İslam’da Akıl Olmak Zorunda

Televizyona çıkıp konuşan cüppeli, kafasında uyduruk takkeye benzer birşey bulunan, sakallı hocaya göre “İslam akıl dini değil nakil dinidir”. Bu zihniyete göre İlahi hükümler akıl yoluyla idrak edilemez. Gerçekten gerici, dinci düşüncede “nakil” yani kutsal metinler (hadisler dahil) esas olup aklın işleyiş biçimini nakil belirler. Onlara göre akıl, din ve sünnetle sınırlandırılmalıdır. Tartışmalarda dinciler; Hangi akıl birinci sıraya geçecek? İslamî akıl mı, pozitif akıl mı? sorusuyla İslam’ı pozitif olmaktan çıkarıverirler. İslami akıl varsa demek ki bir de “İslami olmayan” akıl var!

İslam dünyasında akıl sekiz yüzyıldan beri böyle prangalanmıştır işte. Onlara göre “ben Kur’an’dan şöyle, şöyle anlıyorum” diyemezsiniz. Bunu yapmaya sizin aklınız yetmez.  Bir takım şeyh, hacı, hoca takımının aklı varken inananların akıl yürütmelerine gerek yoktur. Bu takım Müslümanların akıllarını mülkiyetleri altına almıştır. Onlar asırlar boyu akıl yürütmüşlerdir, sizin tekrar o zahmete girmenize gerek yoktur. Onlar size paket çözümler sunmuşlardır. Birini kabul ediverin gitsin.  Örneğin kimine göre kadının bir milimetrekare teni bile görünmeyecek, saçının bir telinin görünmesi karşılığında cehennemde 40 yıl yanacak. Kimilerine göre ise yüzü, elleri açık kalabilir. Kimilerine göre sadece ziynet yerleri örtülmelidir, baş ziynet yeridir/değildir. Beğenin beğendiğinizi.  Şunu ifade edelim ki bu tür çelişkiler farklı toplum, eğitim ve gelenek anlayış düzeylerinden doğmaktadır. Örneğin 1980 lerde Nijerya’nın Kano bölgesinin kırsal kesimlerinde bazı kadınların göğüsleri açık gezdiğini hayretle gördüm. Bunun nedenini de kimsenin onlara kafasını çevirip bakmaması olduğunu gözlemledim.

İslam’da akıl yürütme dincilerin korktuğu gibi insanı dinden imandan çıkarmaz, tam tersine dine daha inançla ve içten bağlanmalarını sağlar. Kuran bir tebliğ ve ikna kitabı olup, insanları ayetleri üzerinde düşünmeye çağırır, hatta düşünsün diye adeta kışkırttır. Kuran’da yüzlerce ayet, ‘…düşünmez misiniz?’, ‘…akletmez misiniz?’, ‘….fıkhetmez misiniz?’ gibi ifadelerle son bulur. Bu şekildeki ifadeler sadece Allah’ın varlığı, insanın sorumluluğu ve benzeri inanç konularıyla ilgili ayetlerde söz konusu edilmez, dini hükümleri içeren, hatta ibadetlerle ilgili ayetlerde de geçmektedir. Kuran, dinin bütün alanlarında muhataplarını düşünmeye davet etmektedir. Cehennem ehli olmaya hak kazanmış olanlar ise akletmeyen kimselerdir.”

Şu bir gerçek ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanların yararı için denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten suyu indirip onunla, ölümünden sonra toprağı dirilterek üzerine tüm canlılardan yaymasında, rüzgarların bir düzen içinde yönden yöne çevrilmesinde, gök ve yer arasında bir hizmete memur edilen bulutlarda, aklını işleten bir topluluk için sayısız izler-işaretler-ibretler vardır.” (Bakara 164).

Görüldüğü gibi Kur`an`ın istediği salt akıl değil fonksiyonel yani işlevsel akıldır.  Kur`an işlevsel akıl istediği için, burada olduğu gibi akla yollama yapacağı her yerde, aklı yeterli görmediği için akıl kelimesini kullanmaz Arapça “taakkul” (aklı işletmek) tâbirini kullanır. Kur`an’ın bu konudaki uyarıları çok açık ve serttir: 

Allah, aklını işletmeyenler üzerine pislik atar. ” (Yûnus 100).

