Reenkarnasyon Sorular Yanıtlar

Sanal alemde yöneltilen konuyla ilgili sorular ve yanıtlar.

1. Reenkarnasyon nedir, böyle bir şey var mıdır, ispat edilmiş midir?

Reenkarnasyon bir doktrindir. Zamanın başlangıcından bugüne süregelen bir bilgi birikimidir. Kelime anlamları “enkarne olmak” doğmak “reenkarnasyon” tekrar doğuştur. Şimdilik bilim reenkarnasyon var demiyorsa da üzerinde düşünülürse var olduğu anlaşılacaktır, birçok araştırmalar var olduğunu göstermektedir. Bkz: https://bpakman.wordpress.com/dininanc/reenkarnasyon/

2. Tüm canlılar bu re-enkarnasyona tabi olurlar mı, yani bir kez kedi sonra kuş veya insan veya başka bir şey olarak gelinir mi?

Evet olurlar ama tabi olma tekamül – olgunlaşma içerisinde sürer. Tekamülde geriye gidilmez. Yani insan hayvan olarak, hayvan bitki olarak re-enkarne olamaz.

3. O zaman bir düzenli yaşayıp ölmeyen ruh mu var ve devamlı dünyaya gelip yaşamdaki sınavlarla tekamül ediyor.

Evet ruh dediğimiz bedensiz bir varlıktır, daha doğru bir tanımla, “enerjidir”, bizim şu anda sahip olduğumuz gibi bir maddi bedene sahip olmayan ruh yani enerji tekamül eder. Tasavvufta fenafillah/vahdet-i vücut ve doğu felsefesinde Nirvana benzeri mertebeye kadar ve/veya daha ileri başka planlara boyutlara transfer oluncaya kadar. Bu enerjinin maddi bedendeki bağlantı noktası beyindir. Enerji maddi bedene sahip olmadan da tekamül eder akıl böyle oluşmuştur ama tekamül süreci eninde sonunda bedenlenmeyi gerektirir. Modern akıl büyük olasılıkla bedenlenme sırasındaki tekamülle oluşmuştur. Eğitimde nasıl defalarca sınıfları, okulları bitirmek gerektiği gibi gidip gelmek yani bedenlenme gereklidir.

Enerjilerin birbirlerine helezonik şekilde bağlı olması sayesinde bir nizam ve basitten mükemmele doğru düzen oluşmaktadır. En basit akıl bile bir değer taşır, bu helezonik bağ sayesinde mükemmel akıl her şeyi yönetir. Bu düzende tesadüf diye bir şey söz konusu dahi edilemez.

4. Bu gelişmeyi kim ölçüyor, önce insan sonra hayvan veya bitki mi olunuyor veya tam tersi mi?

Tekamül-gelişme enerji içerisinde kayıtlanıyor yani ölçüme gerek kalmıyor, düzey zaten farklı enerji yoğunluğu ve renkleriyle yani boyutlarıyla kendini gösteriyor, yönlendirmeyi yukarıda açıklanan akıl  çerçevesinde İlahi Yönetim Mekanizması ve alt yönetimler planlıyor ama bir zaman sonra varlık kendisi de ölçebiliyor, algılayabiliyor, yani  o kadar tekamül edebildikten sonra. Sırayı soruyorsanız atom, bitki, hayvan, insan. Gidişat hep basitten mükemmele doğrudur. Cılız bir ışık ile göz kamaştıran bir ışık, monokrom ile çok renklilik arasındaki farkları düşünün.

Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum.
Bitki olarak öldüm ve hayvan oldum.
Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum.
Öyleyse ölümden korkmak niye?
Hiçbir sefer kötüye dönüştüğüm,
Ya da alçaldığım görüldü mü?
Bir gün insan olarak ölüp,
Işıktan bir yaratık,
Rüyaların meleği olacağım.
Fakat yolum devam edecek,
Allah’tan başka her şey kaybolacak.
Hiç kimsenin görüp duymadığı birşey olacağım.
Yıldızların üstünde bir yıldız olup,
Doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım.

Mevlana Celaleddin Rumi

Mevlana burada tekamülü ve renkarnasyonu o kadar güzel anlatıyor ki. Taş ölür mü? Ölür. Bakın seyredin: Tekamül sırası şöyledir: Atom, bitki,  hayvan, insan. Aynen Mevlana’nın dediği gibi. Mevlana atoma taş demiş. Onun cevabı da yukarıdaki videoda. Taşlar atomdan müteşekkil. Yıldızların da sonu gelince taş, kaya toz haline geliyor yani taş ölüyor ve ruhu bir dahaki sefere bitki olarak bedenleniyor. Bir taşın ölmesi bazen milyarlarca yıl alabilir ama evrenin hesapsız ömrü süresince bunun lafı olmaz. Bir atoma enerji aktarıldığında, yani atom uyarıldığında normalde atomun enerji kaybederek başlangıçtaki durumuna dönmesi için bir süre geçmesi gerekir. Bu süreye atomun ömrü denir. Bu varlıklar görevlerini tamamladıktan sonra nöbet devriyle yerlerini başka varlıkların alıyor olabilir. Ayrıca yüksek sistemlerde izafi bir zaman söz konusudur. Mesela bizim dünya zamanıyla elli bin yıl kozmik zaman ölçüsüyle bir güne karşılık gelmektedir. Bunu Kur’an ayeti açıklıyor:

Melekler ve Ruh, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselirler O’na.” (Mearic 4)

5. Bitki ve hayvanlar nasıl tekamül eder?

Bitkilerle, hayvanlarla şuur iletişimimiz olmadığından bunun cevabını sadece akıl yürüterek bulabiliriz. Tekamül evren yasası  olduğuna göre her varlık mutlaka tekamül etmektedir. Varlığın maddi alemde yaşama ortamına önce basit şekilde alışması gerekir. Bedenlenme en basitinden başlar. Bitkilerin tekamülü maddi dünyanın güç alanından sağladıkları şuur gelişmesiyle olur. Bitkiler kendi aralarında iletişim kurabilirler, etraftaki tesirlerden mesela müzikten etkilenebilirler. Bunun yanında bitkiler tohumdan çıkarak, nefes alarak, gıdasını gün ışığından ve topraktan üreterek, büyüyerek, kök vererek, kışın öz suyunu çekerek, baharda çiçek açarak, polen, meyve vererek yani yaşam mücadelesiyle de tekamül ederler. Bitki yapraklarını birbirlerini kapamayacak şekilde dizer. Bu düzen bitkinin güneş ışığını ve yağmur damlalarını eşit biçimde alabilmesi için çok önemlidir. Yapraklarda, çam kozalaklarında, kaktüslerde, ayçiçeklerinde ve diğer bitkilerde görülen bu spiral düzen matematikte ‘Fibonacci dizini’ ismi ile tanımlanır.

Hayvanlara zeka gelişimi şuura ilave olarak yüklenir. Mesela sivrisinek, insanı gözünün görmeyeceği bir yerden ısırır. Gelip de burnundan elinin, kolunun üzerinden değil, kolunun arkasından, bacağından ısırır. Isıracağı yeri önce salgısıyla uyuşturur. Bunları yapmazsa telef olur gider. Toplu iğnenin ucu büyüklüğünde bir beyin insan gözünün nereleri görmediğini nereden bilmektedir? Hadi diyelim bazı hayvanlar bir çok şeyi annelerinden görerek öğrenir. Sivrisinek öyle değildir ki, larvadan çıkar, annesini bilmeden görmeden tek başına büyür. Karga ağzına cevizi alır. Yüksek bir yerden beton, asfalt gibi sert bir yere atar, gider kırılan cevizin içini yer. Karga familyası, saksağan dahil kabile mensuplarından birine saldıran hayvan ya da insanı hiç unutmaz. Yani kuş beyni bile gayet iyi çalışmaktadır. Afrika’da yaşarken karıncaların yuvalarını taşımalarını gözlemlemiştim. Afrika’da mevsimler yağışlı, yağışsız diye ikiye ayrılır. Yağışlı mevsimde göl suları yükselir, yağışsız mevsimde alçalır. Göl kenarında yaşayan karıncalar güvenli buldukları yerlerdeki yuvalarını bu kotlara göre her iki mevsim öncesi taşımak zorundadırlar. Bu taşıma inanılmaz bir organizasyonla gerçekleştirilir. Her karıncaya görev verilir. En önemlisi insan ya da hayvanlardan gelecek ezilme ve organizasyonun bozulma tehlikesidir. Bu yüzden taşıma tam göl suyu üzerine yakın bir kottan yapılır. O kotta olmayan taşıma yolunu karıncalar set kurarak oluştururlar. Diğerleri yiyecekleri bu set üzerinden taşır. Bir de en önemlisi güvenlikçiler vardır. Onlar da yaklaşan insanların paçalarından girerek bacaklarını ısırır ve böylece oradan uzaklaşmalarını sağlarlar.

Dünyada binlerce yıldır yaşayan ilkel mikroskobik bir organizma, hayvan, bitki ya da mantar olarak değerlendirilemeyen “ökaryot” bir canlı türü olan “amipimsi” bir kökbacaklı, beyni olmadığı halde kendisine zarar verebilecek ışık ve nem gibi stres kaynaklarından uzak kalırken, bir labirentte besine giden en kestirme yolu bulabiliyor, en kestirme yolu seçerek besine ulaşıyor. Çürüyen yapraklarda ortaya çıkan ve buralardaki bakterileri yiyerek beslenen bu canlının mayonez görünümündeki bazı türleri, mikroskop kullanmadan da gözlenebiliyor. 

Bitkiden hayvan boyutuna geçen varlık artık gıda üretimini kendi yapamayacak, arayıp bulmak zorunda kalacak, barınmaya ihtiyacı duyacak,  ya kendine in bulacak ya da yuvasını kendisi yapacak, içgüdüsel, duygusal ve fiziksel enerjisiyle çoğalacaktır vb. Yani maddi hayat hayvanlarda bitkilere göre çok daha fazla zorlaşmış ama ona göre imkanları da artmıştır. Zorluklar ve imkanlar varlıkları zekalarını çalıştırarak yaşam mücadelesi vermeye mecbur bırakır, bu da gittikçe tekamül etmelerine sebep olur. 

Bitki ve hayvanların madde dünyasındaki varlıkları, bir yandan varlık tekamül kademelendirmesine diğer yandan doğal dengeyi ayakta tutmaya yaramaktadır. Arının bal yaparken polen taşıması, ineğin süt, tavuğun yumurta, ağacın meyve vermesi gibi.  Kozmik yasalarda görevi yerine getirmenin mutlaka getirisi vardır. Yani bitkiler, hayvanlar bu açıdan da şuur ve enerji seviyelerini dolayısıyla tekamüllerini ayrıca artırmaktadırlar.

6. Tarihin eski devirlerinden kalma fosillerden insana geçişi anlayabiliyoruz. Günümüzde böyle bir şey olsa gözlemlememiz gerekmez miydi?

Burada varlığın maddi bedenin değil ruhunun tekamülde insan düzeyine geçişinden bahsediyoruz. Söz konusu fosillerden anladığımız dünya gezegeninde bir bedensel evrimin tamamlanmış olduğudur. Hayvan düzeyinden insan düzeyine ruhun geçişinin bedensel hazırlığı dünya gezegeninde daha önce meydana geldiği gibi  önce başka planetlerde enkarne olmakla olabilir. Belki de böyle bir hazırlığa gerek yoktur. Ruhsal geçiş ise önce madde ötesi alemde ise şuurun, mesela cin denilen bedensiz varlık formlarında hazırlık süreci geçirmesi yoluyla olabilir. Her halukarda konu gayba girmektedir. Maddi şuur düzeyimizle bunu çözmemiz mümkün görülmüyor.

7. Bu ruhun replasmanı (yeniden bedenlenmesi) nasıl ve hangi anda olur?

Öteki alem dediğimiz anti madde-madde ötesi ortamda, zamanı geldiğinde, görevlendirmelerde, madde ötesi alemde de yapılması gereken işler, görevler bittiğinde, bazen hemen ölümden sonra madde dünyasındaki birilerinin cinsel ilişkisi sırasında, bazen yıllar sonra.

8. Seçim ve yerleşme nasıl gerçekleşiyor?

Yerleşme döllenme sırasında oluyor. Sperm başlı başına ayrı bir varlık. Ayrı bir maddi bedeni ve ruhu var. Yumurta hücresi de öyle. Döllenme sırasında erkek spermi ve dişi yumurta hücresinden gelen kromozomlar birleşir, yeni canlının kromozomları tek hücre şeklinde “zigot” oluşur. İki maddi varlıktan bir başka ruhun maddi varlığının hayatı tam başlarken  spatyomda bekleyen bir başka ruh o döllenen bedene girer. Görevli-rehber bedensiz varlıklar gerekirse seçim ve yerleşime yardımcı olabiliyorlar, ama ölümden sonra dünya yaşamının cazibesinden kurtulamayanlar hemen tekrar dönmek isteyip bunu kendi kendilerine de gerçekleştirebilirler. Tibetliler eserlerinde  yeni ölenleri uyarıyorlar, sakın dünyadaki cinsel ilişkilerin çekimine kapılmayın diye. Demek ki içinde yaşamakta olduğumuz madde dünyasında cinsel ilişkiler bir çekim gücü oluşturuyor.

9. Farkındalık olur mu, yani eskiye gidiş ve önceki hayatı hatırlama?

Bu konudaki ayrı yazımıza bir göz atabilirsiniz:    Çocuklukta Geçmişi Hatırlama

Farkındalık bazı durumlarda olabilir, özellikle Güney Anadolu’daki Nusayriler re-enkarnasyona inandıkları için genelde çocuklarının ilk konuşmalarına (böyle konuşma olursa tabii) kulak verirler. Bkz: https://bpakman.wordpress.com/dininanc/reenkarnasyon/nusayrilerde-reenkarnasyon/ En azından deja-vu olabilir, bana Sicilya’nin Cefalu kasabasında olduğu gibi. Bunu bilmeyen toplumlarda ise çocuğun konuşmalarına inanılmaz, susturulur ya da çocuk aldıran olmayınca kendisi susar ve unutur. Ancak olması gereken geçmiş hayatı hatırlamamadır. Yoksa yeni bir sayfa hiç bir zaman açılamaz.

