Olsa olsa şizofren

Esra İnal’ın hikâyesi

Esra, Berlin’de yaşayan ikinci kuşak Türk-Almanlardan. 01 Ocak 1981’de Berlin’de doğmuş, kendi deyimiyle sevgi dolu bir aileye… Beş kız kardeşten biri. En ufakları Esra. Kendi ayakları üzerinde duran, çalışan muhteşem ablaları olmuş. Ablalarıyla arasındaki büyük yaş farkından dolayı, 5 annem oldu diyor. Çocukluğu bu sevgi dolu ailede geçiyor.

Ablaları arka arkaya evleniyor. Ev ıssızlaşıyor. Sonra annesi hastalanıyor. Derken okula başlıyor. Bambaşka bir dünyayla tanışıyor. Ve çok bocalıyor. Bir de bitmez tükenmez rüyaları var. Olacakları önceden görebildiği rüyalar peşini bırakmıyor. Gördüklerini etrafına da anlatıyor. Söyledikleri bir süre sonra gerçekleşiyor. Paralel iki hayatı, biri rüyalardaki, diğeri gerçek hayatı 13 yaşından itibaren birbirine karışmaya başlıyor, hangisi gerçek hangisi rüya ayırt edemez oluyor. Gördükleri ve onların gerçekleşmesi onu korkutuyor ve kendinden korkar hale getiriyor. Bir sürü doktora götürüyor ablaları ama hiçbiri onun derdinin sadece durugörü yeteneğinden kaynaklanmakta olduğunu farkedemiyor.

Esra İnal

Esra İnal

Bir de bazı rüyalarında hep aynı adamı görüyor. Yıllarca…

18 yaşındayken bir Türk’le evleniyor. Duvarların arkasındakileri de görmeye, uzaktaki konuşmaları da işitmeye başlıyor. Olacakları gördükleri yanında toplumsal kalıplar, baskılar, şartlı sevgiler onu rahatsız ediyor.
Kendisine neler olduğunu anlayamıyor, anlamlandıramıyor, anlamlandıramadıkça hırçınlaşıyor. Bu konuda birşey bilmeyen, birşey anlamayan ailesi, onun kendisine emanet edildiğine inanan kocası ona yardımcı olamıyorlar.

Öyle bir an geliyor ki gördükleriyle gerçek hayatı birbirine karışıyor. Bu da felaketi oluyor. Çünkü kaldıramıyor. İntihar etmeye kalkıyor, üçüncü kattan aşağı atlıyor. Akıl hastanesine götürülüyor.

Muayene sonucu hastaneye yatırılıp yatırılmayacağına karar verecek olan bayan doktorun adeta röntgenini çıkarırken kadına diyor ki:

İki çocukla boşanmanın eşiğindesiniz,
geceleri uyuyamıyorsunuz,…
Kendinizi sevdiğinizi sanmıyorum.
Şu an burada oluşunuz bile…
İstediğiniz için değil.
Mecbur olduğunuz için buradasınız.
Sizce bu kendinize haksızlık değil mi?

Doktor bozuntuya vermiyor, cevap da veremiyor ve şizofreni teşhisiyle onu hastaneye yatırıyor. Esra’nın en korktuğu şey sonunda oluyor. Ama başka çaresi yok. Kendini sorgulamak zorunda. Her şeyi denedikten sonra artık ya ölecek ya da kendine gelecek. Bir süre takılıyor orada. Sonra hastalarla eğleniyor, dans falan ediyorlar. Haftalarca kalıyor. Sonunda “Hiçbir şeyiniz yok” diyorlar. Şizofren falan olmadığı, aklının yerinde olduğu anlaşılınca hastaneden çıkmasına izin veriliyor.

