Tarihimizle Yüzleşmek

Prof. Dr. Emre Kongar “Tarihimizle Yüzleşmek” adlı  kitabından bölümler aktarmaya devam ediyoruz. ÖNCESİ İÇİN TIKLAYIN (Türkler Kılıçla Müslüman oldu)

Türkler Anadolu’da Hıristiyan nüfusla karıştı

Müslüman Türkler yani Selçuklular 9 yıl gibi kısa bir sürede Malazgirt’ten İznik’e kadar geldi. Bu 9 yıl içinde Selçuklular, kendilerinden önce Anadolu’da yaşayan “Rum” dedikleri (Not: Türklerde Rumi Anadolulu anlamına gelir. B. Pakman) Bizanslıların tümünü kesip yok edebilirler miydi? Tabii ki “hayır”. Zaten 21. yüzyılda bile Anadolu’da Müslüman Türk nüfusun yanında Hıristiyan köylerinin varlığı böyle bir “yok etmenin” olmadığını açıkça gösterir. Peki o zaman ne olmuş dersiniz? Hiç kuşkusuz Anadolu’yu fetheden Türkler buradaki Hıristiyan nüfus ile karışmışlardır.

Osmanlı’ya en büyük desteği Bizans verdi

Genellikle, “Öteki beylikler kendi aralarında kavga ederlerken, Osmanlılar Bizans’la savaşarak büyüdü” denilir. Osmanlılar da öteki beyliklerle kıyasıya savaşmışlardır. Osmanlıların, öteki Müslüman Türk beyliklerine olan üstünlüğü, Trakya’ya geçmesi, Rumeli’nin zenginliklerine ulaşmasıdır. Bu da Bizans desteğiyle gerçekleşmiştir. Osmanlı Beyliği’ne imparatorluk yolunu açan devlet Bizans’tır. Bizans, o sıralarda Paleolog ve Kantakuzen adlı iki imparator adayının rekabetini yaşamaktadır. Kantakuzen, Orhan Bey’den yardım ister. Orhan Bey de kızı Theodora ile evlenmek karşılığında destek verir, Gelibolu’dan da bir kale alır. Orhan Bey’in birinci eşi de Yarhisar Tekfuru’nun kızı Holofira’dır. Orhan Bey, Paleolog’un da bacanağı olacaktır.

Bayezit’e Türk beyleri ihanet etti

“Resmi tarih”in üzerinde yeterince durmadığı konulardan biri de ünlü Ankara Savaşı’dır. Doğu Türklerinin hükümdarı Timur ile, gittikçe büyüyen ve liderliğe doğru yürüyen Osmanlı Beyliği’nin, yani Batı Türklerinin hükümdarı Yıldırım Bayezit’i karşı karşıya getiren bu savaş, sadece Anadolu’nun değil Bizans’ın yazgısını da çok yakından etkilemiştir.

Yıldırım Bayezit, Timur’la savaşmak için Bizans kuşatmasını kaldırmış, böylece İstanbul’un fethi yarım yüzyıl gecikmiştir.

Ayrıca Anadolu çok uzun süre kargaşa içinde kalmış, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşu da yarım yüzyıl gecikmiştir.

Ne yazık ki Îslamcı-Türkçü “resmi tarih” anlayışı, Müslümanlar arası çatışmaları örtbas etme eğiliminde olduğu gibi, Türk beyleri arasındaki rekabeti de tarihin stratejik öğelerinden biri olarak ele alma eğiliminde değildir.

Oysa Türk-İslam tarihinin en önemli dönüm noktalarının bazıları Müslümanlar arasındaki mezhep ve devlet çatışmalarında ve Türk beyleri arasındaki kavgalarda yaşanmıştır.

Bu dönüm noktalarından biri de Ankara Savaşı’dır.

“Resmi tarih” görüşü, Yıldırım Bayezit’in yenilgisini çözümlerken, sisli hava, ordusunun küçüklüğü ve yorgunluğu, Timur’un ordusundaki filler gibi öğelere yer verir.Oysa asıl yenilgi nedeni, savaş sırasında, ordunun sol kanadında konuşlanmış olan Kara Tatarlar’ın Osmanlı’ya arkadan oklarla saldırması, sağ kanadında ise Aydın, Germiyan, Saruhan ve Menteşe kuvvetlerinin, Timur’un yanında yer alan beylerinin yanına geçmesidir. Ankara Savaşı Türk beylikleri arasındaki rekabet dolayısıyla yitirilmiştir.