Taakkul yoksa insan, görüntüyle  insan, hakikatte hayvandır.” (Furkan, 44)

Taakkul = akıl işletme, akletme

Ve derler ki: “Eğer söz dinleseydik yahut aklımızı çalıştırsaydık şu çılgın ateşin dostları arasında olmazdık.” (Mülk 10)

Onlar sizinle toplu halde değil ancak müstahkem kaleler içinde yahut duvarlar arasından savaşabilirler. Onların kendi aralarındaki problemleri/çıkmazları çetindir/ciddidir. Sen onları birlik/beraberlik halinde sanıyorsun, oysaki onların kalpleri darmadağınık/parça parçadır. Böyledir; çünkü onlar akıllarını işletmeyen bir topluluktur.” (Haşr 14)

Kur`an dilinin ölümsüz ustalarından biri olan Isfahanlı Ragıb “ez-Zerîa ila Mekârimi`ş-Şerîa” adlı eserinde “‘Peygamberlerin ve Aklın İnsanları Gerçeğe ve Tanrı`ya İleten İki Kılavuz Oluşu” başlığı altında en büyük peygamberin, asıl peygamberin, ilk ve içsel peygamberin, akıl olduğunu diğer peygamberlerin onun görünen temsilcileri olduğunu ifade eder.
Ragıb’a göre Allah`ın insanlara gönderdiği iki elçisi vardır: 

1. İçten dışa olan (bâtın-gizli, görünmeyen) elçi. Bu akıldır.

2. Dıştan içe olan (zâhir-açık, belli) resul. Bu Peygamberdir.

Ragıb’a göre önce ilk peygamber, içsel peygamber olan akıl devreye sokulmalıdır ki, dışsal peygamberler, bizim bildiğimiz peygamberler işe yarasın. Hiçbir insan, görünmeyen elçiden gereğince yararlanmayı öne almadan görünen elçiye yol bulamaz. Akıl, Peygamberin çağrısının sağlık ve geçerliliğini bilmede esastır. Eğer akıl olmazsa Peygamberin sözünün kanıtlığı ve bağlayıcılığı olmaz. Akıl komutandır, din de asker. Akıl olmasa din geçerli ve kalıcı olmaz. Elbette ki, din olmayınca da akıl şaşkın halde kalır. Bu ikisinin birleşip kucaklaşması ise ışık üzerine ışıktır yani ‘nûr üstüne nûr` haline gelir

Allah, göklerin ve yerin Nur’udur. Onun nurunun örneği, içinde çerağ bulunan bir kandile benzer. Kandil, bir sırça içersindedir. Sırça, inciden bir yıldız gibidir ki, doğuya da batıya da nispeti olmayan bereketli bir zeytin ağacından yakılır. Bu ağacı yağı, neredeyse ateş dokunmasa bile ışık saçar. Nur üzerine nurdur o. Allah, dilediğini kendi nuruna kılavuzlar. Allah, insanlara örnekler verir. Allah herşeyi bilmektedir.” (Nur 35).

Gerçekten de iman edilecek her neyse önce bilinmelidir. Bir şey bilinmedikçe ona iman gerçekleşemez. İslamı’ın ilk dönemlerinde otorite, Kur’an ve akıl idi. Sonraları Kur’an ve akıl terk edilmiş; onların yerine sahabenin (Hz. Muhammed’i görmüş ve onun sohbetinde bulunmuş Müslümanlar), tabiyunun (kaynağını Kur’an dışında alan düşünce sahipleri), mezhep imamlarının sözleri geçerli kılınmıştır. Oysaki, o insanların bizzat kendilerinin böyle bir tutumu, telkini yoktu. Kendilerinden sonra gelenler, geleneği Kur’an’ın ve aklın yerine koymuşlar ve gerçek diye geleneği kabul etmişlerdir. Geleneğe karşı çıkmayı, Kur’an’a karşı çıkmak olarak nitelendirmişlerdir. Kopyacılık böyle oluşmuştur. Kopyacılıkta hocaların, hocaefendilerin, şeyhlerin dediklerinin doğruluğu kopya edilir yani aslında onlara iman edilir.

