Osmanlı’da İçki

Osmanlı’da İçki

İçki Türkiye’de tarih boyunca varolmuş, bazı devirlerde savaş ve güvenlik sebebiyle yasaklanmasının dışında hep serbest olmuş ve aynı zamanda ‘‘Halife” unvanını da taşıyan zamanın hükümdarları içkiyi yasaklamak yerine bundan devlete gelir sağlama yolunu tercih etmişlerdir.

‘‘Osmanlı şeriat devletiydi, içki bizde eskiden yasaktı, alkol alanlar en ağır cezalara çarptırılırdı ama laikleşmemizden sonra serbest oldu” diyenlere küçük bir hatırlatma: Türkiye’de içki, tarih boyunca hep içildi. Bazı devirlerde yasaklandı, hattá içenler ağır cezalara bile çarptırıldılar ama içki satışı her zaman varoldu. Meyhaneler kısa dönemler için gizli, ama sonraları açık olarak faaliyet gösterdi ve devlet içkiyi yasaklamak yerine bundan gelir sağlamayı tercih etti.

Yasaklamaların temelinde dini değil siyasi sebepler ve genellikle de güvenlik endişeleri yatardı. Meselá Dördüncü Murad dönemindeki meşhur içki ve yangını bahane ederek tütün yasağı, hükümdarın o senelerde giderek artmış olan yeniçeri zorbalıklarına bir son vermek ve meyhanelerde, kahvehanelerde halkın bir araya gelip devlet eleştirilmesine engel olmak için uyguladığı baskı ve sindirme politikasının uzantısıydı. Memleketin, özellikle de İstanbul’un güvenlik içinde bulunduğu dönemlerde içki hep serbest oldu, uzun süren savaş yıllarında ise yasaklandı. Ama devletin içki konusunda asırlar boyunca devam eden temel politikası hep aynı kaldı: İçkiyi yasaklamak yerine, bundan gelir elde etmek.

Gayrımüslimlere içki zaten serbestti. Yasaklı dönemlerde içerken yakalanan Müslümanlara Dördüncü Murad iktidarının terör yıllarındaki idamlar dışında genellikle para cezaları verildi.

Eski zamanlarda ne içerdik?

Biz, millet olarak şarap içerdik. Şarap bizde de yapılır, hatta dışarıya da gönderilir ama çok daha iyi kalitelileri ithal edilirdi ve Türkiye asırlar boyunca hep şarap içti. Derken, 17. asrın başlarında ‘‘arak” adında bir içkiyle tanışıldı. ‘‘Arak”, Arapça’da ‘‘ter” demekti, imbik vasıtasıyla imal ediliyordu, yapılırken imbikte teri andıran damlalar beliriyor, bu damlalar sonra şişelere dolduruluyordu ve içkiye ‘‘arak” yani ‘‘ter” adı işte bu yüzden verilmişti. ‘‘Arak”, zamanla ‘‘rakı” oldu ama şarabın hakimiyeti daha 200 sene kadar devam etti ve rakı ancak Tanzimat döneminde, yani 19. asrın ortalarında revaç buldu.

Devlet, içkiden gelir elde etme politikasını zamanla daha belirli kurallar içerisine koymaya çalıştı. Meselá, 1870’in ilk aylarında Türkiye’nin gündemini içki içenlere yılda 50 kuruş ödemeleri şartıyla ruhsat tezkeresi verilmesi konusu işgal etti. Derken bundan vazgeçilip ‘‘Müskirat Nizamnameleri” yani ‘‘İçki Yönetmelikleri” çıkartıldı. 7 Nisan 1886 tarihli yönetmelikle içkiden alınacak vergiler düzenli bir şekle getiriliyor, 14 Temmuz 1890’da ise, ihraç edilecek şarapların kalitesi ve vergileri belirleniyordu. Aynı zamanda ‘‘Halife” unvanını da taşıyan dönemin hükümdarı İkinci Abdülhamid, içki konusunda böyle yönetmelikler yayınlamakta bir beis görmemişti.

Osmanlı arşivlerinde şarap ithali, ihracı, saray ve özellikle de padişahlar için getirtilmiş içkiler konusunda dünya kadar yazışma vardır ve arşivde ‘‘Biz eskiden dindardık, şimdi böyle olduk” diyenlere verilecek sandıklar dolusu belgeli cevap bulunmaktadır.

Eski devirlerde, devlet adamları için devleti ne şekilde idare etmeleri konusunda öğütler veren kitaplar yazılırdı. Bu eserlere ‘‘nasihatname” denir ve içlerinde memleket idaresinin ayrıntılarından satranca; yemek yeme usullerinden yıkanmaya, içki ádábından yıldızlardan geleceği okumaya, kılıç kullanmaya ve tıbba kadar akla gelen her konuda tavsiyeler yer alırdı.

Bu nasihatnameler arasında en tanınmışı, İran taraflarında bundan 900 sene önce kurulan ‘‘Ziyaroğulları” adındaki ufak bir devletin hükümdarı olan Keykávus’un, oğlu Giylánşáh için kaleme aldığı ‘‘Kabusname” isimli Farsça eserdi ve Kabusname Türkçe’ye de defalarca tercüme edilmişti. Bu tercümelerden en önemlisini 1400’lü senelerin başında Mercimek Ahmed yapmış, Türk Edebiyatı’nın son álimlerinden Orhan Şaik Gökyay da 500 yıl öncesinin bu metnini 1940’larda elden geçirip yeniden yayınlamıştı.

