Sarıkamış olayı

Almanya’nın I. Dünya savaşa girdiği 1914 Ağustos ayı başından Kasım başına kadar, Osmanlı savaşa girmez. Enver Paşa bunun bir dünya savaşı olduğu görüşünden hareketle ‘merkez’ konumunda olan Alman Genelkurmayı’nın emrine göre davranma arzusundadır.
O sırada İstanbul’da iki önemli Alman komutan vardır. Birisi Liman von Sanders’tir. Doğrudan Alman İmparatoru’nun askeri temsilcisidir. Diğeri Bronsart von Schellendorf’tur. Alman Genelkurmayı’nın temsilcisidir. Schellendorf fiilen Osmanlı Ordusu’nun Genelkurmay Başkanı’dır. Sanders ve Schellendorf pek anlaşamazlar ve sık sık çatışırlar.
İngilizlerin gözü Orta Doğu Petrollerindedir. Osmanlı savaşa girse de girmese de en azından Arapları ayaklandırarak Orta Doğu’yu ele geçirmeyi planlarını çoktan hazırlamıştır. Bu arada Ruslara kendi saflarında savaşa katıldıkları takdirde Boğazları işgal edip Akdenize açılmalarını sağlayacaklarını da vaad etmişlerdi. Her halukarda topyekun saldırıya maruz kalacak olan Osmanlı Devleti mecburen Almanya ile anlaşma yapmak zorunda kalmıştır. Enver Paşa, Cemal Paşa ve Talat Paşa bu kararı alan isimlerdir. Alman Devleti de (İmparator ve Genelkurmay) Osmanlı Ordusu’nu “Ucuz asker deposu” olarak görmekte  Osmanlı’yı Kafkasya veya Karadeniz’den Rusya’ya, Mısır üzerinden İngilizlere karşı  kullanmak istemektedir.  Ancak Osmanlı Balkan Savaşı’ndan yeni çıkmış olması ve yeterli hazırlıkları yapma imkânı ve zamanı olmadığından dolayı savaşın ilerleyen dönemlerinde büyük olumsuzluklarla karşı karşıya kalmıştır.

Schellendorf 8 Ağustos 1914’te yani savaşın başında Berlin’e Alman Genelkurmayı’na geçtiği 8 maddelik bir raporda Osmanlı’nın savaşa nasıl gireceğini açıklamıştır. 1- Karadeniz’de Rus donanmasına saldırı 2-Cihat ilanı ve 3-Kafkasya’da Rus ordusuna taaruz. Yani Alman askeri planı başından beri nettir. Osmanlı Ordusu’nu Kafkasya’dan Rus ordusu üstüne sürmek bu planın stratejik bir hedefidir.
Alman ordusunun Avrupa’daki savaş planı da bellidir. Önce Fransa’yı vur, sonra Rusya’ya dön! Almanlar iki cephede aynı ayda savaşmamak için Fransa’yı hızlı bir yenilgiye uğratıp, arkalarını sağlama alarak Rusya ile hesaplaşmak isterler.

Osmanlı donanmasına bağlı Yavuz ve Midilli gemilerinin Sivastopol’u bombardımanının ardından 1 Kasım 1914 günü Rus Ordusu hududu geçerek baskın tarzında taarruza başlamıştır. Erzurum genel istikametinde ilerleyen Rus Kuvvetleri, 7-12 Kasımda Köprüköy ve 17-20 Kasımda cereyan eden Azap muharebelerini kaybederek geri çekilmek zorunda kalmıştır. Savaşın ilk aylarında meydana gelen bu durum, Ordunun subay ve erleri üzerinde olumlu bir etki yaratmıştır. Ancak ağır zayiat veren 3’üncü Türk Ordusu, geri çekilen düşmanı takip edememiş; daha elverişli bir arazide toplanmak, takviye kuvvetlerinin gelmesini beklemek ve yeni bir Rus taarruzunu karşılamaya hazır olmak amacıyla 8-10 km kadar geri çekilmiştir.

