Kur’an Reenkarnasyonu red mi eder?

Kur’an’da Reenkarnasyonun Reddedildiği İddia Edilen Ayetler

Bazı hacı-hoca takımının dediklerine göre Kur’an’da reenkarnasyonu reddeden ayetler varmış. Bakalım:

Keşke bir dönüşümüz daha olsaydı da müminlerden olabilseydik.”(Şuara 102, Yaşar Nuri Öztürk Meali)

Buradaki dönüşden kasdedilen nedir, bunu dileyenler kimlerdir? Bunu anlamak için Surenin başına gitmek gerekir. Sure inanmayanlara gönderme yaparak başlar. İnanmayanlara örnek olarak Firavun’un Hz. Musa ile konuşmaları, Musa kavminin Mısır’dan kaçışı, Firavunun  takibi yer alır surede. Sonra Hz. İbrahim ve kavmi konu edilir. İbrahim der ki:

Beni öldürecek, sonra diriltecek O’dur.” (Şuara 81)

Sure bunu takiben iman etmeyenlere döner ve onların ağızlarından başlarına neler geleceklerini anlatır. İman etmeyenler akılları başlarına geldikleri zaman örneğin derler ki keşke geriye dönüşümüz olsa da daha akıllı işler yapabilsek. Yani zaman dursa, zaman içerisinde seyahat edebilsek de hata yaptığımız zamana dönebilsek, başka türlü davransak da o hataları yapmamış olsak. Bu dileğin reenkarnasyonla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Reenkarnasyonda eski zamana geri dönüş yoktur, aynı bedenle, aynı kimlikle de dönüş yoktur. Yepyeni bir sayfa açılır, yepyeni bir hayata başlanır, bambaşka bir beden ve kimlikle. Ama bazı meallerde Allah’ın kitabı içerisine parantez konularak bakın ayet ne hale getirilmiş:

Ah keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da, müminlerden olsak!” (Diyanet Vakfı Meali)

Yahu dünyayı nereden çıkarttın? Aslında ayette “dönüş” dahi yokken. Bakalım Arapçası ne diyor:

Fe lev enne lenâ kerraten fe nekûne minel mu’minîn(mu’minîne)” (Şuara 102)

ve hiç Arapça bilmeyenler için kelime kelime karşılıklarını yazalım:

fe lev enne: keşke olsaydı,
lenâ: bize, bizim için,
kerraten: bir kere daha,
fe: o zaman,
nekûne: biz oluruz,
min: den,
el mu’minîne: mü’minler

Yani düz (literal) çeviri ile: “keşke olsaydı bizim için bir kere daha, o zaman biz oluruz müminlerden.”

Akıl var, mantık var, iman etmeyenler pişman “keşke bir kere daha olsaydı” diyorlar. Ne olsaydı? Orası açık değil, bir şans mı, bir düzeltme mi, bir imkan mı, bir dönüş mü?

Peki diyelim ki adamlar dönmek istemişler. Sure’de  bunlara “yoo olmaz” diye  bir cevap var mı? YOK. Diyelim ki Allah’ın kelamına parantez ekleyenler haklı, adamlar keşke reenkarne olsak diyorlar.  Eee, “hayır öyle şey olmaz” mı diyor Surenin devamında?

______________________________________________________

Uyanlar şöyle derler: “Keşke dünyaya bir dönüşümüz olsaydı da onların şimdi bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşsaydık.” Böylece Allah, onlara işledikleri fiilleri pişmanlık kaynağı olarak gösterir. Onlar ateşten çıkacak da değillerdir.” (Bakara 167 Diyanet İşleri meali)

Şuara 102 için anlattıklarımız burada da aynen geçerli. Neden mi? Yine Arapça’sına bakalım:

Ve kâlellezînettebeû lev enne lenâ kerreten fe neteberree minhum kemâ teberreû minnâ kezâlike yurîhimullâhu a’mâlehum haserâtin aleyhim ve mâ hum bi hâricîne minen nâr(nâri).

ve kâle: ve dedi
ellezîne: o kimseler, onlar
ittebeû: tâbî oldular
lev: olsa, ise, keşke
enne: olduğu
lenâ: bize, bizim için
kerreten: bir kere daha, tekrar
fe: o zaman
neteberree: biz uzaklaşalım, berî olalım
min-hum: onlardan
kemâ: gibi
teberreû: berî oldular, uzaklaştılar
min-nâ: bizden
kezâlike: böylece
yurî-him(u): onlara gösterecek
allâhu: Allah
a’mâle-hum: onların amelleri
haserâtin: hasara uğrayan
aleyhim: onlara
ve mâ: ve değil
hum: onlar
bi hâricîne: ile çıkacak olanlar
min en nâri: ateşten

Yani düz (literal) çeviri ile: “olsa, ise, keşke, olduğu bize, bizim için bir kere daha, tekrar o zaman biz uzaklaşalım, berî olalım onlardan gibi berî oldular, uzaklaştılar bizden, böylece onlara gösterecek Allah, onların amelleri hasara uğrayan onlara ve değil onlar ile çıkacak olanlar ateşten.”

