Myanmar’da Türk Esirler

Şu gelen atlı mıdır, sorun Bağdatlı mıdır?

1. Dünya Savaşı öncesi Basra Körfezi’nde Katar dışında pek çok emirlik   İngilizlerin zorla imzalattıkları anlaşmalar ile İngiliz işgaline açık hale gelmişlerdi. İngilizler  petrol sahalarını ele geçirmek amacıyla 15 Ekim 1914’te Bahreyn’i işgal ettiler. Abadan’daki İngiliz petrol tesislerini koruma altına almak için 7 Kasım 1914’te Şatt-ül Arap Nehrinin Osmanlı yakasında bulunan Fav Yarımadası’na asker çıkardılar. 23 Kasım 1914’te Basra’yı işgal ettiler. Yerli askerlerle karışık Osmanlı kuvvetleri işgale karşı koyamadı.

Irak’ın güneyi, Birinci Dünya Harbi’ne girdiğimiz 1914 Kasım’ında 31 yaşındaki bir binbaşıya, Süleyman Askeri Bey’e emanet edilmişti. Binbaşının rütbesi 1915’in 3 Ocak’ında yarbaylığa yükseltildi, o gün hem Basra valiliğine, hem de Basra’daki 28. Fırka’nın kumandanlığına tayin edildi ve Süleyman Askeri Bey daha sonra “Irak ve Havalisi Umum Kumandanı” oldu. Genç yarbay gayet vatanseverdi ama Irak gibi geniş toprakların kaderine hâkim olacak kadar tecrübesi yoktu; daha da önemlisi, çoğu İttihatçılar gibi hayalperestti. Arap aşiretlerini “İslam Birliği” şemsiyesi altında birleştireceğine inanıyor, Basra’ya saldıran İngilizleri “Aşiretlerin yardımıyla ve süpürge sopasıyla” kovacağını söylüyordu.

12 Nisan 1915’te, kendisinden kat kat üstün İngiliz birliklerine hücum etti, Basra yakınlarındaki Şuayyibe’deki Bercisiyye Ormanı’nın çevresinde üç gün boyunca ardarda şehid verdi ve İngilizler birliklerinin neredeyse tamamını imha ettiler. Süleyman Askeri Bey Kut’ülamare’ye çekilmek zorunda kaldığında hatasının farkına varabildi ama hayalperestiği kadar namuslu olduğu için, kendi cezasını bizzat vermesi gerektiğini düşündü ve 14 Nisan günü tabancasının şakağına dayayıp tetiği çekti!

Kut’ülamare’yi ele geçirip Bağdat’ı almak için, General Townshend komutasında saldırdıran İngilizler’i  Osmanlı Kuvvetleri, Britanyalıları Selmanpak’ta (Selman-ı Pak) durdurdu. Kanlı çarpışmalardan sonra İngilizler 26 Kasım 1915 tarihinde çekildiler. Kuşatılan İngiliz birlikleri beş ay süren bir direnişten sonra teslim oldu. General Townshend dahil 13 399 esir alındı. Bir kısım Britanyalı birlikleri General Townshend’in yardımına geldiyse de İran’daki Hamedan’a kadar sürüldüler. Kut savaşında 300 subay ve 10 bin er şehit verildi. İngilizler bu cephede toparlanıncaya kadar saldırılarına ara vermek zorunda kaldılar. Ancak Osmanlı’nın buradaki üstünlüğü geçici oldu. İngiliz birlikleri yavaş yavaş toparlandılar, 1917 yılı başında istedikleri güce ulaştılar. Saldırıya geçtiler. 11 Mart 1917’de Halil Paşa’nın komutasındaki Osmanlı askerleri Bağdat’ı boşaltırken General Maude yönetimindeki İngiliz birlikleri Bağdat girdiler. Osmanlı kuvvetlerinin Bağdat’ı geri alma teşebbüsü başarılı olamadı. Samarra’yı da ele geçiren Britanya Ordusu, Musul’a doğru ilerlemeye başladı. Bağdat’ı geri almak için 6. Ordu’yla Halep’te kurulan 7. Ordu birleştirilerek Alman General Falkenhayn komutasında Yıldırım Ordular Grubu kuruldu. Halep’te hazırlıklar sürerken, İngilizler Tikrit’e kadar ilerlediler. Irak’ın Musul haricinde tamamı İngilizler’in eline geçti.

Türk askeri, Irak Cephesi’nde sıcak ve koleradan dolayı kayıplar verdi. İlaç ve cephane eksikliği kuvvetlerin azmini kırarken İngilizlerin bağımsızlık vaatlerine ve altınlarına kanan pek çok Arap kabilelerinin hesapta olmayan saf değiştirmeleri cephenin kaderini tayin eden faktörlerden biri oldu.

Bu arada Osmanlı İmparatorluğu 4 Tümenlik bir kuvvetle Arabistan’daki kutsal İslam şehirlerini korumaya çalışıyordu. Bu amaçla Hicaz’da, Asir’de, San’a da, Yemen’de Piyade Tümenleri ile 7’nci Kolordu Karargâhı ve Medine’de Muhafız Komutanlığı vardı.  Uzaklık sebebiyle bu tümenlere yeni asker, malzeme ve silah desteği sağlanamıyordu.

Osmanlı ordusunun Süveyş cephesinde 1915 -16 yıllarında 1. ve 2. Kanal harekatları ve Romani muharebesi hezimetle sonuçlandı. İngilizler, 22 Aralık 1916’da başlayan genel taarruz ile  El-Ariş’i ele geçirdiler, ancak Mart-Nisan 1917’de 1. ve 2. Gazze savaşlarında yenildiler. İngilizler bunun üzerine, Gertrude Bell ve Oxford’lu arkeolog ve sanat tarihçisi T. E. Lawrence gibi ajanları vasıtasıyla sandıklar dolusu altın ve silah vererek Arapları ayaklandırdılar.

Araplar Şerif Hüseyin liderliğinde 1916’da Cidde, Mekke ve Taif’i ele geçirdiler.  Akabe Şerif Faysal tarafından 6 Temmuz 1917’de ele geçirildi. Böylece Arap ve İngiliz kuvvetlerinin tamamı Hicaz ve Mısır cephelerinde birleştiler. İngilizler ve Araplara karşı 27 Ekim 1917’de Üçüncü Gazze Muharebesi sonucunda Osmanlı Birüssebi’yi, Gazze’yi, Yafa’yı, Kudüs’ü terketti.

Enver Paşa’nın 16 Kasım 1917’de emriyle Medine boşaltıldı. Böylece Hicaz tamamen kaybedilmiş oldu.

Şerif Faysal Ocak-Şubat 1918’de Ebi’l Lesen’i, Tüfeyle’yi, Eriha’yı (Jericho) ele geçirdi. İngiliz Ordusu ile Emir Faysal ve Şerif Hüseyin kuvvetleri Nablus savaşını kazanarak Amman’dan sonra Ekim 1918’de Şam, ardından Halep’e girdiler. Böylece günümüz Filistin, Ürdün ve Suriye toprakları da kaybedildi. Mustafa Kemal Nablus savaşından kalan kuvvetlerin başına geçip geride oluşturduğu Katma hattında 26 Ekim 1918’de düşmanı durdurdu.

Osmanlı’ya isyan eden Yemen’e 1914-1918 yılları arasında  gönderilen 4 tümen askerden neredeyse dönen olmadı. Osmanlı’nın Yemen’de tespit edilebilen şehit sayısı resmi rakamlara göre 52 bin. Ancak  gerçek rakamın 300 bin olduğu kabul ediliyor.

