Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri Arasındaki Siyasi İlişkiler (1923-1938)

İki devlet arasındaki ilişkiler teknik olarak 1830 yılından, hatta, Amerika’nın millî bir devlet olarak ortaya çıktığı 1808 yıllarından itibaren başlar. 19. yüzyılda iki devlet arasındaki ilişkilerin her iki devlet için de o kadar önemi yoktur. Osmanlı İmparatorluğu’nda ulaşım ve iletişimin Amerikalılar’ca geliştirilmesi iki ülkeyi birbirine yaklaştırdı. Fakat iki ülkeyi ekonomik, politik ve kültürel açıdan gerçekten yaklaştıracak bir topluluk oluşmadı.

Hatta 19. yüzyılda bile iki devlet fiziki olarak birbirlerine çok uzaktı. I. Dünya Savaşı sırasında Türk – Amerikan ilişkileri kesilmişti. Ancak, Başkan Wilson’un 1918 beyannamesi ile birlikte iki devlet arasında küçük bir yaklaşım oldu. Amerika I. Cihan Harbi’nde Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmedi. 13 Kasım 1918’de İtilâf Devletleri’nin İstanbul’u askerî açıdan işgal etmelerine Amerika da katıldı. İstanbul’daki Amerikan Yüksek Komiseri Koramiral Mark L. Bristol, Türkler üzerinde iyi intiba uyandırdı. Ayrıca, Amerika’nın Yakın Doğu Yardım Komitesi, 1918 yılından sonra çok yönlü girişimleriyle Amerikan prestijini Türkiye’de devam ettirmede önemli rol oynadı. Ayrıca Amerika, manda sisteminde yer almak istemediği gibi, Orta Doğu’da bir rol oynamak istemiyordu. Daha önce olduğu gibi Türkiye ile ekonomik ve politik ilişkiler fazla önemli değildi. İki ülke arasındaki önemli ilişkiler 1939 yılından sonra başlamıştır.

Bu tarihe kadar Amerika’da genel bir Türk aleyhtarlığı vardı. Türk düşmanlığını oluşturan amil, Avrupa’da olduğu gibi Türkler’in, İslâm dinini lideri oluşundandı. Buna ilâveten, 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını kazanmak için uğraşan Osmanlı tebası olan zımmîler Türk düşmanlığından yanaydı. Osmanlı İmpartorluğu’ndan Amerika’ya göç eden göçmenler, Yunan yanlısı, Makedon yanlısı ve Bulgar yanlısı kişilerdi.

Amerikan misyonerlerinin Türkiye’deki faaliyetleri, Amerikan protestan tarikinin şaşırtıcı ve büyüleyici olduğu kadar aynı zamanda da ilham veren bir bölümüdür. Bu misyonerlerin ilk amacı, Müslümanları Hıristiyan yapmak değildi. Asıl amaç, Türkiye’nin doğusundaki kiliselere, Hıristiyanlıktan yozlaşmış veya yozlaşmak üzere olan cemaati buralara kanalize etmekti. Anadolu Hıristiyanlarından ilk cevap Ermenilerden geldi. Çünkü, bu tarihlerde Ermenileri değişik ülkelerin misyonerleri kendi mezheplerine döndürmek istiyorlardı. Bu arada, Osmanlı Protestan kilisesi yaratıldı. Bu kilise zamanlı Osmanlı millet sistemi içerisinde yer aldı. Yunanlı Protestanlar, Arapça konuşan Protestanlar ve Bulgar Protestanları bu kiliseye bağladılar.

Anadolu’ya gelen Amerikan misyonerleri zamanla sıhhi eğitim, sağlık hizmetlerinin de önemli olduğunun farkına vardılar. Bu hizmetleri yürütecek Hıristiyan doktor ve işçileri Anadolu’ya getirdiler. Misyoner okulları kreşlerden dinî eğitim veren okullara kadar çeşitlendirildi. Bunları popüler kılmak için spor ve atletizme önem verildi. Amerikan iç savaşı sırasında Hamlin Koleji, başka bir deyişle Robert Koleji, New York’lu Christopher Robert onuruna İstanbul ve Beyrut’ta açıldı. Buralarda Hıristiyan talebeler kadar Müslüman öğrenciler de kabul ediliyordu.

Fakat II. Abdülhamit, Müslümanların bu kolejlere girmesini yasak etti. Cumhuriyet’in ilanına kadar Robert Koleji Müslüman öğrencilere cazip gelmedi. İşte bu sırada Robert College daha çok Ermeni, Yunan ve Bulgar öğrencileri bünyesine aldı. 1908 İnkılâbı ve Cumhuriyet’in kuruluşu ile birlikte Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı okullara bazı kısıtlamalar getirildi. Bu okullar bazı dersleri kendi dillerinde okuturlarken, programlarına Türkçe dersleri konuldu ve tarih eğitiminin Türkçe olarak verilmesi zorunluluğu getirildi.

Tarih boyunca Türk – Amerikan ilişkileri ilginçtir. İki ülke tarih boyunca savaş yapmamışlardı. Hatta, I. Dünya Harbi’nde Amerika resmen Osmanlı İmparatorluğu’na ve Bulgaristan’a savaş ilân etmedi. Fakat Lozan sulh konferansında Amerika müşahit olarak bir delegasyonla katıldı. İki ülke arasında diplomatik ilişki kurmak kolay olmadı. Zira iki ülke arasında gizli olarak var olan anlaşmazlık sorunları vardı. 1923’ten sonra Türkiye’nin her yöresine yayılmış olan Amerikan kolejlerini, Türkiye, zararlı Hıristiyan propagandası yapıyor gerekçesiyle kapattı. Ayrıca, Türkler’i öfkelendiren husus ise; Doğu’da bir bağımsız Ermenistan devletini kurma girişimlerine Amerikan halkının sıcak bakmasıydı. Amerikan basını, Türkler’in Ermeniler’e karşı 1915 yılında uyguladığı tehcir olayını yakından izlediği gibi, Ermeniler’i daima Türkler’e karşı üstün tutmuştur.

Ağustos 1923’te, Türkiye ile Amerika arasında Dostluk ve Ticarî Antlaşma Lozan’da imzalandı. Bu arada, İade-yi Mücrimin antlaşması da yapıldı. Türkiye’nin imzaladığı Lozan sulh antlaşmasının Amerikan Anayasası gereği Amerikan Senatosunda onaylanması gerekiyordu. Bazı Amerikalı Senatörler, Ankara’nın yapmakta olduğu inkılâpları yetersiz bulmaları, onu Avrupa kültürünü uygulamada yetersiz bularak Türkiye’ye barbar olarak bakıyorlardı. Ayrıca, Ermeni tehcirinden hasıl olan bazı olumsuz neticeleri gerekçe göstererek ve senatoda onay için 2/3 çoğunluk sağlanamadığından, Lozan sulh Antlaşmasını uzun süre onaylamadıkları gibi, Türkiye ile diplomatik ilişkiye girilmesini istemiyorlardı.