Çocuk abakustan toplamayı öğrenir ama yıllar sonra abakusu hatırlamaz bile. Önemli olan artık toplamayı yapabilmesidir. Onu nasıl öğrendiği mazide kalmıştır. Bu da ona benzer.

Dr. Bedir Hatem “Sevgi ve Umut” adlı kitabında bunu şöyle açıklıyor: ”Sebebi: geçmiş yaşantılarımızı hatırlasaydık bu yaşantımızda geçmişin intikamlarını almaya kalkar dolayısıyla bu yeni yaşam eskisinin devamı olurdu ve kısır döngülerle girerdik yeni yaşamlar bulamadan eski yaşamların bunalımlarını yaşamak zorunda kalırdık. Yani aynı filin devamı arkası yarın dizilerine dönerdi. Oysa insan bir aktör gibi enkarnelerinde yaşamı boyunca devamlı olarak farklı ve değişik senaryoları olan filmle (yaşamlar) çevirmek için vardır. Örnek: katilini tanıyan bir maktul isek ve katili hatırlayıp görürsek onu öldürmeye çalışırsak. Eşini aldatan bir kadın kocası tarafından tanınırsa intikam alabilir. Dolayısıyla dizi gibi enkarneler olurdu o zaman yaratılışın amacı olan evrimler sonucunda tekamül felsefesi işlemez olurdu.” (Hatem, 2007;11).
Bizlere geçmiş hayatlarımız özellikle hatırlatılmaz. Bir taraftan ruhumuzda bunlar silinmemiştir, bütün geçmişimiz kayıtlıdır diğer taraftan beynimiz sıfırlanmış olarak yeniden dünyaya geliriz. Zira bizim düzeyimizde birisi geçmiş hayatını hatırlasaydı onun negatif etkilerinden kurtulamazdı. Beyni de tüm çer-çöpüyle kaldığı yerden devam ederdi. Yani fasit daire içinde döner dururdu. Bizim gibilere onun için beyin açısından temiz bir sayfa açılır. Ama ruhumuz aynen kaldığı yerden devam eder, ruhun hard diskinde, belleğinde hiç bir şey silinmez.
Bir başka görüşe göre ise yeniden dünyaya gelişte aslında herşey hatırlanır. Çocuk konuşmayı öğreninceye kadar bunların tamamını ya da çoğunu unutur, konuşmayı öğrenmeye başladıktan sonra ilk yapmak istediği iş olarak geçmiş hayatına ait aklında kaldıysa bir şeyleri anlatmak olur ama ya ebeveynleri saçma, sapan konuşma gibi gerekçelerle onları sustururlar, onlar da susar, ya da kimse ona aldırma, sonuçta bir süre sonra da beyinleri yeniliklerle dolmaya başlar ve herşeyi unuturlar. Bu aslında bilgisayar hard diskinden bir şey silindiği zaman ayrı, özel bir işlemle tamamen silinmedikçe onun izlerinin arka planda kalmasına benziyor.

10. Bu durumda önceki hayatında kedi olup sahibinden dayak yiyen bir ruh 2. kez geldiğinde sahibinin ne kılıkta olduğunu takip edip intikam alır mı?

Özellikle Nusayrilerde geçmişte kim olduğunu hatırlayıp eski ailesini, komşularını arayanlar gibi vakalar olmuştur. Web sayfalarımda bununla ilgili bazı vakalar var. Bkz: https://bpakman.wordpress.com/dininanc/reenkarnasyon/ornekler-2/ ve diğerleri.

11. Bu gelişmeye ters amma neticede 3. sınıf bir canlı yani, itilip kakılmış,

Daha çok cinayetten ya da kazayla ölenler böyle geçmiş hayata ilişkin arayışlar yapmışlardır. İtilip kakılmışsa bu onun karmasında olduğu içindir. Karma sebep-sonuç ilişkisine verilen addır. Yani basit ifadeyle ne ekersen onu biçersin. Birine eziyet edene bir dahaki hayatında eziyet edilen olacaktır ki eziyetin ne olduğunu anlasın. Hani deriz ya bu neden benim başıma geldi. Why me?

12. Son gelişimde mezuniyet diploması var mı, yani tamam sen öldün arkadaş şimdi başka bir boyuta görevlendirildin şeklinde bir durum olabilir mi?

İnsan ameliyle yani yaptıklarıyla kendi kaderini kendisi belirler. Dünyaya gelirken kaderi bellidir zira bunu kendi tayin etmiştir. Kendisine gösterilir o da kabul eder, etmezse istediğine yakın bir şekilde gelir ama tekamülünü geciktirir. İstediğine yakın derken her istediği verilmez. Yani zengin olacak, güzel olacak, mutlu olacak, tahsilli olacak, sağlıklı olacak, uzun ömürlü olacak vb. hepsini alması imkansızdır tekamül açısından. İnsanı acılar, başına gelenler tekamül ettirir. Yine “why me – neden ben”? olayı. Dağ başında tek başına yaşayarak nereye kadar tekamül edilebilir? Madde ötesi alemde elbette komünikasyon yoğundur. Yani görevlendirmeler, başka boyuta tranferler rehberler tarafından anlatılır. Bizim anlayışımıza göre sırası geldiğinde diploma benzeri taltifler de söz konusudur. yani oraya dönüşte karşılamalar sırasında “sana öğretilenleri yaptın, başardın” gibi.

13. İlk homosapiens’ten itibaren hep 30-40.000 yıllık bir geçmiş konuşuyoruz, o zamanki nüfus ile şimdiki nüfus arasında dağlar kadar fark var, yani eskiden belki de 10 milyon olan dünya nüfusu şimdi 6-7 milyarı buldu, bu kadar gelişecek ruh nereden ve neden geliyor?

Büyük Patlama’dan sonra evren, galaksiler genişliyorsa ki herkes öyle diyor, bu gayet normaldir.  Bakın Samanyolu Galaksisine 9 Ocak 2006 da Virgo Stellar Stream adı verilen cüce bir galaksi katılmış. Artışı ruh değil madde ve anti madde artışı olarak düşünmek gerekir. Üzerinde yaşadığımız gezegendeki nüfus artışını ise atom, bitki, hayvan, insan tekamülü (gelişimi) ile açıklayabiliriz (yukarıdaki 4. maddeye bakınız). Bilim adamları güya reenkarnasyonu çürütmek için derler ki 1800’lü yıllarda dünya üzerinde neredeyse 1 milyardan daha az sayıda insan yaşıyordu. O zaman son 200 yıl içinde ortaya çıkan “yeni” 6 milyar ruh nereden geldi? Cevap basit: Geriden gelen varlıklar yani atomlar, bitkiler, hayvanlar olduğuna göre insanların dolayısıyla insan ruhlarının çoğalması da gayet normal. Yani gezegende, evrende madde bol olduktan sonra bu gayet normaldir. Bir görüşe göre evren de evrim geçiriyor.

14. Bu dünya bu işlere çok mu uygun?

Evet aynen bu dünya tekamüle çok uygun örneğin kötülük olmasa iyiliğin ne olduğunu anlayamayız, o da, yani kötülükler, yalan, dolan bu dünyada bolca var, hastalık olmasa sağlığın kıymetini anlayamayız vb.

15. Ta o zamanlardan beri gelip giden ve bir türlü tekamülü tamamlayamayanlar var mıdır?

Uzun yıllardır madde dünyasından, kendi mekanlarından ayrılamayanlar bile vardır, bunlara hayalet deniliyor. Dediğim gibi herkes kendi kaderini kendi belirliyor, bu da uzun sürebilir. Bu konuda yapılmış çok güzel filmlerden yakın zamanda The Others – Ötekiler, Mulholland Drive eskilerden ise Reincarnation of Peter Proud gösterilebilir.

16. Bunlar özel bir seri midir, örneğin politikacı sınıfı buna örnek olabilir mi?

Genelde seri olmamalıdır, ama ille de her seferinde aynı seriden örneğin sürekli ben zengin olarak gelmek istiyorum diyen olursa ona da izin verilir ta ki parasal değil gönül zenginliğinin gerçek zenginlik olduğunu anlayana kadar. İkinci Dünya Savaşının efsanevi Amerikalı komutanı Patton daha önceki yaşamında da kıdemli bir subay olduğuna, Kartaca savaşına katıldığına ve İkinci Dünya Savaşı için özellikle görevli olarak gönderildiğine inanırdı. Bkz:https://bpakman.wordpress.com/dininanc/reenkarnasyon/general-patton/

17. Aklıma ilk on dakikada geliveren soruları saydım kusura bakma.

Rica ederim, sorularınız çok düzeyli, ben de eski günlere geri gittim. Bir zamanlar inkarcıydım, zira doğumdan hemen sonra ölen bir bebek günahsız olduğu için cennete gidecek, 70 yıl yaşayan birisi ister istemez tonla günah işlediği için cehenneme. Allah’ın adaleti böyleyse, haşa, ben Allah’a dine falan inanmıyorum derdim. Bunun yanıtını bana ailem veremedi, Allah ne isterse o olur dediler, hiçbir softa da veremedi, softaların eserleri de. İnsanın ölüp kıyamete kadar berzah denilen bir yerde bekleyeceği, kıyamette mezarından kalkacağı da bana akıl dışı geldi. Düşünün yüz yıllarca kemik toz olmuş, zerresi kalmamışsa? Elime tesadüfen (elbette ki tesadüf değil, lafın gelişi tesadüf deriz, tesadüf yoktur) geçen normalde kıçıkırık denebilecek bir dergiyi okurken dünyam değişti. Bu konuda ne bulduysam okudum ve aradığım, sorduğum çok şeyin mantıklı yanıtlarını böyle kendi kendime akıl yürüterek buldum. Ondan sonrası çorap söküğü gibi geldi. Anlamadan ezberle değil, mantıkla, akılla. Şimdi çok şükür Allah inancım tam hem de aydın bir düşünceye sahip olarak. Re-enkarnasyon inancı softa olmanıza zaten izin vermiyor. Düşünün bugün müslümanım, ama geçmişte belki yahudiydim ya da bir baska sefer yahudi olarak geleceğim. Bu durumda gel de erkeksen anti-semitist ol. Bunu bilmeyen anlayamayan hariçten gazel okur.

18. Madem her seferinde farklı dinlerle gelebiliyoruz. O zaman hangisine göre yargılanacağız öbür tarafta?

Yanıtı Kur’an’da:
Şu bir gerçektir ki, iman edenler, Yahudiler,  Sabiiler ve Hıristiyanlardan Allah’a ve ahiret gününe inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapanlar için korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar.(Maide 69)
Madde dünyasından ayrılıp bedenini madde dünyasında bırakanlar, yani ölüp geldikleri aleme geri dönenler,  hangi dinden, hangi inançdan olursa olsun, isterse inançsız olsun artık kendi vicdanlarıyla karşı karşıya kalacaklardır.  Onun geçmiş yasam muhasebesini önce kendisi sonra Allah’ın iradesiyle İlahi Yönetim Mekanizma görevlileri yürütecektir. Gerekirse dediğiniz gibi yargılanacak ya da güler yüzlerle karşılanacaktır. Orada artık din yoktur, sadece amel vardır. Yani oraya madde dünyasında yaptıklarımızı götürürüz, iyiliklerimizi, kötülüklerimizi, bunlar geleceğimizi belirler.
Bu arada cennet-cehennem sembolik kavramlardır. Oraya kötülüklerini götürenleri gerçekten cehennem gibi bir ortam, iyiliklerini götürenleri de cennet gibi bir boyut beklemektedir. Varlıklar kendi tekamül düzeyleri neyse onun ileri boyutlarına geçemezler. Geçmek istiyorlarsa okula yani bedenlenmeye bıraktıkları yerden devam etmek zorundadırlar.

19. Müslümanlar dışındakiler namaz kılmıyorlar, bir dahaki sefere müslüman gelmeyenler hesaplarını nasıl verecek?”

Namaz ibadetttir. Yani madde dünyasında Allah’a şükretmek elbette ki gereklidir. Ama öteki alemde ille de iyi bir boyutta olmak için şart değildir. Bu, Kur’an’da namaz kılmamanın müeyyidesinin olmamasından anlaşılır. Bu konudaki ayrıntılı yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN. Yoksa bütün gayri müslimler ve ibadet etmeyen müslümanlar cehenneme gider dememiz gerekir ki madde ötesi alemde böyle birşey söz konusu değildir. Madde dünyasında yapılan ibadet iyi bir insan olmamıza, tekamül etmemize yardımcı olmuşsa, ki olması gerekir amacı odur,  madde ötesi alemde zaten işimize çok yarayacaktır.

20. O yanıt dünyanın tümünü kapsamıyor, dünyanın yarısı iman edenler, Yahudiler,  Sabiiler ve Hıristiyanlardan Allah’a ve ahiret gününe inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapanlar dışındaki insanlardan oluşuyor. “Tesadüfen” cehenneme gitmek ihtimali çok kuvvetli. Yaklaşık yüzde elli gibi bir oranla tanım dışında bir yerlerde dünyaya dönebiliriz.

Hayır tümünü kapsıyor. iman edenler yani kısaca iyi insanlar dine inanmasına inanmamasına bakılmaksızın kötülerden ayrılıyor.

