Anadolu’da Okuyan Gençler

Bu yazı Binnaz Toprak (Proje Sorumlusu), İrfan Bozan, Tan Morgül, Nedim Şener tarafından hazırlanan “TÜRKİYE’DE FARKLI OLMAK  Din ve Muhafazakarlık Ekseninde Ötekileştirilenler” (Metiş yayınları, Mart 2009) araştırmasından aktarılmıştır.

Araştırmacılar bu bölümde üniversitelerde okuyan gençlerin Anadolu’da karşılaştıkları baskıları ele alıyorlar. Araştırmanın en çok düşündüren konularından birini üniversiteli gençlerinin anlattıkları teşkil ediyor.

Üniversiteler, tanımları gereği, bulundukları kentin dışından da öğrenci alan ve her türlü aykırı düşüncenin, kimliğin ve yaşam tarzının var olabilmesine imkan tanıyan yapılar. Oysa, araştırmacıların gittiği Anadolu kentlerinde uzun saçlı ya da küpeli erkek öğrencilerden “Atatürkçü” ya da “solcu” gençlere, Kürt kökenlilerden Alevi öğrencilere kadar farklı kimliktekilere karşı uygulanan baskı ve sindirme gerçekten kaygı verici.

Eğitim sisteminde ilk ve orta öğrenimde vurgulanan disiplin anlayışı ve ders kitaplarının içeriğinin yaratıcılığa olanak tanımaması gibi sorunlar bir yana, yüksek öğretimde bile, birkaç üniversite dışında, gençliğin özgür davranabilme ve düşünebilme yollarının tıkanmış olmasının, insan sermayesinin bu denli öncelik kazandığı bir dünyada Türkiye’nin en önemli sorunlarından birini oluşturduğu kanısındalar araştırmacılar.  

Araştırmacılar Türkiye’de gençlerle ilgili yapılan kamuoyu araştırmalarında ülkenin geleceği açısından alarm veren bir olguya dikkat çekiyorlar. Bu da kentli ve eğitimli başta olmak üzere gençlerin azımsanmayacak bir oranının, imkan bulsalar yurt dışında yaşamayı düşlemeleri. Böylece Türkiye’de, zaten düşük oranlardaki yüksek eğitimli gençlerin yabancı ülkelere göçünün ülkenin ihtiyacı olan insan sermayesinin daha da daralması anlamına geleceğine işaret ediliyor.

Bu araştırmada da gidilen kentlerdeki öğrencilerin yaşamları hakkında anlattıkları, “beyin göçü” olasılığının ciddiye alınması gerektiğini gösteriyor. Bu öğrencilerin tümü en kısa zamanda üniversiteden mezun olmak ve daha rahat yaşayabilecekleri büyük kentlere ya da “Batı”ya gitmek istediklerini söylüyorlar. Adapazarı’nda bir öğrenci “yeniden sınava hazırlanıyorum, umarım kazanırım da giderim buradan” diyor.  

En yakın arkadaşı bir yıl önce tekrar sınava girip İstanbul’da bir üniversiteye gitmiş. Trabzon’da görüşülen öğrenci, “Trabzonlu arkadaşlarıma soruyorum, mezun olunca burada kalmak isteyen var mı diye, neredeyse hiç kimse yok, Trabzonluyu bile kaybediyor Trabzon” diyor.

Malatya’da görüşülen öğrenciler, üniversite kampüsüne geldiklerinde “bambaşka bir ülkede yaşıyorsunuz gibi hissediyorsunuz” demişlerdi.

Bu “bambaşka bir ülkede yaşıyorsunuz gibi hissetmek” cümlesi gençlerin özlemlerinin de özeti gibiydi. Sokaklarını, caddelerini, konser salonlarını, eğlence mekanlarını sinema, internet ve televizyon aracılığıyla tanıdıkları, gençlerin üzerinde baskı olmadan özgür giyinip özgür yaşadıkları, fikirlerini özgürce savunabildikleri, bulundukları ortamdan “bambaşka” ülkeler.

Goldman Sachs’ın düzenli olarak yayınladığı küresel ekonomiyi mercek altına alan raporlarda, 2050 yılında küresel ekonomide önemli aktörler arasında yer alacağı hesaplanan on bir ülkeden biri de Türkiye. Ancak Goldman Sachs ekonomistleri, Türkiye ekonomisinin bu konuma gelebilmesinin en önemli koşullarından birinin insan sermayesi olduğunu belirtiyorlar. Bu ise, Türkiye’nin eğitim sistemini yeniden düzenleyebilmesine, genç nüfusa eğitim olanaklarını genişletebilmesine bağlı gözüküyor.