İşte, Kabusname’de ‘‘Şarabın nasıl içileceğinin” anlatıldığı 11. kısmından bazı bölümler:

‘‘…Ey oğul, şarapla ilgili olarak sana ne ‘‘iç”, ne de ‘‘içme” diyebilirim. Zira, gençler başkalarının sözüyle hareket etmezler ve kendilerinden başka türlü düşünenlerin dediklerini yapmazlar. Gençliğimde ben de böyleydim ve ben de söylenenleri kabul etmezdim. Tá elli yıl sonra Allah bana doğru yolu gösterdi ve tövbe ettim. Eğer içmez isen, iki cihan senin olur.

Bütün bunlardan sonra eğer şaraba başlamamış isen, ne mutlu sana! Ama bilirim ki gençsin ve bilirim ki dostların sana içireceklerdir. Eğer içersen, tövbeyi gönlünden çıkarma. Her an günahını hatırlayıp Allah’tan bağışlanmayı dile.

…İçeceksen bari yemekten sonra hemen içme ve susuzluğunu da içkiyle giderme. İkindiden önce iç, sen serhoş olduğunda akşam da gelmiş olsun ve etraftakiler seni serhoş görmesin.

…Şarap içerken birşeyler yeme ve her zaman evinde iç. İnsanın kendi mekánında içmesi, gök kubbe altında yahut bir ağaç gölgesinde içmesinden çok daha iyidir. Evin gölgesi gizleyici, ağacın gölgesi ise dört bir yana rezil edicidir.

…Ey oğul, sarhoş olduktan sonra daha fazla içmemeye alış ve hele gece serhoş bir halde yattın ise, sabah kalkınca şaraba devam etme. O vaziyette kıldığın namaz kabul olmaz, kazaya kalır. Gecenin sarhoşluğu ile gündüzün serhoşluğu biraraya gelirse, insan deli gibi olur. Allah, geceyi rahat etmek için yaratmıştır. Allah insanın başını ağırlaşmaktan, göz kapaklarını şişmekten, gövdesini titremekten, beynini zonk zonk etmekten, deli, serhoş ve hasta olmaktan korusun. Nadir de olsa sabahları içiyorsan, bunu sakın ola ki ádet haline getirme.

…Şarap içmeden bir iş yapamaz hale gelsen bile, bari cuma geceleri içme. Gerçi şarap her zaman haramdır ama cuma gecesine hürmet gösterilmesi gerekir. Böylelikle cuma namazına da mahmur bir halde gitmemiş ve içtiğin diğer gecelerin ayıbını da halkın gözünde ortadan kaldırmış olursun. Bir sene içinde 48 adet cuma gecesi vardır, bu gecelerde içmediğin takdirde 48 adet şarabın parası yanında kár kalır, aynı zamanda bünyen içtiğin diğer altı gecenin verdiği zahmetleri de o gece temizler

Kanuni’nin şarap kanunları

Gayrımüslimler, içtikleri şarap için vergi vermezler ama sattıklarından alınır. Şarabı şehrin içinde sattıklarında her on ölçü için satandan ve alandan üçer akçe alınır (Kanuni Sultan Süleyman’ın ‘‘İnöz Kazası Kanunnamesi”, madde: 5).

Meyhane açıp kendi yaptıkları şarapları satmak isteyenlerden fıçı başına beş akçe alınır. Meyhanelerini birkaç günlüğüne kapatıp yeniden açanlar yahut hiç kapatmayanlar ister az ister çok satsınlar, fıçı başına beş akçe verirler (Kanuni Sultan Süleyman’ın ‘‘İnöz Kazası Kanunnamesi”, madde: 7).

Şarap fıçısı taşıyan gemiler fıçıları Trabzon’da satarlarsa, her fıçıdan yirmi beşer akçe alınır. Eğer Trabzon’da değil de bir başka limana çıkartırlarsa, on beşer akçe alınır. ‘‘Miso fıçı” denilen yarım fıçılardan beşer buçuk akçe alınır. Rakı fıçısından 28, yarım rakı fıçısından da dokuz akçe alınır (Kanuni Sultan Süleyman’ın ‘‘Trabzon Sancağı Kanunnamesi”, madde: 9).

Küçük sandallar ile yakın yerlerden fıçılarla şarap getirilirse, şarabın en iyi kalitesinden 30, orta kalitesinden 25, yarım fıçıdan da on iki buçuk akçe alınır (Kanuni Sultan Süleyman’ın ‘‘Trabzon Sancağı Kanunnamesi”, madde: 10).

Gemiler limana şarap getirirlerse fıçı başına otuz akçe alınır ama Menekşe şarabı gelirse, her fıçıdan altmışar akçe alınır (Kanuni Sultan Süleyman’ın ‘‘Selánik Kazası Kanunnamesi”, madde: 8).

Padişah Abdülhamid içki içer miydi?

Sultanhamid’in torununun sözleri canlı yayında anlatılınca seyirci ayağa kalktı: Ulu Hakan bunu yapamaz!

Teke Teke Özel`de Fatih Altaylı ile birlikte her hafta tarih konuşan Murat Bardakçı`Sultanhamid Porto şarabı içerdi` deyince program boyunca seyircilerin protesto maillerine maruz kaldı.

Sultan Hamid Porto Şarabı İçerdi

Bardakçı Sultan Hamid’in torunu Osman Efendi’nin sözlerine dayanarak onun Porto şarabı içtiğini söyledi. Osman Efendi`yle yaptığı söyleşiyi filme de aldığını belirten Bardakçı onun sözlerini şöyle aktardı:

`Osman Efendi`nin söylediği şöyleydi: Onun yanına gittik, büyükbabam sevdi, okşadı, kucağına aldı. Ağızlıkla sigarasından duman çekip yüzüme üfledi ve şarap için dedi. Biz`aman efendim` deyince `şifadır` dedi. Bunun filmi var bende. İstenirse gösteririm`.