Bundan başka Kur’an’da tümünü kapsayan daha belirgin açıklama da var:
İman edenler, Yahudiler, Sabiiler, Hıristiyanlar, Mecusiler ve şirke sapanlar arasında Allah, kıyamet günü ayrım yapacaktır. Allah, her sey üzerine Şehid’dir, tanıktır.” (Hacc 17).

İnsanların din ve inanışları hatta inanmayışları bir ölçü değildir, bu ayette aralarında ayrım yapılmadan hepsi birlikte verilmiştir, buna göre hiç kimse kimin ne olduğu, nereye gideceği hakkında hüküm veremez, kimin nereye gideceğini Allah bilir, bu konuda Allah karar verir. Böylece İslamda peşin hüküm olmaması ve Allah’la kul arasına kimsenin girmemesi gerekirdi ama kim dinliyor? Şirk = Allah’a eş koşma, Sabiiler = Eski bir din mensupları, günümüzde bunu ve ayette diğer adı geçenleri örnegin Bahailer, Moon tarikatı, Mormonlar, Budistler, Hindular gibi farklı inanışlar, deistler ve hatta ateistler gibi inanmayanlar olarak da nitelendirebiliriz. Sabilerden çocuklar da kasdedilmiş olabilir. Ayette adı geçen kıyamet kavramı göreceli olabilir. Yani içinde bulunduğumuz boyutun son bulması hali ya da basit ölümden sonraki hali de kapsıyor olabilir. Ve/veya nihai olarak evrenin sonunda büzüşmesi ve Büyük Patlama öncesine geri dönmesidir.

Bu Ayeti okuyunca hep rahmetli Neyzen aklıma gelir. Padişahın verdiği bir kese altını saraydan çıkınca meydanda açıkta perişan halde yatan Balkan göçmenlerine tereddütsüz dağıtan insan bence doğrudan cennete gitmiştir, ben onu hep gerçek iman sahibi olarak örnek alırım. Hani derler ya “parayla imanın kimde olduğu belli olmaz” diye.

21. Bu  konuyu din diye nitelemek ne kadar doğru olur, Bülent hocaya bunu da soralım.

Elbette ki din değil, hatta mezhep, tarikat bile olamaz. Bir olgudur sadece. Aklınız kabul eder ya da etmez.

22. Bir şekilde reenkarnasyonun olmadığı melekler tarafından gelip bildirilse reenkarnasyona inananın din sistemi çökmez mi?

Bir kere reenkarnasyon din sistemi değildir. Dinle, dinlerle hiçbir ilgisi yoktur. Reenkarnasyona inanan ister dindar olur, istediği dine inanır, isterse dinsiz olur. O nedenle renkarnasyon yoksa, renkarnasyona inananın, varsa din sistemi çökmez.

Melekler bir şekilde gelseler, bana deseler ki “her şey tesadüftür, ne olup bitiyorsa kendi kendine oluyor, Allah falan yoktur vs.vs” O zaman benim Allah inancım da mı çökecektir?

Yukarıda da açıklandığı gibi reenkarnasyonda Allah ve ahiret inancı olmazsa olmazdır ve yine yukarıda açıklandığı gibi Allah ve ahiret inancının olması için ille de reenkarnasyon şart değildir.

23. Bu dinler ötesi bir yaklaşım yani…

Evet aynen öyle, akıl ve mantık ürünü. Dini inanış değil. Dinlerle hiçbir ilgisi yok.

24. Tabii bu şekilde inanmanın getirdiği faydaları ve zararları hesaplamak lazım,

Reenkarnasyon tamamen kişisel bir kabuldur. Yani her inananın ya da inanmayanın “ben kimim, nereden, niçin geldim, nereye gideceğim” sorularını kendi kendine soranların bu sorularına bulduğu yanıtları içerir. Faydası, bunları  yanıtlayarak  kişinin rahatlatmasını sağlaması  ve daha ileri  arayışlarına, sorgularına, kuşkularına son vermesi, hayat felsefesini kökten değiştirmesidir. Örneğin buna inanan anti-semitist, ırkçı, bağnaz, softa/yobaz olamaz, nereden, neden geldim, nereye gideceğim diye düşünmez, ölümden korkmaz, ölümü doğal karşılar, yani ölmeden ölür, Tanrıya iman eder, Dünyada hata yapmamaya, kul hakkına daha bir özen gösterir, kimseyi kıskanmaz, varlıkların varoluş ve yaşam şeklinin kendi amellerinden ya da üstlendikleri görevlerden dolayı olduğunu bilir vb.

Reenkarnasyona yürekten inananlar kimseyi küçümsemezler, hiçbir etnik yapıyı, mesela zencileri, Hintlileri, çingeneleri vb. Bunlar aşağılık ırktır falan demezler hatta böyle şeyler düşünmezler bile. Eğer düşüncede kalmayıp bunu bir de eylemlere dökenlerin yandığına inanırlar.  Yoksa bir dahaki gelişlerinde “öyle” geleceklerini ve öyle düşünmenin, uygulamanın yanlış olduğunu bizzat yaşayarak öğrenceklerinin idrakindedirler.

Kimse kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir bilmelisin.
Küçümsediğin her şey için gün gelir, önemsediğin bir bedel ödersin.” Lev Tolstoy

Zarar diyorsanız ben zararını görmedim. Ne zararı olabilir ki?

25. Bir de astral seviye buna uygun mu değil mi, (nasıl ama bu terminolojiyi duymamış olanlarınız da olabilir)

Astral seviye lokal olarak farklılık gösterir. Örneğin Tibetli rahiplerin astral seviyeleri çok yüksektir, orada herkes buna inanır, İslam dünyasının astral düzeyi çok düşük olduğundan oralarda bu inanç yaygın değildir.

26. İnsana  durgunluk ve miskinlik getirmeyen, çalışmaya üretmeye engel olmayan her türlü barışçı yaklaşım welcome, baskıcı olmamak kaydıyla.  not 1. müslümanlık reenkarnasyonu kabul etmiyor o zaman ne olacak….

Reenkarnasyon inancı baskıcı düşüncelerle taban tabana zıttır. Zorla empoze ettiği hiçbir şey yoktur.

İslamda reenkarnasyonun kabul edilmemesi diye bir şey yok. Sadece bazıları kabul etmiyor. Onun sebebi de yukarıda belirttiğimiz gibi İslam dünyasının astral düzeyi çok düşük olmasıdır.

Müslümanlık deyince biraz duralım. Müslümanlığın özünde Vatikan benzeri Allah ile kul arasında bir örgütlenme öngörülmemiş, temsil Hz. Muhammet’in ölümüyle sona ermiştir. Müslümanlıkta olmaması gereken bir Diyanet makamı ile Adnan hoca örneği gerici takımı öyle diyor diye biz de öyle mi kabul edeceğiz? Bakın Aleviler diyor ki Diyanet bizi temsil etmiyor. Ben de sünni olduğum halde diyorum ki Diyanet veya hacı-hoca Allahla aramıza giremez. Bu durumda kendimiz karar vereceğiz, aklımıza ve mantığımıza göre reenkarnasyon olur mu olmaz mı. Daha önce bir yerlerde yaşadığımın kanıtlarını bulduğuma inanıyorsam Diyanet yok dese bunu değiştirebilir mi? Ayrıca diğer sayfalarımda var Diyanetin eski Başkanı Süleyman Ateş ve ilahiyatçı Yaşar Nuri Öztürk reenkarnasyon var diyorlar. https://bpakman.wordpress.com/dininanc/reenkarnasyon/suleyman-atese-gore-reenkarnasyon/ ve https://bpakman.wordpress.com/dininanc/reenkarnasyon/yasar-nuri-ozturke-gore-reenkarnasyon/ Prof. Abdülaziz Bayındır da Kur’an’da reenkarnasyon inancına işaretler var demektedir. https://www.youtube.com/watch?x-yt-cl=85114404&v=Gru8NbCPfjY&x-yt-ts=1422579428 Said-i Nursi de bir şiirinde 80 defa dünyaya geldiğini anlatmaktadır: https://bpakman.wordpress.com/dininanc/reenkarnasyon/said-i-nursi-80-defa-dunyaya-gelmis/

Bu konuları araştırırken gördüm ki Kur’an ayetlerine, yani Allah’ın kelamını meal adı altında parantez sokup tahrif etmişler. Sonra’da “bakın işte ayet, İslam reenkarnasyon yok diyor” demişler. Bakınız: bu konudaki ayrıntılı araştırmamız  Az bir kısmı dışında sünni din sektörü, softa-hacı-hoca-duahan-şeyh ittifakı ve Diyanet reenkarnasyona şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Görünürdeki kaygıları şudur: “Biz bu reenkarnasyonu kabul edersek ahiret, haşir inancı zarar görür, güme gider.” Halbuki gitmez. Ancak perde arkasındaki asıl neden dinin aslında/özünde olmayan maaşlı-ücretli tarikat, ayin, mevlüt, dua, 40, 52. gece, hatim v.b. yollarıyla geçinen bir ruhban sektörünün çok önemli gelir kaynaklarını yani “rantı” kaybetmek istememeleridir. İnsan bir yaşamında Müslüman diğer yaşamında Hıristiyan veya Yahudi olabiliyorsa bunun anlamı dinin amaç değil araç olduğudur. İnsanlar “bu dünyada acaba kaç mezarımız var” diye düşünmeye başladıklarında kaymaklı din sömürü/kazanç/rant düzeninin sonu da gelecektir.  Bırakın reenkarnasyonun ahiret inancını reddetmesini tam tersine ahiret ve haşr inancını takviye ediyor. Bunu onlar da biliyor o yüzden ödleri patlıyor.

Prof. Süleyman Ateş, Tefsiri’nin ilk baskısının 8. cilt 318. sayfasında, reenkarnasyona işaret eden ayetleri değerlendirdikten sonra, kimin tevil yaptığını ve neden yaptığını bakın nasıl ifade ediyor: ‘…insanlar, belli yönde şartlanmış olan kamunun tepkisinden çekindikleri için bazı ayetlerin açık anlamlarını tevil etme yolunu tutmuşlardır.’ (Tevil; “Bir sözü veya davranışı görünür anlamından başka bir anlamda kabul etme”)

27. Not 2. bu inançta aracılar var mı acaba yani seviye belirleyen, aydınlanmaya yön veren,ve bütünleşme esnasında uygulanacak yöntemleri yenilere aktaran yol gösteren

Evet var, İlahi Yönetim Mekanizması ve onun görevlileri yardım sağlarlar, yön verirler hem madde dünyasındakilere hem de  madde dışı alemdekilere. Bunların en tanınmışı Cebrail olarak bilinir. Düzen o kadar mükemmeldir ki varlıklar zaten tekamül düzeylerine göre boyuttaki yerlerini alırlar, daha üst düzeylere geçme güçleri yoksa geçemeyeceklerinden onlara engel olan falan yoktur. Varsa, çekecekleri azabı alt/ilkel boyutlarda kendi vicdanlarıyla başbaşa kalarak çekerler. Üstün varlıklar ise alt kademelere inebildiklerinden ihtiyacı olanlara yardımcı olurlar, aynı şekilde madde dünyasındakilere de eterik yollarla yani bizim elektro manyetik diyebileceğimiz dalgalarla yardım edebilirler. Hani büyük bir kazayı ucuz atlatınca “Allah beni korudu”, “sanki bir el beni aldı şöyle yaptı” deriz ya.

28. Kur’an’da neden reenkarnasyon geçmiyor, Kur’an neden reenkarnasyonu anlatmıyor?

Kur’an’da bir çok şeyi kelime ve doğrudan anlatım olarak bulamazsınız. Kavram olarak bulursunuz. Kur’an koordinatları verir. Ayrıntılara girmez. Kur’an karadelik (blackhole), solucan delikleri (wormhole), uzay-zamanda yolculuk, karanlık madde (dark matter) geçiyor mu? Aslında geçiyor, adam gibi okuyup, üzerinde kafa yorup anlayanlara. Reenkarnasyon da öyle. Kur’an’da reenkarnasyona işaret eden bir çok ayet vardır: https://bpakman.wordpress.com/reenkarnasyon/kuran-reenkarnasyonu-red-mi-eder/

29. Ya reenkarnasyon yoksa?

Reenkarnasyona inananlarla inanmayanlar arasında büyük bir fark yoktur. İkisinde de Allah, ahiret inancı vardır, ikisinde de öldükten sonra aynı bedende dünyaya geri dönüş yoktur. İkisinde de insanın dünyaya tekrar hayvan olarak gelmesi inancı (Hint menşeli tenasüh inancı) yoktur.

Farzedelim ki reenkarnasyon yok, bu durumda reenkarnasyona inanmış olan ne kaybeder? Hiçbirşey. Der ki ne yapalım, demek ki ruh sadece bir kez bedenleniyormuş,  bir kez dünyaya geliyormuş. Hepsi bu.

Reenkarnasyona inancının olmazsa olmazı Allah’a ve ahirete inançtır. Bunu bilmeyen örümcek kafalıların neredeyse tamamı reenkarnasyona inananların cehennemi boylayacağını zannederler ya da doğrusunu bildikleri halde insanları bu şekilde kasden zehirlerler. Reenkarnasyon dini inanç zannederler ya da kasden öyle lanse ederler.

Bakın Yaşar Nuri Öztürk bu konuda ne diyor: “Reenkarnasyon vardır diyene Şişlide ya da öbür dünyada apartman tapusu mu verilecek? Ahiret inancı müteşaibihtir (yoruma açıktır). Reenkarnasyon bu müteşaibih ahiret inancının bir tür yorumudur, işleyişidir. Ahiret inancının biraz müteşaibihini çözdün mü karşına reenkarnasyon çıkar. Cennet-cehennem hep bu reenkarnasyonla izah edilir. Ne var bunda? Bundan yararlanmak lazım. İlmihal kitaplarına yazın diyen yok, en azından bırakın bu tefekkürü, bu beyin jimnastiğini müslüman aydınlar yapsın. Niye hemen aforoz ediyorsun? Senin babanın tapulu malı mı? Bir de namussuzlar var. Kendi dediği gibi demedin mi hemen aforoza gidiyor.”