Fatih İstanbul’u yağmalattırdı

“Resmi tarih” tarafından, Fatih’in İstanbul’u fethettikten sonra kenti yağmalattırmadığı öne sürülür. Bu doğru değildir. Fatih, İstanbul’u fethettikten sonra üç gün üç gece kente girmemiş, askerlerinin yağmalaması için beklemiştir. Kenti fetheden Osmanlı askerleri, bütün değerli eşyayı yağmalamış, bu arada fidye verebilecek zenginlikte olan Bizanslıları tutsak almıştır. Osmanlı – Türk “Batılılaşma” sürecinin kurumsal başlangıç noktası Fatih Sultan Mehmet’le olmuştur.

İlk devalüasyonu yapan Fatih Sultan Mehmet

Fatih Sultan Mehmet Osmanlı tarihinin ilk devalüasyonunu yapmış, yani paranın değerini düşürmüştür. Böylece merkezi yapıyı güçlendirmek ve genişletmek için gereken finansmanı sağlamıştır. Bilindiği gibi Osmanlı’nın paranın değerini düşürme yöntemine tağşiş deniliyor. Mağşuş yani tağşiş edilmiş sikke, ya küçültülmüş ya da içine bakır karıştırılarak gümüş gramajı düşürülmüş akçe. Tabii herhangi bir tağşiş işlemi yapıldığında Galata bankerleri derhal bu durumu fark ediyor ve Osmanlı parasının Batı devletlerinin altınları karşısındaki değerini düşürüyorlar; böylece devalüasyon ortaya çıkıyor.

Şevket Pamuk diyor ki, “Tağşişi en çok sevenler, merkeziyetçi ve reformcu Padişahlar. Osmanlı’da ilk tağşiş, Fatih Sultan Mehmet çocukken birinci kez tahta çıktığında yapılıyor. Sonra Fatih, her on yılda bir tağşiş yapıyor. Bir başka büyük tağşiş II. Mahmut zamanında yapılıyor örneğin.

“O zamanlar enflasyona karşı güvence sağlayan, faiz ve benze-ı i kurumlar yok. Bu nedenle sabit gelirliler yani esnaf ve yeniçeriler çok zarar görüyor. Bir tağşiş sırasında 1 duka altının değeri 18 akçeden 44 akçeye çıkartıldığında, yeniçerilerin maaşı günde 1 akçe. Bunun üzerine yeniçeriler Edirne’de bir tepede toplanıp olayı protesto ediyorlar ve maaşları günde 3,5 akçeye yükseltiliyor. Edirne’deki bu tepenin adı bugün de ‘Buçuk Tepe’.”

Yavuz, Alevi katliamını Kürt beyiyle yaptı

Osmanlı İmparatorluğu ile sürekli bir rekabet içinde bulunan İran’ın ünlü İmparatoru Şah İsmail’in, Anadolu’ya yolladığı dervişlerle Aleviliği yaydığı ve bu mezhebin yayılmasını  siyasal açıdan sakıncalı gören Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran’a kadar Alevi kellesi keserek yürüdüğü bilinir ama bu katliamı, müttefiki Kürt Beyi İdris-i Bitlisi ile birlikte yaptığına değinilmez. Yine bu bağlamda, Kuyucu Murat Paşa’nın Celali İsyanları’nı bastırırken, kellelerini keserek kuyulara doldurduğu binlerce kişinin Alevi-Bektaşi olduğundan pek söz edilmez. “Resmi tarih”, Celali İsyanları’nın dinsel mezhepsel özellikleri üzerinde pek durmaz.1826’da yeniçeriler ortadan kaldırılırken Bektaşi tekkeleri de kapatılır, Bektaşi babaları sürülür. Alevi-Bektaşi cemaati zulme uğramış ama “resmi tarih” bunu görmezden gelmiştir. (Not:  Ermeni katliamını da Kürtler yapmıştır. Herşeyi Türklerin üzerine atma kolaylığından artık vazgeçilmeli BAKINIZ 1BAKINIZ 2. B. Pakman).

Osmanlı insan yaktı

Adının önünde bir de profesör unvanı bulunan bir zat, televizyonda, izleyenlerin gözünün içine baka baka, “Hıristiyanlar, Engizisyon mahkemeleri kararıyla çatır çatır insanları yakarken, Osmanlılar kimseyi inançlarından dolayı yakmamıştır”, diyordu. Oysa ne yazık ki Osmanlılar da inançlarından dolayı Hurufileri, üstelik de din adamlarından fetva alarak yakmışlardı.

