Sadrazam Benderli Ali Paşa

Yıl 1821. Sultan II. Mahmut 36 yaşında ve padişahlığının 13’üncü yılında. Fransız İhtilali’nin esintisiyle, Yunanlılar Mora’da Osmanlı’ya başkaldırırlar. İsyan sırasında Sadrazam olan Ispartalı Seyid Ali Paşa 28 Mart 1821 de azledilir yerine Benderli Ali Paşa  getirilir. Ali Paşa Sadrazamlık görevine başlamadan birkaç gün önce üç Rum padişah sarayının suyunu zehirlemek, Demirkapı’da suyolcuların oturdukları kale burcuna mazgallar açmak gibi suçlarla itham edilerek hapsedilmişlerdir.

Ali Paşa göreve başlar başlamaz bu üç Rum suyolcuyu idam ettirir. O sırada İstanbul Fener Rum patriği olan Grigoryos’un (Ghrigoros, Gregoryos II) Moralılar ile haberleştiği ortaya çıkmıştır. Sadrazam Benderli Ali Paşa  Grigoryos’u Bab-ı Ali’ye getirterek sorgular. Sorgulama sonunda patriğin Yunan Ayaklanması’nı gizlice desteklediği ortaya çıkınca Ali Paşa “Bunu şimdilik Kadıköyü’ne götürün” der. O sırada Grigoryos’un yerine yeni patrik seçildiği haberi gelince papaz 22 Nisan 1821’de Fener’e gönderilir, yaftası göğsüne takılır, dini giysileriyle Patrikhanenin orta kapısında idam edilir.

Ali Paşa peşinden, Yunan ayaklanması ile ilişiği olan Kayseri, Edremit ve Tarabya metropolitlerini de Balık pazarında, Kaşıkçılar hanı önünde ve Parmakkapı’da idam ettirir.

O gün Fener Patrikhanesi yöneticilerinin aynı seviyede bir Türk din veya devlet adamı asılmadıkça o kapının açılmayacağına dair yemin ettikleri söylenmekte. Nitekim Patrik’in asıldığı kapı Patrikhane tarafından tepki olarak kilitlenmiş ve bir daha da açılmamıştır. Kapının arkasına Grigoros  II’nin bir resmi konulmuş ve patrikhaneye orta kapısının sağındaki kapıdan girilip, solundakinden çıkılmaya başlanmıştır. Kapanan bu kapıya Petro Kapısı, Grigoryos kapısı  ya da Orta kapı  denmektedir.

Patriğin idamı üzerine Avrupa kamuoyunun Osmanlı aleyhtarlığı ve yabancı ülke elçilerinin Padişaha yaptıkları baskı neticesi, Sultan II. Mahmut üzerindeki politik gerilimi azaltmak amacı ile Benderli Ali Paşa’yı idam kararından sorumlu göstererek  görevinden azledip Kıbrıs’a sürgüne gönderir. Tepkilere son vermek için Ali Paşa bir ay sonra Kıbrıs’ta Padişah emriyle idam edilir. Ali Paşa Osmanlı tarihinde asılan 44. ve son sadrazam olmuştur. Ancak bu idam Patrikhanenin hainliğini unutturamamıştır. Atatürk 1. Lozan Konferansının uzaması üzerine 2 Kanun-i Sani 1339 (2 Ocak 1923) tarihli Hakimiyet-i Milliye gazetesine verdiği beyanatta şunları söylemiştir:

Rum Patrikhanesi için Türkiye’nin kendi arazisi üzerinde bir melce (sığınak) göstermeye ne mecburiyeti var?! Bu fesat ocağının hakiki yeri Yunanistan’da değil midir?..”

Gazi, sözlerinin devamında, Lozan’a giden Türk heyetine de bu yönde talimat verildiğini belirtmiştir.

Ocak 1923’te Lozan’da bu konuda büyük tartışmalar olur. İsmet Paşa ve Rıza Nur günlerce Patrikhane’nin tarih boyunca nasıl bir siyasi fesat yuvası olduğunu anlatırlar, Türkiye’den çıkmasını isterler. Sonunda, hem Venizelos hem Batılı müttefikler Patrikhane’nin siyasi ve idari yetkilerine son verilmesini, “sadece din alanına giren işlerle yetinmesini” kabul ederler; İsmet Paşa “Bu sözlerinizi taahhüt sayıyorum” diyerek tutanaklara geçirtir…Ve Patrikhane “sadece din işleriyle uğraşmak” üzere ülkemizde kalır.

Atatürk Nutuk’ta da Patrikhane’nin “Mavi Mira” faaliyetleri hakkında  bilgi vermektedir. Mavri Mira (kara talih), İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi’nde Patrik vekilinin başkanlığında kurulmuş ve Bizans İmparatorluğu’nu Batı’nın desteği ile canlandırmayı amaç edinmiştir. Doğrudan doğruya Yunanistan Hükümeti’nden direktif alan bu cemiyet, Yunan Kızılhaçı, Resmi Göçmenler Komisyonu ve Rum okullarında izcilik kurumları gibi birçok alt teşkilatı/çeteyi kurmuş ve yönetmiştir.

