Kabe Towers – Yokedilen Tarih

KABE’DE GÖKDELENLER VE YIKILAN TARİH

Kabe’de Kral Abdulaziz Vakfı`na ait 7 gökdelenden oluşan ve Allah’ın Evini, Beytullahı kapatan Beytullahın bitişiğinde iğrenç, çirkin, yakışıksız, Türklerin Zemzem Towers adını verdiği proje, 1 milyon 400 bin metrekare büyüklüğündeki inşaat alanıyla dünyanın en büyük imar projeleri arasında yer alıyor. Proje kapsamında 5 adet, 40`ar katlı Zemzem, Hacer, Safa, Merve, Sarah ve Kıble gökdelenleri ile 60 katlı otel, 5 katlı çarşı, 4 katlı bir otopark, alışveriş yerleri, sağlık merkezi ve konferans salonu gibi birçok bölüm, gökdelenlerin üzerinde iki helikopter pisti bulunuyor. Buralar parayla satılıyor, aslında satılan Kabe. Kabe’nin ticareti yapılıyor.

Yıkılan ise tarih. Suudi hanedanının hiç sevmediği Osmanlı tarihi. Suudi Arabistan’ın her tarafında ayakta kalmaya çalışan Osmanlı eserleri doğanın tahribatına terk edilmiş. Hepsi yok oluyor, zira restorasyona verecek beş kuruş parası yok Karun kadar zengin Suud Hanedanının. Onlar Kabe’den para kazanmaya odaklanmış. Mübarek topraklarda bu çirkin projeyi gerçekleştirmek için tarihi Osmanlı Ecyad kalesini dümdüz ettiler.

Burada bu kutsal yerde Umre, Hac yapan Türklerin, gözü dönmüşlerin doymayan para hırslarını tatmin için yapılan bu beton, çelik, cam yığınını gören Türklerin yüzleri buruşuyor, içleri kan ağlıyor. Ama Suudlular ve parayı bastıran müslümanlar burada süperlüks yaşarken alt geçitten kolayca Beytullah’a geçiyorlar. Ama kazın ayağı öyle değil. Zemzem Towers’daki daireniz Kabe’yi görüyorsa odanızdan çıkmanıza gerek yok. Tüm namazlarınızı orada kılabilirsiniz. Sadece Tavaf ve Say yapamazsınız. O kadar kusur kadı kızında da olur. Belki ilerde parayı bastıran metro ile tavaf ve say da yapacaktır.

Çocukluğumda İskenderun’a hacı gemileri gelirdi. Hacılar karaya çıkar, sokaklarda yatar ama sonuçta uzun gemi yolculuğundan hiç olmazsa 1-2 gün kurtulur ve deniz tutmasından  uzak vücutları 1-2 gün dinlenirdi. Onların Hac yolculukları kaç ay sürerdi bilmiyorum. Onlarki hac sevabıysa Haremi Şerif toprağında Zemzem Towers’da Suud günahına ortak olarak kalanlarınki ne sevabı oluyor acaba?

Bu sayfada konunun ayrıntılı öyküsünü bulacaksınız. Yıkılacak diğer Osmanlı eserleri için bakınız:

Osmanlı Revakları Türk Kışlası

Bülent Pakman, Şubat 2010.

——————————————————————————————————————————

Zemzem Kulesi bizim Ecyad Kalemizdir, oradan daire alanlar güle güle otursunlar

Sabah Gazetesi’nin dünkü manşetinde Mekke’de, Kábe’nin hemen yanıbaşında inşa edilen “Zemzem Kulesi” isimli ultralüks gökdelende 700 Türk’ün devremülk sistemiyle daire satın aldıkları yazılıydı ama çok önemli bir ayrıntı farkedilmemişti.

Gökdelenin dikildiği alanın, 3 Ocak 2002’de Suudiler tarafından buldozerlerle yıkılan ve Türkiye ile Suudi Arabistan arasında bir diplomatik kriz yaratan bizim Ecyad Kalemiz olduğu… Zemzem Kulesi’nde daire alan Türkler orada güle güle otursunlar ve Kábe-i Muazzama’yı da pencerelerinden doya doya seyretsinler. Hattá, o gökdelenin yerinde bir zamanlar várolan kalede, yani Kábe’yi korumak maksadıyla inşa ettiğimiz Ecyad Kalesi’nde, Bedeviler tarafından asırlar boyunca katledilen binlerce Mehmetçiğin hálá varolan sadásını bile işitebilirler, kimbilir?