Torunu Konyak İçtiğini de Söylüyor

Altaylı Bardakçı`ya `Ulu Hakan şarap içmez` diye mailler geliyor seyircinin tepkisini aktarınca “Masraf defterleri arşivde duruyor. Dolmabahçe sarayına hangi cins şaraplar giriyor baksınlar”. Bunun dışında Osman efendi başka konuşmalarında konyak içtiğini de söylüyor. Sultan Hamitd niye içmesin insan değil mi bu?` diye cevap verdi.

Seyirci İçki İçtiğine İnanmıyor

Ardından seyircilerden biri de `Osman Efendi Abdülhamid vefat ettiğinde 6 yaşındaydı. 6 yaşındaki bir çocuk mu padişahın içtiği içkinin markasını biliyor` diye bir mail gönderince Bardakçı `çileden çıktı`

`İçki içmek ayıp değildir. Hataysa insan hata da yapar. Padişahı nebi gibi göstermek doğru değil. İçerdi efendim, gidersiniz arşive görürsünüz. Hatta 5. Murad`ın evrakına bakın her şeyi gayet rahat görürsünüz. O da halifeydi. Oturun Fatih`in divanını okuyun. Hiç hayali şeyler değildir onlar. Sadece Osman Efendi değil, abisi Orhan Efendi çok daha yakınımdı. O çok daha büyüktü Osman Efendi`den. O da anlatırdı ama onu söylemedim çünkü onun kaydı yok elimde. Bütün mesele Osmanlı Devletini İslam devleti gösterilmek istenmesi. Değil efendim. Osmanlı bir imparatorluktu. Meyhane yönetmeliği de kerhane yönetmeliği de vardı. Yayınlanmıştır bunlar.`

Çok ilericiydi ama vesveseliydi

Bardakçı bu sözlerinin Abdülhamid`i kötülemek için söylendiğini algıladı ve `Hiç öyle bir şey yok. Çok iyi bir padişahtı` dedi. Sözlerini şöyle sürdürdü. `Bizde Fatih ve Sultan Hamit evliya gibi görülür. Biz kötü padişah demedik. En ileri tanzimatçılardan biridir. Eğitime inanılmaz önem vermiştir. Fakat vesvesesinden doğan kusurları da vardır. Türkiye`ye telefon neden geç gelmiştir? Sultan Hamit`in korkusu nedeniyle… Elektriğin geç gelmesinin sebebi yine onun korkusudur. Gerçi elektrik geldiğinde ilk konan bina da yanmıştır o da ayrı…`

Sultan 2. Abdülhamid içki içiyordu

Abdülhamit’in Selânik’e sürgüne gönderilmesinden Beylerbeyi Sarayı’nda ölmesine kadar sürede doktorluğunu yapan Atıf Hüseyin, hatıralarında (Sultan II. Abdülhamid’in Sürgün Günleri Hususi Doktoru Atıf Hüseyin Bey’in Hatıratı. Yayına hazırlayan metin Hülagü. Pan Yayıncılık 2003) Sultan’ın gençliğinde içki içmiş olduğunu yazar.

İbnülemin Mahmud Kemal İnal Osmanlı Devrinde Son Sadrazamlar kitabında (İş Bankası yayınları 3 cilt. 2013) Abdülhamid’in ”Kurbağalıdere’de ağabeyimin köşkünde toplandık. İşret ettik. Dönüşte ben kendi arabamı kullanıyordum. Kaza yaptım.Ölümden döndüm. O andan itibaren içkiye tövbe ettim. Bir daha ağzıma sürmedim.” dediği yazılıdır.

Ortada bir TV programına Güneri Civaoğlu’nun konuğu olarak katılan Osman Ertuğrul Efendi’ye ait bir video kaydı da var. Ertuğrul Efendi diyor ki “İçkici değildi, akşamcı değildi, arada sırada bir rom içerdi. babama söyler derdi ki ben bunu içiyorum çünkü yasak değil: Kuran’a bak orada şarap der, şekerin suyundan hiçbir farkı yok, şekerle yapılıyor tabi, onun için derdi hiç içkiyle alakası yok….Dincilerin buna itirazı Abdülhamid’in takva sahibi, manevi mertebesinin çok yüksek birisi olduğu bu yüzden içki içemeyeceği şeklindeydi.

Bir kere insanın takvasının, manevi mertebesinin ne olduğunu sadece ve sadece Allah bilir. İnsana olumlu olumsuz manevi mertebe biçenler küfre girerler. Böyle yapan insanların hiçbir şeyine itibar edilmez. İkincisi görüntüler ortada üstelik bu görüntüler son derece beyefendi, edepli, medeni, kültürlü, eğitimli bir Osmanlı hanedanı mensubuna ait. Tepki ile karşılaşmaktan çekinmeden herşeyi dürüstçe açıklayacak tiynette. Alt tarafı, dediği de Abdülhamid’in arada içki içtiği, içki müptelası olduğu değil. Sarayda doğmuş büyümüş, dedesi Abdülhamid ile yüzyüze yaşamış birine değil sarayı hiç görmemiş salaklara/bunak cahillere mi itibar edilir? O çocukmuş da dedesini muayyen zamanlarda görebilir miş, teamül böyleymiş  de… Ulan siz her gün 24 saat orada mıydınız? Çocuk dediğiniz 7 yaşında ve dedesinin sigarayı nasıl, neyle içtiğini bile anlatıyor.