Hani nerede burada “dünyaya dönüş”?

Nitekim Yaşar Nuri Öztürk meali aynen bu yönde:

İzleyenler şöyle demiştir: “Ne olurdu bir kez daha imkân verilse de şunların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak.” Böylece Allah onlara, yapıp ettiklerini, kendilerine yönelmiş özleyişler olarak gösterir. Ama artık ateşten çıkamazlar.  (Bakara 167)

Bu paralelde başka mealler de var. Yukarıda Şuara 102 için olan yorumlarımız burada da aynen geçerli. Ateşle azap çekecekler. Kimler? Sure’nin içinde var, müşrikler, inkarcılar, lanetliler vb. Yine bir özel durum söz konusu. Onların dışında kalanlar için Sure’de “bir daha imkan verilmez” diye bir şey var mı? YOK.

___________________________________________

Sonunda onlardan birine ölüm geldiğinde şöyle der: “Rabbim, beni geri döndürün; Döndürün ki, o arkada bıraktığım yerde iyi bir iş yapayım.” Hayır, bir kelime ki bu, o söyler onu. Ötelerinde, dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır. (Müminun 99-100).

Sure bu ayete kadar yine inanları ve inanmayanları anlatır.

Müminun 99. ayet:

Hattâ izâ câe ehadehumul mevtu kâle rabbirciûn(rabbirciûni).”

ehade-hum: onlardan birine-inanmayanlardan birine,
el mevtu: ölüm,
hattâ izâ câe: geldiği zaman,
kâle: dedi,
rabbirciûni (rabbi irciû-ni): Rabbim beni geri döndür.

Burada ölüm gerçekleşmiş mi, gerçekleşmemiş mi belli değil, “ölüm geldiği zaman” deniliyor, “öldükten sonra” denilmiyor. Yukarıdaki ayetlerde olduğu gibi yine bir pişmanlık ve dönüş isteği söz konusu. Bunun reenkarnasyon şeklinde olmasının istendiğine dair hiçbir şey yok. İstek ölümün geciktirilmesi, biraz daha ömür tanınması şeklinde. Aklım başıma geldi artık iyi şeyler yapacağım şeklinde.  Ama aşağıda anlatacağımız gibi ölüm gelmiş de olabilir, bu önemli değil.

Müminun 100. ayet:

Leallî a’melu sâlihan fîmâ terektu kellâ, innehâ kelimetun huve kâiluhâ, ve min verâihim berzahun ilâ yevmi yub’asûn(yub’asûne).

leal-lî: böylece ben,
a’melu sâlihan: salih amel (nefsi tezkiye edici amel) yaparım,
fîmâ: içinde, o şeyde, hakkında,
terektu: bıraktım, terk ettim,
kellâ: hayır, asla,
innehâ: muhakkak o
kelimetun: bir kelimedir, sözdür
huve: o
kâiluhâ: onun söylediği (söz)
ve min verâi-him: ve onların arkalarından
berzahun: bir berzah vardır
ilâ yevmi: güne kadar
yub’asûne: beas/baas olunacaklar, yeniden diriltilecekler

Önceki ayetlerin aksine burada bir “cevap” söz konusu. “Hayır”. Neden hayır, o da ayetin devamında var, çünkü önce günahlarının kefaretini ahirette ödeyecekler. Ne zamana kadar? “Tekrar diriltilecekleri güne kadar.” Bu açıkça yazıyor. Yani ölenin günahları varsa hemen reenkarne olması söz konusu değil, önce ahirette amellerinin muhasebesini yapacak, kul hakları için bizzat her kuldan af dileyecek, hakkını aldığı kul henüz ölüp ahirete intikal etmemişse onun gelmesini bekleyecek, acı çekecek, günahlarının bedelini ödeyecek. Burada yeniden dirilmeyi bazı hacı-hoca takımı kıyamet günü olarak tefsir eder. Ama görüldüğü gibi ayette öyle bir kelime ya da ima yok.  Öyle olsaydı “beas” yerine “kıyam” derdi.

Şimdi burada bir husus daha var. Hemen dönmemek, önce muhasebe süreci geçirmek genel bir kural mı yoksa sadece burada özel bir durum mu? Her iki ihtimalin de  reenkarnasyonun var olup olmaması ile ilgisi yok. Sadece reenkarnasyon sürecinin nasıl olduğu açısından önemli. Ayetin başında “onlardan birine” dendiğine göre burada özel bir durum söz konusu. Onlardan birinin ne olduğunu anlamak için Surenin öncesine döndüğümüzde bunların “müşrikler” olduğunu anlıyoruz.