SABAH Gazetesi’nin dün “Zemzem Kule kapış kapış” başlığıyla manşetten verdiği haberde Kábe’nin hemen karşısına inşa edilen ve “Zemzem” adı verilen ultralüks gökdelende devremülk sistemiyle 700 Türk’ün daire sahibi olduğu yazılıydı.

Haberde, inşaatı tamamlanan Zemzem Kulesi’ndeki devremülklerin Türkiye’deki pazarlamasını “Turco Tour” isimli şirketin üstlendiği söyleniyor ve kulede daire sahibi olan bazı Türkler’in isimleri de veriliyordu ama önemli bir eksik vardı: Zemzem Kulesi’nin yerinde vaktiyle neyin bulunduğu…

İşte, haberdeki bu çok önemli eksiği, bugün ben tamamlayayım dedim:

Zemzem Kulesi’nin dikildiği alan, 2002’nin 3 Ocak günü Suudiler tarafından buldozerlerle gümbür gümbür yıkılan bizim Ecyad Kalemizdir. Kalenin yıkımı o sırada Kanal 7’nin haber sunuculuğunu yapan Ahmet Hakan’ın TV’deki, bendenizin de gazetedeki yayınları sayesinde gündemin en üst sırasına çıkmış ve Türkiye ile Suudi Arabistan arasında haftalar süren bir diplomatik krize sebep olmuştu.

Hatırlarsınız: Suudiler, yıkımdan sonra Ecyad konusunun kendi “içişleri” olduğunu ileri sürmüşlerdi. Hattá, Riyad’ın “Tarihten söz edebilecek son ülke Türkiye’dir ve önce Ermeni meselesini halletmesi gerekir” gibisinden küstahça açıklamalarına bile muhatap olmuştuk.

MEKKE’NİN MANHATTIN’I

Ecyad, o sırada hayatta olan Kral Fahd’ın imzaladığı bir emirname ile yıkılmış ve arazisi, Fahd’ın şimdi 30 yaşında olan en küçük oğlu Prens Abdüláziz’e tahsis edilmişti. Kalenin bulunduğu yerde “Mekke’nin Manhattan’ını” yaratmak için kolları sıvayan Prens Abdüláziz, hemen, “El Beyt Kuleleri” adı verilen beş gökdelenlik bir proje hazırlatmıştı ve “Zemzem”, bu kulelerin en yükseği olacaktı.

İşin daha da ilginç tarafı, Prens Abdüláziz’in inşaatını, Usame bin Ladin’in ailesine ait olan “Ben Laden Construction Group” adındaki Suudi şirketinin üstlenmesiydi. Şirket, Kuveytli iki İslami yatırım grubuyla, “Arif” (Aref Investment Group) ve “İcare” (International Ejarah and Investment Company) isimli şirketlerle bir konsorsiyum kurdu ve bu gruplar “Zemzem Kulesi”nin yapımına 390 milyon dolarla katıldılar.

Gökdelenlerin temeli, o zamanın veliahdı olan şimdiki Kral Abdullah tarafından 28 Kasım 2002’de atıldı. Zemzem Kulesi’nde devremülk şeklinde 24 yıllığına kiralanacak olan en küçüğü 33, en büyüğü de 76 metrekarelik 4 bin 668 adet daire bulunacaktı. Kábe’ye bakan dairelerin dönem fiyatları genişliklerine göre 5 bin 972 dolar ile 284 bin 273 dolar arasında değişiyordu. Türk vatandaşlarına 1240 adet daire tahsis edilmişti, satışlar İstanbul’daki “Turco Tour” şirketi tarafından yapılacaktı ve Ecyad’ın enkazı üzerinde yükselecek olan bütün bu binalarla ilgili projeleri, 4 Nisan 2004 günü, bu sayfada ayrıntılarıyla yazmıştım.

KÁBE MANZARALI DAİRELER

Dünkü Sabah’ta manşetten verilen haberin arka planı, işte böyle. Yani, Zemzem Kulesi’nden daire alan ve haberde isimleri geçen işadamlarımızla iş hanımlarımız aslında Ecyad’ın hatırasının üzerinde ikamet buyuracaklar!

Şimdi, bütün bunlardan sonra, bana Zemzem Kulesi’nin Türk sákinlerine “dairelerinizde güle güle oturun” demek düşüyor. Güle güle oturun ve pencerenizden Kábe-i Muazzama’nın manzarasını da doya doya seyredin. Hattá, şimdiki devlethánenizin yerinde bir zamanlar várolan kalede, yani Kábe’yi korumak maksadıyla inşa ettiğimiz Ecyad Kalesi’nde, Bedeviler tarafından asırlar boyunca katledilen binlerce Mehmetçiğin sadásını bile işitebilirsiniz, kimbilir?