Esra anlatıyor

Rüyalar hayatımın bir parçası. Artık korkmuyorum. Benim için farklı türleri var. Uyanıkken nasıl bazen bilinçli, bazen bilinçsiz olabiliyorsak, rüyalarda da aynı şey söz konusu. Bazen ihtiyaçlarımızın ya da korkularımızın yansıması oluyorlar bazen de bize rehber… Farkındalığımız arttıkça daha büyük mucizelere şahit olabiliriz. Ben kendi hayatımda o mucizeleri yaşadım. Önce çok ürktüm, kaldıramadım ama sonra alıştım. Yıllarca tanımadığım birini rüyada görmemi açıklayamıyorum. Uzun süre teoriler geliştirdim. Sonunda da kendime kızdım, olanı olduğu gibi kabul etmeyi öğrendim. Miguel yıllarca rüyalarımdaydı. Sonra bir kitabın arka kapağında fotoğrafını gördüm. İnanamadım. Oydu! Hemen adını internete yazdım. Meksikalı toltek uzmanı bir bilgeydi. Onu bulmak için Meksika’ya gittim. Savaştan çıkmış gibiydim. 48 kiloya düşmüştüm. Psikolojik olarak da bitmiştim. Elimde valizimle karşısına dikildim. Bana baktı, sevgi dolu bir bakıştı. Sanki beni bekler gibiydi. Ona doğru yürüdüm, çocukluğumdan beri rüyalarımda gördüğüm adama… Sarıldım ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. Gözlerimden okyanuslar aktı… Ve 6 ay hiç yanından ayrılmadım. Önce öğrencisi, sonra da eğitmen oldum. Ondan öğrendiklerimi öğretmeye başladım. 10 yıldır dünyanın her yerinde seminerler veriyorum. Dinleme, koşulsuz sevgi, affetme ile ilgili. Hepimizin özü sevgi aslında. Bilmemiz gereken her şey içimizde mevcut. Ve gerçek aslında çok basit. Çok şükür. Hayatın sunduğu inişleri çıkışları kabullenmeyi öğrendim.

Miguel’le karşılaştığım ilk gün bana söyledi: “Bir sürü güzel şey olacak. Kitabın da çıkacak, filmin de çekilecek. İçindeki sevgi büyüyecek ve insanlara ilham verecek!” O zaman motive ediyor zannettim ama gerçek oldu.

Gerçekten de spiritüel eğitmen, dünyaca ünlü bestseller “Dört Anlaşma – The Four Agreements” kitabının yazarı Don Miguel Ruiz’in dediği gibi Esra’nın hayatı “8 Saniye” adlı filmin konusu oluyor. Esra’nın ailesininin hassasiyet göstereceklerini düşünülerek bazı olaylar değiştirilmek zorunda kalınarak. Yönetmen Ömer Faruk Sorak, Türkiye-Almanya ortak yapımı bu filmde, filmin başrol oyuncusu Esra’ya göre insanlara şu mesajı veriyor: “Kendini Affet, korkularının altında ezilme. Kendine çok iyi bak çünkü seni, senden daha iyi anlayabilen biri yok!

Sorular – cevaplar

– O rüyalar, duvarın arkasını görmeler, uzakta bir yerdeki konuşmayı duymalar… Nedir bunun adı?
Başta ben de ne olduğunu öğrenmek istedim. Ama sonra her şeyi adlandırmak zorunda olmadığımı gördüm.

– Rüyalarda ne görüyorsunuz tam olarak?
Etrafıma bakıyorum. Her şey aynı. Ama sanki ilk defa görüyorum her şeyi. Ağaç deyince ağaçla ilgili bilgiler geliyor ya aklımıza, o bilgiler gidiyor, her şeyle kendimi bir hissediyorum. Terimler, kelimeler, yorumlar kalkıyor ortadan.