Tarafsız zihniyete sahip devlet adamları ve diplomatların iyi niyetli girişimi ile Amerika’da Ermeniler tarafından sürdürülen Türk aleyhtarlığı, basın kısmen susturularak, iki devlet arasındaki iyi niyet ve hisler fazla etkin olmasa da, yine de mesafe katetmede başarılı olmuştur. Nitekim, İstanbul’daki Amerikan diplomatik temsilcisi Koramiral Mark L. Bristol ile Türkiye Hariciye Bakanlığı arasında nota teatisiyle Lozan Sulh Antlaşması’nın imzalanmasından sonra yaklaşık olarak üç buçuk yıl sonra, 17 Şubat 1927’de muntazam diplomatik ilişkiler kurularak iki ülke arasında dostça ilişkilerin başladığı resmen açıklandı. Bu tarihten sonra iki devlet arasındaki ilişkiler kesintiye uğramaksızın gelişti. Bilhassa özel antlaşmalarla yürütülen ekonomik ilişkiler memnuniyet verici bir şekilde mesafe katetmeye başladı. Bu ilişkilerin başlamasında Amerika Dışişleri Bakanı yardımcısı M.Crew’i katkısı büyük olmuştur. Crew’in iddiası, Amerikan pazarlarının Türk ürünlerine ve bilhassa incir ve tütün satımına müsait olduğu şeklindeydi. Gerçekten, 1925’te Türkiye’nin toplam ihracatının % 13’ü olan 25,1 milyon Türk Lirası tutarındaki malı Türkiye Amerika’ya ihraç ederken, Amerika’nın Türkiye’ye ihracatı çok azdı. Başka bir deyişle, A.B.D.’nin ithalattaki payı % 3’ten % 6’ya, ihracattaki payı da %6’dan % 13’e yükseldi.

1923 yılında Lozan sulh görüşmelerinde Amerikan müşahitlerin çalışmaları, Türkiye ile Amerika arasında ne dostluk, ne de zıtlaşma meydana getirecek tarzdaydı. Bu müşahitler, sulh görüşmelerinde İtilâf Devletleri’ne fazla yardımcı olmazlarken, ekonomik çıkarları nedeniyle Türkler’i desteklediler. Ayrıca, Türk Petrol kumpanyasından isteklerde bulunan İngiliz temsilcisine de tutumları katılaştı.

Nisan ayında Ankara tarafından onaylanan Chester Projesi’nin” havasi bazı Türkler’de umut hayalleri doğurdu ve ballı dolar hayaline kapıldılar. Fakat Chester balonu sonbaharda söndü. Amerika, “Bu Chester Projesi ile ilişkimiz yoktur” diyerek işin içinden sıyrıldılar.

6 Ağustos 1923’te Türkiye, Amerika ile Lozan’da bir antlaşma imzaladı. Bu antlaşma, İtilâf Devletleri’yle yapılan antlaşmadan farklı değildi. Lozan Barış Antlaşması’nın bazı maddelerinin tanımı ve konsolosluklara atıfta bulunuluyordu.

İade-yi Mücrimin ile ilgili olarak ise İtilâf Devletleri ne elde etmişlerse, Amerika da onu elde etmiştir. Bu iki antlaşmadan, Amerika gibi büyük bir devleti kapitülasyonların kaldırılması için ikna ettiklerinden dolayı memnundular. Lozan Sulh Antlaşması Amerikan Senatosu’nca aralık sonuna kadar onaylanmadı. Fakat buna Türkiye gönül koymadı. 24 Aralık’ta Amerikalılarla varılan uzlaşma sonucunda, Amerikan Senatosu’nun Türkler aleyhindeki iddialarına cevap vermek üzere karma bir komisyon kuruldu. Bu komisyonun çalışmalarına rağmen, 1924 yılının sonuna kadar Lozan Sulh Antlaşması henüz Amerikan kongresince onaylanmamıştı. Fakat Türkiye’deki kanı, kongrenin bu antlaşmayı ergeç onaylamak için gerekli adımı atacağı şeklindeydi. Fakat Ortodoks Fener Rum Patriği’nin İstanbul’dan çıkarılacağı Türk hükümetince hükme bağlanınca, Kongrenin sulhu onaylama umudu geniş bir şekilde yok oldu. Dine önem veren ülkelerde bu gibi girişimlerin o ülkeyi etkileyeceği de kesindir. Bu yüzden kongrenin Lozan Sulh Antlaşmasını onaylaması gecikti. Fakat Amiral Bristol, kendisine Yüksek Komiser sıfatı vererek görevini sürdürmeye devam etti. Bu arada, Anadolu’daki Amerikan misyoner okullarının çoğu bazı gerekçelerle kapatıldı. Hatta, Boğaziçindeki Robert College bile Türk yetkililer tarafından denetim altına alındı. Bu tarihlerde Robert College hakkında söylenecek menfi bir söz veya bir hareket Türkiye’de yankı uyandırıyordu. Bunun neticesinde de College karşı protesto yapılıyor ve tahkikat açılıyordu. Amerika’nın Türkiye’deki çıkarı da bu okullardı. Fakat bu okullar meselesi bir tarafa bırakılırsa, iki ülke arasındaki ilişkiler doğru yolda ilerliyordu.

Cumhur Reisi Gazi Paşa da, TBMM’sinin ikinci dönem birinci toplanma yılını açarken: “Geçen sene esnasında siyaset-i hariciyemiz sulh ve sükun vadisinde mütemadi terakki göstermiş, dedikten sonra Cemahir-i Müttehide-yi Amerika ile müsavat ve mütekabiliyet esası üzerine muahedename imza olunmuştur. Tasdiki hükümet tarafından Meclisi âlimize arzolunacaktır” demiştir.