Has Bahçe

Prof. Halil İnalcık’ın Osmanlı sarayında padişahların geçirdikleri hoş vakitleri zevk-u sefayı ortaya koyan “Hâs-Bağçe’de ‘Ayş u Tarab: Nedimler, Şâirler, Mutribler” adlı kitabında (İş Bankası Yayınları. Kültür Tarihi, Osmanlı Tarihi. 02/2011) Osmanlı hanedanında şarap, esrar ve oğlancılık konu ediliyor.

İlber Ortaylı’nın açıklamaları

Prof. Dr. İlber Ortaylı Osmanlı Padişahlarının içki içip içmediği konusunda isim vermenin ayıp olacağını, ancak sarayda içki içen de içmeyen de padişahların olduğunu söyledi. Hatta cemiyette içmeyi yasaklayıp özel hayatında içen padişahlar olduğunu ifade etti.

Kendisine dokunan ve hasta olan padişahlar da var. İçenler var, genç yaşta ölenler de var. Ama içmeyenleri de var. yarı yarıya olabilir, belki fazla da olabilir. Şimdi tek tek sayamam. Bazılarının ne yaptıklarını hiç bilmiyorum.

Cemiyetteki, dışarıdaki insan neyse sarayın içindeki de o. Bir sofra, meze kültürü var. balık ve bazı deniz mahsulatı sevenler var. Onları deniyorlar demek ki. Onlar daha çok içki ile tüketilen şeyler. Kendisi içki içenlerin içkiye karşı çıkarttıkları yasaklayıcı kanunları var. kendisi içiyor ama cemiyette yasaklıyor. Sebebi muhtelif, onları bilmek lazım. İçki imalatını yasaklayanlar var. İmalatı yasaklamayıp meyhaneleri yıktıranlar var.”

Son Halife Abdülmecid Efendi’nin itirafları

İslam dünyasının ve Osmanlı İmparatorluğu’nun son halifesi olan Abdülmecid Efendi 1920’lerde kaleme aldığı, yayınlanmayan ve aslı Murat Bardakçı’da bulunan kendi elyazısı risalesinde tahta geçen 36 padişahın özelliklerini anlatıyor, hepsini hataları ve sevapları ile değerlendiriyor ve yıkılmanın sebebini bazı hükümdarların içkiye olan aşırı düşkünlüklerine bağlıyor.

Abdülmecid Efendi 1868’de İstanbul’da doğmuş, 1944’te Paris’te sürgünde ölmüştü. Birkaç yabancı dil bilir, resim ve batı müziğiyle uğraşır, modern Türk resminin ilk ve en büyük isimlerinden kabul edilirdi. Çamlıca’daki köşkü devrin entellektüellerinin uğrak yeri, hattâ bir çeşit akademi idi. Besteleri batı formlarındaydı; konçertolar ve oda müziği eserleri besteler, bunları köşkünde kadınlardan oluşturduğu topluluklara çaldırır, Türkiye içinde ve dışında açılan resim sergilerine yağlıboya tablolarını gönderirdi. İstanbul’daki yabancı elçiliklerin raporlarında ondan bahsedilirken “Fes giymediği zamanlarda iyi yetişmiş bir Fransız’ı andırıyor” gibisinden ifadelere rastlanırdı.

Bir torunun kaleminden dedelerin öyküsü…

Abdülmecid Efendi’nin büyük boy kâğıtlara yazarak Osmanlı padişahlarının tamamı hakkında değerlendirmeler yaptığı bu yayınlanmamış 45 sayfalık risalesinin içkiden bahsettiği kısımlarından ve diğer bazı yerlerinden günümüzün Türkçesi’yle özeti:

“Osmanlı Devleti’nin çöküşüne sebep olan dertlerin başında, içki gelir. İçki, dinen de yasaklanmıştır ve haramdır. Halife çocuğu olan şehzadeler bunu asla unutamazlar ve unuttukları takdirde hem ilâhî emirlere karşı gelmiş, hem de millete ve Osmanlı Hanedanı’na verilmiş olan hilâfet ile saltanata ihanet etmiş olurlar. İçki içenlerin hilâfette ve saltanatta hiçbir hakları yoktur”.

İKİNCİ BAYEZİD

Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri’nin oğlu olan İkinci Bayezid, pederinin heybetine ve büyüklüğüne sahip olmaktan mahrumdu. Ne babasından kendisine kalan büyük devleti idare edebildi, ne de İslâm âleminin çöküşüne, meselâ o zaman İspanya’da yıkılan Emevî Devleti’nin felâketine ve Avrupalılar’ın Müslümanlar’ı işkencelerle katletmelerine çare bulup ses çıkartabildi. En nihayet millete karşı vazifelerini yerine getirememesi ve içkiye olan düşkünlüğü yüzünden devletin geleceğinin büyük bir büyük felâket ile karşı karşıya bulunduğunu gören oğlu Yavuz Sultan Selim’in şiddetli müdahalesi ile ezilip bertaraf oldu. Felâketinin başlıca sebebi, içmesi idi.

İKİNCİ SELİM

Kanunî Sultan Süleyman gibi büyük bir padişahın yegâne hatası, âkıl evlâdı Şehzade Mustafa’yı feda ederek devletin idaresini İkinci Selim gibi bir sefih bir serhoşa bırakması idi ki, yükselmenin sona ermesi işte böyle başlar.
O zamana kadar mağlubiyet bilmeyen Osmanlılar’ın Haçlı donanmasına yenilmeleri üzerine bütün Avrupa’da ilk şenliklerin yapılması, İkinci Selim zamanındadır. İkinci Selim, Kıbrıs şarabı ile serhoş olan ve hiçbir işe yaramayan başını eski sarayda hamam mermerlerine çarparak parçalamış ve bu suretle lâyık olduğu manevî cezayı görerek vücudunu dünyadan kaldırmıştı. Artık bundan sonra sefahat, işret, şehvet ve israf devri başlamış; felâket yollarına doğru büyük adımlar atılmıştı. Uğranan her çeşit belâ fedâkâr millete yüklenmiş, refah ve saadet uzaklaşmış ve arada bir yüzünü göstermiş ise de, akşam güneşi gibi hemen batıp gitmişti.

