Yunus Nadi’nin 30 Ağustos anıları

Yunus Nadi, taarruza ve öncesi günlere ait hatıralarını şöyle anlatmıştı:

1922 Ağustosunun ilk haftasında Beypazarı – Nallıhan – Göynük yolu ile Ankara’dan İzmit’e geliyordum. İstanbul’da mektepte olan çocuklarım oraya gelmiş olacaklardı, onlarla İzmit’te sekiz on gün beraber geçirecektik. Geyve’de kumandan Halid Paşa titiz bir asabiyet içinde:
– Düşman cephesinde sezilen hareket bir ric’at mi?
Sırrını keşfetmek için kendisince mümkün vasıtaların kâffesine başvurmuş, her taraftan haber ve netice bekliyordu. Filhakika daha biz Ankara’da iken düşman cephesinde bazı kıt’aların geri alınmakta olduğuna dair bir haber gelmiş, tezelden ve her taraftan bunun tahkikına geçilmişti. Düşmanın Akhisar’a kadar geri çekilerek dar bir hatta toplanacağına ait rivayetler ve tahminler vardı. Böyle bir hal vukuunda bittabi düşmanın rahat rahat geri çekilmeye bırakılmaması esastı. İzmit’te iken bir gün vali:
– Ordudan nakliye vasıtalarının yeniden tesbiti için bir emir geldi. İlk anda acaba bir hareket mi var diye şüphelendim. Fakat bu mutad yoklamalardan biri olacak. İkide bir böyle emirler gelir, demişti. On iki gün sonra gene Geyve üzerinden Ankara’ya dönerken kumandan Halid Paşayı sâkinleşmiş buldum:
– Mesele, düşmanın, içinde kargaşalık çıkan bir alayını değiştirmesinden ibaretmiş, dedi. Nallıhan’dan evvel, sabah erken uğradığımız Yarhisar’da dağlar gibi yığılmış silâh ve cephane her türlü vasıta ile cepheye gönderilmekte idi. İlk defa orada gödüğüm bir zabit yanıma yaklaşarak ve beni bir kenara çekerek kulağıma şunları fısladı:
– Erkânıharbiye Reisi bir iki gündür cepheye hareket etmiş bulunuyor. Başkumandanın oraya gitmesi de gecikmeyecek sanıyorum. Taarruzun eli kulağında galiba.
O gün öğleyin Beypazarı’nda taarruzun çok yakın olduğu haberi her ağızda idi. Nakliye vasıtaları
için oraya da emir gelmiş ve halk bundan kat’i ahkâm çıkarmıştı.
Ertesi gün sabahleyin Ankara’da idik. Ankara’nın taarruzundan hiç mi hiç haberi yoktu. Erkânıharbiye heyetimizin cepheye gittiğini bile kimse bilmiyordu. Başkumandan Ankara’da idi. Taarruza hazırlık işi şöyle dursun, bilâkis 25 Ağustos günü için Çankaya’da Gazi Mustafa Kemal tarafından verilecek mükellef bir çay ziyafetinin haberini gazeteye yazmağa memur ediliyorduk. Bu haberi Recep Peker Çankaya’dan bizzat bana telefon ediyor ve onu itinalı bir yere koymaklığımı bilhassa tavsiye ediyordu. Haberi koymakla beraber bizim dahi umumî surette onun üzerinde taşıdığı şüpheden ileri bir fikrimiz yoktu.
Neden sonra herkesle beraber biz de öğrendik ki Çankaya’da mükellef çay ziyafetinin verileceği gün ziyafet sahibi olan Başkumandan Akşehir’de Cephe Kumandanı İsmet İnönü’nün karargâhında idi ve bir gün evvel orada bütün kumandanlarla askerî vaziyetler üzerinde son konuşmalarını yapmış, son emirlerini vermiş bulunuyordu.