Sure’nin öncesi:

Dediler ki: “Ölüp, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı, gerçekten o zaman mı diriltileceğiz?” (Muminun 82).

Yani ayete göre müşrikler ölümden sonra hayatın devam ettiğine inanmıyorlar, daha doğrusu bilmiyorlar. İnsan toprak haline geldikten sonra nasıl tekrar diriltilebilir? Ölü diriltilebilir mi? Hadi canım sende diyorlar. Ve cevaben yukarıda verdiğimiz 99-100. ayetler geliyor. Ölüm anı geldiğinde akılları başlarına gelecek, madem öyle bizi geri döndür diyecekler ama ölmeden ve ahirette kefaret ödemeden bu mümkün olmayacak. Surenin tamamından bu anlam çıkıyor. Reenkarnasyon karşıtı hacı-hoca takımının en çok sığındığı bu ayet tam tersine ahireti ve yanında bonus olarak reenkarnasyonun zamanlamasını da bizlere gayet güzel anlatıyor.

Özetleyelim:

1. Bazılarının örneğin inanmayanlarının, müşriklerin, kul hakkı yiyenlerin, kötülük yapanların öldükten sonra öteki alemde hesap verme süresi olacak. Tekamülleri açısından reenkarne olmaları gerekse de bu hemen olmayacak.

2. Müşrik olmamış, kimseye zarar vermemiş ama madde aleminde yani bu dünyada yararlı iş de yapmamış, zamanını boşa harcamış, alması gereken verileri idrak edememişlerin tekamül süreçlerini tamamlamak için reenkarne olmalarına gerek varsa öteki alemde bir süre geçirmelerine gerek olmayabilir ve kısa sürede reenkarne olabilirler.

Surenin önceki ayetlerinde aynı bedende tekrar dünyaya gelmenin mümkün olmadığına işaretler bulunmaktadır. Bunun reenkarnasyon ile ilgisi yoktur, zira reenkarnasyon aynı bedende değil başka bedende gelineceğine işaret eder.  Prof. Abdülaziz Bayındır aradaki farkı aşağıdaki klipte gayet güzel açıklıyor:

Abdülaziz Bayındır’ın yukarıda bahsettiği ayetler:

E yaıdukum ennekum izâ mittum ve kuntum turâben ve izâmen ennekum muhracûn – Size, ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra tekrar meydana çıkarılacağınızı mı vaat ediyor?” (Muminun 35)

Heyhâte heyhâte limâ tûadûn – Heyhat! Size vaat edilen o şey ne kadar uzak!” (Muminun 36)

İn hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ nahnu bi meb’ûsîn – “Hayat, şu dünya hayatımızdan başkası değildir. Ölürüz, yeniden hayat buluruz ama biz tekrar diriltilecek değiliz.” (Muminun 37).

Bazı meallerde “nahyayaşarız” olarak verilmektedir. Ayette önce ölüm zikredildiği için yaşam anlamını da verilse bununla ölümden sonra yaşam kasdedilmektedir. Prof. Bayındır da videosunda bunu kasdetmektedir.

Yani neresinden bakarsanız bakın Muminun suresinin reenkarnasyonu reddettiği bomboş bir iddiadır.

Bu arada reenkarnasyon karşıtları berzahın Peygamberden rivâyet edilen bir hadise göre (Buhari; Cenaiz 90) dünya ile âhiret arasındaki şeyin adı olduğuna dikkat çekmektedirler. Öncelikle tüm hadisler gibi sözkonusu hadisin güvenilir kaynaktan olup olmadığı tartışılır. Olsa bile Kur’an ayetleri ile örtüşmesi şart olup Kur’an ayetlerini kendi içerisinde anlamak en doğrusudur. Ölen insanın  reenkarne oluncaya kadar madde dışı bir ortamda bekleyeceği zaten akla uygundur. Bunun adına isterseniz berzah deyin. Bu Kur’an dilinde “gayb”dır. Yani bilinmeyendir. Bizi ilgilendiren bu dünyada ne olduğudur. Dünya dışı alemi, öteki alemi de düşünebilir, araştırabiliriz, kendimize göre bir sonuca da varabiliriz. Hatta bunu yapmamız gerekir. Ama bu  tahminden öteye geçemez. Aşağıdaki Kur’an ayetine göre bilinmeyeni bilmemiz mümkün değildir.