– Ve bu size kendinizi kötü hissettiriyor?
İnsan yeni bir şeyle karşılaşınca ilk gösterdiği tepki korkudur. Ben de korkuyordum. Rüyamdaki her şey, en az şu an burada yaşadığımız kadar gerçek geliyor. O zaman beyin afallıyor. Diyor ki; orası da gerçek burası da gerçek, o zaman her şey relatif. Şu an burada bir bilinçle oturuyoruz ya. Az önce fotoğrafları çektiğimiz odaya gittiğini düşün. Kapıyı açıyorsun ve burada benimle röportaj yaptığını düşünürken aslında orada uyduğunu görüyorsun. Olay bu.

– Rüyaların nasıl fark edildi?
Çocukluğumdan beri hep görürdüm rüya. Ergenlik dönemimde çok yoğunlaştı bu. Artık doğruyu, yanlışı, iyiyi, kötüyü toplumun sana öğrettiği değerlere göre ayırt etmeye başlıyorsun. Ve orada çatışma başlıyor.

– Bizim gördüklerimizden nesi farklıydı rüyalarının?
Bir gün İpek’e (Sorak) anlattım bunu şok geçirdi. Amerika’dayız. Güneşin altında oturuyoruz. “İpekçim düşün ki burada sohbet ederken ben sana ‘Gel biraz yukarı çıkalım’ diyorum ve çıkıyoruz. Sen burada benimle olduğundan eminsin ama bir bakıyorsun ki vücudun orada yatıyor. Bunu ben hayatım boyunca hep böyle yaşadım. Ama iyi ki yaşamışım.

– Peki, ilk gördüğün rüyayı hatırlıyor musun? “Ben farklıyım” hissi yaratan…
Film o rüyayla başlıyor zaten. Ben çocukluğumdan beri rüyalar görürüm ama bu yoğunlukta evimden ayrıldığım ilk gün gördüm. Benim çok güzel bir yuvam vardı. Bir sevgi patlamasıydı. Bir cennet varsa bunun gibi bir şey olmalı diyorum. Sonra ablalarım kısa aralıklarla evlendiler. Bu benim küçük zihnimi krize soktu. İşte o kriz anında gördüğüm rüyada hep ağlayan bir kadın vardı. Bir adam arkamdan bana mendil veriyordu ama ben kadına bir türlü yetişemiyordum. Yıllar sonra yine kendimle barıştığım bir kriz anında o ağlayan kadın olduğumu gördüm. Uyurken bedenimi görüyorum ve uyanmaya, bedenime atlamaya çalışıyorum. Bir rüzgâr geliyor, bedenime ulaşamıyorum. Zaten rüyalarımda hep bedenime atlamaya çalışırdım uyanmak için. Çünkü bedenimi uzaktan görürdüm. O rüyada yine bedenime ulaşamıyorum ve bir ses bana “Arkana dönüp bak” diyor. Arkama dönüp baktığımda elinde mendille küçük bir kız çocuğu duruyordu. O çocuk bendim. Çocukluğum beni teselli etmeye çalışıyor. Bir türlü ulaşamıyor bana. Ve ben artık büyüdüm bir kadın oldum. Bir devrim yaşıyorum ve ilk defa çocukluğuma dönüp o mendili kabul edeceğim. O çocuğu kucağıma aldım ve ona “Seni asla bırakmayacağım” dedim. Ben o gün uyandım ve aynanın karşısına geçip “Bundan sonra sen bana emanetsin” dedim.

– Peki olacakları önceden gördüğünüz rüyalar? Yakın zamanda gördünüz mü hiç?
Onlar her zaman olmuyor. Senaryoyu yazarken gördüm. Hindistan’da çok sevdiğim arkadaşımın mahallesindeyim. Koşuyorum, ileride bir öküz var, ona çarpıp düşüyorum. Koşup eve geliyorum, kapıyı biri açıyor ve “Artık burada oturmuyorsunuz” diyor. Sıkıntıyla uyandım, Facebook’u açtım. O arkadaşımın resmini gördüm, tam “Kuzuuum” yazacakken, baktım, “Huzur içinde yat” yazıyor sayfasında. Motosikletiyle öküze çarpmış ve ölmüş.

