Hem Müslüman Hem Laik Olunur mu?

İslam’da devleti yönetme görevi sadece Hz. Muhammed’e verilmiştir. Kur’an Peygamberliği Hz. Muhammed ile bitirmiş, Hz. Muhammed’den sonra peygamber yetkilerini kullanarak toplumları, Allah adına yönetecek insanlar ve Allah adına yönetim (teokrasi) devri de böylece sona ermiştir. Çünkü böyle bir sıfat olsa olsa peygamber unvanı taşıyan bir insanın olur. Kur’an bunun yerine Hz. Muhammed’den sonra şura’yı (meclis) ve beyat’ı (vekalet) getirmiştir. Yani  halktan vekalet alanların (milletin vekilliği-beyat)  oluşturulacağı bir meclis  (şura) devleti yönetecektir.

Hakk’a ve doğruya uyman şartıyla sana bey’at etmeleri halinde onlardan bey’at al.” (Mümtehine, 12).

Bu Kuran’a ayetine göre herkesden (kadınlar da dahil) beyat-vekalet alınacaktır. Bu da ucu açık değildir.  “Uyma” şartı vekaletin ebedi olmadığını göstermektedir. Zaten olması gereken değişik inançlardan toplum kesimlerinin ortak kaderle ilgili karara katkıda bulunmaları ve kanunların onların ortak vekâletleriyle, yine onlar adına çıkarılmasıdır. Bunun zorunlu sonucu ise yönetim erkinin arkasında bir inancın veya dinin değil, toplum ihtiyaçlarının ve toplumun ortak idaresinin bulunmasıdır. Laiklik, işte bu anlayış ve yöntemin yalın durum güvencesidir.

Onların işleri kendi aralarında şura iledir” (Şûra, 38).

Ayete göre bey’atle vekâlet alanlar, yönetimi şûra ile yürüteceklerdir. Nedir şûra? Dilimizdeki müşâvere, meşveret ve istişare sözcüklerinin de kökü olan şûra’da karşılıklı danışma, denetleme, fikir alışverişinde bulunma, görüşüp tartışma esprisi esastır. Bu, kelimenin felsefî anlamıyla tam bir demokrasidir. Şûra, İslam dünyasındaki despot yönetimler tarafından saptırılarak bir tür danışman tutma, danışman çalıştırma gibi tanıtılıyor. Kur’an’ın anlattığı şûra danışman tutma olmayıp, bey’at’ın tamamlayıcısı, uzantısıdır. İş danışman tutmaya kalırsa bundan Kur’ansal bir anlam çıkaramayız. Tarih boyunca tüm despot yönetim ve yöneticiler bir biçimde danışman kullanmışlardır. Neron’un da, Firavun’un da, Ebu Cehil’in de, Lenin’in de, Stalin’in de, Hitler’in de, danışmanları vardı. Kur’an’ın dediği bu değildir. Kur’an’ın dediği şudur: Kitleler, yönetimlerinde söz sahibi olacaklar.

Yukarıdaki iki ayetten birincisinde şûra’nın taraflardan biri, ikincisinde ise tarafların ikisi de çoğuldur, ekip veya kitledir. Taraflarından ikisinin de çoğul olmasından anlaşılır ki şûra, yönetenlerle yönetilenlerin karşılıklı ilişkisi, fikir alışverişi, karşılıklı danışma-denetleme sistemidir. Bu sistemde taraflardan biri olan yönetim (idarî erk) bazen bir kişi tarafından (Hz. Peygamber örneğinde böyle idi), bazen de çok kişi tarafından kullanılır.

Şûra kavramının geçtiği bir diğer ayet:

İş ve yönetim konusunda da onlarla şuraya git” (Âli İmran 159)

El-emr – yönetim. Onlar kimdir? Hz. Peygamber’in muhatabı olan topluluk, daha genel bir ifadeyle ümmet, insanlık câmiası. Yani burada taraflardan biri yönetim erkini kullanan Hz. Peygamber (tek kişi), ötekisi ise toplumdur.

Anlaşılan o ki, toplum, kendisini yönetecek bir kadroyu seçip ona vekalet verecektir. Sadece Hz. Peygamber’in yönettiği sırada yöneten taraf tek kişi olmuştur. Kaldı ki, Kur’an o peygambere bile, kitleyi devlet başkanı veya yönetici sıfatıyla yönetmeye kalktığı anda hemen sosyal mukavele (bey’at) ve şûra emri veriyor. Onlarla mukavele yap ve şûra’yı, yani karşılıklı denetimi işleterek öyle yönet diyor.

Peygamberliğin bittiğini ilan edip teokrasi devrini kapatan Kur’an onun yerine şunu koymuştur: Hâkimiyet erkinin, yönetim erkinin arkasına kitlenin iradesi oturacak.

Siyasal İslam denen, esasında ise İslam’ın başının en büyük derdi olan saltanat dinciliği “söz Allah’ındır, hüküm O’nundur” diyerek ortaya fırlıyor. Dediği ilke olarak doğrudur. Ama onun Kur’ansal pencereden açıklanması gerekir. Mutlak hâkim Allah’tır. Bu ontolojik (varlık bilimi ile ilgili) bir kavramdır. Bunun anlamı teokrasi değildir. Mutlak hâkim olan Cenab-ı Hak kendine iman etmiş olanlara diyor ki: “Yönetimde, kitle, kaderi konusunda söz sahibi olsun!” İşte şûra ve bey’at ilkesi bu emrin yerine getirilişini gösteriyor. Kur’an, hâkimiyet sözünü kullanmıyor ama “Hüküm Allah’ındır” diyor. Hüküm Allah’ınsa, Allah hükmediyor işte. Ne diyor? İnsan hayatının olmazsa olmaz ilkelerine – evrensel ilkeler onlar – atıf yapıyor. Onları dikkate alarak kitleler, yönetimlerinde söz sahibi olacaklar.

Şimdi peygamberlik bitmemiş, Kur’an bey’at ve şûra emri getirmemiş, Peygamberden sonra ilk Müslüman devlet başkanları seçimle iş başına gelmemiş gibi, İslam’ı bir hanedanlık ve padişahlık ideolojisi halinde tanıtıp buna din diyenler, bu sahte dini geçerli kılmak için “hem Müslüman hem de laik olunmaz” diyerek laiklik düşmanlığı yapanlar var. Modern dünyada, bu işi kan ve dehşete gitmeden çözmenin tek yolu, laiklik ilkesinin titizlikle ve aşındırılmadan işletilmesidir.

Notlar:

Prof. Yaşar Nuri Öztürk’ün yazılarından derlenmiştir.

Laik devlet ilkesine inananlar genelde “ben laikim” demektedirler. Kanımca insan laik olmaz, devlet laik olur. Anayasamız da Türkiye Cumhuriyeti’nin “laik ve sosyal bir hukuk devleti” olduğuna hükmetmektedir. Kişilerin “ben laikim” yerine “ben laik Devlet taraftarıyım” demesi daha doğru olacaktır. Bu nedenle aslında “hem Müslüman hem laik devlet taraftarı olunur mu?” demek isterdim ama bu bazılarınca yanlış anlaşıldığı için  “hem Müslüman hem de laik olunur mu?” başlığını tercih ettim.

Bülent Pakman. Bakü. Mart 2011.

İnanç içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , | 6 Yorum

Hicaz Demiryolunun Son Bölümü

Medine İstasyonu

Hicaz Demiryolu, II. Abdülhamit zamanında 1900-1908 yıllarında Şam ile Medine arasında inşa edilen, Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’dan başlayan demiryolları şebekesinin bir bölümünü teşkil eder. Amacı İstanbul’u Mekke’ye bağlamaktı. Ancak Medine’ye kadar yapılabilmiştir.

Medine İstasyonu

Demiryolunun Suriye içerisinde kalan bölümü halen kullanılmaktadır. Suudi Arabistan içerisindeki bölümünde ise Medine istasyonu 2005 de, Madain Saleh istasyonu 2007 de restore edilmiştir.  Medine istasyonu yanında Osmanlı Ambariye camisi de bulunmaktadır.

Medine'de Vagon

Sultan II. Abdülhamit  Hicaz Demiryolu iradesini 2 Mayıs 1900 tarihinde yayınladı. İnşaat  1 Eylül 1900 tarihinde başladı. Demiryoluna 1.05 metre açıklıkta dar hatlı raylar döşendi. Böylece yapım maliyetinin diğer hatlara göre daha ucuza gelmesi ve yapımının daha kolay olacağı tasarlandı .

Medine Yakınlarında Köprü

Demiryolu yapımına ilk olarak Şam-Der’a arasında başlandı. 1903′te Amman’a, 1904′te Maan’a ulaşıldı. Maan’dan Akabe körfezine bir şube hattı yapılarak Kızıldeniz’e çıkılmak istendi ise de İngilizlerin karşı çıkması sonucu gerçekleştirilemedi.

Hicaz Demiryolu Madalyonu

Yolcu taşımacılığına 1 Eylül 1905 yılında başlandı. Aynı sene Mudevvera’ya ve 1 Eylül 1906 tarihinde de Madain Salih’e ulaşıldı.  Al-Ula’ya 1907′de, Medine’ye 31 Ağustos 1908′de erişildi. O tarihe kadar toplam 1464 km’yi bulan Hicaz Demiryolu, Sultan Abdülhamit’in tahta çıkışının 33. yıldönümü olan 1 Eylül 1908 tarihinde yapılan resmi törenle bütünüyle işletmeye açıldı.

Hicaz Demiryolu

Hicaz Demiryolu I. Dünya Savaşı’na kadar yoğun bir şekilde kullanıldı.

İnşaat Sırasında

Şam’dan Amman’a her gün, Medine’ye ise haftada üç gün seferler yapılıyordu. Trenler  7.30′da Şam’dan hareket ediyor ve 4. gün öğleden sonra saat 3′te Medine’ye ulaşıyordu. Ayrıca haftada bir Şam’dan ve Hayfa’dan yemekli ve yataklı ekspres seferi düzenleniyordu. Bu özel trenin Medine’ye varış süresi yalnızda 48 saatti. Bu seferlerin dışında Medine’ye yük ve su taşıyan programlı ve programsız tren seferleri bulunmaktaydı. Hattın Hayfa şubesinden ise Şam’a her gün yaklaşık 12 saat süren düzenli tren seferleri yapılmaktaydı. Gerektiğinde ek seferler düzenleniyordu.

Medine İstasyonu Yanındaki Osmanlı Rembari Camii

Demiryolu boyunca yedi büyük bakım atölyesi bulunmaktaydı. Mesela Şam’ın Kadem istasyonu 43 200 metrekare alan üzerine kuruldu. Bugün hala faaliyette olan bu dev atölye bölgede ilk defa elektrik enerjisi kullanan mekan olma özelliğini de taşımaktadır. 1911 yılında demiryolu Kadem’dem Şam’ın merkezine doğru 3 kilometre daha uzatılarak Şam’ın tam orta yerindeki modern yeni istasyon binasına kavuştu. Bu istasyon binası bugün hala faaliyette ve Suriye’deki “Hicaz Demiryolları Genel Müdürlüğü”nün merkez binasıdır.

Madain Salih İstasyonu

Hicaz Demiryolu’nun inşaatı sırasında birçok köprü, istasyon, tünel, menfez, gölet, çeşme, fabrika, hastahane, döküm, haneokul, mescit, karantina, tamir atölyesi vs. yapıldı. Bazı istasyonlarda postaneler ve telgraf merkezleri kuruldu özellikle Hicaz Telgraf hattı resmi ve sivil haberleşmede çok büyük kolaylıklar sağladı.

Mdain Salih İstasyonu

Madain Salih İstasyonu

Demiryolu dışında yapılan inşaat faaliyetlerinden bazıları şunlardır: Şam’da lokomotif vagon tamir ve bakım atölyesi Medine tren ve lokomotif,  bakım atölyesi 2 666 adet kagir köprü ve menfez, 7 adet demir köprü, 9 adet tünel, 96 adet istasyon, 7 adet gölet, Hayfa, Der’a ve Maan’da fabrika, Hayfa’da iskele, ambarlar, dökümhane, boruhane, Maan’da otel ve hastahane, Tebuk’de hastahane, 37 adet su deposu.

Madain Salih

II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesine kadar “Hamidiye Hicaz Demiryolu” olarak anılan ve 18 Ocak 1909′dan itibaren de sadece ” Hicaz Demiryolu” olarak bilinen hat, yapılan şube hatları ile beraber 1918′de 1 900 km’yi aşmıştır.  1910′da trenlerle taşınan sivil yolcu sayısı 169 448 1913′te 232 563 olarak gerçekleşti. 1908′den 1913′e kadar toplam 968.000 sivil yolcu taşndı. Senede ortalama 16 000 hacı Hicaz Demiryolu’nu kullanmaktaydı. Yapılan hesaplara göre İstanbul’dan Mekke’ye demiryolu ile ulaşım 120 saatte gerçekleşebilecekti. Şam-Medine arası hac yolculuğu yaklaşık 72 saatte gerçekleşiyordu.

Madain Salih'te Lokomotif

Medine Türk Kalesi

Demiryolu sebze, meyve, tuz, pirinç, meşrubat, tütün, un, kömür gibi ticari eşya ile hayvan nakliyatı için de önemli bir ulaşım vasıtasıydı. 1910′da yaklaşık 66 bin ton, 1913′te 112 bin ton ticari eşya nakledildi. Aynı yıllarda taşınan hayvan sayısı ise 1910′da 2788 ve 1913′de 6477 olarak gerçekleşti. 1910 yılında 367 890 lira gelir, 71 167 lira kar, 1913 yılında ise 329 647 lira gelir, 78 619 lira kar elde edildi.

Madain Salih İstasyonu

Sala Tepesi Osmanlı harabesi

Not: Bazı bilgiler 100. YIL HİCAZ DEMİRYOLU SERGİSİ 1908-2008 tanıtım yazısından alınmıştır. Bülent Pakman Şubat 2011.

Kur’an’da bahsi geçen Madain Salih tarihi mezarları için bakınız:        http://bpakman.wordpress.com/orta-dogu/suudi-arabistan/madain-salih/

Uncategorized içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Naim Hoca hala güldürüyor

Naim Hoca’dan Hatıralar

ÖNCESİ İÇİN TIKLAYIN:   http://bpakman.wordpress.com/yurdum/bir-baska-hoca-naim-golleroglu/

NAİM HOCA’DAN BAZI VECİZ SÖZLER:

  • İçki içeni kötüleme, içkinin kötülüğünden bahset, tahribatını anlat.