De ki Göklerde ve yerde, Allah’tan başka hiç kimse gaybı bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler. Hayır, onların bilgileri âhiret konusunda yetersiz kalmıştı. Daha doğrusu onlar ondan kuşku duymaktadırlar. Hayır, hayır! Onlar, onu göremeyecek kadar kördürler.” (Neml 65-66)  

Prof. Yaşar Nuri Öztürk Kur’an’daki İslam  kitabında söz konusu Muminun Ayetlerini bir başka açıdan yorumluyor:

“Bu ayetlerde dünyaya tekrar geri dönmek isteyenlere ret cevabı verildiğini görüyoruz.
Bu, reenkarnasyonun olmadığına değil, olduğuna kanıttır. Dünyaya sürekli geri gidip açığını kapatmak isteyenlerin bu istekleri reddediliyor. Elbette ki dünyaya tekrar dönmemesine karar verilenlerin bu istekleri reddedilecektir. Ama bu onların daha önce reenkarne olmadıklarını veya başkalarının dünyaya tekrar gönderilmediğini ifade etmez; geri gelmenin herkes için kural olmadığını belgeler.”

Süleyman Ateş`e göre, bu iki âyette ruhun tekrar dünyasal bedene döndürülemeyeceği manası çıkabilir ise de; ruhun hiç dünyaya dönmeyeceği değil, tekrar bedenleneceği zamana kadar bir geçit, yani bir ara zaman bulunduğu anlatılmaktadır. Âyette ruhun ba`s olunacağı kesindir. Ancak Ateş`e göre, bu ba`s hemen ölümün ardından değil, belli bir zaman aralığından sonra olacaktır. Ateş, âhiret bedenlenmesinin muhakkak olduğuna inanmakla birlikte şu soruyu kendi kendine sorar: “Acaba bu âyette olgunlaşmamış ruha bir kez daha dünyada bedenlenme fırsatının verileceği anlatılmış olamaz mı?” Ateş bu ihtimalin her zaman için var olduğunu savunmuştur.

_______________________

Görmediler mi, kendilerinde önce nice nesilleri helak ettik. Onlar artık bir daha bunlara dönmeyecekler. E lem yerev kem ehleknâ kablehum minel kurûni ennehum ileyhim lâ yerciûn(yerciûne).” (Yasin 31)

Burada yok edilen milletlerden kavimlerden bahsediliyor. Bütün tefsirlerde “kuruni” nesiller, kavimler olarak tercüme edilmiş. Bunda bir sorun yok. Hum ileyhim lâ yerciûne: onlar onlara dönemezler, yani onlar tekrar kavim-millet olamazlar deniliyor. Bunun reenkarnasyon ile hiçbir ilgisi yok. Kavimler-milletler reenkarne olmaz, biz aksini mi söylüyoruz, ruhlar reenkarne olur.  Reenkarne oldukları zaman da isteseler yok edilen kavimlere dönemezler. Ayet ayrıca buna da işaret ediyor.

______________________________________

Orada, ilk ölüm dışında ölüm tatmazlar. Allah onları cehennem azabından korumuştur.” Lâ yezûkûne fîhel mevte illel mevtetel ûlâ, ve vekâhum azâbel cahîm(cahîmi).” (Dühan 56)

Burada “El ula”: “ilk”olarak çevrilmiştir, halbuki “evvelki” olarak da çevrilebilirdi. Örnek; Muhammed Esed meali; “ve orada önceki ölümlerinden sonra (başka) bir ölüm tatmayacaklar”. Onlardan kasıt müttekiler yani takva sahipleri, korunup sakınanlar, Allah’ın iyi kullarıdır, Sure’nin önceki ayetlerinde açıklanmıştır:

Korunup sakınanlar, güvenli bir makamdadır” (Dühan 51)

Hiç kuşkusuz, ayrım günü, hepsinin buluşma zamanıdır/buluşma yeridir. İnne yevmel faslı mîkâtuhum ecmaîn(ecmaîne) Bir gündür ki o, dostun dosta yararı olmaz. Onlara yardım da edilmez.. (Dühan 40-41).

Bazı tefsirlerde ayrım günü yerine hüküm günü olarak yer almaktadır. Ancak ayet kelimesi bellidir. “Yevm el faslı: ayrım günü”. Ayetleri bir bütün olarak ele aldığımıza Allah’ın iyi kulları bir gün gelecek evvelce olduğu gibi artık bir daha reenkarne olmayacaklar, ölümü daha fazla tatmalarına gerek kalmayacak, maddi alem dışında kendilerini çok güzel şeyler bekleyecek ki bunların neler olduğu diğer ayetlerde anlatılmış.

_______________________________

Kur’an’ın başka ayetlerinde de geriye dönülme olarak çevrilen ifadeler mevcuttur. Ancak bunlar yaşanılan hayattaki yaşanmış noktaya geri dönüştür, ki bu zaten mümkün değildir ve renkarnasyonla ilgisi yoktur.

