İşte Halifelik ve Vahdettin

Kaldıkları yerden devam ediyorlar

Öncelikle, yaklaşık bin yıldır Anadolu’daki İslam’ı ve müslümanları yok etmek isteyen Haçlılardan söz ediyorum.

İkinci olarak, onlara kulluk ve hizmeti temel ibadet bilen dincilerden bahsedeceğim.

Defalarca denediler, başaramadılar. En son Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda işi bitireceklerinden emin bulunuyorlardı. Yine olmadı. Bitirmek üzere oldukları işlerini bozan ve onları Anadolu’dan süpürüp atan Mustafa Kemal’e duydukları tarifsiz kinin sebebi, Mustafa Kemal’in, son rüyalarını karartan adam olmasıdır.

Şimdi yeniden deniyorlar. Kaldıkları yerden devam ediyorlar. Çünkü bin yıldır boynuna kement atamadıkları çetin düşmanları yeni bir tökezleme devresine girmiş bulunuyor.

Fırsatı ganimet bilerek kaldıkları yerden devam ediyorlar.

Yanlarında, eskisinden daha sadık ve daha etkin bir hıyanet İslamcılığı ve o İslamcılığın aldatmayı başardığı itaatkâr bir kitle. Haçlıların bir işaretiyle en değerli müslümanları kesmeye hazır bir kitle.

Son püskürtüldükleri yer, Damat Ferit hıyanetiyle Vahdettin hamakat ve gafletinin kırıldığı yerdir. O kırılışı gerçekleştiren Mustafa Kemal’dir. O halde, bir yandan Mustafa Kemal’i yok etmek için uğraşırken, öte yandan, düşüş gününün hıyanet ve hamakat kadrolarıyla bunların dayandığı kurumları yeniden hayata geçirmek lazım geldiğini bilmektedirler.

Şöyle düşünüyorlar:

En başta halifelik denen İslam dışı zulüm ve sefalet kurumu ele alınmalı. Türkiye’yi Haçlı’ya teslim etmede hiçbir sakınca görmeyen siyasetçi, basın mensubu, iş adamı gibi unsurların ortak kotarımıyla yeni bir ‘halifelik’ edebiyatı yayıyorlar. Sebep belli: Düştükleri yerden kalkmak. Düştükleri yer, halife ve eşgüdümündeki gaflet ve dalalet erbabının etkisiz kılındığı yerdir. Türkiye’yi tekrar oraya getirirlerse, Sevr yine devreye konur.

Neden ille de halife? Bu soruyu önce siyaset ve saltanat dinciliği adına Haçlılara uşaklık eden mürtecilere sormak lazım: “Sizden daha çok, Haçlıların benimseyip istediği ve ha bire öne çıkardığı bu halifeliğin İslam’a ve müslümanlara hizmeti olacağına gerçekten inanıyor musunuz?”

Hilafet denen İslam dışı kurumun ihyasında müslümanlar için hayır var ise neden Haçlılar İslam ve müslümanlar için böylesine yoğun gayret gösteriyorlar?

Gerçek şudur: Haçlılar; sürüye dönüştüğünden emin bulundukları İslam dünyasını, bir çobanın denetimine vermek, sonra da o çobanın iplerini ellerine almak suretiyle Kelimei Şehadet kitlelerini, kendileri için ‘zararsız’ hale getirmek istiyorlar.

Halife denen İslam dışı kukla bunun garantisi. Haçlı bunun için çırpınıyor. Tarihin en amansız İslam düşmanı olan İngiltere’nin en amansız Türk düşmanlarından biri olan amiral Calthorpe’un yardımcısı Amiral Webb, İngiliz dışişleri bakanlığına yazdığı 19 Ocak 1919 tarihli raporda şöyle diyordu:

“Halife elimizin altında bulunduğu sürece, İslam dünyasında bir denetleme aracına sahibiz demektir. Halife-padişah (Vahdettin) bizi buraya (İstanbul’a) yerleştirmek istiyor.”

İşte, Haçlının halife isteminin arka planı ve işte “Hain mi, değil mi?” diye sorup durdukları Vahdettin.

Hıyanetin baş yılanı ve Allah’ı İngiltere’yle eş değerde tutan Damat Ferit, aynı yılın 5 Mart’ında yüksek komiserlik danışmanı Hohler’e şunu yazma alçaklığını gösteriyordu:

“Bütün umudumuz Allah’ta ve İngiltere’de. İstediğiniz herkesi tutuklamaya hazırım.”

