İslam Ne Hale Getirildi?

SORU: New York’taki son terör olayından sonra birden Müslümanlık gündeme geldi. Müslüman ülkelerin gelişmemişlik gibi ortak bir özelliğini sanki aniden keşfettik. Şimdi Müslümanların niye gelişmediği tartışılıyor. Sizce neden Müslüman ülkeler gelişemedi?

Çünkü daha başta hukuk devletinden sapıldı. Hazreti Peygamber’in hemen vefatından sonra sapma başladı. Yanlış yorumlar yapıldı, yanlış örnekler yaşandı ve yanlış bir tarihi birikim oluştu. Bütün bu sapmalara rağmen, hiç değilse Abbasiler döneminde İslam âlemi gene de gelişmemiş değildir. Batı’yla kıyaslandığında gelişmişti. Ama sapma ve zulüm tam anlamıyla önlenemediği, hukuk devleti ve adalet sağlanamadığı için, İslam dünyası o teknik gelişmeye ve refaha rağmen Moğol istilasına karşı duramadı. Moğol istilası ve Haçlı seferlerinin sonucunda İslam dünyasında o maddi refah da kalmadı.

SORU: O olayların üzerinden 600 yıldan fazla zaman geçti. İslam ülkeleri neden bu kadar uzun bir süreçte hâlâ gelişemedi peki?

Osmanlı’nın kuruluş devrinden sonra Batı Rönesans ve reform hareketleriyle canlanma gösterirken ve coğrafi keşiflerle Amerika’ya giderken, İslam dünyasında bu kez bir başka dert gerilemeye neden oldu. Bu da hükümdarların, bir nevi din savaşı gibi gösterilen, aslında Ortadoğu hâkimiyetini ele geçirmek için savaşmasıydı. Amerika kıtasına gidemeyen, Avrupa’yla da ilişkisi iyi olmayan Osmanlı’nın bu savaşlar sonucunda İran’la da kültürel ve ticari ilişkileri kesildi, Doğu’yla rabıtaları tıkandı. Eğer İslam, bu sırada uyanıklık gösterip gerçek bir reform ve yeniden yapılanma gerçekleştirebilseydi, Avrupa ilerlerken, o gerilemezdi.

SORU: İslam dünyasında Batı’daki gibi bir Rönesans ve reform hareketi neden yaşanmadı peki?

İslamın temel ilkelerinde esasen şimdi de reforma gerek yok. Ama eldeki Kuran metninin doğru bilincine varılmalı. Bir de tabii İslam toplumlarında Batı’da olduğu gibi bir burjuva sınıfından da bahsedemiyoruz. Batı’daki reform, dini çatışmadan ziyade burjuvazinin feodaliteyle savaşının bir görünüşüdür. Oysa Moğol istilasından sonra Osmanlı’da katı bir merkeziyetçilik uygulandı. Avrupa’daki gibi feodallerin mahalli aydınları koruması, saraylarda kültür hareketlerinin yaşanması, rönesans hareketi olmadı. İslam âleminin diğer önemli parçası İran’da da Rönesans yaşatılamadı. Sonuçta İslam dünyası bugünkü acıklı hale düştü. Türkiye Cumhuriyeti de maalesef Rönesans’ı yapamadı. Eğer yapsaydı, bugünkü durumda olmazdık. Eğer bir kavim kendini iyiye doğru değiştirmezse, Gorbaçov’un deyimiyle yeniden yapılanmayı, perestroykayı sağlayamazsa, o kavim git gide bozulur. Bu sosyolojik gerçek, Kuran ayetleriyle belirtilmiştir.

SORU: Kuran’ın bir din kitabı olmasının yanı sıra, aynı zamanda toplumsal yaşam biçimini, yönetim tarzını belirleyen kurallar içermesi mi Müslüman toplumların yenilik yapmasına engel oluyor acaba?

Hayır. İncil, Tevrat da bunları içerir.