Nice kez geldim gittim delim sûret yarattım
Bu şimdiki sûrette Yunus olup dûr idim.
Ben bu sûretten ileri adım Yunus değil iken
Ben ol idim ol ben idim bu aşkı sunanda idim.

________________

“Feryat edip dururlar orada: “Rabbimiz, çıkar bizi de önceden yaptığımızdan başka şey yapalım. Barışa ve hayra yönelik iyi bir iş yapalım.” Sizi biz, öğüt alanın öğüt alacağı bir süre ömürlendirmedik mi? Uyarıcı da geldi size. Hadi, tadın bakalım azabı! Zalimler için hiçbir yardımcı yok artık.” (Fatır 37)

Ayete göre yeni bir imkân verilmesini isteyenler, daha önce yeterli süre verildiği cevabını alıyorlar. Yeniden dönmenin imkansız oluşundan değil. Bu açıkça yazılı. Ayette ömür kavramı insanın tekâmülünü tamamlaması için gerekli olan süre anlamında kullanmaktadır. Sürenin dünyaya kaç kez gelmekle tamamlanacağını Allah bilir. Kişinin mahşer hesabı bu sürecin tamamlanması sonunda görülecektir. Bu arada Ayette iddia edildiği gibi ret cevabı yok. Belki bu azabı çektikten sonra tekrar bedenlenecekler. Ayette bu belli değil.

Ölen insan ruhunun bir erkek ve kadının cinsel ilişkisi sırasında kadın rahminde döllenme ve sonrasında gebelik, cenin ve doğum süreçlerinden geçerek yeni bir bedende “yeniden” dünyaya gelmesi olan reenkarnasyon ile ölen insan ruhunun “tekrar” kendi dünyasal bedenine döndürülmesinin (dirilme) birbiriyle ilgisi yoktur. Kur’anda insanların öldükten sonra pişman olup keşke imkan verilse de ölüm anına (yani aynı bedene) geri dönsek biraz daha yaşayıp hatalarımızı tamir etsek dileğinde bulunduklarına ancak “dirilmenin” imkansız olduğuna değinir.

Peki, ruhun aynı vücuda dönüşü mümkün müdür?

Fiziki bedende “tam ölüm” gerçekleşmemişse halk arasında dirilme de denilen hayata dönme imkanı vardır. Bazen tıbben öldü denilen ve aletlerle suni şekilde yaşatılmaya çalışılan insanların çok ekstrem durumlarda hayata geri döndükleri olmaktadır. Ancak tıpta buna dirilme denmemektedir. Bazan medyada görürüz, öldü diye morga, tabuta konanlar hareket etmeye başlarlar: TIKLAYIN. Bu konular ayrı yazılarımızda araştırılmıştır. Okumak için lütfen tıklayın: https://bpakman.wordpress.com/dunya/neo-spiritualizm-nedir/oteki-tarafa-gidip-gelenler/

Not: Kur’an’da reenkarnasyona işaret eden ayetler için lütfen: TIKLAYIN1 ve TIKLAYIN 2__

Senin bilmemen/akıl yürütmemen/aklının almaması sonucu “yok demen” onun yok olduğunun kanıtı değildir senin cehaletinin kanıtıdır .

_______________

Bülent Pakman, Eylül 2011.  Son güncelleme Ocak 2014. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden kısmen veya tamamen alıntılanamaz.

Reenkarnasyonla ilgili yazılarımız:

Reenkarnasyon yoksa Allah’ın adaleti de yok

About bpakman

İnşaat Yüksek Mühendisi, evli, yurtdışında yaşıyor.
Bu yazı İnanç içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

6 Responses to Kur’an Reenkarnasyonu red mi eder?

  1. Nazim Evciman dedi ki:

    Bülent Bey Kuranin Reenkarnasyonu reddetmedigini ispatlamak icin alintiladiginiz hicbir ayette ilginctir reenkarnasyonu dogrulayan bir anlam yok! Ben birkac cesit meal okudum.Bunlarin arasinda sizin haci-hoca diyemeyeceginiz kimselerin elinden cikma olanlar da var.Fakat bugüne dek okudugum hicbir mealde reenkarnasyonu dogrulayan bir ayete rastlamadigim gibi,mutlak bir sekilde reddeden ayetler mevcut..Yani maalesef bu konuda sizinle hem fikir degilim..Selam ile…

  2. Bülent dedi ki:

    Başınıza gelenler sizin yüzünüzdendir diyen Kuran ayeti (Şura 30) a göre bir çocuğun sakat doğması çocuğun yüzünden midir?