Aynı alçak Damat, 30 Mart 1919’da yüksek komiser De Robeck’i makamında ziyaret ederek kendisi ve padişahı adına, şu yolda arz-ı ubûdiyet ediyordu:

“Babası Abdülmecit, padişahımız Vahdettin’i İngiliz devletine ve İngilizlere dostluk duygularıyla yetiştirmiştir. Padişahımızın bugün takip ettiği siyaset, Osmanlı devletini İngiltere devletine mutlak bir teslimiyetle bağlamaktır.”

Damat Ferit alçağı, bununla da yetinmemiş, aynı konuşmada, Vahdettin’le birlikte hazırladıkları ve Osmanlı devletini İngiliz sömürgesi yapmaya yönelik bir planı da Haçlı yüksek komisere sunmuştur.

Dinci-hilafetçi Haçlı hizmetkârlığının imanı, anlayışı ve alçaklığı budur, hep bu olmuştur ve böyle olmaya devam etmektedir, edecektir.

Şimdi bunların, kişisel çıkar ve ikballeri için neleri nasıl satmaya hazır olduklarının en yaman belgelerinden biri daha:

1922 yılı Haziran’ında, Kurtuluş’un gerçekleşme noktasına geldiğinin görüldüğü günlerin İstanbul’unda Pera Palas’ta karargâh kurmuş Haçlı komutan Yüzbaşı Amstrong’a, Şehzade Sami eliyle Vahdettin’in bir mesajı iletilir. ‘Türklerin Padişahı ve Müslümanların Halifesi’ unvanını taşıyan Vahdettin’in, Haçlı subaya, “Siz müminlerin savunucususunuz; onlar da size bağlı uyruklar olacaklar” deme zilletine tenezzül ettiği mektubu şu utanç verici satırlardan oluşuyor:

“Mustafa Kemal ve arkadaşları ihtilalcidirler. Bunlar sizin ve benim düşmanlarımdır. Asidirler. Türkiye’yi yalnız siz kurtarabilirsiniz. Ben sizin dostunuzum. Ne isterseniz size vermeye hazırım. Halbuki siz Ankara’dan bir şey alamazsınız. İsterseniz saltanatı ve hilafeti kurtarabilirsiniz. Bana yardım için 4 milyon sterlin borç veriniz. Size mal vererek bu borcu öderim. Ankara’yı tanımayın, barışı benimle yapın. Propaganda yapmam için uçak, adamlarımı korumam için bir savaş gemisi verin. Bursa’ya gider herkesi etrafıma toplarım. Halk benim davetime koşar. Boğazları açık tutarım. Halife olarak sizin lehinizde çalışırım. Çünkü siz müminlerin savunucususunuz. Onlar da size bağlı uyruklar olarak kalacaklardır. Ankara’dakiler katil adamlardır. Moskova’nın tesiri altındadırlar. Söylediklerinin hiçbiri yapmazlar.”

Bu onursuzluk belgesi, bugünkü dincilerin AB ve ABD Haçlı kurmaylarına arz-ı ubûdiyet eden söylemlerine ne kadar da benziyor!

Daha çok yakın bir tarihte, bugünkü dinci vicdansızların, AB’ye teslimiyetin gerekçesini verirken, “Biz bunu, Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınmak için yaptık” dediklerini biliyoruz.

‘Ankara’ yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti, o gün ve bugün, bunların namus ve izzetlerinin koruyuculuğunu yaptı ve yapmaktadır, ama nasıl bir iştir ki, bunlar izzet ve namuslarını çiğnemeyi amaçlamış Haçlılarla o gün de bu gün de beraber olmayı, Ankara ile beraber olmaya tercih eden bir yaklaşım sergiliyorlar.

Vicdan ve akıl bu acaipliğe cevap bulmakta zorlanıyor.

Sevr esaret belgesini Türk parlamentosunda ayakta alkışlayan ve büyük taarruzun getirdiği büyük zaferden sonra Başkumandan Atatürk’ü tebrik bile etmeyen Vahdettin, 6 Kasım 1922’de Haçlı kumandan Horace Rumbold’a yazdığı mektubunda şunları söyleme düşüklüğüne de tenezzül ediyordu:

“Mustafa Kemal, nesebi bilinmeyen Makedonyalı bir ihtilalcidir. Bunların aralarında gerçek Türkler yoktur. Ben her özveriye hazırım ama tahtımın çıkarlarını korumanız gerekiyor.”

Bütün bu olup bitenlerden sonra, büyük Atatürk’ün, bu Vahdettin’i değerlendirirken Nutuk’ta söylediği şu sözler çok âlicenap, çok bağışlayıcı kalmıyor mu:

“Saltanat ve hilafet makamında oturan Vahdettin; soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği, alçakça tedbirler araştırmaktaydı.”

