Türk Anası – Alman Anası

Türk anası

Alman anası

Tezcanlıdır. Merdiven çıkan bir
yaşındaki çocuğuna, iki dakikadan fazla zaman tanımaz. Çocuğu kapıp kucakladığı gibi fırt fırt kendi çıkarıverir merdivenleri.
Sabırlıdır. İki saat de sürse
çocuğun yanında ayakta dikilip,
tek başına çıkmasını bekler.
Yardım etmez.
Çocuğu kendisine tabiidir Ayrı bir bireydir.
Tutarsızdır. Prensipte karşı olduğu şeyleri bile, o an işine geldiği gibi esnetir. Örneğin, TV seyrettirmek, geç yatırmak, abur cubur yedirmek. Tutarlıdır. Şartlar ne olursa olsun kararının arkasındadır.
İşgüzardır. Kendine gün içinde bir sürü iş çıkarır. Misafir ağırlar, insanlara yardım teklif eder, herkese koşar, başına iş alıp durur. Benim zaten şuan işim var o da çocuğumla ilgilenmek
der, yaralı parmağa işemez.
Çok iyi bir anne olduğunu düşünür Böyle bir iddiası yoktur.
Diğer anneleri mutlaka eleştirir, akıl verir, gıybet eder. Kimsenin annelik ve çocuk yetiştirme tarzıyla ilgili yorum yapmaz. İlgilenmez.
Yufka yüreklidir, ağlayan yavrusuna kıyamaz. Taş kalplidir, soğukkanlıdır. Ağlamadan, ajitasyondan, manipülasyondan etkilenmez.
Titizdir. Titizlikte aşırı uç örnekler olduğu gibi; anaların en rahatı, en ‘amaaan nolcak’cısı bile, çocuk sokakta pis yere yattı mı bir huzursuz olur, yemek yerken ortalığı batırdı mı bir içi gider. Çantasında ıslak mendil taşımayanı yoktur. Nasıl desem, doğru sıfatı bulmak için çok düşündüm ama olduramadım, bildiğin pasaklıdır. Hijyen çıtası bize göre birkaç tık aşağıdadır.
Kendi sosyal hayatına çocuğu direkt entegre eder. Alışveriş, misafirlik, bar-pavyon, düğün-dernek her yere çocuğu yanında götürür. Gece yarılarına kadar takılır. Gerekirse çocuğu, sandalyeleri birleştirip bulunduğu mekanda uyutur. Akşam 8’den sonra çocuğu hiçbir yere zinhar götürmez. Çocuk bakıcısı ya da büyükanneyle falan evde bırakır. Kendi sosyal aktivitelerine de, örneğin, arkadaşlarla kahve içme, alışveriş, mutlaka çocuksuz gider.
Çocuksuz tatil yapmaz. Yapsa bile bu ömr-ü hayatında 1-2y’i geçmez. Sekiz aylık bebesini 10 gün bırakıp kocasıyla Vietnam’a Zangoçya ‘ya gider. Zangoçya diye bir ülke olmadığının farkında mıyım?
Çocuğunu çok güzel besler! Evde her öğün tencere yemeği pişer, keki kurabiyesi her şeyi ev yapımıdır. Yemekleri bol sebzeli etlidir. Çorba olmazsa olmazıdır. Çocuğunu çok tırt besler. Sağlıklı besin ve sebzeden kastı: 2 parmak çiğ havuç-hıyar kemirtmek ve haşlanmış tuzsuz brokolidir. Genellikle şinitzel sosis makarna vs tarzı yemekler yapar. Börek çörek hazır alır, evde yapmaz.
Çocuğu yemek yemedi mi kahrolur. Bütün derdi o olur. Dosta düşmana “Çocuğum yemiyo” diye anlatır ve de ağlanır. Önemsemez, yiyo-yemiyo muhabbeti yapmaz hiç.
Çocuğu yesin de nasıl yerse yesin mantığıyla hareket eder. Eşşek kadar çocuğa püreler, bulamaçlar, sebzeyi eti çaktırmadan yoğurdun içinde kaktırmalar, TV izlerken yedirmeler, tabakla peşinden koşmalar, yesin diye 40 takla atmalar, her lokmadan sonra aferim bravo alkış kıyamet tezahüratlar hep bizdedir. 9-10 aylıktan itibaren yedirme işine karışmaz. Çocuğun önüne koyar tabağı, çocuk ne kadar becerebilirse o kadarını yer. 1,5-2 yaşında Çatal bıçak kullanarak yer hale gelir çocuklar.
Çocuğunu çok süslü giydirir. Hele bir de kızsa! Baştan ayağa pembeli, güllü dallı simli kıyafetler kombinler. 3 aylık bebeye dev güllü saç bantları takar. Yaş büyüdükçe akla hayale gelmeyecek saç modelleri konusunda uzmanlaşır. Oğlan çocuklara gömlek giydirir, saçına azıcık köpük sürer. Kıyafet seçiminde kalite ve rahatlık ön plandadır. Renk desen ve uyum hiç önemli değildir. Zebralı tayt, kareli tişört, puantiyeli çorap, kalpli bere ve sekiz farklı renk içerebilir bir kombin. Organik pamuklu bodyler, aşırı pahalı outdoor spor markaların montları, superfit bot (çifti 250 lira falan) mutlaka her çocuğun dolabında bulunur. Az ama öz kıyafet alırlar. İkinci el kıyafet almak çok yaygındır.