Konu reenkarnasyona inanıp inanmamanın çok ötesinde araştırma, bilgi edinme, sorgulama, bilme, düşünme, bilinçlenme, akıl yürütme. Elbette Allah ve ahiret inancı bunları yapmadan da olur. Kimileri öyle yapıyor.

Ateistler neden ateist olmuşlar/oluyorlar, onlara inanç diye sunulanlarla ikna olmadıkları için. Hiçbir atesiti reenkarnasyon vardır demeden Allah’ın ve ahiretin varlığına inandıramazsınız. Ama hepsi aydın insanlar. Burada yazdıklarımı bir bir anlattığımda en azından ve de mutlaka kafalarında bir soru işareti oluşturuyorum. Örümcek kafalı dinciler gibi aforoza yeltenmiyorlar.

Batı medeniyeti ne üzerine oturtulmuş, hangisini yapmış ve hangisi yapmaya devam ediyor, sonuçta kuyruklu yıldızın 10 yıl sonra nerede olacağını bilip o saat ve dakikaya, o koordinata uzay aracı gönderip üzerine oturtuyor. Aradaki fark bu. “Birileri aksini söylerse ne yaparım” dersek hiçbir zaman düşünemeyiz, akıl yürütemeyiz, hayat felsefemizi oluşturamayız.

30. Sürekli bedenlenme mi var? Sadece tek geliş-gidiş mümkün müdür?

Ruhlar belli bir tekamül düzeyine geldiklerinde kendilerine görev verilir. Madde ötesinde bu görevlerini icra ettikleri gibi madde aleminde de mesela dünyamızda bazı görevlerini icra edebilirler. Muhtemelen melek dediklerimiz böyle görevlilerdir. Zaten ruh, melek, cin, şeytan hepsi bedensiz varlıklardır. Misyon ve düzeylerine göre böyle sınıflandırılırlar. İlahi Yönetim Mekanizması ve onun görevlileri  hem madde dünyasındakilere hem de  madde dışı alemdekilere  madde dışı güçleriyle yardım ederler, yön verirler. Bedensiz varlıklar da yakınlarının dünyadaki hayatlarını devam ettirmelerinde görev alabilirler. Şeytan gibileri de misyon sahibidirler. Tekamül gereği onlar da işin kötü taraflarını organize ederler. Zira kötülük olmazsa iyiliği anlayamaz o zaman da tekamül edemeyiz. Izdırap olmazsa da tekamül edemeyiz. “Hayır da şer de Allahtan” denmesinin sebebi budur. Bakın bu konudaki yazımız:  https://bpakman.wordpress.com/dininanc/kuranilahiyonetim/

Ruhun dünyaya ilk gelişindeki hayatı boyunca hiçbir yanlış yapmaması pek mantıklı görünmüyor. Ama teorik olarak mümkün. Diyelim ki öyle oldu, öteki aleme tertemiz intikal etti. Elbette ki dünyada yaptığı yanlışlıklarını dünyada düzeltmeye ihtiyacı olmayacağı için bu açıdan tekrar bu dünyaya gelmesine gerek kalmayacaktır. Dünyada bir çok kereler bedenlenmiş, sonuncusundan sonra artık tekrar dünyaya gelmesine gerek kalmamışlar için de aynı şeyler söz konusu.

Ancak, tekamülünü tamamlamış olan:

1. Kendisine görev verilirse yine gelebilir,
2. Ya da daha ileri seviyelere yükselmek için gönüllü olarak ileri eğitim almak isteyebilir,
3.Ya da başka galaktik planlara geçebilir.

Sınıf geçilse bile tekamülü ilerletmek için de ya da Peygamberler, Atatürk, Mevlana gibi misyon için tekrar gelinmesi gerekebiliyor. Misyon için dünyaya gelenler elbette üstün kişilerdir. Misyon görevlileri başka galaktik planlardan da gelmiş olabilirler. Dünyaya gelişine, yaşamına ve dünyadan ayrılışına bakılırsa Hz. İsa muhtemelen öyleydi. Bu konuda ayrıntılı yazımızı okumak için LÜTFEN TIKLAYIN.

31. Allah ölenin hesabını görürken yaşamlarının ortalamasını mı alacak?

Her ölümün akabinde varlık “o yaşamına ait” hesabını verecektir. Bir toplu iğnenin bile. İlahi adalette hiçbirşey atlanmaz.

Ondan sonra varlık reenkarne olduktan yani yeniden bedenlendikten sonra öldüğünde de aynı şekilde “o yeni hayatına ait” hesabını verecektir, önceki hayatının hesabı önceden verildiği için müteakip hayat sonunda önceki hayatına ait defter tekrar açılmayacaktır. Hesap verme süreci sadece öteki alemde bitmeyebilir. Kimi reenkarne olanlar da belki hesap veriyorlardır. Geçmiş yaşamdaki hataların, günahların hesabını bizzat yaşayarak, sıkıntılarını, ızdıraplarını, cezalarını çekerek.

Tekamül yasası gereği bir ruh reenkarne olduğu hayatında önceki hayatından daha aşağı bir düzeyde olamaz. Yani önceki hayatında iyi sonraki hayatında kötü olması mümkün değildir. Önceki hayatında iyi ise sonraki hayatında ya daha iyi ya da en azında aynı seviyede olacaktır. Önceki hayatında mesela kimseye zararı olmamış ama faydası da olmamışsa reenkarne olduğunda kötü bir insan olamaz. Ama önceki hayatında kötü birisi sonraki hayatında da kötü olabilir.

Günümüz hukuğunda olan kural benzeri, geçmişte görülmüş, sonuçlanmış dava tekrar açılmaz. Allah’ın bir hesabı görürken atladığı delil, şahit vb. olamayacağına göre hukuktaki, yeni delillerin ortaya çıkmasından dolayı davanın yeniden görülmesi şeklindeki istisnai durum öteki dünyada söz konusu değildir.

32. Reenkarnasyon, tenasüh aynı şey midir?

Reenkarnasyonun tenasüh inancı ile ilgisi yoktur. Dinciler bunu özellikle karıştırırlar. Zira tenasüh akla uygun değildir. Reenkarnasyonu da öyle göstermek isterler.Bu konudaki açıklamalarımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

33. Kur’an geriye dönüş yoktur demiyor mu?

Ruh ve insanı karıştırmamak gerekir. Ruh canlanmaz zaten sürekli canlıdır. Ruh ölmez o yüzden de dirilmez. Ruhun dirilmesi diye bir şey yoktur. Ölen insan da bir daha canlanmaz. Onun ruhu gerekiyorsa yeni bir elbise içine girer gibi yeni bir bedene girer. Bu beden önceki ölmüş beden değildir, olamaz. Öteki aleme intikal eden ruh eğer tekrar fırsat olsa da geriye dönüş olsa kaldığım yerden devam etsem hatalarımı düzeltsem diye düşünebilir. Bunun artık dünyada kalan o ölmüş bedeninde olması mümkün değildir. Kur’an buna işaret eder. Bunun mümkünatı yoktur. Bunu okuyan aklı kıtlar Kur’an reenkarnasyona imkan yok diyor derler. Halbuki imkansız olan aynı bedene geri dönmektir. Burada baasa (ba’s) da değinmezsek eksik bilgi vermiş oluruz.

Kur’an’da geçen Baas (ba’s) nedir?

“yevmi yub’asûn (yub’asûne)” Kur’an’ın birçok ayetinde geçer. Kimi meallerde kıyamet günü diye de geçmiş. Meallerde kıyametten başka “dirilmek” “diriltmek”, “dirilip kaldırılmak”, “ölümden kaldırılmak”, hatta çevrilmeden “baas”, “ba’s”, “beas” olarak da geçiyor.
Mesela Araf 14 de:
…herkesin ölümden kaldırılacağı güne…,
…(insanların) tekrar diriltilecekleri güne…,
…(insanların) tekrar dirilecekleri güne…,
…(halkın) dirilib kaldırılacakları güne…,
…onların tekrar dirilecekleri güne…,
…öldükten sonra dirilme gününe…,
…ba’s olunacakları güne…,
… insanların tekrar diriltilecekleri güne…,
Onların yeniden diriltilecekleri güne…,
…onların diriltilecekleri kıyamet gününe…

Lokman 28’de ba’s mealleri:
…beas edilme (yeniden diriltilme)…,
…tekrar diriltilme…,
…(tekrar) diriltilme…,
…öldükten sonra diriltilip kaldırılma…,
…tekrar dirilme…,
…diriliş…,
…ba’s olunma…,
… (öldükten sonra) diriltilme…,

Baas geçmediği halde diriltmeyi kullanan meallerde var mesela:

Vellezî yumîtunî summe yuhyîn (yuhyîni) Şuara 81.

Bu ayete ait bazı mealler:
“Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O’dur”
“Ki O, beni öldüren, sonra dirilten”

Burada problem baas’ın Türkçe karşılığının olmaması. Elmalı’nın yaptığı gibi arapça olarak bırakılsa da çoğu kimse hiçbirşey anlamayacak O yüzden “diriltilme” kimilerine göre ise “dirilme” denilmiş ki ikisi arasında bile büyük fark var. Tefsirlerde daha çok açıklamalı olarak baas yer alıyor. Bunun sebebi, meallerde açıklama yapılamaması, tefsirlerde ise yapılabiliyor olması. Türkçe’de dirilme “öldüğü sanılan şeyin canlılık kazanması, tıpta öldüğü sanılan hastanın hayata dönüşü, kendi bedenine dönüşü, eski bedenine dönüşü, geriye dönüş” gibi anlamlara geliyor. Normalde Türkçe açısından dirilmenin ne reenkarnasyonla ne de bedenin ölümünden sonra ruhun ahirete intikal etmesi ile ilgisi olmaması gerekir.

Ölen insan ruhunun bir erkek ve kadının cinsel ilişkisi sırasında kadın rahminde döllenme ve sonrasında gebelik, cenin ve doğum süreçlerinden geçerek yeni bir bedende “yeniden” dünyaya gelmesi olan reenkarnasyon ile ölen insan ruhunun “tekrar” kendi dünyasal bedenine döndürülmesinin (dirilme) birbiriyle ilgisi yoktur. Kur’an da insanların öldükten sonra pişman olup keşke imkan verilse de ölüm anına (yani aynı bedene) geri dönsek biraz daha yaşayıp hatalarımızı tamir etsek dileğinde bulunduklarına ancak “dirilmenin” imkansız olduğuna değinir.

Fiziki bedende “tam ölüm” gerçekleşmemişse halk arasında dirilme de denilen hayata dönme imkanı vardır. Bazen tıbben öldü denilen ve aletlerle suni şekilde yaşatılmaya çalışılan insanların çok ekstrem durumlarda hayata geri döndükleri olmaktadır. Ancak tıpta buna dirilme denmemektedir. Bazan medyada görürüz, öldü diye morga, tabuta konanlar hareket etmeye başlarlar: TIKLAYIN. Bu konular ayrı yazılarımızda araştırılmıştır. Okumak için lütfen tıklayın: https://bpakman.wordpress.com/dunya/neo-spiritualizm-nedir/oteki-tarafa-gidip-gelenler/

Kur’anda geçen “yevmi yub’asûn(yub’asûne)”, “yevmel kıyâmeti”, “yevmi el âhıri”, baas günü, kıyamet günü, ahiret günü bunları aynı olarak mütalaa edenler var. Genel kabul öldükten sonra ruhun bedenden ayrıldığı ve ahirette dirildiği gün. Halbuki Ruh ölmez o yüzden de dirilmez. Ruhun dirilmesi diye bir şey yoktur. O yüzden çoğu çevirilerde/meallerde yanlış kelime kullanılmaktadır.

Konu çok karışık görünüyor ama özetleyince gayet iyi anlaşılacaktır. 

Ölen beden çürümeye başladığından dirilemez. Ruh ölmez, dirilmez, olup biten şudur: Bedenden ayrılırken de bedene girerken de ruhun “şuur hali değişir”. Kur’an’da bu “değişim” “BAAS” olarak ya da başka kelimelerle verilmektedir. Genelde meallerde yanlış şekilde “dirilme” olarak çevrilmiş olup bazı ayetlerde  tekrar doğuş – reenkarnasyon anlamına gelmektedir. Muminun 100 gibi.

Nitekim ilahiyatçı Prof. Süleyman Ateş’e göre ba‘s, (yeniden bedensel hayata çıkarma, öldükten sonra dirilme) olayı, kemal bulmamış ruhlara mahsus olabilir. Kemal bulmuş ruhlar, huld cennetine (cennetin katmanlarından biri) gittiklerinden, bedensel hayata dönmezler. Buna göre ba‘s, kemal bulmamış ruhların, olgunlaşmak üzere bedensel hayâta getirilme­sidir ki bedenden bedene geçen ruh, bu bedenler içinde dünyanın ıstırabını, sıkıntılarını çekerek olgunlaşır.

Baası “görevlendirme” olarak anlayanlar da vardır. Olabilir. Ruh madde dışı alemde görevlendirilebilir, madde dünyasında da bedenlenerek görevlendirilebilir.

Bütün bunlar, kavram kargaşasına neden olmuş, Kur’an’da reenkarnasyonun reddedildiği şeklinde, yanlış bir genel kanı oluşturmuştur.

Cevabın başında açıklandığı gibi Kur’an’ın bazı ayetlerinde geriye dönülme olarak çevrilen ifadeler de mevcuttur. Ancak bunlar öldükten sonra yaşanılan hayattaki yaşanmış noktaya (çürümekte veya çürümüş olan bedene) geri dönüştür, ki bu zaten mümkün değildir ve reenkarnasyonla ilgisi yoktur.