Mondros Mütarekesine rağmen İngilizler 5 Kasım 1918’de Musul’a girdiler. Böylece Osmanlı Arap Yarımadasının tamamını kaybetti.

Irak cephesinin Türk esirleri

Osmanlı 1. Dünya Savaşında ölü, yaralı, esir veya kayıp sayısı  toplamı 1.5 milyon olup savaş alanında ölenler 250 bin, yaralanmalardan sonra ölenler 450 bin, kayıp olanlar 104 bin, İngilizlere esir düşenlerin sayısı 200 bin’dir. İngilizler sadece Kanal harekatlarında toplam 75 bin esir almışlardı.

Birinci Dünya Savaşı sırasında savaşırken esir düşen Türk askerleri ülkelerine dönmesinler diye çok uzak yerlerde esir tutuldular. Örneğin; Sarıkamışta esir düşen 2000 askerimiz Ruslar tarafından Sibirya’ya, Bakü’ye sürüldüler, diğer cephelerde İngilizlere karşı savaşan askerlerimiz ise Mısır, Kıbrıs, Malta, Yunanistan, Irak, Birmanya, Hindistan ve Hindiçin (Güneydoğu Asya’da, kabaca Hindistan’ın doğusu ve Çin’in güneyinde kalan bölge) ülkelerindeki esir kamplarına yollandı ve bu kamplarda çok azı yaşayabildi kalanların çoğu da açlıktan ve hastalıktan can verdiler. İngilizler tekrar kendilerine karşı savaşması endişesiyle Kurtuluş savaşı sonuçlanıncaya kadar alınıncaya kadar esirleri vermek istemedi.

Irak cephesinde İngilizlerin eline düşen yaklaşık 161 bin Osmanlı esirinin 60 bini Hindistan’a, Birmanya’ya ve Kıbrıs’a götürüldüler. Aralarında Filistin, Suriye ve Hicaz Cephelerinden de gelenler olmak üzere tahminen 20 bin kadarı 1914-1918 arası Basra’daki toplama kamplarından gemilerle Karaçi’ye , oradan da trenlerle Kalküta’ya götürüldüler. Kalküta istasyon kampında tutulduktan sonra o zamanlar İngiltere’nin sömürgesi Hindistan’a bağlı bir vilâyet olan Burma’ya (bugünkü adıyla Myanmar) getirilirken bir bölümü yolda öldü cenazeleri Myanmar’ın batısındaki Bengal Körfezi ile Andaman Denizi’ne atıldılar. Sağ kalanlar Irrawaddy nehri üzerinde çalışan mavnalara aktarıldılar.

Basra’da esir edilen Türk askerleri, yaralılarla beraber gemilerle İngiliz sömürgelerindeki esir kamplarına götürülürken

En büyüğü “Thayet” (Thayetmyo, Thayet Myo) olan “Meiktila”, “Munklon” ve “Şivebo” (Schwebo, nekahet kampı) ile “Rangoon” (Yangoon, karantina) kamplarına kapatıldılar. 12 bin Türk askeri karayolu, demiryolu, köprü, botanik bahçesi, büyük bir yapay göl ve gölün kenarına golf sahası yapımında işçi olarak çalıştırıldılar.

İstanbul, çoğu Basra’da ve Irak’ta esir düşen birliklerin âkıbetinden haftalarca haber alamadı, nerede oldukları ailelerine gelen ve üzerinde “POW-Prisoner of War” yani “Savaş Esiri” damgası bulunan mektuplar sayesinde öğrenilebildi.

Kamplarda hayat

Etrafı tel örgülerle çevrili olan kampta yerleşme rütbe esasına göre yapıldı. Böylece esir subaylar ayrı, erler ayrı barakalarda kaldılar. Erler, hazır yataklarda yatarken subaylara demir karyola, masa ve sandalye verildi. Bölgenin iklimi genellikle sıcak ve yağmurluydu.

Myanmar bol yağmur alan bir yer olduğu için kamplarda su sıkıntısına dair şikayetlere rastlanmadı. Nehir veya göl suyunun dışında kuyu suyundan da yararlanılıyordu. Yemeklerde et de verilmekteydi. Zaman içinde şikayetler sebebiyle bir Türk doktorun her gün yemekleri incelemesi sağlanmıştı. Esirler hep aynı yemeklerin verilmesinden şikayet ediyorlar, hiç olmazsa Ramazan ayında farklı yemekler verilmesini bekliyorlardı. Ayrı bir yemekhane olmadığından yemekler genelde barakalarda yenilmekteydi.

İlkel barakalarda 400’er kişilikti. Her esire haftada bir kutu kibrit ile haftada 40 adet sigara, ayda bir sabun veriliyordu. Aydınlatma gaz lambasıyla yapılıyordu. Kamplardaki temizlik ve sağlık şartları çok iyi değildi. Kampta esirlerin kendi paraları ile alabilecekleri çeşitli yiyeceklerin olduğu bir kantin bulunmaktaydı. Ancak ihtiyaçlarını parayla karşılamaları genelde imkânsızdı. Bu yüzden kendilerine ücretsiz olarak verilen fes, pamuklu gömlek, beyaz elbise, terlik, çorap, iç çamaşırı, yüz havlusu, ceket ve mendilden ibaret giyecekleri kullanıyorlardı. İçlerinde çarık giyenler de potin giyenler de olmuştu.  Ancak ilk zamanlarda durumun böyle olmadığı anlaşılmaktadır. Esir subaylardan Suphi Bey 17 Aralık 1914 tarihli mektubunda şöyle der: “Dışarıyla temasta bulundurmadıklarından eşya ve çamaşır tedarik olunamıyor. Velhasıl âlemden habersiz bulunuyoruz.

Myanmar’daki Tayetmo Esir Kampı’nda İngiliz askerlerinin resmigeçidi. Türk savaş esirleri, arka taraftaki dikenli tellerin ardında resmigeçidi seyrediyorlar

Kıyafetleri ve çarıkları, yılda bir defa kamp yönetimi tarafından yenileniyordu. Giyim-kuşam konusunda subaylar daha rahat gözükmekteydi. Kampın terzisine elbise diktirebilenlerin kıyafetleri  daha düzgündü. Elbiselerin temizliği kamptaki çamaşırhane olarak kullanılan yerlerde yapılıyordu. Esirler Latin ve Arap harfli künye numaralarını gömleklerinin içinde ceplerinde bulundurmaktaydı.

Türk esirlerin esaret hayatında en dikkat çekici olan yönlerinden biri, dini hayatları ve kamplardaki kültürel faaliyetleriydi. Esirler, önceleri namazlarını kaldıkları barakalarda kılarken zaman içinde ahşap küçük bir barakadan cami yaptılar, aralarından biri imam oldu. Bu cami yörede hala kullanılmaktadır.

“İrravadi” ve “Ne Münasebet” adlarıyla gazete hazırlayıp elle yazıp çoğaltıyorlardı, esprili makaleler, coğrafi ve sosyal yazılar, şiirler yazıyorlar, karikatürlerle hayatta kalmaya, morallerini ayakta tutmaya çaba gösteriyorlardı. İrravadi esir kampının yakınındaki nehrin adıydı. Esirler kampta bir de müzik topluluğu kurmuşlardır. Özellikle subaylar kitap okuyor, resim ve müzikle meşgul oluyordu. Kamplarda Türkçe kitap bulunmuyordu. Esirler zaman zaman güreş, koşu, atlama, yürüyüş ve futbol gibi sportif faaliyetler de yaptılar. Özellikle futbol erler arasında büyük rağbet gördü. Kamptaki subaylardan Mülazım (Teğmen) Gani Efendi, bir hatırasını şöyle anlatıyor: “… İngilizler bize maç teklif ettiler. Bari şu İngilizleri burada yenelim dedik… Ama ilk üç maçı kaybettik. Sonraları topun sadece tepilmeyeceğini, paslaşıp yardımlaşarak kaleye havale edilmesi gerektiğini anladık…

Esir kampındaki askerlerimizin çıkarttıkları bir gazete

Esir subaylardan Suphi Bey’in bir kandil günü ve kampta nasıl vakit geçirdikleri hakkında eşine yazdığı mektuptan: “Kandil günü mevlid ve gecesi Kur’an okundu, tekbirlerle, tehlillerle vatanın selâmeti için dualar edildi. İbadet ve duayla vakit geçiriyoruz.”