SORU: Hıristiyanlık, belki de Roma hukukunun içinde doğduğu için, toplumsal yaşam ve yönetim tarzını belirleyen kuralları pek içermiyor bildiğim kadarıyla.

Tabii hukuk kurallarının İslam’da yanlış anlaşılması, yorumlanması geri kalmamızın en büyük sebeplerinden biridir. Avrupa’da yanlış yorumlanmış dini kuralların üzerine çıkan, evrensel bakabilen Locke gibi tabii hukukçu düşünürler ortaya çıktı. İslam’da bunlar azınlıkta kaldılar. Oysa bu gibi görüşler başta çoktu ve tabii karşılanırdı. Ama bugün ‘ İslam kan ve kılıçla medeniyetleri mahveder’ görüşü telkin edilerek İslam âlemine bir eziklik, bir aşağılık duygusu aşılanıyor. İslam, devletler arası bir terör altında ezilmeye çalışılıyor. Ve bazıları bu telkinin etkisinde kalıp gerçekten de İslam kan dökmeyi ve acımasız olmayı gerektiriyor yanlışlığına sapıyor. Halbuki İslamiyet’te böyle bir şey yok. İslam’ı Mevlana değil de, Taliban niye temsil ediyor? Avrupalılar da kendilerine sormalılar bunu.

SORU: İslam sormamalı mı?

Biz de kendimize sormalıyız ama masonluğun kurulmasından itibaren Avrupa’da, ‘İslam dünyasının terör yatağı olduğu, İslam düşünürleri diye bir şey olmadığı’ söylenmeye başladı. İslam’la Avrupa arasındaki sulhun bozulmasında işin esası şudur. Avrupa’da Yahudilere Hazreti İsa’nın katili muamelesi yapılıyor, onlara zulmediliyordu. Yahudiler 1666’da Sabetay Sevi’nin mesih hareketiyle kurtulacaklarını sandılar. Ancak bu hareket fos çıkınca, bezginliğe düştüler ve ancak gizli bir örgütle kurtulabileceklerini düşündüler. Masonluk hareketini kurdular. O güne kadar kendilerine yapılmış olan zulmün sorumlusu olarak Katolikliği ve Müslümanlığı hedef aldılar. Müslümanlığı da hedef aldılar çünkü o sırada İslam hilafeti onların dönmek istedikleri Filistin devletini elinde tutuyordu. İşte bugün gene aynı sorun sürüyor.

SORU: İslamiyet’e geri dönersek, Müslüman bir toplum, yeni yaşam biçimlerini kendi dininin kurallarına karşı gelmeden benimseyebilir mi?

Çağın gerektirdiği yaşam biçimlerine karşı çıkan hiçbir kural ve ilkesi yoktur İslamiyet’in. Mesela kadının örtünmesi mübalağalı bir örtünme değildir. Örtünmek erkek için de vardır. Hatta Nur Suresi kadından önce erkek için edebe uygun örtünme emreder.

SORU: Saçını göstermeden başını örtmek mübalağalı bir örtünme mi?

Onlar sonraki yanlış birikimin sonucudur. Kuranı kerim’de böyle örtünme yok. Ama ben bunu söylediğim için ölüm tehdidi alır hale geldim.

SORU: Peki Kuran’a göre nasıl örtünmeli kadın?