Osmanlı halkın Müslüman olmasını istemedi

“Osmanlı emperyalist değildi” söylemlerine bakmayın. Savaşlardan sonra yapılan antlaşmalardaki yıllık ödemeler, Hıristiyanlardan adam başına alınan cizye adlı vergi hep bu emperyalizmin göstergeleridir. Alacağı haraç azalmasın diye, üretime ve yönetime hiç müdahale etmiyor, yerel yöneticilerden birini halkın başına geçiriyor, cizyeden dolayı da, kitleler halinde Müslüman olunmasını istemiyordu. Yoksa şimdi tüm Balkanlar Müslüman olacaktı.

Ermenistan’ın başkenti Erivan Türk şehriydi

Nadir Şah’ın ölümünden sonra bağımsızlıklarını ilan eden öteki Azerbaycan hanlıklarıyla birlikte Erivan da bağımsız bir Türk beyliğinin merkezi olmuştur. Erivan kentinin nüfusu 1897 yılında 29.000 kişiye ulaşmıştı. Bu nüfusun yüzde 52’si Türktü. Bu oran 1905 yılından itibaren, Ermeni terörü sonunda sürekli olarak azalmıştır. 1932 yılında bile Erivan kentinin 100.000’i aşan nüfusu içinde Türkler yüzde 6.3’tür. Daha geniş açıklama için TIKLAYIN.

Kurtuluş Savaşı’nın komutanları hilafetçiydi

Cumhuriyet dönemi “resmi tarih” anlayışı genellikle Kurtuluş Savaşı’na katılan herkesin cumhuriyetçi oldukları gibi bir izlenim yaratmıştır. Oysa bu izlenim doğru değildir. Mustafa Kemal’in silah arkadaşları, yani Kurtuluş Savaşı’nın kahraman komutanları, onun cumhuriyetçi eğilimlerini sezdikçe, hilafetten yana koydukları tavırlarını belirginleştirmişler ama büyük zafer karşısında cumhuriyete istemeyerek de olsa boyun eğmişlerdir.

Günümüzdeki Ermeni Soykırımı iddialarının ardında Ermeni Diasporası vardır

Yunanca “dağılma” demek olan Diaspora teriminin iki anlamı var: Birinci olarak, tarihin eski dönemlerinde, Babil sürgünüyle ülkelerinden kovulmuş olan Musevilerin dünyaya yayılma olayını belirtiyor. İkinci olarak da yabancı ülkelerde yaşayan Musevilerin oluşturduğu cemaatlerin toplamı anlamına geliyor. Musevi diasporası, dinsel-geleneksel olarak Musevilerin, tek tanrılı dinlerini tüm insanlığa yaymak için Allah tarafından bütün dünyaya dağıtıldığına ve bir gün kendilerine Allah tarafından “Vaat Edilmiş Topraklar” olan İsrail’e döneceklerine inanır. Bu inanç sonunda, İkinci Dünya Savaşı’ndaki soykırımın bedeli olarak, İsrail Devleti kurulabilmiştir.

Diaspora sözcüğünün temelinde “topraksızlık” anlayışı yatar. İşte Ermeniler, Ermenistan dışında yaşayan ve çoğunluğu Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarından göç etmiş soydaşlarını Diaspora diye tanımlarlar. Katliam, Arapça kökenli, “öldürmek” anlamına gelen “kati” ile yine Arapça, “umum”dan gelen ve “genel” demek olan “âmm” sözcüklerinin birleşmesiyle oluşan, tarihsel olarak zaptolunan bir yerin tüm halkını kılıçtan geçirerek öldürme anlamını taşıyan bir kelimedir. Mukatele, Arapça kökenli “kati” sözcüğünden türetilmiş, “karşılıklı öldürme” anlamına gelen bir kelimedir. Şimdi tarih felsefesi açısından bu sözcükleri kullanarak bir çözümleme yapalım: İlk ve orta çağlarda tüm imparatorluklar, yani devletler din esasına göre örgütlenmiş olduklarından, bunlar arasındaki bütün savaşlar ve kendi tebaaları olan farklı dinden ve mezhepten insanlara uyguladıkları yok etme yöntemleri, çağdaş bir kavram olan soykırım tanımına ancak çok büyük bir zorlama ile sokulabilir. Ama böyle bir teşhis, tarih felsefesi açısından tarihi saptıran bir teşhis olacaktır.