  • Üç şeye kurban olurum: Askere, polise, öğretmene.

  • Hurafe, dinde olmayan bir şeydir.

  • Allah bizi niçin yarattı? Hizmet için. Hem Allah’a, hem de insana hizmet. Bu da ibadettir.

  • Cenab-ı Allah vatanımızı korusun her an. Bu topluluk, bu özgürlüğünü şu dalgalanan Türk bayrağına borçludur. Nerede Türk Bayrağı dalgalanıyorsa, orada hürriyetin işareti vardır. Bu bayrağın dalgalanmasını sağlayan da büyük kumandan Mustafa Kemal Atatürk’tür. Allah kendisine ve bütün şehitlerimize rahmet etsin.

Naim Hoca’nın bu bayrak sevgisi anne ve babasından kalmadır. Anne ve babası 16 Şubat 1916 da başlayan ve 12 Mart 1918 de sona eren Rus işgali sırasında evlerinde sandığın içinde sakladıkları Türk bayrağını arada çıkarır saygıyla ve sevgiyle öpüp, seyreder ve hasret giderirlermiş. O yüzden Türk Bayrağının özgürce dalgalanmasının kendisi için ayrı bir önem taşıdığını hep anlatır, “bu ay yıldız dalgalanmasaydı biz burada olamazdık uşaklar Bu bayrağın değerini iyi bilelim” derdi.

NAİM HOCA’DAN OTANTİK ANILAR

Naim Hoca bir gün vaaz ederken cemaatta sürekli olarak söyledikleri hakkında gülüşmeler olunca dayanamaz

-”Gülün oğlum gülün, Berber Naim’den Hoca sizden de cemaat olursa daha çok gülersiz”

_____________________________________

Naim Hocaya gelir bir adam.”Hocam” der.
“Benim babam Cuma günü öldü. Diyorlar ki Cuma günü ölene kabir azabı yoktur. Doğru mu?”
Naim hoca doğru olduğunu, ölenin kabir azabı çekmeyeceğini söyler. Adam devam eder:
“Ama hocam, benim babam üçkağıtçının tekiydi. Milleti dolandırıp dururdu. İçki, kadın ne dersin hepsi vardı!”
Hoca şöyle der:
“Doğrudur!Cuma günü kabir azabı olmaz ama hele bir Cumartesi olsun, onun anasından emdiği sütü burnundan fitil fitil getirirler…

___________________________________

Naim Hoca yine hareretli bir vaaz veriyordu. Günah ve sevap konusunu anlatıyor, insanIn günahı da, sevabı da bu dünyada kazanacağından söz ediyordu Konuyu anlattı anlattı, en sonunda şöyle dedi:
– Bahın gözüm cemaat ! Günahnan sevap neye benzer bilirmisiz? Hani yeni çıhmış bir maçine varya, bankalara goymuşlar, bele gidir içinden para çekirsen.. Bu arada cemaatten biri “Hocam onun adı BANKAMATİK” diye ikazda bulundu.
Naim Hoca tastik ederek:
– Temam, işte o matik varya, ona gidir bir kart sohirsen sonra birgaç numara yazirsan. Eğer daha önce para yatırmışsan maçine hemen istediğin parayi verir. Yoh daha önce para yatırmamışsan, maçine sene diyir çi :
“Ula gavat, sen ne parasi yatırdınki şimdi de benden isdirsen? Hadi ordan çekil!… ” İşte sevapda buna benzer. Eğer bu dünyada sevap yaparsan , öbür dünyada garşına gelir. Yapmassan, heç bir şey bekleme!…
____________________________
Hoca bir gün Erzurumspor’un maçına gider, oynanan oyundan memnun değil fena halde canı sıkılır. Bir türlü maç istediği gibi gitmez tepki vermesi gerekiyor, bağırır çağırır olmaz canı fena halde sıkılan Hoca yanındaki kişiye döner bir hışımla;
“Ula uşağ ne durirsen avu fitbolcilere bir sövsene.”
Yanındaki adam bir güzel küfür yağdırır.
“Eferim ola şimdi rahatladım seni gidi hırpo seni başka zaman sakın bele küfür etme temam mi”

_____________________

Hoca maçta hakem veya futbolculara küfür söylenince hemen etrafına bakar

- Olan oğlum etmeyin günahtır” der. Bazen de bakar ki hakem haksızlık etmiş bütün seyirci feryat ediyor. o zaman da:

- Ben duymadım ben duymıram oğlum” der.
Bir gün Naim hoca maçta öyle dalmış ki Erzurumsporlu futbolcular koşarken

- Eşkıle ola, eşkıle vurun” diyor. Bazen de penaltı atan bir oyuncu için ayağa fırlayıp:

- İsabet ya resulallah” demekten kendini alamıyor.
_________________________________

Erzurumspor 1.Ligde olduğu zamanlarda önemli bir maç var günlerden de Cuma günü ve maç saati ile namaz saati çakışıyor. Kendisi de maçta, soruyorlar Naim hocaya;
” Hocam Cuma namazını kaçıryoruz”
Naim Hoca ;
” Namazın kazası (telafisi) olur ama böyle bir maçın kazası olmaz “
____________________________________
Bir gün camide vaaz verirken dar kotlar hakkında şöyle demiş:
-Garilariniza gızlarınıza o daracık kotları giydirmeyin, ey cemaat herbiyerleri ortada. Cemaatten biri seslenmiş:
-Ama Hoca, senin kızların da giyir.
Hoca:
-He ama çokta yakışır bacaksızlara.
________________________
Naim Hoca camide vaaz verirken ,sırtını duvara ya da direğe dayayıp uyuyanlara kızar , sağ işaret parmağını sol dirseğine getirip şöyle dermiş :
– Müslüman ahan bele gedayıf dolmalarıni götürirsiz, gelir camide de hır hır uyursiz, hele gahın uşah,gahın, ellem gullem etmeyin.
__________________________
Teravih namazı sırasında gürültü yapan ve hocadan evvel veya sonra secdeye varan; caminin mahfel denilen üst kısmındaki kadınları şöyle uyarır Hoca:
-Mahfildeki garılar, ele tek tek yatıp galhmak yok. Bundan sonra bennen yatıp, bennen bereber galhacahsız!
_________________________
Bir Ramazan günü Erzurumlu iki arkadaş Naim Hoca’ya giderek bir mesele danışırlar. Ramazanın ortasında Antalya’ya gidecek olan bu iki arkadaş, denize girerlerse oruçlarının bozulup bozulmayacaklarını öğrenmek isterler. Hocaya :
– “Hocam, acaba Ramazanda denize girersek orucumuz bozulur mu bozulmaz mı?” diye sorarlar. Naim Hoca, her zaman ki haliyle önce gözlerini büzer ve düşünür, sonra da şu cevabı verir:
– Uşah Ramazanda siz denize girersez orucuz bozulmaz, ama deniz size girerse orucuz bozulur.
___________________________
Erzurumspor yenilirse küme düşecek, berabere kalır ya da yenerse ligde kalacaktır. Hoca’dan dua etmesini isterler:
– Hocam bi dua et de takım yensin, heç degilse berabere galsın.
Hoca dua eder. Maçın 90 dakikası berabere biter ama Erzurumspor uzatmalarda bir gol yer ve küme düşer. Taraftarlar:
– Ne biçim dua ettin” diye Hoca’ya çıkışırlar. Hoca:
– Ula uşah ben 90 dekke için dua ettim. Ne bülim gavat uzadacah!.
________________________
Bir keresinde Naim Hoca çıkmış vaaz kürsüsüne, başlamış guslün farzlarını anlatmaya. Farzlardan ikisi aklına gelir, üçüncüsü gelmezmiş. Naim Hoca Erzurum şivesiyle kürsüden cemaate sorar:
“Söyleseniz be cemaat, öbürü neydi?”

_______________________________________

Naim Hoca, futbola ve Erzurumspor’a o kadar düşkündür ki, bazen camideki vazifesiyle stattaki vazifesini birbirine karıştırırdı. Öyle ki maç sırasında: “Safları sıkı tutun” der, camide de seyrek olan saflara “Defansı sıkı tutun” diye bağırdığına rastlanırdı.

Bir gün cemaat Naim hocaya gelir
-Hocam namazı hızlı kıldır da Erzurum spor maçına kavuşalım der.
Hoca;

-Tamam
Der namaza başlarlar Naim hoca öyle hızlı kıldırır ki dua falan okumaz sadece yat kalk sağa selam verir sıra sola gelir selamı öyle bir uzatır ki cemaat dayanamaz sorar.
-Hocam ne oldi niye bele uzattın…
-Ula uşah susun radara yakalandıh.

Solda müftüyü görmüş meğer.

_________________________________________

Naim Hoca bir gün camide gusül abdestinden bahsederken:

- Birincisi ağza su vermek doli doli

- İkincisi burna su vermek doli doli.

Üçüncüsüne sıra gelince birden

- Ola bu üçüncüsü neydi”

der. mahalle mescidinde kimseden ses gelmeyince:
– Kahır ola. yoksa siz abdessiz mi gezirsiz”.

_________________________________________

Bir gün namaz kıldırırken aniden selam verip caminin kapısına koşmaz mı? merakla Naim hoca’ ya bakarlar. Naim hoca kapıyı kapatıp şöyle der:
– valla kurban abdestsiz olduğumu hatırlamadım. heç kimse dışari çıhmayacak. burada bekleyin. gidip abdestimi alacam namazi tekrar kılacağız”.

______________________________________

Naim Hoca dükkanını soyanlar için bakın ne demiş:
-Varisler üzülsün! Allah rızkımı hep verdi, yine de verecektir. Fazlası onlara kalacaktı.

_______________________________________________________

Naim Hoca anlatıyor:

- 27 Mayıs’ın sonrasında beni Demokrat Partiye yakın diyerek göz altına aldılar. ola Müslüman, ne yemek var, ne tanıdık var, ne cigara! nezarette bekleyip duriram! bu arada bir bahtım, bizim mehellede oturan bir poles.  Oni da nereden taniram: birkaç gün önce bir kundak uşağı ölmüş, adam garip, yardim ettim götürdük sabiyi defnettik. Baktim o.. ola ne ey! etrafindakileri savdiktan sonra geldi. Hocam bir ehtiyacın var mi? Vay gurban olim, seni Allah gonderdi. al bu parayi bene birkaç paket cigara al, bir de su adama bir telefon et, senin edeceğin hizmet bu! Poles cigarayı getirdi, telefon ettiğini de söyledi. bir zaman geçmemişti ki beni nezaretten çıkarıp goyverdiler. Sora ögrendim ki benim yüzümden Vali de eyi bir azar işitmiş.

_________________________________

Senetsiz kefilsiz verdiği borçlar geri gelmediği zaman:

- Bu insanlara değil toplumun bu kadar yoksullaşmasına üzülüyorum. adam aldığı borcu getiremeyecek kadar fukaralaşmış.” derdi.

_________________________________________________
Ceviz Kabuğu programında sık sık “Hele bi dal cugara verde içek” deyip, tek ayağını altına alıp bir türlü rahat edememişti.

İzleyin: http://www.izlesene.com/video/erzurumlu-naim-hoca/1060285

Derleyen. Bülent Pakman. Bakü Şubat 2011.

DEVAMI İÇİN TIKLAYIN:        http://bpakman.wordpress.com/yurdum/bir-baska-hoca-naim-golleroglu/naim-hocanin-ataturk-siiri/

Yurdum içinde yayınlandı | Tagged , , , , | Yorum yapın

Bu Hoca Başka Hoca – Naim Gölleroğlu

1993 yılında Erzurum’un Yavi beldesinde 32, Erzurum-Erzincan karayolunda 4 ve Çiçekli Köyünde 6 vatandaşımızı şehit eden bölücü terör örgütünü telin için Erzurum’da iki gün üst üste mitingler düzenlenir. Yaklaşık 30 bin kişilik grup, Cumhuriyet caddesinden başladığı yürüyüşte Kürt kökenli vatandaşların yaşadığı Mahallebaşı’na yönelir, yüzlerce asker ve polisten oluşan barikatı aşar. Kalabalık, Mahallebaşı’na yaklaşmak üzereyken 9. Kolordu Komutanı Doğu Aktolga ve  Erzurum Valisi Oğuz Berberoğlu’nun hemen bir sivil ekip göndererek Naim Gölleroğlu hoca’yı evinden aldırırlar. Vali’nin ricasıyla grubun önüne geçen Naim Hoca, megafondan yaptığı konuşmayla kalabalığı geri çevirmeyi başarır.

- Ula müslüman hele dikkat buyur. siz ne yapır, nereye gidirsiz. Casusların oyununa alet olirsiz. Oyuna gelmeyen evinize gidin. Devlet suçluları bulup cezalandıracaktır. Allah bu vatan hainlerini kahhar ismiyle kahredecektir. Sakin olun. evinize gidin. Ordumuz, polisimiz hainleri bulup cezasını verecektir. Bir cahillik yapıp da kardeş kanı dökmeyelim.

Kendilerine aşina gelen üslubun etkisiyle sakinleşen Erzurumlular hep bir ağızdan İstiklal marşı’nı okuyup dağılırlar.

Ertesi günkü gazeteler ve televizyonlar baş sayfalarına ve ekranlarına konuk ederler bu kahraman din adamını. İşte o zaman tanımıştı Türk halkı Naim Hoca’yı. Başbakan Tansu Çiller, kendisini Ankara’ya davet ederek teşekkürlerini iletmişti.

Naim Gölleroğlu Hoca 1925 yılında Erzurum’da doğdu. Küçük yaşlardan itibaren Erzurum’un tanınmış hocalarından dersler aldı. Geçimini sağlamak için bir süre berber çıraklığı yaptı. 1944-1947 yılları arasında askerliğini yaptıktan sonra çeşitli camilerde imam olarak çalıştı. Vaaz verirken cemaatin yüzünde tebessüm eksik olmazdı. Konuların içine nükteler serpiştirir ayet ve hadisleri tarihi vak’alarla şerh ederdi. Dinleyenleri sürekli uyaran bir hitabet gücüne sahipti. Dağarcığında her konuşmasını süsleyecek kadar güzel gazel kaside dörtlük ve beyitler vardı. Bazen kendisi de aşıkların yaptığı gibi şiirler okurdu.  Son 10 yıl boyunca Zeynel Camiinde imamlık ve vaizlik yaptıktan sonra emekliye ayrıldı. Hacılar hanı yanında 3 – 4 metrekarelik çok küçük bir dükkanda ömrünün sonuna kadar el emeği ile ekmeğini kazandı. Emekli maaşına ise el sürmüyor, Mehmetçik Vakfı’na bağışlıyordu. Erzurum’da evine ilk televizyon alanlardan biriydi. Evli biri erkek beş çocuk babasıydı.

