İbni Rüşd – Aklı işletmek

ÖNCESİ  İÇİN TIKLAYIN

1126 – 1198 yılları arasında Endülüste yaşayan Batılıların Averros dediği İbni Rüşd’e göre felsefenin temel konusu varlıktır ve felsefe varolanı, insana verileni incelemeye, açıklamaya çalışır, evrenin başlangıcı olan Tanrı, tüm varlıkları belli bir düzene göre yaratan sınırsız bir irade ve zorunlu bir varlıktır. Ona göre Tanrı, dünyayı kendisinden türeyen ilk akılla yönetir. Bu “ilk akıl” dan da diğer akıllar türemiştir. Bu nedenle bütün insan akılları öz bakımından aynıdır. Evren böylece yukarıdan aşağıya doğru bir hiyerarşi içerisindedir. Ebedi akılın sonsuz ve ölümsüz olması insanlığın da ölümsüz olduğu sonucunu doğurur. Tanrı’ya ulaşmanın yolu da, var olandan, beş duyu ile algılanacak ve akıl ilkeleri ile açıklanacak somutluğu incelemekle mümkündür.

Ona göre, felsefe ile mantıkdaki akılcı bakışın şeriattaki yaklaşımı gereklidir. İbni Rüşd bazı Ayetlere gönderme yaparak akılcı yaklaşımın kıyas yolu ile olabileceğine işaret eder. Kıyasın en mükemmel biçiminin de delil-ispat yolu olduğunu vurgulamıştır. Ona göre bilimle, felsefeyle din arasında bir savaş yoktur. Felsefeyi, başka dinlerin ve ideolojilerin fikirlerini de öğrenmek gerekir. Gerçek nerede ise oradan alınır ve yararlanılır. Hem felsefe hem din yoluyla doğruya ulaşılabilir.

İbni Rüşd’ün görüşleri özetle şudur: “Tanrı’ya imanla değil akılcı yaklaşımla ulaşmak gerekir.”

Şu Allah’ın işine bakın ki İbn-i Rüşd İslam dünyasından çok Batı Dünyasını etkilemiş, bu sayede Hıristiyan felsefesine akılcılık girerek Ortaçağ sona ermiş Rönesans doğmuşken yanı başındaki İbn-i Rüşd’ü farketmeyen İslam Dünyası o zamandan beri hala yerinde saymaktadır.

İbni Rüşd Aristo felsefesini savunurken Gazali Tehafüt-ul Felsefe (Filozofların Tutarsızlığı) kitabında felsefeyi dine mahkûm hale getirerek, İslam düşüncesinin kaderini karartmış;  İslam’a da insanlığa da büyük kötülük etmiştir.

Selefiyye mezhebi de nakli akıldan önce tutar ve Kuran’ın ancak hadis ışığında açıklanmasına izin verir, felsefeye ve te’vile dayalı yoruma izin vermez. Mutezile mezhebi ise Kuran ve akıl birbiriyle çelişirse nakli yani Kuran’ı bırakır, aklı esas alır.  Gerçek yalnız akıl ile bilinir ve bulunur, Kur’an genellikle akla ait verilere göre yorumlanır.

İslam tarihinin, siyasal ve fikri açıdan en kargaşalı dönemlerinden birinde yaşayan Ebu Mansur Muhammed bin el-Maturidi’nin Kitab üt-Tevhid eserine göre dinin öğrenilmesinde başvurulacak vasıtalar iki olup, biri nakil, diğeri akıldır. Nakil Kuran’ın ve Sünnet’in kullanılması demektir.   Maturidi’ye göre dinin kaynağı olarak nakil (Kuran) ve akıla aynı oranda itimat etmek gerekir, akıl, insana verilmiş ilahi bir emanettir. İnsanlar akılları sayesinde güzel ve çirkini bilir, kendi varlığının kıymetini anlar. Kulun hata ve kusur işlemesi ise aklını kullanmayı terk etmesiyle gerçekleşir. Nitekim Allah akıl sahibi olanı muhatap almış, onu sorumlu tutmuştur. Aklı olmayanın ise dini bile yoktur. Akıl, bilgi kaynaklarından biri, insana verilmiş ilahi bir emanettir. İnsanlar akılları sayesinde güzellik ve çirkinlikleri tanır, kendi üstünlüklerini onun sayesinde anlarlar. Kulun kusur işlemesi aklını kullanmayışı yüzündendir. ” Allah’ın emirleri akıllı olana hitabendir “. Allah’ın emirlerini anlayacak akıl seviyesine sahip olmayanlar, ilahi emirlerin dışında kalır, sorumlu olmazlar.