1926 yılı içerisinde Türk – Amerikan ilişkilerinde bir ilerleme yoktur. Amerikan Senatosu ısrarla Lozan Sulh Antlaşmasını onaylamayı reddediyordu. Buna karşın, Türkiye’deki Amerikan çıkarları geçici antlaşmalarla korunuyordu. Türkiye, Amerika’dan ithal ettiği mallara düşük gümrük tarifeleri uyguluyordu. Yüksek gümrük tarifesi uygulamaya hakkı olmasına rağmen bundan kaçınıyordu. Zira Türkiye Amerika’ya yüksek kaliteli tütün, incir ve halı ihraç ederek peşin nakit döviz elde ettiği için, Amerika’ya karşı hoşgörülü davranıyordu. Gazi Paşa’da 1 Kasım 1926’da TBMM’sinin ikinci dönem dördüncü toplanma yılını açarken: “Siyaset-i hariciyemiz, ötedenberi takip ettiğimiz sulh ve müsalemet hattı aslisinde müsbet neticelerle inkişaf etmektedir”, dedikten sonra Şimali Amerika ve Cemahir-i Müttehidesiyle muvakkat bir ticaret itilâfnamesi akdettik. Aramızda imza edilmiş bulunan muahedenin bu devrede heyet-i celilenin tasdikine iktiran edeceğini ümit ederim16, demiştir. İki ülke arasında imza edilen antlaşmaların meclislerce onayı sadece Amerika’da gecikmekte kalmayıp Türkiye’de onay gecikmekteydi.

Diğer taraftan, Amerikan elçisi oldukça gürültülü bir hava içinde Leviathan gemisiyle 1 Ağustos Pazar günü Newyork’tan Türkiye’ye hareket etti. Bazı fanatik ruhlu Ermeniler bu defa yaptıkları bir mitingle, Türkiye’nin Amerika’daki elçisini, -ki henüz gelmemişti- yahut Türkiye’ye hareket eden Amerikan elçisini veya ikisini birden vurma fikrini ortaya attılar. Bu davranışlarıyla Ermeni ırkının ızdıraplarına karşı bütün dünyanın merhametini ve ilgisini çekmek istiyorlardı. 22 Eylül’de Amerikan elçisi Tevfik Rüştü Bey’i, yıkılacak derecede harap ve kirli bir binada ziyaret etti.

Bakan elçiyi selamladıktan sonra, “Birleşik Amerika temsilcisi olarak kabul etmekten, özellikle Lozan Antlaşması’na imza koymuş bir insan olarak memnuniyet duyduğunu, İsmet Paşa’nın kendisinden daima iltifatlı sözlerle bahsettiğini, Lozan Konferansı’nda derin bir anlayış gösterdiğinizi sık sık söyledi”. Elçi, Tevfik Rüştü Bey’e cevaben: “Konferans sırasında Türkiye’yi az çok tanıdığını, konferansta büyük bir ustalık ve anlayış göstermiş olan İsmet Paşa’nın kişiliğine karşı büyük bir sempati ve hayranlık duymakta olduğunu, Türkiye’nin birkaç yıl içindeki gelişmelerini yakın bir ilgi ile izlemekte olduğunu” söyledikten sonra: “Amiral Bristol’dan sizi o kadar dinledim ki, daha önceden de zaten sizi iyice tanımış bulunuyordum”, dedi.

Elçi Grew, 12 Ekim 1927’de itimatnamesini vermek için Çankaya’ya çıktı, itimatnamesini verdikten sonra Gazi, Elçiye: “Daha önce Türkiye’ye gelip gelmediğini ve Ankara’yı nasıl bulduğunu sordu”. Merasim bittikten sonra Elçi Tevfik Rüştü Bey’i ziyaret etti. Tevfik Rüştü Bey ona: “Gazi üzerinde çok iyi bir izlenim bırakmış olduğunu, kendisini şimdiye kadar bu derece memnun görmediğini, Gazi’yi memnun etmenin kolay bir şey olmadığını söyledi”. Ben de kendisine: “Cumhurbaşkanının üzerinde fevkalâde bir etki bırakmış olduğunu, özellikle çehresindeki kudret ve irade ifadesini hiç unutmayacağını, gerçekten de Gazi’de hedefine erişmek için her güçlüyü yenebilecek bir insan çehresi var” dedim.

Tevfik Bey’in yanından ayrıldıktan sonra Elçi Bakanlıktaki odasında İsmet Paşa’yı ziyaret etmiştir”. İsmet Paşa beni büyük bir sıcaklıkla selamladıktan sonra tercümansız olarak Fransızca konuştuk. Beni eskisinden daha genç gördüğünü söyledi, ben de, üzerinde taşıdığı ağır sorumluluklara rağmen kendisinin hiç yaşlanmamış olduğunu işaret ettim”. Gerçekten ihtiyarlamamış, yalnız saçları daha aklaşmış ve biraz şişmanlamış, yüzünde aynı tebessüm ve gözlerinin çevresinde aynı kırışıklıklar vardı. Fakat kulakları daha ağırlaşmıştı.

1926 yılı Aralık ayı sonuna doğru Uzlaşmazlıklar Komisyonu başkanı Senatör King, Senatoya bir uzlaşma önergesi verdi. Fakat King Türkiye’yi Ermeni, Hristiyan, Nasturi ve Yunanlılar’ın mallarım müsadere etmek ve onları öldürmekten mesul tutuyordu. Amerikan kongresi, bu iddiaları gözönüne alarak, Lozan Antlaşması’nı bir daha onaylamayı reddetti.

Senato’nun bu inadına karşı, iki devlet arasındaki çıkarları korumak için geçici bir antlaşma yapıldı. Lozan temel alınarak yapılan bu anlaşmaya göre; diplomatik ve konsolosluk işleminin yürütülmesi resmen 1 Haziran 1928’de başlayacaktı. Diğer taraftan, Şubat 1927 tarihine kadar gümrük ve diğer vergiler için her iki devlet, biri diğerine en fazla mazhara lâyık ülke muamelesi yaptı. Bu hususi işler her üç ayda bir otomatik olarak uzayacaktı. Böyle yapmaktaki amaç; Kongreye Lozan Sulh Antlaşması’nı kısa süre içerisinde onaylatmaktı.

Amiral Mark Bristol, Amerika’nın Türkiye ile yapmış olduğu Lozan Antlaşması’nı Kongre’nin onaylamasını istiyordu. Fakat, Mayıs ayı sonuna doğru Bristol, Çin Denizi’ndeki Amerikan Deniz Filosu’na kumandan olarak atandı. Bu tarihlerde Amerika’nın eski Osmanlı Elçisi Gerard’ın önderliğinde, Amerikan basınında Türkiye aleyhtarı kampanya başlatıldı. Bu kampanyaya Amerika’nın Büyük harp öncesi elçisi olan Henry Morgenthau katılmadı20. Bu kampanyaya H. Morgenthau katılmadığı için de tepki görmedi.

Gazi Paşa, Türk basınına misillemede bulunulması direktifini verdi. Gazi’nin yakın arkadaşlarından biri olan Ahmet Ağaoğlu bir makalesinde, Amerikalılar’ın Zenciler’e ve Kızıl Derililer’e yaptığı kötü muameleyi işleyip, sonuç olarak da Amerikalılar’a bu Ermeni katliamı meselesini unutmalarını öğütledi.