Feryat edip dururlar orada: “Rabbimiz, çıkar bizi de önceden yaptığımızdan başka şey yapalım. Barışa ve hayra yönelik iyi bir iş yapalım.” Sizi biz, öğüt alanın öğüt alacağı bir süre ömürlendirmedik mi? Uyarıcı da geldi size. Hadi, tadın bakalım azabı! Zalimler için hiçbir yardımcı yok artık.” (Fatır 37)

Ayete göre yeni bir imkân verilmesini isteyenler, daha önce yeterli süre verildiği cevabını alıyorlar. Yeniden dönmenin imkansız oluşundan değil. Bu açıkça yazılı. Ayette ömür kavramı insanın tekâmülünü tamamlaması için gerekli olan süre anlamında kullanmaktadır. Sürenin dünyaya kaç kez gelmekle tamamlanacağını Allah bilir. Kişinin mahşer hesabı bu sürecin tamamlanması sonunda görülecektir. Bu arada Ayette iddia edildiği gibi ret cevabı yok. Belki bu azabı çektikten sonra tekrar bedenlenecekler. Ayette bu belli değil. Belli olan ÖNCE azap çekmelerinin gerektiği.

34. Peki sakat doğan hayvanlar hangi suçlarından dolayı sakat doğuyorlar?

Hayvanın sakat doğmasından önce neden hayvan olarak doğmuş olduğunu düşünmek gerekir. Dünyanın doğal dengesi için hayvanlar, bitkiler olmazsa olmaz. İnsanların beslenmesinde hayati öneme sahipler. Yani görevliler bir bakıma. Hayvanların da tekâmül süreci var. Onlarda da reenkarnasyon var o süreç içerisinde. Kendi iradeleri bu sürece ne kadar etkili, onu bilemeyiz. Sakat doğan ya da sonradan sakat kalan daha hızlı tekâmül ederek bir kazanç sağlıyor olabilir. Başka varlıklar, insanların tekâmülünde bu şekilde görevlendirilmiş olabilir.

İnsanın ya da hayvanın sakat doğması ya da sonradan sakat olması ille de bir cezalandırma olmayabilir. Dünyaya gelmeden önce kendisi bunu seçmiş olabilir, ya da ilahi yönetim mekanizması planlamış olabilir tekâmülü için.

35. Önceki ve şimdiki hayatlarımızda bir sürü anne-babamız, çoluk çocuğumuz olduysa, öldükten sonra hangilerini akraba olarak kabul edeceğiz?

Öldükten sonra kimleri göreceğiz, kimlerle bağlantımız olacak bunları bilmek mümkün değil. Kısa süre ölümü yaşayanlar daha önce öteki aleme intikal etmiş sevdikleriyle görüştüklerini, onlar tarafından karşılandıklarını söylüyorlar. Şu önemlidir ki madde dünyasındaki ana, baba, çocuk vb. mertebeleri özellikle cinsiyet, madde dünyasından ayrılmakla biter, öteki (madde dışı) alemde böyle derecelendirmeler yok. Her varlık orada kendi tekamülüne göre derecelendirilir.

36. Bir anne ile oğlu ya da bir baba ile kızı daha sonra reenkarnasyonla geri gelir, birbirlerine aşık olurlarsa, birlikte olurlarsa bu ensest ilişkiye girmez mi?

“Reincarnation of Peter Proud” filminde böyle bir ilişki var. Cinsiyet, gen, genetik bağ, akrabalık, soy, ırk gibi şeyler sadece madde dünyasında vardır. Madde ötesi alemde yoktur. İnsan öldüğü zaman bunları öteki aleme götürmez. Götürdükleri amelleridir. Götürmediği için geri de getiremez.

Ruhun cinsiyeti yoktur. Öyle olunca genleri de olamaz. Eski maddi bedeninde bulunan ve öteki aleme götüremediği cinsiyet, gen, genetik bağ, akrabalık, soy, ırk gibi şeyleri tekrar dünyaya gelirken yeni maddi bedenine taşıyamaz. Döllenme sırasında yeni anne ve babasından cinsiyetini, genetik ve soy bağlarını v.b. alır. Ensest ilişkiler, olursa, ancak bu yeni genetik yakın akrabalarıyla yani “yeni” ana-baba-kardeşler arasında söz konusu olur.

37. Kur’an’da Allah’tan başka kimse gaybı bilemez dendiğine göre reenkarnasyon hakkında yorum yapmak buna aykırı olmuyor mu?

Kur’an ahiret konusunda beş duyu ile elde edilebilecek beşeri bilgilerin yetersiz olduğunu vurgulamaktadır. Gayb “bilinmeyen” anlamında olup Kur’an’da bilinmeyenin bilinemeyeceği vurgulanmaktadır. Bilinmeyen başka şeydir, gelecek başka şeydir. Aksi takdirde bu ayete göre yarın havanın nasıl olacağını da kimsenin bilmemesi gerekirdi.

Peki, gayb bilinemez demek gayb hakkında, beş duyunun ötesinde, düşünülemez, akıl yürütülemez mi demektir? Düşünülebilir, akıl yürütülebilir ama varılan sonuçlar mutlaka öyledir denemez. Ahiret konusu da gayba girer ama hacı hoca takımı cennette kimlere kaç huri, kaç gılman verilecek, cinsel güç vb. anlatır dururlar.

38. Bir insan düşünün ki, çok dindar bir hayat yaşadı, sonra öldü reenkarne oldu, ikinci hayatında isyankar bir hayat yaşadı. Şimdi Allah  onun önceki hayatındaki amellerine bakmadan dahi cehenneme mi atacak, yoksa ilk ve ikinci yaşamının ortalamasını mı alacak?

Tekamül yasası gereği bir ruh reenkarne olduğu hayatında önceki hayatından daha aşağı bir düzeyde olamaz. Yani önceki hayatında iyi sonraki hayatında kötü olması mümkün değildir. Önceki hayatında iyi ise sonraki hayatında daha iyi ya da en azında aynı seviyede olacaktır. Önceki hayatında kimseye zararı olmamış ama faydası da olmamışsa reenkarne olduğunda kötü bir insan olamaz. Yani önceki hayatının sonunda cehenneme gitmeyenin sonraki hayatının sonunda da cehenneme gitmesine imkan yoktur. TEKAMÜLDE GERİYE GİDİLMEZ.

Basit bir örnek verelim. Birisi dünyada mümin olarak yaşadı öldü. Öteki tarafa gittiğinde inançlarını doğrulamak fırsatını buldu. Yani Allah, ahiret inancının doğru olduğunu gördü. Sonra tekrar bedenlendi. Yeni hayatında Allahsız, imansız, inkarcı birisi olması MÜMKÜN DEĞİLDİR.

39. Reenkarnasyon vakaları Türkiye’de neden belirli bir bölge dahilinde yoğunlaşmakta ve o yöredeki ana dili olarak Arapça konuşan yurttaş topluluğu arasında tezahür etmekte?

Bu yurttaş topluluğuna dahil olan kişiler arasında, temelde bir reenkarnasyon inancı mevcuttur. Bu inancın önemli bir veçhesini de, cinayet gibi şiddet unsuru taşıyan ölümler sonucunda dünyadan ayrılanların gene doğacağı düşüncesi oluşturuyor. Çocuklar önceki hayatlarına ilişkin hatıralarını açıkladıklarında, aileleri ve çevrelerindeki kişiler, negatif bir tepki göstermiyor, konuşturuyor, hatta çocukların ısrar etmeleri halinde bu iddialarının doğruluğunu tahkik ediyorlar. Tabii büyük bir yüzdesi de önceki yaşamlarında cinayete kurban gitmiş kişiler oluyor.

40. Peki, bu inanç neden sadece yöre halkının Arapça konuşan kesiminde mevcut?

Bu sorunun karşılığı olarak iki ayrı görüş ileri sürülmekte. Birinci görüşe göre bu inancın kaynağını Kur’an oluşturmaktadır. Çünkü Kur’an’ın bazı ayetleri reenkarnasyonun gerçekliği hakkındaki beyanlar olarak yorumlanabilmektedir. Ve ana dilleri Arapça olan bu kişiler de Kur’anın orijinal Arapça metni okuyabilmelerinden ötürü bu ayetlerin anlamını idrak edebilirler ve böylece bu tür bir itikata sahip olabilirler denilmektedir.

İkinci görüşe göre, bu yurttaş topluluğunun mensupları asılları Türk olup, bir zamanlar Horasan’dan Mısır’a göç etmişler, orada Arapçayı benimsedikten sonra bu kez Adana yöresine gelip yerleşmişlerdir. Dolayısıyla Horasan ile Mısırdaki kadim inançların uzantılarını taşımaktadırlar ki, reenkarnasyon inancı da bunların arasında yer alır.

Aslında bu iki görüşü bir arada değerlendirmek de mümkündür. Şöyle ki,  Horasan göçmenleri, Müslümanlık öncesinin kadim öğretilerinden gelen eski inançlarını, Kur’andaki ilgili ayetlerle pekiştirmek suretiyle zamanımıza kadar korumuş olabilirler.

41. Peygamberler de reenkarne olmuş mudur?

Her varlığın nasıl tekamül ettiğini tek tek bilmemize imkan yok. Mesela Peygamber olarak bildiğimiz insanlar bedenlenmeden önce bizim dünyamızda ya da başka dünyalarda, başka planlarda kaç defa bedenlenmişlerdir, nasıl tekamül etmişlerdir, tekamül ederken nasıl sınavlardan geçmişlerdir bunları bilmemiz mümkün değil. Tahminimiz şu ki: onlara peygamberlik görevi verildiğine göre ve de dünyada yaptıkları işlere bakarak, ileri derecede tekamül etmiş varlıklar olduğunu kabul ediyoruz.

42. Peygamberlerin de başlarına bir çok musibet gelmiştir. Onlar da mı Kur’an ayeti Şura 40’a göre reenkarnasyon ile ilgili?

Şura 40’a göre edinimler bu hayatımızda da olmuş olabilir. Ancak bu hayatımızda olup bitenlere bakarak bu edinimlerin kaynaklarını, sebeplerini açıklayamıyorsak önceki hayatların varlığını da düşünmek gerekir.

Musibet (felaket/sıkıntı) çoğu insanların varsaydığı kavramdır. Yukarıda da değindiğimiz gibi tekamül etmiş insanlar ki Peygamberler gibi, sıkıntıları, başa gelenleri farklı görürler, musibet olarak görmeleri mümkün değildir. Peygamberler görevli olarak dünyaya gönderilmişlerdir. Kur’an’da adı geçen Peygamberlerin başlarına gelenler gayet normaldir. Zira o olumsuz şartlar olmasa dünyaya gönderilmelerine gerek de olmazdı. Onlar örnek varlıklardı. Onlar hem insanlara mesaj vermişlerdir hem de, musibetleri algılama ve karşılama dahil olmak üzere, her bakımdan örnek alınmışlardır. Bunun ötesinde verilen görevi her “şartta” yerine getirmişlerdir. “Şartları/mesajları” musibetle karıştırmamak gerekir. Ayrıca Kur’an’da “yeri geldiğinde” Hz. Peygambere çeşitli şekilde doğrudan hitaplar hatta ikazlar olduğuna göre onları “insanlara verilen öğütleri içeren ayetlerden münezzeh etmek (ayrı bir yere koymak)” gerekir.

43. Reenkarnasyon varsa Kur’an’da bazı günler neden çoğul olarak geçmiyor?  

Buna cevap vermeden önce Kur’andaki Muminun 1-11 ayetlerine bakalım:

Hiç kuşku yok, kurtulmuştur müminler…namazlarında huşû sahipleridirler..boş ve gereksiz şeylerden yüz çevirenlerdir…zekâtı verenlerdir, ırzlarını koruyanlardır…emanetlerine ve ahdlerine saygı duyup sahip çıkanlardır…namazlarını korumaya devam edenlerdir…onlardır mirasçı olanlar. Ki, Firdevs cennetine mirasçı olurlar, onda sonsuza dek kalırlar.”

Bu ayete uygun yaşamış müminler Firdevs cennetine gidecek ve orada sonuna kadar kalacaklar. Neyin sonuna kadar? Bu husus ayetlerde yok. Başka ayetlerdeki kıyamet gününe kadar mı? Ama bir “son” var. Söz konusu son kıyamet günü müdür? Ya da son sonsuz mudur?

Kur’anda geçen “yevmi yub’asûn(yub’asûne)”, “yevmel kıyâmeti”, “yevmi el âhıri”, baas günü, kıyamet günü, ahiret günü bunları aynı olarak mütalaa edenler var. Genel kabul, bunların öldükten sonra ruhun bedenden ayrıldığı ve ahirette dirildiği günler olduğudur. Bu konu yazılarımızda detaylı olarak irdelenmişti.

Şimdi gelelim bu “günler” neden tekil neden çoğul değil? Madem reenkarnasyon var o halde bu ifadelerin çoğul olması gerekmiyor mu sorusuna.

Yukarıda da belirtildiği gibi reenkarnasyon herkes için kural değildir. Yine yukarıda açıklanan Muminun 1-11 ayetleri kapsamına giren bir insan neden reenkarne olsun? Görev verilirse reenkarne olur mu, o ayrı mesele. Onu bilemeyiz, onunla Allah arasında.

Nitekim ilahiyatçı Prof. Dr. Süleyman Ateş de her ruhun reenkarnasyon işlemine tabi tutulmayacağı görüşündedir. Bu anlayışının sebebi ise, reenkarnasyona işaret eden âyetlerin olgunluk kazanmış mü`min insanlara değil; âhireti inkâr eden kemal bulmamış cehennem halkına hitap ettiğine inanmasıdır. Yani olgunlaşmamış inkarcı insanlar, olgunlaşmak üzere yeniden bedenlere sokularak yaratılacaklardır. Ateş’e göre baas olayı kemal bulmamış ruhlara mahsus olabilir. Olgunlaşan tekamül etmiş ruh bir daha bu bedensel hayata dönmez. Kemal bulmuş ruhlar, huld (ebedi) cennetine gittiklerinden bedensel hayata dönemezler.

