Japon Tarzı

Birkaç sene önce proje yönetimi alanında uzmanlaşmak isteyenlerin geçmesi beklenen PMP (Project Management Professional) sınavına çalışırken bir çalısma grubu kurmuştum. Bir Türk, bir Japon ve bir Amerika’lıdan oluşan grubumuz 3 ay boyunca her pazar günü 12:00’den 17:00’ye kadar evimizde bir araya gelip PMP’nin bilgi alanlarını, süreçlerini konuşup, çıkabilecek soruları tartıştı. Bu 3 ay zarfında sadece PMP çalışmadık; birbirimizi tanıma, kültürlerimizi birbirimize anlatma fırsatı bulduk. Bu yazımda Japon’ların bazı kültürel özelliklerine değinmek istiyorum. Mahremiyete saygınlıktan dolayı Japon arkadaşımın ismini Natsuki Tadahiro, Amerika’lı arkadaşımın ismi de Amanda Davis olarak değiştirdim.

Japonya uzun süre boyunca otokratik bir yapıyla yönetilmiş ve bu düzene uyum sağlama yolunda  toplumun şimdiki yapısını oluşturan kendine özgü özelliklerini yaratmıştır. Doğal kaynaklar açısından fakir olan ülkenin insanları çalışkanlık ve sebat açısından zengindir.

Günlük hayatlarında grup-odaklı olan kültürün insanları bireyselliklerini gözler önüne sermek yerine birlikte çalışmayı seçmektedirler. Batı kültüründe daha yaygın olan “güçlü” tarzdaki kişisel fikirlerini ifade etmek, çekinmeden kendinden bahsetmek yerine diğerlerinin fikirleri ile uzlaşmayı tercih ederler. Bunun sebebi de, Japon’lar için “uyum”un daha önemli olmasıdır. Direkt konuşmak “kibar” olarak görülmediğinden karşıt bir fikri beyan etmek karşısındakine saygısızlığı ima etmektir. Bu sebeple, Japon’lar “hayır” demezler. Hoşlanmadığı bir erkeği red edemeyen arkadaşım Natsuki  onu aylarca peşinden koşturup, hediyeler aldırıp, sonunda sadece biz ağabey-kardeşiz diyebilmiştir. Tahmin edileceği üzere, Natsuki’nin batı kültüründe rahatlıkla duydugumuz “hayır”ı söyle(ye)memesi bana ve Amanda’ya çok ters gelmisti. Natsuki’ye göre ise bu sadece karşısındaki kisiye saygısızlık etmek istememesinden kaynaklanıyordu.

Japonlar bireysel mentalite yerine grup dinamiklerini seçerler. Orneğin, seyahat planı yaparken seyahat acentalarından paketlere bakarlar, alış-veriş yaparken arkadaşlarının, satış elemanının veya iş arkadaşlarının fikrini almak kendilerinin karar vermesine gore daha önceliklidir. Sırf bu yüzden, Natsuki için çalışma grubu ile çalışmak, her gün telefonla konuşmak, her uyanık anımızı birlikte geçirme isteği cok normaldi. 20 seneye yakın zamandır Amerika’da yaşayan biri ve bireysellik kültürü ile yoğurulmuş bir Amerika’lı icin tahmin edersiniz ki, her an aranmak ve sürekli zamanımızın Natsuki ile geçmesi talebi Natsuki’nin çok “muhtaç” bir kişilik gibi görünmesine sebep olmustu en başta.

“Anı yaşamak” ve hayatı güzel bir gözlükle görmek Japon felsefesinin özelliklerindendir. Bunu çalışkanlık ve çalışmaktan büyük zevk almakla birleştirirseniz bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji ile güçlükleri yenme isteği ve bir an evvel sınavı alan ve geçen, çalışma grubunu da sürekli daha iyi olmaları icin teşvik eden biri görürsünüz. Bir gün, tam çalışmamızın ortasında Natsuki durdu ve “Sınavımız bitince kutlama tatilimizi nerede yapacağız?” diye sordu. Amanda ve ben sadece notlarımıza odaklanıp tatil gibi bir kavramla dikkatimizi dağıtmak istemediğimizden en başta bu yorumu umursamadık. Ancak, Natsuki Japon direncini gösterip bizi bu konuda ikna etmeyi başardı. Herkes gittikten sonra fark etmiştim ki, aslında Natsuki’nin çalışmalarımızın ortasında tatil planı yapmasının bir sebebi vardı. Kendi kendine bir ödül koymustu bu yoğun çalışmalarımızın hakkını vermek için ve her zorlandığında, çalışmanın zor geldigi anda tatili hatırlayıp, amacına ulaşmak icin kendini daha çok çalışmaya teşvik edebilecekti. Bir nevi, kendi havucunu kendi sallandırıyordu önünde, ki daha çok ve yoruldum demeden koşabilsin.

Kalite yönetimini çalışırken Kaizen (Sürekli Gelişme) kavramı ile karşı karşıya geldik ve Natsuki’ye bu kullanım ve çeviri çok komik geldi. Kelimenin gerçek anlamı kai (değişim)-zen (iyi). Temelinde iyi yönde değişme isteği ve yaşamın her  cephesinde sürekli değişikliği küçük adımlarla gerçekleştirmek yattığından radikal ve çabuk değişiklikler bekleyen Batılı yaklaşımlara ters düşmekte Kaizen’in batılı ülkelerde, günlük hayatta kullanımı. Kaizen hayatına o kadar çok yerleşmişti ki Natsuki’nin, ilk çalışma grubu toplantımız öncesinde hangi hafta ne calışacağını, hangi makaleleri ekstradan okuyacağını, ne gün PMP sınavıni alacağını ve sınav günü –uğur getirmesi icin- tırnaklarına nerede ve hangi renkte oje ile manikur yaptıracağını biliyordu! Bizimle birlikte iken takım arkadaşları ile birlikte birşeyleri başarıyor, sürekli gelişimi için bizden gelecek önerileri can kulağı ile dinliyor ve o “an”dan zevk aldığı için başarısının garanti olduğunu hepimiz biliyorduk.

Yoğun bir 3 ay beyin cimnastiği icin harika bir fırsattı. Bunun yanında çalışma grubuyla birlikte olduğumuz süre zarfında önce yadırgadığım özelliklerin nedenlerini ve uygulamadaki başarılarını gördükçe neden bazı ülkelerin “ileri medeniyet seviyesi”ne çıktığını daha iyi anladım.

Esen Akter Tekinel 

————–

Esen Akter Tekinel’in Türk-Amerikan Web portalı http://www.turkishny.com sayfasındaki yazısından aktarılmıştır. Alıntı yapmama izin verdiği için kendisine teşekkür ederim. Bülent Pakman. Temmuz 2012.

http://www.turkishny.com/authors/130-esen-akter-tekinel/95775-pmp-sertifika-sinavina-calisirken-japonya-hakkinda-ogrendiklerim?goback=.gde_86052_member_138080486 

Aşağıdaki video tarafımdan eklenmiştir. Bülent Pakman. 24 Temmuz 2012.

Twitter Widgets
Facebook Widgets

OLYMPUS DIGITAL CAMERABülent Pakman kimdir: https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s