Şimdi, Kurtuluş Savaşı’nı kirletmek ve yeni bir dinci-halifeci düzen getirmek üzere yeni iblislikler tezgâhlayan Haçlıların tuzağına takılan bazıları soruyor: Vahdettin vatan haini miydi, değil miydi?

‘Vatan haini’ tâbirine neden takılıyoruz? Hiçbir Türk çocuğu, tarihinin padişahlarından birinin ‘hain’ diye anılmasından memnun olmaz. Bu yolda bir gayretkeşlik hiçbir Türk çocuğuna itibar da kazandırmaz. Vahdettin, durup dururken vatanını satmaya kalkan bir adam anlamında elbette ki hain değildi. Ama zaaflarını, kişisel çıkarlarını yurdunun ve yurdunu kurtaranların üstünde tutmak gibi zilletler sergiledi. Kişisel çıkarları, rahatı ve keyfi için Haçlılar önünde eğilen korkak, pısırık, zelil, düşük bir adamdı. İster acıyın, ister kızın; yaptıkları işte bunlar. Ama ben onun, sonraki zamanlarında derin bir vicdan muhasebesiyle gerçeği kavrayıp pişman olduğunu düşünmekteyim. Umarım, yaşadığına inandığım derin vicdan muhasebesi, sürgün döneminde sergilediği afif, kanaatkâr ve Türk yurduna saygılı hayatı Allah’ın huzurunda kendisini aklamada yeterli olur. Bırakın, vicdanlar onunla ilgili sıfatı kendileri bulup kullansın!

Bize düşen, ‘hain’ sözcüğünün Vahdettin için ne anlamda, ne kadar yerinde kullanılıp kullanılmayacağını tartışmayı bırakıp bu tartışmayı açan ve bu yolla Kurtuluş Savaşı’nı kirletme oyununda biraz daha mesafe almak isteyen Haçlı emperyalistlere yeni malzemeler verme sürecini durdurmaktır.

Ama Haçlılarla işbirliğine girmiş birileri bu konuyu açarsa, elbette ki söylenmesi gerekenler söylenecektir. Hayatı, hakikati ve tarihi geriye adım attırmaya kimsenin gücü yetmez.

Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk – 19.01.2006 

http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx?tabid=250&mid=1470&ItemID=2116&ItemIndex=85

Bülent Pakman. Kasım 2010

Twitter Widgets

IMG_1345Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman

İşte Halifelik ve Vahdettin için 4 cevap

  1. Şimal dedi ki:

    Yaşar Nuri Öztürk çok bilgildir fakat bilgisi aklını geçmiştir o yüzden doğru muhakeme edemez durumdadır.

  2. Bülent dedi ki:

    Hoca her zaman aklı kullanmayı öne alır. Aynen Kur’an da hükmedildiği gibi.

  3. sf dedi ki:

    halifelik kurumunu bu şekilde tanımlayan kendini prof. sanan vatandaşa
    tek soru, Hz. Ömer , Hz. Ali , Hz Ebubekir , Hz. Osman nedir ?

    • bpakman dedi ki:

      Halife kendinden önce gelmiş olana vekâlet eden demektir. Peygamberin halifesi yani Peygambere vekalet olabilir mi? Allah adına yönetmek yalnız ve yalnız peygamberlerin yetkisidir. Allah bu yetkiyi onlar dışında kimseye layık görmemiştir. Hazreti Peygamber yani Hazreti Muhammed rasuldur, indirileni tebliğ etmiştir. Nebidir, indirileni uygulamıştır. Kendisinden sonra yerine kimseyi tayin etmemiştir halef ilan etmemiştir edemez de zira Kur’an ona bu yetkiyi vermemiştir. Hz Ebubekir, Hz. Osman, Hz. Ömer, Hz. Ali Hz. Muhammed’den sonraki devlet reisleridir. Kur’an tebliğ ve uygulama göreviyle sadece bir tane dini reis tayin etmiştir. Onun ölümüyle de o görevin sona ereceğini bildirmiştir.
      Padişah adı üzerinde devlet reisidir. Ona dini bir ünvan atfedilemez, ne dini reislik ne de halifelik. Ne padişaha ne de başka birisine. Bu yüzden halifeliği ve özellikle Osmanlı padişahlarının halifeliğini kendi tebası ve kendi tebası dışından müslümanların kabul etmemesi halife ordularına karşı savaşmasına bir çok örnek bulunmaktadır. https://bpakman.wordpress.com/inanc-dunyasi/dininanc/islam-dini-sorular-yanitlar/kuran-laiklik/hilafet-ve-halife/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s