Buna tepki olarak Mütezile İslam’da Allah’a vahiysiz akılla inanan bir mezhep olarak ortaya çıkmış ancak pek taraftar bulamamıştır. Akla aykırı bir din insanları şirke, küfre, ateizme yönlendirebilir. Ancak kimi inananlar böyle durumların akıl yürüterek üstesinden gelebildiklerinden bu mezhebe ilgi göstermeye gerek duymamışlardır. Zaten akıl kendi kendine yeterli olsaydı Allah’ın vahiy göndermesine gerek kalmazdı.

Son yıllarda İslam’ın akılla kavranmasının yaygınlaşması üzerine bazı dinciler bu kez de akıl-vahiy (Allah tarafından Peygambere indirilen) ilişkisi olmadan, dinin ana metinlerini yok sayan akılcı din anlayışı olamayacağını ifade etmeye başladılar. Zaten insan, kendini, vahiyden ve peygamber tebliğinden bağımsız görüyor ve gerçekliğin bilgisini yalnızca kendi insani güç ve imkanlarıyla (akıl, deney, sezgi vb.) elde edeceğini iddia ediyorsa, onun bu çerçevede ortaya koyacağı her türden düşünce ve sonuç sadece felsefe olur. Tartışılan bu değil ki. Tartışılan insanın kendini İslam’ın vahiy kanalıyla bildirilmiş gerçeklerinden bağımsız görmeden, bunları aklıyla kavrayıp, aklını bu vahiylerle yönlendirilirken esas alacağı ana dini metin Kur’an mı olmalıdır yoksa hiçbirisi Allah kelamı olmayan onbinlerce hadisler, tefsirler, hacı-hoca kitapları vb de dinin ana metinleri olarak dikkate alınacak mıdır?

Bilim geliştikçe vahiy ve bilgi arasındaki uçurum gittikçe kapanmaktadır. Kuantum teorisi, Big-Bang, evrenin genişlemesi, evrenin sonunda büzüleceği, anti maddenin keşfi vb gibi bilimsel açıklamaların Kur’an verileri ile bağdaşması buna örnektir. Ezoterik, parapsikolojik ve neo-spiritüel bilgilerin anlaşılması da İslam dinine daha geniş bir perspektif getirmektedir. Zaman değişince vahiy değişmez ama vahyin insan tarafından anlayışı yani aklın dini anlayışı değişebilir ve değişmektedir de. Bugün vahiyde hala akla aykırı bir şey var olarak görünüyorsa bunun nedeni vahyin yanlışlığından değil bilimin o konuda insanlığın tekamül ve bilgi düzeyine gerekli beslemeyi henüz sağlamamış olmasındandır.

Fransız filozofu Descartes (ölm. 1650) yıllarca önce  felsefeyi dinin uydusu olmaktan çıkararak, başka bir deyişle aklı kilisenin ‘vahiy adına’ (!) vurduğu prangadan kurtararak insanlığın yükselişi yolunda müthiş bir adım atmıştır. Descartes “çifte gerçeklik” tasarımından hareketle evreni, fizik ve metafizik olarak birbirinden tamamen ayrı iki alana bölmüş, metafizik ile, ruhun dünyasını kiliseye bırakırken; fizik dünyayı ve bedeni, laiklik taraftarlarına ayırmıştır.

İslam’da ise durum farklıdır. Hıristiyanlıktaki Tanrı hem üçtür hem de üçlükte birdir gibi çelişkiler İslam’da yer almaz. Bizde ateist ve gerici olmayanlar, fizik ve metafiziğin yani bilim ile vahyin karşıtlık teşkil etmediği inancıyla İslam’ı çağ dışı prangadan kurtarma çabasındalar. Sonunda akıl ile nakil (dinsel söylemler), vahiy ve bilgi arasındaki uçurum tamamen kapanınca bunların hepsi son bulacaktır. Zira aklın yolu birdir.