Anadolu’da gençler, bir yandan internet ve televizyon aracılığıyla kendi dışlarındaki dünyanın renkli ve özgür ortamıyla tanışırken, diğer yandan yaşadıkları kentlerin kendilerine sunduğu kısıtlı imkanlarla yetinmeye çalışıyorlar.

Kendilerini ifade edebilmek, fikirlerini savunabilmek, karşı cinsle ilişki kurabilmek, istedikleri gibi giyinmek, istedikleri tercihleri yapabilmek, yeteneklerini geliştirmek, seyahat etmek, genç olmanın heyecanıyla maceralara atılmak, gezmek, eğlenmek için yaşadıkları kentler onlara pek olanak sunmuyor. Her an gözaltında tutuldukları, giyimlerinden yaşam tarzlarına kadar her davranışlarının kısıtlandığı, muhafazakârlığın baskısı altında bunaldıkları kentlerde yaşıyorlar. Bu açıdan bakıldığında, anketlerdeki sonuçlar şaşırtıcı değil.  

Özgür bir ortamın var olmadığı Türk eğitim sisteminin, hem ilk ve orta öğrenimdeki öğretmenlerden hem de üniversitelerde görüşülen öğrencilerden anlaşılan kadarıyla, dini cemaat faaliyetleri ve yönlendirmesine açık olması bu konudaki kaygıları daha da arttırmakta.

Alevi gençlerin karşılaştıkları sorunlar, genç kızlara yöneltilen toplumsal baskıyı ve maddi yetersizlikten cemaat evlerinde kalan öğrencilerin kontrol altında tutulan yaşamları araştırmanın diğer bölümlerde ele alınmıştır.

Görüşülen gençlerin hemen hemen tümü, Anadolu’daki üniversitelerde eğitim gören kız ve erkek öğrenciler. Bir kısmı aynı kentte doğup büyümüş, bir kısmı ise okudukları üniversiteye başka kentlerden gelmiş.  

Kayseri’de, gençlerin buluştukları bir türkü evinde konuşulan erkek öğrencilerden biri, eskiden uzun olan saçlarını kestirtmiş, küpesini çıkartmış. Mahallede, sokaklarda, otobüslerde karşılaştığı kişilerin kendisini durdurup, “ulan, annene benzeyeceğine babana benze” türü baskılarından bıkmış.

Gidilen kentlerin neredeyse tümünde erkek öğrencilerden dinlenen en belirgin şikayetlerden biri top sakal, uzun saç ve küpeye gösterilen tepkiler. Sokakta, otobüste, kampüste laf atılıyor; ‘Top musun, tüfek misin?”, ya da yukarıdaki alıntıda yer alan “ulan annene benzeyeceğine babana benze” türü hakaretlere maruz kalıyorlardı. Kayseri’de bir türkü evinde görüşülen uzun saçlı bir genç, otobüslerde ” kız mısın, erkek misin” sorusuyla sık sık karşılaştığını, o nedenle bere takıp saçlarını gizlediğini söylüyor.

Hatta kimi zaman hayatlarına bile kastedilebiliyor. Trabzon’da bir üniversite öğrencisi, ders çıkışı evine gitmek için otostop yapmış. Arabasına bindiği kişi, “sakala bak, senin baban da kim bilir nasıldır?” demiş, öğrencinin sert cevabına sinirlenen araba sahibi silah çıkartmış. Aralarındaki tartışma “iyice saçmalaşmış”, sonunda “sizin gibileri temizlemek lazım” eşliğinde arabadan indirilmiş. Kayseri’de görüşülen bir genç, Alevi bir arkadaşının top sakalı ve uzun saçı nedeniyle burnunu kırdıklarını anlatıyor.

 

Bunun gibi uç örnekler çok sık yaşanmasa da, farklı kılık kıyafete yönelik tavırlar konusunda hikayeler sık sık duyuluyor. Erzurumlu bir üniversite öğrencisi renkli tişörtler giydiği için mahallesindeki gençler tarafından” tartaklanmış”, bir daha “böyle giyinmemesi” konusunda uyarılmış.