– Bir de akıl hastanesi süreci var hayatında. Kim karar verdi hasta olduğuna?
O süreçte artık algılarım sonuna kadar açılmıştı. Sokaklarda (kollarını açarak) böyle dolaşıyordum. Herkes, her şey ben olmaya başladı. Babam kapıdan girdiğinde içeri “ben” giriyordum. Bu duygu beni dizlerimin üzerine çöktürüyordu. İnsan her gün gördüğü ağacın önünde diz çöker mi? Ama ben o ağacı öyle bir yerden görüyordum ki damarımda akan kanın onun damarında akan ışıkla aynı ışık olduğunu görünce kalakalıyordum. Bir gün duvar çözüldü ve arkasını gördüm ve sonra hastane süreci başladı.

– Duvar mı çözüldü? Nasıl oldu bu?
Evdeyim. Oturuyorum ve duvara bakıyorum. Ensem uyuşmaya başlıyor. Kafamın arkası sonsuzluğa açılıyor. Bir kapı diğerini o diğerini o açıyor. Anın içindeyim. Ne geçmiş ne geleceğim var. Sanki kafamın arkasında bir silgi var ve her şeyi siliyor. “Nasıl oldu da bugüne kadar beynim ikiye ayrılarak yaşamışım” diyorum. Baktım duvar sabit durmuyor. Duvar sallandı, sallandı ve gözümün önünde milyonlarca parçaya bölündü, arkasından bebek arabalı bir kadın geçti. “Mutfağın camından baksanıza oradan bir kadın mı geçti?” dedim. Baktılar ve “Evet bebek arabalı bir kadın geçiyor” dediler. O an çıldırdım. Eğer o duvar çözülürse ben de çözülürüm. Sana öğretilen dünyanın dışındasın ama oranın kanunlarını bilmiyorsun. “Baba, anne beni kurtarın” diyorum. Ölüm duygusu geliyor, yok oluyorsun. Aslında bildiğin dünya yok oluyor o an. Kıyametin kopuyor.

– Sonra…
O an düşüp bayılmışım. Bir süre sonra da kalkmışım ve hastaneyi arayıp “Benim adım şu, şu adresten lütfen gelip beni alın. Şu an yaşadığım tecrübeyi fiziksel dünyada yaşayamayacağım için bedenimi size emanet ediyorum. Lütfen bana iyi bakın. Geri döneceğim” demişim ama hatırlamıyorum. 4 gün boyunca uyumuşum hastanede. Dünyanın en büyük problemi bu. Anda yaşamamak. Kadına “Benim için bu dünya bitti, artık dönüş olmayacak. Benim kıyametim kopuyor. Beni o dünyada anlayabilecek kimse de yok. Ve bu benim kalbimi kırdı” diyorum.

– Tedavi süresince bir teşhis konuldu mu?
Hayır, hiçbir teşhis koyamadılar. Ben gidip onlara “Ben galiba şizofrenim” ya da “Manik depresif olur mu?” diyordum. “Bir isim mi bulmak istiyorsun? Bu mu rahatlatacak seni?” diyordu doktorlar. Hüngür hüngür ağlıyordum.

– İlaç kullandın mı?
İstedimmmm! Batı Almanya’dan bir doktor geldi, adama ne olduğunu anlatıyorum. “Bedenimin o kadar farkındayım ki ama bu bilgileri nereden aldığımı bilmiyorum şu an” diyorum.

– Onlar ne dedi?
360 derece farkındalığın var dediler. Arkamda iğne düşse duyuyordum. Her şeyle bağlı olduğumu biliyordum. Tıp aslında gerçekten çok ileride. İnsanlara söylemeseler de orada bana ne olduğunu çok iyi biliyorlardı.

– Filmdeki intihar sahnesi de gerçek mi?
Evet, ölmek istediğimden de değil, korkumdan yapıyorum her şeyi.