1927 senesinde bu gibi olaylar hariç, iki ülke arasındaki ilişkiler dostça gelişti. Yeni Elçi M. Grew de Bristol’un uzlaşma politikasını gütmeye başladı. Ancak Bristol, Amerikan sermayesini Türkiye’ye çekmek için çaba sarfetmişti. Aynı isteği M. Grew göstermedi.

Yine de Ulen Corporation, Kuhn Loeb, and The Fox Corporation özel olarak Türkiye’ye Türk yetkililerle görüşmek üzere temsilciler gönderdiler. Bunların arasında olan Ulen Corporation’dan Kuhn Loeb, Türkiye tarımı üzerinde incelemeler yaptı. Ulen Corporation Henry Ford’a serbest bölge liman inşaatı için mali destek sağlaması yolunda teşebbüste bulundu. Bu serbest bölgede Ford otomobil fabrikası kuracak ve üretimini yakın ve Uzak Doğu’da ihraç için dağıtım merkezi oluşturacaktı.

Elçinin Türkiye’ye atanmasından sonra Türk hükümeti, Amerikan okullarına daha az müfettiş gönderdi. Yalnız Amerikan okullarındaki Türk öğretmenlerin adedinin arttırılması, Türkçe ders saatlerinin fazlalaştırılması, bazı kitaplara sansür uygulaması da ortadan kalkmış değildir. Robert Colleg’e gelince: Bu okulun makina bölümüne bazı Türk öğrenciler alındı. Fakat bu yenilik kabiliyetsizlik, avarelik ve talebelerin tembelliği nedeniyle netice vermedi. Çünkü bu talebelerin üzerinde bir kontrol yoktu. Öğrenciler makina parçalarını düzgün bir şekilde kullanmadıkları için parçaların kırılmasına ve diğer talebelere de kötü örnek oldular.

1927 yılının sonlarına doğru, Bursa’daki Amerikan Kız Okulu’nun bazı görevlileri burada okuyan Türk kızlarını Müslümanlıktan döndürmek için çalıştıkları iddiası Türkiye’de büyük bir yankı uyandırdı. Bu iddia, Amerikan Elçiliği tarafından ciddiye alınmadı. Çünkü Elçilik, Modern Türkiye’de Hristiyanlık propagandasının yapılmaması şeklindeki Türkiye görüşünü benimsemiştir.

1928 yılında Amerika ile Türkiye arasında ticarî antlaşma yapmak için müzakere yapılmadı. İşler geçici antlaşmaya göre yürütülüyordu. Yalnız uzlaşma ve hakemlik müzakereleri yıl boyunca sürdüğü halde bir antlaşma olmadı. Türkiye’de Amerikan düşmanlığı az olmasına rağmen, düzgün antlaşma yapmama niyeti Amerikalılar’dan kaynaklanıyordu. Fakat, Türkiye’ye gelen Amerikalı girişimciler, Türkiye ile antlaşma yapılmasını istiyorlardı. Ermeniler’in Hristiyan mezhepleri ve kiliseleri arasında yürüttükleri Türkiye aleyhtarı kampanyalar Amerikalılar’ın Türkiye ile antlaşma yapmamasında belli bir ölçüde başarılı olmuştur.

Resmî ilişkilerden bu zorluklara rağmen Amerika’nın Türkiye’ye yaptığı otomobil ve makina ihracatı devamlı artış göstermiştir. Henry Ford’a İstanbul’da serbest bölge ihdası garantisi verildi. Bu serbest bölgede Henry Ford bir otomobil fabrikası kuracaktı. Ayrıca Yakın ve Orta Doğu’ya dağıtım yapacak bir merkez de burada inşa edilecekti. Türkiye 1928 yılında Lozan Antlaşması’nı imzaladığı ülkelerle Kellogg Paktı’nı imzaladı. Türkiye bu antlaşmayı imzalamakla, Türkiye’nin dünya sulhüne ve düzenine karşı nasıl bir katkıda bulunduğunu tesbit etmek istiyordu. Fakat bu, halk arasında fazla yankı bulmadı. Hatta, Tevfik Rüştü Bey’in tavrı, Türk basını tarafından bile tenkit edildi. Çünkü basın, bunun bir lütuf olarak değerlendirdi. Türkiye’ye bir katkısı olmayacağı düşüncesindeydi.

Gerçekten, Cumhuriyet Hükümetinin dış politikası dürüstlük, açıklık ve bilhassa sulh fikrine dayanıyordu. Gazi Paşa, TBMM’nin üçüncü dönem, üçüncü toplantısını açarken: “Beynelmilel herhangi bir meselemizi sulh vasıtalarıyla halletmeyi aramak, bizim menfaat ve zihniyetimize uyan bir yoldur. Bu yol haricinde bir teklif karşısında kalmamak içindir ki, emniyet prensibine ve onun vasıtalarına çok ehemmiyet veriyoruz. Beynelmilel sulh havasının mahfuziyeti için Türkiye Cumhuriyeti iktidarı dahilinde herhangi bir hizmetten geri kalmayacaktır” diyerek devletin politikasını açıklamıştır.

Fakat Amerika ile Türkiye arasında bazı problemler yaşanmıyor değildi. 28 Ocak 1928’de Associated Press Ajansı muhabiri Miss Priscilla Ring, Elçi J. Crew’i ziyaret ederek: “Türkiye’de çıkan bütün sabah gazetelerinin Bursa’daki Amerikan okulunda üç kız öğrencinin Hristiyan olduğu, Türk makamlarının olay hakkında soruşturma açtıklarını, eğer okulda Türk çocuklarının Hristiyanlaştırma çabası tesbit edilecek olursa, okulun kapatılacağı haberini verdi. Elçi haberin Amerikan senatörlerince duyulmasından korkuyordu. Zira bazı senatörlerin bunu büyük ölçüde istismar ederek Senato’nun Lozan Antlaşması’nı onaylamamasından korkuyordu. Bu tarihlerde Amerikan okullarının din propagandasını yasaklayan kanuna titizlikle uyuyorlardı. Ne var ki, Osmanlı İmparatorluğu devrinde Beyrut Üniversitesi, İstanbul Kız ve Erkek Kolejleri ve İzmir Koleji’nden başka Yakındoğu’da beş yüzden fazla Amerikan Okulu vardı. Ana okulundan üniversiteye kadar her derecesi bulunan bu öğretim müesseselerinde 25 binden fazla öğrenci okuyordu. Lozan’da Kapitülasyonlar sisteminin kaldırılmasıyla bu okullardan ancak birkaç tanesi Cumhuriyet Türkiye’sine intikal etmişti. J. Grew, hiç olmazsa bunların devamını sağlamak için gayret sarfediyordu.