ÜÇÜNCÜ MURAD, ÜÇÜNCÜ MEHMED

Bu iki padişaha “Osmanlı Devleti’nin amansız cellâdı” denmesi doğrudur. Her türlü rezaleti icra ederek Osmanlı Devleti’nin azametli saltanatını çöküşe mahkûm etmişlerdir. Üçüncü Mehmed, şehzadelerin kafes arkasında yaşamaları kaidesini de icad etmiştir.

DÖRDÜNCÜ MURAD

Hakikaten en büyük padişahlarımız arasında sayılmak yeteneğine sahipti ve mertliği ile bütün Osmanlılar’ı hayrette bırakmıştı. Fazilet sahibi idi, eski pehlivanların kaldıramadıkları demirlere ve gürzlere başka halkalar ilâve ettirir ve bunları kaldırarak hünerini icra ederdi. Bağdat ve İran seferlerine çıkan iktidar sahibi bu padişah, geleceğin en büyük hükümdarı olmaya namzet iken içtiği rakının kurbanı olmuş; devletin talihini ve geleceğini İbrahim gibi akıl noksanı ve anlayıştan mahrum bir şahsa terkederek dünyadan çekilmişti.

ÜÇÜNCÜ AHMED

Devletin en hassas zamanlarını Lâle Devri’ne çevirerek bütün milleti zevk ve sefahatle mestetti, günlerini, Sâdâbâd safâları ile geçirdi. Fırsatlar elden kaçtı, zira padişahın eğlenceden başını kaldırıp devletin ufkunu görmeye zamanı yoktu; baksa bile görmek için bir kabiliyeti de bulunmuyordu. Sefahat kendisini tamamen ele geçirmişti. Çıkan bir isyan neticesinde saltanatı Birinci Mahmud’a terkedip başarısız şekilde bir köşeye çekilmeye mecbur oldu.

İKİNCİ MAHMUD

Tarihimizin incelenmeye en fazla lâyık devirlerinden biri, büyükbabam İkinci Mahmud’un iktidar yıllarıdır.
Osmanlı Devleti’ni geçmişten alıp parlak bir şekilde geleceğe nakleden azimli bir padişah idi. Genç yaşında iken üzerine aldığı vazifeler o kadar önemli ve o kadar da zor idi ki, geçmişten gelen dertlerin altında eziliyordu. Böyle zor bir zamanda üstlendiği görevi yerine getirebilmesi için gereken azmin, ilmin ve irfanın yanında büyük cesarete de sahipti. Bu sayede bazı hatalarına rağmen devletin yeniden ayağa kaldırılması için gerekenleri yerine getirmeye muvaffak oldu ama ne çare ki eserini tamamlayamadan henüz genç sayılabilecek bir yaşta vefat etti.
Sultan Mahmud’un yaptığı büyük işleri yarım bırakmasının sebebi ne idi? İşte, aradığımız mesele budur!
Başlattığı inkılâp, kuvvetten düşmüş olan devleti her türlü zorluklar ile karşı karşıya bırakmıştı. İç sıkıntılar, Rusya meselesi, devletin bir vilâyeti olan Mısır’ın Mehmed Ali Paşa vasıtası ile bağımsızlığını kazanıp muazzam ve şevket sahibi Osmanlılar’ı mağlûp etmesi, İkinci Mahmud Hazretleri’ni sıkıntıya sokmaya kâfi idi. Mısır’da kendisine karşı isyan eden Mehmed Ali Paşa’ya “Aradığım adam sen imişsin, gel burada benimle beraber çalış, Osmanlı’yı ihyâ edelim” diyeceği yerde Paşa’yı gıyabında idama mahkûm etmekle başına büyük dert açmış, bu gibi dertler az imiş gibi çelik gibi vücudunu tahrip etmek için bir de içkiye müptelâ olmuş, 55 yaşında tam tecrübeye sahip olmuş ve iş görüp eserini tamamlayacağı sırada üzüntüler içinde gözleri kapatmış idi. Son sözü “Ah kahpe İngiliz, en nihayet eserimi tamamlayamadan benim de canıma kıydın!” olmuştu.

SULTAN ABDÜLMECİD

Saltanata, devletin en buhranlı zamanında gelmişti. Pederinin kendisine bıraktığı mühim ama tamamlanamamış vazifeyi üzerine alarak aynı siyaseti büyük bir iktidar ile devam ettirdi. Tanzimat’ı cihana ilân ederek bütün devletlerin itimadını kazandı. Osmanlı İmparatorluğu’nu Avrupa devletlerinin arasına kattı, Kırım Savaşı’nı da kazandı ve memleketine büyük hizmetler etti.
Ama binlerce defa yazıklar olsun ki, babasından devraldığı işleri bitirebilmek için daha pek çok çalışması lâzım iken o da içkiye müptelâ oldu ve bu yüzden vefat etti.

SULTAN ABDÜLÂZİZ

Pederim olan Abdülâziz Han Hazretleri, Allah’a şükürler olsun ki, bu gibi ahlâk zaaflarından hiçbirine müptelâ değildi. Hatta, ağzına hayatı boyunca bir damla olsun içki koymadığı gibi tütün de kullanmaz ve kahveyi bile nadiren içerdi. Bu sayede oldukça kuvvetli bir bedene sahip olmuştu. On beş küsur senelik saltanatını hiçbir hastalık görmeden geçirdi.
Ama, kendisine ve başladığı büyük işlere yardım edecek tek bir kimseye bile sahip olamadığından tahttan indirilme felâketine maruz kalıp şehid edildi.

