Kabil 2008

Afganistan Taliban cehennemi, ardından Amerikan işgali geçirdi. İşgalin hemen sonrasında Kabil’e gittim ve anılarımı bir başka sayfada anlattım. Okumak için lütfen tıklayın: http://wp.me/PAexV-10e .

2007-8 de gittiğim Kabili fazla değişmiş bulmadım. Şirketin İdari İşler Müdürü İntercontinental’de yer ayırtmış. Orada bir süre kalıyorum. Otel çok önceden İntercontinental zincirine bağlıymış ancak zincir daha sonra kopsa da İntercontinental ile ilgisi kalmasa da adı değişmemiş. Otelin tek iyi tarafı akşamları yediğim Kabil pilavı. Gerçekten çok nefis. İçinde koyun eti, soğan, havuç, kuru üzüm, karabiber var. Bizim idari işler her nekadar daha hazır deseler de otel-ofis arası git gel derdinden ve de fahiş otel ödemesinden kurtulmak için bir süre sonra Karteçar semtinde bulunan ve  henüz tam yerleşmemiş Şirket merkezine taşınıyorum. Karteçar semti Vezir Ekber semtinden sonra ikinci iyi semt denebilir. Bizim inşaat yapacağımız Reş Kor Amerikan-Afgan askeri kampına yakın sayılır. Berbat şehir trafiğine girmeden nisbeten kısa sürede gidip gelmek mümkün. Burası büyükçe iki villadan oluşuyor. Birinde Afgan personel kalıyor. Diğerinin alt katında ofis üst katında yatak odaları var. Bahçesinde yüzme havuzu bile var ama eski bir havuz. Eskiliği devridaimi, motoru olmamasından anlaşılıyor.  Anlaşılanbir zamanlar burada zengin Afganlılar oturur, yazın yüzerlermiş. Eminim çalışanlar suyu ikide bir boşaltıp doldururlarmış.

Kabil’e ilk kez internetin 2003 de dial-up olarak geldiğini ve olay olduğunu önceki yazımda anlatmıştım. Bu ofisteki internet ise enteresan. Çatıya konan küçük bir çanak anten ile bir tepede yerleşik antenden aşağı inen bkablonun bağlandığı bir modemin sağladığı veri alışverişiyle işliyor. Aylık bedeli korkunç fahiş, 500 $ civarında. Ama yapacak bir şey yok zira iş yaptığımız Amerikalılar güvenlik açısından her işi internetten görmeye çalışıyorlar. Her dökümanı pdfe çevirip maille gönderiyor, aylık hakediş, proje gibi bazılarını ise bize verdikleri kimlikle ABD ordusunun web sayfasına girip sunuş yapmış oluyoruz. Buna rağmen Corps of Engineers yani ABD ordusunun inşaat bölümüne de arasıra gitmek gerekiyor. Burası şehir merkezinde süper korunmalı bir kamp içerisinde. Adı Qala House. Kapıya gelince içerdeki Amerikalı mühendis-subaya her seferinde telefon ediyorum kapıya gelip beni alıyor. Kapıda her tarafım aranıyor, telefonlarım çıkışta verilmek üzere alıkonuyor. İçerisi küçük bir Amerikan kasabası gibi. En kötü tarafı kapıda beklemesi. Birileri arabayla geçerken otomatik tüfekle tarasa ya da bomba atsa kurtulma imkanı yok. Güvenlik gerekçesiyle park ettirmediklerinden şoför arabaya epey uzakta park edecek yer bulmaya gidiyor.  Amerikalı mühendis-subayları ilk ziyaretimde yer teslimi için Kampa gitmemiz gerekiyor. Arabam uzakta olduğu için sizinle geleyim diyorum. Epey bir düşünüyorlar, zira çok sıkı güvenlik kuralları varmış, onların arabasına binebilmem için. Sonunda teklifimi geri alıp, telefonuzu verin şoförü arayayım gelip beni alsın sizi takip edeyim diyorum.