Sebze yetiştirdiler, tavuk yetiştirdiler, hatta yumurtaları İngilizlere sattılar. Esirler dışardaki inşaat işleri dışında başta kampın temizlik işleri olmak üzere, çeşitli işlerde de çalıştırıldılar. Ağaç kesimi, marangozluk, taş kırma, bahçe işleri, terzilik, ayakkabı tamirciliği vs. bunlardan bazısıydı. Bu işlere karşılık bir miktar para kazanma imkânı olmuştu.

Albay Suphi Bey’in cenaze töreni. 1916 yılında esir kampında beyin
kanamasından vefat etmiştir. Kamptaki Türk esirler üzerinde önemli bir otoritesi vardır.

Kampta çadır hastanesi vardı, yedi Türk esir doktor ücret almadan çalışıyor, o berbat ortamda ameliyat bile yapıyorlardı. Bu durum İngilizlerin de işine gelmekteydi. O sebeple İngilizler onların bu davranışlarına karşılık doktorlara bölgede serbest dolaşma izni verdiler. Bu doktorlardan biri sonunda yurda dönmeyi başaran Binbaşı Behiç beydi. Esirler arasında en yaygın hastalık ishal, sıtma ve yaralanma idi. İkinci olarak ise zihinsel ve sinirsel rahatsızlıklar geliyordu. Esirler fiziken iyi olsa da moral açıdan iyi değillerdi. Esir kamplarında görülen ve tel örgü hastalığı denilen psikolojik rahatsızlığın esirleri çok etkilediği sanılmaktadır. Bu hastalık çok çabuk kızma, alıngan olma, içe dönüklük gibi davranışlarla kendini göstermişti. Öyle ki esaret hayatından bıkıp az da olsa içlerinde intihara kalkışanlar olmuştu. Yani psikolojileri allak bullaktı.

Thayetmyo kampındaki Türk esirleri ayda ortalama 10.000 mektup gönderirken, kampa 2.000-3.000 mektup geliyordu. Kamp idaresi her esire haftada iki mektup yazma izni veriyordu. Mektuplar ya Londra üzerinden yahut da doğrudan Hilal-i Ahmer (Kızılay) genel merkezine gönderilirdi. İstanbul’dan gönderilen cevaplar 5-6 hafta, Irak bölgesinden gelenler ise 4-5 ay sonra esirlere ulaştırılırdı.   Esirlerin gönderdiği mektuplar ise adres değişikliği, taşınma veya bulunmama gibi sebeplerle bazen yerine ulaştırılamamıştı. Esirlerle yakınları arasında sağlıklı ve hızlı bir haberleşmenin olmaması, her iki taraf için de büyük üzüntüye sebep olmuştu. Özellikle esirler arasında bundan dolayı da zihinsel ve psikolojik rahatsızlıklar belirdi. Bir zaman sonra İngilizler, dört satırdan fazla yazılmış mektupları esirlere vermeme kararı aldılar. Albay Suphi Bey bu durumu ailesine yazdığı mektupta şöyle haber vermişti: “Allah’a hamdolsun, sıhhatteyim. Birkaç ay kadar mektubunuzdan mahrum kalacağım. Sonradan getirilen bir usule göre, dört satırdan fazla yazılmış mektuplar sahiplerine verilmeyecek. Bundan önce yazdığım gibi, mektuplarınız dört satırdan fazla olmasın. 2 Mayıs 1916.

Mektila Esir Kampı’nda bulunan Koşikavaklı İsmail’in annesine yazdığı mektup: “Valideciğim. Öncelikle en samimi arzularımla hatırını sorar, iki ellerinden öperim. Bu tarafta sıhhatteyim. Sizin de sıhhatte olmanızı ümit ediyorum. Valideciğim, hemen hemen  *üç seneyi geçen esaretimde sizlere birçok mektuplar gönderdim.  Kat’iyen hiçbirinin karşılığını göndermediniz. Esir evladınızı böyle yabancı bir memleketlerde, esarette bulunduğumu biliyorsunuz.  Niçin bir kuru mektubunuz gelmesin… Sebebi nedir? Gözden uzak olduysak, gönülden de mi uzak olduk?   Herkesin anasından,   babasından mektuplar geliyor.  Ben de yollara bakıyorum.  Mahzun oluyorum. Bunları takdir edersiniz ki, tabii insanlıktır. Sizler benim anam, babam değil misiniz? Bu ana kadar mektupsuz kaldım.  Anneciğim, şimdi ve sonra sakın beni cevapsız bırakmayınız. Herhâlde sizlerden mektup isterim. Valideciğim, iki ellerinden öperim. Böylece mektubuma son verir. Mektuplarınızı gözlemekteyim.

Muhtemelen yazdığı mektuplar ve/veya cevaplar yerine erişmiyordu.

O dönemi yaşayan yöre halkı esir Türk askerlerinin orada bulundukları süre içinde hiçbir şekilde disiplinini yitirmediklerini, pejmurdeleşmediklerini, hepsinin çalışma dışındaki saatlerde yerli halkın arasına girmek için birer takım elbise edindiklerini hatırlıyor. Genelkurmay arşivlerinde de onların Milli Mücadele sırasında aralarında topladıkları cüz’i yardımı akıl almaz kanallar bularak Ankara’ya gönderdikleri bilgisi var.

Abdünnebi Efendi

Abdünnebi Efendi, Basra’nın Şattülarap kazasına bağlı bir köyde ilkokul öğretmeni idi. 1917’nin ilk günlerinde Basra’ya giren İngiliz birlikleri, esir aldıkları askerlerimizle beraber genç sivilleri ve Abdünnebi Efendi’yi de bir gemiye bindirdiler, haftalar sürecek bir yolculuğa çıkartıp Burma’ya götürdüler ve esir kamplarına koydular. Abdünnebi Efendi, Tayetmo’daki kampa kapatıldı.

Askerlerimizin bir kısmı daha yolculuk esnasında can vermiş ve cenazeleri denize atılmıştı ve Myanmar ile beraber bu ülkenin batısındaki Andaman Denizi de bu yüzden bir Türk Şehitliği olmuştu.

Abdünnebi Efendi’nin Thayetmyo’daki esir kampından sağ çıkıp çıkamadığı konusunda elimizde bir bilgi yok ama Osmanlı Arşivleri’nde bulunan bir dosya sayesinde, 1917 Ekim’inde hayatta olduğunu biliyoruz.

Dosya, Abdünnebi Efendi’nin birikmiş aylıkları ile ilgili ve sonraki yıllarda “İrtem” soyadını alıp bazı eserler kaleme yazacak olan İstanbul Vali Vekili Süleyman Kâni Bey’in imzasını taşıyor.