ECYAD hadisesinin ayrıntılarını mutlaka hatırlıyorsunuzdur ama, ben gene de yazayım:

Yüzlerce senelik geçmişi olan ve 1600’lü yılların sonunda Türkler tarafından baştan aşağı yeniden inşa ettirilen kale, Arap yarımadasının elimizden çıktığı Birinci Dünya Savaşı’na kadar, Mekke’deki birliklerimizin garnizonuydu.

Türk dışişleri, 2002’nin son aylarında kalenin yıkılacağı yolunda bazı söylentiler işitmiş ama Suudi yönetimi ile görüştükten sonra ‘yıkımın önlendiği’ yolunda açıklamalar yapmıştı. Hatta bir ara ‘kalenin korunmasına karar verildiğine’ inanarak, Suudi tarafına üstüne üstlük bir de ‘memnuniyetimizi’ ifade etmiştik.

Derken, Suudiler, dışişlerimizi bir güzel şaşırttılar ve Ecyad Kalesi 3 Ocak 2002 günü buldozer kepçeleriyle gümbür gümbür yıktırıldı. Kalenin yerle bir edilmesi Ankara ile Riyad arasında diplomatik kriz yarattı; Suudiler, Ecyad konusunun kendi ‘iç işleri’ olduğu ileri sürdüler, hattá ‘Tarihten söz edebilecek son ülke, Türkiye’dir ve önce Ermeni meselesini halletmesi gerekir’ gibisinden küstah açıklamalara bile muhatap olduk ve doğru dürüst bir cevap bile veremedik.

Suudiler daha sonra, yıkımın Kral Fahd’ın imzaladığı bir emirnameye dayandığını söylediler. Kale’nin bulunduğu alana güya hacıların ihtiyacı olan bazı binalar yapılacak ama Ecyad aynı şekilde yeniden inşa edilecekti!

Aradan birkaç ay geçti ve Ecyad’ın kimin ve neyin uğruna yerle bir edildiği ortaya çıktı: Kral Fahd’ın 26 yaşında olan en küçük oğlu Abdüláziz iş hayatına atılmış, kalenin bulunduğu tepeye bir binalar kompleksi dikmek istemiş ve yıkım fermanını kral babasına imzalatmaya muvaffak olmuştu.

Murat Bardakçı, Hürriyet gazetesi, 19.11.2006 http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=5464244

http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2004/04/04/437818.asp  04.04.2004

——————————————————————————————————————————

Peygamber insanlığı kurtarmak için mücadele verdi ve mütevazi bir hayat sürdü dünyadan göçtü. Geride Kur’an-ı Kerim ve İslam dinini bıraktı.

Kabe’deki putlar yıkıldı, “Alahuekber” sesleri semaya yükseldi.

Türkler İslam’a olan saygılarının gereği Kabe yakınındaki tepe üzerine Ecyad kalesini yaptılar, askeri kışla hizmetleri verdiler.    Suudi yönetimi Ecyad kalesini 2002 yılında yıktı. Osmanlının mirası üzerinden siyasi rant elde eden AKP Yönetimi’nden tek desibel ses çıkmadı. Yerine 530 metre yüksekliğinde dünyanın en yüksek gökdelenini yaptırıyorlar.

Ve Kabe dünyanın süper zengini Suudi kralları tarafından kendi ihtişamlarını yansıtması için ayaklar altına alınıyor.

İnsanlık tarihinin ortak kültür mirası Kabe. Yaşanmış tarihin de en önemli eserlerinden.

Arapça “Beytullah” adıyla da bilinir. “Allahın evi” anlamına gelen.  Hz.İbrahim zamanında yapıldığı hakkında dini görüşler vardır. Kabe’nin yapılış amacı insanoğlunun Allahın varlığını ve birliğini tanıması, ona yakarması ve ölüm gerçeğini hatırlamasıdır.

İslam Peygamberi Hz. Muhammed, Allah’tan aldığı mesajları Mekke’de insanlara duyurdu.  İslam adına mücadelesini Kabe’de verdi. Kurulu düzene karşı geldi. Dünya malı zenginlik ve yönetimde üstün güç kralık veya imparatorluk peşinde koşmadı.