Hava soğuksa (10 derecenin altı soğuktur) çocuğu dışarı çıkamaz. Parklarda çamurla oynamasına asla müsade etmez. AVM’lerde olan indoor lunaparkları tercih eder. Jetonla çalışan atlıkarıncalara bindirir. Yağmur-çamur, kar-kış, kıyamet dinlemez çocuğu her gün mutlaka dışarı çıkartır. Her mevsime uygun “park kıyafeti” vardır. Muşambadan tulum, lastik çizme vs gibi. Onu giydirip çamurla oynamasına yerlerde yuvarlanmasına izin verir.
NOT: Türkiye’de büyük şehirlerde yeşil alan park bahçe olmaması, anneleri AVM’lere mecbur ediyor. Ayrıca çamurla oynama kısmı için de şöyle bir durum var: Türkiye’de ne yazık ki, yere tüküren, balgam atan, çekirdek çitleyen ve her türlü pisliğini sokağa   atmakta beis görmeyen insanlar çoğunlukta. Ayrıca başıboş binlerce sokak hayvanı da etrafa çişini kakasını yapıyor. O yüzden parka götürememek, götürünce özgürce oynatamamak titizlikten değil mecburiyetten çoğu zaman… Bunu eklememek haksızlık olurdu
İki çocuğun oyununa müdahale eder. “Öyle yapmayın, koşmayın, bağırmayın”cümleleriyle araya girer. Hatta yetmezse “Bakın şunu yapın, şöyle oynayın” diye fikir verir. Çocukların kavga edeceğinden, birbirine zarar vereceğinden korkar. Sürekli tedirgindir. Parklarda yabancı çocuklarla da diyaloğa girer:
– Abisi biz de oynayalım mı?
– Ablası hadi sen kalk biraz da küçük sallansın. Biz gidicez zaten, sen sonra yine binersin.
– Canım biraz yavaş kayın, bak burda küçük kardeş var, çarparsınız…
Oynayan çocuklara asla müdahale etmez, birbirini ağlatan çocuklara maksimum özür diletir. Çocukların, kendi sorunlarını kendileri çözmeyi öğrenmesi; annesinden yardım beklemeksizin hakkını araması altın değerindedir! Hiçbir Alman anası, çocuğunun davranışları yüzünden kendini “mahçup” hissetmez. Eğer çocuğu diğer çocukları rahatsız ediyor ve laf dinlemiyorsa alır çocuğunu gider. Parklarda diğer çocuklarla konuşmaz, hiçbir çocuktan sırasını istemez, diğer çocukları uyarmaz. Genellikle büyük ve küçük yaş gruplarının parkları ayrıdır.
Pek oyuncu değildir. Hele hele çocuklarla bağıra çağıra, koşturarak oynamak “koskoca kadının” sokak ortasında yapacağı iş değildir. Çocuklarla koşturur gürültü yapar, çocukla çocuk olur.
Narindir. Ağır kaldırmaz, sırtı beli ağrır, hemen yorulur. Yorulunca şikayet eder. Ağır kilodaki çocukları taşımak, puset açıp kapamak, otokoltuğu söküp takmak gibi işler bir ortamda baba varsa, anında babaya itelenir. Hepsi, Alman gülle Takımı sporcusu kas gücündedir. Çocuğu baba gibi, omzunda taşır, havalara atıp tutar, beş yaşında çocuğu bile slinge koyup sırtına bağlar. Babanın yardımını istemeksizin bir elinde çocuk varken diğer elinde 24’lük bira kasası taşıyabilir.
Çocuğu giydirirken yapı taşı olarak kullandığı üç ana element vardır : Önem sırasına göre
1- atlet+çorap
2-patik
3-yelek
Atlet ve çorap hava 40 derece olana kadar tişörtün ve sandaletin içine giyilir.
Patik bugünlerde yerini; ev babeti, pisipisi, pantuf, yumuşak ev ayakkabısı tarzı güncellenmiş versiyonlarına bırakmışsa da, mantık aynı mantık.
Yelek, hepimiz biliyoruz ki en çok uykudan kalkınca! Gerisi isteğe göre günde birkaç doz giyilir.
Kolay kolay atlet giydirmez. Evet, kışın bile. Bebeler şöyle bir kolunu kaldırınca cıbıl cıbıl göbüşler görünür. Çorap giymeyi, çocuğun kararına bırakır. Çıkarmak isterse ses etmez. Patik ve yeleğin hayati öneminden ise bihaberdir!
Aşkım, canım cicim” tarzı sevgi sözcüklerini muazzam kullanır. Hatta nerdeyse çocuğa adıyla hiç hitap etmez. “Balım, böceğim, pompişim, tontişim” gibi sevgi sözcüğü veya lakap uydururken yaratıcılıkta sınır tanımaz. Lakap ve sevgi sözcüğü çok nadir kullanır.Çocukla, büyüklerle konuştuğu gibi konuşur.