Erzurum’da CHP il örgütünde aktif uzun saçlı genç bir erkek, annesinin bile kendisini “gavur” olarak algıladığından, eve komşularını çağırdığında “çıkıp gitmesini” istediğinden bahsediyor. On altı yaşındaki bir lise öğrencisi, en yakın arkadaşı küpe takacak olsa kendisinden “soğuyacağını” ifade ediyor.

Türkiye’nin Batı kentlerinden Anadolu’nun daha muhafazakâr bölgelerine üniversite eğitimi için gelen gençler, yaşam tarzlarını değiştirmek zorunda kaldıklarından bahsediyorlar. Adapazarı’nda görüşülen bir üniversite öğrencisi, bir yaz günü aynı evde birlikte kaldığı arkadaşlarıyla balkonda yemek yerken kapıya polis gelmiş, haklarında şikayet olduğunu bildirmiş. Şikayet konusu balkonda şortla oturmalarıydı. Karşı komşuları hanımlar şortla dolaşan gençler yüzünden balkona çıkamadıklarını söylemişler. Polisin “ricası”, içeride yemek yemeleri şeklinde olmuş. İlk anda şoke olduklarından hiçbir şey söyleyememişler. Ancak, mesajı almış görünüyor. Adapazarı merkezinde genç kadınların rahat rahat mini etek giyemeyeceklerini, genç erkeklerin kolay kolay şortla dolaşamayacaklarını ifade ediyor, “kendi evinin balkonuna bile şortla çıkınca” müdahaleye “hazırlıklı olmak” gerektiğini belirtiyor.

Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi’ne Trakya bölgesinden gelmiş bir kız öğrenci kente ilk geldiğinde Öğretmen Evi’nde kalmış. Bir gün bahçede otururken “farkına varmadan” beli gözükmüş, herkesin bakışını üstünde hissetmiş, henüz ne olduğunu anlamadan yaşlı bir bey “kızım, doğru düzgün giyinsene” demiş.

Malatyalı olan ve İnönü Üniversitesi’nde okuyan bir kız öğrenci, sokakta bir arkadaşıyla yürürken yaşlı bir adam yanlarına yaklaşmış, “kızlar, utanmıyor musunuz bu etekleri giymeye, zaten saçınız, başınız da bir tarafta” demiş. “Donup kalmışlar”. Üstelik giyimleri “aşırı rahat” değilmiş. Malatya’da yaşamanın ne kadar zor olduğunu, bu olaydan sonra etek giymekten korktuğunu ekliyor. Sivas’ta görüşülen üniversiteli genç kız ve erkekler şehirde dolaştıklarında kıyafet ve görünüşleri nedeniyle mahalle “delikanlıları”nın sözlü tacizine uğradıklarından şikayet ediyorlar.

Tahammülsüzlükle sadece sokakta ya da mahallede değil, üniversite kampuslarında da karşılaşılabiliyor. Anadolu’nun birçok üniversitesinde görüşülen farklı kimlikteki öğrencilerin en çok şikayet ettikleri konu, kendilerini “ülkücü” olarak tanımlayan gençlerin yaşam tarzlarına müdahaleleri.

Çeşitli üniversitelerde görüşülen pek çok öğrenci, üniversite yurt ve kantinlerinin “ülkücü reisler” tarafından kontrol edildiğinden, kendilerine karşı çıkan farklı kimlikli öğrencilere baskı ve şiddet uyguladıklarından şikayet etmişlerdir. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde görüşülen bir öğretim üyesi, “burada öğrencilerimizin üzerinde vatanın sadece kendilerine ait olduğunu zanneden ülkücülerin baskısı var” diyor. Örneğin, erkek öğrencilerin küpe takması “ülkücülerin” küfür ve hakaretlerine neden oluyor. Dinledikleri müziğe ya da okudukları kitap ve dergilere tepki gösteriliyor. Erzurum’da görüşülen Diyarbakırlı bir öğrenci, fakülte kantinlerinde fazla olay olmadığını, baskıların asıl yurtlarda ve özellikle gece meydana geldiğini söylüyor. “Adamı yataktan kaldırıp, dövdükleri oluyor” diyor. Bu tür şiddet uygulayanların yurttan öğrenciler olmadığını, üniversite dışından kişilerin yurtların önüne arabayla gelip gece yarısına kadar bekledikten sonra içeri girdiklerini anlatıyor.