Süleyman Kâni Bey, İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği yazıda Abdünnebi Efendi’nin 1914 Ekimi’nden 1917 Ekimi’ne kadar, yani üç sene boyunca maaş alamadığını yazıyor ve aylık üç yüz kuruştan toplam 11 bin 700 kuruş olan birikmiş maaşının diğer ödemelerle beraber 12 bin 822 kuruş yirmi para tuttuğunu söyleyip bu meblâğın Tayetmo’daki esir kampına havale edilmesi için Bakanlıktan izin istiyor.

Savaş esiri Abdünnebi Efendi’nin birikmiş aylıklarının ödenmesi hakkında Osmanlı Arşivleri’nde bulunan belgelerden biri

Şimdi çok uzaklarda olduğunu zannettiğimiz Burma yahut yeni ismi ile Myanmar, bizler için bir zamanlar işte böyle, bir öğretmenin birikmiş aylıklarını göndereceğimiz kadar yakın idi!

Esirlerin Akıbetleri

Bugün bile Burma’yı baştanbaşa geçen iki ana hattan biri olan başkent Yangon ile Thayet arasındaki 300 millik (9 bin km) demiryolu esir düşen Türk askerleri tarafından köle gibi çalıştırılarak yapılmıştır.

Beş bin civarında Mehmetçik tropik iklim ile çıkan salgınlara dayanamayarak hayata orada veda etti ve kampların bir köşesine defnedildiler. Talihsiz askerlerimiz birer birer hayatını kaybederken ölüm sırasını bekleyen talihsiz arkadaşları da başlarına mezar taşı dikiyordu. Salgın hastalıklara ve zor çalışma şartlarına dayanamayıp ölenlerden 2 bini Tayetmo kampında şehit düştüler. Çalışmayı reddeden birçok asker de öldürüldü. Şehit olan esirler için İngiliz hükümeti bir mezarlık yaptırdı. Mezar taşlarının üstündeki künye bilgileri bugün hâlâ okunabilecek kadar canlı duruyor. İsimleri Latin alfabesiyle yazılan Thayetmo bölgesindeki şehitlikte Kerküklü Muhammed, 20 Ekim’de ölen Şaban gibi pek çok asker yatıyor.

Toplam kaç kişi oldukları bugün bile hâlâ net olarak bilinmiyor ama, Myanmar’da beş bine yakın şehit mezarı olduğu tahmin ediliyor.

Sağ kalmayı başaranlar evlerine Mondros Mütarekesi’nden, 1918’den sonra dönmeye başladılar. Ancak kamplarda yaptıkları menfi propagandalara rağmen gönderilen esirlerin Kuvay-ı Milliye’ye katıldıkları istihbaratını alan İngilizler esirleri göndermeyi bir süre durdurmuşlardır. Dönüş yolunda ölüp cesedi nehire atılanlar da olmuş.

Şehitlik fark ediliyor

Coca Cola yönetim kurulu başkanı Muhtar Kent’in babası olan Necdet Kent, ikinci dünya savaşı sırasında Marsilya’da konsolosken, yüzlerce Yahudi’ye Türk pasaportu sağlayarak soykırımdan kurtarmış, bu yüce davranışıyla insanlık tarihine geçmiş, Türk diplomasisini onurlandırmış, savaştan sonra New York’ta başkonsolosluk, Bangkok, Yeni Delhi, Tahran, Stokholm ve Varşova’da büyükelçilik yapmış, Türkiye Cumhuriyeti Üstün Hizmet Madalyası almış bir bürokrat.

Bu saygın diplomatımız Necdet Kent, 1958-60 arasında Bangkok büyükelçimizdi. O zamanki adı Burma olan Myanmar’da Türk elçiliği olmadığından Bangkok büyükelçimiz orayı da temsil ederken Türkiye’den 10 bin kilometre uzakta olan, Türkiye’yle hiç alakası olmadığı sanılan, diplomatik ilişkisi de olmayan Burma’da Osmanlıca mezar taşları olduğu haberini aldı. 1960’ta Tayland’tan Hindistan’a atandı, Yeni Delhi büyükelçimiz oldu, işin peşini bırakmadı, Burma’ya resmi olarak başvurdu, ziyaret izni istedi, Thayet şehrine gitti, ot bürümüş bir tarlada harabe halindeki kabirleri buldu, kırık dökük mezar taşlarını tek tek inceledi, ilk etapta ölüm tarihleri 1915’le 1920 arasında olan 173 Türk’ün ismini tespit etti. Büyükelçi, Ankara’ya Thayetmo ve Mekthla’da Türk askerlerine ait mezarlıklar bulunduğunu bildirdi. Necdet Kent’in Dışişleri Bakanlığına gönderdiği rapor, Genelkurmay arşivleriyle karşılaştırıldı, Burma’dan gelen 173 kişilik isim listesi teyit edildi. Myanmar’daki Osmanlı mezarlıkları hakkında ilk resmi bilgi, bu şekilde 1961 yılında Yeni Delhi (Hindistan) Büyükelçisi’nden gelmiştir.

Necdet Kent’ten sonra Yeni Delhi büyükelçimiz olan Seyfullah Esin de şehitlerimizin izini sürmek için 1964’te Burma’ya gitti, bu defa, Mektila şehrinde 760 kabir tespit etti, ancak İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz ve Japon askerleri arasındaki çatışmalarda mezarların çoğunun tahrip olduğu bilgisine ulaştı. Uzun uğraşlar sonucu Türk askerlerine ait olduğu kesinlik kazanmış 221 mezar taşı tespit etti. Büyükelçi, Burma devletiyle yapılan işbirliği neticesinde, Shewoba’da 100, Aungban’da 18-20, Kyautse’deki Müslüman mezarlığında ise Yusuf Efendi isimli bir Türk subay şehidini belirledi.

Büyükelçimiz Seyfullah Esin’in araştırmaları üzerine bir başka hazin gerçek ortaya çıktı. Esir kamplarındaki askerlerimiz, ailelerine ulaştırılmak üzere mektuplar yazmış, Kızılay’a verilmek üzere Kızılhaç’a teslim edilmiş, ancak, İngiltere’ye giden mektupların çoğu Kızılay’a verilmemiş, adreslerine ulaştırılmamıştı. Şehitlerimizin çoğu, dünyanın öbür ucunda, aileleri tarafından nerede oldukları bilinmeden yitip gitmiş, meçhul şekilde toprak olmuşlardı.

Halkının büyük çoğunluğu Budist olan ülkede az sayıda bulunan Müslümanların liderleri, 1982 yılında Dakka Büyükelçiliği’ne sadece Thayet Myo’da 800 kadar Türk şehit mezarının olduğunu söylediler.

Dr. Emel Esin anlatıyor

Şehitliklerin araştırılması ile ilgili olarak yukarıda bahsi geçen Büyükelçi Seyfullah Esin’in eşi Araştırmacı yazar Dr. Emel Esin, Birmanya’daki Türk şehitliklerinin yerini tespit etmek için yaptıkları çalışma ile ilgili olarak özetle şöyle diyor:

1964 yılında zevcim Seyfullah Esin Hindistan ve çevresindeki memleketlerde, Türkiye’yi temsil ediyordu. Bu memleketler arasında bulunan Birmanya’ya itimâdnâmesini (güven mektubu) vermesi münasebetiyle, ben de Ocak 1964’de Birmanya’yı ziyaret ettim. Ocak 1964’te Birmanya Cumhurbaşkanına itimâdnâmesini takdim eden Seyfullah’ın, bu memlekette bir hazin vazifesi de vardı: Türk şehidliklerinin yerini tesbit etmek.