  3. Nazim Evciman dedi ki:

    Basiniza gelen her azap kendi ellerinizle ettikleriniz yüzündendir anlamina gelen ayetlerden haberdarim.Fakat Kuran bize defalarca sunu da ögretmez mi? Hatirlatmaz mi? Insan kesinlikle cok aceleci bir yaratilisa sahiptir.Basina bir sikinti,darlik,zorluk geldiginde hemen umutsuzluga kapilir.Sikayet eder.Halbuki aslinda onun bir sinav oldugunu unutur.Biz kullarimizi cesit cesit musibet,belalarla deneriz.Elbette rahatlik,refah,bolluk ile de deneriz.Ki bakalim kim sükrediyor,kim nankörlük ediyor! Ama yine de Allah kullarina karsi cok merhametlidir.
    Kuran bircok ayetiyle bize insanlarin hemen ser,kötü diye algiladigi olaylarin aslinda ser olmadigini,hayra götüren bir vesile oldugunu anlatir.Insanin aceleci yapisi sebebiyle cok pesin hükümler verdigini,sabirsizlik gösterdigini hatirlatir.Gaybi yani gecmis,gelecege dair bilinmeyen,hatirlanmayan tüm gercekler ile,genel anlamda yaradilmislar tarafindan bilenemeyecek,hissedilemeyecek,farkedilemeyecek gercekleri yalnizca Allahin bildigi hatirlatilir.Zaten müslüman kelimesinin anlaminda da oldugu gibi teslim olmaya davet bu yüzdendir.Allah insanlara “Hicbiriniz üstün oldugu fikrine kapilmasin.Hicbiriniz kendisini tagutlastirmasin.Herseyin ve herkesin üstünde bir güc,varlik olarak beni asla aklinizdan cikarmayin! Icinizdeki ve etrafinizdaki seytan size hep bunu unutturmak icin ugrasir.Sizi benden uzaklastirmak icin ugrasir.”
    Ve neticeten Allah yine insanlara zihni tartismalarda son söz babinda sunu söyler:”Ben size bu Kuranda herseyi apacik ortaya koydum,acikladim.Cok iyi düsünün,hakiki,güzel olan ögüdü alin.Buna ragmen hala kendi zihninizde ve birbiriniz arasinda tartisma halinde olursaniz,kalirsaniz bu yüzden birbirinize kin gütmeyin,asiriya gitmeyin,baris icinde kalin,sabredin.Vaadedilen gün geldiginde Ben aranizda ayriliga düstügünüz herseyin aslini size bildirecegim.Aranizda nihai hükmü verecegim.”
    Kuran bize cocugun sakat dogmasinin cocugun sucu ya da kendi elleriyle ettiginin karsiligi oldugunu bildirmez.Kuran bize cocugun sakat dogmasinin cocuk acisindan bir ceza oldugunu da söylemez.Eger dilerseniz muhtemelen bunun bilimsel bir sebebini bulup ortaya koyabilirsiniz.Böyle bir durumda da ya anne babanin bilincsizlik sonucu hatasi ortaya cikar,ya bilimin tespit ettigi ama olayin olus ani itibariyle kimsenin engelleyemeyecegi bir sebep ortaya cikar,ya da bilimin dahi henüz tespit edemedigi haliyle de Allah haric kimsenin engelleyemeyecegi bir sebep ortaya cikar.
    Peki o zaman kendi elleriyle yapilanin bir sonucu olan sikinti,azap,problem nedir? Allah insanlari uyariyor,zinadan uzak durun,o cok kötü bir yoldur diye.Insan bunu bilerek sehvetine yenik düsüyor ve zina ediyor.Muhtemel sonuclar:Bekar ise hastalik kapabiliyor,onun izdirabi acisiyla bogusuyor.Hastaligin adi Aids ise hem itibari,serefi rencide oluyor hem de sikintilar,acilar icinde ölüm gercegiyle karsi karsiya kalabiliyor.Evli ise hem karisinin hem varsa cocuklarinin,hem toplumun gözünde alcaliyor,hor görülüyor.Muhtemelen terkediliyor,dislaniyor.Bunun disinda daha uzatilabilecek daha vahim sonuclar listesi yapilabilir.
    Insan okuma yazma bildigi ve ekonomik,sosyal ve psikolojik anlamda imkani oldugu halde hic okumuyor,gercege ait bir bilgi sahibi olma arzusu tasimiyor,haliyle saglikli düsünceler üretemiyor ise sacma sapan,cehalet icinde,bos,anlamsiz bir hayat sürüyor.Gercekle asla bagdasmayan yargilara,inanclara sahip oldugu icin de hep hatali tercihler yapiyor,hatali sonuclar cikariyor olaylardan.Haliyle böyle bir insanin hayati hep bosu bosuna aci,izdirap ve hor görülerek geciyor.
    Bu basit iki örnegi sanirim kendi elleriyle ettiklerinin sonucu gözüyle degerlendirebiliriz.Cünkü bu sikintilar,azap veren olaylar insanin kendi gayreti,iradesi,gücü ile engelleme imkani bulunan olgular.Sanirim Allah bunlari hatirlatiyor insanlara.Ama elbette ki insanlarin gücünü asan bircok olay da söz konusu.Mesela Hirosima ve Nagazakiye atilan atom bombalari dramini ele alalim.Bu olayda oraya bombanin atilmasi bircok insanin engelleyebilecegi bir eylemdir.Engelleyebilecek bircok insan yeterli gayret göstermedigi icin bu olay meydana gelmistir.Netice olarak da yapilan eylemin sonuclari ortaya ciktiginda muhtemelen bu iste parmagi olanlarin bir kisminin vicdani derin bir aci,izdirap yasadigi gibi,asil aci ve izdirabi ahirette tadacaklarini da unutmamak lazim.Bu birinci boyut.Yani kendi elleriyle ettiklerinin karsiligi.Ikinci boyutta ise böyle bir saldiriya sebep olacak hicbir sey yapmadiklari halde,tamamen masum olduklari halde bu eylemden o anda ve yillar sonra zarar görenlerin durumu.Iste bu da onlarin gücünü tamamen asan bir durum.Onlar bu duruma sabredip,sonucu Allaha havale ettikleri gibi,gelecekte bir daha kendilerinden önce ya da ayni dönemde yasayan insanlarin yaptiklari bu hatanin bir daha tekrarlanmamasi icin ellerinden geleni yapma gayreti,bilinci icinde olacaklardir.Iste bu ikinci gruptakilerin durumu sizin sorunuza cevap iceriyor kanimca.Onlar acisindan bu bir ceza degildir.Bu hem ders cikarilacak bir örnek hem de bir firsattir bilincli bir sekilde güzel davranislar icin.Tamam elbette cekilen bir sürü fiziki aci var,insanin sinirlarini zorlayan.Ama Allah Kuranda kimseye kaldiramayacagi yük yüklemedigini,yüklemeyecegini de bildiriyor.Allah böyle bir durumla karsilasan iki insan tipini örnek veriyor bize.Biri dogumundan ölümüne dek icinde bulundugu bu sikinti veya her sikintiya sikayet,isyan icinde olan,ama Allahin diger bircok insana belki nasip etmedigi bircok avantaji görmezden gelme nankörlügü ile tepki veren insan tipi.Digeri ise ister kendi hatasindan ister kendi gücünü asan sebeplerden basina gelenlere sabreden,mücadele eden,bu sikinti ve kusurlarin yani sira Allahin kendisine aslinda bircok insana nasip etmedigi bircok avantaji,iyi özelligi de gören,sükreden,hep iyilik,güzellik üretmeye calisan,kendindeki ve toplumdaki yanlislari düzeltme gayreti icinde olan insan tipi…
    Bir de Rabbimizin Kurandaki baska bir hatirlatmasini da son söz olarak eklemek lazim:
    “Biz insani gercekten bir sikinti icinde yarattik” Beled 4…
    Sanirim bircok seyi özetliyor bu ayet..Selam ile…