Yedi senedir Avusturya’da yaşayan iki çocuk annesi Başak Usanovic, yaşadığı yerdeki annelik pratiklerini Türkiye’deki annelerin davranışlarıyla karşılaştırmış. Ortaya ebeveynler açısından eğlenceli ve üzerine düşünülesi bu yazı çıkmış.  Yazıyı şu şekilde açıklıyor:

Biri 2,5 yaşında biri beş aylık iki çocuk annesiyim. Yedi yıldır Avusturya’da yaşıyorum. Son iki-üç yılda; hem buradaki parklarda, oyun gruplarında, kreşte ve çevremde birçok Avusturyalı anne tanıdım, hem de Türkiye’deki arkadaşlarım birer ikişer çocuk sahibi oldular. Her iki tarafı da kendimce gözlemleme imkanı buldum. Dolayısıyla bu yazıyı tamemen kendi gözlem ve deneyimlerime dayanarak yazıyorum.
‘Türk anası’ olarak genellediğim grup modern, eğitimli, şehirli genç Türk annesidir. Arkadaşlarımızdır, kuzenlerimizdir, bizizdir.
‘Avusturyalı ana’ yerine ‘Alman anası’ ifadesi kullanmamın nedeni madde madde karşılaştırma yaparken ‘Alman anası’ tını olarak daha iyi oturuyor ve espri katıyor diye düşünmemdir.
Tarafsız olmaya çalışıyorum. Bir grubu diğerine üstün tutma çabasında değilim. Bir grubu övme diğerini yerme amacım da yok. Umarım üstüne alınıp kırılanlar, eleştiri olarak kabul edenler olmaz.

Abartılı ifadeler ve esprili bir dil kullanacağım. Fazla ciddiye alınmamayı talep ediyorum!”

ALINTI: Türk annesi misiniz, Alman annesi mi? Başak Usanoviç. 9.4.2015. Radikal.
http://www.radikal.com.tr/hayat/turk_annesi_misiniz_alman_annesi_mi-1332132

Görüşler yazarına aittir. Bülent Pakman. Haziran 2015. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden alıntılanamaz.

Twitter Widgets

kara 2

Bülent Pakman kimdir   https://bpakman.wordpress.com/pakman/

Bülent Pakman’ın video kanalları/arşivi:

Bülent Pakman youtube video kanalı 1

Bülent Pakman youtube video kanalı 2

Bülent Pakman dailymotion video kanalı

Reklamlar

About bpakman

İnşaat Yüksek Mühendisi, evli, yurtdışında yaşıyor.
Bu yazı Dünya, Türkiye içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s