İşte sizinki gibi. Sizin örtünmeniz İslami bir örtünme. Hatta boynunuz bile örtülü sizin. Boynunuzu da açabilirsiniz. Kadın vücuda sımsıkı yapışmamış, çok dar olmayan giysiler giymelidir. Çünkü erkek fizyolojisi bakışla tahrik olur. Kadın ise görmekle kolayca tahrik olmaz. Onun için erkeğin örtünmesi biraz daha hafif tutulmuştur. Kadının gögüslerini de örtmesi lazımdır. Göğüsleri dekolte bırakmamak için örtüsünü iki yandan bürünür. Kuranı kerimde örtünme bundan ibarettir. Yoksa kadının sesinin namahrem olması, iki gözünün dışında hiçbir uzvunun açıkta kalmaması, hatta Mekke’ye ve Medine’ye gittiğimde gördüğüm gibi bazı kabile kadınlarının gözlerine Mandrake gibi deri bir maske geçirmesi, bunların hepsi sonradan yanlış sapmaların bir sonucudur. Kuran’daki ayetleri yorumlarsak, İslam kadının yüzünü örtmesini, çarşafa bürünmesini, hatta saçının tek teli görünmeden başını örtmesini emretmiyor.

SORU: Geçenlerde Yaşar Nuri Öztürk bir televizyon programında ‘Fıkıhı aynen uygularsanız karşınıza Taliban çıkar’ dedi. Bu sözden, İslam hukuku olan fıkıhı aynen uygularsak Taliban gibi yaşayacağımız, bu yaşamı benimsemiyorsak fıkıhta reform yapmamız gerektiği sonucu çıkıyor. Öztürk’ün saptamasına katılıyor musunuz?

Eğer fıkıhı şeriatta olması gereken anlamda değil de, yanlış anlamda kullanıyorsak, Yaşar Nuri Öztürk’ün dediği doğrudur. Yerleşmiş fıkıhı yeniden tabii hukuka uygun hale getirmek gerekir. Yoksa fıkıhı bugün bizde de bazı mollaların anladığı gibi anlarsak, elbette ortaya Taliban çıkar. İslam hukuku el kesme, kadına ayırımcılık yapma, zina etti diye kadını veya erkeği yarı beline kadar gömerek taşlama değildir. Bunlar hep sonraki İslam’a aykırı zararlı birikimlerdir. Bu müzahrefatın, bu çöplüğün temizlenmesi lazımdır. Bu tarihi çöplüğün bir kısmını, mesela recm cezasını biz Yahudilerden devraldık.

SORU: İslam hukuku olan fıkıhta bir reform yapmak mı gerekiyor?

Reform yerine bir ‘öze dönüş’, bir ‘Rönesans’ dersek kendimizi daha iyi ifade etmiş oluruz. Çünkü reforma gerek yoktur, zira Kuranı kerim tabii hukukun nihai ve bozulmamış metnidir. Tabii hukuk değişmez, evrensel temel kurallardır. Bunlar adalet, eşitlik, hakkaniyet ve dürüstlük ilkeleridir.

SORU: Hıristiyanların reform dediğine biz ‘içtihat’ diyoruz. Müslümanlık için içtihat kapısı açık mıdır?

İçtihat kapısının kapanması diye bir şey yok ama fiiliyatta açık değildir.

SORU: Müslüman toplumların çok ciddi bir kadın sorunu var. Kadını toplumsal hayata sokamıyorlar. Müslümanlar kadını toplumsal hayata katmak için İslam’da ne tür değişiklikler yapmak zorundalar?

Kadın sorunu, dar anlamda İslam’dan doğan bir şey değil. Bu sorun, eşitlik ilkesinin bilincinde olunmamasından doğuyor. Yoksa bizim kitabımızda kadın, erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldı, şeytana uydu ve insanların büyük günahla lekelenmesine yol açtı, insanlık lanete kadın dolayısıyla müstahak oldu diye hiçbir şey yok.

SORU: İslam dini kadını ezmenin, erkekle eşit görmemenin dayanağı nasıl yapılıyor peki?

O tamamen safsatadan ibarettir. Hazreti Peygamber’in veda hutbesi özet le bir insan hakları beyannamesidir.

Ama bunu da ne hale getirmişler. ‘Kadınlarınız size itaat etmezse yaralamamak şartıyla hafifçe dövebilirsiniz’ gibi şeyler Kuran’a uyan şeyler değil. Kuranı kerim’deki dövmeyi de gene yanlış yorumluyorlar. Yanlış yorumlanan o kadar şey var ki. Kuran’ın bütünü içinde dövme diye bir şey yok. Ama ben bunu 1978’den beri anlatamıyorum.