1914 Aralık ayı başında Alman Genelkurmay’ı, İstanbul’daki temsilcisi Bronsart von Schellendorf’a Osmanlı ordusunun Kafkasya’da Rus ordusuna saldırısına dair bir plan yollar. Bu Fransa’da başarısızlığa uğrayan “Schlieffen Planı” dır. 1891 ve 1906 yılları arasında Alman Genelkurmay Başkanı olan Kont Alfred von Schlieffen’in 1905’te geliştirdiği bu plana göre Fransız ordusu sağdan ve arkadan “Hızlı bir Yıldırım Harekatı” ile kuşatılarak imha edilecektir. Planın püf noktası, hızlı ve kararlı harekettir. Yani “aksiyon” a dayanan bir plandır. Aynı plan bu kez Rus ordusunu “soldan” kuşatma ile tatbik edilecektir. Yalnız küçük bir kusur vardır! Soldan kuşatma harekatının yapılacağı bölgede 3 bin metrelik Allahüekber Dağları vardır. Olsun! “Belki genç Türk Ordusu hızlı hareket ederek, Moltke’nin yapamadığını becerir” diye düşünür Berlin’deki Alman Genelkurmayı. İstanbul’daki Schellendorf, önce bu planı Liman Paşa’ya (von Sanders) gösterir. Liman  Paşa karşı çıkar. Çünkü bu kar kış ve kayımette, harita üstünde gösterilen dağ geçitlerinden geçmenin mümkün olmadığını söyler.  Bir hafta sonra aynı planı bu kez Enver Paşa, Liman von Sanders’e anlatır. Sanders yine karşı çıkarak, ona da aynı şeyleri anlatır. (Meraklısına not: Liman von Sanders “Türkiye’de 5 yıl” adlı anı kitabında bütün bunları açık seçik yazmıştır!)

O sırada İstanbul Genelkurmayı’nda bulunan Kazım Karabekir de, Sarıkamış harekatına şiddetle karşı çıkar. Ancak Enver Paşa onu da dinlemez. Bölgeye önce durumu tetkik için Hafız Hakkı’yı yollayan Enver Paşa, daha sonra harekatı yönetmek için Bronsart von Schellendorf ile birlikte kendisi gider.

Enver Paşa, icra edilecek bir          taarruzla 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda (93 Harbi) Doğu Anadolu’da kaybedilen toprakların (Kars, Batum, Artvin ve Ardahan) geri alınmasını ve müteakiben harekâtın Kafkasya’ya aktarılmasını mümkün görüyordu.

Enver Paşa, bu amaçla 14 Aralık 1914’te İstanbul’dan Köprüköy’e gelmiştir. O sırada bölgedeki 3. Ordu Komutanı deneyimli bir Osmanlı subayı olan Hasan İzzet Paşa’dır. Aynı zamanda Harbokulu’nda Enver Paşa’nın “Tabiye” (Strateji-Taktik) hocasıdır. İzzet Paşa kışüstü harekata karşı çıkar. “Şimdi savunmada kalalım, yaz gelince ben Rusları püskürtürüm” der. Ancak Enver Paşa kendisini pasiflikle ve korkaklıkla suçlar. Hatta “Hocam olmasaydınız, sizi idam ettirirdim!” der. Taarruzun bahara bırakılmasını öneren 3’üncü Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa’yı görevinden alarak 3’üncü Ordu Komutanlığını kendi üzerine almıştır.

Bu cephedeki askere kışlık giysi, erzak ve mühimmat götürmek için donanmadan korunma istenmeden İstanbul’dan Trabzon’a doğru yola çıkarılan, içinde 3 bin de asker bulunan Bezm-i Alem, Bahr-i Ahmer ve Mithad Paşa adlı üç sivil yük gemisini Ruslar 7 Kasım’da Karadeniz’de batırdılar. Enver Paşa’nın emriyle kayıtlara geçirilmeyen bu faciayı 93 yıl sonra Prof. Dr. Bingür Sönmez ortaya çıkardı.


Enver Paşa

Tümgeneral Hasan İzzet Paşa

Bu harekâtı icra edecek 3’üncü Ordu; 9, 10, 11’inci Kolordular ve 2’nci Süvari Tümeninden oluşuyordu. Cephedeki Rus mevcudu 100.000, 3’üncü Ordunun mevcudu ise 120.000 idi. Türk ordusu sayıca fazla olmasına rağmen Ruslar, ağır silah, topçu ve donatım bakımından kesin bir üstünlüğe sahiptiler.

22 Aralık 1914 – 15 Ocak 1915 tarihleri arasında cereyan eden Sarıkamış Muharebeleri’nde Türk Ordusunun uyguladığı plan, bir kolorduyla düşmanın cepheden tespitini, iki kolorduyla kuzey kanadından kuşatılarak düşman cephesinin 30-35 km kadar gerisindeki Sarıkamış’ın ele geçirilmesiyle büyük düşman kuvvetlerinin imhasını öngörüyordu.

