyatı ve ABD’nin şeytanı Türkiye planı Gürbüz Evren, Gerçek Gündem, https://www.gercekgundem.com/yazarlar/gurbuz-evren/1605/isid-lideri-el-bagdadinin-estetik-ameliyati-ve-abdnin-seytani-turkiye-plani

ABD ile ‘ateşkes’ anlaşması. Birgün 18.10.2019. https://www.birgun.net/haber/abd-ile-ateskes-anlasmasi-272940

Erdoğan’ın yurt dışındaki mal varlığı meselesi artık ulusal güvenlik sorunudur. T24 İnternet Haber. 20 Ekim 2019 https://t24.com.tr/haber/erdogan-in-yurt-disindaki-mal-varligi-meselesi-artik-bir-ulusal-guvenlik-sorunudur,844515

Trump: Türkler ve Kürtlerin iki çocuk gibi kavga etmesi gerekiyordu. Deutsche Welle Türkçe  https://www.dw.com/tr/trump-türkler-ve-kürtlerin-iki-çocuk-gibi-kavga-etmesi-gerekiyordu/a-50880921

Kumpas davaları 15 Temmuz’un hazırlık hareketi. Star 22.06.2019 https://www.star.com.tr/guncel/kumpas-davalari-15-temmuzun-hazirlik-hareketi-haber-1462756/

Ne kadar sızarlarsa sızsınlar Türk ordusunun ana gövdesi Atatürkçü ve laiktir. İpek Yezdani. Hürriyet 21.01.2017 http://www.hurriyet.com.tr/gundem/ne-kadar-sizarlarsa-sizsinlar-turk-ordusunun-ana-govdesi-ataturkcu-ve-laiktir-40342865

Vika, Dilara, Gül… Amiraller nasıl ‘fuhuş sanığı’ yapıldı? Hikmet Çiçek, Aydınlık 29.1.2019 https://www.aydinlik.com.tr/vika-dilara-gul-amiraller-nasil-fuhus-sanigi-yapildi-ozgurluk-meydani-ocak-2019

İngiliz dergisinden ses getirecek Türkiye yazısı. Sözcü,

NATO’da tansiyon yüksek: Yine PKK yine veto tehdidi.  Zeynep GÜRCANLI,  Sözcü,

Türk yetkili Reuters’a konuştu, krizi ifşa etti. Sözcü 28 Kasım 2019 https://www.sozcu.com.tr/2019/dunya/son-dakika-turk-yetkili-reutersa-konustu-krizi-ifsa-etti-5477461/

ABD’nin Devreye Girişi. Bülent Pakman Ekim 2010. https://bpakman.wordpress.com/baku-2010-fotograflar/temel-bilgiler/azerbaycanin-dis-politikasi/ermenistan-siniri-acilacak-mi/abdnin-devreye-girisi/

Azerbaycan Topraklarının İşgali. Bülent Pakman Ekim 2010. https://bpakman.wordpress.com/baku-2010-fotograflar/temel-bilgiler/azerbaycanin-dis-politikasi/ermenistan-siniri-acilacak-mi/azerbaycan-topraklarinin-isgali/

Erdoğan’ın Verdiği Söz. Bülent Pakman Ekim 2010. https://bpakman.wordpress.com/baku-2010-fotograflar/temel-bilgiler/azerbaycanin-dis-politikasi/ermenistan-siniri-acilacak-mi/erdoganin-verdigi-soz/

Protokol Bülent Pakman Ekim 2010. https://bpakman.wordpress.com/baku-2010-fotograflar/temel-bilgiler/azerbaycanin-dis-politikasi/ermenistan-siniri-acilacak-mi/protokol/

2011 Libya askerî müdahalesi. Vikipedi,  https://www.wikizeroo.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly

​​​​​​​Kanal İstanbul bir ABD projesidir! – Arslan BULUT .  Yeniçağ Gazetesi https://www.yenicaggazetesi.com.tr/kanal-istanbul-bir-abd-projesidir-54089yy.htm

Kanal İstanbul’un altından ne çıktı. Türker Ertürk ODATV 07.02.2016 https://odatv.com/kanal-istanbulun-altindan-ne-cikti-0702161200.html

Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları: Yeni Dünya Düzeni. Ahmet Ünlü Okuyanbir Yazanbir 23.2.2011 http://web.bilecik.edu.tr/ahmet-unlu/2011/02/23/ekonomik-tetikcinin-itiraflari/

1999 Kosova Krizi ve NATO’nun Kosova Müdahalesi. Tunahan ODUNCU
MAKÜ-BİFD 2(1), 1-15, 2019 https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/710300

Müttefik Güç Harekâtı İnsani Müdahalelerin Bir İstisnası mıdır? NATO’nun Kosova’ya Yönelik Harekâtının Uluslararası Hukuk ve Askeri Bakış Açılarından
Değerlendirilmesi. Ahmet Çevikbaş, Savunma Bilimleri Dergisi, Kasım 2011, Cilt 10, Sayı 2, 18-57. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/180263

NATO Zirvesi’nde neler oldu? Zeynep Gürcanlı. Sözcü.

Trump’tan Rahip Brunson açıklaması: Erdoğan ve Türk halkına minnetarız. NTV Anadolu Ajansı 25.08.2020 https://www.ntv.com.tr/dunya/trumptan-rahip-brunson-aciklamasi-erdogan-ve-turk-halkina-minnetariz,R6_UjCa5BEGqaRsyYdASRA

Türkiye F-35 projesi için ne kadar ödedi? Enis Günaydın, Euronews

ABD, Türkiye’yi F-35 programından resmi olarak çıkardığına dair Ankara’ya bildirimde bulundu.  Euronewshttps://tr.euronews.com/2021/04/21/abd-turkiye-yi-f-35-program-ndan-resmi-olarak-c-kard-g-na-dair-ankara-ya-bildirimde-bulund

ABD Başkanı Biden, 1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanımladı; Türkiye sert tepki gösterdi BBC News Türkçe https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-56874181

S-400: Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı, ABD’yle krize yol açan füze savunma sistemi BBC News Türkçe 27 Eylül 2021 https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-58709766

Erdoğan’ın S-400 Açıklamasına ABD’den Yanıt. Reuters – VOA

NATO müttefiki ABD’den Güney Kıbrıs’a askeri destek! Sözcü 08 Temmuz 2020 https://www.sozcu.com.tr/2020/dunya/nato-muttefiki-abdden-guney-kibrisa-askeri-destek-5919734/

Bülent Pakman. Kasım 2019. Son güncellemeler Eylül 2021. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz, yayımlanamaz.

cropped-cropped-111220105192.jpgBülent Pakman kimdir?