– Günlük hayatınızda nasıl bir yeri var şimdi rüyalarınızın?
Her gördüğüm rüya çıkmıyor. Kıçın açıkta kalmış derler ya, öyle rüyalar da oluyor. Seni korkutan bir şey yaşıyorsun, hemen yansımasını görüyorsun; aç yatıyorsun, pasta görüyorsun. Farklı rüya türleri var. Yıllar içinde o türleri anlamaya başlıyorsun. Yola çıkacağım diyelim ki, gideceğim yerde çok yağmur yağdığını görüyorum, uyanınca ne hissettiğime bakıyorum, eğer çıkacağını hissedersem “Yarın giderim” diyorum.

– Korku bitti mi?
Korkuyorsun ama seviyorsun. Yeni bir şey öğreneceğim, zihnim genişleyecek diyorsun. Öyle hakiki bir yerden yine öyle bir hakikate uyanıyorsun ki… Yani ikisi de ne gerçek ne gerçek değil. Ve sen de bunun içinde ne gerçeksin ne gerçek değilsin. O kadar da değilsin ama o kadar az da değilsin. Dengeyi bulmak gibi…

– Başkalarının düşüncelerini okumak gibi şeyler?
Dikkatimi ona vermiyorum. Dikkatini verirsen görürsün, duyarsın. Hiç kimsenin işine karışmayacaksın. Bana ne onun ne düşündüğünden? Fanatizm yani bir şeye odaklanıp onu bırakmamak çok kötü bir şey. Batıl inanca dönüşür. Bu dünyadayız, işimiz gücümüz var, abartmamak lazım. Rüya gördün, edinmen gereken tecrübeyi edindin yola devam et. Fazla karıştırmak, içinde debelenmek doğru değil.

– Bu özelliklere kötüye de kullanılabilir değil mi? Kumarda para kazanmak gibi…
Bir yere gelmek için emek harcarken bir olgunlaşma yaşıyorsun; çalışmayı, mütevazı olmayı öğreniyorsun. Ben bunu fark ettim ve “Aman yarabbim, beni hazır etmeden sakın tuhaf durumlara sokma” dedim. Yıllardır çalışıyorum. Kısa yolu seçersen o parayı da tutamazsın elinde.

– Kurtarıcını nasıl buldun, filmdeki gibi mi oldu gerçekten?
Filmde biraz değişiklik yaptık. İzleyici “Bu kadarı da olmaz, abartmışlar” demesin diye. Ama detayları anlatmayayım. Filmin büyüsünü bozmayayım.

– Nasıl olsa filmde öyle değilmiş. Gerçeğini yazabiliriz.
Bir gün bilgisayarım dondu. Yeniden açtım ve baktım spam’a bir mail düşmüş. Bir piramit üstünde bir adamın resmi… Yıllardır rüyamda gördüğüm adamın yüzü ve rüyamda gördüğüm o piramit…
O an elim ayağım titredi. Google’a girdim ve 9’a bastım. Doğum günüm 9 Nisan ya uğurlu sayım… Adamın San Diego’dan yaptığı canlı yayın çıktı. Bütün bedenim alarmda. Telefon açtım ve çıkan kadına “Bana yardım edin” diye yalvardım.
Birkaç hafta içinde para toparlayıp uçağa atladım ve Meksika’ya gittim. 48 kiloydum. Perişan bir vaziyetteydim.

– Neler oldu karşılaştığınızda?
Bir baktım, güneşin altında siyah şapkalı bir adam oturuyor. Onu gördüğüm an bütün hayatım boyunca sadece bu anı anımsayıp anlayabilmek için yaşamışım gibi hissettim. Hiçbir zaman kendimi bu kadar emin hissetmedim. Tamamen andaydım ve sevgi dolu bir yerdeydim. Gözlerine bakıp “Nasıl olur da tanımadığım bir insanı bu kadar sonsuz seversin?” dedim. O da “Bir öğretmen öğrencisine daha onun adını duymadan hasret çeker. Hoş geldin” dedi. Sarıldı ve ben onun çocuğu oldum orada.