1916 yılında, Filistin cephesinde İngilizlere esir düşen onikibin kadar Türk, Birmanya’ya getirilmiş ve binden fazlası esarette ölmüştü. Yarım yüzyıl (şimdi 90 yıl) evvelki bu şehitliklerimizin yeri ancak tahmini olarak biliniyordu. Şehitliklerin yerleri tespit olunca, ilgili Türk makamları hazirelerin imarını ve âbideler yapılmasını istemekte idi.

Seyfullah, ilk önce, Birmanya Hükümetinin yardımını rica etti. Fakat, muharebeler, dahilî çarpışmalar olan ve kabilelerin o yıllarda bazan isyan halinde bulunduğu Şan ve Kaçin bölgelerindeki şehitlikler hakkında Birmanya Hükümetinin kati bilgisi yoktu. Üstelik, sümürgelikten yeni çıkan, evvelden İngiliz ve Japon askerî âbidelerinin bulunduğu Birmanya, topraklarında yeni yabancı âbideler yapılmasını artık istemiyordu.

Seyfullah, kendilerine, şehitlerimizin Birmanya’ya müstevli olarak değil, esir bulunarak geldiğini ve mazlum olarak öldüğünü söyledi. Yine de, başka memleketlere misâl teşkil edebilecek bir izini vermek istemediler.

Eğer şehidlerimizin kemiklerini Türkiye’ye taşırsak, bize yardımcı olacaklarını söylediler. Seyfullah bu durumu Dışişleri Bakanlığımıza bir taraftan bildirirken, diğer taraftan da, şehidliklerin yerini tesbit ve durumlarını tetkik ile neticeyi bağlı bulunduğu Bakanlığa bildirmek üzere araştırma yapmağa karar verdi.

O zaman, Rangoon Müslümanları, imdadına yetiştiler ve şehitliklerin yerlerini bildiklerini söylediler. Temas edebildiğimiz Birman Müslümanlarından öğrendiğimize göre, 1916 yılında Rangoon’a getirilen Türk esirleri muhtelif kamplara yerleştirilmiş. Başlıca kamp, Mandalay’ın yakınında Meiktila’da bulunuyordu. Burası, Onyedinci yüzyıldan beri Müslümanlarla meskûn bir yerdi. 1909 yılında Bengalli Müslümanlardan müteşekkil Doksanbirinci İngiliz Alayı için Meiktila kasabası güneyinde, bir de cami yapılmıştı. Bine yakın şehitimiz bu câmi’nin yanında medfûndur.

Meiktila’ın ve Mandalay’ın kuzeyinde, Kaçin eyaletinde bir diğer eski Müslüman ili olan Schwebo’da 100 kadar şehit varmış.

Meiktila Güneyinde, Irrawady nehri üstünde, Thayetmgo şehrinin Kuzey-batısında, Borstal Enstitüsü Çarşısı yanında bulunan bu kamptan bazı Türk esirleri kaçabilmiş. Müslüman aileler onları saklamış. Hatta Türk esirlerinden bir kaçı Birman hanımlarla evlenmişler. O havalide yaşayan torunları bazen açık renk gözlü imiş.

Güney  Şan vilâyeti bölgesinde, Heho’ya 18 mil mesafede, Aungban kasabasında, Kalao-Thoyi Heho demiryolunu inşa ile vazifeli yirmi tane kadar Türk mühendisi ölerek oraya defnolunmuş. Türk esirlerine Thazi-Schwen yaung demiryolu ve şoseler ile kanallar da inşa ettirilmiş. Türklere, mühendislikten gayri, ağır işler de gördürülmüş, Meiktila’lı yaşlı bir zat olan Mustafa alışmadıkları ağır işlerden avuçları kanayan Türk esirlerini hatırlıyordu.

Esaretten kaçtıkları için ceza olarak, ağır işlere çarptırılan ve mihnetten ölenlerden birinin mezarı Meitkila’nın 30 mil kadar güneyinde Kyaukse’dedir. Kyaukse Müslümanlarının anlattığına göre, üç Türk Meiktila kampından kaçmışlar. Bir müddet, Cemal ve Biraderleri firmasının sahipleri olan Birmanyalı bir aile yanında Kyaukse’de saklanabilmişler, fakat İngilizler onları bulmuşlar. Esirlerden ikisinin akıbetinin ne olduğunu öğrenemedik. Üçüncüsü, Kyaukse civarındaki Sapaidun madeninde çalıştırılmış.

Kyaukse Müslümanları bu Türkün ismini hatırlayamadıkları veya bilmedikleri için, kendisinden Efendi diye bahsediyordu. Efendi bilhassa okumuş  kimselere  o devirde verilen lakaptı. “Efendi” maden işinin mihnetine dayanamamış ve 1915-1917 yılları arasında, tam hatırlanmayan bir tarihte, malaryadan Kyaukse Hastahanesinde ölmüş, İngiliz polisi Efendi’nin na’şını Kyaukse Müslümanlarına vermiş ve onlar İslâm usûlunde defnetmişler. Bize bunları anlatan ve mezara götüren, Kyaukse islâm Mektebi eski   müdürlerinden    Saya Mahmood, “Efendi nin na’şını yıkayan Hacı Yunus adlı merhum Birman’ın oğlu idi.

Türklerin çok sayıda ölümüne bir sebep de Birmanya’nın tropikal ikliminde o devirde salgın olan dizanteri ve malarya gibi hastalıklar olduğunu söylediler. Bir kaç Türk de, tayın ile doymayıp, makine yağı yiyerek zehirlenmişti.

Bir Şubat sabahı, fahrî konsolosumuzun torunu Davud Ahmed Ginwalla, Seyfullah ve ben, uçak ile Rangoon’un 600 km kadar kuzeyinde Mandalaya gittik. Bir taksi kiralayarak Mandalay’ın 130 km. kadar güneyinde ve takriben 21 enlem ve 96 boylam derecelerindeki Meiktila’ya ulaştık.

Orada, Müslüman mezarlıklarını bir müddet araştırdıktan sonra Meiktila kasabasının güneyinde Bengal alayının Hind Timuroğullarının üslubunda olan câmii’ni bulabildik.. Câmii’in önünde, ikiyüz kadar Meiktila’lı Müslüman, geleceğimizi duyarak, beklemekte idi Başlarında, şehitlerin Meiktila’da geçirdiği yılları hatırlayan yaşlı Mustafa ve hayırsever müteahhit Ahmet duruyordu.

Meiktila Müslümanları şehitliğin bakımını 1920 den 1944 yılma kadar deruhte etmiş ve bu vefakâr kimseler aralarında vazife taksimi yapmışlar. Ahmed gibi zenginler masraf etmiş, gençler elleriyle çalışmış. 1922 yılında şehitliğe bir duvar yapmışlar. Ancak 1944 yılında, İngilizler ile Japonlar arasında cereyan eden muharebelerde, Japonlar şehitliğimizde siperler kazmış, mezar taşlarını sedler yapmağa ve civardaki hava alanı inşaatı için kullanmışlar. Kalan taşlar da Müslüman olmayan köylüler tarafından çalınıyormuş. Câmi’in imamı ve Mustafa, gençlerin yardımı ile, bazı taşları cami avlusuna aldırmış.
Şehitlik hazîn bir manzara arz ediyordu. Çorak bir arazîde, ekserisi devrilmiş, dikenler ve çalılar altına gömülmüş, çoğu kırık, çimentodan mezar taşları yatıyordu. Her taş, bir kaide üzerine tesbit edilmiş takrîben 40 cm. kutrunda, çimentodan birer toparlak teşkil ediyordu. Toparlağın en üstünde, bir âyetten mülhem olan (Kuran-ı Kerim- XXV/58) ve Anadolu Türk mezarlarında çok rastlanan şu ibare vardı: O yaşar ve ölümsüz olan O’dur

Hattat, şüphesiz ki Tüktü. İngilizce yazıları ise, Türkçe bilmiyen biri, muhtemelen bir yerli Müslüman, yazmış. Âyetin altında, solda türkçe, sağda ingilizce olarak, yukarıdan aşağıya, şehidin numarası, rütbesi, alayı, tabur numarası ve mîlâdî târih ile ölüm günü yazılmıştı. Kaide üzerinde de, şehidin doğum yeri ve bir numara daha vardı.