Doğu Cephesinde Bir Tabur Karargahı 

Enver Paşa 3’üncü Ordu Birliklerini Teftişte 

 Tamamen karlarla kaplı, çok yüksek dağlık ve yolsuz bir arazide o günün koşulları altında kış donatımından yoksun yaya ve atlı birliklerle yapılan bu harekât çok riskli idi. Özellikle 10’uncu Kolordu birlikleri, Allahuekber Dağları’nı aşarken çetin zorluklar ve kış şartları sebebiyle gerek miktar gerekse mevcut silahlar yönünden çok zayiat vermiştir. Nitekim Türk kuvvetlerinin büyük bir kısmı soğuktan donarak ölmüştür. Sarıkamış’a girebilen 300 kişilik bir kuvvet de Ruslar tarafından geri atılmıştır. Bu başarısızlık karşısında Enver Paşa, 10 Ocak 1915’te 3’üncü Ordu komutanlığını Tuğgeneral Hafız Hakkı Paşa’ya devrederek İstanbul’a dönmüştür.

Doğu Cephesinde Makineli Tüfek Birliği

Tuğgeneral Hafız Hakkı Paşa

Bu muharebelerde Rusların zayiatı 30.000, Türklerin zayiatı ise 60.000 kadardır. Ruslar; Türklerden 200 subay, 7000 eri esir, 20 makineli tüfekle 30 topu ganimet olarak almışlardır. Bu muharebeler sonucunda Doğu Anadolu, Rusların işgaline maruz kalmıştır.

Doğu Cephesinde Bir Kızakçı Müfrezesi Karlar Üzerinde

Doğu Cephesinde Kızakçı Bir Keşif Kolu

Allahuekber Dağı Zirvesi

Rusların Topladıkları Donarak Şehit Olan Türk Askeri

Donarak Şehit Olan Türk Askerleri

     


Hilal-i Ahmer Görevlilerinin Karlar Üzerinden Topladığı Şehitler

Bilahare 3’üncü Türk Ordusu, taarruzdan önce işgal etmiş olduğu Azap mevziine (Tutak-Narman hattı) çekilmiştir. Takviye kuvvetler alarak Rus taarruzlarını bu hatta karşılamaya hazırlanmıştır.

Sarıkamış Harekâtı ile ilgili haberler, ancak sonradan kamuoyu gündemine geldiğinden burada olup bitenler çok sonraları açıklığa kavuşturulmuştur.

Sarıkamış Kuşatma Harekâtı; düşman kuvvetlerinin arkasına düşmeyi hedef alan başarılı bir plandı. Ancak stratejinin faktörlerinden zaman ve iklim şartları iyi değerlendirilemediği için bu sonuç kaçınılmaz olmuştur.

Sarıkamış, Türk harp tarihinin en acı muharebelerine sahne olmuştur. Türk Ordusu, ağır koşullar altında yapılan bir muharebede kahramanca savaşmıştır. Türk Ordusunun kayıplarındaki asıl etkenler, çetin arazi ve şiddetli kış şartları ile teçhizat eksikliği ve ikmal yetersizliğidir. Çok ağır koşullar altında kahramanca savaşan Türk askeri, muharebenin sonuna kadar direnmiş, vatanını korumak ve başarıya ulaşmak için sonsuz gayret göstermiştir. Sarıkamış Harekâtı, Türk milletinin vatanı ve kutsal varlıkları uğruna neler yapabileceğinin bir delilidir.


Sarıkamış Şehitler Anıtı

Sarıkamış’tan sonraki bazı tarihsel olaylar

Sarıkamış harekatında profesyonel, gerçekten savaşçı, yürekli insanların dağlarda doğaya yenilmesiyle arkada doğru dürüst savaşacak asker kalmamıştır. Bunun bir sonucu olarak birkaç ay sonraki Çanakkale savaşında bu ülkenin yetişmiş, deneyimli, birikimli, eğitimli insanları son kanlarına kadar savaşmış; ülke yetişmiş, deneyimli ve kültürlü önemli bir gücünü savaş alanında bırakmak zorunda kalmıştır.