14 Şubat 1928’de Merzifon’da başka bir olay ortaya çıktı: Türk müfettişler, Türk Bayrağı ile birlikte dalgalanan Amerikan bayrağının indirilmesini, pazar günleri ders yapılmasını, Pazartesi ve Perşembe günleri öğleden sonraları tatil verilmesi için direnmişlerdir. Bilindiği gibi bu tarihlerde resmî tatil Cuma günü idi. Ayrıca müfettişler, öğretmenlerin oturma odalarında Türkçe bir İncil bulunca duru daha da gerginleşti. Bu olumsuzluklar zamanla uzlaşma ile aşılmıştır.

Bir başka olay da Robert Kollej’de ortaya çıktı. Kollej’in hazırlık sınıfında bulunan 10 yaşlarında iki çocuk, çalışma salonunda asılı duran bir Türkiye Haritası üzerinde delikler açmışlar ve Türkiye hakkında yakışıksız işaretler yapmışlardı. Bu öğrencilerden birisi Rum, diğeri de Maltalı idi. Polis soruşturma yaparak meseleyi kapatmıştır.

Bu meseleler kendi mecrası içerisinde akarken, 1928 yılında Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında Uzlaşma ve Hakemlik Antlaşması yapmak için müzakereler sürdürülüyordu. Bu arada Çin ile Sovyet Rusya arasındaki Mançurya sorunu görüşmelerine Amerika Kellogg Paktı’nı imzalayan devletlerle birlikte Türkiye’yi de davet etti. Türkiye böyle bir görüşme için hazır olmadığı gibi, Rusya’nın tepkisinden çekindiği için delege göndermemişti.

1 Ekim 1928’de iki ülke arasında ticarî antlaşma yapıldı. Bu, beş maddeden oluşuyordu: Amerika, en fazla mazhara lâyık ülke muamelesini hem ticarette, hem de gemicilik meselelerinde görecekti.

1930 yılında Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkiler tam olmamakla beraber iyi idi. Amerika Türkiye’ye çok uzak mesafede olmasına rağmen politik açıdan Türk basınında iyi bir itibarı vardı. Sonbaharda Amerikalı Chester iş amacıyla Türkiye’ye ziyarette bulunması Curtis uçak filosunun Ankara’yı ziyareti iki ülke arasındaki iyi ilişkileri devam ettirmek içindi. Türkiye’deki Amerikan eğitim kuruluşları bu tarihte fazla tenkid edilmediği gibi, seçkin Türk gençlerinin bu okullara gitmeleri öğütleniyordu. İsveç Kibrit Tröstünün bir şubesi olan Türk – Amerikan Yatırım ortaklığına 10 milyon dolar karşılığında kibrit tekeli imtiyazı verildi. Bu firma da, böylece Türkiye’de iş yapan yabancı şirketler arasında en büyük mâli desteğe mazhar oldu.

1929 yılında imzalanan iki devlet arasındaki ticaret antlaşması onaylanarak 22 Nisan’da karşılıklı olarak teati edilip hemen yürürlüğe girdi.

1931 yılı boyunca Türk – Amerikan ilişkileri dostça sürdü. Türkiye’deki Amerikan dinî kuruluşları aşırı derecede gelişti. Robert Kolej ve Amerikan Kız Koleji Türkler arasında özel bir ilgi görüyordu. Bu nedenle, Amerikan eğitim kuruluşlarına karşı Türk Millî Eğitim Bakanlığı çok az zorluk çıkarmıştır. Şüphesiz ki, modern Türkiye Cumhuriyeti’nde Anglo-Saxon eğitimi çok gözde idi. Bunlar arasında İngilizler’in İstanbul’daki okulları da vardı.

Mâli konularda Avrupa’nın Türkiye’ye karşı takındıklar menfi tutum karşısında şaşkına dönen Türkiye, Amerikan banka ve finans çevrelerini ikna ederek bunların Türkiye’de daha faal olmaları için onları ikna etmeyi kararlaştırdı. Bu cümleden olmak üzere Türkiye, son yıllarda Maliye Bakanlığı yapmış olan Şükrü Saraçoğlu’nu özel bir görevle Amerika’ya gönderdi. Yılın sonuna doğru fazla bir başarı elde edemeden geriye döndü. Zaten mevcut Türk Hükümeti, Amerikan finans yardımından ziyade demiryolu, liman ve sulama sistemlerinin yapımında Amerikalı ilgili kuruluşların ilgisini çekmekti.

Ekim 1931’de Amerika ile Türkiye arasında geçici olarak, kuruluş ve ikâmet antlaşması imzalandı. İki ülkenin göçmen yasaları gaile olunmaksızın bu Antlaşma imza edildi. Çünkü, Amerika 1925 yılında Avrupa’dan göçmen almayı durdurmuştur. Bu Antlaşma ile iki ülke, en fazla mazhara sahip ülke muamelesini karşılıklı olarak birbirlerine yapacaklardı.

Amerikalı Henry Ford, Türkiye’nin çağrılarına kulak asarak, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Galata’da Otomobil Montaj Fabrikası kurma girişiminde bulunmuş, ancak bu teşebbüs, gümrük idaresi ile başgösteren anlaşmazlıklar yüzünden 1931 yılında akamete uğramış, Ford’un İstanbul’daki faaliyeti İskenderiye’ye geçmiştir32. Bu üzücü olaydan sonra, iki ülkeyi sevindiren başka bir olay oldu. 28 Temmuz 1931’de Russel Boardman ve John Polando adlı iki Amerikalı havacı kullandıkları “Cape Cod” uçağı ile New York’tan havalanıp hiç bir yerde durmaksızın İstanbul – Yeşilköy hava limanına inişleri insanlarda heyecan yaşattı. Gazi bu havacıları Yalova’da kabul etti. Halbuki çok seçkin yabancılar, generaller, amiraller, bakanlar, onunla Ankara’da resmen konuşmak isteğinde bulunduklarında bile çoğunlukla Çankaya’ya çıkamazlar, en az günlerce bekletilirlerdi. Fakat bu iki genci Gazi hemen görüşmek üzere davet edişi. Gazi’nin Amerika’ya karşı gösterdiği dostluğun bir nişanesiydi. Gazi bu pilotlarla görüştükten sonra Başkan Hoover’e şu telgrafı göndermiştir: “Amerikalı kahramanlar Türk Ulusu’nun kalbini sevinçle doldurmuştur. Başarmış oldukları harikulade işin sonunda bu cesur gençlerin yüzlerinde gördüğüm neşe ve azim ifadesi bana şu inancı verdi ki, insanlık için kazandıkları bir büyük zafer onlar için yalnız bir başlangıçtır. Asil ve muhterem şahsiyetiniz aracılığı ile bu büyük kahramanları yetiştiren şanlı ulusunuzu kutlamak benim için büyük bir zevktir”.