Gün geldi, Mekke’nin hakim yöneticileri kendi çıkarlarına ters düştüğü için onu öldürmeye karar verdiler. Ve Hz. Muhammed Mekke’yi terk ederek  Medine’ye hicret etti.

Ve sonra İslam adına yapılan savaşlar. Müşrik olarak kabul edilen Kureyşliler ve işbirliği yapanlar yenilgiye uğratıldı.

Mekke MS 630 yılında İslam ordusunun eline geçti. Hz. Muhammed’in Mekke’yi fethi, Kabe üzerine yürümesi, putların boyunlarına takılan kanca ve bastonlarla parçalanması. Ve ardından gelen ilk ezan sesi ile Mekke ve Kabe İslam inancının kalbi özelliğini ebediyen kazanmış oldu.

Buraya kadar anlatılanlar İslam tarihi ve onun peygamberi Hz. Muhammed döneminin kısa özetidir.

VE TÜRKLER GELDİ HİCAZ’A
Aradan geçen yüzyıllar sonrası Selçuklular zamanından itibaren Türkler de Mekke ve Hicaz ile yakından tanıştılar.

Memluk Devleti ve daha sonra Yavuz Sultan Selim zamanında 1517 yılında Hicaz Osmanlı’ya bağlandı. Osmanlı Mekke’nin yönetimini Emir veya Şerif adı verilen yerel din önderlerine bıraktı. Gelenekler içerisinde Hicaz yönetilme başlandı.

Türkler İslam’a saygılı ve onun adına dünyanın geniş coğrafyasında mücadele yapan bir milletti. Osmanlı İslamı Avrupa içlerinde de yaydı. O günün şartlarında Osmanlı padişahları aynı zamanda Hz. Muhammed’in vekili ve de halifesi idi. Padişahlar hacca gidemediler ama her yıl Hicaz yöresine “Sürre-i hümayun” adıyla hac kervanı gönderdiler. Kabe’nin anahtarı, örtüsü dahil Mekke halkının ihtiyaçları karşılanıyordu.

Şartlar değişti. 1700’lü yıların sonlarına doğru Osmanlının bir parçası olan Arabistan yarım adasını, Kızıldeniz sahillerinden tehdit eden Hristiyan ve batılı ülke askeri saldırıları, onların kışkırtmaları ile yörenin Arap isyanları gündeme geldi. Osmanlı Mekke ve Kabe’nin güvenliğini sağlamak üzere 1790’lı yılarda Ecyad kalesini yaptırdı. Burasını kısa sürede askeri kışlaya çevirdi.

Ecyad kalesi arkada

Osmanlının veya Türklerin Arabistan yarımadasından, Hicaz ve Yemen’den çekilmeleri  tam bir trajedi idi. İngilizlerin Hicaz yöresinde önce Şerif Hüseyin’e ve arkasında da Suud ailesine destek vermeleri, Lawrence’nin isyan ettirdiği Arapların silahlı saldırılarda bulunması ve çok sayıda Türk askerinin çöl kumlarında  kanlarının akıtılması trajedinin yansımalarıdır. Türkler, İslam’a olan inançları ve Hz. Peygamberi olan bağlılıklarının sonucunu böyle gördüler. Ve tarihler 1918’i gösteriyordu.

ECYAD KALESİNİN YIKTILAR  YERİNE GÖKDELEN DİKİYORLAR

2002 yılı içinde Mekke’de Kabe yakınındaki tepe üzerinde 23 dönümlük alanı kaplayan tepe üzerindeki Osmanlı yapımı Ecyad kalesi Suud yönetimi tarafından birdenbire yıkıldı. Türkiye’den tepkiler gelmesine rağmen Ecyad kalesinin yıkılması önlenemedi.

Arka planda Zemzem Towers

Suudi yönetimi yıktığı Osmanlı kalesinin bulunduğu tepe üzerine dünyanın en yüksek ve büyük binasını yaptırmaya karar verdi. Suudi Bin Ladin inşaat şirketine 550 milyon dolar ödenerek yaptırılacak olan binanın adı “Abraj el beyt” olarak tespit edildi. 530 metreyi bulan ana gövdenin yüksekliği üzerine yerleştirilen anten ile birlikte 570 metreyi buluyordu. 2010 yılında bitirilmesi üzerinde anlaşma yapılmıştı.

Suudi Kralı Abdülaziz’in vakfı olarak yaptırılan Abraj el beyt binası, Kabe’nin güney kıyısında idi. Günümüzde Kabe’ye gidenlerin sürekli görecekleri inşaatı devam eden devasa bir yapıdır. 7 yıldızlı otel hizmeti vermesi için tasarlanmıştır.