Şehre hala elektrik günde 2 şer saat bir sabah bir akşam veriliyor. Herat şantiyesinde bir jeneratör varmış bize gönderiyorlar. Herat’tan  bir yolcu otobüsünün tepesindeki açık bagajda geliyor alet. Arkadaşlar jeneratörü indirmek için kren kiralıyor, zar zor bahçeye indirtiyorlar. Sıra çalıştırmaya geliyor ama şirketimizde Türk tesisatçı yok. ODTÜ’lü bir mühendis abimizden rica ediyorum. İyi bir ekip gönderiyor. Tacik usta işini biliyor, bakıyor jeneratör motoru yanık. Şantiyemiz bize yanık motorlu jeneratörü göndermiş, yanık olduğunu haber vermeden. Haber verseler doğrudan tamirciye indirtirdik. Bir daha vinç kiralayıp aleti tamirciye götürüyoruz. Uzun maceralardan sonra yaptırıp çalıştırıyoruz. Ancak alet Allahlık. Devridaimi yok, çalıştırırken pompalanmak istiyor  bu yüzden de yakıtsız bırakmamak şart. Bu görevi de kamp amirine veriyorum. Kamp amiri bir gün yakıt koymayı unutunca bir daha jeneratörü çalıştıramıyoruz. Şirket merkezine öteki şantiyenin attığı kazıkla ilgili ağır bir mail attıktan sonra gidip elimdeki paraya göre yine kullanılmış ama daha iyi bir jeneratör alıyorum. Devridaimi adam gibi çalışıyor. Ancak bu da çalışınca yeri göğü inletiyor. gece uyuyabilirsen uyu. Yine de donmaktan iyi.

Kardeçar’da kaldığımız eve bakan elektrik idaresi teknisyenlerine ayda 500 $ rüşvet verince elektriğimizi kesmiyorlardı. Arada bir unutup kestiklerinde benim Türkmen şoförü gönderip açtırtıyordum. Elektrik gelişini halletmiştik ama sorunlar dağ gibiydi. Isınmak için villaya kalorifer tesisatı döşettik. Tüm malzemeleri Kabil’i terketmeye karar veren bir Türk şirketinden satın aldık. İlk zamanlar sistem çalışıyordu.  Afgan tesisatçı ise yeterli olmayınca bakım yaptıramadık. Mecburen katalitik sobalar satın aldık. Ama bu sobalar da oksijensiz çalışmadığından oda kapılarını açmak zorunda kalıyorduk bu durumda da iyi ısınma sağlanamıyordu. Üçüncü çare olarak elektrik sobaları aldık. Bu sefer de villanın elektrik tesisatı yetersiz kaldı.Yangın çıktı zor söndürdük.  Ne yapalım derken gördük ki Villada elektrik buatları yok. Kablolar duvarlardan kanal içierisinde geçirilmemiş, ya ne yapılmış? Doğrudan duvar içlerine gömülmüş. Bu kabloları bırakıp yeni sıva üstü kablo döşemek gerekti. Neyse bir Türk elektrikçi bulduk. Adam uzun süre neredeyse bizimle yattı kalktı. Tüm kabloları, sigortaları taş gibi yaptı. Ama bu sefer de semtin kofrasını attırmaya başladık. Mecburen elektrik idaresinin adamına rüşvete ilaveten bir de kofra parası vermeye başladık.

önerilen şantiye sahasının batısındaki yolİşe başlamadan önce Şantiye alanının derin mayın taramasını yaptırmamız lazım. Daha önce yüzeysel tarama yapılmış. Bu işi yapan şirketler var. Merkez onların biriyle anlaşmış. Gelip dedektörlerle tarıyorlar. Boş kovan ve şarapnel parçalarından başka birşey çıkmıyor. Bizim şantiye alanı meğer Taliban zamanında El Kaide’nin eğitim kampıymış. Araplar gelip burada Afganlıları eğitmişler. Yanımızda  kerpiçten yatakhaneleri var. Çatışmalarda yer yer yıkılmış. Kampın girişindeki köyden Afganları gündelik çalıştırarak bu yıkık yatakhanelerindeki kerpiç tuğlaları el arabalarıyla taşıttırıyor ve bunlarla şantiyenin bekçi klübesi ve tuvaletlerini inşa ettiriyorum. Ustalarımız öteki şantiyeden gelme Türkmenler. Başların bir de Türk formen koydun mu gayet iyi çalışıyorlar.