    • bpakman dedi ki:

      Bu kadar yazmışınız teşekkürler ama Ayet ortada, Ayeti nereye koyacaksınız? Yeni doğan bir bebeğe “gelip çatan musibet” onun sakat doğması onun “ellerinin kazandığı yüzündendir”. Ayet böyle diyor. Yeni doğan bebek kendi elleriyle neyi kazanmıştır? Yazdıklarınızda cevabı yok.

      Benimse cevabım çok basit. Onun başına gelen “karma” yani kendi elleriyle kazandığı, amelleri yüzündendir. Bu ameli ne zaman kazanmıştır? Geçmiş hayatında. Anasının karnında kazanacak hali yok. O sakat doğduktan kısa bir süre sonra ölse (benim kardeşim gibi, bütün bunlar gerçek hayatta olmuştur) sizin bakış açınıza göre: bir kaç dakikada başına gelenle nasıl sabredecek, nasıl mücadele edecek, neyi anlayacak?

      Ayrıca nereye gidecek? Cennete mi? Hiç bir ameli olmayan nasıl Cennete gider? O da ayrı.

      Ben size sadece bu bebeği soruyorum. İnsanları değil. Diyelim adı Ruşen. Benim kardeşim gibi. Neden Ruşen sakat doğdu, fazla yaşamadı. Neden o değilde ben 62 yıldır yaşıyorum? Ruşen öteki tarafa gittiğinde sormaz mı? Neden Bülent değil de ben diye. Bana sorsa cevabını verirdim. Çünkü senin önceki hayatında falan amellerin yüzünden diye. Aslında o da sormazdı, ahirete intikalinde geçmiş hayatını hatırlardı.