Sarıkamış harekatında önemli ölçüde bir askeri gücün kaybedilmesi nedeniyle ülke savunması zafiyete uğratılmış; önü açılan Rus işgal güçlerinin, Anadolu’nun içlerine kadar girip yerleşmesi için hiçbir askeri engel kalmamıştır. Bunun üzerine Rusların Anadolu’yu işgali halinde burada kendine yerleşik müttefikler bularak kalıcı hale gelmesini engellemek ve bölgede Rus güdümlü bir Ermenistan kurulmasını engellemek kaygısıyla “tehcir” denen yola başvurulmuştur. Ancak sevk edilen insanların korunmasının yetersiz olduğu; doğru dürüst yerine getirilemediği bu zorunlu göç ettirme sırasında savunmasız insanlar doğanın, eşkıyaların ve yağmacıların ellerine bırakılmıştır.

1918 de Erzincan’a değin işgal altında bulunan topraklarda varlığını sürdüren Rus-Kafkas ordusu kalıntılarıyla; karşı- devrimci, ayrılıkçı Kafkasya Seym Hükümeti’nin ordusu olan ordu yöneticileriyle yapılan ateşkes görüşmeleri sonrasında yapılan anlaşmada karşı taraf “Sizin Kürtler bizi işgal ettiğimiz topraklarda rahatsız ediyor, bize saldırıyorlar,” diye sızlanarak, anlaşmaya Kürtlerin Osmanlı yönetimince engellenmesi için Osmanlıyı yükümlülük altına sokan maddeler koydururken, Enver ve arkadaşlarının aklına Rus işgali altındaki topraklardaki Ermeni Taşnak militanlarının Müslüman halk üzerinde uyguladığı terörün engellenmesini talep etmek gelmemiştir.

Anlaşma imzalandıktan neredeyse bir hafta sonunda yapılan hatanın farkına varılmış ve Ruslara anlaşmaya böyle bir madde daha ekletme önerilmişse de  karşı taraf öneriyi reddetmiştir. Böylece Rus ordusu geriye çekilirken artıkları Ermenilere katliam olanağı sağlanmıştır.

Bolşevik Rusya ile yapılan Brest -Litovsk anlaşmasının birinci görüşmelerinde Kars -Ardahan ve Batum istenmemiştir.  Neyse ki Sovyet heyetinin anlaşmadan vazgeçmesi ve ülkelerine geri dönmesi üzerine anlaşma imzalanamamış;  Almanya, Sovyet topraklarında ilerlemeye başlayınca görüşmeler 1 Mart 1918 de yeniden başlamış o sayede, Türk heyeti Ruslara karşı yeni taleplerle ortaya çıkmış… Elvile-i selasenin Türkiye’ye iade edilmesi  istenmiş; daha çok Almanların bastırması ve dayatmasıyla Kars –Ardahan –Batum’un Türkiye’ye bırakılması Sovyet Rusya heyetine kabul ettirilmiştir.

Liman von Sanders’in de ifade ettiği gibi Enver Paşa 1. Dünya savaşını uzaktan, daha çok İstanbul’dan idare etmişti. Enver Paşa deneyimsizliği, yetersizliğiyle; Sarıkamış harekâtıyla bu ülkenin başına gelen birçok felaketin kapısını doğrudan açmış bir adam olduğu gibi, ondan sonraki tarihsel olaylarda da iyi bir sınav verememiş bir kişiliktir.  Nitekim Mustafa Kemal bunu anlamış yanındakilere “Harp iyi sevk ve idare edilmiyor. Enver, başkumandanlık vazifesini yapamıyor. Bu gidiş felâkete doğru bir gidiştir. Enver’in çekilmesi lâzım. Ben kendisine söyleyebilirim: ‘Sen harbi iyi idare edemiyorsun. Çekilmelisin, senin yerine ben gelmeliyim’. 

Mustafa Kemal ordunun yönetimindeki zaaflarını açıkça anlatmış, rapor etmiş Padişah Vahdettin ve Osmanlı Harbiye Nazırlığından yetkili göreve getirilmesini istemiştir. Bu konudaki ayrıntılı yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

Mustafa Kemal’in mirlivaliğa (tümgeneral) terfi iradesi cebimdedir. ama siz onu bilmezsiniz. O hiç bir şeyle memnun olmaz. General olur, korgenerallik ister. Korgeneral olur, orgenerallik ister. Orgeneral olur, müşirlik (mareşallik) ister. Müşir yaparsınız, bununla da yetinmez, padişahlik ister !..”Enver Paşa

Enver Paşa’nın bu sözleri aktarıldığında:

Ben Enver’in bu kadar zeki ve ileri görüşlü olduğunu bilmezdim…’‘ Mustafa Kemal (Vehbi Vakkasoğlu, Son Bozgun, Cilt I, s. 144)

Ancak o sıralarda kimse başkomutanlığa vekalet eden, Sultan Abdülmecid’in torunu Naciye Sultan ile evliliğinde dolayı Osmanlı hanedan damadı Enver Paşa yerine Mustafa Kemal’i düşünmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde; bütün Osmanlı tarihinde bu kadar “kredi” verilen ikinci bir kişi yoktur. O krediler Mustafa Kemal’e verilse neler olurdu?