ABDÜLMECİD’İN ÇOCUKLARI

Sultan Abdülmecid, ardında saltanat makamına ve hilâfete namzet dört oğul (Beşinci Murad’ı, İkinci Abdülhamid’i, Sultan Reşad’ı ve Sultan Vahideddin’i kastediyor) bıraktı. Bunların hepsi ardarda tahta geçerek Avusturya sınırından Basra Körfezi’ne uzanan koskoca bir devletin çöküşünün sebebi oldular. Ben, bu dört hükümdarı, tarihin vereceği en şiddetli hükme bırakmakla yetiniyorum.”

Abdülmecid Efendi’nin mektubu özetle böyle. Gelelim diğer kaynaklara.

Dincilerin tepki nedeni

Peki dinciler Osmanlı’da ve Osmanlı hanedanında içki konusunun ortaya atılmasına neden bu kadar tepki gösterirler? Mesele “Biz eskiden dindardık, şimdi böyle olduk” deyip Osmanlı Devletinin İslam devleti gösterilmek istenmesidir  Has Bahçe ile mukayese kabul etmeyecek kadar mütevazi Atatürk’ün sofralarını kötülemelerinin gölgede kalmasıdır.

Telhisü Mehasini’l-adab. 

Osmanzade Taib Ahmed’in (1660-1724) “Telhisü Mehasini’l-adab” adlı eseri; meşhur Arap ilahiyatçı/edebiyatçı Cahiz’in (776-868) “Minhacü’s-süluk” ile tarihçi Mustafa Ali Efendi’nin (1541-1600) “Mehasinü’l-adab” isimli kitaplarının sadeleştirilmiş bir özetiydi. Sadrazam Damat İbrahim Paşa’ya takdim edilen bu eser 15 bölümden oluşuyordu. 3’üncü bölümde, İslam halifeleri ve Osmanlı padişahlarının özel hayatlarına ilişkin bilgiler mevcuttu.

Bayezid’i İçkiye Eşi Alıştırıyor

“Telhisü Mehasini’l-adab” adlı esere göre, Osmanlı’nın ilk sultanları ağızlarına içki koymamışlardı.

İlk padişah Osman Gazi, dini bütün Şeyh Edebali’nin damadı olduğundan “kadehin gül rengine rağbet etmemişti”.

Ancak: Bu eserin aksine, bazı tarihçilere göre, Osman Gazi Bizanslı beylerle (tekfur) şarap içmişti. Taib Ahmed’e göre, Osman Gazi’nin oğlu Orhan da içkiden uzaktı.

Her iki padişah da içmiyordu ama toplantılarında komutanlarına iltifat etmek maksadıyla içki/”dolu” sunmuşlardı. Bu adet, Yıldırım Bayezid, Çelebi Sultan Mehmed ve Sultan I. ve II. Murad döneminde de devam etmişti.

Taib Ahmed’e göre, “Fatih Sultan Mehmed Han ve Sultan Bayezid-i Veli, komutanları ve vezirleriyle arada sırada iyşü nuş (içki álemi) ederlerdi. Hatta Bayezid-i Veli, Sadrazam Gedik Ahmed Paşa’yı işret (içki) sırasında katletmişti”.

Yine kitabın aksine, bir iddiaya göre, Yıldırım Bayezid içki içiyordu. Padişahın içki ve bezm (içki meclisi) düşkünlüğünün sebebi, eşi Sırp prensesi Maria Despina (Olivera) idi.

Lakabı ‘SARHOŞ’ Olan Padişah

Dönelim tekrar Taib Ahmed Efendi’nin kitabına:

Yavuz Sultan Selim içki kadehine fazla iltifat etmezdi, ancak ara sıra içerdi. Heyhat, çabuk sarhoş olup şiir okurdu. Bir gün bir eğlence sırasında yine sarhoş oldu; ayağa kalktı; elindeki kadehi öne doğru uzattı ve üzümden ilk şarabı çıkardığı iddia edilen İran Şahı’nı anımsayıp şiir okudu:

“Bint-ül inebin bikrini Cem etti izale.” (Üzümün kızının bekáretini Cem yok etti!)

Kanuni Sultan Süleyman’ın, ilk zamanlarında musiki dinlerken içki içmişliği vardı. Ancak daha sonra içkiyi yasakladı.

“Osmanlı’nın yasağı üç gün sürer” deyimi doğruydu. Kısa bir zaman sonra içki yasağı unutuldu, meyhaneler yeniden açıldı.

Padişahlar arasında içkiye en düşkün isim II. Selim’di. Lakabı “Sarhoş” idi. Bu dönemde sınırsız içki serbestliği vardı.

İlginçtir, II. Selim içkiye düşkün olmasına rağmen, beş vakit namazını da kaçırmazdı. Ve sonra, Halvetiyye Şeyhi Süleyman Efendi’nin telkiniyle içki içmeye tövbe etti. Hatta bir gün hastalandığında hekimlerin iyileşmesi için verdiği ilacı, “içinde içki vardır” diye içmedi.