İşin aslı

Doktorlar Esra’nın 360 derece açık algı yaşadığını düşünüyorlar. Bunun anlamı beyninin seçmeden, süzmeden filtre yapamadan her geleni geçirmekte oluşu.

Öyle mi acaba? Başka bir açıklaması yok mu?

Genelde dünya insanları 3 boyutta yaşarlar. Bazıları zaman da eklendiğinde 4 ve daha ileri boyutları yaşayabiliyorlar. Canlı ve cansız nesnelerin ve olayların beş duyunun yardımı olmadan (paranormal olarak) algılanması yani durugörü (clairvoyance) bunlardan biri.

Evet burada durugörü, duruişiti olayları ile karşı karşıyayız. Halk arasında 6. his denilen. Esra’da gelecekteki olayları algılama yani zamansal durugörü yeteneği var. Bunları uyanıkken de görebiliyor. Normalde işitmesi olanaksız ses ve konuşmaları da görüntülü olarak zihinsel algılayabiliyor, duruişiti yeteneğine de sahip yani. Ayrıca “astral seyahat” yani fiziki bedeninden ayrılıp, bilmediği başka bir boyutta bilinçli olarak, beden-dışı deneyimler de yaşıyor. Parçaları birleştirdiğimizde Esra’nın zaman zaman geleceğe seyahat etmekte olduğunu anlayabiliriz.

Doktorların acaba kaçı bunları biliyor, kabulleniyor ve ne zaman böyle şeylerle karşı karşıya geldiklerinde şizofreni gibi baştan savma teşhis tercihlerini, ilaç dayamayı, insanları akıl hastanelerine kapatmayı bırakıp onlara aslında neler yaşamakta olduklarını açıklayabilecekler? Ne zaman böyle özel insanlara toplum ve çevre deli damgası vurmaktan vazgeçecek?

Kaynaklar:

Ben, bana emanetim. Ayşe Arman. Hürriyet. 22 Şubat 2015 http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ayse-arman/ben-bana-emanetim-28257906

Onun hayatından dört film çıkar. Güliz Arslan. Milliyet. 22.02.2015. http://www.milliyet.com.tr/-onun-hayatindan-dort-film-cikar-/pazar/haberdetay/22.02.2015/2017414/default.htm

O çok farklı. Arzu Akyol. Akşam 8 Mart 2015. http://www.aksam.com.tr/pazar/o-cok-farkli/haber-387782

8 saniye (8 Sekunden). Film. 2015. Yönetmen Ömer Faruk Sorak, senaryo Esra İnal ve Nuran Evren Şit.

Durugörü. Vikipedi https://tr.wikipedia.org/wiki/Durugörü

Bülent Pakman. Şubat 2017. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

Twitter WidgetsViyana Palmenhaus Cafe 2012

Bülent Pakman kimdir https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Reklamlar

About bpakman

İnşaat Yüksek Mühendisi, evli, yurtdışında yaşıyor.
Bu yazı Başka boyutlar içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

One Response to Olsa olsa şizofren

  1. ADEM TAŞAN- ALTAY DENİZ dedi ki:

    BENDE NE OKUDUĞUMU ANLAMAKTA ZORLANDIM BAŞLARDA BİRAZ HAYAL BİRAZ GERÇEK DÜNYANIN ORTAKLAŞA NOKTALARINDA BULUŞTUM NEDEN OLMASIN DEDİM RÜYALARIMIZDA BİZİM BİR PARÇAMIZ DEĞİLMİ BERABER ZAMAN GEÇİRİP BÜYÜMEYE OLGUNLAŞMAYA YAŞAMAYA ÇALIŞMIYORUZMU…SAYGILAR SEVGİLER…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s