Aynı anda 100.000 kişinin barınabileceği, bir yıl boyunca 5 milyon kişiye hizmet vermesi düşünülmüş.

Ancak dünyanın en yüksek gökdeleni olarak yaptırılan Abraj el beyt binası, Kabeyi ayaklar altına alıyor. Suudi kralının kendi zenginliğini, haşmetini göstermesi için yaptırılmıştı gökdelen.

Basit bir ifade ile aynı bina eğer hac hizmetleri verecekse Mekke’nin uzak bir yerine de yaptırılabilirdi. Bunu böyle yapmadılar.

Kabe’yi ayaklar altına alacak şekilde olması,  Suudilerin zenginliği ve gücünü yansıtması düşünüldü.  Dünya kültür mirası içinde olması ve tarihi özelliklerini koruması gereken Mekke ve Kabe yöresine yapılan mimari müdahaleler sonucu ortaya çıkan görüntü insanın midesini bulandırıyor.

İslam Peygamberi, kendisini ilah gören ve dünyanın en yüksek mezarını “piramit” olarak yaptıran Firavun düzenine savaş açmıştı.  Ama günümüzde dünyanın para firavunları kendi egolarını tatmin için yapmadıklarını bırakmıyor. Ecyad kalesinin yıkılması ve yerine Abraj el beyt binasının yaptırılması gibi.

Cezmi Yurtsever 25.08.2009 http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8143

—————————————————————————————-

GÜLÜNDEN KOPARTILAN BİR BÜLBÜL: ECYAD KALESİ

Ecyad Kalesi; Bülbül Tepesi”nde gülünden kopartılan bir aşkın fanileşmesinin hikayesidir. Gül bitmeyen, bülbülün gül ile meşk edemediği çöl devleti Suudi Arabistan’a, gülüne yakın olabilmek için,  bir bülbül göç etmişti asırlar önce. Ancak Ecyad adlı bu bülbül, 2002 yılında, yani sekiz yıl önce yine böyle bir mevsimde gülünden kopartılmıştır.

İslam hadimliğini; mertebelerin en şereflisi addeden bir coğrafya olan Anadolu’dan kalkan Osmanlı”nın Aşk Bülbülü konuvermişti bir tepeye, çok yakınına Kabe’nin. Hazreti Muhammed’in hasret haritası olan İstanbul’dan, gönül dolusu muhabbeti kanatlarına kutsal yük eden bu Aşk Bülbülü’ne Ecyad Kalesi adı verilmiştir Bülbül Tepesi’nde.

1780’li yıllarda yaklaşmıştı gülüne, Kabe’sine, Mekke’sine Bülbül tepesi’nde bülbül. Ona; Bülbül tepesi’nde muhkem bir yerde, Kabe’nin korunması ve savunulması görevi tevdi edilmişti. Artık tarihin istikbale doğru akıp giden nihayetsiz zaman periyotlarında bülbüle meşk ve aşk günleri başlamıştı. Osmanlı’nın inançlı yeniçerileri o günlerden sonra, İslam’ın kutsal bölgelerinde muhafızlık ve hadimlik mutluluğunu yaşamaya başlamıştı. Bülbül Tepesi’ne konuşlanan Ecyad Kalesi’nde, böylesi bir kutlu görevlendirme nöbeti başlamıştı.

100 yılı aşkın bir hizmet döneminin ardından 1861 yılında Osmanlı Devleti tarafından Ecyad Kalesi bakıma alınarak yenilenmiştir. O günlerin zorlukları içerisinde, İstanbul ile yapılan mimari iletişim trafiği ile büyük zahmetler ve harcamalarla onarım tamamlanmıştır. Dağlar ve denizler aşılarak gönderilen 400 yeniçeri yeniden aşk nöbetine devam etmiştir.Yine yeniden Mekke’deki iman evine hizmetkarlık uzun yıllar özveriyle ve samimiyetle yapılmıştır.

İngilizler 1916 yılında Sina yarımadasını ele geçirmişlerdir. İngilizlerin kışkırtmasıyla Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in isyankarlığında, tarihin nankörlüklerle ve vefasızlıklarla dolu bahtsız günleri başlamıştır. Osmanlı kuvvetleri son olarak 1918 yılında Yafa’da yapılan çarpışmalarda Arap-İngiliz ittifakına yenik düşmüştür.