İçkiye karşı padişahlardan biri de III. Murad’dı. İçki içmediği gibi huzurunda lafının edilmesinden bile hoşlanmazdı. Bunun altında yatan sebep ise şuydu: Şehzadeliği sırasında babası II. Selim bir gün kendisini içki sofrasına çağırdı. İçki içmesine izin verdi. Ama padişah daha önce Harem Kethüdası Hekimbaşı Kurdoğlu’na, şarap kadehinin içine baş ağrısına neden olacak bazı maddeler koymasını istemişti. Şehzade bu oyundan habersiz şarap kadehini ardı ardına içince birkaç gün baş ağrısından duramadı ve içkiye tövbe etti.

Bir diğer padişah, III. Mehmed de babasının yolundan gitti; içki içmedi. Ama onun döneminde Osmanlı kötü bir alışkanlıkla tanıştı: Tütün.

Allah’tan tütün günah değildi!

Osmanlı padişahlarının içkiyle ilişkileri hep inişli çıkışlı oldu.

İçki yasağı bazen şiddetle uygulandı, bazen ise görmezden gelindi.

Bu uygulamalarda, padişahların kişisel yaşamlarının etkisi vardı:

Örneğin, I. Ahmed çok dindardı ve onun döneminde içki yasağı çok etkiliydi.

Meyhaneyi öven Şeyhülislam

Osmanlı Devleti için 17. yüzyıl, “duraklama” dönemiydi.

Osmanlı savaş kaybettikçe gericileşti. İçki yasakları bu dönemde arttı. Tüm kötülüklerin sebebi bu uğursuz içkiydi!

IV. Murad kendisi içmesine rağmen halka alkol, sigara ve kahve kullanılmasını yasakladı. İçki içenler darağaçlarında sallandırılırken IV. Murad’ın Şeyhülislamı Zekeriyazade Yahya Efendi bakın şiirinde ne diyordu:

“Mescitte riyamişler etsin ko riyayı/ Meyhaneye gel kim ne riya var ne mürai…” (Bırak mescitte ikiyüzlüler devam etsin riyakárlığa/ Sen meyhaneye gel ki orada ne riya var ne riyakár.)

Eee, şimdi bu şiiri nasıl değerlendireceğiz?

Neyse devam edelim.

Sultan İbrahim döneminde yeni keyif verici maddeler ortaya çıktı: Bunların başında, burundan çekilen enfiye (burun otu) vardı.

Bir tür uyuşturucu olan enfiyeyi zamanla padişahlar ve sadrazamlar kullanacaktı.

Bir sonraki padişah IV. Mehmed, avcılığa ve eğlenceye çok düşkün olmasına rağmen içkiden uzak durdu. Hatta yasakları katılaştırdı.

Ve 17. yüzyıldaki içki yasağı, Osmanlı’yı yeni bir alkol çeşidiyle tanıştırdı: Rakı.

Rakı, -görünürde sudan farklı olmadığı için-, içki yasağını delmek maksadıyla Osmanlı’ya giriverdi.

Görüldüğü gibi, bize ait zannettiğimiz rakı maalesef “milli içkimiz” değildi. “Rakı” sözcüğü Türkçe değil Arapça’ydı. Arap ülkelerinde “arak” denilmekteydi.
Rakıyı Osmanlı Sarayı da pek sevdi. III. Ahmed, çoğunlukla geceleri hünkár sofasında, balkonda yumuşak yastıklar içinde yarı yatmış bir halde oturur, sadrazamı, şairleri ve dalkavuklarıyla rakı içerdi.

Bir sonraki padişah I. Mahmud da içkiyi seviyordu.

İçkinin seyri 18. yüzyılda da değişmedi. Bazen yasaklandı, bazen serbest bırakıldı.

Ne zaman paraya ihtiyaç duyuldu, içki içimi serbest bırakıldı. Çünkü alkolün alım satımından alınan “Zecriye Vergisi” hayli yüklüceydi!

Fındıklı Mehmed Ağa bu durumu “Silahdar Tarihi” adlı eserinde şöyle yazdı:

“Hazine çok sıkıntı içindeydi, içki yasağı kaldırıldı. Meyhanelere ve tütün içmeğe izin verildi. Tütüne de ayrıca gümrük kondu.”

Aynen bugün gibi, ithal edilen içkiden alınan fon getirisi hayli iyiydi.

En İçkici Padişah II. Mahmud

Osmanlı Sarayı tarih boyunca ne trajedilere tanıklık etti: III. Mustafa, yemeğine zehir konularak öldürüleceği korkusu nedeniyle hep panzehirler kullandı ve bunun sonucu uyuşturucu bağımlısı oldu!

Osmanlı’da içkiye savaş açan son padişah, III. Selim oldu. Musikiye olan ilgisiyle bilinen bestekár padişah, ne kadar meyhane varsa hepsini kapattı. Yasağa rağmen içki içmekte ısrar edenleri astırdı.

Sonra ne oldu?

Son dönem Osmanlı padişahları arasında içkiye en düşkün kişi II. Mahmud, yasakları deliverdi.

Tarihçi Necdet Sakaoğlu’na göre, Abdülmecid içki bağımlısıydı; bazı geceler körkütük sarhoş durumda mabeyinciler tarafından arabasına konulup saraya götürülürdü.

II. Abdülhamid’in anılarına göre, kardeşi padişah V. Murad’ı içkiye alıştıran, geceleri sık sık buluştuğu şair Namık Kemal’di.

II. Abdülhamid’in de içtiği biliniyor. Ama o ne rakı, ne şarap içiyordu. O, “şeker suyu” rom içiyordu!

“Batıcı İttihadcılar’ın Padişahı” V. Mehmed Reşad, ağzına içki koymazdı.

“Hain olup olmadığına” henüz karar verilemeyen son padişah Sultan Vahideddin de içki kullanmayanlar arasındaydı.