Gazi’nin telgrafına Başkan Hoover şu cevabı verdi: Newyork’tan İstanbul’a yaptıkları başarılı bir uçuştan sonra Amerikan pilotları Boardman ve Polando’ya karşı göstermiş olduğunuz nezaketten ötürü samimi takdirlerimi ifade etmek isterim”.

Bu tarihlerde Türkiye’nin dış politikası basit ve açıktı; herkesle dost geçinmek, gruplaşmaya girmemekti. Bu politikanın zaferi hemen görüldü. 1923’ten önce Türkiye düşmanlarla çevriliydi. 1931’de ise güvenilir dostlarla çevrilmişti.

Mustafa Kemal Paşa 1 Kasım 1932’de TBMM’nin dördüncü dönem ikinci toplanma yılını açarken: “Bizim kanaatimizce beynelmilel siyasi emniyetin inkişafı için ilk ve en mühim şartı, milletlerin hiç olmazsa sulhu muhafaza fikrinde samimi olarak birleşmesidir”.

Görüldüğü gibi Reisicumhur Türkiye’yi muasır medeniyet seviyesine eriştirmek için sulhun temel olduğunu iyi anlamıştı. Zira, silahlanmaya gidecek para ülkenin kalkınmasına sarfedilirse halkın hayat standardı artacaktı. Aksi halde, nüfusu kalabalık, kalkınmamış ülke olarak kalınması kaçınılmazdı.

1932 senesi Eylül ayı içinde ABD Genel Kurmay Başkanı Douglas Mac Arthur, Türkiye’ye üç günlük resmî bir ziyarette bulundu. Kendisi, Türk Hükümetinin davetlisi olmakla birlikte Türk askerî otoritelerinin de oldukça ilgilenmelerine neden oldu. Bu cümleden olmak üzere Mareşal Fevzi Paşa misafirinin onuruna Ankara’da öğle yemeği verdi. Askerî kuruluşlar gezdirildi. İstanbul’da da özel olarak Gazi Paşa ile çok samimi geçen bir görüşme yapmıştır. Misafir Genel Kurmay Başkanı Türkiye’de bulunduğu sırada büyük bir özenle Türk Ordusu’nu övmüştür. Türk Ordusu’nun düzen ve disiplinini umduğunun çok daha ötesinde bulduğunu dile getirmiştir. Böyle askerlere başka bir ülkede rastlamadığını ifade etmiştir.

32 yılında General Charles Sherrill, J. Grew’in yerine elçi olarak atandı. Bu elçi, Türkler’e ait her şeyi aşırı derecede övme fırsatını hiç kaçırmıyordu. Gazi’nin Mussolini’den daha büyük bir insan olduğunu devamlı söylemesini bir alışkanlık haline getirdi. Bundan başka Gazi ile George Washington arasında bir paralellik kurmak için çalışma da yapıyordu. Türk basınında da, Amerika’yı geniş çapta öven yazılar çıkıyordu. Açıkça, Türk devlet adamlarının ağzında Amerika’dan Türkiye’ye mâli yardım geleceği ümidi yaşanıyordu. Bu arada, Türkiye’de değişik sahalarda çalışmak üzere Amerika’dan mütehassısların geleceği söylentileri de vardı. Bunlar arasında demiryolları ve ziraî mütehassısların da yeralacağı zikrediliyordu. Hatta, bazı bakanlıklara da danışmanların geleceği söylentileri de vardı. Fakat yalnızca bir gümrük danışmanı geldi. Bu arada uçak ve pilotu Amerikalı olmak üzere Ankara ve İstanbul arasında uçak seferlerinin başlaması için hazırlıklar da yapıldı. İstanbul’daki Amerikan Robert Koleji ile Amerikan Kız Kolejinde, çoğunluğu Türk yönetici sınıfının çocukları olmak üzere eğitim görüyorlardı. Bu nedenle, Amerikan ve İngiliz hayranlığı oldukça fazla idi.

1933’te Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkiler çk iyi idi. Türk yöneticileri, Türkiye dışında komşusu Rusya ile iyi ilişkiler içinde olmak isterken, yönetim yönünden de Amerika’ya hayrandı. 1933 yılı boyunca çeşitli bakanlıklarda havacılık, madencilik, gümrük işlerinde ve demiryollarında danışmanlık yapmak üzere çok sayıda Amerika’lı aileleriyle birlikte Ankara’ya gelerek yerleştiler. 1933 yılı gerek bütün dünyada, gerekse Amerika’daki mâli kriz nedeniyle Türkiye’de bulunan Amerikan okulları ve diğer Amerikan kuruluşları yardım alamadıkları için etkilendiler. Hatta bazıları parasızlık nedeniyle kapandılar. Eğitim ve öğretime devam eden Amerikan okulları Türk öğrenciler arasında seçkin bir yere sahiptiler. Bir miktar Türk talebe Türk Hükümeti adına Amerika’ya tahsile gönderildi.

1933 yılında Robert College’in Amerikalı bir tarih profesörü Amerika’dan Türkiye’ye dönerken bir Amerikan gazetesinde Gazi’nin tarih teorisini tuhaf bir şekilde eleştirmesinden dolayı Rober Kolej’de sıkıntılı bir an yaşandı. Gazi, “Türkiye Türklerindir” teorisiyle Türk Halkını bu topraklara bağlamak ve halka bir tarih şuuru vermek istiyordu. Tezini sağlam bir zemine oturtmak için Güneşdil teorisini, Sümer ve Etiler’in Türk olduğu düşüncesini ileri sürdü. Bu cümleden olmak üzere Ankara’da Sümer Sokağı, İstanbul’da Eti Yokuşu isimleri konulduğu gibi, Sümerbank ve Etibank’ta kuruldu.

Kolej’deki sıkıntıyı işiten Amerikalı Profesör, haberi Atina’da duyunca ülkesine geri döndü. Çünkü, Türkiye’ye girişi yasaklanmıştı.