SORU: Bu ülkede kalabalık bir din adamları kadrosuyla Diyanet İşleri Başkanlığı var. Oradaki din âlimleri bu gerçeği niye söylemiyorlar da, bir tek siz söylüyorsunuz?

Diyanet İşleri başkanlarının bazıları kötü birikim dolayısıyla benimseyemiyor. Bazıları da benim söylediğim bazı şeyleri anlıyor ama söylemeye hafifçe cesaret ettikleri takdirde hemen o kadar ağır hücumlara maruz kalıyorlar ki, hemen çevir kazı yanmasın yapıp, ben öyle söylemek istemedim diyorlar.

SORU: Ama aynı Diyanet İşleri Başkanı geçenlerde Mülümanlık’ta reform konusunun gözden geçirilmesini önerdi. Türkiye Müslümanlık’ta yapılacak reformlar için İslam âlemine öncülük yapabilir mi?

Yapamaz. Diyanet gerçekten özerk olmadıkça böyle bir reform olmaz. İyi anlamda reform bu birikimsizlikte olmaz. Diyanet İşleri Başkanı, izinsiz iyi şeyler söylerse, o zaman da o uluslararası örgütün, baskı grubunun İslam’a bir sempati uyanmasını engellemesiyle susturulur, derhal değiştirilir.

SORU: Diğer Müslüman ülkelerin dinde reform konusunda tutumları nedir peki?

İslam âleminde böyle bir Rönesans yani temel ilkelerde çağa uygun bir yeniden yapılanma konusunda ümit verecek bir yer yok.

SORU: Her dinin fanatikleri var. Ancak son zamanlarda Müslüman fanatikler bütün dünyayı ürkütecek olaylara karışıyorlar. Neden Müslüman fanatikler birden böylesine güçlendi?

İslam’ın içinden gelen böyle bir güçlenme yok. Ama İslam âlemi ‘medeniyet düşmanı, kanlı katiller’ diye ilan edildikçe, ezildikçe, sömürüldükçe, baskı altında tutuldukça, adaletin olmadığı yerde terör mikropları etkisini gösterir. Bu sebepleri ortadan kaldırmamız lazım. İslam terörle asla bağdaşmaz. Terör, İslam’da fesat suçudur ve cezalandırılır. Hiçbir amaç bize birisinin hayat hakkını hor görmemize hak vermez. Teröre başvuranlarla mücadele ederken de hukuk devleti ilkelerinden, adalet ve hakkaniyetten ayrılmamak gerekir. İslam bunu ‘Zarara zarar ile karşılık verme, İslam’da meşru kabul edilemez’ gibi ifadelerle düzenlemiştir. Ayrıca İslam’da öyle Müslüman olmayanlara karşı ebedi bir savaş ilanı, cihad gereği diye bir şey de yoktur. O da yanlış yorumlanan şeylerden biridir. Din yaymak diye bir şey yoktur. Bunu Kuran açıkça söyler. Dinde zorlama olmaz.

SORU: Bin Ladin gibi biri kendini İslam’ın lideri kabul edip cihad ilan edebiliyor.

Ama Bin Ladin de dışarıdan uyduruldu. Sonra öldürülmek istendiğinde, o da Saddam gibi diretmeye başladı. Sovyet tehlikesini yeşil kuşakla çevirelim diye Taliban’ı kim besledi, büyüttü? İslam’ın bilinçlenmesi, kendi gerçeğine sahip çıkması lazım.

SORU: Dinde zorlama olmaz dediniz. İslam toplumlarında yaşananlara baktığınızda zorlama var ama…

Ben olması gerekeni anlatıyorum.