Bu nedenle de tarihin doğru bir yorumu olarak kabul edilemez. Çünkü o zaman, Haçlı seferleri, II. Ferdinando’nun, İspanya’daki Museviler ve Müslümanlar politikası sonucu onları öldürmesi ve göçe zorlaması, önce Portekizlilerin ve İspanyolların, sonra da Amerikalıların Güney ve Kuzey Amerika kıtalarının yerlilerini (Inkalar, Aztekler, Kızılderililer) yok etme çabaları, Fransa’daki San Bartelemiy katliamı da, çağdaş bir kavram olduğu için o dönemler açısından geçerli olmayan, soykırım diye tanımlanabilir.

Ama bu tanımlama da yanlış olacaktır. Çünkü o dönemdeki tüm devletlerarası ilişkiler ve savaşlar, ülkelerin farklı din ve mezheplerdeki tebaalarına uyguladıkları baskılar, ya din ya da milliyet esasına göre yapıldığından, bu tanıma girmeyen hiçbir savaş ve toprak işgali hemen hemen yoktur. Aynı mantık, yani tarihin aynı yorumu, Osmanlı imparatorluğunun katıldığı ve yenilerek yok olduğu Birinci Dünya Savaşı sırasında, imparatorluğun savaştığı devletler arasında bulunan Ruslara yardım etmek için ayaklanan ve Rus orduları ile birlikte çevrelerindeki Türkleri ve Kürtler’i katleden Ermenilere karşı imparatorluğun uyguladığı tedbirler için de geçerlidir.

12 Eylül

12 Eylül yönetiminin en önemli ideolojik özelliği, tüm baskıcı önlem ve yöntemleri Atatürkçülük adına uygulamaya koymasıydı.12 Eylül yönetiminin bu tutumu, ülkedeki demokrat, liberal, solcu, ilerici, Kemalist ya da Atatürkçü pek çok düşünürün, yazarın Kemalizm’e ya da Atatürkçülüğe düşman olmasına yol açtı. İstiklal Marşı’nın ve Nutuk’un cezaevlerinde zorla okutulması, Atatürk düşmanlığını körükledi ve kurumlaştırdı. 12 Eylül yönetimi, ideolojik olarak bugünkü Atatürk düşmanlığının ve ikinci Cumhuriyetçiliğin temellerini attı, pek çok solcu ve liberal aydının, demokrasi adına, Atatürk karşıtı cephede, dinci ve şeriatçı kesimlerle ya da etnik ayrılıkçılıklarla buluşmasına yol açtı.

Kaynak:  Emre Kongar, Tarihimizle Yüzleşmek, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2006.

Yukarıdaki görüşler yazarına aittir. Bülent Pakman Ocak 2011. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Osmanlı Devleti dizimiz

Twitter Widgets Facebook Widgets

IMG_2080Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Tarihimizle Yüzleşmek için 4 cevap

  1. Ayberk Ç dedi ki:

    sitenizde yayınladığınız yazılara söyle bir göz gezdirdim ilham aldığız ya da yazılarınızı paylaştığınız kişilerin art niyetli insanlar olduğunu düşünüyorum. her yazıda müslümanlığa ve türklerin onu kalbi ruhiyesinde benimseyip özümsemesine bir kulp bulunmustur yada farklı tarzda yorumlamnıstır.türklerin islamiyetten önce büyük milet oldukları malum islamiyetin nuruylada yücelip sancağı araplardan alan bu yüce millet hiçbir zaman dısarıdan yıkılamadığı gibi 2000 yıl öncesi olan içten çökertmelere şimdide aynen devam edilmektedir.feyz aldığınız kişileri doğru seçin ya da bakış açınızı biraz değiştirin. kimse kimseye kılıç zoruyla bir dini ya da düşünceyi benimsetemez aksi halde o düşünce daha kararlı bir şekilde vucut bulur.düşünün ki yeryüzünde bir millet olsun binlerce yıllık bir medeniyete sahip suan 7 devleti varolan 2 lehçe 41 farklı kolu olan bir dili ve islamı kendisiyle özlestirmiş esareti asla benimsmeyen kendine kefen biçene kefen giydiren yiğit dostlarına güven düşmanına korku salan bir millet işte tarihin en eski çağların da başlayıp 1040 da islamla şereflenen bu yüce millet kutsal toprakları sevk ve idare edebilen (mekke medine) selçuklular osmanlılar memlukler ve ihşidler türklerdir burada yüce allahın bir delili yatmaktadır buraları sadece türklere nasip etmiş ve dünyanın nerede ezilen halkları varsa gönlü bol mert bu millet yardımına kosmus deyim yerindeyse allahın askerleri bu türklerin bir mensubu olmaktan seref duyarım.işte bu düşüncede olan benim gibi türk gençlerini dinsizlestirmek ahlaksızlastırmak ve de avrupalılastırmak adına oynanan oyunarı aksam tvden bile seyredebiliyoruz.sadece son 50 yıla baktığımızda türk siyasetine yön verenler türkiyede sol (chp) gibi mesnetsiz bir parti 50 yıldır olduu gibi yerinde iken milliyetçi sağ(muhafazakar) partiler bölündükçe bölünmüştür
    bu ülkede yabancılar için milliyetçi kesimle muhafazakar kesimi ayırmaya çalısan bu güç artık son kozlarını açıkca oynuyor bugün vatanperver gibi görünen insanların ne mal olduğu ortada son sözüm inşaat mühendisliği ile ilgili yazılarınızı okudum sizi takdir ettim ama sizi gibi kariyer sahibi bir insanın daha dikkatli olmasında kendine daha gerçekçi milletini seven içinde allah korkusu olan insanları rehber edinmesinde fayda görüyorum saygılarımla. NOT (yukarıdaki konuyla alakalı olmayabilir yazılarınıza genel bir değerlendirmede bulundum)