Türkiye’ye döndüğümüz zaman, belki şehidlerin akrabasından bir kimse çıkar diye, bulabildiğim 86 taşın kırılmamış kısımdaki kayıtları yazdım. Gurbette ölen şehitlerin toprağından ve mezarların üstünde biten çalıların yaprağından da aldım.

Bu yıkılmış mezar taşlarının hepsine müşterek gurbet ve hasret acısını ifade eden, kendisi de parçalanmış Türkçe yazılı bir çimento parçası da bulduk. Muhtemelen şehitliğin girişinde bulunuyordu ve esir bir Türk zabitinin eseriydi. Mezar taşlarındaki nesih hattan ayrı çok güzel bir rik’a yazılmıştı.  Kalan çimento parçasında, son devir Osmanlı uslûbunda yazılmış bir ibarenin kısımları okunuyordu.

“ Eğil huşû ile, zâir!
Bu bir hazire-i gam
Kazâ-i Harb-i Umumide …
…gömüldüler, ne hazîn !”

Cami’in Birman imamı işaret etti ve şehitlere rahmet dilemek için eller açıldı. Birmanyalı imam Feth Suresini okumaya başlayınca 50 yıl (şimdi 90 yıl) evvel Türk kasabalarından, köylerinden, bu yatan askerler yola çıkarken okunan Feth Suresini uzak aksini sanki duyduk ve göz yaşlarımızı tutamadık.

Birman müslümanlarınında başları yere doğru eğildi. Gurbet toprağında yatan şehitlerin toparlak mezar taşları, sanki birer insani bir yüz gibi, alında yazılı ayetin manasını ifade ediyordu: “ Yaşayan ve ölümsüz olana tevekkül kıl” (Kur’an-ı Kerim XXV/58)

Mezar taşlarında isimleri ve memleketleri okunabilen şehitlerin birkaçı :

İsim_____

Er Hasan Mustafa

Er Salih Mustafa

Er Tevfık Eyüp

Onbaşı Feyzi Hüseyin

Er Hasan Mehmet

Er Mehmet Ali

Er Mehmet Mustafa

Onbaşı Tevfık Halit

Çvş. İbrahim Osman

Er Mustafa Salih

Er Mustafa Hüseyin

Onbaşı Bekir Süleyman

Er Mehmet Halil

Er İsmail Durmuş

……………………..

 _Memleketi_
 Afyonkarahisar

Trabzon

Çubuk

Burgaz

Adana

Muğla

Bursa

Kastamonu

İzmir

Beypazarı

İsparta

Malatya

Erzurum

Konya

……….

İlk Restorasyon

Şehitlerimizin hatırasını yaşatmak için çabalar devam etti. Thayetmo şehrindeki kabirler sembolik olarak restore edildi, 1996 yılında “Thayet Türk Şehitliği” açıldı. Askeri tören yapıldı, Türkiye’yi Bangladeş-Dakka büyükelçimiz Kemal Özcan Davaz temsil etti.

Ancak Myanmar’da Türk büyükelçiliği olmadığı için, uzaktan akreditasyonla yeteri kadar sahip çıkılamadı, şehitliğin bakımı düzenli olarak yaptırılamadı.

Gezgin Albay

Myanmar’daki Osmanlı şehitleri kamuoyunun gündemine, 2002 yılında Türkiye’nin bilinen gezginlerinden, seyahat turu lideri, endüstri yüksek mühendisi, emekli albay Faruk Budak’ın bu ülkeye yaptığı seyahatle geldi. Budak, adı geçen şehitlikleri ziyaret etti. Şehitlikler içler acısı bir haldeydi. Tarlayı andıran derecede yeşillenmiş arazi, tuğla duvarları yıkılmış ve insan boyu otlarla çevrelenmiş mezar taşlarını gören Budak, fotoğraflarla durumu görüntüledi. Budak, ziyareti sonrası internette Thayet Myo kentinde şehitlere ait mezarların harabe olduğunu gösteren fotoğraf ve yazılar yayınladı ve onarım için kampanya başlattı.

Döndüğünde Dışişleri ve Genelkurmay’a başvuruda bulundu. Çeşitli basın organları da konuya ilgi gösterdiler. Dışişleri Bakanlığı konuya hassasiyetle yaklaştı ve Uzakdoğu uzmanları konuyla ilgilenmeleri için görevlendirildi. Budak’ın çabalarıyla Genelkurmay Başkanlığı’ndan restorasyon için gerekli bütçe 2002’de tahsis edildi. Bu arada 2004 yılında Genelkurmay Başkanlığı da kendi bütçesinden tadilat için bir ödenek aktararak Dışişleri Bakanlığı’na iletti. Dışişleri Bakanlığı da ödeneği kullanarak tadilatı yaptırması için Türkiye’nin Bangkok Büyükelçiliği’ne gönderdi.

Faruk Budak, 2005 yılında tekrar bölgeyi ziyaret ettiğinde öncesine nazaran daha acı verici bir manzarayla karşılaştı; bölge, tarım arazisi olarak kullanılmaktaydı bildiğin tarlaya dönmüştü, yerel halk şehitliğimizin üzerinde, şehit kabirlerinin arasında fasulye yetiştiriyordu. Yıpranmışlık yanında, mezarlığı çevreleyen taş sınırın ve mezar taşlarının da tropik iklimde yetişen yoğun bitki örtüsü altında okunamaması, kimliksel ve anlamsal tanım eksikliği oluşturmaktaydı. Dönüşünde konuya tekrar ve daha sıkı takiple eğildi. Bu yıpranmışlık yanında, mezarlığı çevreleyen taş sınırın ve mezar taşlarının da tropik iklimde yetişen yoğun bitki örtüsü altında okunamaması, kimliksel ve anlamsal tanım eksikliğini oluşturmaktaydı. Tekrar fotoğrafladı, tekrar internette yayınladı. Ama nafile. AKP hükümeti kılını bile kıpırdatmıyordu.

İkinci Restorasyon

2007 yılında. Myanmar Dışişleri Bakanlığı, bizim Dışişleri Bakanlığına resmi yazı gönderdi, Türk şehitliğinin restorasyonu ve bakımı için 100 bin dolar istedi! Bizim Dışişleri Bakanlığı “Talep ettiğiniz miktar çok yüksek” cevabını verdi! 450 bin dolarlık kol saati takan sayın dindar hükümetimiz, Türk şehitliği için 100 bin doları çok buldu, vermedi.

CHP milletvekilleri bir değil iki defa soru önergesi verdi, 2009 ve 2011 yıllarındaki önergelerinde “Myanmar’daki Türk şehitliğine neden sahip çıkmıyorsunuz” diye soruldu. Hatta, CHP İstanbul Milletvekili Ahmet Tan’ın önergesinde “Türk şehitliği ilgisizlik ve sahipsizlik yüzünden yok olmak üzere, girişim başlatmak için daha ne bekliyorsunuz” diyordu. AKP’den tık çıkmadı.