SORU: Huntington ‘kültür çatışmasından’ söz ederek Müslüman-Hıristiyan karşıtlığını gündeme getirdi. Bugün bu görüşü paylaşan Müslümanlar da var. Müslümanlarla Hıristiyanlar gerçekten düşman mı yoksa bu yapay bir düşmanlık mı?

Elbette yapay bir düşmanlık. İslam alemine karşı meşum bir planı gerçekleştirmek istemektir bu. Ben Yahudiliğe sevgi beslerim ama Amerika’da yuvalanmış, dünyaya hâkim olmak isteyen çok tehlikeli, ırkçı bir sermaye odağı var. Ben Türkiye’yi de bağımlı kılmış o örgütü eleştiriyorum. Bu küçük grubun Amerika’ya da hâkim olarak dünyaya yaptığı telkinler var. Hıristiyanlığın Apocalypse kitabı o kadar ustalıkla kullanıldı ki, Dünya Ticaret Merkezi’nin kuleleri vuruldu. Araplardan seçilen pilotlar uçaklar otomatiğe bağlanmış bir şekilde kulelere gittiler ve durumu belki ancak ölürken anladılar.

SORU: Bugün Hıristiyanlığın kurallarını bire bir uygulayan devletler yok ama Afganistan, İran, Suudi Arabistan gibi İslam’ın kurallarını bire bir uygulamak isteyen Müslüman devletler var. Niye iki din arasında böyle bir farklılık söz konusu?

Pakistanlı düşünür Muhammed İkbal, ‘Benden sofiye ve mollaya selam olsun. Onlar bize Allah’ın emirlerini tebliğ ettiler. Fakat nasıl iştir ki, onların bize naklettikleri yorumlar Allah’ı da, Cebrail’i de, Peygamberi de hayretler içinde bıraktı’ diyor. Yani tatbik ettikleri şey İslam değildir.

New York’taki saldırıdan sonra özellikle Batı ülkelerinde, Müslümanlar ve terör neredeyse eşanlamlı bir biçimde algılanır oldu. Batı’da Müslümanlık terör ve medeniyet karşıtlığı bağlamında değerlendirilirken, Müslüman ülkelerdeki aydınlar da yeryüzünde bir tek gelişmiş Müslüman ülke bile bulunmadığı gerçeğini bu kez çok ciddi olarak fark ettiler. Ve, İslami sorunları bu pencereden de bakarak tartışmaya başladılar. Diyanet İşleri Başkanlığı İslam’da reform yapılmasından söz etti. Artık hep birlikte anladık ki, kendi dinimizle ciddi bir biçimde ilgilenmeliyiz.

Müslümanlık konusundaki tartışmaya biz de hukuk profesörü Hüseyin Hatemi ile konuşarak katıldık. İstanbul Üniversitesi’nde bir ara İslam hukuku dersi de veren Hatemi çoğu İslam’la ilgili olmak üzere kırkı aşkın kitap yazdı. Bunlardan bazıları şunlar: ‘İlahi Hikmette Kadın’, ‘İnsanlık ve Sevgi Dini İslam’, ‘İslam Hukuku’, ‘Dine karşı Din’, ‘İslam Açısından Sosyalizm’…

Yukarıdaki yazı Neşe Düzel’in Prof. Hüseyin Hatemi ile 2001 yılında yaptığı röportajdan alıntıdır.

Hatemi bu arada Masonların İslam karşıtı gizli amaçları, Siyonistlerin ABD üzerindeki etkisi ve bunun İslam’ın aleyhinde kullanması ile ilgili yerinde saptamalar yapıyor.