Bölgede çok sevilen bir kişi olduğu için bakanlar, milletvekilleri, siyasi parti liderleri oy umuduyla sık sık kapısını çalarlardı ama hiçbirine yüz vermezdi… Çirkin bir iş yapan kişiyi kötülemez, ona işin çirkinliğini anlatırdı. Bilgili, kültürlü bir insandı; özellikle tarih bilgisi çok kuvvetliydi. O kadar çok seviliyordu ki, istese bir tarikat kurup çuvalla para kazanabilirdi ama yobazlıkla hiç ilgisi yoktu, Atatürk ve Cumhuriyet aşığıydı. Dükkanının duvarında bir Atatürk resmi ve Türk Bayrağı asılıydı. Kendisini ziyarete gelenlere din değil, Kuvayı Milliye’yi ve Atatürk’ü anlatırdı… Hem şair, hem de nüktedandı; şiirleri ve nükteleri vefatından sonra kitap haline getirildi. ”Ellem gullem” yani kurnazlık lafını dilinden düşürmez, yazdığı şiirleri toplantılarda ezbere okumayı severdi. Atatürk’e yazdığı şiirle de büyük beğeni toplamıştı.

Sanatla, sporla çok yakından ilgilenirdi. Tiyatroya gitmeyi ve Erzurumspor’un maçlarını izlemeyi çok severdi. Yaz, kış, yağmur çamur, deplasman demeden ilerlemiş yaşına rağmen Erzurumspor’un maçlarına giden Naim Hoca, şeref tribününden tezahüratta bulunur, bazen heyecanından koltuğuna oturamayarak ayakta maçı seyrederdi. Naim Hoca maça geldi mi hakeme ve karşı takımın oyuncusuna küfür ve hakaretler yok denecek kadar azalıyordu. Naim Hoca futbolun toplumdaki kaynaştırıcı etkisini çok iyi bildiğinden, fırsat bulduğu her imkanda taraftarlardan küfürsüz bir maç seyretmelerini ve takımlarını yürekten desteklemelerini isterdi. Eksi 30 dereceye varan şiddetli soğuklara rağmen başında mavi takkesi, sırtında pardesüsü ile Erzurumspor’un maçına giderdi. Bu yüzden 1995 yılında spor faaliyetlerini ve centilmenliği teşvik ettiği için Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi tarafından Dünya Fair-Play ödülüne aday gösterildi ve ödülünü Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta aldı.

Naim Hoca, yakalandığı akciğer kanseri ile 4 yıl boyunca mücadele ettikten sonra 1999 yılının 13 Ekim günü, 73 yaşında hayata veda etti. Vefat ettiği gün bütün Erzurum ağladı. Ertesi gün cenaze namazını Gürcü Kapı Camii’nde öğle namazını müteakiben Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz kıldırdı. Türkiye’nin dört bir yanından cemaat camiye sığmadığı için cenaze namazı caddelerde kılındı. Valisinden komutanına devlet esnafından işsizine halk yan yana omuz omuza saf tuttu. Ankara’dan siyasiler İstanbul’dan ünlü iş adamları yoğun gündemlere takılmadan Erzurum’a koştular. Başta Korgeneral olmak üzere 9. Kolordu Komutanlığı’nın tüm subayları da cenaze törenindeydiler. Naaşı geçerken tüm askerler selam durdular ve üzerinde Atatürk resmi olan bir çelengi kabrine koydular. Başbakan Bülent Ecevit, Naim Gölleroğlu’nun ölümünü üzüntüyle karşıladığını söyledi. Ecevit, Gölleroğlu’nun aydınlık düşünceli bir din bilgini ve çağdaş bir insan olduğunu belirterek, “Aynı zamanda çok iyi bir ozan ve sanatkardı. Maalesef onu yitirmiş bulunuyoruz. Bundan büyük acı duyuyorum. allah’tan kendisine rahmet, yakınlarına, Erzurumlu’lara, onu tanıyan ve sevenlere başsağlığı diliyorum” dedi.

DEVAMI İÇİN TIKLAYIN: http://bpakman.wordpress.com/yurdum/bir-baska-hoca-naim-golleroglu/naim-hocadan-hatiralar/

Derleyen: Bülent Pakman. Bakü Şubat 2011.

Yurdum içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

Azerbaycan’da Başörtüsü

Azerbaycan’da Başörtüsü ve İran Faktörü

Azerbaycan Müslüman bir ülke olmakla beraber halkın büyük çoğunluğu laik düşünceyi ve kavramını benimsemektedir. Bu yüzden Azerbaycan’ın müslümanlığı şimdilik ülkenin laik düzenini tehdit edecek tarafa çekilmemiştir. 

İran sınırları içerisinde yaşamakta olan ve ana dilleri Azerbaycan Türkçesi olan Güney Azerbaycan Türkler ise 20. yüzyılda üç kez ayaklanmış ve bağımsızlık kazanmaya çalışmışlardır. Bu yüzden İran’da hem şah hem de mollalar döneminde Türkiye, Azerbaycan ve Güney Azerbaycan Türkleri İran’da sürekli tedirginlik konusu olması yanında İran’ın eski ve yeni rejimlerine büyük tehdit olarak görülmüş ve görülmektedir. Ebulfez Elçibey’in döneminde İran’daki Türkler’in milli uyanışını açıktan teşvik eden tarz ve politikalar ve sonrasında Haydar Aliyev döneminde de Türkiye ile ortak projeler, Türk Jetlerinin Hazar üzerinde gövde gösterileri İran’ı çok rahatsız etmiştir. Son olarak da Dünya Azerbaycanlılar Kongresi’nde İlham Aliyev’in ilk kez “Ben 50 milyonluk Azerbaycanlı’nın Devlet Başkanıyım” ifadesi İran’ın geleceğini garantiye alma çabasına itmiştir.

İran bu sebeple Güney Azerbaycan Türklerini kara cehalete yöneltmeye çalışırken Türkiye ve  Azerbaycan’a da kendi İslam tarzını ihraç etmek için büyük çaba sarfetmektedir.  Bu çerçevede Azerbaycan Türklerine göre Azerbaycan’da hicab (tesettür) Vahhabi ve İran kaynaklarınca desteklenmekte ve finanse edilmektedir. Azerbaycan’da hicab hakkı ile ilgili gerginlikleri ve gösterileri başta İran’da Azerbaycan Türkçesinde yayın yapan Seher TV olmak üzere İran molla rejimi provoke etmektedir.

Aşağıda naklettiğimiz Azerbaycan yönetiminin liselerde başörtüsünü yasaklama kararının İran tarafından büyük tepkiyle karşılanması  bunun göstergesidir. İran’lı dini liderlerden Büyük Ayetullah Cafer Sübhani 14 Ocak 2011 de Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’e açık bir mektup göndererek bu kararı İslam karşıtı olarak nitelendirdi.

Antreparantez, ünvanı kendinden menkul bu “sözde” din adamına   sormak lazım, Kur’an da ruhban sınıfı öngörülmüş mü, Peygamber zamanında her hangi birine dini ünvan verilmiş mi diye. 

Azerbaycan’ın İran Büyükelçisi Aliyar Seferli’ye göre “İran Azerbaycan üzerindeki etkisini artırmak için İslam’ı kullanmakta ve bunu yapmak için en küçük bir fırsatı dahi kaçımamaktadır”.

Azerbaycan Türkleri Türk dizilerinin etkileriyle Türkiye vatandaşlarının hayat tarzımızı kendilerine daha uygun görmektedirler kesinlikle İran’ınkini değil. Azerbaycan’ın laik bir ülke olduğu ve tesettürün baskı altında olmadığını Azerbaycan’da yaşayan Türk vatandaşları görmektedir. Ancak Azerbaycan yönetimi Türkiye’nin yaptığı hataya düşmeye de niyetli değil. Nedir Türkiye’nin hatası? Demokrasi, milli irade, inanç ve eğitim özgürlüğü vb iddialarıyla adım adım din devletine doğru gidişi adeta seyretmesi.

Aşağıdaki haber İran kaynaklı http://www.abna.ir/ web sayfasından derlenmiştir:

“Azerbaycan’da orta okullarda başörtüsü yasaklandı. Azerbaycan Eğitim Bakanı Misir Merdanov, 16.12.2010 tarihinde yaptığı açıklamada orta okullarda başörtüsünün yasaklandığını, öğrencilerin okul dışında istediklerini giyebileceklerini söyledi.

Merdanov, “Azerbaycan Anayasasının Eğitim kanununun 14.10’uncu maddesinde bu konuya ilişkin gerekli talepler yer almaktadır. Biz dinimizden vazgeçmiyoruz, hepimiz Müslüman’ız. İslam dinini yaşıyoruz, dinimizin taleplerine uymaktayız fakat ortaokullarda öğrenciler okula talep edilen okul kıyafetleri ile gelmeliler. Okul sonrası herkes istediği kıyafetle gezebilir” dedi. Bakan, vatandaşları, başörtüsünün Azerbaycan okullarında yasaklanması yönündeki dış ve iç tahrikine, provokasyonlara uymamaya çağırdı.

Şarkiyat Enstitüsü Müdürü ve Azerbaycan Milli Meclisi Bağımsız milletvekili Covher Bahşeliyeva, ülkede kapanmanın yükselişe geçişi karşısında endişelerini şöyle dile getirdi:

“Devletin özelde de Eğitim Bakanlığı’nın bu konudaki tavrını doğru olduğuna inanıyorum. Hatta şunu diyebilirim; geç bile kaldılar. Kanaatimce bunu çok daha önce yapmalıydılar. Bu bir prensip sorunu. Azerbaycan medeni bir ülkedir, burada eğitim de medenidir. Doğal olarak mantıken okul kıyafeti de medeni olmalıdır. Ben küçük çocukların kapanmasına karşıyım. Din ve vidan özgürlüğüne sahibiz. Ancak bu, kızların anne-babalarının, yada diğer aile fertlerinin, ya da bazı durumlarda komşuların baskısı altında kapanmaları anlamına gelmez. 18 yaşını doldurup reşit olduktan sonra özgür tercihlerini yapabilir, hicab giyebilirler biz de buna saygı duyarız. Tesettüre girmeyen bir kadın, Azerbaycan kadını için büyük bir kazanım ve başarıdır. Bu değerinin farkında olmalıyız. Doğuda tesettüre karşı mücadele yüzyıllar boyu sürdü. Bundan çok acı çekenler de oldu. Bu Sovyet rejiminin başörtüsüne karşı verdiği mücadele ile sınırlı sanılmamalı. 19. Yüzyılda ilericiler, yazarlar, şairler, felsefeciler Mısır’da, Suriye’de, Irak’ta ve diğer Arap ülkelerinde tesettüre ve peçeye karşı mücadele verdiler. Arap dünyasında bu konuda yazılı eserler de ortaya konuldu. Tekrar şunu söylemeliyim ki, tesettüre dönüş ne bir ilerleme ne de yararlı bir şeydir.”

Azerbaycan Parlamentosunun İnsan Hukukları Komisyonu Başkanı Rebiyyet Aslanova da, “Azerbaycan okullarında başörtüsüne bağlı fikrimiz değişmezdir. Azerbaycan okulları dünyevi okullardır. Bu bakımdan da Azerbaycan’ın orta okullarında başörtüsüne izin verilmesi imkansızdır. Bugün Azerbaycan’a sunulan bir yabani model olan başörtüsü Azerbaycan’a gerekmez. Azerbaycan’da yaşlı ninelerimiz başlarını örterler fakat gündemde olan başörtüsü Azerbaycan’ın ortaokullarında kabul edilemez bir durumdur” diye konuştu.

Başörtüsü yasağı ile ilgili olarak basın mensuplarına açıklama yapan Azerbaycan Yabancı Diller Üniversitesinin Rektörü, Milletvekili Semed Seyidov ise, “Eğitim sistemimizi geliştirmek istiyorsak, dünya değerlerini Azerbaycan’a getirmek istiyorsak, Azerbaycan’da mutlaka sivil devletin esaslarını ortaokullarda en yüksek kalitede olmasını sağlamalıyız. Bu da bize anayasamızda bize verilen imkanlardan öne gelmektedir. Hiç kimsenin Azerbaycan anayasasını değiştirmeye veya ona karşı çıkmaya yetkisi de yoktur” ifadelerini kullandı.

Azerbaycan Eğitim Bakanlığından yapılan bir başka açıklamada ise, Azerbaycan üniversitelerinde öğretim üyeleri ya da öğrencilerle alakalı herhangi bir başörtü yasağı bulunmadığı belirtildi. Ancak dinci çevreler böyle bir yasak olmamasına rağmen bazı üniversitelere başörtülülerin alınmadığını iddia ediyorlar.

Kaynak: http://www.abna.ir/

Aşağıdaki değerlendirme ise Azerbaycan yönetiminin liselerde türbanı yasaklama gerekçesini haklı göstermektedir:

1) Türbanın (dini giyimin) çocuklara giydirilmesi çocuk haklarının ihlalidir.

2) Giyinme özgürlüğünü savunmak birilerinin türban takma hakkını da güvenceye alır ama bunun tersi geçersizdir.

Giyinme özgürlüğü seküler, insani değerlerden kaynaklanan bir ilkedir. Tıpkı inanç/inançsızlık özgürlüğü ilkesinin inananların inanma hakkını koruması gibi isteyenlerin örtünme hakkını güvenceye alır. Ancak toplumsal güç dengelerinin siyasal İslam’ın lehine değiştiği toplumlara baktığımızda örtünme “özgürlüğünün” bir dayatmaya dönüştüğü görülür. İran İslam Cumhuriyeti, Taliban ve irili ufaklı terörist İslami çetelerin yönetimi altındaki Afganistan bunun somut örnekleridir….Giyinme özgürlüğü koşulsuzdur, ne giyeceklerine bireyler karar verir. Ancak bu ikilemin dışında kalan, sorulması gereken çok önemli bir soru var: Kadınlar (veya insanlar) niçin (aşkınsal bir buyruğun zoruyla) örtünmek zorundadırlar? …Örtünme özünde kadını toplumsal ilişkilerden dışladığından kadını ayrı düzlemlerde metalaştırır: İlkin kadın artık bir insan değil örtünme yoluyla korunması gereken “namus”, “onur”, “iffet” gibi aşkın, soyut bir varlık olur. Kadın, tesettürün hediye kağıdına sarılarak dolaşıma sunulmuştur artık….