Savaşa gönüllü gidip Enver Paşa’nın emriyle kurşuna dizilen teğmen

“…9.Kolordu komutanı İhsan Paşa, geride yere çömelmiş, soğuktan tir tir titreyen genç bir teğmeni 29.Tümen komutanı Albay Arif’e gösterdi:
Enver Paşa bu çocuğun yerini terk ettiğini görerek yakalamış!.. Bana teslim ederek derhal idam edilmesini istedi!.. Harp divanınca sorgusu yapılıncaya kadar yanınızda kalsın!..”
İhsan Paşa’nın soruşturma, sorgu diyerek zaman kazanmak istediği anlaşılıyordu. Teğmen 17-18 yaşlarında gösteriyordu. Zayıf yapılı, sarı benizliydi. Üstünde yıpranmış ince bir kaput vardı. Ayağındaki ayakkabı patlamış ve dağılmıştı. Titreyip duruyordu.
29.Tümen komutanı Albay Arif teğmeni tanımıştı. 9. Kolordu Komutanı İhsan Paşa’ya dönerek şöyle dedi:
Paşam!… Bu çocuk seferberlik ilan edildiğinde harp okulunun son sınıfindaymış. Gönüllü olarak savaşa katılmak için bize başvurmuştur!.. Tümenin en genç teğmenidir!.. Savaşın başından beri takım komutanıdır. Şimdiye dek iyi hizmeti geçmiştir!..”
29.Tümen komutanı Albay Arif genç teğmene döner ve sorar:
-“Oğlum, Enver Paşa seni neden yakaladı?..
Genç teğmenin cevabı tam bir dramdı:
Efendim, bir hafta önce, takımımda 40 kişi vardı. Yollarda çok kayıplar verdik. Sabah Çerkezköy’e doğru saldırıya geçtiğimizde ancak on kişiydik!.. Hep birlikte ileri atıldık!.. Ruslar inatla direniyorlardı, çok zor ilerliyorduk!.. Çerkezköy’e yaklaştığımızda şiddetli bir ateşle karşılaştık. Askerlerin hepsi de şehit düştü, tek başıma kaldım!.. Ne yapacağımı şaşırmıştım!.. Alay komutanını ararken biraz soluk almak için bir ağacın dibine oturdum. Ön hatlara gelen Enver Paşa hazretleri beni orada buldu!..”
Biraz sonra Enver Paşa çıka geldi. Yanında General Bronsart Von Schellendorf, Yarbay Feldman ve Yarbay Felix Guze vardı.
Saldırının umutsuzluğu artık gizlenemez olmuştu. Enver Paşa’nın gittikçe hırçınlaştığı her halinden belliydi. Saldırı bir bozguna dönüşmek üzereydi. Bu hırçınlık ve bedbinlik içinde İhsan Paşa’ya dönerek sordu:
-“Teğmen hakkında verdiğim emir yerine getirildi mi?..”
İhsan Paşa büyük bir soğukkanlılıkla şöyle cevap verdi:
-“Hakkında idam kararı almak için harp divanına verdik, sorgusunu yapıyoruz!..”
Bu cevap üzerine Enver Paşa şöyle haykırır:
-“Ne sorgusu? Derhal idam edilecek!...”
Enver Paşa’nın emri çaresiz olarak yerine getirilecekti.
Askerlerden oluşturulan bir idam mangası Enver Paşa’nın ve Alman subaylarının bulunduğu yerin biraz gerisine düzenlerini aldılar. Ardından ağlamaklı bir ses duyuldu:
-“Ateş!...”
On tüfek birden patladı. Genç teğmen önce sarsıldı, sonra da kaykılıp karlar üstüne kapaklandı. Bir iki titreme belirtisi görüldü, ardından o da kesildi. Sıcak kanı kari eritmiş, cepheye gelirken, uğruna can vermeyi düşündüğü toprağa karışıp gitmişti!.
Enver Paşa’nın bu kanun tanımaz despotluğunun ardından Albay Arif Bey şöyle demektedir:
-“Zavallı genç bir zorba komutanın emriyle karargâh bölüğü tarafindan kurşuna dizildi!.. Zayıf vücudu yere yıkıldı!.. Fakat gözlerimizin önünde çöplüğe atılmış bir suçlu gibi değil!.. Sarıkamış’ta hayatlarını feda edenler gibi, şeref meydanına serilmiş bir şehit gibi gözlerimizde büyüdü ve yüreklerimizde öylece yer tuttu!..
(Hadiseye şahit olanlardan biri olan) Yarbay Şerif (Köprülü) ise şöyle diyor:
-“Donuk gözleri, zayıf ve bitkin, iki bacağının üstünde zorlukla duran iki avuçluk vücudu, ince kolları, bükülen boynu hâlâ gözümün önündedir. Bu çocuk da bir anadan doğdu!.. O ana da çocuğunun beşiğini sallarken aynen Enver Paşa’nın annesi gibi “oğlum büyük adam olsun, paşa olsun!..” diye ninni söyledi. Enver şimdi paşa oldu!… Ocak söndürmeyi, ev bark yıkmayı, ordular batırmayı becerdi!...”