    • bpakman dedi ki:

      Feyz aldığınız kişileri doğru seçin ya da bakış açınızı biraz değiştirin, daha dikkatli olun şeklindeki talimatlarınız not edilmiştir. Genelde şeyh, şıh, hacı, hoca, hocaefendi gibilerinden feyz alınıyor. Öyle mi yapsak acaba 63 yaştan sonra? Buradan İran’a vizesiz gidiliyor. Oradaki mollardan mı feyz alsak? Ancak bunları yapmam imkansız. Zira bütün bu bahsettiğim rantçı takım kendilerinden feyz almaya gelenlere siz düşünmeyin, aklınızı kullanmayın, ben sizin için düşündüm ben ne diyorsam ona inanın, akla bakmayın, nakle bakın diyorlar.

      Hayatımda hiçkimseye düşünceleri ve dünya görüşü konusunda talimat vermeyi bırakın, tavsiyede dahi bulunmadım. Allahıma çok şükür feyz aldığım hiç kimse de yok. Zira Allah bana kendi aklımı kullanmayı emrediyor. Alıntı yaptığım yazılardaki görüşler, düşünceler o kişilere aittir. Onların hepsinin doğru olduğu iddiasında da değilim. Yapmışsam onlarla ilgili yorumlar benim akıl yürütmemin sonucudur.

      Burası özel ilgi alanlarımı yansıtmaktadır. Tamamen-kısmen beğenilir-beğenilmez. O beğenen-beğenmeyen de kendi dünyasını anlatan blog oluşturursa biz de ondan yararlanabiliriz-yararlanamayabiliriz.

      • Ayberk Ç dedi ki:

        tabikide kimse kimseye düşünceleri ya da fikirleri hususunda yargılamada bulunamaz ancak madem burada bir bilgilendirme platfomu olusturmussunuz yazılarınız da o derece nesnellikte olmalıdır .Merakınızı anlıyorum ve de takdir ediyorum ama unutmayın ki bu düşünceleri okuyup inanan binlerce insan var.feyz alma işine dönersek hiçkimse bir başkasına zorla bir düşünceyi dikta edemez buna inanın çünkü herkesin aklı var,zira bu millet kurtulusu ne irandaki mollada ne rusyada ne de amerikada bulacaktır burada size katılıyorum kendi içindeki cevherlerde saklıdır ama unutmayın ki ileriyi görebilen yüce sahsiyetlerin söyledikleri sözlerde küpe olmalıdır kulaklara.bu böyle olmamısmıdır tarihtede.sizi tekrar tebrik eder araştırmalarınızı genişletmeniz farklı düşüncelere mensup insanlara da yazılarınızda yer vermenizi istirham ederim.(ayrıca dikkatli olun ,bakıs açınızı değiştirin derken kesinlikle bir tehdit içermekten uzak sadece dar bir pencerenden bakmak diğer hakikatleri görmeye engeldir bunu dmek istemiştim yanlıs anlasıldıysam özür dilerim, yoksa o densizlikte bir insan değilim)

      • bpakman dedi ki:

        Bilgilendirme platformu değil. Sadece blog. Diğer blogçuların yaptığı gibi kendime ait dünyanın yansıtılması. Ana sayfada belirttiğim gibi biraz da farklı, değişik bakış açılarıyla. Herkesin yaptığından farklı şeyler yapmayan sıradan insan olur. Ben öyle yapmamaya çalışıyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s