44. “Her nefis ölümü tadacaktır” ifadesinde birden fazla ölen insanlar için ifadenin ‘ölümleri tadacaktır’ şeklinde olması gerekmez miydi?

Her can, ölümü tadacaktır; sonunda bize döndürüleceksiniz.  Kullu nefsin zâikatul mevti summe ileynâ turceûn(turceûne) Ankebut 57

Sıkça belirtiyoruz. Ruh ölmez. Ölen bedendir. Nefs, meallerin 14’ünde “can”, 3’ünde “canlı”, 12’sinde “nefis”, 2’sinde “nefs”, 2’sinde “herkes” olarak geçer. Bunlardan anlaşılan ayettebedenlenmiş varlıkların hepsinin ruhlarının değil canlarının kastedilmiş olduğudur.

Her dünyaya gelen için bir beden oluşur, o beden can taşır. Ölen candır. Ruh ölmez, can vermez, ölümü tadan, canı veren bedendir. Her beden can verir ama ruh devam eder gider, bedenlenmeden önce neyse bedenden ayrılma anında da odur, tek farkla, onu bedene bağlayan CAN ölümü tatmıştır yani artık yoktur.

Önce ölüme, sonra ölüm demeyip döndürülmeye gönderme yapan, bedenlenmelerin sonunun olduğunu belirten bu ayet ve söz konusu sona açıklamalar getiren izleyen ayetler reenkarnasyona işaret etmektedirler.

Kur’an koordinatları verir, ayrıntılara girmez, gerisini okuyana bırakırken en azından bir yerlerde ipucu da verir. Tekrar bedenlenme açısından Kur’an’da verilen tüm ipuçları birlikte değerlendirilmelidir. 

Birden fazla ölüm niye yok diyen varsa buyursun, birden fazla ölüm:

Nerdesin ey ölüm! “Bugün bir ölüm çağırmayın, birçok ölümü davet edin“. (Furkan 14).

Sadece ilk ölümümüz; azaba da uğratılmayacağız, öyle mi? (Saffat 59)

45. Dinciler neden reenkarnasyona şiddetle karşı çıkarlar, neden yok derler?

İslam dünyasının astral düzeyi çok düşük hale getirildiğinden oralarda bu inanç yaygın değildir.

İnanç sektörü hacısıyla, hocasıyla, hocaefendisiyle, şeyhiyle, duahanıyla, imamıyla, müezziniyle, vaiziyle altın yumurtlayan tavuk yani RANT. Onlar da bu fırsattan/ranttan olabildiğince yararlanıyorlar. Yiye yiye bitiremediler. Ama en komiği dinci tayfasının materyalist, ateist taifesiyle omuz omuza olması. Zira hepsi birlik olmuş reenkarnasyon yok diyorlar.

Reenkarnasyon inancıyla başlayan süreç insanın Allah’a, İlahi/Kozmik Yönetim Mekanizmasına, onun adaletine, spatyom denilen öteki aleme orada hesap verileceğine ahirete, meleklerin de içinde olduğu bedensiz varlıklara, karmaya yani kadere vb. inanmaya yöneltir. Reenkarnasyon ahiret ve haşir (mahşer) inancını inkar etmez. Dinciler bilmeden anlamadan öyle olduğunu zannederler ya da kasıtlı olarak bunu uyduran “efendilerine” aldanırlar.

İlahiyat Profesörü Süleyman Ateş, ayetlerin bir reenkarnasyon ihtimalini belirten ifadelerinin çeşitli tevillerle (tevil=başka anlamlar verme) bu anlama gelmediklerini söyleyenleri şöyle eleştirmektedir:

 “İnsanlar, belli yönde şartlanmış olan kamunun tepkisinden çekindikleri için bazı ayetlerin açık anlamını tevil etme yolunu tutmuşlardır.” (Ateş; Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri c.8/s. 318)

Gerçekten de Süleyman Ateş (kendi Kur’an tefsirinde vb), Yaşar Nuri Öztürk (Kurandaki İslam Sayfa 161, 249, 257, 283, 312, 320) gibi az orandaki din otoriteleri dışında sünni din sektörü, softa-hacı-hoca-duahan-şeyh ittifakı ve Diyanet reenkarnasyona şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Görünürdeki kaygıları şudur: “Biz bu reenkarnasyonu kabul edersek ahiret, haşir inancı zarar görür, güme gider.” Halbuki gitmez. Bunlar bilerek ya da bilmeyerek reenkarnasyonu din olarak görür ve herkese de öyle gösterirler. Ancak perde arkasındaki asıl neden dinin aslında/özünde olmayan maaşlı-ücretli tarikat, ayin, mevlüt, dua, 40, 52. gece, hatim v.b. yollarıyla geçinen bir ruhban sektörünün çok önemli gelir kaynaklarını yani “rantı” kaybetmek istememeleridir. İnsan bir yaşamında Müslüman diğer yaşamında Hıristiyan veya Yahudi olabiliyorsa bunun anlamı dinin amaç değil araç olduğudur. İnsanlar “bu dünyada acaba kaç mezarımız var” diye düşünmeye başladıklarında kaymaklı din sömürü/kazanç/rant düzeninin sonu da gelecektir.  Bırakın reenkarnasyonun ahiret inancını reddetmesini tam tersine ahiret ve haşr inancını takviye ediyor. Bunu onların bir kısımı da biliyor o yüzden ödleri patlıyor. Onlara kanan geri kalanlar da öyle şartlanmışlar ki.

46. Kur’an’daki kıyamette kabirden kalkmaya işaret eden ayetlere göre bir çok defa bedenlenen ruh hangi kabrinden kalkacak?

Kur’an’daki kıyamet ve kıyamette kabirden kalkmaya işaret eden ayetler konuları gayba girer, müteşaibihtir. Ahiret, kıyamet, baas, araf, ahiret günü, baas günü, kıyamet günü, kabir ve kabir azabı konuları da öyle. Bu demek değildir ki dünya dışı alemi, öteki alemi düşünemeyiz, araştıramayız, kendimize göre bir sonuca varamayız. Hatta bunu yapmamız gerekir. Mesela aklımızı kullanırsak kabir azabının cehennem azabı olduğunu rahatça anlayabiliriz.

İnsanlar ölünce kıyamete kadar kabirlerinde mi olacaklar? Halbuki yukarıda belirtildiği gibi Muminun 1-11’ ayetlere bakılırsa kimileri sonsuza kadar cennette olacaklar. Onların kabirlerinde olması, kabirlerine dönmesi ayet hükümlerine göre mümkün değil. Bazı mütefessirlere göre bu durumda onların kabri cennettir. Bu durumda kıyamette kabirden kalkıp gelineceğine işaret eden ayetlerin anlamı onların cennetten kalkıp gelecekleri şeklindedir. Demek ki bu ayetlerde kasdedilen cesetler değil ruhlardır.

Peki cennete olmayanlar nereden kalkacak?

Onlar da neredelerse oralardan kalkacaklar.

Eğer cesetler, kemikler kasdedilmiş olsaydı kabirleri mevcut olmayanlar ne olacaktı? Mesela bundan 40 bin sene önce yaşamış olanların, yaşadığı kıtalar batmış, yanardağ patlamalarıyla yok olmuş olanların, yakıt dolu tanker-uçak infilak etmiş, sürücünün-yolcunun zerresi kalmamışların kabirleri de yok. Onlar ne yapacaklar? O anda hayatta olanlar, yani kabirleri olmayanlar ne yapacaklar?

Kıyam arapçada ayakda durmak dikilmek manasına gelir. Kıyamet: Sözlük anlamı kalkmak, diriltmek, dikilmek, ayaklanmaktır. Biz kıyamet derken evrenin yok olmasını kast ediyoruz ama kimilerine göre Kur’an kıyamet derken ölüm sonrası yeniden dirilişi anlatıyor. Kişi öldüğünde ruhu kalkacak yani olduğu yerden ayrılacak, bu kastedilmektedir. Kabir ruhun olduğu yerdir.

47. Önceki hayatı sonunda cehenneme gitmeyen neden yeniden bedenlensin ki?

Bu konuya birçok yerde değinilmiştir. Reenkarnasyon elbette Allah’ın takdirine ve iznine bağlıdır. İnsan ille de cennetlik veya cehennemlik olmayabilir. Mesela cehennemlik olmayan ama kul hakkı ile öteki aleme intikal edenin sırf bunu telafi etmesi için yeniden bedenlenmesi gerekebilir. Tekamül etmek isteyenler, daha fazla tekamül etmek isteyenler, dünya hayatını çok sevenler yeniden bedenlenebilirler.

Tekamülünü tamamlamış olan bile:

1. Kendisine görev verilirse yine gelebilir,
2. Ya da daha ileri seviyelere yükselmek için gönüllü olarak ileri eğitim almak isteyebilir,
3. Ya da başka galaktik planlara geçerek bedenlenebilir.

 48. Cennet – cehenneme gittikten sonra reenkarnasyona ne gerek var?”

Her ne kadar önceki soruda cevabı verilmişse de biraz daha açalım:

Tefsir ve hadis âlimlerine göre cennetin yüz derecesi vardır. İnşikak suresi 9. ayetinde de bahsi geçen tabakalarının sayısı ise kimilerine göre 7 kimilerine göre ise 8 dir. Kur’an ayetlerinde de farklı cennetler yer alır, cennet ve cehennemin bir çok kapısı vardır. Kimilerine göre cehennemden hiç çıkılamayacaktır. Kimilerine göre ise cehennemden çıkabilecekler de vardır çıkamayacaklar da. 

Diyelim ki kefaretlerini/kefaretini ödeyip, Allah’ın affına mazhar olup çıkanlar oldu. Onlar nereye gidecekler? Cennete gideceklerse hangi cennetin hangi derecesine/katına?

Doğrudan ya da cehennemden çıkıp bir cennet katına/derecesine girmeyi başaran varlık sonrasında daha yüksek cennet derecesine/katına geçmek isterse ne olacak?

Madde dünyasında tekrar doğuşla bunu haketmeye çalışması gerekecek.

Ancak bitmedi. Bu sefer de denebilir ki, öyle değil. İnsan dünyadaki amellerine göre cennetin hangi deceresine/katına girmeye hak kazanıyorsa o katına girecek. Oradan bir daha çıkmayacak. Aynı şekilde cehennem kapılarının birinden girecek olanlar da oradan çıkmayacak. Çıkan olursa da cennetin en düşük derecesine/katına gidecek.

Güzel. O zaman buyrun cevap verin. Bu mantığa göre yeni doğup ölmüş bir bebek elbette cehenneme gitmeyecek. Nereye gidecek? Ya cennetin en düşük ya da en yüksek derecesine/katına gidecek. En düşüğüne giderse onun açısından bu adaletsizlik olmayacak mı? En yükseğine giderse bu sefer de oraya gidemeyenler açısından adaletsizlik olmayacak mı?

49. Hipnoz yoluyla daha önceki yaşama dönmek mümkün müdür?

Olabilir. Ama böyle durumlarda anlatılanlar, uyutulanın hipnozcunun telkinleri altında kalmaya eğiliminden kaynaklanmış olabilir ya da daha önce gördüğü bir filmin, okuduğu bir romanın etkisinden kalmış da olabilir.

50. Bedenlenme hangi anda başlar?

Sperm başlı başına ayrı bir varlık. Ayrı bir maddi bedeni ve ruhu var. Yumurta hücresi de öyle. Döllenme sırasında erkek spermi ve dişi yumurta hücresinden gelen kromozomlar birleşir, yeni canlının kromozomları tek hücre şeklinde “zigot” oluşur. İki maddi varlıktan bir başka ruhun maddi varlığının hayatı tam başlarken spatyomda bekleyen bir başka ruh o döllenen bedene girer. Yani olayda 3 unsur var: annenin yumurtası, yumurtaya giren babanın spermi ve rahimde hayat bulan zigot aşamasındaki çocuk. Bunların hepsi ayrı maddi bedenlere ve ruhlara sahip ayrı canlı varlıklar. Aynen şu anda bedenimizde bulunan sperm, yumurta, hücre, alyuvarlar, akyuvarlar vb. gibi. Sperm ve yumurta döllenme ile görevlerini bitirirler yani ölürler. Rahimde meydana gelen çocuğun ruhunun, annenin yumurtası ve babanın spermi ile RUHSAL AÇIDAN hiçbir ilgisi yok MADDE AÇISINDAN var, genetik açıdan var, baba spermi vasıtasıyla ve anne yumurtası vasıtasıyla bazı maddi varlıklarını (Y-kromozom, mtDNA) ilerde embriyo-cenin-bebek-çocuk vb. halini alacak olan zigota aktardıkları için… Genetik konularla ilgili yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.
Bazı dinciler sperm ile eş göreve sahip yumurta hücresininden pek bahsetmezler. Halbuki o da sperm gibi canlı varlık.
İlahiyat Profesörü Süleyman Ateş`in “insan ruhu” dendiği zaman, ne anladığını kısaca incelemekte yarar vardır. Ateş, meni hayvancıklarında ve yumurtada ruh`un varlığını savunur. Fakat onlardaki ruh sadece canlılık vasfını taşıma özelliğine sahiptir. Ateş ruhun bu çeşidini, hayvansal ruh olarak isimlendirmiştir. Yumurta döllendikten, hadislerde belirtilen süre içinde çocuğun organları teşekkül ettikten sonraysa, ruha melek tarafından insan bilinci üflenir.
Sperm de, yumurta hücresi de basit varlıklardır, ruhları da ancak basit hücre/hayvan seviyesinde olabilir. Süleyman Ateş’de bu görüştedir. Basit hayvan seviyesindeki ruh da bir anda-döllenmeden önce tekamül edip insanın ruhunun tekamül seviyesine çıkamaz, yani sperm ruhu insan ruhu olamaz.