Peki, Azerbaycan’da İslami faaliyetler sadece İran ve Suudi Arabistan kaynaklı mıdır. Türkiye’nini hiç mi rolü yok? Bazı Azerbaycan Sivil Toplum Kuruluşları bu konudaki olumsuzluklara neden olarak açıkça Türkiye’nin AKP iktidarının politikalarını göstermektedirler. “Biz dindar değildik; bu kadar dindarlaşmamızın nedeni AKP hükümetidir” diyenler var. İyi ama İslami hayat tarzı ve İslami rejim faaliyetçilerinin en başında yer alan Fethullah Gülen’in  okulları, dersaneleri ve TV kanalı Azerbaycan’da serbestçe eğitim veriyor. 2009 rakamlarıyla Gülen’in Çağ Öğretim Şirketi’ne bağlı Bakü, Sumgayıt, Mingeçevir, Şeki, Lenkeran, Guba, Nahçivan, Ağdaş gibi büyük şehirlerde 12 adet ilköğretim ve lise, Bakü ve Sumgayıt’da Araz Kursları adı altında 11 adet üniversite hazırlık dersaneleri ve Bakü’de Kafkas Üniversitesi bulunmaktadır. Samanyolu TV kanalı Bakü’de kablo paketi içinde yayın yapmaktadır. Buna ne demeli?

Bülent Pakman.

Bloğumdaki yazılar izin alınmadan, aktif link verilmeden yayımlamaz, alıntı yapılamaz.

AZERBAYCAN GÜNLÜKLERİ:

Türk vatandaşlarına Bakü’ye gelmeden önce yardım için şahsi görüşler yanında bazı bölümleri kaynakları verilmiş yorumlu-yorumsuz alıntılarladerlenmiştir.   Tenkidi (eleştirel) ya da başka hiç bir amacı yoktur. Ülkenin yaşamakta olduğu hızlı gelişim sonucu çok şeyin zamanla değişerek güncelliğini yitirmekte olduğu da göz önüne alınarak burada yazılan herşeyin doğru ve aktüel olduğu düşünülmemelidir. Kelimelerin çoklu anlamlarında ve ifadelerde tam bilgi sahibi olunmadan değerlendirmeler yapılması yanlış anlamalara sebep olabilir.

 

Twitter Widgets Facebook Widgets

Bakü Ofis 2011Bülent Pakman kimdir   http://bpakman.wordpress.com/pakman/

Dünya içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , | Yorum yapın

Suuddan haberler

Müthiş haberler

Suudi Arabistan’da din adamı Şeyh Muhammed Munajid, Mickey Mouse’ın şeytanın askeri olduğunu ileri sürerek ölmesi gerektiğini savundu.

Walt Disney kahramanı Mickey Mouse’a Suudi Arabistan’dan tepki geldi. Müslüman din adamı Şeyh Muhammed Munajid, yaptığı çıkışla Batı dünyasını şaşkına çevirdi.

Farelerin şeytanın askeri olduğunu ifade eden Şeyh Muhammed Munajid, bu nedenle Mickey Mouse’ın da ölmesi gerektiğini savundu. Tom ve Jerry karakterlerinin de aynı tehlikeyi teşkil ettiğini söyleyen Şeyh Muhammed Munajid, “Fare şeytanın askerlerinden biridir. Onun tarafından yönlendirilir. Bir fare bir tenceredeki yemeğe dokunur ise onu dökmek gerekir. Sıvı gıdalarda da aynı durum geçerli.” dedi. KAYNAK Habertürk 6 Şubat 2013. http://www.haberturk.com/polemik/haber/817721-cizgi-film-karakterine-sok-suclama

——————————————–

Suudi Arabistanlı bir din adamı, küçük kız çocuklarına cinsel taciz olaylarının son dönemde arttığını belirterek, bütün kız bebeklere burka giydirilmesi gerektiğini söyledi. Öz kızına tecavüz edip öldüren bir başka din adamına verilen hafif ceza ise tepkilere neden oldu.

/_np/3807/19133807.jpgRadikal İslamcı yayınlarıyla bilinen El Macid televizyonuna açıklamalarda bulunan Şeyh Abdullah Davud, peçeli çarşaf olarak da bilinen burkanın kız bebekleri koruyacağını söyledi. Şeyh kimliğini açıklamadığı hastane ve güvenlik kaynaklarına dayanarak ülkede bebeklerin cinsel tacize hedef olduğunu söyledi.

Şeyh Davud’un açıklamaları sosyal medyada tepkilere neden oldu. Bazı kullanıcılar Şeyh’in İslam’ı aşağıladığını ve bireylerin mahremiyetini ihlal ettiği gerekçesiyle hakkında soruşturma açılmasını istedi.

Suudi Şikayet Komisyonu’nun eski yargıçlarından Şeyh Muhammed el Cezlana, El Arabiya’ya yaptığı açıklamada, Davud’un sözlerinin İslam’ı ve şeriatı aşağıladığını ve İslam dinini kötü gösterdiğini belirtti.

İnsanlara bu tür denetimsiz fetvalara kulak asmamalarını tavsiye eden Cezlana, böyle kararları herkesin veremeyeceğini ifade etti. Ne zaman çarşaflı bir bebek görse üzüntü duyduğunu da ifade eden Cezlana, bunun çocuklara yapılmış bir adaletsizlik olduğunu söyledi.

/_np/3801/19133801.jpgKENDİ KIZINI ÖLDÜREN DİN ADAMINA “YOK” DENECEK CEZA
Beş yaşındaki kızına tecavüz edip öldüresiye dövmekle suçlanan bir başka Suudi din adamının birkaç ay hapse ve 50.000 dolar “kan parası” ödemeye mahkum edilmesi ise ülkede tepkilere neden oldu.

Feyhan Hamdi isimli din adamının cezasının ölen çocuk kız olduğu için yarıya indirildiği de belirtildi.

İslamcı Suudi televizyonlarının tanınmış isimlerinden olan Hamdi, kızı Lama’yı kablolar ve bastonla dövdüğünü itiraf etmişti.

Hamdi’nin kızının bakire olmadığından şüphelendiği ve çocuğu zorla muayene ettirdiği de belirtilmişti.

Lama, Aralık 2011’de kafatası, kaburga kemikleri ve bir kolu kırılmış, vücudunun çeşitli yerleri yara ve yanıklarla kaplı halde hastaneye getirilmişti. Hastane görevlisi kızın bel kemiğinin kırıldığını ve “her şekilde” tecavüze uğradığını söylemişti. KAYNAK: HÜRRİYET 4 ŞUBAT 2013http://www.hurriyet.com.tr/planet/22512113.asp

—————————————————

Suudi Arabistan’ın danışma organı Şura Meclisi’nde kadınların nereye oturacağı tartışılıyor

Suudi Arabistan Başmüftüsü Şeyh Abdülaziz El Şeyh, ülke kadınlara ilk kez Şura Meclisi’nde sandalye vermeye hazırlandığı bir zamanda, erkek ve kadının karışık oturmasının “kadının namusu ve toplum için bir tehlike oluşturacağını” söyledi.

Şeyh Abdülaziz El Şeyh, Cuma günkü vaazı sırasında yetkilileri, kadın ve erkeklerin ayrı oturmalarının sağlanarak, Şeriat kanunlarına uymaya çağırdı.

Başmüftü El Şeyh’in sözleri, kadınların ülkenin en üst düzey danışma kurulu olan 150 kişilik Şura Meclisi’ne kabul edilmelerinin hemen öncesinde geldi.

Şura Meclisi, kanunların gözden geçirildiği, ancak veto edilemediği bir kurul niteliğinde. 2006’dan beri kadınlar Şura Meclisi’ne danışman olarak atanabiliyorlar, ancak oy verme yetkileri bulunmuyor. Şu an Şura Meclisi’nde 12 kadın bulunuyor.

Suudi Hükümeti, Şura Meclisi’nde kaç kadına sandalye ve oy hakkı verileceğini açıklamadı. Bazı yerel gazeteler kadınların meclis salonunda erkeklerden ayrı oturacağını öne sürerken, kimileri kadınlarla erkekler arasında iletişimin video konferans yoluyla olacağını iddia etti.

Kral Abdullah’ın kadınların Şura Meclisi’nde yer almasına izin vermesi, aşırı muhafazakar ülkede son yıllarda ortaya çıkan reform dalgasının bir ayağı olarak yorumlanıyor.

Geçtiğimiz yıl Suudi kadınlara kadın giyim ve iç çamaşırı mağazalarında çalışma izni verilmişti.

KAYNAK: Hürriyet. 5 Ocak 2013.  http://www.hurriyet.com.tr/planet/22298383.asp

—————————————-

Suudi müftüden kadınlara fetva: ‘Cennete gitmek için ÖSO militanlarının cinsel isteklerini giderin’

Suudi Arabistan’da Vahhabi müftü Muhammed El Arifi Suriyeli muhaliflerin uzun süredir savaştığı için cinsel ilişkiye gidemediğini söyleyerek, militanların cinsel isteklerini karşılamanın cennete gitmek için yerine getirilmesi gereken bir görev olduğunu iddia etti.

Presstv’nin haberine göre, Vahhabi müftü Muhammed El Arifi Suriye ile ilgili verdiği fetvada insanlık dışı önerilerde bulundu. Suriye’deki militanların iki yıldır savaştıklarını, bu yüzden uzun süredir cinsel ilişkiye giremediklerini söyleyen El Arifi, ÖSO militanlarının muta nikahıyla Suriyeli kadınlarla kısa süreli evlilikler yapabileceğini söyledi.

Müftü El Arifi “mücahit” olarak nitelendirdiği yabancı militanların Suriyeli kadınlarla ilişkiye girerek cinsel arzularını tatmin edebileceğini, böylece militanların “Suriyelileri öldürmek için kararlılığının artacağını” savundu.

Cinsel ihtiyaçları gidermek için yapılacak evliliklerde dul, boşanmış ve 14 yaşından büyük kadınların tercih edilmesi gerektiğini söyleyen müftü, militanların cinsel isteklerini karşılamanın cennete gitmek için yerine getirilmesi gereken bir görev olduğunu iddia etti.

KAYNAK: http://sozcu.com.tr/fetvaya-bak.html Sözcü 02.01.2013

——

Karınız Nerede Biliyor musunuz?

Suudi Arabistan’da erkek vasiler artık sorumlu oldukları kadınların ülke dışına çıkmaları durumundan cep telefonu mesajıyla haberdar ediliyorlar.

Araba kullanmaları zaten yasak. Yurtdışına seyahat ederken ise eşlerinin yazılı izni gerekiyor. Bu yasaklara rağmen Suudi kadınları şimdi de ülke dışına çıkarken elektronik bir sistemle izleniyor.

El Arabiya’nın haberine göre, Suudi Arabistan’da erkek vasiler artık sorumlu oldukları kadınların ülke dışına çıkmaları durumundan cep telefonu mesajıyla haberdar ediliyorlar. Hatta birlikte seyahat etseler bile…

Suudi kadınlarına yönelik araba kullanma yasağının kaldırılması için geçtiğimiz yıl yapılan kampanyanın sembolü haline gelen Manal el Şerif, bir çift tarafından uyarıldıktan sonra sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden haberi yaymaya başladı.

Köşe yazarı Bedriya el Bishr uygulamayı, “Yetkililer kadınları takip etmek için teknolojiyi kullanıyor” şeklinde yorumladı.

‘YA YANLIŞ KADINLA EVLİYİM, YA DA…’

Geçtiğimiz hafta başlatılan uygulama Twitter’da da tepki topladı. Bir tweet’te “Merhaba Taliban, işte sana Suudi e-hükümetinden ipuçları!” yazarken, bir diğerinde “Neden kadınları izlemek için onlara mikroçip yerleştirmiyorsunuz?” sözleriyle ironi yapıldı.

Hisham isimli bir kullanıcı ise “Eğer eşimin Suudi Arabistan’dan ayrıldığını öğrenmek için bir SMS’e ihtiyacım varsa, ya yanlış kadınla evliyim, ya da bir psikiyatriste ihtiyacım var” diye yazdı.

Şeriatla yönetilen Suudi Arabistan’da kadınların eşlerinin yazılı izni olmadan ülkeden ayrılmaları yasak.

Yerel medya, geçtiğimiz aylarda Suudi bir kadının İsveç’e kaçmasının uygulamayı başlatan neden olduğunu yazdı.

KAYNAK http://www.hurriyet.com.tr/planet/21995075.asp Hürriyet 23.11.2012

————————-

Dört eşini de bir okuldan seçti

Gazeteye göre, adı gizli tutulan eşlerden öğretmen olanı, okulda biri müdiresi, diğeri öğrencisi olan diğer eşlerle hiçbir sorun yaşamadığı gibi, iş ortamında birbirlerine olması gerektiği gibi yani öğretmen-müdire ve öğretmen-öğrenci ilişkileri çerçevesinde davrandıkları söyledi.

Suudi Arabistan’da duyanları hayrete düşüren, fıkra gibi bir olay yaşandı. Bir erkek aynı okulda görev yapan bir müdür, bir öğretmen, okuldan bir öğrenci ve okulu teftişe gelen bir müfettişle evlendi.

El Arabiya televizyonunun ünlü Okaz gazetesine dayandırdığı habere göre, adı gizli tutulan kişi 50 yaşındaki bir erkek.

Okaz gazetesi, haberi, “Kocasını hem öğretmeni, hem okul müdiresi ve hem de okulu teftişe gelen müfettişle paylaşan bir öğrenci hayal edin. İşte bu gerçek oldu” sözleriyle duyurdu.

Suudi Arabistan’da erkeklerin dört kadına kadar evlenmesine izin veriliyor.

Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/planet/21987843.asp Hürriyet 22.11.2012

—————-

Sen misin Namahremle Konuşan?

Suudi Arabistan’da ekmeğini getiren 2 erkekle konuşan 75 yaşındaki dul bir kadına, 40 kırbaç ve 4 ay hapis cezası verildiği belirtildi.

Suudi Arabistan’da bir mahkemenin geçen hafta, ölen eşi Suudi olan Suriye asıllı Hamise Savadi’yi yakın akrabası olmayan 2 adamla görüştüğü için mahkum ettiği, kararda, Savadi’nin cezasını çektikten sonra sınırdışı edilmesinin de istendiği kaydedildi.