      Örnek verdiğiniz Hiroşima ve Nagazakide ölenlerin bazıları nükleer saldırıya maruz kalacak bir şey yapmamışlarsa size göre onlar başkalarına ders olsun diye seçilmişlerdir. İyi de niye onlar? Niye Amato değil de Yamato? Yine aynı noktaya geldik. Niye Bülent değil de Ruşen? Onlar için fırsattır bilinçli bir sekilde güzel davranişlar için diyorsunuz. Başka bir şehirdekiler yanıp kavrulacağına onlar yanmış, kavrulmuşlar neden onlar bu yanıp kavrulanlar için neyin fırsatı?

      Ben bunları çok basit tek cümleyle açıklıyorum aynen O Kur’an ayeti gibi.

      Neden Bülent değil Ruşen? Soru bu.

      Bu arada “Gayb” gelecek, geçmiş değildir. “bilinmeyen” anlamında olup Neml 65-66 ayetinde bilinmeyenin yani Gaybın bilinemeyeceği vurgulanmaktadır.

  4. Nazim Evciman dedi ki:

    Saygideger Bülent Bey;
    Bu kadar detaya girmemden sonra yazdiginiz cevap bende,konuyu yüzeysel degerlendirdiginiz izlenimi birakti.Ya da söyle diyelim:Kurani ayni gözlerle okuyor fakat farkli algilayip,farkli anlamlar cikariyoruz.
    Gayba dair yazdiklarimi dikkatli okumamis olacaksiniz ki gayba dair kurdugum cümlelerin icinde mevcut olan anlami bana hatirlatmissiniz.Kurdugum cümle buydu:
    “Gaybi yani gecmis,gelecege dair bilinmeyen,hatirlanmayan tüm gercekler ile,genel anlamda yaradilmislar tarafindan bilenemeyecek,hissedilemeyecek,farkedilemeyecek gercekleri yalnizca Allahin bildigi hatirlatilir.”
    Dogum esnasinda ya da birkac aylikken ölen bir bebege de nasil bir sebep bulacaksiniz merak ettim.Bir önceki hayatinda 200 yil yasadi o yüzden Allah durumu dengeledi mi diyeceksiniz? Ya da bu olmadi bi daha denip hemen baska bir bedende yeni bir hayat sunulur diyeceksiniz.
    Neyse neticede insanlik Kurandan 500 cesit anlam,sonuc,fikir cikariyor.Algilar farkli oluyor.Normal cünkü birikimler,icinde varolunmus kültürler,dogustan ya da sonradan gelisen zihni farkliliklar v.s.
    Hani diyorsunuz ya:” Ruşen öteki tarafa gittiğinde sormaz mı? Neden Bülent değil de ben diye. Bana sorsa cevabını verirdim. Çünkü senin önceki hayatında falan amellerin yüzünden diye. Aslında o da sormazdı, ahirete intikalinde geçmiş hayatını hatırlardı.” Ben de diyorum ahirette konusalim o zaman bunlari.Gerek duyarsak tabi..
    Kuranda cok ince bir uyari var biz insanlara:”Egonuzla basedebildiginiz kadar ilme sahip olabilirsiniz..”
    Parolamiz bu olursa iyi mesafe katedebiliriz diye düsünürüm hep..
    Saygi ve hürmetler efendim,selam ile…

  5. Bülent dedi ki:

    Teşekkürler.
    Sadece:
    “Dogum esnasinda ya da birkac aylikken ölen bir bebege de nasil bir sebep bulacaksiniz merak ettim.Bir önceki hayatinda 200 yil yasadi o yüzden Allah durumu dengeledi mi diyeceksiniz?”
    diye sorunuza cevap vereyim.
    Evet. sebep geçmiş hayat(lar)ındadır. Örneğin daha önceki hayatında kürtaj yapmış veya yaptırmış olabilir ya da başka sebep(ler). Ve/veya bu sefer bir görevle gelmiş de olabilir. Bu sefer anne ve babasına tekamülleri gereği tatmaları gereken acıları tattırmaya vesile olmak için gelmiş de olabilir. Diğer taraftan Ruşen’in ruhunun maddi hayatı sadece 2 saat süren o seferden ibarettir, onun öncesi kesinlikle olmamıştır, sonra da bir daha bedenli hayatı kesinlikle olmayacaktır derseniz Allah’ın adaleti ortada kalır. Ruşen’in onun öncesinde belki daha sonrasında da başka isimle(lerle) bedenlenmiş/bedenlenecek olması muhakkaktır. Bunlara bu şekilde yani akılcı yolla inananın Allah inancı ve sevgisi kat be kat artar. Takdiri İlahi inanılmaz derecede mükemmeldir, bir virgülün bile öncesi, sebebi, sonrası vardır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s