Orta kapının kapatılmasına tepki olarak Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk tarafından Patrikhane önünden geçen  caddeye Sadrazam Ali Paşa’nın ismi verilir. Yine Orta kapının kapatılmasına tepki olarak yıllarca Patrikhaneye bir çivi çakılmasına bile izin verilmez.  Özellikle Kıbrıs’ta Türklerin katledildiği 1964 Kanlı Noeli’ni takiben İstanbul’daki Rum sayısı tedricen 103 000 den 1 300 e düşer. Heybeliada Ruhban Okulu 1971 de kapatılır. Bütün bunlardan sonra cemaatsiz Patrikhane sadece sembolik olarak kalır.  Patrik Yunanistan tarafından bile iplenmez. Ortodoks Dünya içerisinde sadece İstanbul Rumlarının ruhani lideri olarak işlevini sürdürebilir.

Ancak Turgut Özal’ın Başbakanlığı sırasında işler değişir. Turgut Özal, Amerikan Başkanı Bush’un ve eski başkan Carter’ın teşebbüsleri üzerine 9 Nisan 1988’de Patrikhanenin tamirine izin vermekle işe başlar. 1964 de bloke edilen Rum mallarını iade eder. 17 aralık 1989’da yeniden açılan Patrikhane Yunanistan ve Amerika tarafından önem görmeye başlar. Artık Fener Rum Patriği, Papa gibi devlet başkanı muamelesi görmektedir. ABD Başkanı dahil birçok devlet adamı Türkiye’yi ziyaret ettikleri sırada Patriğe de uğramaktadırlar.

Patrikhane baskısı sonucu 1995 de AKP döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Belediye Meclisi Sadrazam  Ali Paşa Caddesinin adının  değiştirilmesine karar verir. Sadettin Tantan  Fatih Belediye Başkanlığı zamanında bu değişikliği onaylamaz. Tantan’dan sonra Eşref Albayrak döneminde de değişiklik kalır. 2004 de seçilen Belediye Başkanı Mustafa Demir döneminde değiştirilen tabelada 1995 de Yunanistan’da  ıssız bir karayolunda önüne aniden çıkan traktöre çarparak ölen Batı Trakya Türklerinin lideri “Dr. Sadık Ahmet Caddesi” yazmaktadır.

Bununla güya Yunanistan’ın Batı Trakya Türklerine baskısına karşılık verilmiş. Patrikhaneyi mutluluktan göklere çıkararak mı? Buna ihanetin daniskası denir, ihanetin kamuflajı denir. Rahmetli Dr. Sadık Ahmed’in adını verecek hiç mi başka cadde yoktu koskoca İstanbul’da?

AKP iktidarı ihanetlerine devam eder. 1935 Vakıflar Kanunu, 1936 yılında çıkarılan ve Lozan Antlaşması ile kabul edilen kazanımlar ile Türk Milletinin malı sayılan Milli Emlak ve hazineye devredilen, hatta üçüncü şahıslara devredilen tüm kilise vakıflarını, Avrupa Birliği öyle istediği için, çıkarttığı yasa ile iade eder. Bunun kapsamında 1800 ü İstanbul’da olmak üzere Türkiye genelindeki 2400 civarındaki arazi bulunmaktadır. İsteyenin bu arazileri istediğine devretmesi de mümkün kılınmıştır. Mesela Patrikhane’ye devredilebilir. Böylece Patrikhane Ekümeniklik elde edecek ölçüde Ekümeniya, yani arazi, elde etme imkanına kavuşmuştur. Bunun arkasından Vatikan benzeri bağımsız devlet gelecektir. Unutulmamalı ki İsrail Devleti de Araplardan alınan topraklar üzerine kurulmuştu. Patrikhanenin de Ekümeniya için istediği bölge bellidir. Suriçi İstanbul. Yani Fatih Sultan Mehmed’in kemiklerinin üstü.

Sıradakiler

  • İstanbul’da 1300 Rum kalmış olmasına rağmen Heybeliada Ruhban Okulu açılacak, dünyaya Ortodoks rahipler yetiştirme merkezi olacak,

  • Patrikhane’ye ekümeniklik verilecek, şu anda bu zaten gayrı resmi olarak gerçekleşmiştir, sadece resmiyete dökülmesi kalmıştır.

  • Dünyadaki tüm Ortodokslar Fener Patrikhanesine bağlanacak,

  • İstanbul Sur içinde iade edilen topraklar içerisinde Vatikan benzeri bağımsız bir devlet kurulacak.

KAYNAKLAR:

http://tr.wikipedia.org/wiki/Benderli_Ali_Paşa

http://www.fatihhaber.com/alipasa_caddesi.htm

http://www.fatihhaber.com/patrikanedenindedigi.htm

http://www.ufukotesi.com/yazigoster.asp?yazi_no=20020723

http://www.fatihhaber.com/belediyelogo.htm

http://www.kocaeliaydinlarocagi.org.tr/Yazi.aspx?ID=444

http://www.milliyet.com.tr/Yazar.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=1177961&AuthorID=62&Date=25.12.2009

Bülent Pakman. Aralık 2013. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden kısmen ya da tamamen alıntılanamaz.

Osmanlı Devleti dizimiz:

Twitter Widgets

Abu Dhabi 2013

Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s