Karar ülkede tartışmaya yol açarken, biri Savadi’nin ölen kocasının yeğeni olan iki erkeğin de suçlu bulunduğu ve hapis ile kırbaç cezalarına çarptırıldıkları bildirildi.

Savadi’nin avukatı Abdülrahman El Lahim, Associated Press’e yaptığı açıklamada, temyize gitmeyi planladıklarını söyledi. Suudi gazetesi El Vatan da Savadi’nin, kendisine 5 somun ekmek getirmelerini istediğini, her ikisi de 24 yaşında olan erkeklerle geçen nisan ayında görüştüğünü yazdı.

Haberde, kimlikleri, yeğen Fahd El Anzi ve iş arkadaşı Haciyan bin Zeyn olarak açıklanan erkeklerin, başkent Riyad’ın kuzeyindeki bir kentte Savadi’nin evine ekmekleri bıraktıktan sonra tutuklandıkları ifade edildi.

Kaynak: http://yenisafak.com.tr/Dunya/?t=09.03.2009&c=4&i=173984

9 Mart 2009

Not: Namahrem= Evlenmede yasa bakımından sakınca olmayan karşı cinsten biri. İyi de kadını  biri gammazlamış anlaşılan. Orada bunu bolca yaparlar. B.Pakman

—————————————————————————————————-

Cidde’de danslı içkili partiye baskın: 433 tutuklu

Suudi Arabistan’da bir mahkeme, Cidde kentinde alkollü içki tüketilen ve kadınlarla erkeklerin beraberce dans ettiği bir partiye katılan 20 yabancıya kırbaç ve 3 ila 4 ay hapis cezası verdi. Hüküm giyen 20 kişiyle beraber 240′ı kadın toplam 433 yabancının da din polisi tarafından tutuklandığı ve mahkeme kararını beklediği belirtildi. “Arsız bir partiye katılarak, içki içmek, karşı cinsle dans etmek ve bunu kamerayla kaydetmekle” suçlanan yabancıların milliyeti açıklanmadı.

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/2007/02/06/dunya/dun02.html

06 Şubat 2007

———————————————————————————————————–

Sen misin Tecavüze uğrayan

Suudi Arabistan`daki şeriat mahkemesi, toplu tecavüze uğrayan bir kadının hem kırbaç cezasına çarptırılmasına hem de hapse atılmasına karar verdi. …
Suudi Arabistan`daki şeriat mahkemesi, toplu tecavüze uğrayan bir kadının hem kırbaç cezasına çarptırılmasına hem de hapse atılmasına karar verdi. 23 yaşındaki bir kadın Cidde kentinde bir adamın aracına bindi. Ancak adı açıklanmayan kadın, araçtaki 4 erkeğin tecavüzüne uğradı. Bir süre sonra hamile olduğunu fark eden kadın hastaneye kürtaj için başvurunca durum ortaya çıktı ve bir yıl hapis ile 100 kırbaç cezasına çarptırıldı.

Kaynak: http://www.tumgazeteler.com/?a=4670271&cache=1 12.02.2009

—————————————————————————————————–

Spor yapmak bekareti bozarmış

Suudi Arabistan’da genç kızlar arasında artan obeziteyle mücadele için öngörülen beden eğitim dersi ulemaya takıldı.

Suudi Arabistan Prensesi Adile kızlar için beden dersi istedi ancak ulema, ‘Bekaret bozulur’ diyerek öneriye karşı çıktı. Kararda ‘ahlaksız kadın spor yapar’ sözleri ise dikkat çekti.

Suudi Arabistan’da şişman kız sayısı artınca Kral Abdullah’ın kızı Prenses Adile, kız çocuklar için de beden eğitimi dersi verilmesi çağrısı yaptı ancak ülkedeki radikallerin ve radikal din adamlarının bu çağrıya yanıtı sert oldu.

Genç kızlar arasında obezite oranının yüzde 51′e, kemik erimesi oranının da yüzde 67′ye çıktığı ülkede, “Çocuklarımız spor yapmıyor. Kız okullarına beden eğitimi dersi şart” demesi üzerine Eğitim Bakanlığı’nda çalışma başlatıldı.

Kraliyet ailesinin etkin isimlerinden Mekke Valisi Prens Halid el Faysal da bir okul ziyareti sırasında 8 yaşındaki bir kızın yanına gelip, “Ben de erkek kardeşlerim gibi okulda spor yapmak istiyorum” demesi üzerine “Bu isteğin yerine gelecek” diyerek kızlara da beden eğitimi dersi verileceğini müjdeledi.

‘AHLAKSIZ KADIN SPOR YAPAR’

Başını etkili din adamı Şeyh Abdul Kerim el Kudeyr’in çektiği radikal imamlar ise “Sadece ahlak seviyesi düşük olan kadınlar spor yapar. Bakire kızlar spor sırasında yapılan hareketlerle bekaretlerini kaybedebilir, o zaman bu durumu gelecekteki kocalarına nasıl açıklayacaklar” diye sordu.

Aynı kesim “En iyisi kızların evde oturması” diyerek kızlara beden eğitimi dersi verilmesine karşı çıkınca sonunda Eğitim Bakanlığı da kararından döndü ve “Kız okullarında beden eğitimi dersi verilmesi kesin olarak yasaklanmıştır” ifadelerini içeren genelge yayınladı.

Geçtiğimiz günlerde de okullar arası bir spor turnuvasına katılan kızlar yüzünden bu okullar hakkında soruşturma açılmıştı.

Kaynak: http://www.agnostik.org/13300-spor-yapmak-bekareti-bozar.html Habertürk, 02.01.2011.

———————————————————————————————————————————

Suudi polisi MTV’deki üç Arap gencin peşinde

MTV’de yayınlanan bir belgesel, Suudi Arabistan’ı karıştırdı. “Resist the Power” adlı belgesel dizinin, Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde geçen bölümünde yaşam tarzını anlatan bazı Suudi gençlerin yaptıkları, muhafazakârlaın tepkisini çekti. Belgesele karşı bir Facebook sitesi kurularak kamuoyu oluşturuldu ve nihayet, Suudi din polisi, belgesele konuk olan üç gencin peşine düştü.

Belgeselde 24 yaşındaki Aziz, Facebook’ta tanıştığı ve hoşlandığı bir kızla, sadece ailelerin girebildiği bir alışveriş merkezinde gizlice buluşmaya çalışıyor; 20 yaşındaki Fatma, kadınlar için siyah çarşaf giyme zorunluluğu olan ülkede, renkli çarşaf satın almaya çalışıyor; “Adalet ve eşitlik istiyorum” diyen 22 yaşındaki Ahmet’se, hemen tamamı yasak kitaplardan oluşan kütüphanesini kameraya göstererek sansürcü yönetimden şikayet ediyor.

MTV’nin Arapça kanalında yayınlanmadığı hâlde birçok Suudi vatandaşının internetten izlediği belgesel, son yıllarda reform çabası içerisinde olan ülke için bir test niteliği taşıyacak. S.Arabistan Enformasyon Bakanlığı din polisinin harekete geçtiğini doğruladı.

Kaynak: http://www.habergec.com/MTV%E2%80%99deki-%C3%BC%C3%A7-Arap-gencin-pe%C5%9Finde/ Hürriyet, 3 Haziran 2010.

——————————————————————————————————-

Viagra reklamı Suudi Arabistan’ı karıştırdı

Suudi kanalında viagra reklamı yayınlandı kıyamet koptu.

Suudi Arabistan’da erkekler için cinsel gücü artırıcı hap reklamının yayınlandığı Kanal 1 televizyonuna izleyicilerden şikayet telefonu yağdı.

Normalde muhafazakar ve ailelere yönelik programlar sunan kanalda yayınlanan 21 saniyelik reklamda bir erkek, eşi ve üç çocuğu salonda otururken eve geliyor ve karısına “Çocuklar nasıl?” diye soruyor.

Eşi, “Bütün ödevlerini bitirdiler ve sen Ebu Faysal ödevini unutma” diye cevap veriyor.

Adam çocuklarına bakıyor ve gülümsüyor. Daha sonra eşiyle yatak odasına geçiyor. Reklamın sloganı olan “Snafi” (İşi görür) o sırada ekranda beliriyor ve “36 saate kadar sertlik” ifadesi görülüyor.

İnternette reklamla ilgili öfke dolu yorumlar yapılırken, bir izleyici yorumunda, “Bir Suudi kanalının bunu yaptığına inanamıyorum. MBC kanalına (Dubai’den yayın yapan özel TV) benzedi” diyor.

YouTube’a da konulan reklamın Kanal 1 tarafından kaldırılıp kaldırılmadığı bilinmiyor.

Kaynak:  http://www.gazeteciler.com/gundem/viagra-reklami-suudi-arabistani-karistirdi-22236h.html 08 Eylül 2010.

———————————————————————————————

Şoförle aşk moda

Suudi Arabistan’da kadınlara uygulanan araba kullanma yasağı geri tepti. Şeriatın sıkı kuralları altında, ülkede üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören kadınlar, kendilerini gezdirsin diye kocaları veya babaları tarafından tutulan şoförlerle kaçamak yapmaya, aşk yaşamaya başladılar. Bunun üzerine, kadınlara araba kullanma izni verilmesi gündeme geldi.

ARAB News internet sitesine göre Suudi Arabistan’da özel şoförle aşk vakaları o kadar çok artış gösterdi ki, sonunda skandal boyutlara ulaştı. Gazeteler, ilk ağızdan yasak kaçamakların hikayelerini yazmaya başladılar. 26 yaşındaki Maisa, El Nadva gazetesine, başından geçenleri şöyle anlattı:

“Ailemle birlikte yaşıyordum ve babam bir Arap şoför tutuncaya kadar herşey iyi gidiyordu. Artık her gün üniversiteye otomobille gidip geliyordum. Şoförüm, son derece akıllı, yakışıklı ve düşünceliydi. Ona aşık oldum. Birlikte olduk ve hamile kaldım. Olay ortaya çıkınca, babam şoförü tutuklattı. Kadın sığınma evinde erkek ve kız ikiz bebek dünyaya getirdim. Sevgilim benimle evlenmek istedi ama ailem izin vermiyor. Ertesi yıl beni uzak bir kasabaya yolladılar. Sevgilim de hala hapiste. Yaptıklarımdan ötürü çok pişmanım. Keşke zamanı geri alabilseydim.”

ÇOCUK ASYALI DOĞDU

Adını vermeyen 28 yaşındaki evli kadın, yakışıklı sürücüsüne aşık olmuş. “Nasıl oldu anlamadım. Kocamla kötü bir dönemden geçiyorduk. Onunla yatmaktan nefret ediyordum. Oysa o, o kadar nazik, sevecen ve düşünceliydi ki aşık oldum” diye kendini savundu. Kadın, bir gün kocası tarafından aşığıyla birlikte bahçede yakalandığını, olaydan ötürü son derece utanç duyduğunu söyledi.

Ülkede şoför aşkının dallanıp budaklanmaya başlaması üzerine, devreye giren Mekke’deki fetva ve vaaz merkezi başkanı şeyh Abdullah el Ali, aileleri ve kocaları suçladı. Aile yanında çalışan erkek şoför veya yardımcılarla girilen uygunsuz ilişkilerin son zamanlarda çığ gibi arttığını belirten El Ali, “Kadınları, kızları suçlamıyorum. Kesinlikle onlarla yeterince ilgilenmeyen ebeveynlerle kocalar kabahatli. Onlar sürücülere güveniyor ve gerçek tehlikenin farkında değiller” diye konuştu.

El Ali, tanık olduğu bir olayı da “Evli ve çocuklu bir kadın, Asyalıya benzeyen bir bebek dünyaya getirdi. Yanlarında çalışan şoför Asyalıydı ve bebek tıpkı ona benziyordu. Tabii olay ortaya çıktı” diye anlattı.

Yasak ilişkilerin artması üzerine, Suudi kadınlara araba kullanma izninin verilmesi gündeme geldi. Böylece, sürücü çalışana ihtiyaç olmayacağı ve dolayısıyla kadınların da kocalarına sadık kalacakları, genç kızların da istenmeyen hamilelikler yüzünden mağdur duruma düşmeyecekleri belirtiliyor.

Kaynak: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6462219&tarih=2007-05-05 Hürriyet, 5.5.2007.

—————————————————————————————————-

Kadının çok eşliliği ancak dizilerde olur

Suudi Arabistan, “4 Kocalı Hürmüz” krizi yaşıyor. Ramazan dolayısıyla yayınlanan bir eğlence programında beşinci kocasını almak için dördüncüsünü boşayan bir kadının ekrana gelmesi ulemanın tepkisini çekti.

1992 yılından bu yana yalnızca Ramazan aylarında yayınlanan ve izlenme rekorları kıran “Taş ma Taş” adlı televizyon dizisi, her zaman olduğu gibi yine tabuları yıktı. MBC kanalında yayınlanan dizinin, “1 erkeğe 4 kadın” prensibini ti’ye alan bölümünde, dört kocalı bir kadının, beşinci kocayı almak için mevcut kocalarından birisiyle boşanmasının hikâyesi anlatılıyor. Suudi uleması, yerleşik değerleri komedi unsuruna dönüştüren bu diziye ateş püskürdü. Dini bir kanalda yorum yapan Şeyh Saad-el-Burak, Kral Abdullah’a çağrıda bulunarak, dizinin yapımcı ve yayıncılarının mahkemeye verilmesini istedi. “4 kocalı Hürmüz” bölümünü “iğrenç” bulduğunu belirten Şeyh Saad-el-Burak, “komedi, akademisyen ve dinle dalga geçmek için araç olarak kullanılıyor” dedi.

Aslında tepki çeken bölüm, Mısır’da El-Masri El-Yum Gazetesi’ndeki Suudi yazar Nadine El-Bidair’in Aralık ayında yayınlanan makalesine dayanıyor. Yazıda, dört eşli bir kadının eşlerinden birini kibrit çöpü çekerek boşaması anlatılıyordu. Kadın, genç hissetmek için kısa kibriti çeken kocasını boşuyor, yerine genç bir erkekle evleniyordu. Yazı İslam dünyasında büyük tepki çekmişti.

Dizinin ‘sabıka’sı çok

“Taş ma Taş”ın bu sezonki bir başka provokatif bölümünde, Suudi kardeşler, Lübnan’da bulunan amcalarını ziyaret ediyor. Gelgelelim bu uzak akrabalar, din olarak Hıristiyanlığı seçtiğinden, bu bölüm de yine ulemanın tepkisini çekmişti. İslâmiyet dışında herhangi bir dine mensup olmanın yasak olduğu Suudi Arabistan’da bu tür konuların işlenmesi tepki çekiyor.