1933 yılının Ekim ayında Mr. Sherriel’in yerine atanan yeni Amerikan Büyük Elçisi Mr. Skiner itimatnamesini Gazi’ye verirken yaptığı konuşmada: “Amerikalılar’ın sıkıcı meselelere ilgi duyduğu gibi tarihe, güzel sanatlara, arkeolojiye, Türk mimarisine ve ekonomisine de ilgi duyduğunu belirtti”. Başkan Roosevelt, biri Mayıs ayında dünya ekonomik krizi nedeniyle, diğeri de Ekim ayında, Cumhuriyet’in kuruluşunun 10. yılı münasebetiyle Gazi’ye iki mesaj gönderdi.

Ticarî ilişkilerde Türkiye İspanya’ya en fazla imtiyaza lâyık ülke muamelesini yapınca, Amerika hakkı elinden alındı diye bunu protesto etti. Türkiye bunun üzerine harekete geçerek ticarî alanda Amerika’ya ayrıcalıklar tanıdı. Çünkü, Turco-Amerikan ticarî ilişkilerinde denge Türkiye lehine idi. Bu nedenle, Amerika’yı tatmin etmek için bazı ticarî imtiyazlar bahşetmek zorunluğunu hissetti.

Ford motor fabrikasının İskenderiye’ye nakline kızan Türk idareciler Türkiye’de çalışan yabancı uyruklulara bazı kısıtlamalar getirdiler. Bu cümleden olmak üzere, Türkiye’de sivil havacılık işleriyle uğraşan Amerikalılar da bazı zorluklarla karşılaştılar. Bunlar bir tarafa, 1933 yılında iki ülke arasında I. Dünya Savaşı sırasında Amerikalıların Türkiye’de uğradıkları zararların telafisi için müzakereler devam etti36. Söz gelimi, Türkiye’de faaliyet gösteren Gerry Tabacao Compani’nin esas sahipleri Yunan asıllı Amerikalı idi. 13 Eylül 1922’de başlayan İzmir yangınından büyük zarar gördüklerini iddia ederek Türkiye’den para koparmaya çalışıyorlardı.

Gazi Paşa, TBMM’nin dördüncü dönem üçüncü toplantı yılını 1 Kasım 1933’te açarken: “müteselli olabiliriz ki, sulh ülküsü: bizim içinde bulunduğumuz yakın muhitte memnun olunacak terakkiler kaydedilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, beynelmilel sulh ve emniyeti kuvvetlendirmek için kendi tesiri ve iktidarı olan sahada ve aynı arzuda olanlarla beraber hayırlı faaliyetlerde bulunmuştur. Londra’da imzalanan Mütecavizin Tarifi muahedeleri beynelmilel ademi tecavüz fikrini teşvik eden diğer mukavelelere hakiki bir canlılık vermektedir. BMM’nin bu büyük eseri takdir buyuracağına şüphe yoktur. Böylece dışişlerindeki arasız çalışmalarımız da genel siyasamıza, ulusal ülkümüze uygun olarak başarılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin diğer devletlerle münasebetlerinin, aradaki muahedelerin hükümlerine ve beynelmilel dostluk icaplarına uygun olarak umumiyetle iyi olduğunu söyleyebilirim” diyerek, Türk dış politikasının seyrinde memnun idi. Çünkü hükümet dış politikayı, Gazi’nin direktifleri doğrultusunda uyguluyordu. 1934 yılı boyunca Turco-Amerikan ilişkileri çok mükemmeldi. Amerikan eğitim kuruluşları, yabancı bir kuruluşun hak ve yetkilerine sahip olarak eğitimlerini sürdürdüler. Birkaç Amerikalı danışman Bakanlıklardaki görevlerine devam ederken, bir kısmı da görev süreleri dolduğu için Amerika’ya geri döndüler.

6 Ağustos 1923’te, Lozan’da Türkiye ile Amerika arasında imza edilen suçluların iadesini de içine alan Antlaşma Amerikan Senatosunun gerek ilgisizliği, gerekse bazı meseleleri sorun yaparak 10 seneden beri onaylanmamıştı. Nihayet, 5 Şubat 1934’te Senato bu Antlaşmayı onaylayarak yürürlüğe koydu. Amerikan Senatosunun bunu onaylamadaki amacı, iki hükümet arasında var olan dostluk hislerini canlandırmak ve aynı zamanda 6 Ağustos 1923’te Lozan’da imzalanan, fakat uzun yıllar onaylanmayı sürüncemede bırakan Türk Barış Antlaşması’nı onaylayarak hatasını telafi etmek içindi. Başka bir amacı da, yargılanmak istemeyen batık kaçak banker Samuel Insull’a karşı Türkiye’deki açık kapıyı kapatmak idi.

Nitekim, az bir süre sonra Samuel Insull, bir Yunan yolcu vapuruyla, yani 29 Mart’ta İstanbul açıklarına geldi. 11 Nisan’da yürürlüğe giren Suçluların iadesi Antlaşması’nın onayından önce, Ankara’daki Amerikan Büyükelçisi Türk Hükümeti’ne derhal bir nota vererek, Mr. Insull’un hileli iflas ettiğini, bu nedenle Amerikan adlî yetkililerince tevkif müzekkeresi çıkarıldığını belirterek kaçak Banker’in Amerika’ya iadesini istedi. Buna karşı Ankara biraz endişe göstererek, birçok hukuki formalitelerin yerine getirilmesi için, her ne kadar Yunan gemisi kaptanı “Ben Boğaz’dan transit geçiyorum” demesine rağmen Mr. Insull gemiden Türk yetkililerince alınarak Sulh Ceza hakimi önüne çıkarıldı. Bazı hazırlıklar yapıldıktan sonra nihayet Mr. Insull bir Amerikan yolcu vapuru ile Amerikan Elçiliği’nden birinin refakatinde Newyork’a gönderildi. Türk Hükümeti bu işlemi, Türk Ceza Kanununun 9. maddesi uyarınca yaptı.

Bu arada, 25 Ekim’de, Türkiye ile Amerika arasında I. Cihan Harbi’nde Türkiye’de zarar gören Amerikan vatandaşlarına yıllık 100.000 dolar taksitle 13 senede ödenmek kaydiyle, toplam 1.300.000 dolar tazminat vermeyi öngören Antlaşma yapıldı.

1934 yılı Temmuz ayında Türk Hükümeti gümrüklerine verdiği bir talimatla, son zamanlarda Türk Hükümetinin değişik ülkelerle imzalamış olduğu ticarî antlaşmalara eklediği serbest listelerde belirtilen mallar çerçevesi içerisinde, Amerika Türkiye’ye bir kısıtlamaya tâbi olmadan mallarını ihraç edebilecekti39. Türkiye’nin Amerika’ya bu imtiyazı tanımasının nedeni, iki ülke arasındaki ticaretin Türkiye lehine fazlalık vermesindendi.