Maturidi’ye göre insan ” Fizyolojik yapıyla beraber aynı zamanda akla da sahip kılınarak yaratılmış; yaratılmışları (mahlûkat) yönetmek yeteneği ile sivrilmiş, her türlü zorluğa katlanarak, onların üstesinden gelmek için aklı devreye sokmakla mümtaz kılınmıştır. Zira akıl, temyiz kabiliyetinin en güçlü silahıdır.”

Netice olarak Maturidi dine; akıl, ilim, hoşgörü ile yani taassuptan uzak bir tavırla yaklaşır. İnancın ana ilkelerini ilgilendirmeyen eylem ve ibadet farklılıklarını hoşgörü ile karşılar, kelime-i şehadet getiren, Kıble’ye yönelen herkesi mümin olarak değerlendirir. Açık bir yalanlamada (inkar) bulunmadıkları sürece insanların ibadet ve işlerine karışılmaması gerekliliğini savunur. Sonuçta, Maturidi’nin akılcı yaklaşımı bize “insanları kendi prensip ve görüşlerine uymaya zorlama” “Dinde zorlama yoktur” prensiplerini benimsetir.

Kur’an, akıl sözcüğünden türetilen “taakkul” fiilini defalarca kullanmış ve insanoğlunu, taakkule  yani  aklı işletmeye, akletmeye, akıl yoluyla bilip anlamaya, aklın verilerini esas almaya çağırmıştır.

Ne ilginçtir, Kur’an “taakkul” tâbirini defalarca kullandığı halde akıl kelimesini hiç kullanmamıştır.

Şunu demek istiyor Kur’an:

Ben, cevher olarak aklın varlığını yeterli görmüyorum; o hepinizde var. Benim istediğim, aklın işlevsel olması veya işlevsel akıl.

Tutuculuğuyla, aklı prangalamasıyla ünlü Gazalî bile bu Kur’ansal apaçıklık karşısında şunu itiraf etmek zorunda kalmıştır:

Akıl ile nakil (dinsel metinler) çatıştığında, aklın söylediği öne alınıp dinsel söylem ona uydurulur.”

Kur’an dilinin aşılmamış ustası Isfahanlı Râgıb (ölm. 502/1108) diyor ki,  “ilk peygamber, içsel peygamber akıldır. Önce o devreye sokulmalıdır ki, dışsal peygamberler, bizim bildiğimiz peygamberler işe yarasın.”

Ve devam ediyor Isfahanlı Râgıb:

Akıl komutan olmalıdır ki, vahyin diğer ürünleri sonuç versin.

ALBERT Einstein’ın sadece aklı vardı. Koca evreni ve kütleçekiminin sırlarını sadece aklıyla, teorik düzeyde çözdü. Sadece bilimi değil, din, ezoterizm, mitoloji, parapsikoloji, kozmik bilinç v.b. bunların da akıl ve mantık işletme süzgecinden geçirilmesi gerekir. Böylece insanoğlunun ezeli merakları olan varlığının nedeni ve nasılı ile, öldükten sonra ne olacağının yanıtları da elde edilebilir. İnsanoğluna tüm bilgiler bir yere kadar verilmektedir. Gerisi insan aklına kalmıştır. Aklı da işletmek, kullanmak için bilgi gereklidir.

Kur’anın ayetleri her şeyi herkesin anlayabileceği gibi açıklamamakta, ancak zahmet edip araştıran, düşünen, öğrenen, aklını ve mantığını işletenlere hitab etmektedir. Halbuki ben yıllarca önce, din inançdır, dinde mantık yoktur derken, Kur’anı ilk olarak dümdüz okuduğumda, haşa, “bu ne biçim kitap, koskoca bir din buna mı inanıyor” demiştim. Şimdi ise hayranlıkla okuyorum ve “İslam akıl dini değil nakil yani dinsel metinler dinidir” diyen softalara gülüyor, onları bu yüzden pislik olarak nitelendiriyorum. Çünkü:

…Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır.” (Yunus 100)

Yararlanılan kaynaklar:

Anadolu Merkezli Dünya Tarihi, 8. Kitap Müslüman Türkler, Evin Esmen Kısakürek, Arda Kısakürek.     http://www.dunya-tarihi.com/index.asp?PageID=21     

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=10485971&tarih=2008-12-02

vb.

Bülent Pakman Temmuz 2009. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

İnanca  ilişkin yazılarımız:

Facebook WidgetsTwitter Widgets

Bakü Ofis 2011Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

İbni Rüşd – Aklı işletmek için 1 cevap

  1. Geri bildirim: Reenkarnasyon - Sayfa 7

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s