Taramanın tamamlanmasıyla sahaya kamyon kamyon mıcır döktürüyorum ki toz ve çamurdan kurtulalım. Şantiye mobilizasyonu yapmamız lazım. Bunun en ucuz yolu konteynerler. Kabil konteyner dolu. Ancak nedense hepsi de ateş pahası. Bir kısmı Türklerin yaptığı çevre yolu üzerinde. Poliçarki’de konteynerleri şantiye binası yapan yerler var. Hepsini gezdikten sonra birini gözüm tutuyor. Amerikalıların binasını onlara sipariş veriyorum. Bizimkileri veremiyorum zira merkeze pahalı geliyor. Bu arada şirketin diğer şantiyelerinden gelen mühendis arkadaşların şikayetlerine önem veriyorum. Bu arkadaşlar tecritsiz konteynerlerde çalışmış, yatmışlar. Kışın donmuş, yazın yanmışlar. Merkez  biraz bozuluyor ama bizim konteynerleri tecritli yapmaya karar veriyorum. Konteyner kapı, pencere, tuvalet, oda bölmeleri, tecritli iç duvar dizaynını kendim yapıyorum. İki de Afganlı usta buluyorum. Klimalar da yine öteki şantiyeden geliyor. Onları da adam etmek için yoğun çaba gösteriyoruz. Yaklaşık 2 ay sonra şantiyemiz binaları, tuvaleti, kanalizasyonuy, tel çitiyle, kapısıyla hazır oluyor.

Amerikalılarla çalışmak gayet iyi. Her şey standard formlarla hallediliyor. Evraklar maille teati ediliyor, hakedişler, projeler internetten sisteme girilerek sunuluyor. Adamlar emniyetten ve kaliteden taviz vermiyor. Şantiye Proje Müdürü sadece İngilizce bilsin yeter onlar için ama kalite kontrol mühendisi ve emniyet mühendisi tecrübeli olacak, daha önce bu işi yapmış olacak. Şirket bu mühendisleri öteki şantiyeden getirecek, gayet iyi, ama öteki şantiyede daha işler devam ediyor. Bizimkinde de iş başlamak üzere. Amerikalılar ise emniyetçi ile kalite kontrolcu gelmeden işe başlatmam diyor. Merkezden emniyetçi diye ODTÜ’den yeni mezun bir maden mühendisi gönderiyorlar. Ancak Amerikalılar yutmuyor, referanslarını telefonlarını verin arayalım deyince iş yatıyor. Neyse Zafer inşaattan ayrılma Afganlı bir emniyetçi buluyorum. Amerikalılar kabul ediyor neyse. Kalite kontrolcu da zavallı öteki şantiyeden gelip gitmeye çalışıyor.

Karteçar’daki ev-ofisimiz çöplüğün yanında. Bir koyun sürüsü devamlı bu çöplükten besleniyor. İlerde çarşı var. Çarşıda harika bembeyaz, taptaze ve ucuz ceviz buluyorum. Türkiye’ye götürmek üzere de bolca alıyorum. Kabilden alınması gereken diğer şeyler halı, lapis ve kürk. Türkmen şoförüm beni  bir Türkmen-Andkhoy halıcısına götürüyor. Harika ince ilmekli Bilçik halılarını sıkı pazarlıkla Türkiye’nin üçte bir fiyatına alıyorum. Lapis, kürk, turkuaz, ayrıca yeşim, zümrüt, yakut gidi değerli taşlar da pazarlık yaparsanız inanılmaz ucuz. Hatta o kadar ki değerli taşları sahte çıkar diye almaya korkuyorum. Yine de epey alıyorum. Ankaraya gittiğimde ilk işim bir kuyumcuya göstermek oluyor. Kuyumcu hepsi gerçek diyor, verdiğim paraya da inanmıyor. Lapis, turkuza yüzük, kolye ve tespihleri de gezip, dolaşıp pazarlıkla alıyorum. Kürkler kaliteli sayılmaz ama inanılmaz ucuz. Velhasılı maaşımın yüklüce bir bölümü bunlara verip geliyorum.

Bülent Pakman. 2009. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Afganistan ile ilgili diğer sayfalarımız:

AFGANİSTAN

KABİL RESİMLER

AFGANİSTAN TÜRK BİRLİĞİ

100 YIL ÖNCE DE ORADAYDIK

KABİL 2002

DİZ BOYU YOKSULLUK

AFGANİSTAN’DA RUS HAYALETLER

BİR ZAMANLAR AFGANİSTAN

Twitter Widgets Facebook Widgets

Bakü Ofis 2011

Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s