Gelelim sonuca: Şimdi biz meseleyi “ayık kafa” sorununa indirgeyip padişahların, şehzadelerin içki içmelerindeki temel meselelere gözümüzü kapatıp, “Osmanlı’yı büyütenler, ayık kafa ile gezmiyordu, batıranlar ise hep ayıktı” gibi absürd bir değerlendirme yapabilir miyiz?

Ama ne yazık ki yapanlar var!

İçki İçen Halifeler

Osmanzade Taib Ahmed’in “Telhisü Mehasini’l-adab” kitabında İslam halifelerinin içkiyle ilişkileri de yer alıyor.

Halifeler fethettikleri topraklarda içkiyle tanışmışlardı. Oysa İslam’ın ilk yıllarında sert bir yasak vardı.

Hz. Ömer, hamamda vücudunu şaraplı suyla yıkayan Halid Bin Velid’e, “Şarabın içilmesi kadar vücuda sürülmesi de yasak” demişti.

Gelelim halifelere…

Tarihçi Taib Ahmed Efendi, halifeler hakkındaki bilgileri, İslam dünyasının önemli ilim adamları arasında gösterilen Cahiz’in (776-868) “Minhacü’s-süluk” adlı kitabından almıştı.

Bu kitapta, içki içen Emevi ve Abbasi hükümdarları şunlardı:

“Müslümanlar arasında içkinin yayılmasının nedenlerinden biri de, Emevi halifelerinden Yezid Bin Muaviye, Abdulmülk Bin Mervan, Yezid Bin Abdulmülk, Velid Bin Yezid gibi kimselerin içki düşkünü olmalarıydı. Arap hükümdarlarından Numan ve Hişşam ile küçük emirliklerden çoğu haftada bir gün işret ederlerdi (içerlerdi).

(…) Emevi hükümdarlarından Yezid bin Velid ayyaş idi; vaktini sarhoş olup ayılmakla geçirirdi. Abdülmelik ayda bir kere; Velid Bin Abdülmelik haftada bir kere; Süleyman ve Merdan Bin Mehmed üç günde bir kere içerlerdi.

(…) Abbasiler’den zevkusefa sofralarına en ziyade rağbet eden halifeler; Hadi, Reşid, Emin, Me’mun, Mu’tasam, Vasık, Mütevekkil idi. Abbasi halifelerinden Ebul Abbas haftada bir kere salı gecesi içerdi. Hadi ve Mehdi iki günde bir kere; Harun ve Me’mun haftada iki kere içerdi. Bunlar nihayet giderek ayyaş olmuşlardır. Mu’tasım, perşembe ve cuma günlerinde ve toplantılarda içerdi. Ama Vasık, cuma gecesi ve toplantı günlerinde içmez, diğer geceler içmezse uyuyamaz, rahat edemezdi.”

Emevi ve Abbasiler’den içki düşkünleri olduğu gibi içkiye karşı hükümdarlar da vardı. Örneğin, Emeviler’den Ömer Bin Abdülaziz ve Abbasilerden Muhtedi ile Mansur gibi birçok halife de içkiye karşı mücadele vermişlerdi.

Fatimiler’den Mustansır içki sofraları kurdurmasıyla bilinirken, Hakim Biemrillah tam tersine içkiye düşmandı.

İslam içkiye izin vermiyordu. (Maide Suresi 90-91 ve Bakara Suresi 219).

İslam inancına göre içkinin bir damlası bile haramdı. İçki murdardı. Bu nedenle içenlerin cezaya çaptırılması gerekiyordu.

Bin Harep, Velid Bin Akabe, Yezid Bin Muaviye, Ömer Bin Hattab vs. İslam’da içki cezası alan ilk isimlerdi. Aslında mazeretleri vardı: “Biraz ferahlamak” ve “türlü düşüncelerden kafalarını kurtarmak!” gibi.

Nedeni ne olursa olsun, yasağa, cezaya rağmen, bazı halifeler hem de konumlarını bile göz ardı ederek, haram olduğunu bile bile içki içmişlerdi.

KAYNAKLAR:

Osmanlı’yı dedelerimin içkisi yıktı. Murat BARDAKÇI Habertürk Gazetesi 05 Mayıs 2013 Pazar http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/841641-osmanliyi-dedelerimin-ickisi-yikti

Osmanlı’nın İslamında içki yasağı yoktu. Murat BARDAKÇI Hürriyet Gazetesi 17.02.2002 http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=54870&yazarid=28

Osmanlı Padişahları içki içer miydi? Prof. Dr. İlber Ortaylı anlatıyor 14.07.2009 http://www.odatv.com/n.php?n=osmanli-padisahlari-icki-icer-miydi-1407091200

http://www.tumgazeteler.com/?a=4506156

Hangi Osmanlı padişahları içki içerdi? Soner Yalçın Hürriyet Gazetesi  18 Kasım 2007  http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7713377&tarih=2007-11-18

Sultan II. Abdülhamid’in Sürgün Günleri Hususi Doktoru Atıf Hüseyin Bey’in Hatıratı. Yayına hazırlayan metin Hülagü. Pan Yayıncılık 2003

Bülent Pakman. Youtube kanalı http://bit.ly/1w1jAvm

Bülent Pakman. Nisan 2010. Eklemeler Aralık 2014. İzin alınmadan, aktif link verilmeden kısmen ya da tamamen alıntı yapılamaz, yayımlanamaz.

Twitter Widgets Facebook Widgets

Viyana Palmenhaus Cafe 2012 Bülent Pakman kimdir    https://bpakman.wordpress.com/pakman/

/pakman/

 

Reklamlar

About bpakman

İnşaat Yüksek Mühendisi, evli, yurtdışında yaşıyor.
Bu yazı Yurdum içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s