Erzurum’da Atatürk Üniversitesi’nde öğrenim gören Tuncelili bir genç, sol grupların müziğini dinlediği için dayak yemiş. Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okuyan bir genç saçlarını jöleliyerek kabartmış, uzun favoriler bırakmış, yeşil bir kazak giymiş. Bu saç ve kıyafetiyle “ülkücülerden” çok küfür işittiğini, ancak bunlara karşılık vermediği için şimdilerde kendisine dokunmadıklarını belirtiyor.  

Adapazarı Atatürkçü Düşünce Derneği üyesi üniversiteli bir genç, top sakalı ve küpesinden dolayı yurtta “ülkücülerin” sözlü tacizine ve baskısına maruz kaldığından bahsediyor. Aydın’da görüşülen bir öğretim üyesi, kız öğrenciler arasında mini etek ya da biraz dekolte giyenleri, “ayağınızı denk alın, buranın namusu bizden sorulur” diye tehdit eden” ülkücü” grupların olduğunu söylüyor.

Erzurum’da Atatürk Üniversitesi’nde kendilerini “solcu” olarak tanımlayan öğrenciler, yurtta her yaptıklarının izlendiğini, dinledikleri müzik, okudukları gazete ve kitaplarla hedef olduklarını anlatıyorlar. Örneğin Cumhuriyet gazetesi okuyan bir öğrenci, gazetesini başkalarının okuyabilmesi için masa üstüne bırakmış, döndüğünde parçalanmış olduğunu görmüş. Çevresindekilere kimin yırttığını sorduğunda, “yırtılmasını istemiyorsan bu gazeteyi okumayacaksın, ya da kimseye göstermeden dolabında saklayacaksın” cevabını almış.

Diyarbakırlı bir öğrenci, popüler kültür dergilerinden birini okuduğu için uyarılmış. Günlük gazetelerden bazılarını yurda getirenlerin kavga etmeyi göze almaları gerektiğini düşünüyorlar.  

Erzurum’da görüşülen CHP il yönetiminden bir hanım, Atatürk Üniversitesi öğrencisi Sivaslı bir gence üniversitedeki “ülkücüler” tarafından dayak atıldığını, olaya müdahale ettikleri halde sonuç alamadıklarını anlatıyor. Bu genç, Erzurum’da sığınabileceği tek yer olan CHP İl Merkezi’ne gelmiş. “Oğlum, ne oldu?”diye sorduğunda, “abla beni MHP’liler dövdü” demiş. “Neden dövdüler, bir şey mi yaptın?” sorusuna “yok, abla, bana dediler ki ‘hem Sivaslısın, hem Alevisin, hem de solcusun, başka alternatifin yok, yiyeceksin bu dayağı’” cevabını vermiş. CHP yönetimi olarak üniversiteye gitmişler. CHP İl Başkanı “iri yarı” biriymiş. Kantinde “reis” masaları varmış. Yumruğunu masalardan birine vurup “bir daha bu çocuğa dokunursanız, sonunuz olur” demiş.

Aradan zaman geçtikten sonra bu öğrenciye “çarşıda” rastlamış. “Abla beni gene dövdüler” demiş. Karakola gittiğini, ancak polislerin “hiçbir şey yapmadıklarını” anlatmış. “Oğlum,” demiş kendisine, “okumak istiyorsan rahat dur, hiç kimsenin etlisine sütlüsüne karışma, burası Erzurum, bir gün seni kaybederler.” Okumasını, kaleminle bir yerlere gelmesini söylemiş. “Ama nasıl?” diye soruyor. “Koymuyorlar ki gelsin”.

Üniversite yönetimlerinin bu tür eylemlere karşı önlem almadığı, hocaların bu işlere müdahale etmediği de şikayetler arasında. Bu şikayetler Atatürkçü Düşünce Derneği üyesi gençlerden “solculara”, Kürt kökenlilere, ya da küpe takan, uzun saç bırakan, renkli tişört giyen öğrencilere kadar değişik kimlikli pek çok gençten duyuluyor.

Trabzon’daki üniversite öğrencileri bazı öğretim üyelerinin düşünce yapısının da bu tip baskılara zemin hazırladığından şikayet ediyorlar. Örneğin, bir öğretim üyesinin derste açık açık ” bakın arkadaşlar, Türk’ten başka millet, Müslümanlıktan başka din tanımam, varsa farklı olan benim dersimden geçemez, çıksın” dediğini iddia ediyorlar.

Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde görüşülen bir öğrenci, üniversite yönetiminin de istedikleri gibi giyinip yaşamalarına müdahale ettiği kanısında. Kıyafet yönetmeliği uygulandığını, uzun saçlı öğrencilerin derslere giremediklerini belirtiyor. Bir keresinde ders bitiminde arkasına topladığı saçlarını açmış, öğretim üyesi saçlarının uzun olduğunu görünce bir daha dersine gelmemesini söylemiş. Artık en arka sırada oturup, göze batmamaya çalışıyor. Ancak arkadaşlarının çoğu saç ve sakallarını kesmişler. Katıldığı bir siyasi eylem nedeniyle hakkında soruşturma açılan bir başkası, Disiplin Kurulu önüne çıktığında, ifadesini alan öğretim üyelerinin kendisine “git saçını, sakalını kes, öyle gel” dediklerini anlatıyor.

Ancak, herşeye rağmen, Anadolu üniversitelerinde eğitim gören öğrencilerin nefes alabilecekleri tek mekanın kılık kıyafetin esnek ve kız-erkek ilişkilerinin daha rahat yaşandığı kampuslar olduğu anlaşılıyor.

Sivas’ta bir kız öğrenci rahat ettiği tek yerin üniversite kampusu olduğunu söylüyor. Malatya’da İnönü Üniversitesi’ndeki ortam “kent merkezinden çok farklı olduğundan” öğrenciler zamanlarının çoğunu kampusta geçirdiklerini belirtiyorlar.

Aynı öğrenci, kız arkadaşıyla ancak gündüz saatlerinde buluşabildiğini, el ele gezdiklerinde “kötü kötü bakıldığını”, sinemaya gittiklerinde “kimse görmesin diye” en arka koltuklardan bilet aldığını söylüyor.

Trabzon’da bir öğrenci, kız arkadaşıyla ana caddede yürürken kafalarına bir minibüsten plastik şişe atıldığını, kendilerine “bu saatte böyle dolaşamazsınız” diye bağırıldığını anlatıyor. “Şort giyiyorum, keçi sakalım var, Trabzonlu gençler için direkt bir hedefim açıkçası” diyor.

Gidilen kentlerde gençlerin bir araya gelip eğlenebilecekleri mekanlar da kısıtlı. Adapazarı’nda bir üniversite öğrencisi, akşamları belirli saatlerden sonra dışarı çıkamadıklarını, gidebildikleri üç dört tane kafenin olduğunu, bunların da erken bir saatte kapandığını belirtiyor.

Hatta dinlediği yerel bir radyonun programının sunucusunun canlı yayında, üniversiteli bir genç kızı gece parkta otururken görüp “bu ne saygısızlık, bu genç yaşında tek başına sokakta ne arıyorsun?” dediğini anlatıyor. Sivas’ta konuşulan öğrenciler eğlence mekanları bir yana, kentte rahat dolaşabilecekleri parkların, gezilecek yerlerin bile olmadığından bahsediyorlar.

Turistik sahil ilçeleri olan Balıkesir’de bile benzer şikayetleri duymak şaşırtıcı. Üniversite öğrencileri, kentte canlı müzik yapan mekanlar olduğunu, ancak oralarda dahi, örneğin, dans edemediklerini belirtiyorlar. Düzenli gittikleri birkaç düzgün bar ve içkili mekan da kapanmış veya kapatılmış. Üniversitede danslı partilerin yapılmadığını söylüyorlar. Tüm bu imkansızlıklar nedeniyle, “toplanıp içmek ve muhabbet etmek isteyenlerin” bunu ancak evlerde yapabildiklerini belirtiyorlar. “Rahat edebilecekleri başka yerleri” yok.

Yukarıda verilen örneklerden anlaşılabileceği üzere, çoğu kentte evlerde bile eğlenebilmek mümkün gözükmüyor. Arada bir içki içebilmek ise iyice sorun. Adapazarı’nda bir öğrenci, bira şişelerini çöpe atarken kapıcıdan ve komşulardan gizlemeye çalıştıklarını, görünmesin diye gazete kağıdına sardıklarını söylüyor.