Yeni Osmanlı olduğunu filan iddia eden dindar hükümetimiz, Osmanlı-Türk Şehitliği konusunda kılını bile kıpırdatmıyordu. Bir taraftan mitinglerde mehter marşı çalıyor, öbür taraftan Osmanlı-Türk Şehitliği’nin yok olup gitmesine göz yumuyordu.

2012de Ahmet Davutoğlu Myanmar’da şehit kabirleri başında dua ederken pozlar verdi, üzüntülü roller yaptı, “şehitliğin derhal yaptırılacağını, ilk talimatının bu olduğunu” falan açıkladı, oradan bir tane imam ayarladılar, Türk şehitliğinin imamı dediler, Ahmet Davutoğlu bu imama Türk Bayrağı ve Kuran’ı Kerim hediye etti, duygulu anlar yaşandı filan.

Tayetmo’daki mezarlar 2015’te, TİKA Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı ile Millî Savunma Bakanlığı’nın işbirliği ile temizlendi, taşlar yenilendi ve tekrar şehitlik hâline getirildi.

Meikthla, Shewoba, Aungban, Kyautse şehirlerindeki şehit kabirleri için ise hiçbir şey yapılmadı. Onlar artık yok. Projeye göre AKP hükümeti Meiktila Şehitliğini de Tayetmo gibi ortaya çıkaracak ve düzenleyecekti. Günümüzde çevrede oturanlardan Meiktila’nın yerini bilen varsa gösterebiliyor. Diğerlerinin yerlerini ise artık bilen yok.

Thayetmyo Türk Şehitliği

Osmanlı askerinden 222’sinin gömülü bulunduğu bir anıt mezarlık. Gömü alanının yerini belirten, Türkçe ve Burmaca bir kitabe ve çoğu 1916 Mart ve Nisan ayları tarihli mezar taşları bulunmaktadır. Şehitlik kitabesinin Türkçe (Latin harfleri ile) kısmında, “Birinci Dünya Savaşı’nda Irak, Suriye, Filistin ve Arabistan cephelerinde Osmanlı ve İngiliz Orduları arasındaki çarpışmalar sırasında İngilizlere tutsak düşerek Burma’ya getirilen ve burada vefat eden aziz Türk askerlerinin anısına” ifadesi yer almaktadır.

Tayetmo Şehidliği’nin Türkçe ve yerel dil ile yazılmış kitabesi

2015 yılında TİKA Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı ile Millî Savunma Bakanlığı’nın işbirliğinin neticesinde yenilendi ve tekrar şehitlik hâline getirildi.

Tayetmo Şehidliği TİKA’nın 2015’te tamamladığı restorasyondan sonra

Meiktila Türk Şehitliği

Myanmar’ın Meiktila kentindeki çalışma kampında ölen Osmanlı askerlerinin gömülü bulunduğu bir mezarlık. Genelkurmay ATASE Başkanlığı arşivinde bulunan krokilerdeki bilgiye göre burada 1050 Türkün mezarı var. II.  Dünya Savaşı  sırasında,  Japonlar bölgeyi  işgal ettiklerinde taş bulamayınca şehitliğin duvar taşlarını kırıp siper yapmakta kullanmışlar. O nedenle Meiktila şehitliği zarar görmüş. Yerinde tarladan başka bir şey kalmamış, ortasından yol geçmiş. Şehitliğin mezar taşlarından 181 adedi 1991 yılında yakında, Meiktila kasabasının güneyinde bulunan bir cami imamı Muhammet Ali tarafından caminin arka bahçesine taşınarak gelişigüzel istiflenmiş. Taşlardaki ölüm tarihleri 1918-1921 arasında. İsimlerin altında meslek ve rütbeler yazılı. İmama göre şehitlikte 700 şehit yatıyor.

Günümüzde adeta bir tarla görünümünde olan Meiktila Türk Şehitliği

 Genelkurmay ATASE arşivindeki krokide verilen bilgiye göre, Meiktila şehitliğinin bir giriş kapısı vardır ancak özelliklerine dair bir bilgi verilmemektedir. Şehitliğin duvarları gibi giriş kapısı da günümüze ulaşmamıştır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Şehit Yakınları ve Gaziler Dairesi Başkanlığı’nın internet sayfasında bir fotoğraf ve altında “Meiktila Şehitliği Girişi”, “Meiktila Şehitlik Giriş Yazısı” ifadesi yazılı. Günümüze sadece bu  fotoğrafı  ulaşabilmiş kapının üzerinde bir kitâbenin olduğu hemen fark edilmektedir. Fotoğrafta, kapının önde 9’u çocuk olduğu anlaşılan 14 kişi de bulunmaktadır.

Meiktila Türk Şehitliği giriş kapısı ve kitâbesi. Önünde oturanlar ise evlenip orada
kalanlar ve çocukları.

Fotoğrafta görüldüğü üzere kitâbenin en üstünde Kur’an-ı Kerim’de geçen “Külli  nefsin zâikatü’l-mevt”,  yani  “Her  nefis  ölümü  tadacaktır”  âyeti (Âl-i İmran, 3/185)  yazılıdır.  Hemen altında  ise  sağdan  sola  doğru  “Türk(?)   Kabristanı”,  “Türk  Mezarlığı”,  “Turkish  Cemetery” yazılıdır. Bundan da anlaşılacağı üzere, buranın Türk mezarlığı olduğu Arapça, Türkçe ve İngilizce olarak üç dilde yazılmıştır. Kitâbenin altına ise Hicrî, Rûmî ve Miladî olarak sırayla; 1338, 1336, 1920 yılı yazılmıştır. Bundan da anlaşıldığına göre bu kitâbe oraya 1920 yılında konulmuştur. Bu bilgiden hareketle şehitliğin 1920 yılında yapıldığı sonucuna da varılabilir. Bakanlık sayfasındaki fotoğraf ile Dr. Arif Gömleksiz’in internet aracılığıyla verdiği fotoğraf aynıdır. Fotoğraf biraz uzaktan çekildiği için her ikisinde de kitâbe güç okunmaktadır. Kitabede şunlar yazılıdır:

Eğil huşû ile zâir makâm-ı kudsîde

Bu yer hatıra-i gam meşhed-i hamiyettir

Fakat batan bu güneşler ki başka matladan

Kamaştırır nazarı nûru nur-ı millettir

Fezâ-yı Harb-i Umûmî’de parlayan ecram

Gömüldüler ne hazîn levha-i esârettir

Yeter ki düşmesin ahfâdı nâ-ümîdiye

Vatan binâsını tahkim eden felâkettir

Uzakta dalgalanan bir ketîbe-i emel

Bu ordu nâmına bir yâdigâr-ı himmettir.

İâne toplanarak yaptırıldı etrâfı

Bu türbe türbe-i dil kıble-i hamâsettir

Notlar:

Zâir:ziyaretçi(ler)

Ecram: yıldızlar

Ketîbe: asker bölüğü, ordudan ayrılmış toplu alay

Ahfâd: esirlerin geride bıraktıkları, torunları, ordunun insan kaynağı olan genç erkekler

Son beyitte belirtildiği üzere söz konusu şehitliğin etrafı yardım toplanarak yapılmıştır. Yardımın kimden toplandığı belirtilmemiş olmakla beraber büyük olasılıkla yardımı, esirlerin kendi aralarına topladıkları düşünülebilir. O nedenle kimi haberlerde belirtildiği gibi bu şehitlik İngilizler tarafından yaptırılmamıştır.