Bunlar bizim, insanlara verdiklerimiz örneklerdir. Ancak ilim sahiplerinden başkasının aklı onlara ermez.” (Ankebut 43)

İlimden nasipsizlerin kalpleri üzerine Allah işte böyle mühür basıyor.” (Rûm 59)

Devamı için TIKLAYIN

Yararlanılan kaynaklar:

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün makaleleri:

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=9710390&tarih=2008-08-21

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=10485971&tarih=2008-12-02

Hüseyin Atay, Din Mantığı– Yayınlanmamış Rapor, Ankara 1992 (YNÖ, Kur’an’daki İslam s. 473)

Prof. Dr. M. Sait Şimşek, Yaratılış Olayı, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil, Din ve Laiklik.

Bülent Pakman, Nisan 2010. İzinsiz ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Din ve inanca  ilişkin yazılarımız:

Twitter Widgets Facebook Widgets

Abu Dhabi 2013

Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

İslam’da Akıl Olmak Zorunda için 2 cevap

  1. aişe hümeyra ünlü dedi ki:

    İnsan aklı olan bir varlıktır aklı oldugu için zaten mükellef olmuştur mükellefiyetliğimizin sebebi zatem akıldır ancak bu demek değildirki islam akıl dinidir evet ne kadar zorunuza gitsede islam nakil dinidir çünkü iz kuranıkerıme aklımızla ulaşmadık Kelamullah bize bir insan vasıtasıyla yani nakil ile ulaştı kuranıkerimi kendi aklımızlamı bulduk ayetler kafamızda yazılımıydı hayır tabikide bunu bize ulaştıran insan ve varlıklar vardır Allahu azimüşşandan cebrail a.s ve oradanda Peygamber efendimiz s.a.v dir burada bir nakil söz konusudur yanı bu emirler bizim aklımızda yer edinmedi biz bu emirleri vasita aracılıgı ıle nakille ulastık işte bundan sonra devreye akıl girdı Allahu teal Kelamında bize aklımızın oldgunu ve bunu kullanıp bu emırlerı yerıne getırmemız gerektiğini emretti burada islam nakildir insan akıldır bundan hayıflanıcak bir durum söz konusu oldugunu zannetmıyorum eger size ve bize Kuranıkerım nakletdılmesıydı öğretilmeseydi suan bunu kendı aklımızla bulamazdık Yaratıcının varlıgını aklımızla kavrardık cunku sızınde yazdıgınız nakıl ettıgınız gıbı cunku ayetler kelamullahtır degılmı sız bunu yazdıgınız zaman bana ulastırıyorsunuz ıste ayrıntı burada asıl soze gelıyım bu ayetıkerımelerde gecıtıg uzere yere ve goge bakıldıgıında Yaratıcıyı aklımızda ıdrak edebılırız buda Mevlanın bıze vermıs oldugu bır nımettır yanı akıl sahibi olmak amma Yaratıcının bizden istediği emirleri nasıl yerıne geıtrecegimizi bu hayatı nasıl tazim edecegımızı aklımızla idrak edemez ögrenemezdik işte bu nedenledirki islam nakil dinidir bu demek degıldırkı ıslam aklı reddedıyor asla bu sözden bu sınucu çıkarmamalıyız konuyu yerınde ve net anlattıgım kanısındayım umarım faydalı olabılmısımdır Rabbim saygı ve adab çerçevesinde İslamı anlamayı nasip etsin hepimizi hidayet etsin hidayet heran her insana lazımdır aklımızı kullanmazsak . . .

    • bpakman dedi ki:

      Allah herşeyi bize bir vasıtayla ulaştırır. Kur’an’ı da ilimi de. Haklısınız nakil orada biter akıl başlar. Rabbim İslamı anlamayı nasip etsin diyorsunuz da aklımızı kullanmazsak nasıl anlarız, eğer ki dediğiniz gibi insan akıl ise aklı olan varlık ise bunu kullanacaktır. Yaratıcının varlığını Kur’an dışında herşeye bakarak, herşeyi duyarak, herşeyi düşünerek, yaratılana baksak kavramamız mümkündür. Gece zifiri karanlıkta göğe baksak yeter o ilahi mükemmelliği anlamak için. Kur’an’dan önce binlerce yıl insanlar yaratıcının varlığını anlamamışlar mı? Bu o kadar zor değil bence.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s