Artık Osmanlı Türk Devleti’nin asırlarca hizmetkarlığını yaptığı kutsal beldelerde yalnız anıları kalmıştır. O topraklarda kalan taşınmaz eserlerin; camilerin, kervansarayların, mabetlerin ve kalelerin haricinde bir varlığı kalmamıştır kocaman bir imparatorluğun. Tarihe ışık tutan Ecyad Kalesi de bu eserlerden birisiydi. Önemliydi, anlamlıydı ve unutulmazdı.

Ancak tutunamamıştır, Bülbül Tepesi’ndeki suskun nöbetine Ecyad Kalesi. Suudi Yönetiminin tarih boyunca mütemadiyen tekerrür eden vefasızlığına kurban olmuştur. 2002 yılının yine bir kış mevsiminde bugünlerde; kılları kıpırdamadan, yürekleri sızlamadan, kalplerinde bir zerre vefa ve merhamet hissetmeden yıkmışlardır ve yok etmişlerdir Ecyad Kalesi’ni.

Allah’ın Resulü; beşeriyeti bataktan kurtarmak için ilahi bir görev ile mücadeleler vermiştir. Çok mütevazı bir hayat sürmüştür. Arkasında Kur’an-ı Kerim ve İslam dinini insanlığa ebedi bir reçete olarak bırakarak bu dünyadan göçmüştür. İslam’ın peygamberi, kendisine ilahlık payesi veren ve o günün en yüksek piramidini kendi adına yaptırtan Firavun düzenine karşı savaş açmıştır. Osmanlı medeniyeti; sınırları içerisinde Kabe’nin minarelerinden yüksekte hiçbir mimariye müsaade vermemişken, günümüzün emperyalist firavunları Ecyad Kalesi’ni yıktırtmıştır.

O mütevazı kalenin yerinde ve dolayısı ile Kabe’nin hemen bitişiğine ise, kendi egolarını tatmin edecek ve boyu onlarca piramit boyutlarını aşan Abraj el beyt kulesini yaptırtmışlardır. Bu kulenin dibinde mahzunlaşan Kabe ise, Suudi Kralının 570 metre yükseklikteki odasından ancak bir böcek büyüklüğünde görülebilecektir. Ne Nemrutlar ve ne Firavunlar yok olmuştur insanlık tarihinin derinliklerinde. 570 metrelik para firavunlarının piramitleri de yıkılacaktır bir gün. Ancak, gönüllerde dimdik duran Ecyad’ın manevi ihtişamı, kıyamete kadar Kabe’nin aşk bülbülü olarak devam edecektir.

Kabe’ye çok derinden sevdalıydı, Bülbül Tepesi”nde bir BÜLBÜL

Ecyad Kalesi; Mekke”de emaresiydi Türk’ün, seyrederdi GÜL

İngiliz ile ittifak, bunca nifak ve nankörlük  hepsi KABÜL

Yok oldu şimdi. Gülü Kabe olan, mazideki talihsiz BÜLBÜL

Sızlamıştır kemikleri, incinmiştir ruhlar ve mahzundur ECDAT

Kırılmıştır kalpler, burkulmuştur yürekler yıkılmanla sen ECYAD

Koparıldı Mekke’den, Bülbül Tepesi”nden Ecyad adlı İRTİBAT

Silindi tarihten bir tanık, bir miras, bir anı, belki de son bir  TAD

Fahrettin Korkmaz http://www.gazeteturka.com/author_article_detail.php?id=1538

Suudi Arabistan ile ilgili günlükler

Kabe Towers – Yokedilen Tarih için 5 cevap

  1. Geri bildirim: Abha 1984-86 « Pakman World

  2. Geri bildirim: Suudi Arabistan « Pakman World

  3. Geri bildirim: Sıra Revaklara Geldi | Hakkinda... Haber Islam ilahi Yaşam..

  4. Geri bildirim: Suudi prens muhaliflere katıldı | Pakman World

  5. bpakman dedi ki:

    Ayhan Kologlu arkadaşımızın Facebook’dan yaptığı yorum: “Şimdi bu “Towers” in gölgesinde kalan 34 katlı otel inşaatında çalışırken birgün patron yani Şeyh Fakieh inşaata geldi, arkasından bütün cephe kırıldı! Çünki zat aniden yere oturup namaz kılar gibi yaptı, kafayı çevirip selam verdiğinde Kabe’yi göremedi, denizlik masa seviyesine yeralanmıştı ve yıkın dedi bir de mimar olacaksınız ! Pakman hocanızı teyiden

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s