Dursun Çavuş

Söz konusu metin Trabzon’da çıkan Genç Anadolu dergisinde “Bir Kitâbe” başlığı altında yayımlanarak bir de not düşülmüş ve şu bilgi verilmiştir: “Hind-i Çini’de Rankon [Yangon/Rangon] Vilayetinin Mektile  [Meiktila]  kasabasının  yarım  saat  cenub-ı  şarkında [Güneydoğusunda] bir  nehir kurbunda [kıvrımında]  kahraman  Osmancık taburundan  yedi  yüz esirimizi  âğûşuna alan Türk mezarlığının kitâbesidir. 225 metre arz [eninde], 275 metre tûlunda [uzunluğunda]   bulunan mezkur mezarlığın mimarı Oflu Alemdar oğullarından Mehmed Oğlu Dursun Çavuş’tur.”

Dursun Çavuş, 1 Temmuz 1878 tarihinde doğmuştur. Babasının adı Mehmet, dedesinin adı Hasan, annesinin adı Hatice’dir. Myanmar’dan, esaretten döndükten sonra Files (yeni adıyla Günbuldu olup Bayburt ili Aydıntepe ilçesine bağlı) köyünde yaşamıştır. Soyadı kanununa göre Bayraktar soyadını alır ki bu soyadı, sülalesinin adı olan “Alemdar”dan gelir ve bayrağı veya sancağı taşıyan anlamındadır. Dursun Çavuş’un ilk eşinin adı Hediye, ikinci eşinin adı ise Asiye’dir. Emine, Lütfiye, Hasan ve Hasan Basri isminde dört çocuğu olur. Köyde uzun süre muhtarlık yapan Dursun Çavuş, babayiğit,  köylülerin hürmet ettiği mütevazi kişiliği ile bilinen, yüksek ahlaklı bir zattır. Dursun Çavuş’un mezarı Günbuldu (Files) köyündedir.

Meiktila Türk Şehitliğinin bir kısmı
yakınlardaki Cami duvarının kenarına toplanan mezar taşları

Oralarda kalanlar

Ülke genelinde Thayetmo şehitliği dışında birçok küçük Türk Mezarlığı olduğunu belirten Burma Fahri Başkonsolosu Ercan Aygün, bir süre önceki Burma ziyaretinde de yeni hikâyelerin izine rastladığını ve bunların da araştırılması gerektiğine işaret ediyor. “Yaşlıca bir profesörle tanıştım. Büyük dedesinin Türkleri tanıdığını ve orada bir Türk kolonisi olabileceğini anlattı” diyen Aygün, bugün kimse bilmese de rivayet edildiği gibi evlenip Burma’da kalan askerlerin izini sürmeyi planlıyor. Ancak rivayetlere göre askerlerin bir kısmı gemilere bindirilip gönderilirken evlenip geride kalmayı seçenler de oldu.

Yörede yaşayan Hacı Settar anlatıyor: “Burada 6 yıl kaldılar. Yaklaşık 2 bin 500 kadardılar, ama sayı sürekli değişiyordu. Kırmızı renkli, siyah püsküllü şapka giyiyorlardı.  İngilizler kamptan ayrılmalarına ve yerlilerle iletişim kurmalarına izin vermiyordu. Sadece güvendikleri birkaç tanesini haftalık alışveriş için çıkartıyorlardı. Kamp içinde deterjan ve ekmek üretiyorlardı; biz de bazen alışverişe gidiyorduk. Çok cana yakın insanlardı ve çocukları çok seviyorlardı. Yanlarına gidebilen çocuklara değişik hediyeler veriyorlardı. Bana da bir tane altın para verdilerdi, sonradan onu kaybettim. Onları çok sevmiştik. Burada evlenip kalan olmadı; ama kuzeydeki Meiktila esir kamplarında olmuş. Hatta çocukları doğmuş ve esir kaldıkları süre içinde aileleriyle yaşamışlar. Ama İngilizler savaş sonunda hiçbirinin burada kalmasına müsaade etmedi ve hepsini toplayıp Türkiye’ye gönderdi. Fakat ben onların sağ salim Türkiye’ye döndüklerini sanmıyorum. Çünkü gemilerinin yolda batırıldığını duyduk. Bugün hâlâ onların torunlarının renkli gözlü ve açık  renkli saçlı doğduğunu duyuyoruz.

Ancak, Hacı Settar’ın tahminin aksine yurda dönenler olmuştur.

Kaynaklar:

Myanmar’daki beş ayrı esir kampında 5 bin şehid verdiğimizi bilir misiniz? Murat Bardakçı 03 Eylül 2017  http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/1618596-myanmardaki-bes-ayri-esir-kampinda-5-bin-sehid-verdigimizi-bilir-misiniz

Al sana Arakan! Yılmaz Özdil. Sözcü Gazetesi. 12 Eylül 2017 http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/yilmaz-ozdil/al-sana-arakan-2007207/

Müslümanların  katledildiği  Burma’daki  şehitliklerimizde  şimdi  fasulye  ekiliyor Murat  Bardakçı. Habertürk  04.04.2014. http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/762868-muslumanlarin-katledildigi-burmadaki- sehitliklerimizde-simdi-fasulye-ekiliyor

 Myanmar’daki Meiktila Türk Şehitliğinin Kitâbesine Dâir Bir Keşif  (An Exploration Regarding To the Epitaph of the Meiktila Turkish Cemetery in Myanmar ). Ömer ÇAKIR.  Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 9/6 Spring 2014, p. 207-223, ANKARA-TURKEY http://www.turkishstudies.net/DergiPdfDetay.aspx?ID=6633

Anadolu-Filistin Nere; Birmanya (Myanmar) Nere? Kelambaz 13 Eylül 2017 http://www.kelambaz.com/anadolu-filistin-nere-birmanya-myanmar-nere/

Myanmar’daki Osmanlı şehitliğinin hazin öyküsü Nevzat Çiçek Timetürk 11.08.2012 https://www.timeturk.com/tr/2012/08/10/myanmar-daki-osmanli-sehitliginin-hazin-hikayesi.html

Thayetmyo Türk Şehitliği Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Thayetmyo_Türk_Şehitliği

Meiktila Türk Şehitliği Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Meiktila_Türk_Şehitliği

İki Türk şehitliğini bulduk, belgesel çektik. Esra Erdoğan. Hürriyet 17.05.2010 http://www.hurriyet.com.tr/iki-turk-sehitligini-bulduk-belgesel-cektik-14743811

Myanmar Meiktila Türk Şehitliği hatırası. Şebnem Adıyaman. Instagram 01.07.2017 http://www.thepicta.com/media/1422264878282159701_383116322

Bülent Pakman. Eylül 2017. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Bakü Ofis 2011Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Reklamlar

About bpakman

İnşaat Yüksek Mühendisi, evli, yurtdışında yaşıyor.
Bu yazı Osmanlı içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to Myanmar’da Türk Esirler

  1. Cıvıltılar dedi ki:

    Bülent Bey çok teşekkür ederim.Üretkenliğiniz ve bilginin peşindeki serüveniniz çoğalarak artsın inş.sevgi ve hürmetlerimle

    Best Regards,

    Ercan Colmekci

    Administrator

    Tel: 021.320.20.60

    Fax: 021.320.20.61

    ercan@premierglobal.ro

    http://www.premierglobal.ro

    Adress: B-dul Dimitrie Cantemir, Nr.1, Bl. B2,

    Sc.4, Floor: 7, Ap. 115, Interfon 715, Distr 4 Bucharest / Romania

  2. Ümit Bıyıklı dedi ki:

    Böyle çok kıymetli bir konuda bizi bilgilenmeniz için teşekkür ederim…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s