Nutfeden yarattı onu, ölçülendirip biçimlendirdi. Sonra, yolu kolaylaştırdı ona. Sonra onu öldürdü, kabre koydurdu: Sonra dilediği zaman diriltip ortaya çıkardı onu. Min nutfeh (nutfetin), halakahu fe kadderah (kadderahu). Summes sebîle yesserah(yesserahu). Summe emâtehu fe akberah(akberahu). Summe izâ şâe enşerah(enşerahu). Abese 19, 20, 21, 22.

Nutfe meallerde farklı verilmiş ve çoğu kez Allah’ın ayetine parantez açılmıştır:
“nutfe (damla)”
“nutfe (sperma)”
“nutfe (meni)”
“nutfe”
“meni”
“katre su”
“katre su, sperm, yumurta”
“damla su”
“nutfe (hakir bir sudan süzülmüş hulâsa)”
“sperm damlası”
Kur’an ansiklopedi değildir. İnsanların bilgileri arttıkça anlayışları da farklı olacaktır. Günümüz bilgilerine göre sperm/meni erkek bireylere ait üreme hücresidir insanın iki “biyolojik” kaynağından biridir. Spermde/menide hücre yoksa döllenme de olmaz. Bu durumda meni ersuyundan başka birşey değildir. Meni ya da sperm ya da ersuyu değil sperm hücresi, başındaki kalıtsal bilgileri insanın diğer biyolojik kaynağı olan yumurta hücresine vermek için kuyruğunu dışarıda bırakıp, yumurta zarından geçer. Birinin fertilizin diğerinin antifertilizin maddeleri salgılamasıyla döllenme olur. Bu nedenle nutfenin “hücre” olarak tercüme edilmesi daha doğrudur. Sadece Elmalı, mealinde nutfeyi tercümesiz ve parantezsiz vermiş ve hiç olmazsa hataya düşmemiştir. Süleyman Ateş ise mealinde: “Nutfe (sperm)den. Onu yarattı, ona biçim verdi.” demişse de sonradan hatasını anlaşım olacak ki, web sayfasında Nutfeyi “döllenmiş yumurta” olarak yani sperm ve yumurta hücrelerinin birleşmesi olarak ifade etmiştir. BAKINIZ.
İnsan ruhu hiçbir zaman sperme giremez. Neden mi? RUH ÖLMEZ, ister kendi kendine, ister başka bir ruhla birleşip, yeni bir ruh haline dönüşmez, transfer olmaz, transforme olmaz. Sadece ve sadece tekamül seviyesine uygun olarak bedenlenir ve zamanı gelince bedeninden ayrılır. Evet bedenlenme açısından geçişleri vardır. Ama bu belli tekamül evrelerini izleyerek olur. Ölen spermin bedenidir. Aynen diğer hücreli varlıklar gibi sperm ölünce ruhu ahirete intikal eder.

51. Daha önceki hayatını hatırladığını iddia eden bir çocuk obsesyona yakalanmış olamaz mı?

Belki, olabilir, özellikle daha önceki hayatında cinayete kurban gitttiğini ya da büyük bir zulüm veya haksızlığa uğradığını iddia ediyor ve de birini/birilerini hedef gösteriyorsa. Bir ihtimal de, bir süreliğine ya da hiçbir şekilde  tekrar dünyaya gelemeyeceğini anlamış olan bir ruhun, özellikle eski aile çevresinden konuşmaya başlamış olan bir çocuğu bir şekilde etkilemesi de olabilir. Bu obsesyon sayılmaz.  Böyle vakaları inceleyenler özellikle tıpta uzmansalar bunu anlayabilirler. Özellikle hipnoz yoluyla. Mesela şu anda hayatta olmayan Türkiye’de Recep Doksat, ABD’de Ian Stevenson gibi parapsikolojiye, spiritüalizme de inanan psikiyatrist tıp doktorları böyle bir durumu kolayca ayırt edebilirlerdi, belki de edip değerlendirme dışı tutanlar olmuştur. (Not: Spiritüalizm inancına göre “obsesyon” ya da eski dille tasallut denilen olay bir bedensiz varlığın ya da varlıkların bir bedenli varlığın bedenine hükmetmesi ya da hükmetmeye çalışmasıdır. Spiritüalizme göre bazı bedensiz varlıklar bunu rahatsız ettikleri şahıstan intikam almak amacıyla, yeniden bedenlenemedikleri durumda başkasının bedenini bir amaç için kullanmak,  geri varlıklar ise ya kendiliklerinden eğlenmek, dünya ile maddi bağlantıda olmak için başkasının bedenine sahip olmak ya da bazı büyü yapan insanların güçlerini kullanmalarına araç olarak yaparlar. Bu konu ile ilgili yazımızı OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN).

52. Ölen birisinin bir kaç saat ya da bir kaç hafta yani kısa süre sonra yeni doğan bir bebeğin bedeninde tekrar dünyaya gelmesi mümkün müdür?

Normalde mümkün görülmüyor. Zira  ruh döllenme anında bedenlenmiş oluyor. İlahiyatçı Prof. Abdülaziz Bayındır bu görüşte. Bir başka ilahiyatçı Prof. Süleyman Ateş’e göre ise kesin olmamakla birlikte anne rahminde belli bir süre kaldıktan sonra cenîne ruhun üflenmesi organlarının oluşmasından sonra ona insanî bilinç verilir.

Önceki cevapta belirtilmiş olduğu gibi bir ihtimal de, bir süreliğine ya da hiçbir şekilde  tekrar dünyaya gelemeyeceğini anlamış olan bir ruhun, özellikle eski aile çevresinden konuşmaya başlamış olan bir çocuğu bir şekilde etkilemesi de olabilir.

Öte yandan bazı Tibet rahiplerine göre, bedenlenmiş bir ruhun yerini öteki dünyadan yardım alarak, madde dışı alemdeki bir ruh alabilir. Bu, akla yatkın görülmüyor, olsa da çok ekstrem bir durum olmalıdır.

İhtimallerin hepsi gayba girer, bu durumda kesin hüküm vermek doğru değildir. Yine de ben bu tür reenkarnasyon olaylarını dikkate almıyorum. Esasen reenkarnasyon iddiaları ancak belli/titiz incelemelerden geçirildikten doğru kabul edilebiliyor.

53. Eşcinselliğin bir sebebi de daha önceki hayatından farklı bir cinsiyetle tekrar dünyaya gelme olabilir mi? 

Evet olabilir. Bunu doğrulayan reenkarnasyon vakaları vardır. Detaylarını “Diğer Reenkarnasyon Örnekleri” bölümünde verdiğimiz Ma Tin Aung Myo olayı gibi. Zaten son yıllarda eşcinselliğin doğuştan olduğu da tartışılmaktadır.

Yıllar önce eşimle bir aileyle görüşüyorduk Ailenin küçük bir kızı oldu. Kızı sevdik, iyi davrandık, evimizde sıkça misafir ettik, seyahatlere götürdük. Kız konuşmaya başlayınca, adının ……. olmadığını ve Ahmet olduğunu söylüyordu. Bana ….. demeyin Ahmet deyin diyordu.  Tavırları gittikçe erkekçe olmaya başlamıştı. Ailesi bunlar geçer diyordu. Başladığı okuldaki öğretmeni ahbabımız olduğundan onun da olayı farketmiş olduğunu anladık. Kızın okulda erkekçe davranışlarından diğer çocukların rahatsız olduğunu, annesini çağırıp normal olmayan davranışlarını anlatmak zorunda kaldığını ancak annenin bunu kabul etmek istemediğini söyledi. Çocuğun yaşı itibarıyle bir reenkarnasyon olayı ile karşılaştığımızı farkettim ancak tepkiden çekinerek sessiz kaldım. Daha sonra aileyle irtibatımız kesildi. Konu ayrı bir yazıda ayrıntılı incelenmiştir OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

54.  Mantığım almıyor diyelim ki trafikte kırmızı Işıkta geçtim. Bu yaptığım hata için tekrar dünyaya gelip bir ömür daha mı geçireceğim?…

Hataya ve hatanın telafi edilmiş olup olmamasına bağlı. Trafik ışığı örneği ile konuyu sulandırabilirsiniz ama kul hakkıyla da sulandırın da görelim. Diyelim ki hakimsiniz, para yiyip katili beraat ettirmişsiniz, yaptığınız yanınıza kalmış ya da devlet memurusunuz, rüşvet alıp işi iki katına yaptırıp paranın yarısıyla havuzlu villa almışsınız, yaptığınız yanınıza kalmış.

Kırık camlar teorisi diye birşey var. Örnek: Suçlarla mücadeleyi nasıl başardın” sorusuna New York’un efsane Belediye Başkanı Giuliani’nin cevabı; “Metruk bir bina düşünün. Binanın camlarından biri bile kırılsa, o camı hemen tamir ettirmezseniz, çok kısa sürede, oradan geçen herkes bir taş atıp, binanın tüm camlarını kırar. Ben ilk cam kırıldığında hemen tamir ettirdim. Bir elektrik direğinin dibine ya da bir binanın köşesine, biri, bir torba çöp bıraksın. O çöpü hemen oradan kaldırmazsanız, her geçen, çöpünü oraya bırakır ve çok kısa bir sürede dağlar gibi çöp birikir. Ben ilk konan çöp torbasını kaldırttım.”
Bir sokağın suç bölgesine dönüşme süreci önce tek bir pencere camının kırılmasıyla başlıyor. Çevreden tepki gelmez ve cam hemen tamir edilmezse, oradan geçenler o bölgede düzeni sağlayan bir otorite olmadığını düşünüyor, diğer camları da kırıyorlar. Ardından daha büyük suçlar geliyor; bir süre sonra o sokak, polisin giremediği bir mahalleye dönüşüyor.

Şimdi dönelim trafik ışığı örneğine: Türkler ilk Almanya’ya gidişlerinde bazı yaya geçitlerinde yayaya ışık olduğunu gördüler. Yollar bomboş olduğunda beklemeye ne gerek var deyip geçtiler. Onları gözlemleyen Almanlar da bir süre sonra aynı şeyi yapmaya başladılar. Daha önce kafalarını kesseniz böyle şeyler yapmazlardı. 

Hayatın tamamı kırmızı ışık üzerine mi kurulu? Ufak-büyük hatalar var mı? İyilikler, yardımlar var mı? Kalpler mi kırılmış, kalpler mi kazanılmış? Yalanlar-doğrular, sahtekarlıklar-dürüstlükler…Hayat topyekündür.

55. Allah sizi yarattı. Sonra sizi vefat ettirecek. İçinizden bazıları ömrün en basit noktasına geri çevrilir ki, bir ilimden sonra hiçbirşey bilmez olsun. Bu ayeti kerimede içinizden bazılarından kasıt, bazı insanların genç yaşta ölmesi, bazılarının ise örneğin 70, 80 ve hatta daha fazla yaşatılıp, bunama çağlarına eriştirilip bunaklığın verdiği etkiyle BEBEK gibi davranmasını yani yaşamın en basit noktasını kastediliyor. Tabi günümüzde Allzimer ve Demans gibi hastalıklarda aynı etkiye sebep olabiliyor o da ayrı bir konu.

Yaşamın en basit noktası bebeklik değildir. ZİGOTtur yukarıda 50. soruda açıklanmıştır. Nahl 70 ayeti   ayrı bir yazımızın 8. bölümünde ayrıntılı açıklanmıştır OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

55. Kimileri cehennem ve benzeri azaplarla karşı karşıya kalmak istememenin vermiş olduğu bir gayretle, bu duruma reenkarnasyon ve benzeri yeni çareler arayıp kendini rahatlatmış olmuyor mu? 

Cehennemle, azapla karşı karşıya kalmamak için reenkarnasyona inanmak ne biçim bir mantık anlayamadım. Dünyada bir kere bedenlenme olacağına inananla birden fazla bedenlenme olabilir diyen açısından ne farkeder? İkisi de cehennemlik olmamak, azapla karşılaşmamak için terazinin bir kefesini iyiliklerle, yardımlarla, dürüstlükle, doğrulukla v.b. doldurmak diğer kefesini ise haram, kul hakkı, yalan, sahtekarlık, zorbalıktan olabildiğince uzak tutmakla yükümlüdür. 

56. Reenkarnasyon inancı cehennemi ortadan kaldırmış olmuyor mu?

Cehennem, dünyada günah işleyenlerin öldükten sonra azap görecekleri yerdir. İlahi adalet varsa, öteki tarafa intikal ettikten sonra ruh; varsa hesap vermekten ve gerekiyorsa kötü, yanlış amellerinin azabını çekmekten kurtulamaz. Reenkarnasyona inanıp inanmamak bu realiteyi değiştirmez. Ayrıca ruh cehennem hayatını yeni bir bedende dünyaya geldikten sonra da yaşayabilir.

57. O diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğunda, Hangi günah yüzünden öldürüldü diye! (Tekvîr 8-9) Bu Kur’an ayetine göre küçük kız çocuğunun masum olduğunun izahı reeankarnasyona ters değil mi ? Çünkü; reenkarnasyonda yeni doğan kişi sakatsa veya öldürülüyorsa bu onun geçmiş hayatında yaptıklarının karşılığı mı?

Sure bütün olarak hesap gününe işaret eder. Kimilerine göre Sure kıyamet gününde bütün enkarne olmuş (ayrı bedenlenmiş) yaşamların birleştirilip bir bütün haline getirileceğine işaret etmektedir.