İşte 26 Ağustos 1922’de başlayan büyük taarruza takaddüm eden beş on günün hikâyesi. Bilâhare an’anesiyle bizim de malûmumuz oldu ki, bir haftadan beri Anadolu’nun dışarı ile ve bilhassa İstanbul’la her türlü münakale ve muhaberesi kesilmiş ve bundan yalnız Çankaya’da verilecek mükellef çay ziyafeti haberi müstesna tutulmuştu. Şüphesiz bililtizam dışarıya akis dahi ettirilmiş olan bu haber İstanbul’u dolaşarak Avrupa’ya kadar gitmiş ve en iyisi karşımızdaki düşman karargâhına kadar ulaşmıştı.
Sakarya’da harp tarihine:
– Hattı müdafaa yok, sathı müdafaa vardır.
Kaidesini ilâve eden Türk Başkumandanı büyük taarruzda büyük kuvvetlerini muayyen hedeflere tevcih ve teksif etmek kararıyla istihsal edileceğinden emin olduğu zafer neticesine varmıştır.
Aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisliğini muhafaza etmekte olan Başkumandan, büyük taarruzun devam ettiği beş gün zarfında her gün Meclise telgrafla şahsî bir rapor göndermiştir. İlki “Düşman imha edilecektir” diye başlayan bu raporların sonuncusu “Düşmanın imha edildiğini” bildirir. Düşmanın Kızıltaş deresinde uğradığı feci âkibeti bizzat görerek tasvir eden son rapor askerlik edebiyatının ve insanlık hissiyatının şaheseri sayılacak çok yüksek kıymetli bir sahifedir.
30 Ağustosta büyük taarruzu büyük zaferle bitiren Türk orduları bir taraftan 9 Eylûlde İzmir’e varmış bulunuyorlar, diğer taraftan yıldırım çabukluğu ile Marmaraya ve Çanakkale’ye ulaşıyorlardı. Üç beş gün fasıla ile Garp Cephesinin muzaffer kumandanı, Mudanya’da, İtilâf Devletleri kumandanlarıyla İstiklâl Savaşımızın Millî Misak hudutlarını tanıtan mütarekesini imzalıyordu.
Büyük taarruz ve büyük zafer hatıralarını ikmâl edecek bir noktacık: 1924 senesinin 30 Ağustosunda Dumlupınar’da Başkumandanlık Meydan Muharebesinin ve zaferinin yıldönümünü tes’id için Gazi Mustafa Kemal’in de hazır olacağı büyük bir tören tertip olunmuştu. Neden sonra bu törene iki fırka askerin de iştirâki pek muvafık olacağı fikri ortaya çıktıysa da icrasında müşkülâta uğranıldı. Birer fırka asker Dumlupınar’a İzmir’den ve Konya’dan gelebildi. Halbuki bu kadar kuvveti oralardan buraya nakletmek için tahsisat yoktu. Bu zorluk önünde şöyle diyenler oldu:
– Şimendiferler için tahsisat yoksa fırkalar yürüyerek gelsinler. Dumlupınar’dan bir haftada İzmir’e giden bu asker değil miydi?
Fikir yürümedi. Çünkü çok geçmeden anlaşıldı ve üzerinde ittifak edildi ki, Dumlupınar’dan İzmir’e giden askerler zafer kanatlarıyla uçmuşlardı. O zaman bu gidiş mümkündü, şimdi aynı yolu tersine
yürüyerek katlamak kolay değildi!

Kaynak:  30 AĞUSTOS HATIRALARI. Nurer UĞURLU başkanlığında bir kurul tarafından hazırlanmıştır. Yeni Gün Yayıncılık. Ağustos 2000

Bülent Pakman. Eylül 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden kısmen veya tamamen alıntılanamaz.

Devamı için lütfen tıklayın

Twitter Widgets

Viyana Parlamento Binası

Viyana Parlamento Binası

Bülent Pakman kimdir   https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Youtube video kanalım