Prof. Dr. Bingür Sönmez anlatıyor

Ölümün beyaz olanı var mıdır, bir insan nasıl donar hiç hayal ettiniz mi ? Ayaklarınızdan yukarı doğru gelen ağır bir yorgunluğun yavaş yavaş bedeninize yayıldığını hiç hissettiniz mi ? Birkaç dakika uyursam gücümü kazanırım,her şey düzelir duygusuna hiç kapıldınız mı ? Tam o tatlı uykuya geçerken sevgilinizin, karınızın, çocuklarınızın siluetlerinin önümüzden süratle geçtiğini hayal ettiniz mi ? Eğer bunları hayal edebilirseniz Sarıkamış’ta on binlerce Mehmed’in yolun kenarında tüfeğine yaslanarak şöyle bir çömeleyim hemen kalkarım derken, terli bedeninin 3 dakika içinde donduğunu anlayabilirsin. O gencecik insanların karanlık ormanlara, uçurumlara çığlıklar atarak neden koştuklarını daha iyi anlar, en acısı da, bu kahramanların şehit kütüklerine kaydedilmeyip savaşın yitikleri olarak adlandırılmalarının acısını içinizde hissedersiniz. Eğer 93. Alay 26 Aralık gecesi Allahuekber zirvesinde tipiye yakalanıp sabaha yarısı kaybolmuş ise, onları yitik olarak isimlendirmek yazıktır, onlar bizim için kutsal şehitlerdir.

KAYNAKLAR:

Sarıkamış Harekatı (22 Aralık 1914 – 15 Ocak 1915) Genel Kurmay Başkanlığı arşivinden alınmış http://www.urlaweb.com/haber-dt/sarikamis/sarikamis_olayi.html

Sarıkamış’ta saldırı emri Berlin’den. Kerem Çalışkan. Sözcü Gazetesi. Haber Merkezi. 5 Ocak 2014. http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/sarikamista-saldiri-emri-berlinden-h46922.html

Sarıkamış gerçeği – Beyaz ölüm. Hanri Benazus. İstanbul, 2008 shf.554-559

Sarıkamış gerçeği – Beyaz ölüm. Tanıtım Bülteni. Prof.Dr.Bingür Sönmez http://www.idefix.com/kitap/sarikamis-gercegi-beyaz-olum-hanri-benazus/tanim.asp?sid=V446QR2AIG0GJI7KK4A6

Enver Paşa Hain miydi. Erkan Karagöz.  http://www.erkankaragoz.com/enver-pasa-hain-miydi

Sarıkamış’ta aslında ne oldu. Ayşe Hür. Taraf gazetesi. 12 Ocak 2011 http://arsiv.taraf.com.tr/yazilar/ayse-hur/sarikamis-ta-aslinda-ne-oldu/14546/ 

Bülent Pakman. Ocak 2014.  Son güncelleme Aralık 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Osmanlı Devleti dizimiz

Twitter WidgetsFacebook Widgets

Bakü Ofis 2011Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Sarıkamış olayı için 1 cevap

  1. Geri bildirim: Filistini Mustafa Kemal mi kaybettirdi? | Pakman World

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s