Soruda bir terslik yok. Sorudaki günahtan kastedilen kızın bu hayatındaki günahı. Kız çocuğuna böyle bir sorunun sorulması o kızın geçmiş hayatında da masum olduğunu/olabileceğini göstermez.

İnsanın kaderini belirleyen karmasıdır. Karma bu hayatda olduğu kadar geçmiş hayatda da oluşur. Genel anlamda diri diri gömülen kız çocuğu elbette ki ergen olmadığı için bu hayatında bir günah işlemiş olamaz diye düşünürüz. Ha, ete kemiğe bürünüp dünyaya gelmiş, şeytan düzeyinde bir varlık olabilir.

Kefaret başka şey, günah başka şeydir. Bazı insanlar sorar, “Ben namazında abdestinde iyi bir insanım kimseye kötülüğüm yok neden bunlar başıma geldi?” diye. Kızın da başına bu neden geldi? Kul hakkına göre kızın öteki tarafta hakkını araması söz konusu. Ancak kız, öteki tarafta başına bunun neden geldiğini anlamışsa durum farklı olacaktır.

Öte yandan kız çocuğunu diri diri gömen, o kızın geçmiş hayatındaki yaptıklarını, varsa günahlarını bildiği için mi bunu yapıyor? O yüzden amelinin hesabını vermek zorunda. O da ayetin anlatmak istediği işin başka bir yönü.

Evet görüldüğü üzere birçok ayet gibi bu da akıl yürütmeyi gerektiriyor ve aklı kullanmayı teşvik ediyor.

58. Reenkarnasyona inanmaya gerek var mı?  Ölümü kabullenmek ve bize emredileni yaşamak, Allah tan bağışlanma dileyip, iyilik ummak Allah’a,meleklerine kitapların peygamberlerine, ahiret hayatına hayra ve şerre inanmak ve boş çareler yerine kalbi huzurla doldurmak… yeterli değil mi? 

Reenkarnasyona inananların yaptığı da bunlar, bir farkla “boş çareler” denilenin yerine Allah’ın emri olan “aklı kullanmak”. Bir inançları daha var ki çok önemli, o da karmaya yani kadere, ne ekilirse onun biçileceğine inanmak.

59. Doğduktan hemen ya da bir süre sonra ölen, Hayatları kısa süren bebekler, çocuklar cennete mi giderler?

Böyleleri muhakkak ki o seferki kısa hayatlarında hesap verecek hiç bir şey yapmamışlardır. En fazla annelerinin karnını tekmelemiş, doğduktan sonra ağlamışlardır. Hesaplarını daha önceki spatyoma intikal edişlerinde vermişlerdir zaten. Bu kez öteki dünyaya intikal ettiklerinde tertemizdirler, sorgu sual dönemi geçirmeyeceklerdir. Bir kabahat, yanlış, ceza olmadığından intikal sonrasında azap içinde olacak olmaları mümkün görünmüyor. Yine de cennette olup olmadıklarına dair kesin hüküm veremeyiz, bunu Allah’tan başkası bilemez. Spatyomda düzeylerine göre bir yerde olduklarını söyleyebiliriz ancak.

60. Bu bebekler neden kısa süre yaşamışlardır?

Tekamül-karmalarının gereği kendilerine ait bir kefareti ödemiş olabilirler. Ve/veya ebeveynlerinin karma ve tekamülleri gereği evlat acısını yaşamaları gerektiği için böyle bir misyonu yerine getirmişlerdir. Belki de o ebeveynler imtihan olmaktadırlar. O büyük acıya tahammül eder, isyan etmezler, sabır gösterirlerse, Allah verdi, Allah aldı derlerse bunun mükafatını fazlasıyla alacaklardır.

Benzer şekilde zihinsel engellilerin de yaptıklarından sorumlu tutulmayacaklarını ifade edebiliriz. Ancak böyle her durumun özel değerlendirilmesi her şeyi bilen Allah’a aittir.

61. İntihar eden ne olur?

İntihar edenler, kaldıkları yerden başlamak ve karmaları gereği belirlenmiş olan önceki kaderlerini tamamlamak için reenkarne olmak zorundadırlar. Cenaze namazları kılınır, lanetli falan da olmazlar. Bizler buraya bu hayatı mutlaka yaşamaya geldik. Izdırabımız var elbette ama ızdırapsız tekamül, bedel ödeme olmaz. Başına gelenden dolayı intihar eden, tekrar geldiğinde karması gereğini yaşamaya devam edecektir. İlahiyat Profesörü Dr. Yaşar Nuri Öztürk’e göre: “İntihar en büyük günahlardan biridir. Ancak insanı sürekli cehennemlik etmez. Sürekli cehenneme götüren suç sadece şirktir. Bir kadının tecavüze uğrayacağını anladığı zaman namusunu korumak için intihar etmesi bile onu günaha sokar. Çok zor bir durumdur ancak hiçbir şey hayata kastetmenin gerekçesi olamaz.” Bakınız:Yaşar Nuri Öztürk sorular cevaplar

62. Ruhlar öteki alemde ne yapar?

Geri seviyedeki bedensiz varlıklar dolaşır dururlar, kah orada kah madde aleminde. Çok geri seviyede olan bedensiz varlıklar zaten bedenlerinden ayrılsalar da dünyadan ayrılamazlar. Dünyada dolaşır dururlar. Bazıları ekstrem durumlarda hayalet olarak da görünebilirler. Kimileri yanlışlıklarından ötürü büyük azap çekerler. Cehennem denilen hayatı yaşarlar. İleri seviyedeki ruhların ortamı ise ışıklıdır, cennet gibidir. Seviyeye göre ışık artar, azalır. Tekamül düzeyi arttıkça daha güzel hayat yaşarlar bedensiz varlıklar öteki alemde. Belli bir tekamül düzeyini aşmış olan kimileri kendilerine verilen görevleri yerine getirirler. Yani cennet ve cehennem vardır ama Kur’an’da verilen tarifler semboliktir, o zamanın insanlarının anlayacağı şekilde, o mantığa hitap eder ki ilerde nasıl bir yere gideceğine karar versin, yaşarken seçimini ona göre yapsın.

63. Reenkarnasyona uğrayanlardan özellikle çocukların geçmiş hayat “anıları” sık sık konuşulur. Neden?

Reenkarnasyon konusunda en fazla çocuklara dikkat edilmeli. Çocukların dört yaşına kadar geçmiş hayatlarındaki anıları genellikle rüyalarında gördükleri Amerika’da bilimsel olarak gözlemlenmiştir. Dört yaşından sonra çocuklar geçmiş hayatlarını ve bu hayatlarına ait anılarını unutmaya başlarlar. Rüyasında bu geçmiş hayat anılarını gören çocuklar bu “anılarını” mutlaka anlatır ve hatırlarlar. ‘Anneciğim, babacığım geçen gece rüyamda şunu gördüm’ dediklerinde durup bu çocuk neden bahsediyor diye düşünmek gerekir.

Çocuklar bazen ‘anne ışığı açık bırakır mısın korkuyorum da’ gibi ifadeler kullanır. Neden korkarlar hiç düşündünüz mü? Acaba bu hayatta değil de geçmiş hayatlarında olan karanlıkla ilgili hatıraları mı gözlerinin önüne geldi?

64. Çocuklar geçmiş anılarını yani size göre bir önceki hayatlarını sadece rüya yoluyla mı açığa çıkarırlar?

Tabii geçmiş hayatından “anıları” hatırlamak çocuklarda hep rüya görme şeklinde olmaz. Reenkarnasyona uğradığı öngörülen çocuğun önceki hayatına dair direk hatırlama da olabilir.

65. Reenkarnasyona uğrayanlar illa ölüm anını mı hatırlarlar?

Hayır. Başka şeyleri de anımsar ve onu anlatabilirler.

66. Bir insanla başka bir zaman diliminde tanışıyor olmak mümkün mü?

Reenkarnasyon doktrine göre bu senin ruhunun onun ruhunu tanıdığı anlamına gelir. Aşk ilişkisi ya da geçmişte yaşanmış her türlü ilişki bu elektriklenmeyi sağlayabilir.

67. Yetişkinler geçmişlerine ait bilgilere nasıl ulaşabilirler?

Hipnoz ile mümkün olabilir. Yetişkinler için reenkarnasyona uğramışlığın sorunlarının üstesinden gelmek için yeni bir alternatif terapi metodu sağlayabilir. Çünkü kişilerin derinliklerinde yatan sıkıntılar bu yaşamlarına değil bundan önceki yaşamlarına da ait olabiliyor. Ancak burada hipnozu yönetecek dürüst, doğru, bilgili birini bulmak ekstrem bir olaydır ve ZORUNLU OLMADIKÇA SALIK VERİLMEZ.

68. Kur’an’da öteki alem gayb olarak nitelendirildiğine göre bu konulara açıklık getirmek doğru mudur?

Gayb “bilinmeyen” anlamındadır. Gayb, beş duyu ile elde edilebilecek beşeri bilgilerin yetersiz olduğu bir alandır. vurgulamaktadır. Ancak bunun anlamı beş duyunun ötesinde, düşünülemez, akıl yürütülemez demek olamaz. Düşünülebilir, akıl yürütülebilir ama varılan sonuçlar mutlaka öyledir denemez.

69. Ruhlar bedenlenmeden önce nerededirler?

Onlara ruh değil bedensiz varlıklar demek daha doğru olur. Spatyom (ruhlar evreni) bedensiz (bedenlenmemiş, bedenden ayrılmış) varlıkların olduğu yerdir. Varlık orada bedenli halinden daha farklı bir şuur/bilinç halinde olur. Ruhların bedenlenmeden önce var oldukları ve dünyaya gelmeden önce Bezm-i Eleste diye bir yerde bekledikleri şeklinde bir İslami görüş de var.

70. Neden  dünyaya geliyoruz, neden geldiğimizde tekamül ediyoruz, neden ölümle bedenlerimizi bırakıp gidiyoruz?

İnsanın öğrenmek için forma giyerek okula gitmesi gibi ruh açısından da bedene girerek maddi aleme gitmesi zorunludur. Madde alemi ruhun eğitim alma ve uygulama yapma, görgü ve deneyim artırma ve aldıkları eğitimin uygulamalı sınavlarını verme alanıdır. Bedensiz varlıklar bedenlenerek gelir, eğitimini alır, uygulamalarını yapar, sınavlardan geçer geldikleri yere geri dönerler.

71. Evrensel düzen nasıl işler?

İlahi (evrensel, kozmik) düzen, mükemmelen işleyen kanunlarla sağlanır. Bu kanunların dışında hiç bir varlık, hiç bir harekette bulunamaz. O halde tesadüf olmadığı gibi saçma ve abes bir iş de yoktur.

72. Reenkarnasyon varsa Kur’an’da bazı günler neden çoğul olarak geçmiyor?

Kur’andaki Muminun 1-11 ayetlerine bakalım:

Hiç kuşku yok, kurtulmuştur müminler…namazlarında huşû sahipleridirler..boş ve gereksiz şeylerden yüz çevirenlerdir…zekâtı verenlerdir, ırzlarını koruyanlardır…emanetlerine ve ahdlerine saygı duyup sahip çıkanlardır…namazlarını korumaya devam edenlerdir…onlardır mirasçı olanlar. Ki, Firdevs cennetine mirasçı olurlar, onda sonsuza dek kalırlar.

Bu ayete uygun yaşamış müminler Firdevs cennetine gidecek ve orada sonuna kadar kalacaklar. Neyin sonuna kadar? Bu husus ayetlerde yok. Başka ayetlerdeki kıyamet gününe kadar mı? Ama bir “son” var. Söz konusu son kıyamet günü müdür? Ya da son sonsuz mudur?

Kur’anda geçen “yevmi yub’asûn(yub’asûne)”, “yevmel kıyâmeti”, “yevmi el âhıri”, baas günü, kıyamet günü, ahiret günü bunları aynı olarak mütalaa edenler var. Genel kabul, bunların öldükten sonra ruhun bedenden ayrıldığı ve ahirette dirildiği günler olduğudur. Bu konu yukarıda detaylı olarak irdelenmişti.

Şimdi gelelim bu “günler” neden tekil neden çoğul değil? “Madem reenkarnasyon var o halde bu ifadelerin çoğul olması gerekmiyor mu?” sorusuna.

Yukarıda da belirtildiği gibi reenkarnasyon herkes için kural değildir. Yine yukarıda açıklanan Muminun 1-11 ayetleri kapsamına giren bir insan neden reenkarne olsun? Görev verilirse reenkarne olur mu, o ayrı mesele. Onu bilemeyiz, onunla Allah arasında.

Nitekim ilahiyatçı Prof. Dr. Süleyman Ateş de her ruhun reenkarnasyon işlemine tabi tutulmayacağı görüşündedir. Bu anlayışının sebebi ise, reenkarnasyona işaret eden âyetlerin olgunluk kazanmış mü`min insanlara değil; âhireti inkâr eden kemal bulmamış cehennem halkına hitap ettiğine inanmasıdır. Yani olgunlaşmamış inkarcı insanlar, olgunlaşmak üzere yeniden bedenlere sokularak yaratılacaklardır. Ateş’e göre baas olayı kemal bulmamış ruhlara mahsus olabilir. Olgunlaşan tekamül etmiş ruh bir daha bu bedensel hayata dönmez. Kemal bulmuş ruhlar, huld (ebedi) cennetine gittiklerinden bedensel hayata dönemezler.

Bu konu ayrıca yukarıda 44. no.lu soruya yanıt olarak bir başka örnekle açıklanmıştır.

Bülent Pakman, Kasım 2009. Son güncelleme Aralık 2019. İzin alınmadan ve aktif link verilmeden kısmen veya tamamen alıntılanamaz.

About bpakman

İnşaat Yüksek Mühendisi, evli.
Bu yazı İnanç içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.