Kaynak: http://www.arapulkeleri.com/2010/08/arabistanda-4-kocal-hurmuz-krizi.html 26 Agustos 2010 Hurriyetim.com.tr

———————————————————————————————–

Suudi Arabistan’da kadınlara özel ilk otel açıldı…

Tüm çalışanlarının da kadın olduğu otelde, her türlü sağlık ve güzellik merkezleri de bulunuyor.

20 Suudi prensesi ve iş kadınının sahibi olduğu Riyad’daki Luthen otelinin Müdürü Larrine Coutinho, Almanya’dan ABD’ye tüm dünyada bu tür oteller bulunduğunu söyleyerek, otelin çok büyük bir talebi karşıladığını belirtti.

Bu arada dinciler burayı lezbiyen oteli olarak nitelendiriyorlarmış.

Kaynaklar:

http://www.reuters.com/article/2008/03/19/us-saudi-women-hotel-idUSL1954726520080319

Sabah 19 Mart 2008 http://arsiv.sabah.com.tr/2008/03/19/haber,A2BAA895E4654412A1787236463C75C1.html

_________________________________________________

Kadın sürücü 4 gün araba kullanarak yasağı protesto etti

Kadınların otomobil kullanmasının yasak olduğu Suudi Arabistan’da, bir kadın dört gün boyunca Cidde sokaklarında engellenmeksizin otomobil kullandı.

AA

Cidde – Kadın hakları eylemcisi olan Necla Hariri telefonla AFP’ye yaptığı açıklamada, “Suudi Arabistan’da hiçbir yasa tarafından yasaklanmaksızın kadınlara otomobil kullanma izni verilmesi gerektiği mesajını vermek için” böyle bir girişimde bulunduğunu belirtti.

Ülkedeki bu yasağa karşı koymak için, internetten, 17 haziranda otomobil kullanma kampanyası başlatan bir Suudi kadın grubunun da üyesi olan Ciddeli genç kadın, beş yıl Kahire’de, beş yıl da Beyrut’ta yaşadığını ve bu kentlerde otomobil kullandığını kaydetti.

Hariri ayrıca “çocuklarıyla birlikte çıktığı veya alışverişe gittiği zaman kocasına, babasına veya erkek kardeşine bağımlı olmaktan bıktığını” da söyledi.

http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=243882   15 Mayıs 2011

———————————

Suudi Arabistan’da yasak olduğu halde otomobil kullandığı için 10 kırbaç cezasına çarptırılan ama Suudi Kral Abdullah tarafından affedilen Şeyma Castaniye’nin (34) çilesi bitmiyor.

Şeyma’nın cezası yine de infaz edilebilir. Çünkü Şeymayı bizzat arayıp affedeceğini söylen Kral’ın af kararı Cidde’deki mahkemeye henüz ulaşmadığı ortaya çıktı. Üstelik kadınların araba kullanmasına izin verilmesiyle ülkenin “bir batakhaneye” dönüşeceğini düşünen bazı üst düzey siyasetçi ve akademisyenin baskısıyla kralın af kararından dönebileceği de ileri sürülüyor.

http://www.hurriyet.com.tr/planet/19252491.asp  Hürriyet 16.11.2011

_______________________________________________

Suudi Arabistan’ın en üst dini konseyi olan Meclis el-İfta al-A’ala, kadınlara araba kullanma hakkı verilirse 10 yıl içinde ülkede bakire kalmayacağını, fuhuş, porno, homoseksüellik ve boşanmanın artacağını öne sürdü. Konseyin, Prof. Kamal Subhi ile hazırladığı fetva S. Arabistan’ın yasama organı olan Şüra Konseyi’ne iletildi. Kadınların araba kullandığı ülkelerde “ahlaki çöküşün” yaşandığını belirten Subhi hazırladığı raporda diğer Arap ülkelerindeki “deneyimlerine” de yer verdi.

Kadınların otomobil kullanmasına izin verilen bir Arap ülkesindeki bir kafede oturduğunu anlatan Kral Fahd Üniversitesi’nden emekli Subhi, “Tüm kadınlar bana bakıyordu. Biri bana uygun olduğunu açıkça gösteren bir jest yaptı. İşte kadınların araba kullanmasına izin verirseniz olacağı budur” dedi.

http://gundem.milliyet.com.tr/-kadinlar-araba-kullanirsa-ulkede-bakire-kalmaz-/gundem/gundemdetay/03.12.2011/1470471/default.htm

_________________________________

Suudi Arabistan yönetiminin verdiği sözlere rağmen, aşırı radikal öğretilerin yer aldığı kitapların ilkokul çağındaki çocukların eğitiminde hâlâ kullanıldığı ortaya çıktı.

Merkezi Washington’da bulunan Körfez Ülkeleri İlişkileri Enstitüsü, ilkokul çocuklarına el ve ayakların nasıl kesileceğini anlatan yeni basım kitapların kopyalarını inceledi.

Fox News’e kitap hakkında konuşan Enstitü Başkanı Ali el Ahmed, “Terörizm işte burada başlıyor, eğitim sisteminde” dedi. Kitapların basımı için gereken finansmanın Suudi devleti tarafından sağlandığını ifade eden Ahmed, gizli kaynakların kitapları krallığın dışına kaçırdığını söyledi.

 Ahmed, 2010-11 eğitim dönemi için basılan kitaplarda, hırsızların el ve ayaklarının nasıl kesileceğinin anlatıldığını, dokuzuncu sınıf kitaplarında ise “Yahudilerin yok edilmesinin zorunluluk” olarak aktarıldığını ifade etti.

Fox News-Hürriyet 22 Aralık 2011. http://www.hurriyet.com.tr/planet/19520204.asp

——————————————————-

Suud kralı, imamları ABD karşıtı konuşmaktan men etti.

Suud kralı Abdullah’ın Suudi Arabistanlı imamları Amerika yönetimi veya Amerika ürünleri karşıtı hutbe okumaktan men ettiği bildirildi.

Suudi Arabistan’da bazı güvenilir kaynaklar kral Abdullah’ın imamları Amerika karşıtı konuşmaktan veya Amerika ürünlerini boykot etmekten men ettiğini belirtti.

Bu haberin yayınlanması Suudi Arabistan’da halkın ve özellikle din adamlarının sert tepkisi ile karşılaştı.

Suudi Arabistanlı alimler bu kararı, kral Abdullah’ın açıkça İslam düşmanları olan Amerika ve korsan İsrail’i açıkça desteklemesi şeklinde yorumladı.

Söz konusu alimler kararın, Amerika ve korsan İsrail müslümanlar arasında tefrika çıkarmaya çalıştığı bir sırada alınmasına dikkat çekti.

KAYNAK: http://turkish.farsnews.com/newstext.aspx?nn=9012131248  4 Mart 2012

——————————————————-

Suud Kralına mektup yazmak bile hakaretmiş

Suudi şeyinden Karadavi’ye iç işlerine müdahale suçlaması

YDH- Suudi Arabistan ulema heyeti üyelerinden Şeyh Salih el-Lahidan, Mısır kökenli Katar din görevlisi Şeyh Yusuf el-Kardavi’yi “inancı sahih olmayan Müslüman Kardeşler örgütüne” bağlı olmakla suçladı.

El Alem televizyonunun haberine göre Suudi din görevlilerinden Şeyh Salih Lahidan, bugün Suudi basınında da yer alan açıklamasında Katar din görevlisi Yusuf el-Karadavi’yi Suudi Kralı Abdullah’a kadınlara araba sürme ve seçme-seçilme izni verilmesi için yazdığı mektuptan dolayı sert sözlerle eleştirdi.

Karadavi’nin Kral Abdullah’a mektup yazmasını “hakaret edici” ve “iç işlerine müdahale edici” diye niteleyen Suudi müftü, Karadavi’yi “inancı sahih olmayan Müslüman Kardeşler” örgütüne bağlı olmakla suçladı.

Şeyh Lahidan, “Gerçek şu ki Karadavi, büyük bir hakarette bulunmuştur; onun krala mektup yazmasının sebebi nedir? O, Müslüman Kardeşler grubuna bağlıdır. Müslüman kardeşler ise inancı sahih olmayan bir gruptur” dedi.

Kaynak:  http://www.yakindoguhaber.com/HD9940_suudi-seyinden-karadaviye-ic-islerine-mudahale-suclamasi.html   6 Mart 2012

______________________________________

KRAL REFORM KAŞITI DANIŞMANINI KOVDU

Suudi Arabistan Kralı Abdullah, cinsiyet ayrımcılığı konusundaki açılımlarına karşı çıktığı bilinen danışmanı Şeyh Abdülmuhsin el Obeikan’ı görevden aldı.

Obeikan, Kraliyet kabinesinin en muhafazakâr danışmanlarından biri olarak biliniyor. Suudi yetkililer, azil işleminin nedeniyle ilgili herhangi bir açıklama yapmadı, ancak karar Obeikan’ın kendi ifadesiyle “Etkin kişilerin kadının doğal statüsünü değiştirirerek Müslüman toplumunu yozlaştırma planları’’nı hedef almasını izliyor. Obeikan’ın açıklamaları ülkenin yasalarının kadınlar aleyhine katı bir şekilde yorumlanmasını yumuşatma girişimlerine karşı bir saldırı olarak görülüyor.

KAYNAK: http://www.haberturk.com/dunya/haber/741839-kral-reform-karsiti-danismanini-kovdu  13 Mayıs 2012

————————————————————

11 Haziran 2012 de Katar’ın Doha kentinden  Paris Charles de Gaulle havaalanına gelen Suudi Arabistan vatandaşı üç çarşaflı-peçeli kadın, giriş işlemleri sırasında pasaport polisin bütün ısrarına rağmen yüzlerini açmayı kabul etmediler. Kadınlar  bu yüDoha uçağına bindirilerek sınır dışı edildiler. Fransa’da  peçe yasağı, 2010 yılında peçenin kadın haklarına aykırı olduğu gerekçesiyle yürürlüğe girmişti. Belçika’da aynı yolu izledi.

Suudi Arabistan nasıl ülkelerine gelen yabancılardan kendi ülkesindeki Suudi yorumlu şeriat yasalarına, ülke gelenek ve göreneklerine, adetlerine uymalarını istiyorsa Fransa’da Suud vatandaşları dahil olmak yabancılara üzere ülkesindeki yasalara uymalarını isteme hakkına sahiptir. Bir Fransız nasıl Suudi Arabistana girerken yanımdaki alkollü içkiyi ülkeye sokmaya hakkım var diyemezse Fransa’ya girmek isteyen peçeli kadınlar da peçelerini kapalı tutmaya, üstelik peçelerini açmayıp pasaport polisine kimliklerini kontrol ettirme imkanını vermeme hakkına sahip değillerdir. Bu üç peçeli kadın Fransa’ya girmeye mecbur mudur? Fransa babalarının ülkesi midir? Bir yabancı ülkenin yasalarını beğenmiyorsan o ülkeye gitmezsin olur biter.  Alkol içmene, peçe takmana izin vermiyor mu? Sen de git alkol içebileceğin, peçe takacağın  bir ülkeye.

Bu arada Suudi Arabistan’a giriş yapan peçeli bir kadının kimliği nasıl anlaşılıyor diye merak eden olursa anlatalım. Böyle bir kadın olduğunda bir odaya alınıyor. Orada sadece bayan bir polis kadının yüzünü açıp kontrol ediyor. Elbette ki başka ülkeler böyle bir uygulama yapmak zorunda değil. Hele Fransa zaten peçeyi yasaklamış, kapısına gelen peçeyi açmak zorunda. Kimileri diyor ki Fransa böyle hareket ederek özgürlükleri kısıtlıyormuş. Çoğu insanlar bunu söyleme hakkına sahiptir ama Suudlular değil. Çünkü Suudi Arabistan da insanın giyimin özgürlüğüne tamamen  müdahale ediyor. Öyle ki Fransa’nın bu konuda yaptığının açık bir hapishane olan Suudi Arabistanın yaptıklarıyla uzaktan yakından ilgisi yok.

Bülent Pakman. Haziran 2012

————————————————————-

Suudi Arabistan’da Şii bir din adamının tutuklanmasını protesto etmek amacıyla düzenlenen gösterilerde iki kişi öldü.

Aktivistler, ülkenin Doğu Bölgesi’ndeki Katif şehrindeki gösteriye katılan Ekber el Şakuri ve Muhammed el Filfil’in güvenlik güçlerinin açtığı ateşte öldüğünü söyledi.

Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı ise polis ve göstericiler arasında çatışma çıkmadığını, olayın soruşturulduğunu duyurdu.

Yetkililer, din adamı Şeyh Nimr el Nimr’in polis takibi sırasında arabasında yaralandığını belirtmişti.

İçişleri Bakanı, Şeyh Nimr’i “isyanı kışkırtmakla” suçlayıp bacağındaki yaranın tedavisi tamamlandıktan sonra sorgulanacağını ifade etti.

Din adamı, on gün önce yaptığı açıklamada tutuklanmasının veya öldürülmesinin, reform talebiyle düzenlen gösterilerin yayılması için teşvik edici olacağını belirtmiş, mezhepsel ayrımcılığın sona erdirilmesi ve siyasi tutukluların serbest bırakılmasının da önünü açacağını söylemişti.

Suudi Arabistan’ın petrol zengini Şii Doğu Bölgesi halkı, Sünni iktidar altında ayrımcılığa maruz kaldıklarını savunuyordu.

Sünni Suudi kraliyet ailesinin idaresindeki, çoğunluğun Şii olduğu Bahreyn’de geçen yıl Mart ayında çıkan isyan Suudi Arabistan’a sıçramıştı.

“POLİS ÖLDÜRDÜ”
İçişleri Bakanlığı, Şeyh Nimr’in Pazar günü tutuklanmasıyla “ufak bir grubun” Katif yakınlarındaki el Evamiye bölgesinde toplandığını söyledi.

Bakanlık, “Şehrin gelişigüzel bölgesinde silah sesleri duyuldu. Ancak herhangi bir güvenlik sorunu yaşanmadı” mesajını verdi.

Bakanlık, güvenlik güçlerinin dört kişinin hastaneye kaldırıldığına dair duyum aldığını belirtip ekledi:

“İkisi ölüydü, diğer ikisi hafif yaralıydı. Olayla ilgili yetkin kişiler soruşturma başlattı.”

Şii aktivistler ve internet siteleri iki kişinin, Katif’in Riyad sokağında toplanan yüzlerce kişinin gösterisini dağıtmak isteyen polisin açtığı ateşte öldüğünü ifade etti. 