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Köse’ye göre Türkiye bir Afganistan, Pakistan olmadıysa bunu imam hatiplerin ve ilahiyat fakültelerinin müfredat bütünlüğüne borçlu: “İmam hatip ve ilahiyat fakülteleri, Türkiye’de radikal uçlara kayan kitlelerin oluşmasını engelliyor. Tevhidi Tedrisat, belki çok katı uygulandı ama din eğitiminde birliktelik sağladı. Pakistan’da bir tane İslam yok, onlarca, yüzlerce yorumu olduğu için kendi aralarında çatışma oranı çok yüksek. Bizim kendi kendimize adam olma ihtimalimiz yok. İyi ki Batı tecrübesi var. Olmasaydı Afganistan, Pakistan’daki gibi birbirimize silah çeker, kabile devleti olurduk. İslam ülkeleri Batı’dan 300 yıl geride. Çünkü Batı devletleri 300 yıldır halklarına silah doğrultmuyor.
Ali Köse, sosyolojik olarak bakıyor ve modernleşme sürecini sağlıklı bir şekilde adım adım yaşadığımızı söylüyor. “Türkiye’nin modernleştiğini, laikleştiğini kabul etmeliyiz” diyor: “Mental yapımız laik. Avrupa bunu savaşlı, biz savaşsız yaşadık. Herhangi bir İslam ülkesinde dini alan, siyaseti ve toplumsal yaşamı etkileyen bir otorite. Ama Türkiye’de dini otorite makamı yargı makamı değil. Sadece dinin nasıl yaşanması, inançların seçiminin ne olması gerektiğine dair insanlara yol gösterir. Kabul ve reddedenler olur ve her türlü eleştiriye açıktır. Din adamlarının siyasetten uzak durmaları, siyasi bölünmelere neden olan konularda açıklamalar yapmaması gerektiği kanaatindeyim.” Prof. Köse, Türkiye’de din otoritesinin topluma şekil veren, kalıp veren bir otorite olmadığını ama İslam dünyasının bu anlamda laikleşmediğinin altını çiziyor: “Erdoğan, Mısır’a gittiğinde laikliğin nimetlerinden bahsetti ama o dakikadan itibaren İslami hareketi kızdırdı.

1798706_10152177156747710_1017508698_nUMREDE TECAVÜZ KORKUSU

Bu paragraf Sn. Prof. Dr. Ali Köse’nin aşağıda yorumlarda yer alan isteği üzerine kaldırılmıştır.

Kaynaklar:

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=18529

http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi78672-İslam_Dünyası_ikinci_cahiliye_çağına_girmiştir.html (yazı yazarı tarafından kaldırılmıştır)

Bülent Pakman Aralık 2009. Güncelleme Eylül 2013. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Din ve inanca  ilişkin yazılarımız:

Twitter Widgets Facebook Widgets

Abu Dhabi 2013

Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

İslam Ne Hale Getirildi? için 1 cevap

  1. ali köse dedi ki:

    Bülent bey,
    bu yazınızı biraz önce gördüm.. benden alıntılar yapmışsınız. değer verdiğiniz için teşekkür ederim. Müsaadenizle bir konuyu aktarayım. Benden alıntı yaptığınız pasajlar hürriyet gazetesinde roportaj olarak yayınlanmıştı. Ancak roportajın bazı bölümlerinde bana ait olmayan ifadeler kullanıldı. ya da anlatmak istediğim şey ifade erozyonuna uğratılarak ara başlıkla anlatmak istediğimin ötesi anlamlara taşındı. Sizin alıntı yaptığınız metin içerisinde “umrede tecavüz korkusu” başlığı ve altındaki ifadeler bu hale getirildi.Hürriyet gazetesi üst yönetimine durumu anlattım. Hürriyet üst yönetimi roportaj yayınlandıktan birkaç gün sonra yazıyı internetten kaldırttı. zaten siz de referans olarak linki vermişsiniz. Linki tıklarsanız roportajın olmadığını göreceksiniz.(http://www.hurriyet.com.tr/pazar/24811573.asp)
    Sizden ricam, “umrede tecavüz korkusu” başlığını ve altındaki metni yazınızdan kaldırabilir misiniz? Şimdiden teşekkür ederim. Ali Köse

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s