Trabzon’da bir öğrenci, başka bir kentten Beden Eğitimi Yüksek Okulu sınavlarına gelmiş ve Trabzon’un “hassasiyetlerini idrak edememiş” kız ve erkek öğrencilerden oluşan bir grubun, deniz kenarında içki içerken “takım elbiseli” kişilerin yanlarına gelip, “siz burada içki mi içiyorsunuz” diyerek gençlerin “üzerine yürüdüğünü”, araya girenlerin yardımıyla “dayak yemekten zor kurtulduklarını” anlatıyor.

Ancak, Eskişehir başta olmak üzere Aydın, Denizli ve nispeten Trabzon gençler açısından daha rahat. Özellikle Eskişehir’de Porsuk çayının kenarında gençlerin gidebileceği birçok mekan var. Eskişehir Sosyal Demokrasi Derneği Başkanı, Eskişehir’in İzmir’den farklı olmadığını, kız öğrencilerin kentte özgür davranabildiklerini belirtiyor.

Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı, kentteki konut modelinin öğrencilere göre de şekillendiğini, Eskişehir’deki öğrenci sayısının kent ekonomisi açısından önemli olduğunu, bunun bilincinin insanlarda değişim yarattığını, bu nedenle erkek ve kız öğrencilerin rahatlıkla bir arada vakit geçirebileceklerini belirtiyor.

Aydın’da bir gece gidilen içki içilebilen ve dans edilebilen bir türkü bar, hafta arası olmasına rağmen dolu. Öte yandan, daha muhafazakâr kentlerde farklı hayatların yaşandığı ve bu hayatlar birbirine değmedikçe sorun çıkmadığı da anlaşılıyor. Örneğin, Trabzon’da görüşülen bir kadın avukat, kendi çevresindeki genç kız ve erkeklerin rahatlıkla sosyal ilişkiler içine girebildiklerini belirtiyor.

Gidilen kentlerde öğrenciler arasında pek çok Kürt kökenli gence de rastlanıyor. Türkiye’deki Kürt sorunu başlı başına ayrı bir araştırma konusu gerekçesiyle bu araştırmanın kapsamına Kürt kimliği dahil edilmemiş. Ancak, Anadolu’da görüşülen Kürt kökenli öğrencilerin sorunları diğer gençlerin sorunlarından farklılaştığından bu raporda onların şikayetleri de aktarılmakta.

Aşağıda bahsedilen örnekler bu öğrencilerin anlattıklarıyla sınırlı kalmakta, Türkiye’deki Kürt kökenli vatandaşların sorunlar yumağını kapsamaktan uzak düşmektedir.

Kürt kökenli öğrencilere ancak birkaç kentte rastlanmıştır. Görüşülenlerin hepsi Güneydoğu illerinden bulundukları kente üniversite eğitimi için gelmişler. Geldikleri yörede aynı kökenden kişiler çoğunlukta iken, bu kentlerde ve özellikle okudukları üniversitelerde azınlıktalar.

Kente ilk geldiklerinde genellikle üniversiteye hazırlık için devam ettikleri Fethullah Gülen cemaatine ait dershanelerin yönlendirmesiyle cemaat evlerinde kalmış, bir kısmı ise üniversitelerin yurtlarına yerleşmiş. Ancak çeşitli baskılar nedeniyle her iki yerde de barınamamış, gittikleri üniversitedeki diğer Güneydoğulu arkadaşlarıyla kent merkezlerinde ev kiralamışlar.

Karşılaştıkları ayrımcılık, baskı ve hatta şiddeti kabullenmiş gözüküyorlar. Dayak yediklerinden, kendilerine küfür edildiğinden bahsederken olayı “fıkralaştırıyor”, neredeyse içgüdüsel bir refleksle kızgınlık yerine gülmenin psikolojilerini korumanın tek yolu olduğunu hissediyorlar.  

Üniversite kantinlerinde “Reis” olarak tanımlanan ülkücü liderlere ait kırmızı renkte bir masa olduğu, bu masalara diğer öğrencilerin oturamadıkları, kantinlerin ve binaların “nizamının Reis’lerden sorulduğu” ifade ediliyor. Ağız birliği etmişçesine üniversitenin “sağ” görüşün egemenliğinde olduğunu söylüyorlar.

Yukarıda örneklerini verdiğimiz bu kısıtlı yaşamların ve karşılaştıkları baskının görüşülen gençlerde bıkkınlık ve korku yarattığı, kendilerini güvencesiz gördükleri, istedikleri gibi yaşayamadıkları, görüşlerini rahatça ifade edemedikleri için rahatsız oldukları alenen hissediliyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s