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/07/120709_saudi_protests.shtml

Bülent Pakman. 3 Şubat 2011. Güncelleme 4 Şubat 2013.

Suudi Arabistan ile ilgili günlükler

Facebook WidgetsTwitter Widgets

Bakü Ofis 2011Bülent Pakman kimdir    http://bpakman.wordpress.com/pakman/

Orta Doğu içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , | Yorum yapın

Biz Bize Benziyoruz

Şenbe (Cumartesi) gecesi Bakü’de ani diş ağrısı.  Nedense hep Cumartesi gecesi başlar bu meret. Ertesi gün karşı eczaneden diş ağrısı için olduğunu belirterek ağrı kesici alıyorum. İngiliz malı, 12 lik fiyatı 3 dolara geliyor.

Tesadüf bu ya birinci gün (Pazartesi) bizim şirketin Ateşgah Sigorta diye bir yerle özel sağlık sigorta anlaşması, Salı günü de sigorta kartı önüme geliyor. Listede ofise yakın Intermed diye bir diş kliniğini bulup telefon ediyorum. Önce sigorta şirketini arayacaksın diyorlar. Öyle yapıyorum. Derdimi anlatıp sigorta ve telefon numaramı veriyorum. 1.5 saat sonra bana dönüyorlar, saat 15.30 da İntermed Kliniğinden randevu almışlar. Biraz sonra da klinikten arayıp 14.15 de gelin diyorlar. Gidiyorum, Ali (Yüksek) Mahkemeye yakın mütevazi bir yer, temiz sayılır. Saat 14.25 de bir hemşire gelip beni alıyor. Önce tedavi koltuğuna dümdüz oturtuyor, başım aşağıda kaldığı için vücudumdaki tüm kan beynimde. Şükür ki sonra karar değiştirip doğrultuyor.  Röntgen çekip anında bilgisayar ekranına aktarıyor. Azerbaycanlı diş hekimi “dişinde irin var, periodontitis, bunun tedavisi sigorta kapsamı dışında ve 150 AZN (190 $) ödeyeceksin, önce antibiyotik alacaksın o da sigorta kapsamında değil” diyor. Hani sağlık sigortalıydık? Anladığım kadarıyla kanal tedavisi yapacak. Ben araştırmacıyım, bu arada ağrı da azaldığı için düşüneyim diyor ve yandaki eczaneden hekimin yazdığı antibiyotiği kendi paramla alıyorum. Hırvatistan ürünü, parası az değil 13.40 AZN yani 17 $ ve içinde sadece 3 hap var. Güya sigortam var. Sonradan öğreniyorum ki bu eczane, diş kliniği hepsi Ateşgah sigortaya ait. Tezgah, kazıklama ne ararsan var.

Yapacak bir şey yok. Akşam eve dönüşte apartmana girişinde yeni açılan K-Dent diş kliniğini (6. Paralelde) dışardan inceliyorum, temiz görünüyor.  İçeri giriyorum. Kızlar röntgen çekiyor, Azerbaycanlı Halil hekim bakıyor “antibiyotiye devam edin isterseniz şimdi açayım ve tedaviye başlayayım, ücreti röntgen dahil 40 AZN (50 $)” diyor. İyi hadi başlayın diyorum. İğne yapmıyor, nedeni de sinirlerin reaksiyonunu anlamak herhalde diyorum, belki de yapmıştır da hiçbirşey hissetmemişimdir. Tedavi bir kaç günde başarıyla sonuçlanıyor.

Bir kez daha anlıyorum Azerbaycan’da sigorta falan hikaye ve para bir numaralı önceliğe sahip. Basit bir kanal tedavisini adam sigortaya dahil değil deyip hem sigortadan 50 dolar alacak hem de  benden alacağı 190 doları da cebine atacaktı. Aslında klinik ve sigorta şirketinin ve de eczanenin sahibi aynı. Belli tezgah kurmuşlar hem sigorta primi alıyorlar hem de üzerine herşeyden para almak istiyorlar, beni de keriz zannediyorlar.

Yabancı isen her yerde kazıklamaya çalışıyorlar. Türkiye’de de böyle Azerbaycan’da da. Ama gördüğünüz gibi Halil Hekim gibi düzgün, dürüst insanlar da var. Birbirimize çok benziyoruz. Uyanık olacaksın ve araştıracaksın.

Bu arada sık sorulduğu için açıklamalar: Türkiye’de sosyal güvenceniz yoksa tedavi neye mal oluyorsa Bakü’de de aşağı yukarı aynı. Türkler Bakü’de konulan teşhislere güvenmeyip önemli durumlarda Türkiye’ye gidiyorlar. Ve diyorlar ki iyi ki öyle yapmışız.

2012  nin ilk 11 ayında  4 binin üzerinde Azerbaycan vatandaşı sağlık hizmeti için Türkiye`deki hastanelere başvurmuş.

………….

Bir yıl sonra çalıştığım şirket Sağlık Sigorta Şirketini değiştiriyor. Bu seferki Axa MBASK. Yine aynı tesadüf tam yeni sigorta kartım gelince dişim ağrıyor. Yeni sigorta şirketini arıyorum. Ne tarafta olduğumu soruyorlar, söylüyorum. Biraz sonra ararız diyor telefonumu alıyorlar. 5 dakika geçmeden Neodent diye yakında bir kliniği tarif ediyorlar, randevu saatini veriyorlar. Gidiyorum. Çok hijenik bir yer. Panoramik röntgenimi çekiyorlar. Azerbaycanlı doktor ve asistanı ikisi de bayan. Antibiyotik ve gargara veriyor, reçete yazıp damgalıyor, bu kez nedense ilaç sigorta kapsamında, çünkü eczane sigorta şirketine ait değil. Eczaneden hemen para almadan veriyorlar. Öyle bilgisayara falan da girmeden. Klinik 2 gün sonraya randevu vermişti. 2 gün sonra gidiyorum. Köprü gerekiyor bu da sigorta kapsamı dışında, köprü tek diş için 150 manat diyor hekim. Doğru, sigorta bize kapsamı göndermiş onu okumuştum. Peki tedavi? diyorum. Yılda bir diş diyor hekim. Sigorta kapsamını veriyorum burada böyle birşey yok diyorum. Bakıyor evet yok ama yılda 200 Manat ile sınırlandırımış, bana gösteriyor. Bir diş tedavisi 100 manatmış böylece 2 dişimi tedavi edin ben köprüyü başka yerde çok daha ucuza yaptırırım diyorum. Öyle deyince köprü fiyatı 150 den 120 ye iniyor. Bu arada dikkatimi çekiyor, geçen yılki hekim periodontitis sigorta kapsamı dışında demişti. Yeni sigorta kapsamında ise açıkça yazıyor periodontitis sigorta kapsamında.

Görüldüğü gibi 2 farklı klinik, 2 farklı yorum ya da 2 farklı sigorta 2 farklı kapsam. Ama bu sigorta daha iyi olsa da yine de Azerbaycan sigortası. Yani ödeme yapmamak için elinden geleni yapma kuralı sürüyor. Yeni sigorta şirketi tedaviye giden bizim arkadaşlara tahlil ve ilaç sigorta kapsamında değil demiş. Araba kazalarında da sigortalar herşeyi yokuşa sürüyorlarmış.

Bundan da bir yıl sonra çalıştığım şirket ne hikmetse tekrar eski sigorta şirketine dönüyor.

Bakü’de parayı bastırıp güya çok iyi denilen Merkezi Klinikanın doğum bölümüne giden Türk bayanlardan bizzat duyduğumuz,  orada refakatçileri dahil çok kötü muameleye maruz kalmaları, gittiklerine gideceklerine pişman olmaları. Mesela Azerbaycanlıların kolayca 50 manata yaptırdıkları bir operasyon için hiç gereği olmayan patalojik test de yapacağız deyip Türk bayandan 600 manat almışlar. Büyük para ödedikten ve parayla rezil olduktan sonra kesinlikle Türkiye’de doğum yapmaya karar veriyor konuştuklarımızın Türk bayanlar. Türk doktor bulup Bakü’de doğum yapmaya karar veren de çıkıyor. Azerbaycanlı dostlarımız da sağlık hizmetlerinden memnun değiller. Yukarıda rakamlarını verdiğimiz gibi bazılarının Türkiye’ye gittiğini bizzat müşahade ettik. Diğer taraftan Türk doktorlarının olduğu kliniklerden gayet memnun olanlar da var.

İlaç kutuları ve prospektüsleri genelde Kiril alfabesiyle. Targovi’deki Mango yanındaki Avis eczanesinden Türk ilaçları getirtilebilir. Bazı Türk ilaçları da bulunabiliyor. Nurofen, Ultraproc gibi. Lincocin ampul ise Ukrayna yapımı Linkomisin adıyla çok ucuz fiyata satılıyor. Ancak beher ampul 300 mg olduğu için çift çekim gerekebilir. Kalçadan iğneyi 2 manata yapıyorlar. Eve gelme mesafesine göre ve Pazar günleri biraz fazla vermek gerekecektir. Klinik ve eczanelerde de iğne yaptırmak mümkün. Multivitamin-mineraller Türkiye’den çok daha düşük fiyata satılıyor.

Bakü’de 9 200 e yakın hekim çalışmakta. Bu hekimlerin ortalama aylık maaşları 225 Manat.

Bülent Pakman. Şubat 2011. Son güncelleme Mayıs 2013. İzin alınmadan, aktif link verilmeden yayımlamaz, alıntı yapılamaz.

AZERBAYCAN GÜNLÜKLERİ:

Bakü’ye gelmeyi düşünen Türk vatandaşlarına yardım için şahsi düşünceler yanında bazı bölümleri kaynakları verilmiş yorumlu-yorumsuz alıntılarla derlenmiştir, tenkidi (eleştirel) ya da başka hiç bir amacı yoktur. Yaşanmakta olan hızlı gelişimler sonucu çok şeyin değişmekte, güncelliğini yitirmekte olduğu da göz önüne alınmalı, burada yazılan herşeyin doğru ve aktüel olduğu düşünülmemelidir.

 

Twitter Widgets Facebook Widgets

Photo 08.07.2012 16 16 29Bülent Pakman kimdir   http://bpakman.wordpress.com/pakman/

Dünya içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , | Yorum yapın

Baki Mezarlığı

Baki Mezarlığı

5.5 milyonu yabancı olmak üzere 27.5 milyon nüfusa sahip Suudi Arabistan’da Şiilerin yerli nüfusun % 12 sini teşkil ettiği (2.7 milyon) tahmin edilmektedir.  Şiiler daha çok doğuda Kuveyt ve Katar sınırlarında, Katif ve Hufuf’ta az bir kısımı da Medine’de yerleşiktir. S. Arabistan’a hakim olan Vahhabiler ile azınlıktaki Şiiler arasında sürekli bir güvensizlik, rekabet ve geçimsizlik söz konusudur. Bu geçimsizlik ufak da olsa arada çatışmalara neden olmaktadır. Bu çatışmaların yakın zamanda merkezi Medine’de Mescid-i Nebevi karşısındaki Baki Mezarlığıdır.

Cennet ül Baki, El Baki de denilen Baki Mezarlığında Hz. Muhammed’in ailesi, yakınları (sahabeler – 10 bin civarında) ile Şii Mezhebinde “Dört Ehlibeyt İmamı”, “Dört Masum İmam” olarak nitelendirilen Hz. Ali’nin oğlu, Hz. Hüseyin, Hz. Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin, Zeynel Abidin’in oğlu Muhammed Bakır ve onun oğlu Caferi Sadık yatmaktadır.

Vahhabilerin Hicaz’a hakim olmasından sonra burada bulunan tüm mezarlar tamamen dümdüz hale getirilmiş, mezar isim ve belirtileri ortadan kaldırılmış ve içine girilip ziyaret yapılması yasaklanmıştır. Zira Vahhabi inancında mezar yeri belirsiz ve dümdüz olmalı, sadece başında ufak bir taş bulunmalı ve ağıt yakmak şöyle dursun ziyaret bile edilmemelidir.  Özellikle kadınların mezarlığa ayak basmasını mekruh saymaktadırlar. Ayrıca türbenin Şiiliğin tersine Vahhabi inancında yeri yoktur ve Vahhabilik yine Şiilerin tersine imamlara aşırı sevgi ve saygı gösterilmesine de karşıdır. Vahabilik bunları “şirk” yani Allah’a eş koşma olarak kabul eder.

Vahhabi inancına ters olmakla birlikte yoğun ilgi ve şikayetler karşısında Baki mezarlığı günün belirli saatlerinde, sabah namazından sonra ve ikindi-akşam namazları arasında kısa süre, “kerhen” ziyarete açılmak zorunda kalınmıştır. Zira bu mezarlık sadece Şii İmamları değil çok önemli Sünni ileri gelenleri de barındırmaktadır, örneğin Hz. Abbas, Hz. Ayşe, Hz. Fatıma, Sad b. Ebi Vakkas, Hz. Hasan, İmam-ı Malik gibi.  Mezarlık açılmıştır ama yine de  hararetli dua etmek veya ağıt yakmak Vahabi inancı gereği yasaktır. Bunun yanında Vahabi baskıları yüzünden Suud hükümeti kadınların burayı ziyaret etmesini de yasaklamıştır. Kadınlar ancak mezarlığın dışındaki duvar aralarından dua etmektedirler. Bu yasak 9 Haziran 2008 de İran eski Cumhurbaşkanı Rafsanci’nin ziyareti sırasında beraberindeki kadınlar için geçici olarak kaldırılmıştı.

Suudi askerler ve Mutavvalar yani din polisi  burayı ziyaret edenlerin aşırı hareketlerde bulunmalarını engellemektedirler. Bu yüzden mezarlığı bazen topluca ziyaret eden Şiiler ile Suudi askerler ve Mutavvalar arasında çatışmalar olmaktadır. Bunun bir örneği 20 Şubat 2009 Cuma günü Suudi Arabistan’ın doğusundan topluca gelen Şiiler ile yaşanmıştır. Suudilerin iddiasına göre Şiiler Baki Mezarlığına giderken her seferinde Hz. Muhammed’in kabri yanındaki Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in kabirlerine küfretmektedirler. Ertesi gün Suudiler Baki mezarlığının etrafını plastik branda ile çevirmişler, böylece Şii İmamların mezarları görünmez hale gelmiştir. İran’ın şiddetli tepkisi yüzünde bu blokaj 2009 Nisan ayında kaldırıldı. 17 Aralık 2010 da Medine’de yaşayan ve “En-Nahavile” adı verilen Şiilerin Şia sloganları atması üzerine Sünniler ile başlayan kavgaya Suudi güvenlik güçleri müdahale etti.