Gazi Paşa, TBMM’nin dördüncü dönem dördüncü toplanma yılını açarken: “Uluslararası siyasa acunu, geçen yıl içinde kazanma kaygısına düştü. Bu yüzden bütün ülkelerde silahlanmaya hız verildi. Cumhuriyet Hükümeti de bundan dolayı bir yandan ulusal korunma gücünü pekleştirmeye çalışırken, bir yandan da barışın sarsılmaması için ulusların birlikte çalışmasına umut veren yoldan ayrılmamak uğrunda elinden geleni esirgememiştir.

Cumhuriyet Türkiyesi’nin dostluklarının çözülmez bağlılığı, geçmiş yıllarda türlü işlerde denenmiştir. Ulusumuzun acunca tanınmış özlüğünün gereği de karşılıklı verilmiş sözü tutmaktır. Buna ne türlü özenildiği, bundan böyle özenileceği bellidir”, diyerek dış politikayı kısaca özetlemiştir.

Bu cümleden olmak üzere, 1936 yılında Türk-Amerikan ilişkileri sakin ve olaysız geçmiştir.

1937 yılında uzun zamandan beri devam eden olgun ve olaysız Türk-Amerikan ilişkileri yeni bir hareketliliğe şahit oldu. Yaz ayı içerisinde Başkan T. Roosevelt ile Atatürk arasında rahatlatıcı ve samimi mesajlar teati edildi. Yılın sonuna doğru Ankara’daki Amerikan Maslahatgüzeri Cordell Hull, Türkiye Dışişleri Bakanlığı’na giderek, Amerika Dışişleri Bakanı adına Gazi’nin önderliğinde Türkiye’nin komşu ülkelerle ilişkilerini geliştirip devam ettirmesini ve Saadâbat Paktı’nın imzalanmasından duyduğu memnuniyeti iletmiştir. Bu politikayı Amerika’nın destekleyeceğini de ilan etti. Bu mesaj, Türk basını tarafından iyi karşılandığı gibi, Türk Hükümeti de mesajı aynı sıcaklıkla cevaplandırdı.

İki ülke arasındaki ticarî ilişkiler yeni bir safhaya girdi. Ağustos ayından itibaren Türkiye’nin Amerika ile olan ticareti daha önceki yıllara göre Türkiye aleyhinde büyük ölçüde açık vermeye başladı. Dolayısıyle Amerika’dan ithal edilen malların parasını ödemede gözle görülür bir zorluk ve ödemelerde belli bir gecikme olmaya başladı. Bu durum karşısında Amerika, Türkiye ile arasındaki Clearing antlaşmasını gözden geçirmek zorunda kaldı. 2 Kasım’da Amerika Türkiye ile olan ticarî antlaşmasını gözden geçireceğini Türkiye’ye bildirdi.

Gazi bu gidişten memnundu. Nitekim, 1 Kasım 1937’de TBMM’nin beşinci dönem üçüncü toplanma yılını açarken: “Diyebilirim ki, tuttuğumuz siyasi yol ve hedeften ayrılmıyoruz. Son senelerde arşı ulusal münasebetlerde daimi değişiklikler olmasına rağmen, biz bu karışıklığın ortasında daima değişiklikler olmasına rağmen biz bunun ortasında sulhseverlikle duygulu olarak karşılıklı dostluklarımıza riayet ediyoruz. Onların maiyet ve dairelerini genişletmeye müsait zihniyetle arzu ulusal vaziyet ve vazifemizi gözönünde tutarak çalışıyoruz. Bu yolda itina ile çalışmaya devam etmenin hükümete tavsiye edeceğim en doğru karar olduğu kanaatindeyim”, diyerek dış politikayı açık bir şekilde ifade etmiştir.

Diğer taraftan, Türkiye ile Amerika arasında uzun zamandan beri müzakere edilen Ticaret Antlaşması 8 Aralık 1938’de imzalandı. Bu Antlaşmaya göre, gümrük tarifeleri mümkün olan en alt dengeye indirgendi ve Türkiye’nin Amerika’dan ithal edeceği malların bedelini serbest dövizle ödeyecekti.

Amerika Türkiye’ye Cumhuriyet döneminde elçi olarak asker kökenli kişileri göndermiştir. Bunlar Türk Ordusu’nu ve Gazi Paşa’yı devamlı methetmişlerdir. Türkiye Amerika’nın askerî kanadında büyük bir nüfuza sahipti. Fakat sivil kanat, Osmanlı İmparatorluğu’ndan kaçarak Amerika’ya giden Bulgar, Ermeni ve Lübnanlıların Osmanlı aleyhtarı propagandalarının etkisi altında kalmıştır. Bilhassa Ermeniller, Rum Ortodoks kilisesini de kullanarak Türkiye aleyhtarlığını yaymakta etkili olmuşlardır.

Amerikan Kongresi’nin 6 Ağustos 1924 Lozan Barış Antlaşması’nın 10 sene sonra onaylanmasında etkin sebep budur.

Türkiye, Amerika’nın olumsuz tavrına karşı uysal davranmıştır. Çünkü Avrupa, Türkiye’ye karşıydı. Türkiye dengeyi ancak Amerika’ya yanaşmakla sağlamıştır. Ayrıca, Türk ihraç mallan olan halı, tütün, incir ve kurutulmuş meyveler için Amerika iyi bir pazar olduğu gibi, Türkiye Amerika’dan aldığından çok mal satıyor, peşin döviz elde ediyordu. Bu, Türkiye için çok mühimdi. Zira Türkiye, 1565’den beri dış ticarette dengeyi sağlayamadığı gibi, istikrarlı para ve düzgün ödemeyi başaramamıştır.

Bu gerçeğe rağmen Türkler Rusları, tarih ve folklor kitaplarının yazdığı gibi, 18. ve 19. yüzyıldaki Ruslar gibi görmektedirler. Ruslar’da “Anadolu’yu ve İstanbul’u işgal etsek de bir daha çıkmasak” düşüncesindeydiler.

ALINTI: Doç. Dr. Ahmet Özgiray. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuhttp://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-43/turkiye-ile-amerika-birlesik-devletleri-arasindaki-siyasi-iliskiler-1923-1938

Bülent Pakman. Eylül 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz, yayımlanamaz.

Twitter Widgets

cropped-cropped-111220105192.jpgBülent Pakman kimdir: https://bpakman.wordpress.com

Bülent Pakman Youtube kanalları:

https://www.youtube.com/user/aliant28

https://www.youtube.com/user/pakman


 

 

 

Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri Arasındaki Siyasi İlişkiler (1923-1938) için 1 cevap

  1. Geri bildirim: Atatürk’e bu iftiralar neden? | Pakman World

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s