1912 yılında kral İbn Suud tarafından değişik kabilelerden İhvan adı verilen bir topluluk  kuruldu.  Bunlar sıkı Vehhabi eğitimi aldılar ve Suudi ordusunun da çekirdeğini oluşturdular. İhvan Şiilerin zorla Vahhabileştirmesi için İbn Suud’a çok baskı yaptı ancak başarılı olamadı. Suudi Arabistan’da Şiiler inançlarını koruyabildiler ama kendi hayat tarzlarını hiç yaşayamadılar. İmamlarının mezarlarında ağıt yakamadılar, kutsal günlerinde ibadetlerini yapamadılar.  Kadınları inançlarında olmadığı halde örtünmek zorunda kaldı, çalışamadı, araba kullanamadı. Bu yüzden Şiiler Vahhabi  Suudi Monarşisine karşı çok cılız da olsa bir muhalefet kanadı oluşturdular.

29 Kasım 1979 da açık havada yapmaya kalktıkları Aşure günü töreni şiddet kullanılarak ve kan dökülerek dağıtıldı. 1 Şubat 1980 de olaylar tekrarlandı. İran’ın yeni İslam Devrimi S. Arabistan Şiilerine destek oldu. Suud hükümeti bundan sonra Şiilerin yaşadığı Al Ahsa bölgesine önemli yatırımlar yaptı. Şii muhalefeti yakın zamanda diğer sayfalarımızda geniş yer verdiğimiz Vecihe El Huvayder’in Bahreyn’e vasi izni olmadan gitme teşebbüsleri, ıssız  çölde araba kullanması ve internette yazdığı makalelerle sınırlı kalabildi. BAKINIZ: http://bpakman.wordpress.com/orta-dogu/suudi-arabistan/kadin/wajeha-al-huwaider/. Bir de yukarıda anlattığımız Baki Mezarlığında çıkan olaylar var. Hepsi hepsi bu işte. Buna karşılık Suudi monarşisinin  İran, Vahhabilerin de  Şii fobileri yüzünden Şii muhalefete göz açtırılmamaya devam edilmektedir. Aşure törenlerini hala yaptırmıyorlar. Hala Şiilerin camileri yok. 8 Kasım 2009 da Yemen’deki Şii isyancıların Suudi Arabistan sınırını geçerek Cebel Duhan adlı bölgenin kontrolünü ele geçirmeleri üzerine, Suudilerin ödü patlamış ve bu Şiilere günlerce kara destekli hava saldırısı düzenlemiştir. 30 Ekim 2010 da evlerinde kendi inançlarına göre ibadetlerini yapan biri din adamı üç Şii göz altına alınmış, arabasına Lübnan direnişini destekleyen yazılar yazan Muhsin Ali Akıllı adli bir Şii 2011 yılı başında 3 ay hapse mahkum olmuştur.

Orta Doğu içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın

Kadın Kasiyerler

Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz kenarındaki Cidde şehrindeki bazı süpermarketlerde kadın kasiyerler 2010 Ağustosundan itibaren istihdam edilmeye başlandı.

Hemen “ooo…Arabistan için oldukça büyük bir gelişme” diye düşünmeyin. Bu çalışma öyle pek bizim bildiğimiz türden değil. Kadın kasiyerin olduğu kasa paravanla çevrili oluyormuş. Dışına da “families only” “reserved for women and families” yani sadece kadınlar ve aileler için olduğunu yazmayı ihmal etmiyorlarmış. Böylece kadın müşterilerin erkek kasiyerle karşılaşması, göz göze gelmesi hatta para alıp verirken elle teması önlenmiş yani kadının namusu korunmuş oluyor. Ama bu kez de kadın müşterilerle birlikte olan erkeklerin kadın kasiyerlerle karşılaşma sorunu gündeme geliyor.

Bu örnek bana lokantalarda “family section” yani aile bölümlerindeki masalarının paravanla çevrilmesini hatırlattı. Madem öyle bu lokantalarda da kadın garsonlar servis yapsalar iyi olacak, zira erkek garson geliyor, paravanın dışından sesleniyor, paravandan yetişkin bir erkek ya da erkek çocuk çıkıyor, garsonun elindeki tepsiyi alıp paravan içerisinde masaya kendisi servis yapıyor.

Aslında Kralın kızların eğitimi ve onlara iş alanı yaratmak için iyi niyetli olduğu biliniyor. Ama kazın ayağı öyle değil. Ülkede gericilerin de bir yere kadar sözü geçiyor. Nitekim Şeyhülislam  ile  6 yardımcısı 1 Kasım 2010 da bir fetva yayınlayarak kadınların kasiyerlik yapmasını yasakladılar.  Nedeni de yukarıda açıkladığım aile içerisindeki namahrem erkeklerin kadın kasiyerle karşı karşıya gelmesi. Yani biz birşey biliyoruz da söylüyoruz.

Buna rağmen Marhaba süpermarket zinciri bu fetvaya uymayarak Çalışma Bakanlığından yazılı talimat gelmedikçe 25 kadın kasiyerin çalışmaya devam edeceklerini açıkladı. Bakanlık ise Yüksek Din Konseyi fetvasının henüz ellerine ulaşmadığını söylemiş.

Bu arada 2009 yılında Suudi kadınları arasındaki işsizlik oranı % 28.4 imiş. Kanımca böyle bir ülke için hiç de yüksek bir oran değil.

Söz konusu kadın kasiyerlik olayı henüz Cidde’den başka şehirlere bulaşmamış. Roshan Mall’daki Panda’da da tesettürlü 16 bayan kasiyer çalışmakta. Balad denilen şehir merkezindeki arap çarşısında bayanlara abaye (uzun kapalı siyah elbise) satan Om Amir gibi kamuya açık yerlerde çalışan kadınlara da tek tük rastlanıyor. Kuzey Cidde’de sadece kadınların girebildiği bazı mağazalarda da kadınlar çalışabiliyor.

Bu ilginç olaydan Gizem Mocan’ın bloğu sayesinde haberdar oldum (http://www.gizmocan.blogspot.com/) kendisine ve detaylarını anlatan dostum Bilgi Akıncı’ya çok teşekkürler.

Diğer kaynaklar:

http://www.thenational.ae/news/worldwide/middle-east/saudi-stores-defy-fatwa-banning-female-cashiers

http://www.a1saudiarabia.com/Debate-rages-over-Saudi-women-working-as-cashiers/

http://tribune.com.pk/story/73326/saudi-supermarkets-snub-fatwa-against-women-cashiers/

http://arabnews.com/saudiarabia/article106238.ece

http://www.alarabiya.net/articles/2010/08/24/117476.html

http://www.zeenews.com/news650708.html

Bülent Pakman, Bakü, Ocak 2011.

Uncategorized içinde yayınlandı | Tagged , , , , | Yorum yapın

Selleriyle Meşhurdur

This slideshow requires JavaScript.

Suudi Arabistan’da Kızıl Deniz kıyısındaki Cidde kentinde Aralık ve Ocak aylarında metrekareye yağan yağmur miktarı ortalama 51 mm’ dir. Ama çöl deyip geçmeyin Kasım ayı dahil sık sık bunun istisnaları olur.

Cidde’de yakın zamandaki sel felaketleri

24-26 Kasım 2009

Kurban Bayramı arifesinde etkili olan aşırı yağışlar sebebiyle sokakları su bastı, bazı evler yıkıldı ve Cidde-Mekke yolu kapandı. Metrekareye 90 mm yağmur düştü.

Mekke’de hacılar  arife gecesinde Mina’da çadırlar su altında olduğu için geceyi ayakta geçirdiler.

Cidde Sivil Savunma Müdürü Muhammed El Karni’nin yaptığı açıklamaya göre, 5 Aralı 2009 itibarıyla 39 kişiye hala ulaşılamadı. El Karni, 1313 ailenin çeşitli merkezlere geçici süre için yerleştirildiğini belirterek, sel felaketinde 4664 aracın hasar gördüğünü söyledi.

Selden etkilenen bazı okullar tamirat nedeniyle kısa süre için kapatıldı.

Resmi açıklamalara göre selden 109 kişi öldü, bunlardan önemli bir kısmı Suudi Arabistan’da yaşayan  yabancı uyruklular. Ölenlerin sayısının aslında daha fazla olduğu (500 den fazla) ve bunun halkdan saklandığı iddia ediliyor. Neden saklanıyor dersiniz? Dünyanın en büyük petrol rezervine sahip öylesine zengin bir ülkenin, 4 milyon nüfusa sahip böylesine önemli bir kentinde altyapının berbat halde ve yıllardır halledilememiş olması gerçeğinin sırıtmaması ve dolayısıyla yönetimin ayıbının ortaya çıkmaması için elbette. Ülkeyi katı dikta monarşisiyle yöneten Suud ailesine göre selin sorumluları planı olmayan bölgelerde arazi alanlar ve buralara ev yapanlarmış. Halbuki bu çöl arazileri çeviren, parselleyip değerlerini artırarak satan kendi hanedanının mensupları.

15 Ocak 2011

Aşırı yağmurlardan Cidde’nin ana caddelerinin büyük kısmı sel sularının altında kalırken, sular çok sayıda aracı ve iş yerini de kullanılamaz hale getirdi. Yağmur özellikle Samir, Ajawd, Braiman, Al-Safa, Al-Nahda ve Al-Rehaili bölgelerinde etkili oldu. Yağmurlarda Hajar köyü ve civarı sular altında kaldı. Kral Abdullah Bilim ve Teknik Üniversitesi’nin Thuwal’daki yolları da sular altında kaldı. El Kadime bölgesinde ise bir köprü yıkıldı. Cidde’den Rabigh’e giden birçok yolcunu da geri döndü. Cidde’deki birçok okul da sellerden dolayı tatil edildi.

Kral Abdülaziz Üniversitesi Meteoroloji Bölümü yetkilileri, yaptıkları açıklamada bu sabah için 41.7 mm yağmur beklediklerini açıklamışlardı.

Öte yandan Cidde Sivil Savunma birimleri, çok sayıda botlarla sele karşı hazırlık yaptığını duyurdu. Görevliler özellikle 2009 yılında sellerden oldukça olumsuz etkilenen Haremeyn tren hattına konuşlandı.

Cidde Belediyesi, selden önce de suların boşaltılması için 100 pompa kamyonunu hazır tuttuğunu kaydetti.

26 Ocak 2011

Cidde’de yine aşırı yağışlardan dolayı birçok iş yeri, ev ve otomobil sular altında kalırken sivil savunma ekipleri sel sularına kapılan 1500 kişiyi kurtardı.
El Arabiye televizyonunun internet sitesinde yer alan habere göre Sivil Savunma Genel Müdürü Abdullah Cadavi, silahlı kuvvetler, sınır ve sivil savunma birliklerinin şimdiye kadar sel sularına kapılan 1500 kişiyi kurtardığını bildirdi.
Sivil savunma ekiplerine bağlı helikopterin pilotu Muhammed El Harbi, sabah saatlerinde Cidde civarında yaptığı keşif uçuşlarında sel sularına kapılan 44 kişiyi kurtardığını, iki gündür 500 kişiyi kurtarmayı başardıklarını kaydetti.
El Harbi, sel sularının yüzlerce aracı kentin dışına sürüklediğini ve bu araçlarda kurtarılmayı bekleyenlerin bulunduğunu tahmin ettiklerini, bunun için de kurtarma çalışmalarına aralıksız devam edeceklerini kaydetti.
Bu arada Filistin caddesinde mahsur kalan bazı Türk vatandaşları da helikopter ile kurtarıldı.

Koza Grup Ortadoğu ve Afrika Temsilcisi ve Suudi Arabistan İş Adamları Konseyi (Saturk) Genel Sekreteri Hakan Biçkes’in eşi Ayşe Sümeyra Biçkes ile Saime Özsığınan, Gülnaz Başaran ve Fatma Bayrak isimli Türk vatandaşları, Filistin caddesinden Sivil Savunma Kurtarma Helikopterleri ile öncelikle kurtarılırken bazı Suudi vatandaşların kurtarılma sıralarını beklediler.

Yağışın hafiflemesi sonrasında yollardaki kurtarma çalışmalarına ağırlık verilirken İslam Kalkınma Bankası’nda çalışan onlarca Türk ise bina dışına çıkamadılar ve binanın etrafı tamamı ile sular altında kaldı.

Şiddetli yağışlar sonucu çok sayıda kişinin evsiz kaldığı ve maddi hasarın meydana geldiği kaydedildi.

Türk Star TV 28 Ocak Cuma akşam haberlerinde  ölü sayısının 500 ü bulduğu haberini verdi. 27 Ocak Perşembe günü havanın açmasıyla birlikte işin ciddiyeti daha belirgin hale geldi ve halk kaybolan yakınlarını aramaya başladı. 26 Ocak Çarşamba günü 4 saat boyunca metrekareye düşen yağış miktarı 114 mm olacak açıklandı. Birçok yol kapalı, okullar bir süre kapalı, halk arabalarını sular içinde bırakıp evlerine yürüyerek gitmiş, elektrikler kesilmiş, Cuma günü hala elektrik alamayan yerler var. 2009 sel felaketinin aksine Mekke’ye ciddi miktarda yağış düşmemiş. Cidde’nin sadece % 10 unu kapsayan bir yağmur suyu drenaj sistemi bulunmakta. Daha önce de belirttiğim gibi dünyanın en büyük petrol rezevine sahip bir ülke için bu utanç verici bir durum.

Kaynaklar :

http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=218225

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/16860183.asp?gid=373

http://www.timeturk.com/tr/2011/01/27/suudi-arabistan-cidde-deki-sel-baskininda-sulara-kapilan-1500-kisi-sivil-savun.html

http://www.haber7.com/haber/20110115/Cidde-yine-sel-sularina-teslim-oldu.php

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/13119639.asp

http://www.abna.ir/data.asp?lang=10&Id=219203

http://www.facebook-video-indir.com/suudi-arabistan-cidde-sel-felaketi.html

http://video.milliyet.com.tr/Cidde-ve-civarindaki-sel-felaketinde-48-kisi-oldu_1_33948.htm

http://www.watan.com/en/Latest/ali-al-ahmed.html

http://sh22y.com/vb/t29660.html?language=en

http://arabnews.com/saudiarabia/article244527.ece

Orta Doğu içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum yapın